MİLLET OLMAK
6 Ekim 2017
DİN FELSEFESİ ÜZERİNE
6 Ekim 2017

AHLAK FELSEFESİ

Ahlak Felsefesi
Ahlâk felsefesi, Yunanca ethike, etos (töre, ahlâk) kelimesin­den
türemiştir. Ahlâk felsefesinin konusu, insanın kişisel ya da toplumsal
yaşamdaki eylemleri ve bu eylemlerin dayan­dığı ilkelerdir. Çünkü insan, hem
düşünen hem de davranış­larda bulunan bir varlıktır. İnsanın, davranışta
bulunurken yaşadığı toplumun benimsediği ahlâki kurallara uyması ge­rekir.
Ahlâk felsefesi, İnsanların kişisel ve toplum­sal yaşamdaki
ahlâki davranışlarına ilişkin problemleri inceler; insan davranışlarını de­ğerlendirir.
Bu davranışları açıklamak ve tas­vir etmek ise psikoloji, sosyoloji gibi diğer
bilimlerin görevidir. Kısaca ahlâk felsefesi, olması gerekeni inceler. Bilimler
ise sadece var olanı açıklamaya çalışmıştır.
Bu amaçla ahlâk felsefesi, insan ve toplum yaşamındaki ah­lâki
olaylardan önce; insan davranışları ile ilgili kavramları, il­keleri ele alır.
Bunları sistemleştirir, hepsi için geçerli genel il­keler bulmaya çalışır.
Ancak, ahlâk felsefesinin konusunu, insanın bütün davranış­ları
değil; özgür ve bilinçli davranışları oluşturur. Özetle, ah­lâk felsefesi,
insanın bilinçli eylemleri üzerine derinliğine dü­şünmedir.
Felsefe Açısından Ahlak
İnsan sadece bilen bir varlık değil, aynı zamanda eylemde
bulunan varlıktır. İnsan eylemleri; meydana geliş, yöneldik­leri amaç ve
değerler bakımından felsefi sorunlar içermekte­dir. Bu nedenle insan
eylemlerini, amaçlarını ve yöneldik­leri değerleri inceleyen felsefe dalı ahlâk
felsefesi ya da etik adını alır.
Ahlak, genel anlamıyla, insanların bir toplum içinde uyumlu
yaşamaları için kendilerine göre belirledikleri il­kelerin tümüdür. Bu
anlamıyla ahlak, felsefeden bağımsız olarak her toplumda belli derecelerde var
olan davranış ku­rallarıdır.
Ahlâk ve etik, günlük dilde birbirlerine yakın anlamda kulla­nılmalarına
rağmen, bunların felsefe dilindeki kullanımları farklıdır. Ahlâk, olgusal bir
davranış biçimini belirleyen değer yargısı; etik ise bu değer yargısını
araştıran, ince­leyen, açıklamaya ve değerlendirmeye çalışan felsefe dalıdır.
Bu nedenle günlük dilde bir ahlâki problemden söz edildiğinde, bunu bir etik
problemi olarak anlamak gerekir. Ayrıca, ahlâki davranış, ahlâk felsefesinden
önce de vardı. Çünkü ahlâki davranış, ilkel anlamda da olsa, insanların top­lu
olarak yaşamaya başlamaları ile görülmektedir. Etik, çok sonraları felsefe ile
birlikte ortaya çıkmış; filozofların felsefe sistemleri içinde yer almıştır.
Günümüzde etik, felsefenin bir alt dalıdır.
Ahlak Felsefesinin Temel Kavramları
Ahlâk felsefesi, ahlâki davranışları değerlendirirken değişik
kavramların anlamlarını açıklığa kavuşturmak ister. Ahlâki kavramları analiz
ederek ortak değerlendirmeye esas olmak üzere anlamlarını ortaya koyar.
Ahlak Felsefesi ile İlgili Temel Kavramlar
Ahlak: Belli bir dönemde, belli
insan topluluklarınca benim­senmiş, insanlara yol gösteren temel kurallar kümesidir.
İyi: İyi, insanın aklına
ve iradesine uygun olarak yaptığı se­çimin sonucunda oluşan yararlı ve değerli
şeydir. Yani toplum tarafından yapılması istenen eylemdir. Örneğin:
Yardımseverlik gibi.
Kötü: Ahlakça değerli olmayan,
toplum tarafından yapılma­sı istenmeyen eylemdir. Örneğin; Hırsızlık kötüdür.
Sözü edilen iyi ve kötü yargılar, toplumdan topluma ve aynı toplumda zamanla
farklı anlamlar taşıyabilir.
Özgürlük: Bireyin
iradesini kullanarak istediğini yapabilme­si, kendisine herhangi bir zorlamanın
olmamasıdır. Özgür­lük, insanın sorumluluk duymak koşuluyla her istediğini
yapmasıdır. Baskı duymadan; hürriyeti, özüne dayanarak kullanmak hür olmaktır.
Bir eylemin ahlâki olması onun özgürce yapılmış olmasına bağlıdır.
Sorumluluk: Bireyin
bilerek ve iradi olarak yaptığı işin so­nuçlarını kabul etmesidir. Sorumlu
davranmak, özgürlüğü kullanmak demektir. Çünkü sorumluluk, özgürlük sonucunu
üstlenme koşuluyla her şeyi yapmak şeklinde tanımlanır. Bu nedenle,
özgürlük ile sorumluluk arasında bir ilişki vardır. Esirler, küçük çocuklar ve
akıl sağlığı yerinde olmayan in­sanların sorumluluğundan söz edilemez.
Vicdan: Eylem ve davranışları
ahlaki yönden değerlendir­me, özeleştiri yapma, kendini hesaba çekmedir. Her
insan, kendi eylemlerini değerlendirir. Acaba iyi mi yap­tım, kötü mü diye? İyi
davrandığımızda mutlu oluruz. Buna vicdan huzuru denir. Kötü davrandığımızda
mutsuz oluruz. Buna da vicdan azabı denir. İnsan için en ağır ceza vicdan
azabıdır. Çünkü bu cezadan kurtuluş yoktur.
Erdem (Fazilet): Bireyin
bilinçli olarak, ahlaki açıdan iyi ve değerli olanı istemesidir. Dürüstlük,
adalet, hoşgörü gibi.
Ahlak Yasası:
Genel-geçerliliği olan ahlak kurallarıdır. “Dü­rüstlük iyidir, ödeve uygun
davranmak iyidir.” türü önerme­ler ahlâki yasadır.
Ahlaki Karar: Bireyin
ahlak yasasına kendi hür iradesiyle uymasıdır.
Ahlaki Eylem: Ahlak
yasalarına uygun, iradeyle yapılan davranışlardır. Ahlâki eylemin amacı ahlâk
yasasına uygun olarak davranmaktır.
Ödev Ahlakı: Belli bir
fayda, haz, çıkar beklentisi olmadan, iyinin sadece görev duygusuyla
yapılmasını isteyen ahlak yasasıdır.
Mutluluk Ahlakı: İnsan
davranışlarının amacını hazza, fay­daya dayandıran ahlaki sistemdir.
Yukarıdaki kavramları bir örnekle açıklayalım;
Karnı aç olan ve yiyecek bir
şey alma imkanı olmayan biri­ne, doğal ihtiyaçları hırsızlık yapmasını; aklı ve
ahlak yasası ise hırsızlık yapmamasını söyler. Bu çelişik durum karşısın­da
birey, ekmeği çalma ya da çalmamayla ilgili olarak kendi hür iradesiyle bir
seçim yapıp ahlâki bir karar verir. Bu karar sonucu bir davranışta bulunur. Bu,
özgür bir seçimdir ve ve­rilen karar özgür bir karardır. Hırsızlık yapma ya da
yapma­ma ahlâki bir eylemdir. Eğer hırsızlık yaparsa bu davranışı kötü,
yapmazsa iyidir. Bu davranışı iyi ya da kötü olarak de­ğerlendirmek ahlâki
yargıdır. Bu kararı verirken, iyi veya kö­tüyü birbirinden ayıran, kişinin
vicdanıdır. Kişinin, verdiği ka­rarın sonucuna katlanması ise
sorumluluktur. 
Ahlak Felsefesinin Temel Soruları
İnsan eylemleri üzerinde
yoğunlaşan ahlâk felsefesinin te­mel sorulan şunlardır:
İnsan eylemlerinin bir amacı var mıdır?
Toplumca benimsenen ve bireye yaptırılmak istenen eylem biçimleri
gerçekten “iyi” midir?
Bütün insanların benimseyeceği evrensel ahlak yasa­sı var mıdır?
Ahlak yargısını öteki yargılardan ayıran nitelikler ne­lerdir?
İnsanın doğası ahlâklı olmasına elverişli midir?
İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?
Ahlak Felsefesinin Temel Sorularıyla İlgili Görüşler
1. Ahlâki Eylemlerin Bir Amacı Var mıdır?
Ahlâki eylemlerin bir amacının
olduğunu kabul eden düşü­nürler, bu amacın ne olduğu sorusuna; mutluluk, haz,
fayda, ödev gibi farklı cevaplar vermişlerdir.
Ahlâki eylemlerin amacının
mutluluk olduğu görüşü, mutlu­luk ahlâkı adını alır. Bu görüş mutlu olmanın
erdemli olmak­la mümkün olduğunu, bu anlamda mutluluk ile erdemliliğin özdeş
olduğunu ileri sürer.
Mutluluğun ne olduğu, nasıl
elde edildiği sorusuna ise filo­zoflar farklı cevaplar vermişlerdir. Bazı
filozoflar mutluluğu hazza dayandırmaktadır. Bu görüşe hedonist (hazcı) ahlâk
anlayışı denir.
Epiküros’a göre, ahlâki
davranışların amacı hazza, mut­luluğa ulaşmaktır. Ona göre biricik iyi, mutlak
değer hazdır.
Sokrates’e göre, bilgi bütün
ahlâki davranışların kayna­ğıdır. Bilgi, insanı doğru davranışa, dolayısıyla
mutluluğa; bilgisizlik, insanı yanlış davranışa, dolayısıyla mutsuzluğa
götürür. Onun için Sokrates, “Kendini bil.” der. İnsanın ken­disini
bilmesi, bilgili olması, iyi davranışlarda bulunmasını ve kötü davranışlardan
kaçınmasını sağlar, insanı erdemli kılar. Bu da insanın kendisini tanımasıyla,
yani bilgili olmasıyla mümkündür.
2. İnsan Ahlâki Eylemde Bulunurken Özgür müdür?
Ahlâki eylemde insanın özgür
olup olmadığı problemi ahlâk felsefesinde tartışmalı bir problemdir. Bu konuda
üç farklı görüş vardır.
Bunlar;
İnsanın ahlaki eylemlerde özgür olduğunu savunan­lar
(indeterminist)
İnsanın ahlaki eylemlerde özgür olmadığını savunan­lar
(determinist)
İnsanın ahlaki eylemlerde kendi kurallarını kendisinin
belirleyeceğini savunanlar (otodeterminist)
İnsanın ahlaki eylemlerde özgür
olduğunu savunan indeterminist düşünürler bu görüşlerini temellendirmek için şu
iddiaları ileri sürerler:
Psikolojik Kanıt: Biz hür
irademizle ve bilinçli olarak, bir­çok durumdan birini seçerek eylemde
bulunuruz.
Sosyolojik Kanıt: İnsan toplum
içinde yaşar. Toplumsal yaşam bazı kurallarla düzenlenir. Kişi bu kurallara
uyar veya uymaz.
Ahlâki Kanıt: Her toplumda
uyulması gereken ahlâki ku­rallar vardır. Bu kurallara uymak ya da uymamak,
insanın özgür seçimine bağlıdır.
Hukuki Kanıt: Hukuk
sistemi kişilere sorumluluk yükler. Akli dengesi yerinde olan birey işlediği
suçtan dolayı sorum­lu tutulur.
İnsanın ahlaki eylemlerde özgür
olmadığını savunan determinist düşünürler de bu görüşlerini temellendirmek için
aşağıdaki iddiaları İleri sürerler:
Psikolojik Kanıt: İnsanlar
karar verirken iç ve dış etkenler­den etkilenirler. Ahlâki eylemlerimiz
şartlanma, güdülenme ve bilinçaltı gibi etkenler tarafından belirlenir.
Sosyolojik Kanıt: insan toplum
içinde yaşadığı için, top­lumun kurallarına uymak zorundadır. Uymadığı zaman
yap­tırımlarla cezalandırılır. Bu nedenle irade özgürlüğü yoktur.
Ahlâki Kanıt: Ahlâki
olaylar sosyal olaylardır. Toplum için­de yaşayan birey bu kurallara uymak
zorundadır. Yoksa çe­şitli yaptırımlarla karşılaşabilir. Ahlâki yargıların bu
özelliği nedeniyle insan, davranışlarında özgür değildir.
Hukuki Kanıt: Hukuk
kuralları insan kararlarını, dolayısıyla kararlarını etkiler. 
Otodetermisitler iradeyi ve
ahlaki eylemleri bir “kişilik” ürünü olarak görürler:
Bu görüş irade ve ahlaki
eylemin kaynağını kişiliğe dayandırdığından özgürlüğe de yer vermiş
olmaktadır. Otodeterministler için özgürlük doğanın bize bir armağanı değildir,
insanın özgür olarak doğduğu savının da gerçekle bir ilgisi yoktur. Tam tersine
insan, bilgi birikimini zengin­leştirerek, kişiliğini geliştirerek ve aklını
kullanarak özgürleşmiştir. Bu da bizi şu sonuca götürür. Kişilikleri gelişmiş
olanlar, gelişmemiş olanlardan daha özgürdür.
Etik Problemine Farklı Yaklaşımlar
İyi ya da kötü davranışta
bulunmak, insanı yönlendiren ve içten gelen bir güce dayalıdır. Bu güç ise
vicdandır. İnsanın gerçek bir ahlâki yargıya varması, iyi ve doğruyu bulması
için ahlâki değerlerin bilincine varması gerekir. Bu da, kendi kendine yargılama
yeteneğini kullanmasıyla mümkündür. Bu bağlamda vicdan, kişinin kendi eylemleri
hakkında yar­gıda bulunmasını sağlayan duygudur.
Vicdanın kaynağına ilişkin
farklı görüşler vardır. Bunlar:
Vicdan doğuştandır, Tanrısal
bir içgüdüdür, bütün insan­larda ortaktır.
Vicdan insanın içinde bulunduğu
toplumsal koşullarla belirlenmiş, görgü ve bilgi sonucu ortaya çıkmıştır.
“Ahlâki davranışta bulunan
insan, kendi vicdani kararla­rına göre mi hareket eder; yoksa bir evrensel
ahlâk ya­sası var mıdır?” sorusu, etiğin temel problemini oluştur­muştur. Bu
soruya farklı iki cevap verilmiştir: Bazı düşünür­ler evrensel ahlâk yasasını
reddetmişler, bazıları ise kabul etmişlerdir.
a. Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Reddedenler
Bazı filozoflar evrensel ahlaki
yasa ve değerleri reddederler. Bunlara göre, bireyleri bağlayacak hiçbir
evrensel yasa yoktur. Evrensel ahlak yasasını reddeden felsefi sistemler
şunlardır:
1. Hazcı Ahlak Felsefesi (Hedonizm)
İnsan eyleminin amacı hazdır.
Bilge kişi, kendini hazza kap­tırmadan hazza sahip olandır. Haz ise
duyumsaldır. Yani kişiye bağlıdır. Kişiye haz veren şeyler iyi, acı verenler
ise kötüdür. Hazzın kişiye göre değişmesi evrensel bir ahlak yasasının
olamayacağı anlamına gelir. Başlıca temsilcileri, Aristippos ve Epiküros’tur.
2. Faydacı Ahlak Felsefesi (Pragmatizm)
Bir eylemin ahlaki veya doğru
olup olmadığını belirleyen, eylemin sonucudur. Yani, fayda veren eylem iyi,
fayda ver­meyen eylem ise kötüdür. Faydacı görüş, ahlakı bireysel olarak ele
alır. Faydalı ve zararlı olmak kişilere göre değişti­ğinden evrensel ahlâk
yasasından söz edilemez. Fayda ahlakının başlıca temsilcileri J. Dewey, W.
James’dir.
3. Bencilci Ahlak Felsefesi (Egoizm)
Ahlaki davranış, bireyin kendi
yararına olan şeyi başkaları­nın zararına da olsa tercih etmesidir. Çünkü
insanın yapısın­da kendine düşkün olma, kendini koruma içgüdüsü vardır. Ahlâki
eylemde ilkelere değil, bireyin çıkarına uygun sonu­cu önemseyen bu yaklaşım
evrensel bir ahlâk yasasının ol­mayacağını savunur. En önemli temsilcisi T.
Hobbes’dir.
4. Anarşist Ahlak Felsefesi (Kaos)
Mutluluk, her türlü baskının
yokluğuna bağlıdır. Devlet, din, ahlak, kanun, örf-adet, aile, toplum gibi her
türlü gücü ve otoriteyi reddeden bir anlayıştır. Nietzsche ye göre;
ahlakın amacı eşitlik değildir. Sadece güçlüler yaşamalı, zayıflara hayat hakkı
tanınmamalıdır. “Merhameti öldürün.” demiştir. Temsilcileri M.Stirner,
Proudhon’dur.
5. Varoluşçu Ahlak Felsefesi (Egzistansiyalizm)
Mutluluk, insanın hür bir
şekilde yaptığı eylemlerle özünü or­taya koymasına bağlıdır. Belli birtakım
kurallara bağlanmayı ve kaderciliği reddeder. Varoluşçuluk felsefesinin
çıkış noktası insanın bireysel dene­yimleriyle belirlenen varoluştur. Varoluşçu
filozoflara göre bi­rey, evreni ve toplumu anlamak için biricik dayanaktır.
J. P. Sartre’a göre insanın var
oluşu, özünden önce gelir. İnsan doğuştan iyi, kötü ve suçlu değildir. Özgürce
yap­tığı eylemler sonucu iyi, kötü ve ahlâki değerleri oluştu­rur. Örneğin,
kişinin dürüst bir insan ya da hırsız olması öz­gürce seçimi sonucu
gerçekleşir. Sartre insanın kendi özgür iradesiyle tüm eylemlerini, dola­yısıyla,
ahlâki eylemlerini belirlediğini savunduğu için evren­sel ahlâk yasasını kabul
etmez.
b. Evrensel Ahlak Yasasının Varlığını Kabul Edenler
Kişi vicdanı karşısında,
evrensel ahlâk yasasının olduğunu kabul eden görüşler, iki grupta ele alınır:
I. Evrensel ahlak yasasını sübjektif özelliklerin belirledi­ğini
savunanlar:
Evrensel ahlak yasası,
varlığını, Tanrıdan veya önceden ge­len değerlerden değil, insanın öznel
yaşamından alır.
Faydacı Ahlak Kuramı
İnsan; doğası gereği acıdan
kaçar, hazza yönelir, mutluluk ister, insanın mutluluğu, bir toplumda yaşama
zorunlulu­ğundan dolayı diğer insanların mutluluğu ile ilgilidir. J.S. Mili
bunu “büyük mutluluk” ilkesiyle açıklar. Yani, eylem, mümkün olan en fazla sayıda
insana en fazla mutluluk getir­melidir.
Sezgici Ahlak Kuramı
İnsan iyi ve kötünün ne
olduğunu kendi sezgileriyle kavrayabilir. H. Bergrson bu durumu, “kendi
zegine uy ki, hem kendin hem de başkası için en iyisini yapmış olasın.”
şeklinde açıklamıştır. 
 II. Evrensel ahlak yasasını objektif özelliklerin
belirledi­ğini savunanlar:
Evrensel ahlak yasası,
varlığını, insanın öznel yaşamından değil; insandan bağımsız olarak var olan
gerçeklerden alır. Faydacılardan farklı olarak Sokrates, Platon, Kant ve İslam
dünyasında Farabi, ibn-i Sina gibi filozoflar; insanların ihti­yaç, arzu ve
eğilimlerinden bağımsız evrensel ahlâk yasası­nın varlığını kabul
etmektedirler.
Sokrates
Sokrates, ahlâk felsefesinin
kurucusudur. O, düşüncelerini hayata uygulama ve görüşleri uğruna ölme cesareti
göste­ren ilk filozoftur. Sokrates’e mal edilen iki görüş vardır:
Bilgi, erdemdir.
Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz.
Ahlaki eylemlerin amacı
mutluluktur, mutluluk ise bilgi ile el­de edilir. Sokrates ahlâki kavram ve
doğruların insanların ru­hunda gizli olarak bulunduğuna inanır. Filozofun
görevi bu doğruları ortaya çıkarmaktır. O halde, ahlâklılık bir bilgi so­runudur
ve bu bilgiyi elde etmek ahlâklılığın en önemli adı­mını teşkil etmektedir.
Platon
Bir eylemin iyi-kötü olması,
üstün iyiye yani, ideal iyiye uy­gun olup olmamasına bağlıdır. Bu nedenle, en
yüce idea “iyilik ideası” dır. Ahlaki eylemin belirleyicisi de iyilik
ideasıdır. insan davranışlarını iyilik ideasına uygun olarak belirlerse ahlaki
davranmış olur.
Aristoteles
Aristoteles, Platon’un
düşüncelerini yumuşatarak daha da görelileştirir. Bundan dolayı Aristoteles,
filozofu, bütün in­sanlar için gerçek mutluluğa ulaşma imkanına sahip tek var­lık
olarak kabul eder. İnsanlar mutluluğa ulaşmak için aşırı uçlardan kaçınmalı, ılımlı
bir şekilde davranmalıdır. Örneğin, korkaklık ve gözü karalılık iki aşırı
uçtur. Bunlar arasında or­ta yol cesarettir.
Farabi
Bireyler eğitim-öğretim yoluyla
ahlaka, erdemli eylemlere ulaşabilirler. İnsan doğuştan iyilik ve kötülüğe
kabiliyetli ola­rak doğar. Akıl, bir eylemin iyi ve kötü olduğuna karar vere­bilir.
Spinoza
Spinoza’nın ahlâk anlayışı
varlık felsefesine dayanır. Spinoza’nın varlık felsefesi esas olarak Tanrı’ya
dayanır. Ona gö­re, var olan tek şey Tanrı dır. Tanrı kendi kendisi tarafından,
belirlenmiştir. O halde, Tanrı’da özgürlük, zorunlulukla aynı şeydir. Böylece
insan evreni tanıyıp onun içinde cereyan eden her olayın zorunlu olarak meydana
geldiğini bilmek ve bu zorunluluğu kabul etmek suretiyle mutlu olur. O halde
mutluluk insanın kendisini Tanrının yasalarına tam bir gönül rahatlığıyla
bırakmasıdır. Bu hem özgürlük hem de yüksek bir mutluluktur.
Kant
Kant, modern çağın en büyük
ahlâk filozofudur. Ona göre ahlâk bir bilimdir. Çünkü, pratik aklın yasaları
tarafından be­lirlenmektedir. Kant, ahlâkı biyoloji, fizyoloji ve psikolojiye
in­dirgeme çabalarına karşı çıkar. Bu nedenle haz ve fayda ah­lâkını reddeder.
Ona göre ahlâki eylemlerdeki asıl amaç, iyi niyettir. Evrende hatta evrenin
dışında mutlak olarak iyi diye adlandırılabilecek tek bir şey vardır. O da iyi
niyet­tir.
Kant’a göre ödev duygusuna göre
yapılan iyi eylemler ahlâ­kın alanını oluşturur.
Kant, ahlâk alanının bilimini
yapmak isterken ona birtakım evrensel yasalar kazandırmak ister. Bu yasalar
özel birtakım tavsiyelerden ibarettir. Bunlar, genel evrensel kurallardır.
Örneğin;
“Öyle bir eylemde bulunmalısın
ki, eylemlerin bütün za­manlar ve mekanlar için geçerli olsun.”
“Sana nasıl davranılmasını
istiyorsan, sen de başkaları­na öyle davran.’’
“Başkasının sana yapmasını
istemediğin bir şeyi, senin de başkasına yapmaman gerekir.”
Ahlak Yasasını Evrensel Dinlere Göre Temellendirme
Tek Tanrılı dinlerin Tanrı
kavramı aracılığıyla ahlâka evrensel bir temel kazandırdığını görmekteyiz.
Ahlâk yasası bir Tanrı buyruğudur. Bundan dolayıdır ki o; mutlak geçerli, doğru
ve bağlayıcıdır. Ahlaki eylemlerin kaynağı, Allah ve ilahi kitaplardır,
iyi ve kö­tü kutsal kitaplarda verildiği gibi kabul edilir. İçki, kumar, zi­na,
yalancılık, kötüdür ve günahtır… vb.
Tasavvuf Düşüncesine Göre Evrensel Ahlak Yasasının
Değerlendirilmesi
Tasavvuf, insanın nefis ve
arzularının egemenliğinden kurtulması demektir. Bu ise imanla ve ibadetle
gerçekleşir. Tasavvufa göre, gerçekte var olan tek şey Tanrı’dır. Geri ka­lanlar
ise Tanrı’nın bir görüntüsüdür. Yaratma, Tanrı’nın ken­disini göstermesidir.
Tanrı gizli bir hazinedir. Bilinmek iste­miştir. Bundan dolayı kendisini
açmıştır.
Batı’nın mistik anlayışı;
tamamen kendini toplumdan soyut­layarak kiliseye kapama biçiminde algılanırken,
İslam’da “kendisi halk ile kalbi hak ile olma” ilkesi benimsenmiştir.
Mevlana
13. yüzyıldaki diğer
tasavvufçular gibi evrenin var­lık sebebini ve insanın bu dünyadaki yerini,
görevini ve de­ğerini anlamaya çalışır.
Mevlana’ya göre evrenin varlık
sebebi, Tanrı’nın, kendini bil­dirmek istemesidir. Tanrı’nın, kendi gücünü,
güzellik ve bü­yüklüğünün bilinmesini istemesi evreni varlığa getirmesinin
sebebi olmuştur. O halde evren, çokluğu altında birliğe, ya­ni Tanrı’nın
varlığına işaret eder. Başka deyişle evren, ger­çekte bir görüntüler alemidir.
Onun asıl gerisinde bulunan varlık, Tanrı’dır.
Her insan içinde Tanrıya ait
bir şeyler bulunur. Bu sebeple in­sanlarla olan ilişkilerimizde Tanrı inancı
önemlidir. İnsana zarar vermek Tanrı’nın yarattığı bir varlığa zarar vermek
olduğu için Tanrıya karşı bir saygısızlıktır ve dolayısıyla kötüdür.
Mevlana Tanrı sevgisini içinde
hissetmiş ve bu sevgiyle in­sanlaşma sürecinin en yüksek aşamasına ulaşmayı
hedefle­miş saygın bir kişiliktir. Onun engin hoşgörüsü ve koşulsuz insan
sevgisi, hem insanlara duyduğu güvenin hem de on­ların iyileşmelerine ilişkin
taşıdığı umudun anlatımıdır. Onun sesi, bu sevgisizlikten yakınan günümüz
insanına, çağlar öncesinden sevgiyi gönül diliyle anlatan bir sestir.
İbn-i Sina
Gerçek erdem ve mutluluğun,
bilimin aydınlattığı dinde ol­duğunu savunan ibn-i Sina’ya göre insan, ancak
eğitimle gerçekleşir, ibn-i Sina’ya göre insan, nefsini bilimlerle süsle­meye
ve düzeltmeye çalışmalıdır. Bilimden başka her şeyi bırakmalıdır. Bilimde insan
için gerekli her şey vardır, insanın ruhu kandil, bilimse onun aydınlığıdır.
Tanrısal hikmet de kandildeki yağ gibidir. Bu yağ yanar ve ışık saçarsa insana
canlı denilir. Yanmazsa insan karanlıkta kalır ve ölür.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: