ABD’Lİ SİYONİSTLERİN AKP’Lİ PİYONİSTLERİ

KÖSTEBEK JİTEM-MİT MOSSAD ÜÇGENİNDE TUNCAY GÜNEY İLE 240 GÜN
7 Ekim 2017
KAFA KAFAYA
7 Ekim 2017

ABD’Lİ SİYONİSTLERİN AKP’Lİ PİYONİSTLERİ

AHMET AKGÜL KİMDİR?
Araştırmacı-Yazar,
Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde
önemli bir fikir adamıdır. 2004 Ocağında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da
aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya
başlamıştır. Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamıştır ve
kırk yıldır bu duyarlı ve tutarlı tavnnı bırakmamıştır. İnancımız ve
ihtiyacımız olan, evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve
hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgür­lükler”
gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeni­den
şekillenmesi…
Ve Türkiye’nin yeni bir
barış ve bereket medeniyetine ön­cülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır. Milli
siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorum­layan
Sayın Akgül, yaklaşık 30 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam
ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.
Çeşitli konularda yayınlanmış ve
hazırlanmış otuz dört kitabı bulunan yazar, evli ve beş çocuk babasıdır.
Siyonizmin işbirlikçileri  bir bir yıkılırken, zalim güçlerin işbirlikçilerini
ise büyük bir telaş sarmıştı. Acaba sıra kendilerine mi gelecekti? Diktatur:
zorba ve zalim idarecilere; demokratur ise; seçim hilesi ve halkın kandırılması
ile yönetime gelen işbirlikçilere verilen addır. Amerika BOP adı altında İslam
coğrafyasını yeniden şekillendirerek direniş hareketlerine müdahale ediyordu. Tabi
bu da yeterli olmayıp bu olayı manipüle etmeye çalışırken, kontrollerin elinden
çıkmasından da doğal olarak endişe duyuyordu.
İlk olarak Tunus’ta başlayıp daha
sonra Mısır, Suriye, Lübnan, Cezayir ve Yemen’e sıçrayan halk hareketleri bir
anda tüm İslam coğrafyasına yayılıyordu. Bu ayaklanmaları hangi dış güçler
başlatmış olursa olsun, sonunda Müslüman halkların hayrına sonuçlar doğuracağı
olası bir sonuçtur. Bütün bu gelişmeleri Yahudi lobilerinin desteğini alarak
manipüle eden Amerika ve Avrupa, elbette milli ve İslami merkezlerin tepkisi ve
müdahalesiyle karşılaşacaktır. Batıyı şaşkınlığa sürükleyen barbar yönetimleri
ise taşkınlığa sevk eden bu gelişmeler, müjdelenen büyük mehdiyet inkılabının
son evreleri de olabilir. Tüm bu yaşanan olayların Türkiye’yi nasıl
etkileyeceğini ve olumlu olumsuz hangi gelişmeleri tetikleyecek hep birlikte göreceğiz.
Bizim ülkemizde Milli Görüşten
koparılan ANAP ve AKP gibi partiler nasıl CIA’in güdümüne girdiyse, İslami bir
gaye ile şekillenen bazı İslami hareketler de zamanla değişimler yaşamış ve bir
kısmı CIA ve MOSSAD’ın kontrolüne girmiştir. Yahudi sermayesinin elinde bulunun
ve Nobel ödülü verilen ve yine aynı güçlerin elinde bulunan Atom Enerjisi
Ajansı Başkanlığına getirilen Muhammed El Baradey’in, şimdilerde Mısır da Muhalefet
lideri olarak ortaya çıkması son derece düşündürücüdür. Aslında siyonizmin
amaçları doğrultusunda uygulanan senaryo da diyebiliriz. Tunus’ta başlayan ve
diğer ülkelere de yayılan bu ayaklanmalar, tüm İslam coğrafyasın etkilerken,  nedense Fas’a uğramadan geçiyordu.Acaba bu bir
tesadüf olabilir miydi? Yoksa sebep Fas Kralı’nın yedi sülalesinin Yahudi
olmasından dolayı mı? Küçük bir bilgi notu vermek gerekirse, küçük İsrail’i
kurmak için Anadolu’ya gönderilen Yahudilerin önemli bir kısmı, zamanında Fas’a
göç etmiş ve yönetimi ele geçirmişlerdir. El Baradey ne ABD’den habersiz gelmiştir,
ne de Kahire’deki gösteriler ABD’nin bilgisi olmadan gerçekleşmiştir. ABD’nin
izlediği bazı ülke politikaları vardır. Mesela,  nasıl Mübarek gibi bir virüsü Mısır’a monte
ettiyse, Mübarek’in anti-virüsünü de mutlaka geliştirmiştir. Baradey’in
yardımcılığına getirilen İsrail Ajanı Ömer Süleyman Mısır’ı batıya ve İsrail’e
bağlı tutabilecek tek kişiydi. Ömer Süleyman’ın göreve getirilmesiyle birlikte
olayların kendi kontrolüne gireceğini düşünen ABD, Amerikan ve Mübarek karşıtı olan
Müslüman Kardeşler ve diğer muhalif grupları hiç hesaba katmamıştı. Çünkü bu
grupların olaylara müdahil olması ile birlikte olayın rengi tamamen değişmeye
başlamıştı. Nedense, bir anda Türkiye de ve diğer ülkelerdeki Amerikan
karşıtları bile Mübarek’e karşı tavır alarak göstericileri desteklemeye
başladı. Ömer Süleyman Mısır istihbaratının başında yer alarak İsrail’e hizmet
ediyordu. Yılın hemen hemen yarısını İsrail de meslektaşlarıyla, Müslüman
Kardeşler ve HAMAS’ın nasıl devredışı kalacağının müzakerelerini yaparak,
meslektaşlarıyla bu konu hakkında görüş alışverişinde bulunarak geçiriyordu.
Hatta 2009 yılında İsrail’de Ömer Süleyman ile ilgili bir makale de şunlar
yazılmıştı: Süleyman Mısır İstihbaratının başına atandıktan sonra İsrail gizli
servisleri MOSSAD, SHİN BET ve Askeri İstihbarat yöneticileri ile düzenli  bir ilişki içerisindeydi. İsrailli eski bir
istihbarat yetkilisine göre Süleyman’ın görevi rejimi ve Mübarek’i korumaktı.
Mübarek 1995 yılında Etiyopya gezisi sırasında suikasta uğramıştı. Süleyman bir
gün öncesinden Başkan’ın zırhlı Mercedes arabasının Etiyopya ya gönderilmesi
konusunda ısrarcı olmuş ve bu sayede Mübarek’in hayatını kurtararak
aralarındaki dostluk doruk seviyeye ulaşmıştı. Yani bu olay MOSSAD’ın
hazırladığı ve başarılı olduğu bir senaryodur.
Tabi yapılan yorumlar sadece bunanla
da sınırlı değil. Bu gelişmeleri takiben ABD’den farklı yorumlar gelmeye devam
ediyordu. Bir programda ABD’nin ünlü haber programcılarından Barbara Walters
şöyle diyordu:
“Bugüne kadar Hüsnü Mübarek’i ABD’nin
çıkarları doğrultusunda hep destekledik. Mübarek ABD çıkarları doğrultusunda
bölge de liderlik yaptı”.
Programın ikinci konuğu ise New York
eski Belediye Başkanı ve 2008 yılının Devlet Başkanı adayı Rudy Giulinani’ydi.
Giuliani: “Hüsnü Mübarek bize her zaman yardım etti. Ona borçluyuz. Şu anda
Mübarek sonrası hükümeti garanti altına almalıyız. Hükümette Müslüman
Kardeşlerin olması bizim açımızdan asla kabul edilemez…
diyordu.
BOP’un Eşbaşkanlığını yürüten AKP iktidarı
olanlar karşısında şaşkındı. İşbirlikçi bütün Hükümetler devrilirken, ABD’nin
elindeki tek koz Türkiye kalmıştı. Mısırda isyan ve sonrası değişim, İran
devriminden daha fazla etkili olacaktır. Orta Afrika’dan Kuzey Afrika’ya kadar
bütün bölgeyi ve ülkeleri sarsacak, böylece domino etkisi o zaman ortaya
çıkacak ve Türkiye nasibini alacaktır. Bu olan olaylar karşısında ABD’nin dostu
Tayyip Erdoğan’ı sıkıntılı bir dönem bekliyordu.
Atilla Mehdigil’in  şu tespitlerine bakmakta fayda var:
“BOP
siyonizmin tetikçisi ABD’nin bir tuzağıdır. Projeyi yürütme ve
işbirlikçilik görevi ise Türkiye, Yemen ve İtalya Başbakanlarına verilmiştir.
Muhterem Erbakan Hoca yıllardır İsrail’in Arz-u Mevud projesini gerçekleştirmeye
kendi gücünün yetmeyeceğini, bunun için diğer ülkelerin yöneticilerini
kullanacağını vurgulayıp duruyordu.Siyonist düşünce’nin amacı Müslümanların
sonu anlamına gelen Armageddon savaşına zorlamaktır. Peki na yapmak lazım? Her
İslam ülkesinin kendi Milli Görüşçüleri vardır. Bu dönemde Milli Görüş
temsilcileri bir araya gelerek dünyayı yeniden şekillendirecek yeni kararlar
almak zorundadırlar.”
Geçmişten günümüze kadar gerçekleşen
pek çok savaşlar, işgaller ve darbeler acaba halklar tarafından mı
çıkarılıyordu yoksa dış güçler tarafından mı gerçekleştiriliyordu? Buna son
dönemdeki kadife Devrimleri de eklememiz gayet mantıklı olur. Aslında bu
sorunun cevabını da fazla uzakta aramak doğru değil. Ülkemizde geçmişte yaşanan
darbeleri incelersek bu konu hakkında fikir sahibi oluruz. ABD merkez Bankası
yani FED/Federal Rezerv 1913 yılında çıkarılan bir yasa ile özelleştirildi. Çıkarılan
bu yasa nedense toplumdan büyük bir titizlikle gizlenmiştir. Bir
müddet sonra bu bankanın hisselerinin 5 yahudi ortak tarafından birleştirildiği
ortaya çıkmıştır. Bunlar; Rothschild kardeşler, Rockafeller kardeşler, Morgan
kardeşler, Israel Moses Seif kardeşler ve Lazard kardeşlerdi.
Amerikan
Merkez bankasının yeni durumunu eleştiren Kongre üyesi Louis MCFadden bir
müddet sonra zehirlenerek öldürülmüştür. Başkan Kennedy FED’i ABD Devletine
kazandırmaya yönelik kararnameyi çıkarttık sonra suikast’e kurban gitmiştir.
Ardından kardeşinin yolundan gideceğini söyleyen Robert Kenddy’de bu girişim
karşısında canı ile cezalandırılacaktır.
Tunus ve Mısır’daki halk ayaklanmalarında
özellikle ordunun izlediği yol gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü artık rejimlerin
devrilmesinde akla gelecek olan ilk güç ordu olmaktadır. Maalesef Küresel
sistem orduları da kontrol altına almaya başlamıştır. Ama şunu kimse gözden
kaçırmamalı, artık Halk Devrimlerinin en güçlü yönü halka dayanmasıdır. Tabi bu
ayaklanmalarda bir lider’in bulunmaması ise en zayıf noktasıdır. Recep Tayyip
Erdoğan’ın 2005 yılında yaptığı İsrail gezisinde yaklaşık 6 saat ortadan
kaybolmasının sebebi İsrail ile yaptığı gizli anlaşmadır. Bu anlaşmanın
içeriğini ise ABD’nin Türkiye üzerinden İran’ı vurma stratejisi oluşturuyordu. Ayrıca
İsrail’in NATO üyesi olmamasına rağmen, NATO’nun koruması altına girmesi çok
dikkat çekicidir.       
İŞBİRLİKÇİ KUKLALAR
Wikileaks adlı bir internet sitesinin
yayınladığı ABD diplomasisine ait gizli belgeler bir anda ortalığı karıştırarak
dünyayı oyalamayı başarmıştı. Malesef Bu belgelerde ABD’ye ait hiçbir belgenin
bulunmaması ve sözde sadece diplomatik tespitlerin yer alması çok ilginçti.
Ayrıca belgelerin çoğunluğunu ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nden olması da
kafalarda soru işareti bırakıyordu. Bazılarınca bunlar “diplomatik dedikodular”
denilerek önemsizleştirilmeye çalışılıyordu. Oysa amaç belgelerin doğruluğu
değil, kamuoyunda yaratmış olduğu çalkantı ve gündemi bir anda değiştirmesiydi.
Bu amaçla nelere etki edeceği ve  zamanla
ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlarda çok ama çok önemliydi.  Tabi Bu belgelerin ortaya çıkması ABD’nin
gizli belgelerine sahip çıkamadığını da açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca bu
belgelerin önemli amaçlarından birisi de başta İslam ülkelerini birbirine
düşürme taktiğidir. ABD’nin böylece dünya kamuoyunu hedefleri doğrultusunda
istediği gibi şekillendirme isteği ortaya çıkmıştır.
Diğer gözden kaçırılmaması gereken bir
konu ise Dış İlişkiler Konseyidir. Dış İlişkiler Konseyi kısaca CFR adlı kurum
Abdullah Gül ile sıkı bir bağlantı içerisindeydi. Bu örgüt dünya’ya yön veren
gizli örgütlerin başında yer alıyordu. AKP’nin Tüzük ve Parti Programın da
CFR’nin imzası bulunuyordu.
Şuan gündemimizde olan yeni anayasa
çalışmalarında CFR yine aktif bir rol izleyerek Federasyon Anayasası istediğini
Recep Tayyip Erdoğan’a iletmişti. Mesala İngiltere’nin Yahudi lobisi ve gizli
örgütü olan “CHATHAM HOUSE”’un Abdullah Gül’e meşhur ödülünü vermesi nasıl
açıklanabilir. Ya da İngiliz Kraliçesi’nin “Büyük Şovalye Nişanı”’nı Abdullah
Gül’e takıvermesi aralarındaki sıcak bağı ortaya koyan en önemli delillerdir. Ülkemizde
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin zorunlu ders olmaktan çıkarılması, 301.
Maddenin kaldırılarak Milli benliğimize laf söylettirilmesi, eşcinselliğin
serbest bırakılması, zina’nın suç olmaktan çıkarılması, Heybeliada Ruhban
Okulunun açılması acaba misyonerlerin amaçlarına hizmet etmeyip de kime çıkar
sağlıyordu. AKP hükümeti çıkardığı bu yasalarla neyi amaçlıyordu. Acaba
Demokrasinin gereklerini mi yerine getiriyordu, yoksa Siyonistlerin emirlerine
mi riayet ediyorlardı.
14 Mayıs’ta Ankara Best otelde
gerçekleştirilen ve MİT, Emniyet, AKP ve DTP’lilerin katıldığı 4,5 saatlik
toplantı da alınan kararlar CIA’in ve Abdullah Öcalan’ın tekliflerine aynen
uymaktaydı. Bütün bunlar gerçekleşirken Abdullah Gül ise Barzani ile
dostluklarını pekiştiriyordu. CIA görevlisi Prof.Dr. Vamık Volkan sık sık
Abdullah Gül ile görüşmekteydi. En son gerçekleştirdikleri görüşmelerde 71
maddelik öneri raporunu kendisine teslim ediyordu.
Bu önerilerinin belli başlıları ise
şöyledir:
Türklük
kavramı yerine Türkiyeli kavramı
-Dünya’nın
en iyi Kürtçe eğitim veren Üniversiteleri Mardin ve Siirt’e kurulmalı
-Anadilde
eğitim yapılması ile ilgili düzenlemeler yapılmalı
-Anayasa’nın
ilk üç maddesi değiştirilmeli
Vamık Volkan kendi kitaplarında da CIA
adına görev aldığını beyan etmektedir. Filistin’de, Yugoslavya’da, Kuveyt’te,
Bosna Hersek’te, Arnavutluk’ta görev alan Vamık Volkan şimdi de Türkiye ile
ilgili görevi üstlenmiştir. Amaçları herkesin malumudur. Yahudi Siyonistlere
hizmet eden bu kişi Türkiye üzerinde oyunlarına başlamıştı.          
FETULLAHÇILAR
Fetullah Gülen’i gerçekten dini
gayretleri, manevi görevleri olduğuna inanarak ona bağlanan iyi niyetli
gençleri münasip bir tarzla uyarmak gerekmektedir. Bu cemaate bir özenti sonucu
bağlanan dini hassasiyetleri zayıf olan kişilerde vardır. Bunlar grup
psikolojisi ile kendilerini bir yere bağlanmak isteyenlerdir. Ayrıca dini
inançlarının yoğunluğundan dolayı belli iş gruplarından dışlanan kişilerde bu
mağduriyete inat cemaate bağlanmaktadırlar. Bu cemaate ayrıca makam, mevki
sahibi olmak için kendini bağlayan, yada şan şöhret uğruna cemaate katılan pek
çok kişi de mevcuttur. Siyonist ve Yahudi lobilerine mensup şahıslarda cemaatte
yer almaktadır. Bu konuda ilim Adamı Süleyman Karagülle’nin şu tespiti çok
önemlidir.”Cemaat ve teşkilatı büyük bir tehlike altındadır. Bir takım
yanlışlıklar ve yamukluklar, Fetullah Gülen’in adına malum merkezlerce
yapılmaktadır. Fetullah Gülen’in bu oyunlara alet olmaması, ve gereken
cesaretin gösterilerek camiasını uyarması gerektiğini söylüyordu.”
CIA Ortadoğu Masası eski şefi Fuller
çıkartmış olduğu, “İslam’ın Olmadığı Bir Dünya”
adlı kitabının tanıtımını Fetullah
Gülen’in Onursal Başkanı olduğu Rumi Forum da yapıyordu. Fuller zamanında
Fetullah Gülen’in ABD’de kalması için referans verenlerden biridir. Acaba bir
Yahudi neden bir müslüman’a böyle sahip çıkıyordu. Bunun altında bir şey
yatmaması mümkün değil. Ayrıca Fetullah Gülen’e referans olan diğer bazı
isimleri incelediğimizde de çok ilginç bir gerçekle karşılaşıyoruz. Pek çok
önemli Yahudi Fetullah Gülen’e referans oluyordu. Ama kimse nedense
sorgulamıyordu bu gerçekleri.
İşte önemli o isimlerde bazılar:
George
Vidas:
CIA’nin dışa
açılım ve analiz bölüm direktörü.Kendisi yahudidir.
Morton
Abramowitz:
CIA ve
DIA gibi istihbarat konularından sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı. Abramowitz
de yahudidir.
Paul
Barken:
Din
konularını temel alanYahudi bir profesördür.
Aleksander
Karlutsos:
ABD Rum
Ortadoks Kilisesi Başpiskopos yardımcısı.    
           
Bu isimler sadece ufak bir kısımdır.. Ama
önemli olan CIA’in 3 önemli isminin referans olmasıdır..
Gelelim Diğer bir CIA görevlisi Tuncay
Güneye. Son zamanlarda Ergenekon terör örgütü soruşturmasında adından en çok
söz edilenlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. 1972 doğumlu Tuncay Güney
Çorum’da okurken “Ağabeyler” tarafından fark edilerek, İstanbul’a getiriliyordu.
1989-1991 yılları arasında Fetullah Gülen’in özel kalemi olarak cemaatte görev
alıyordu. İstanbul Altunizade’deki bürosunda randevular düzenliyordu. Bilinen
ve görünen nitelikleriyle Tuncay Güney yeminli bir CIA ajanıdır. Ergenekon
Soruşturmasının da önemli aktörleri arasında yer alıyordu. Tuncay Güney
Fetullahçı üniversitelerden olan Fatih Üniversitesi’nde “Politika Kulübü” adında
faaliyet gösteren bu yapı ile birlikte sık sık  “Amerika’da Liderlik Programı” adı
altında geziler tertipliyorlardı. Nedense Gezilerin programında yer alan yerler
çok dikkat çekiciydi. Bu ziyaret edilen yerlere şöyle bir göz attığımız zaman
karşımıza Siyonist Düşünce Kuruluşları çıkmaktaydı. Bunlar arasında dikkat
çekenler; Georgetown, George Mason, American Catholic gibi kuruluşlardır.
Bu tarz geziler düzenleyen cemaat nedense
Gazze’deki ve Irakta’ki vahşete bir türlü ses çıkarmıyordu. Üstüne bir
de Mavi Marmara olayının olması ve tepki gelmemesi dikkat çekiciydi. Mavi
Marmara baskınının ardında Fetullah Gülen İsrail’in haklı olduğunu belirten
ilginç bir açıklama yaparak herkesi şaşırtmıştı. Ama hükümetten de bu konuda destek
gecikmemişti. Bülent Arınç, “Hoca Efendi haklıdır” diye açıklama
yapıyordu.
Fetullah Gülen ve Cemaat ile ilgili şu
konuda asla gözden kaçırılmamalıdır. MİT’in hazırladığı Fetullah Gülen ve
Cemaat ile ilgili rapor neden saklanıyordu acaba? Oysa MİT 1996 yılında 61
sayfalık “ÇOK GİZLİ” ibareli raporunun içerisinde beş sayfalık bir bölüm
Fetullah Gülen örgütlenmesiyle ilgili ayrıntılara yer veriyordu. Mit bugün o
raporu kabul etmese de, şuan yürütülen Ergenekon Soruşturmasına girmiş bulunmaktadır.
TAHRİBATLAR
Türk Tarım ve Siyasetinin bitirilmesi
Siyonist İsrail’in en büyük hedeflerinden birisidir. Siyonist Yahudilerin hedef
ülkeler üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için önemli protokoller
yapmışlardır. Bunlar kısaca;
-Bir devlet, ekonomik yada sosyal
çöküntü ile beraber ya kendi haliyle yada dış müdahale ile yıkılıverir. Goyim
Halkları (Siyonist Yahudiler ve İsrail dışındaki hayvan sürüsü topluluklar)

diye tabir edilen halklar, alkollü içeceklerle sarhoş edilip uyutulmalıdırlar.
-İnsanların düşüncelerine yön veren
unsurların başında basın gelmektedir. Goyim halkları bunun farkına varamadan bu
etkin bir şekilde kullanmalıyız.
-Tüm gizli yöntemler, basın ve medya
araçları kullanılarak ekonomik krizler tetiklenmeli ve halk sokaklara dökülmelidir.
-Goyimlerin eğitimini çok iyi bir
şekilde yönlendirerek milli heves ve ruhlarını yitirici mekanizmalar
oluşturmalıyız.
-Önemli olan sivil ve resmi
kuruluşların hepsi kendi tarafımıza çekilmelidir.
-İsrail’e karşı düşman olan
devletlerin kullanması muhtemel her türlü silahlarına sahip olunmalıdır.
-Dünyanın her ülkesin mason locaları
kurarak sayılarını artırmalıyız.
İşte yukarıda saydığımız maddeler
Siyonist İsrail’in izlediği stratejiyi ortaya koymaktadır. 1926 yılından
itibaren Türkiye kendi uçağına üretin bir devlet konumundaydı.1926 yılında
Kayseri uçak fabrikasında ve 1941 yılında Etimesgut uçak fabrikalarının
açılmasıyla birlikte, eğitim, sağlık ve nakliye uçakları üretilip hatta
Polonya’ya dahi satılmıştır. Ama günümüzde böyle bir şey söz konusu bile
değildir. İsrail ile yüz kızartıcı pek çok ortaklığımız vardır. Bunların
başında ortak füze kalkanı projesi, Arrov füzelerinin ortak yapımı, Yeşil Çam
radar sistemi, İnsansız hava araçlarının İsrail’den satın alınması, Türk m-60
tanklarının modernizasyonu gibi pek çok anlaşmamız bulunmaktadır. Alınan
Heronların arızalı oldukları günlerce basında haber olmuştu. Şunu sakın
unutmayalım ki, füze kalkanı projesine destek veren Türkiye, tamamen Siyonist
bir düşünceye hizmet ederek İran’ı kaybetme noktasına gelecektir. Buda AKP
hükümetinin sonunu hazırlayacaktır.   
ULUSALCILAR
Son zamanda ortaya çıkan Ulusalcılar
adlı bir yapılanma milliyetçilik ve Atatürkçülük düşüncesinin bir nevi karışımı
olarak karşımıza çıkıyordu. Sözde emperyalizim karşıtı olan bu grup, özellikle
tam bağımsızlık ilkesi adı altında faaliyet yürütmektedir. Aydınlık Dergisinden
Hikmet Çiçek “Dincilikle-Anti Emperyalizm olmuyor diyerek bütün Müslümanları
emperyalizm’in doğal tarafı olduğunu söylüyordu”.
Oysa yakın
tarihimizde Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarımızın iman kuvvetleriyle
kazanıldıklarını unutmuş görülmektedir. Pkk ve Ulusalcılar arasında oluşan
restleşmeler ise tam bir çelişki içerisindedir. PKK Aydınlıkçılara “İngiliz
Ajanı, MİT Ajanı, Kemalizm’in çanak yalayıcıları diye hitap ederek saldırı da
bulunuyordu. Ama bu saldırılara rağmen 1990’lı yıllarda Doğu Perinçek PKK
kamplarını ziyaret ederek Abdullah Öcalan ile aynı karelerde poz veriyordu.
Hatta Abdullah Öcalan verdiği ifadesinde, Doğu Perinçek’in kendisine teklifte
bulunduğunu söylerek, kendi siyasi yapılanması içinde görmek istediğini
savcılara bire bir anlatıyordu. Oysa ulusalcılar bu görüşmeyi sadece bir
gazetecilik görevi diyerek geçiştirmeye çalışıyordu. Şunu unutmamak gerekiyor
hem Abdullah Öcalan hem de Doğu Perinçek Komünist fikre sahip şahıslardır.
Ayrıca MBH’cilerin milliyetçilik istismarı ile kendilerini ön plana çıkarmaları
da göz ardı edilemez. Sadece ülkemizde değil, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetin de
ulusalcı geçinen Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş da ABD’nin sinsi planlarına
alet oluyorlardı. Örneğin KKTC’deki Türk Pastörü (Protestan papaz) Kemal
Başaran yaklaşık 300 ailenin Hıristiyanlığı seçtiğini açıklaması oynanan
oyunların diğer bir göstergesidir. Ama bizler maalesef uygulanan yalanları hala
görmemezlikten gelerek, Siyonist fikirlerin aleti olmaktan kendimizi
kurtaramıyoruz.
SİYONİSTLERİN ERBAKAN
KORKUSU
Günümüzde kapitalizm halkları futbolla
uyutmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla milyonlarca dolar
harcanılarak yapılan Galatasaray Spor Kulübüne ait stadyum’un açılışı
sırasında, halk Başbakan’ı yuhalamıştır. Çünkü insanlar işsiz, çaresiz ve
mutsuzdur. Halk burada tepkisiyle, paraların yanlış yerlere harcandığını bir
nevi göstermektedir. Stadyum seyirciliği Yunanistan’daki çok tanrılı dinlerden
kalma bir yapıdır. Maalesef AKP iktidarı sömürü sermayesinin amaçlarına hizmet
etmektedir. Oysa AKP hükümeti Müslümanlığın yapısına uymayan bazı işler kol
kanat geriyordu. Oysa Recep Tayyip Erdoğan oraya yatırılan paralar ile yerli
otomobil fabrikasının temellerini atabilirdi. Oysa Erbakan Hoca 1956 yıllında milli
sanayi’nin temellerini atarak Türkiye’nin ilk yerli motor fabrikasını
kuruyordu. Erbakan’ı diğer siyasi temsilcilerden ayıran en önemli özellik, onun
olaylar karşısındaki bakış açısıdır. En basitinden Siyonizm’i Erbakan Hoca’dan
başka dile getiren başka bir siyasa lider var mı? İşte bu yüzden 28 Şubat
süreci ile Erbakan Hoca’nın görmüş olduğu doğruları bir komplo ile kapatmak
isteyenler maalesef emellerine ulaşmış gözükmekteydi. Recep Tayyip Erdoğan ne
yapıyordu? Önce “one minute” deyip, arkasından bütün askeri ihaleleri İsrail’e
veriyordu.
1950 yılında imzalanan antlaşmalarla
atılmış olan Türkiye-İsrail yakınlaşması, 1955 yılında imzalanan Bağdat
Paktı
”’n dan sonra sekteye uğramış ve 1956 yılında patlak veren Süveyş krizi
ile ipler kopma noktasına gelmiştir. Bundan sonra ki  yıllarda da devam eden ilişkiler 2000’li
yıllara kadar çok büyük bir yol katledilmemiştir. Fakat AKP Hükümetinin göreve
gemlisiyle birlikte Türkiye-İsrail ilişkileri yoğun olarak artış göstermiştir.
Bunları bazı göze çarpan örnek ile de açıklayabiliriz. Mesela İsrail halkına
mülk satışı Ülkemizde yasaktı. Oysa AKP Hükümeti tek taraflı olarak İsrail’e
mülk alımı konusunda izin vermiştir. Diğer bir örnekte İsrail’in Suriye
sınırında ki mayınlı arazinin temizlenmesine karşı GAP’a talip olmasıdır.
Amaçları ise Yahudi Kürdistan’ın Akdeniz’e açılımının kolaylaştırılmasıdır. Yine
bu bölge de TPAO’nun bulduğu petrol kuyularının bir kısmında petrol’e
rastlanması, İsrail’in mayınlı arazilerin temizlenmesi karşılığında 49
yıllığına bu arazinin kiralanması isteği muhalefet partilerinin ve askeri
yetkililerin tepkisin çekmiştir. Yine AKP döneminde çıkarılan Tohumculuk Yasası
ile yerli tohum kullanımı yasaklanmış ve İsrail ile ABD firmalarının
tohumlarının alımları zorla yerine getirilmiştir olmaktadır.

Sonuç olarak Siyonist düşüncenin tüm dünya’ya hükmetme çabası maalesef
yolunda gidildiği kanaati oluşturmuştur bizlerde. Oysa Milli Görüş çerçevesinde
oynanan bu oyunların farkına varmamız gerekir. AKP hükümeti iktidar olduğu
sürece başta ABD ve Siyonist İsrail olmak üzere emperyalist düşünceye hizmetini
layığı ile sürdürmektedir..      

Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: