ISLAHAT FERMANI ( Orijinal Osmanlıca Metin) & ISLAHAT FERMANI ( Sadeleştirilmiş Metin)
7 Ekim 2017
BEYAZ MÜSLÜMANLARIN BÜYÜK SIRRI /EFENDİ -2
7 Ekim 2017

BEN BİR SAVCIYIM – ADAM FOSS

 
‘İş sahibi bir Christopher, kamu
güvenliği için; hüküm giymiş bir kişiden daha iyidir.’
Söyleyeceklerim, benim görüşlerimdir; herhangi bir
savcılık ofisinin görüş ve politikasını yansıtmamaktadır.
Kanun ve düzene inanırım
Ben, denizci ve berber olan bir polisin evlat
edinilmiş çocuğuyum. Hesap verilebilirliğe ve toplum içinde hepimizin güvende
olması gerektiğine inanırım. İşimi ve bu işi yapan insanları severim. Daha
iyisini yapabilmenin, bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum.
Ceza yargılaması reformundan konuştuğumuzda,
genellikle birkaç şeye odaklanırız. Ve işte bunlar, benim burada konuşmak
istediğim şeyler.
Para kazanmak amacıyla Hukuk Fakültesi’ne gittim. Bir devlet memuru
olmaya karşı bir ilgim yoktu. Ceza hukukuna karşı bir ilgim yoktu. Ve
kesinlikle de bir savcı olabileceğimi düşünmüyordum. Hukuk Fakültesi’nin
birinci sınıfının sonuna doğru, Boston Belediye Mahkemesi’nde Roxbury
Bölgesinde bir staj hakkı elde ettim. Roxbury’i, Boston’da yoksul bir mahalle
olarak biliyordum; silahlı şiddet ve uyuşturucu madde suçlarının yaygın olduğu
bir yer olarak. Hayatım ve hukuk kariyerim, bu stajın ilk gününde değişti.
Mahkeme salonuna girdim ve insanların bir bir mahkeme salonunun önüne, iki
kelime söylemek için yaklaştıklarını gördüm: “Suçlu değil.” O insanlar, çoğunlukla siyahiydi.
Sonrasında bir hâkim, sanık vekili ve bir savcı kendi bilgilerini ortaya
koymaksızın o kişi hakkında hayati bir karar verebiliyorlardı; onlar ise
çoğunluk olarak beyazlardı. Her bir kişi, bir bir mahkemenin önüne yaklaştı.
Şunu düşünmekten kendimi alamadım; bu insanlar, nasıl buraya geldi? Bu kişilerin
hikâyelerini bilmek istiyordum. Savcı her bir dosyanın içeriğini okudukça kendi
kendime düşünüyordum; bunu tahmin edebilirdik. Onlar çok önlenebilir görünüyor.
Tabii ki, ceza hukukunda uzman olduğum için değil; ama bu bir sağduyu olduğu
için. Staj suresi boyunca, salondaki insanları tanımaya başladım. Onlar ceza
konusunda dahiler oldukları için değil. Ve biz, onlara yardım etmeden geri
gönderiyorduk.
Okulun ikinci senesinde savunma avukatının yanında,
avukat yardımcısı olarak çalıştım ve bu tecrübe sayesinde cinayet ile suçlanan
birçok genç adamla tanıştım. “En kötüsü”nde
bile, bir insanın hikâyesini gördüm. Ayrıca onların hepsi, çocukluk travması
geçirmişler; mağduriyet, yoksulluk, kayba uğramışlar, okulla
ilişkileri kesilmiş. Polisle ve ceza yargılaması istemiyle erken yaşta
tanışmışlar; yani onları mahkemeye taşıyan şeylerle karşı karşıya gelmişler.
Cinayetle suçlu bulunanlar, hapishanede ölmeye mahkûm edildiler. Bu kişilerle
yapılan görüşmeler sırasında bu parayı, tekrar sonrasında tekrar kullanabilecekken
ve belki de ilk seferinde olayın oluşmasının engelleyebilecekken; bu kişiyi
hayatının geri kalan 80 yılında, niye hapiste tutmak için bu kadar para
harcadığımızı idrak edememiştim.
Hukuk Fakültesi’nin üçüncü yılında çoğunlukla zihinsel olarak hasta,
genellikle evsiz, genellikle madde bağımlısı; yardıma ihtiyacı olan küçük
sokak çocuklarıyla, suçlanan kişileri savundum. Bize gelirlerdi ve biz onlara
yardım etmeden, geri gönderirdik. Onların, bizim yardımımıza ihtiyacı vardı.
Ancak biz, onlara bunu vermiyorduk. Kendisini tanımayan kişiler tarafından
yargılanıyorlar, hüküm veriliyor ve savunuluyorlar. Bu, “işe yaramışlık” beni ceza yargılaması işine taşıyan şeydir. Bu
adaletsizlik, benim bir sanık vekili olmayı istememi sağladı; benim anlamadığım
bu güç dinamiği, beni bir savcı haline getirdi.
Ben, problem hakkında konuşarak daha fazla vakit kaybetmek istemiyordum.
Biliyoruz ki, ceza yargılaması sisteminin bir reforma ihtiyacı var; biliyoruz
ki, hapishanelerde 2.3 milyon Amerikalı var. Bu da bizi, gezegendeki en çok
mahkûma sahip ülke yapıyor. Biliyoruz ki, gözaltında olan veya şartlı
salıverilen 7 milyon insan var. Biliyoruz ki, ceza yargılaması sistemi
orantısız şekilde beyaz olmayan insanları etkilemektedir; özellikle de fakir ve
beyaz olmayanları. Her yerde insanları mahkemelerimize taşıyan sistemsel
bozukluklar olduğunu biliyoruz. Fakat tartışmadığımız
mesele şu: Bizim eksik donanımlı savcılarımız, bu kişileri nasıl ele alacaklar?
Ceza yargılaması reformundan
konuştuğumuz zaman biz, toplum olarak üç şeye odaklanıyo ruz;
1.   Polis.
2.   Hukukun
uygulanması.
3.
Hapishaneler hakkında şikâyet ediyor,
protesto ediyoruz. Biz nadiren tabii eğer yapar-sak, savcı hakkında
konuşuyoruz.
2009’un sonbaharında, genç bir adam Bostan Polis Departmanı tarafından
tutuklandı. 18 yaşındaydı, Afro-Amerikan’dı ve yerel devlet okulunda son sınıf
öğrencisiydi. Hedefine, üniversiteyi yerleştirmişti; ama onun yarı zamanlı en
düşük maaşlı işi ona, okuluna devam etmesi için gereken finansal imkânı
sağlamıyordu. Kötü kararlar silsilesi içinde, bir dükkândan 30 tane dizüstü
bilgisayar çaldı ve onları internet üzerinden sattı. Bu da onun tutuklanmasına
ve 30 suçtan hüküm verilebilecek bir şikâyete sebep oldu. Christopher’ın
karşısındaki olası hapis süresi onu en çok strese sokan şeydi. Fakat onu
endişelendiren şey, bu adli kaydın geleceğine yapacağı etkiydi.
Christopher’in dosyasının masama geldiği gün, sorgudaydım. Dramatik
görünmeyi göze alarak; o anda, Christopher’ın hayatı ellerimdeydi. 29
yaşındaydım ve verdiğim kararın Christopher’in yaşamını nasıl etkileyeceği
konusunda küçük bir takdir hissi duyuyordum. Christopher’in dosyası ciddiydi ve
bu itibarla çözülmesi gerekiyordu; ama onu hayatı boyunca bir suçlama ile
damgalamayı düşünmemiş olmam, doğru bir çözümdü.
Genellikle savcılar, kararlarımızın etkisini az takdir ederek ve bizim
niyetimizi dikkate almaksızın işe başlarlar. Geniş hoşgörümüze rağmen,
hoşgörümüzün bedelini ödeyerek, ne olursa olsun risklerden kaçınmayı
öğreniyoruz. Deliller tam tersini gösterse de, tarih bizi bir şekilde ceza
yargılaması sisteminin hesap verilebilirliği sağladığına ve kamu güvenliğini geliştirdiğine
şartlandırdı. İçten ve dıştan mahkûmiyetlerimizle ve davalarımızı kazanmakla değerlendirirdik;
bu yüzden de savcılar, davalarımızın niyeti konusunda yaratıcı olmak için ya da
insanlar hakkında risk almak için teşvik edici değillerdir.
Hepimizin istediği, daha güvenli bir toplum; amacımıza zarar veren,
modası geçmiş bir usule saplanmış durumdayız. Ancak benim yerimde olan birçok
savcı, Christopher’i suçlu bulabilirdi. Bizim yapabileceğimiz şeyleri çok az
takdir ediyorlar. Christopher’i suçlu bulmak, ona bir adli sicil kaydı olarak
dönecek ve onun iş bulmasını daha zor hale getirecekti. Bugün ceza yargılama
sisteminin başarısızlığını tanımlayan kısır döngüyü başlatan şey, işte bu. Adli
sicil kaydı ve işsizlik ile Christopher iş, eğitim ve ev bulma konusunda
sıkıntı yaşayabilirdi. Haya-tında bu gibi koruyucu faktörler olmadan
Christopher, büyük ihtimalle başka daha ciddi suçlar işleyecekti. Christopher
ceza yargılaması sistemi ile ne kadar ilişki içinde olursa, o kadar bu sisteme
tekrar tekrar ve tekrardan dönmesi daha mümkün olacaktı. Tüm bunların hepsi,
onun çocuklarına, ailesine ve arkadaşlarına sosyal bir maliyet oluşturacaktı;
yani hanımlar ve bey-ler, bizim için çok kötü bir kamu güvenliği sonucu ortaya
çıkacaktı.
Hukuk Fakültesi’nden ayrıldığımda, ben de herkesin
yaptığı şeyi yaptım. Savcı olarak adaleti sağlamakla görevli hale geldim; ancak
sınıfımda adaletin ne olduğunu hiç öğrenmedim,
hiç birimiz öğrenmedik. Ancak
savcılar, ceza yargılaması sisteminde en güçlü konumda olan kişilerdir; gücümüz neredeyse sınırsız. Birçok davada ne hâkim, ne
polis, ne kanun koyucu, ne belediye başkanı, ne vali, ne de başkan; bize, bir
davayı nasıl soruşturacağımızı söyleyemez.
Christopher’in suçlu bulunması ve adli kayda sahip
olması kararı, münhasıran bana aitti. Ben onu 30 suç, bir suç veya bir kabahat
veya hepsi için soruşturmayı seçebilirdim. Christopher’i bir uzlaşmaya gitmek
konusunda zorlamayı veya dosyayı mahkemeye taşımayı ve nihayetinde Christopher’in
hapse atılmasını seçebilirdim. Bu tarz kararlar savcıların aldığı günlük
pervasız kararlardır ve bizler bu kararların ağır sonuçlarından habersiz ve bu
konuda eğitilmedik.
Geçen yaz bir gece, şehirdeki beyaz olmayan
uzmanların katıldığı küçük bir toplantıdaydım. Orada devlet memurlarının
yaptığı gibi, bedava minik sandviçleri ağzıma doldururken; salonun
diğer ucundan genç bir adamın bana el salladığını, gülümseyerek bana
yaklaştığını fark ettim. Onu tanıdım; ancak nereden tanıdığımı çıkaramadım ve
ben bunu hatırlayamadan önce bu genç adam bana sarılıyordu. Ayrıca bana
teşekkür ediyordu; “Beni umursadın ve
benim
hayatımı değiştirdin” diyordu.
O, Christopher’di.
Christopher’i hiç koğuşturmadım. Bir yargıç veya cezaeviyle yüzyüze
gelmedi; bir adli sicil kaydı olmadı. Bunun yerine ben, Christopher’le
çalıştım; öncelikle onun fiilleri için sorumlu olduğu yönünde ve sonrasında
onu, hiç suç işlemeyeceği bir yere yerleştirdim. Sattığı bilgisa-yarların %75’ini
geri kazandık ve Best Buy’a iade ettik. Ödeyemediğimiz bilgisayarlar için bir geri
ödeme planı çıkardık. Christopher, kamu hizmeti yaptı. O, bu dosyanın, onun
gelece-ğini ve toplumunu nasıl etkileyeceğini ortaya koyan bir yazı yazdı.
Üniversiteye başvurdu, finansal yardım elde etti ve 4 yıllık okuldan mezun
oldu.
Biz sarılmayı bitirdikten sonra, onun yaka kartına baktım; Boston’daki
büyük bir bankada yönetici olduğunu öğrendim. Christopher başardı ve benden
daha fazla para kazanıyor. O, tüm bunları; benim onu, Roxbury Mahkemesinde ilk
kez görmemden sonraki altı yıl içinde başardı. Christopher’in bu başarı
hikâyesi için kendimi övmüyorum; ama ben, kesinlikle onun yoldan çıkmaması için
üzerime düşeni yaptım. Dışarıda, binlerce Christopher var; bazıları hapis-hanelerde
ve tutukevlerinde. Bunları anlamaları ve onları korumaları için binlerce
savcıya ihtiyacımız var.
İş sahibi bir Christopher, kamu güvenliği için; hüküm giymiş bir kişiden
daha iyidir.
Bu, hepimiz için daha büyük bir başarıdır. Geçmişe baktığımda,
Christopher’i suçlu bulmama kararı, çok mantıklı geliyor. Onu Roxbury
Mahkemesindeki ilk günümde gördüğümde, orada duran bir suçlu görmedim; kendimi,
müdahale ihtiyacı duyan genç bir insan gördüm. Ergenliğimin sonlarında, büyük
miktarda uyuşturucu satarken yakalanan biri olarak; ceza yargılama sisteminin
hiddeti karşısındaki fırsatın gücünü yakinen biliyordum. Benim bölgemin başsavcısının,
amirinin ve yargıçların yardımı ve yönlendirmesi ile insanların hayatlarının
mahvedilmesi yerine değiştirilmesi adına, savcıların gücünü öğrenmiş oldum.
İşte biz, Boston’da böyle yapıyoruz:
   Çocuklarını beslemek için
manavdan bir şeyler çalarken yakalanan bir kadının, iş bulmasına yardım ettik.
  Suiistimal edilmiş bir gencin,
başka bir genci yumruklaması dolayısıyla; onu bir yetişkin hapishanesine
koymaktansa, psikolojik tedavi ve kamu gözetimi sağladık.
    Sokakta, hayatta kalmak için
fuhuş yapmaktan tutuklanmış kaçak bir kadının; yaşayacak güvenli bir yere
ihtiyacı vardı. Bu, bizim ona yardım edebileceğimiz bir şeydi.
     Okuldan sonra, karşısına çıkan
kendinden büyük çeteden çok korktuğu için; bir sabah çantasına beslenme koymak
yerine, 9 milimetrelik koyan bir çocuğa bile yardım ettim.
     Problemlere yönelik gerçek çözümler ile davaya
giden süreçte, aylarca hazırlık çalışması yap-tığımız; normal zamanlardaki
gibi, vaktimizi kullanabilirdik. Hangi kullanım şekli daha iyi? Savcınızın,
vaktini nasıl geçirmesini tercih edersiniz? 80 milyar doları, başarısız olduğunu bildiğiniz hapishane endüstrisi
için neden harcıyoruz?
Bunun yerine, toplumu geliştirmek
adına;
       Eğitime,
       Akıl
hastalıkları tedavisine,
       Madde
bağımlılığı tedavisine ve
       Toplum
yatırımına dönüştürebiliriz.
Peki, bu sizin için ne önem taşıyor?
  Birincisi, çok fazla para
harcıyoruz. Bazı eyaletlerde, hapishanedeki bir gencin, bir yıllık masrafı,
190.000 doları buluyor. Bu kişinin aynı sisteme geri dönme ihtimali, yüzde 60’tır.
Bu, çok kötü yatırım şekli.
     İkinci olarak, eğer savcılar
sorunun bir parçası ise; çözümün de bir parçası olmak zorundalar. Ve bunu,
diğer disiplinlerin; bizim için önceden yaptıkları çalışmaları kullanarak
yapabiliriz.
  Ve üçüncüsü; sizin sesiniz ve
sizin oyunuz, bunun gerçekleşmesini sağlayabilir. Bir da-haki sefere, sizin
bölgenizde yapılacak olan bir bölge temsilcisi seçiminde; adayları şunları
sorun:
1.   Beni ve
komşularımı daha güvende tutmak için neler yapacaksınız?
2.
Hangi bilgileri topluyorsunuz? Ve
çalıştığından emin olduğun savcıları nasıl eğitiyorsun?
3.   Herkes
için işe yaramayan bir şey olduğunda, bunu nasıl düzelteceksin?
Eğer bu soruları
cevaplayamazlarsa, o işi yapmamaları gerekiyor.
Bu konuşmanın başında, elini kaldıranlarınızın her biri fırsatın,
müdahalenin, desteklenmenin ve sevginin gücünün; yaşayan, nefes alan bir
örneğidir. Her biriniz, yaptığınız kötülük nedeniyle, bir şekilde tahliye
edilmiş olabilirsiniz; ama hemen hemen hiç biriniz, şu an olduğunuz gibi
gezegendeki muhterem dâhilerden olmak için hapishaneye gerek duymadınız. Her
gün, bir günde binlerce kez Birleşik Devletler’deki savcılar gücü, müthiş bir
şekilde kullanıyorlar. Bu ise yıkımı getirdiği hızda fırsatı, müdahaleyi, desteği
Ve evet, sevgiyi bile meydana getirebilir. Bu özellikler güçlü bir toplumun
alamet-i farikasıdır. Ve güçlü bir toplum ise güvenli bir toplumdur.
Eğer toplumumuz, işlemez hale gelirse; hukukçuların
bu problemi, modası geçmiş, yetersiz, pahalı yöntemlerle çözmesine izin
vermeyin. Daha fazlasını isteyin; insanları hapishaneye atan değil, onları
dışarıda tutmaya çalışan savcılara oy verin. Daha iyisini isteyin. Bunu hak
ediyorsunuz; sizin çocuklarınız bunu hak ediyor. Sistem içinde, birbirine
bağlanmış insanlar bunu hak ediyor. Her şeyden önemlisi; korumaya ve adaletli
olmaya yemin ettiğimiz insanlar, bunu hak ediyor. Yapmak zorundayız; daha
iyisini yapmak zorundayız.
Teşekkür ederim; çok teşekkür
ederim…
ALT
YAZILARDAN DERLEYEN
 
CELAL
SANCAR
26.05.2016 –  ANKARA

 

Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: