AGARTA’DAN ERGENEKON’A BÜYÜK TÜRK BİLGELİĞİ

CEM ERSEVER’İN SON 90 GÜNÜ VE KAYIP KİTABI “ŞAM’DAKİ KEMANCI”
7 Ekim 2017
RASTGELE BEN
7 Ekim 2017

AGARTA’DAN ERGENEKON’A BÜYÜK TÜRK BİLGELİĞİ

“Tarih, milletleri ve devletleri
yazar. En çok da Türklerden bahseder. Ünlü bir bilim adamının dediği gibi,
“Tarihten Türkleri çıkarırsanız ortada tarih diye bir şey kalmaz.”
Dünya üzerinde her milletin bir görevi
olmuş; kimileri tarih sayfaları arasında kaybolmuş, kimileri de yozlaşıp
zamanla silinmiş Türk milletinin binlerce yıldır Mu-Atlantis ile nasıl bir
diyaloğu olduğu araştırmaları yapılırken “Erken Tarih”in derinliğine inme
gereği doğmuştur. Türk milletinin tarih misyonunu incelerken, genetiğine
işlenen kahramanlık destanlarıyla dolu gerçeğine defalarca tanık olacaksınız…
Atatürk’ün, Türk Milleti’nin Nereden
Geldiği ile İlgili Araştırmaları
Agarta’dan Ergenekon’a Uzanan
Efsanenin Sırları
Agarta-Şambala ve Hitler Uzantısı
Binlerce Yıl Saklanan Büyük Sır;
Gök-Kurt
Türklerin Kültürel Kökenleri Kayıp
Kıta Mu’ya mı uzanıyor?
Kuran-ı Kerim’den Türklerin Kozmik
Kökenlerine Dair İp Uçları
Bu kitap, Türk uygarlık tarihinin
kökenlerinin dayandığı Agarta ve Ergenekon Efsanesinin bilinmeyenlerine ayna
tutuyor ve derin bir araştırma örneği sunuyor.
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça, daha büyük
işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”
                                                                                                            M. K. Atatürk
KİTAP ALTI BÖLÜMDEN OLUŞMUŞ KISACA;
 
Birinci bölümde: Atatürk’ün Türk
milletinin tarihini öğrenmesinde büyük çalışmaları olduğunu belirtiyor. Bu
konuda ki en önemli adımı 1931’de kurduğu Türk Tarih Kurumudur. Böylece;
Türklerin Mu Kıtasından geldiklerini ve dildeki bazı benzerliklerden dolayı
Amerika’daki Mayalarla akraba olduğunu ortaya koyar. Bunun üzerine 1932’de Türk
Dil Kurumunu kurar. Türk Dilinin özelliklerini açıklar ve “Güneş Dil Teorisini”
ortaya koyar.
Türklerin tarihini araştırırken
çıkarılan kalıntıları anlamak, yabancı ülkelere muhtaç olmamak için Atatürk Dil
Tarih ve Coğrafya Fakültesini kurar. Atatürk’e göre Türklerin tarihi Orta
Asya’dan daha eskilere dayanır. Amerika’daki Mayaların dili ile Türkçe
arasındaki benzerlikler Atatürk’ün dikkatini çeker. Genetik yapılarında da
benzerlikler görülmektedir. Çeşitli incelemeler sonucunda İtalya’nın çoğunluğu
Türklerden oluşmaktadır.

ATLANTİS VE MU UYGARLIĞI

Doğu ve Batı uygarlığının iki ana
kaynağı vardır. Bunlar; Atlantis diğeri de büyük anavatan “Mu Uygarlığıdır”
Mu Kıtası: Pasifik okyanusunda kuzeyden
güneye kadar Avustralya’nın doğu kıyılarını içine alacak kadar inen büyük bir
bölgedir.
Mu kıtası halkı bir hükümetin idaresi
altında on kabileden oluşmaktadır. Bunların reisine Mu’nun güneşi, tacı,
hükümdarı, hâkimi manasına gelen RA-MU denir Ramular halkı tanrının vahiy
ettiği yazılara göre idare ederlerdi. Reisler halka karşı görevlerini müdrik ve
müşfik; halk ise reislere karşı içten gelen bir hürmetkarlıkla hizmet
ederlerdi. Mu sakinleri tek tanrılı dine inanıyorlardı.
Mu Uygarlığından sonraki en büyük
uygarlık Atlantis Uygarlığıdır.
Atlantis: Görland’a yakın bölgelerden
İrlanda’yı içine alan bütün kuzeydoğu Amerika kıyılarından aşağıya, Güney
Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan bölgedir.
 
Bu iki uygarlıkların benzer yönleri
çoktur. Bunlar iki kardeş kıta olarak gelişmişlerdir. Bu kik kıtadan dünyadaki
her şeyim temel bilgisi ve ilkeleri bu kıtlardan çıkarak dünyaya yayılmış. Bu
kılardaki insanlar kendilerini öyle geliştirmişlerdir ki iletişimlerini bizim
şuanda yaptığımız gibi telefon veya daha başak aletler kullanmadan telepati
yöntemine benzer bir yöntemle sağlamışlardır. Bunun adına “Duyular Dışı
Algılama” adını vermişlerdir. Onlar için maddesel bir araca gerek yoktur.
Onların bünyeleri algılama ile ilişkili enerji yayınlarını alıp verebilecek
yetenekte olan varlıklardır.

MU VE ATLANTİS GÖÇLERİ

Anadolu hem Atlantis Kıtasından hem de
Mu kıtasından göç edenlerin birleştikleri, kültürlerin harman olduğu yer.
Atlantis de üç evreli olarak şunlar
görülmüştür. Yetmiş beş ve seksen bin yıl öncesinde olduğu tahmin ediliyor.
Atlantis durduğu yerde batmamıştır. Dünya’nın eksen kayması sonucunda kutuplar
yer değiştirmişlerdir. Sonuç olarak Atlantis halkı yer değiştirmek zorunda
kalmışlar. Eksen kaymasının sonucunda ırklar kuzeyden güneye, güneyden de
kuzeye yönelmişlerdir.
Atlantis’in en büyük göçü; Kuzey
Amerika, Orta Amerika ve Güney Amerika’nın kuzey kısmına yapmışlardır. Meksika
ve Yucatan bölgesi; Mississipi nehrine kadar uzanan coğrafyaya yerleşmişlerdir.
Buraya Mu kıtasından gelenler de ulaşmışlardır. Atlantis’den göç edenler Mısırı
oluşturmuşlardır.
Mu uygarlığının insanları da Uygurları
temel olarak seçmişlerdir. Bütün bilginlerini oraya götürmüşlerdir. Uygur
uygarlığının bugünkü Moğolistan ve  Gobi
Çölünün dağ yamaçları.
Zaman içinde Uygur uygarlığı da kendi
içinde yeni bölümlere ayrılmışlardır. Hindistan’a, Çin’e Afganistan’a, İran
yoluyla Anadolu’ya ve Balkanlara göçler gerçekleşmiştir. Fransa’nın içine
ulaşan göçler söz konusudur.
Mu göçleri doğal olaylar sebebiyle
gerçekleşmiştir. Gobi Çölü bir zamanlar iç denizdi. Bölge zengin ağaçlarla
meyvelerle ve hayvanlarla doluydu. Dünyadaki yeni oluşumlar yükselmelerin
sonucunda Gobi’nin suları Hazar ve Karadeniz’e boşalır. Hazar ve Karadeniz o
zamanlar dağlık bir bölge idi. Gobi yükselirken Hazar ve Karadeniz’de çöktü.
Gobi’nin suları Hazar ve Karadeniz’e aktı bundan dolayı Karadeniz’in dibinde
canlılar yaşayamaz. Çünkü sular basmadan önce canlılar vardı orada. Bu canlılar
sular basınca da çürüyerek bir gaz katmanı oluşturdu.
Büyük Uygur göçüyle birlikte MU
bilgeliği ve Atlantis’de teknolojiyle yetişmiş olan insanlık güçleri zekâsı ve
zihnide göç etmiştir.

GÜNEŞİN ARDINDAKİ GÜNEŞ

Mu’da güneşle temsil edilen tek Tanrı
inancı var. Ortasında bir nokta ve onu çevreleyen güneş disk: Yaradan ve Yaradılışı
simgeler. Dinlerin temelini bu güneş kültürü oluşturur. Bu dünyanın etrafında
dönen güneş değildir. “Asıl güneş ve Güneşin arkasındaki güneş ifadeleri
Sirius’u vurgulamaktadır.
Mısırdaki “Ra” tek tanrı inancını
simgeler. Mısırda yaşamış olan Firavun Akenaton Ra inancını ortaya çıkarmıştır.
Firavun saptırılmış rahipler tarafından öldürülür. Rahipler tabiat yasalarını
ilahlaştırmışlardır.          
Mu Uygarlığını dini ve mitolojik
kimliğinden çıkarıp konuyu bilimsel bir temele oturtan T. Churchward’dır.
Hindistan’da görevli olduğu sırada konuk olduğu tapınağın arşivlerinde
Naga-Maya dili denilen şekil ve sembollerden oluşan tabletler bulur bunları
tapınağın rahibinin yardımıyla çözer. Tabletler 15000 yıl önce yazılmış olup
Mu’nun bilim rahipleri olan “Naacaller” tarafından getirilmiş tabletler.
Churchward sonra Güney Pasifik Adalarında, Orta Amerika’da,  Orta Asya’da, Mısır, Sibirya, Birmanya, Avustralya’da
MU varlığını ilişkin bir çok delil
bulur.
Başka bir Amerikalı jeolog- arkeolog
olan Willliam Niven 1921-1923 yıllarında Meksika kazılarında iki bin altı yüzü
aşkın tabletler bulur.bu tabletler Mu uygarlığının  varlığını kanıtlar niteliktedirler. Mu
uygarlığını kanıtlayan yazıtlar: British Museum’da, Tibet’te bir Budist
Tapınağında, Madrid ulusal müzede, Meksiko Piramidi Yazıtlarında bulunan
yazıtlar ve ayrıca Platon’un “Timeus ve Critias” eseri Mu uygarlığın varlığı
kanıtlar.
“Mu Dini” insanların ilk ve tek
tanrılı dini olduğu sanılmaktadır. Mu’nun bilimsel rahipleri “Naacaller” bu
dini sırdan insanların daha iyi anlaması için bu dinde semboller kullanmayı
tercih ediyorlar. Sembollerin kullanılmasına başka bir neden ise; Mu Dinine gör
tanrı doğruda ağza alınmaz. Eğer semboller kullanılmasaydı sıradan insanlar
anlayamazdı. Başka bir amaca göre de semboller belirli bir ifade tarzının
kalıplaşmasını engelliyorlardı. Ve gelişmeler doğrultusunda sembollere yeni
anlamlar yükleyerek dini bağnazlıklardan ve dogmalardan kurtarıyorlardı. Mu
Uygarlığını zaman içinde çökmesiyle semboller gerçek ilahın yeri alarak
putlaşırlar ve çok tanrılı dinler ortaya çıkar.

GAMALI HAÇ-KUTUP-SWASTİKA

Swastika “Gamalı-Haç” işareti Mu
Kıtasından dünyaya  yayıldığını en önemli
kanıtları Naakal Tabletleri’dir.Naakal Metinlerine göre: Kutsal Dörtlü,
tanrının bütün evrende karışıklığı yasa ve düzene çeviren emirlerdir.
Bu gücün özelliğini bilen Hitler bu
sembolü seçmiş ve bunu bayrağına da koymuştur. Kutsal Dörtlü çeşitli halk
kitlelerinde çeşitli isimler almışlardır.

AGARTA-ŞAMBALLA VE HİTLER UZANTISI

Mu Atlantis Kıtalarının çöküşünden
sonra burada yaşayan halk yüksek yerlere göç ederler. Buraların Himalaya
Dağları çevresi sanılmaktadır. İki ayrı Kıtadan göç eden bu insanlar iki farklı
şehir kurarlar. Bunlar Agarta ve Şamballa’dır. Agarta Sağ-el yolunu izleyenlere
ait, Şamballa ise karanlık yol izcilerine ait.
Bazı rivayetlere göre Hitler Şamballa
rahipleri tarafından gönderilmiş bir medyumdur. Hitler Tibet’ kadar inmek
istiyordu. Hitler Almanya’sı teslim olunduğunda on iki Budist Rahip ölü
bulunmuştur. Hitler Tibet’e Rusya üzerinden inmek isterken bunun da zor
olduğunu farkındaydı. Hâlbuki Anadolu üzerinden de gidebilirdi fakat Hitler
Atatürk’ten korkuyor ayrıca da ona hayrandı.

MU UYGARLIĞI VE ANADOLU

Mu halkının bir bölümünü Doğu yoluyla
Anadolu’ya gelerek ilk atalarımızı oluşturmaktadırlar. Batı yoluyla göç
edenlerin ise Uygurların atalarını oluşturduklarını görmekteyiz.
Anadolu halkı ile etkileşim içerisinde
bulunan Mezopotamya bölgesindeki halkın ataları da Mu’dan göç edenlerdir.
Anadolu’ya sonradan göç eden Oğuzlar da Moğolistan kökenli olup. Moğolistan2ı
oluşturanlar ise Mu Kıtasından göç edenlerdir.
Atlantis’den göçen halk nasıl Mısır’ı
oluşturmuşsa, Mu uygarlığından göç edenler ise de Uygurları temel olarak
seçmişler. Uygur göçüyle Mu kültürü, zekası, bilgeliği de göç etmiş olur. Mu
insanları ve kültürleri bir Mısır’da bir de Uygurlarda varlığını sürdürür. Bu
insanların taşıdığı en büyük genetik özellikleri “Duyular Dışı Algılama”
özelliğidir. Bu özelikler hiçbir bozulma olmadan Anadolu’ya taşınmıştır. Anadolu
insanları sürekli üstün irtibat içinde yaşarlar. Anadolu insanlarını iç yüzü
bir şekilde ruhsal dünyaya her zaman dönüktür. Çünkü DNA ‘da ki bu yönümüz çok
gelişmiş olup. Bu yönümüz Mu uygarlığından gelen vazife ve mirasımızdır.
Anadolu halkının görevi Mu ve
Atlantis’den gelen bilgilerini insanlara aktarmak.
Daha önceleri Agarta ve Şamballa’dan
söz ettik. Agarta’yı “Bir’in Oğulları” kurarlar. Şamball’yı ise “Belilal
Oğulları” kurmuşlardır. Bunlar yüzyıllardır savaş içerisindedirler. Hâlbuki her
iki grubun elindeki bilgiler aynı idi. Bu iki grup bu bilgileri birbirinden çok
farklı alanlarda kullanıyorlardı.
Agarta: Birçok rahipleri ve
peygamberleri gizli yer altı merkezlerinde eğitiyorlardı. Ezoterik bilgilerin
yok olmaması için inisiyatik merkezlerin kurulmasını sağlıyorlardı.
Şamballa: dünyada yaşayan insanların
bilgiden uzaklaşmasını sağlamak amacıyla çeşitli faaliyetlere girişti. Dünyanın
bilgi alanında iniş sürecinde aşağıya inişinde Şamballa kendisine daha çok
taraftar buldu. Bilgisizliğe ve negatif enerjiye yatkın insan kitleleri bu
süreçte Şamballa tarafında oldular. Bunlara “Kara Tarikat” üyeleri de denirdi.
Diğer bir adı ise “Kara Cübbelilerdir.”insanlığı bilgiden uzak tutmak, cahil
bırakmak ve insanlığın bazı sırlara ulaşmasını engellemek için organizasyon
oluştururlar. Kurulan bu tarikat yaptıkları inanılmaz olaylarla hep gündemde
kalmayı başarırılar. Bundan sonra işler değişecektir. İnsanlık tarihi bilgi
yönünde bir inişten yükselişe geçmenin eşiğindedir. İnsanlık Şamballa ve ona
benze görevde bulunan gruplardan yakasını kurtaracağı günler yakındır.

ASTRAL SEYAHAT-ATLANTİS’İN SIRRI

Astral seyahat: insanın fiziki
bedeninde geçici olarak ayrılıp başka yerlerde gezmesidir. Astral seyahat
şuurlu bir olaydır. Ruh bedene döndükten sonra yaşananlar pek hatırlanmaz.
Bazıları rüya şeklinde hatırlanır. Şu yanılmada düşülmemelidir. Bütün rüyalar
Astral seyahat değildir.
Atlantis yeryüzünde insanlığın ilk
ortaya çıktığı kıtadır. O zamanlarda yaşayan insanlar günümüzdeki insanlara
benzemiyorlar. Çünkü onlar henüz güneş ışığı görmemiştir. Atmosfer yoğun ve
kalın bulutlarla kaplıydı. Güneş ışıklarıyla karşılaşmayan ve insanlığın atası
sayılan ilk insanlara “Otomatlar” diye adlandırılırdı. Bu canlılarda hayvan
metabolizmasına benzerdir bu canlılar heyecan ve içgüdüleriyle hareket
ederlerdi. Mantık ve benlikleri oluşmamıştı. Bu canlılardan güneş ışıklarına
maruz kalan bazı canlılarda birtakım değişiklikler söz konusudur. O dönemlerde
ortalama yaşam süresi 600-700 yıllar arasındaydı. Uzunlukları üç dört metreydi.
Bu canlılar gerekli olgunluğa ulaşınca ilahi bir kültür ya da öğretiyle yani
Sirius öğretisiyle tanışırlar. Altın çağdan sonra manevi değişimin nedeni
inançlardan olasının sebebi iç yerine dışa maddeye yönelik duygulara yönel
inmiştir.

TÜRK ADI

Türk adı ilk defa M.Ö 14 y.y.’da
“TİK”ve”TİKLER” adıyla geçmiş. Diğer bir görüş ise; Türk adının M.Ö.14yy’dan
daha önceleri de var olduğudur. Bunun hakkında birçok iddialar vardır. İran
menşeli “Zend-Avesta” geçer. Ayrıca Tevrat’ta da adı geçer. Türkler dünyada
bulunan en eski medeniyet olan ve 7.yy. Orta Asya’da kurulan “Anav”
medeniyetini kurmuşlardır. M.Ö. 7 ve 4 yy. Avarlar ve Sakalar tarihi kayıtlarda
yer alırlar.
Türk kelimesini yazılı olarak ilk defa
M.Ö.1328 yılında Çin kayıtlarında “Tu-Kiu” şeklinde görülür. Tarih sahnesine
Türkler Göktürklerle çıkmıştır. Orhun kitabelerin de ise “Türk” adı ”Türük”
şeklinde geçer. Türk adına çeşitli manalar verilmiştir. Çinlilere göre Türk
miğfer anlamına gelir. İslami kaynaklarda ise; terk edilmiş, olgunluk çağı
anlamındadır.
19.asırda A.Vambery2e göre Türk
kelimesi “türemek” kelimesinden gelir. Z.Gökalp’a göre Türk kanun nizam
anlamına gelir. Cins isim olarak Türk “güç-kuvvettir.” İranlılar ise “Güzel
İnsan” manasında kullanılmıştır. Türkler beyaz ırktandırlar ve yeryüzünde üç
büyük ırktan “Europid” grubun “Turanid” tipine mensuptur. Yuvarlak kafalı,
beyaz renkli, düz burunlu, değirmili çeneli, hafif dalgalı saçlı, orta gürlükte
sakallı ve bıyıklıdırlar. Ana yurtları Altay Dağlarından Ural Dağlarına uzanan
Hazar Denizi kuzeydoğu bozkırlarından Tanrı Dağlarına kadar kapsayan bölgedir.

AGARTA

Agarta ülkesine girmek seçilmek veya
oraya atanmak diye bir şey söz konusu değildir. Ancak bileğinin hakkıyla
agartalı olunur. Gerçek agartalının amacı kendini diğer agartalılarda bulmak ve
dünya insanların ruhunda genişleme ve açılma meydana getirmek. Kendi aralarında
işbirliği yapmak için her an hazır durumdadırlar.  Agartıların kurultayı her zaman tenha
terlerde yapılır.
24 Aralık 1966’da İstanbul’da yapılan
bir agarta toplantısında alınan karar gereği Agarta’ya yüksek meclis adı
verilir. Bu meclis dünyanın evrimi çerisinde ulaşacağı en üst noktayı bilen on
iki üyeden oluşur. Bu üyeler, günümüzün politikasını etkileyecek durumda
olmalarına rağmen bizler özgür iradenin sahipleriz derler.

ORTA ASYA VE ORTA ASYA’DAKİ TÜRK PİRAMİTLERİ

Bu piramitler ilk defa ikinci dünya
savaşında Çin’e yardım malzemesi götüren C-54 fotoğraflarıyla ortaya cıkmış. Bu
piramitler Mısır piramitlerinden yaklaşık iki bin yıl daha önce yapıldığı
tahmin ediliyor. Çin’in yasak bölgesinde bulunan bu piramitlere turist değil
insanların girmesi bile yasak.
Halkbilimci Haluk Tarcan ve Öntürk
araştırmacı Kazım Mirşan, Hulki Cevizoğlu’nun programında bu piramitlerin
Türklere ait olduğunu bazı güçlerin sakladığı bu iddiaları kamuoyu ile
paylaşırlar.
Çin Seddi’nin aslında Barbar
Türklerden korunmak için yapılmadığını, Türkler o dönemde tarım ve ticarette
ileri olduğundan Çinliler kendi pazarlarının Türkler tarafından ele geçmesinden
korktukları ve gümrük koymak için yapmışlardır.
Tarcan’a göre tarihte Göktürk diye bir
kavim yok yazıtların yanlış okumasından dolayı Göktürk kavmi var sanılır. Bu
kelimeni kökü “öküktürk” yani rabli tanrı anlamındadır.
Mirşan’a göre; ilkyazı Sümerler
tarafından değil de Türkler tarafından kullanıldığını belgelere
dayandırıyor.  
Eğer sunulan bu tezler kanıtlanırsa
belki günlük hayatta bir değişme olmaz ama tarih bilimi baştan aşağı
yenilenerek batı kaynaklı tarih senaryoları ortadan kalkacaktır. Bu
araştırmaların dünyada kabul ettirilmesi sonucunda Ermeni, Yunan ve kürt sorunu
kalmaz.

ORTA ASYA’DA SU KANALLARI

Karız kanalları Orta Asya’da Tanrı dağlarından
toplanan suyun 60 km
çölün altından geçilerek Turfan’daki yerleşim birimlerine götürülür. Bu
kanallar yerin 100m altında inşa edilmiştir. Bu kanalların toplam boyu 5000 km dir bu su ağında
belirli yerler de kuyular açılmıştır ki tarım alanlarının sulanmadı için.
Çinliler bu kanalları dünyanın üç harikası arasında gösteriyor. Uygur
Türklerine ait bu kanallar matematiğin fiziğin ve mühendisliğin ileri düzeyde
olduğunu gösterir.

O zaman tarihte barbar ve göçebe
olarak geçen Türklerin aslında medeniyeti yaratan bir millet olduğu ortadadır.

KARLI DAĞLARDAKİ SIR

Servet Somuncuoğlu’nun çektiği
belgeseldir. Belgeselde Tanrı Dağların uzantısı olan Aladağlarda 3500 rakımda
bulunan Saymalıtaş ”süslemeli” yer alan 10 bin kaya üzerindeki 100 bin kaya
resmini konu alır. Bu resimler Hakkâri Yaylasındaki Gevaruk yaylasındakilerle
büyük benzerlik gösteriler. Erzurum Kars’daki resimlerle benzerlikleri vardır.
Türkler Anadolu’ya 1071 yılında değil M.Ö 5 bin-6bin yıllarında geldiği ve ilk
yerleştiği yerin ise Hakkâri olduğu savunur. Türklerin göçebeliği tamamen
ekonomik olduğu aslında yerleşik heyet yaşadıklarını savunur bunu da Altay ve
Tuva’da 300-500 dönümlük mezarlarla kanıtlar.
Agarta ve şamballa’nın yeri ile ilgili
birçok tez vardır şamballa kimilerine göre yeryüzünde değil gökyüzündedir.

ARTIK YENİ GÖREV ANADOLU’DA

Anadolu “Türk ulusu” halkı vazifeli
bir millet olarak, her türlü ayrımcılığa karşı büyük bir esneklik göstererek
birlik ve beraberliğini her çağda koruya bilmiş. Bu ülke birçok tehlikeler
atlatmıştır.

DOĞU TÜRKİSTAN’DA TÜRK MUMYA KÜLTÜRÜ

Doğu Türkistan’da Urumci’de sergilene
mumyalar M.Ö.2600 yıllarına ait ve mumyaların iç organları alınmamış olmasına
rağmen, hatta ceset üzerinde ameliyat izlerine rastlandığından Bu da gösteriyor
ki Türkler ileri bir medeniyete sahiptirler.

GÖK KURT

Ergenekon Türeyiş ve daha birçok
destanlarda Kurt ön plandadır. Türkler kurdu bazen soylarının kökeninde, bazen
de tanrı ve insan arasında görmüşlerdir. Hatta Kurdu tanrının yeryüzündeki
şekli olarak ifade ettikleri olmuştur. Türk kültüründe kurt, tanrının bir
elçisiymiş gibi görünen bir anlayıştır.
Sirius takımyıldızından gelenler
“Galaktik Varlıklar” dünyamızın çeşitli yörelerinde o dönemde yaşayanlarla
irtibata girerler.  Kurtların bu
takımyıldızından geldiği rivayet edilir.

SİRİUS YILDIZI

Sirius yıldızı Kuran-ı Kerimde de geçmektedir.
Kuranın Necm süresinde geçmektedir. Ayette; “Doğrusu Şira yıldızının rabbi O
dur.” şeklinde geçer.

RUHSAL PLANLAR

Ruhsal plan; çeşitli vazife
gruplarının bir araya gelmesiyle oluşan yetiştiricilik etkin nakli, ruhsal
idare mekanizmasını sevk ve idaresinde bir organ vazifesini görmek gibi
ödevleri olan kişiliğini planı içinde eritmiş tek vücut olmuş yüksek tekâmül
seviyesinde olan varlıklar topluğudur.
Ruhsal idare mekanizması; “Kadir’i
Mutlak Yaradan’ın” yarattıkları ile ancak yasalar yoluyla ilişkidedir. Hiçbir
yaratılmış yaratanı algılayamaz ve ulaşamaz.
Her gezegenin bir “Ruhsal Yöneticisi”
vardır. Tanrı kanunlarına göre insanları yönetirler.

DAĞLAR

Türk mitolojisinde dağların önemli bir
yeri vardır. Agarta’nın dağların içinde olduğu sanılır. Şamballa’ya ise
dağların sayesinde ulaşılır. Dağlar tanrı tanımış, tanrılara perilere makam
olmuşlar. Eski azizlerin mezarları ve ibadet ettikleri yerler dağlarda bulunur.

GİZLİ YER ALTI MERKEZİ

Hindistan ve Tibet kaynaklı bazı gizli
yazıtlarda Orta Asya’nın altında yani Himalayalar’ın kuzeyinde Hindi Kuş
Dağlarının altında “YER ALTI CENNETİ” diye adlandırılan ve insanlarına “Altın
İnsanlar Irkı” denilen bir yer olduğu rivayet edilir.
Gizemli Dağlar, yer altı tüneller sistemleri
ve yer altı uygarlıkları dünyamızın hala sırrını muhafaza etmektedir.

ERGENEKON

Ergenekon Destanını şöyle bir
özetlersek: “Agarta’nın merkezinde bulunan Ergenekon bilgi işlem ve uygulama
merkezi konumundadır.”
Türk milleti özel bir millettir.
Türklere bu özelliklerin verilmesi altında ırkçılık yatmaz. Irkçılık olarak
algılanacaksa tanrı’nın ırkçılığı olarak algılanmalı. Türk milletine tanrı
tarafından verilen bazı görevler vardır. Milletin yapısında %92 kahramanlık,%91
konuk severlik vardır. Türklerin görevi Galaktik bir genle ve Sirius yıldızı
gözetiminde dünyaya gelmek ve varlığını devam ettirmek.

TÜRK MİTOLOJİSİNİN UZAYLA İLGİSİ

Türk mitolojilerinde genellikle
insanların var olması veya kadınların hamile kalması ay ışığı ve güneş
sayesinde olur. Gökyüzü elementleri Türk mitolojisinde geniş bir yer tutar.
Oğuz Kağan’ın çadırına ışık dolması ve ona rehberlik edecek kurdun gönderilmesi
gibi.

TÜRKLERE GÖRE DÜNYA’NIN MERKEZİ

Dünya’nın göbeği bir mitolojiye göre;
Tanrı olan Ülgen’in dünyayı yarattıktan sonra dinlenmek için geçtiği Altın Dağ
dünyanın göbeği kabul edilir.Bu konuda Orta Asya’da yaşayan Türk halklarına ait
birçok rivayet bulunur.

ERGENEKON MU?

Bilimin üst seviyeye çıktığı şu
zamanlarda dünyadaki en yoğun enerji Anadolu’da bulunur. Dünyaya yön verecek
bilginler buradadır. Özellikle Karaman-Konya-Akşehir’den yayılacağı rivayet
edilir. Bunu yıllar öncesinden keşfeden Mevlana Horosan’dan göç edip Konya’ya
yerleşmiştir.
Ökültizm dünyayı bir insan bedeni gibi
ele almaktadır. Şakaklarını, organlarını ve kan akışını konu alan coğrafyaya
“Kutsal Coğrafya” denir. Piri Reis’in Haritasındaki güneş ışığına benzeyen bu
çizgiler dünyadaki akan enerjiyi gösterir.
Atlantis ve Mu halkı da bu yoğun
enerjinin olduğu yerlere yerleşmişlerdir. Atatürk Türklerin bu çok eski
zamanlarda çok ileri bir medeniyete sahip olduğunun farkındadır. Türk
milletinin ecdatlarının neler yaptığını öğrendikçe kendilerinde daha iyi işler
yapabilecek kudreti bulacaklarını ifade eder.
Nasıl ki Türkler yüzyıllar önce
Türkler bir soy kırıma maruz kalarak Ergenekon bölgesine sığınarak ve daha
sonra buradan dünya sahnesine çıkma gücünü buldukları gibi. Kurtuluş savaşı
sırasında da Ergenekon’daki güce benzer bir güçle Anadolu’dan tekrara dünya
sahnesine çıkmışlardır.
Derin devletin kaynağı Ergenekon
sistemidir. Sonuç olarak Ergenekon demek Türklerin milli duruşu demektir.
Türklerin genetik yapısını
Çanakkale’de bozmak istediler ama bunu başaramadılar.
ANI

 

A ilinde görev yapan arkadaşım ilk
takip tarassut ta x-bayanı takibe başladığını x-bayan şehrin ünlü caddelerinde
tur atarken arkadaşım ve ekip şefi ile birlikte takip ediyormuş. x-bayan yolun
altında bulunan yeraltı dükkânlarına girdiğini ekip şefinin aşağı inmediğini
arkadaşın takip etmesini istediğini, arkadaş x-bayanı takip ederken x- bayan
ayakkabıcı dükkânına girdiğini arkadaşın da dükkânın giriş kapısını görecek
şekilde tarassut’a başladığını 10 dakika geçmesine rağmen bayan dışarı
çıkmadığını o sıra ekip şefinin aradığını bayanı sorduğunu arkadaşın da
dükkândan çıkmadığını söylediğini ekip şefinin dükkânın içini görebiliyor musun
dediğini? Arkadaş da dükkanın içinin net görünmediğini söylediği ve gidip
dükkana girdiğini, x-bayanın olmadığını görüp ekip şefine haber ettiğini,  ekip şefinin şahsın dükkandan çıkalı 5 dakika
olduğunu, şuan dışarıda olduğunu söylediği. Arkadaşın dükkânın içindeyken
arkadan çıkışının olduğunu gördüğünü ve bu arkadaşa ders olduğunu söylemeği,
bir yerin bir ve daha fazla çıkışı olduğunu ders edindiğini anlatması üzerine
bana da güzel bir örnek olmuştu.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: