BATININ SONU – ÇİN HÜKMETTİĞİNDE DÜNAYI NELER BEKLİYOR?
7 Ekim 2017
YEŞİL ÖLDÜ MÜ ?
7 Ekim 2017

BEN MESİH – MEHMET ALİ AĞCA

Mehmet
Ali A
ĞCA
ben Mesih adl
ı
kitab
ına kendisinin İSA
peygamber oldu
ğunu ama Müslüman bir İsa
oldu
ğunu
söyleyerek ba
şlıyor.
Do
ğuştan
M
üslüman bir insan olduğunu dünyada
iyi bir
şekilde
ya
şamak
i
çin insanların tüm
kötülüklerle sava
şmaları gerektiğini,
yoksullukla, terörle, mücadele edilmesi gerekti
ğini
t
üm bunları söylerken de aklının yerinde
oldu
ğunu
kendisine dili diyenler olabilece
ğini
ama kendisinin buna ald
ırmayacağını, Allah’ın mesajını tüm
insanlara açıklayaca
ğını, ve bu çabaları karşısında hiç bir liderlik güç, zafer makam mevki
tarz
ı şeyler
istemedi
ğini
M
üslüman olmasının ise insanları korkutmaması gerektiğini,
kendisinin t
üm dünya dinlerine eşit
oldu
ğunu
hi
ç kimseye sen Hıristiyansın,
Musevisin, Yahudisin Müslüman olman gerek demeyece
ğini
yani herkesin kendi dininde kalmas
ı
gerekti
ğini,
insanlar
ın günahsız olamadıklarını önemli olanın insanların kendisini ahlaki ve ruhsal
y
önden geliştirebilmeleri
oldu
ğunu
Hz. Adem ile HZ. Havva’n
ın
bile cennette i
şledikleri kusur sebebiyle
dünya’ya gönderildiklerini ama onlarında tekrar affedildi
ğini belirtiyor.
 

A
ĞCA 9
Ocak 1958 y
ılında Malatya’ fakir bir ailenin
çocu
ğu
olarak d
ünyaya geldiğini,
babasının maden i
şçiliği
yapt
ığını annesinin ev hanımı olduğunu kendini
tanımaya ba
şladığından beri çalıştığını, yaşadığı çevredeki insanlarında
kendisinden pek farkı olmadı
ğını
muhit olarak yoksul bir
çevrede
yeti
ştiğini,
ailesinin de kendisine e
ğitim konusunda yardım edebilecek bir bilgisinin
olmad
ığını, okullarda okutulan bazı
derslere hiçbir zaman ısınamadı
ğını, ilkokul
yıllarından ba
şlayarak tüm eğitim
ya
şamında resim ve müzik derslerini
sevmedi
ğini söyleyerek
buna gerekçe olarak sanat dalında ünlü olan Van Gogh’un intihar etmesini Hitlerin
çok iyi bir ressam olmasına ra
ğmen bir katil olduğunu,
Machail Jackson’ın zenci bir insan iken derisinin rengini de
ğiştirdiğini
söylüyor. Ö
ğretmenlerinin ise sanata karşı bu tavrı karşısında kendisini bir aptal
olarak g
ördüğünü ama kendisini
anlayabilselerdi ne kadar haklı oldu
ğunu
ö
ğrenebileceklerini,
söylüyor.
Kendisini
ya
şadığı her türlü imkansızlığa
kar
şı kültürel yönden geliştirmeye
çalıştığını söyleyen Ağca
insanl
ığın kendi çağrısına uyması gerektiğini
do
ğrulamak
i
çin Hz. Nuh olayından örnekler veriyor. Me­zopotamya’da
Nuh’un kabilesinin ya
şadığını bu halkın Allah’ı inkâr
etti
ğini
ve ahlaki de
ğerleri olmadığını, putlara taptıklarını fakat
Nuh’un dürüst bir insan oldu
ğunu, bu halkın çoğunun
Nuh’un ikazlar
ına
uymad
ığını bu ikazlara uyanların ise
Nuh’un ge­misi ile kurtuldu
ğunu o geminin o
zamanki adıyla Mezopotamya bugünkü adıyla Or­tado
ğu’da
yakla
şık olarak Irak’ta bir
yerlerde oldu
ğunu, yani Ağrı dağında olmadığını kendisinin de Nuh gibi
halkı do
ğru
yola
çağırdığını insanlığın kendisinin bu ikazına uymaması durumunda sonunun Nuh’un
kabilesinin sonu gibi bir felaketle kar
şılaşacağını belirtiyor.
Çocukluğunun
hem aile hem de çevre ya
şantısı olarak kötü ortamlarda geçtiğini,
küçük iken ya
şadığı ve unutamadığı olaylar arasında kaza sonucu üzerini
yakmasını ve babasının ölümünden sonra kar
şılaştığı sorunları, bu sorunları yaşadıkları zamanlarda insanların bu acılarına karşı ne kadar duyarsız kaldıklarını annesinin kendisini tedavi
ettirmek için çok u
ğraşlar
verdi
ğini,
sa
ğlık sisteminin çok yetersiz olduğunu anlatıyor.
Ama geçmi
şindeki bu olayların kendisini yıldırmadığını aksine sürekli geliştirdiğini ve
güçlendirdi
ğini kendisini geleceği
haz
ırladığını söylüyor.
Her
insan gibi kendisinin de Ki
şisel görüşlerinin
oldu
ğunu
s
öyleyen Ağca
insanlı
ğın asıl sorununun, ideolojiler olmadığını gerçek nedenin ruh­sal ve ahlaki bozukluk olduğunu söylüyor. Ağca
kendisinin Ko­münist olmadı
ğını ama
Türk Komünist Partisi’nin (TKP) bazı militanları veya sempatizanları olarak
niteledi
ği kişiler
ile de kar
şılaştığını ve tanıştığını bu insanların çoğunun
basit ve ezberci
şahıslar olduğunu,
bu insanların bazı süslü kelimeler ö
ğrenerek
kendi kendilerine ideoloji olu
şturduklarını, bu davranışlarının içte ve dışta sürekli olarak ülkemize ve devletimize zarar
verdi
ğini
ülkemizi sürekli geriye götürdüklerini, Ülkenin, Devletin, ne zaman belini do
ğrultması durumunda bu insanların ülkemize bir darbe daha
vurduklar
ını ve adeta ülkenin sırtında bir kambur
olduklarını söylüyor.
Lise
yıllarında ise ülkemizin gündeminden hiç eksik olmayan a
şırı bir sağ sol
kutupla
şması
oldu
ğunu,
ö
ğrencilerin
s
ürekli bir çatışma içerisinde olduklarını ve çoğununda
toplumda oldu
ğu gibi ahlaki yönden zayıf olduklarını okullarda din dersine gereken
önemin verilmedi
ğini, Nazizm ve Faşizm
gibi ideolojilerin yenilmelerinin sebebinin dini tanımamaları oldu
ğunu
ve bundan sonrada dini tanımayan bütün ideolojilerinde yenilgiye u
ğrayacağını, okulda ibadetlerini yerine
getiren çok az sayıda ö
ğrenci olduğunu
bu
şahıslara da diğerlerinin
uzaylı gözüyle baktıklarını, kendisinin ve arkada
şlarının bu durumlar karşısında  ruhsal ve ahlaki yönden kararsızlık  içinde olduklarını, kendisine din konusunda
kimsenin bir
şey öğretmediği içinde dine yaklaşamadığını onun içinde insanlarımızsın
e
ğitim
hayat
ında ve aile yaşantısında ahlaki yönden iyi bir eğitim
verilmesi gerekti
ğini bunun ise ancak din eğitimi
ile sa
ğlanabileceğini
insanların karakterlerinin olu
ştuğu
ilk okul ve lise d
öneminde
gerekli olan bu e
ğitimin mutlaka ehil kişilerce
verilmesi gerekti
ğini, okullarda eğitim
veren t
üm öğretim
g
örevlilerinin de ahlaki
yönden kendilerini geli
ştirmeleri ve öğrencileri
yanl
ış
yollara sevk etmemeleri gerekti
ğini  söylüyor.
Kendisini eğitim
konusunda s
ürekli
geli
ştirmeye
çalıştığını 1976 yılında Üniversite
sınavlarına girerek Dil, Tarih ve Co
ğrafya
fakültesini kazandı
ğını, artık yavaş
yava
ş
kendini ispatlayabilecek kapasiteye geldi
ğini, bu yıllarda İdeolojik
aray
ış içerisinde olan kendisinin de “Ülkücü” denen hareketin
arasına girdi
ğini bu hareketin içerisine girmesinin
sebebini ise Ülkücülü
ğün amacının
sıhhatli, kuvvetli insanlar olmak ve millete hiz­met etmek için çalı
şmak olduğunu,
bu hareketin amacının Türk halkının içine dü
ştüğü maddi ve manevi sefaletten
kurtarmak ve T
ürkiye’yi
yeni bir Vietnam, Yemen, Kore yapmak isteyen dü
şünceye karşı koymak olduğunu,
bu ba
ğlamda
kendisinin de ideolojik bro
şürler dağıttığını, afiş astığını, ideolojik bilgilerini
kuvvetlendirmek ve Ülkücü gruba olan ba
ğlılığını güçlendirmek amacıyla çeşitli
çalışmalar
yaptı
ğını bu çalışmaların ise kendisini bilinçlendirdiğini
ve g
üçlendirdiğini belirtiyor.
Zaman zaman yaşadığı ve yaşayacağı çevre ve insanlar hakkında kafasında oluşan düşünceler sebebiyle İleriki
dönemlerde zamanla üniversiteye ilgisinin azaldı
ğını, derslere gereken ilgiyi ve
alakayı gösteremedi
ğini derslere devamlılık sağlayamadığını ve bu sebeple okuldan
uzakla
ştırıldığını söyleyen Ağca başarısızlığı nedeniyle okuldan atıldığını ailesine söyleyemeyeceği için küçük bir dolandırıcılık olarak nitelediği ve
o dönemlerde Türkiye’de solcu ve komünist kesimin iyi bölümlere yerle
şmek
için kullandıkları bir yöntemi denedi
ği,
kendisinin yerine ülkücü hareketin üyesi olan çalı
şkan
bir ö
ğrencinin
s
ınava girdiğini
ve onun sayesinde
İstanbul Üniversitesi İktisat
Fakültesi’ni kazandı
ğını ama bu bölümü kazandığına sevinmediğini,
yine de okumaya karar verdi
ğini belirtiyor. Bu bölümde okurken ekonomik konularla
ilgilenmeye ba
şladığını bu konuyla
ilgili kafasında dü
şünceler oluşmaya başladığını bu düşünceleri arasında ekonomideki problemin kapitalizm veya komünizmden
ziyade ruhsal ve ahlaki oldu
ğunu tespit ettiğini gerçek sebebi de insanların başka yerlerde
aramamas
ı gerektiğini, üniversitedeki derslerin ve öğretim
g
örevlilerinin doğru
yolda olmad
ıklarını en başta
bu insanlar
ın ve
derslerin d
üzenlenmesi
gerekti
ğini öğretim
g
örevlilerinin ruhsal ve ahlaki
yönden iyi yeti
şmiş
insanlar olmad
ıklarını, üniversiteye karşı ilgisinin azalmasının sebepleri arasında bu gibi faktörlerinde bulunduğunu
belirtiyor.
Türkiye’nin Cumhuriyetçi yapısı ile
ilgili olarak laikli
ğin Türk halkının ruhunu
öldürdü
ğünü bu yapının düzeltilmesi
gerekti
ğini,
dünyada kullanılan ço
ğu dil ve lehçenin iletişim için yetersiz olduğunu tüm
bu dil ve lehçelerin artık kullanılmaması gerekti
ğini
e
ğer
iyi bir ileti
şim kurmak istiyor isek tüm dünyanın anlayabileceği Türkçe, Arapça, İngilizce,
Almanca
İspanyolca,  İtalyanca,
gibi kolay anla
şılabilecek
sa
ğlam temelli
büyük diller kullanılması gerekti
ğini,
tüm dünya da oldu
ğu gibi ülkemizde de büyük bir sorun
olan komünizm isimli ideolojiye mensup Komünist
şahısların bulunduğunu,
Türkiye’deki Komünist terörizmin Sovyetler Birli
ği,
Bulgaristan, Arnavutluk ve Yunanistan gibi Türkiye’nin zayıflamasını isteyen
ülkeler tarafından desteklendi
ğini ve bu ülkeler
tarafından finanse edi­ldi
ğini, yıllardır
ülkemizde devam eden ve halen süre gelen Sa
ğ-Sol
meselesinin bile sürekli bu dı
ş mihrakların tahriki desteği ve
finansesi ile ilgili oldu
ğunu buna karşılık kendisinin de arasında
bulundu
ğu
ülkücülerin tamamına yakınının dürüst ki
şiler
olduklar
ını buna rağmen Komünistlerin
ülkemizde adam kaçırma, öldürme, saldırı gibi hareketlerle Türk halkını her
yerde zor durumda bıraktıklarını bunu da bilinçli olarak yaptıklarını bu
ideolojinin hemen terk edilmesi gerekti
ğini
bu gibi insanların cezasız bırakılmaması gerekti
ğini
belirtiyor.
1980
yılında bir soru
şturma nedeniyle Türkiye de
arandı
ğından İrana gitmeye çalıştığını fakat başarılı olamadığını bu sebeple tekrar ülkemize
döndü
ğünü, ülkemizdeki Kürt
terörizminin nedenlerinden birinin 1983 yılında Türkiye’de Kürt dilinin
kullanımının yasaklanması oldu
ğunu, Kürtlerinde bu
yasa
ğa
tepki olarak dillerini öncekinden daha çok kullanmaya ba
şladıklarını ve yasağın bu terörizmi önleyemediğini
iddia ediyor.
Kitabında
günümüzde neredeyse ülkeye ve insanlı
ğa
hükmeder hale gelen Medya’ya da de
ğinen
A
ğca terörle
mücadelede medyanın büyük önem ta
şıdığını, onu için bu kurumun iyi
bir
şekilde
kontrol edilmesi gerekti
ğini bu sektörün Allah’ın hizmetinde olması
gerekti
ğini televizyon
ve radyo yayınlarının tek bir kanaldan yapılmasının gerekli oldu
ğunu
aksi takdirde büyük bir güç olan medyanın kontrol edilemeyece
ğini belirterek
bu gerçe
ği
bilen Papa’nın ki gibi tek bir Radyo-Televizyon, Papa’nın gazetesi Losseuratore
Romano gibi tek bir gazete olması gerekti
ğini söylüyor.    
1978 tarihinde İstanbul’da
bulunan A
ğca Fatih ilçesinde bir arkadaşıyla gezerken arkadaşına Mesih’le, Papayla ilgili
merakını gidermek için sorular sormaya ba
şlıyor. Arkadaşına “Etrafta Mehdi”den bahsediliyor. Mehdi nedir?” “Mehdi
nerede ve ne zaman gelecek?”  diye
sorular soruyor ve arkada
şının da; Mehdi’nin dünya’nın sonunda geleceğini hicri
takvime g
öre 1400 yılında ya Fatih semtine ya da Malatya’ya
gelecek”
dediğini Mehdi’nin de
normal bir insan olarak dünyaya gelece
ğini
s
öylediğini
belirterek bu duydukları kar
şısında
hayal k
ırıklığına uğradığını söylüyor. Bu hayal
kırıklı
ğının sebebinin ise Mehdi’yi büyük
yenilmez bir kahraman olarak hayal etmesi oldu
ğunu
s
öylüyor. 30 Kasım 1979’da
Papanın Ülkemize gelerek Fatih semtinde geldi
ğini
o tarihte kendisinin de Fatih’te oldu
ğunu bununda
ise bir tesadüf olmadı
ğını söylüyor.
Tüm insanlar arasında dünyanın en büyük
sırrını sadece
İsa Mesih olarak kendisinin, 400 yıl aradan sonra İtalyan olmadığı halde Papalığa seçilen Karol Wojtyla’nın ve
Fatıma’nın Rahibe Lucia’sının bildi
ğini,
1917 yılındaki Fatıma olayını aysbergin su üstünde kalan yüzüne benzetiyor ama
kitabının bazı kısımlarında bu sırrı bazı gizli servislerin yanında Amerikan Ba
şkanı‘nın bile bildiğini
s
öylüyor.
Mehmet Ali AĞCA tüm dünyayı sarsan suikast olayını ise genel hatları ile şöyle anlatıyor; 24 Nisan 1981’de Faruk
isminde sahte bir pasaport ile
İspanyaya gittiğini
kald
ığı otelde kendisini sürekli olarak düşünmeye verdiğini
hatta bazı zamanlar intihar etmeyi bile dü
şündüğünü, insanların nasıl bir
tepkisiyle kar
şılaşacağını düşündüğünü, sonunda Papa’yı vurduktan
sonra Hıristiyanlar tarafından linç
edilece
ğini böylece tüm dünya önünde Hıristiyanlığa sonsuz bir leke sürüleceğini ve böylelikle adının tarihe geçeceğini
d
üşünerek suikastı gerçekleştirmeye
karar verdi
ğini, bundan sonrasını ise hiç düşünmediğini,
zaten kendiside öldükten sonra dünyanın var olmayaca
ğına inandığını söylemesine rağmen vasiyetnamesini
de hazırladı
ğını belirtiyor. 9 Mayıs 1981
tarihinde uçakla Milano’ya gitti
ğini,
Papa’ya yaptı
ğı
saldırıdan birkaç ay önce bir falcının, Papa’ya saldırı olaca
ğını ilan ettiğini.
61 y
ıl önce Papa’ya yapılacak
suikastın Fatıma’ya malum oldu
ğunu söyleyerek
kendisinin Papa’yı vurmasının bile bir tesadüf olmadı
ğını her şeyin
beklenen seyrinde gitti
ğini belirtiyor.
2 Şubat
1981 tarihinde Milano’da “Caffe
Biffi’ isimli yerde bulundu
ğu sırada iki
Türk kızının kendisini tanıdı
ğını ve
bu
şahısların polise haber verdiğini kendisinin
bu olayı fark ederek oradan ayrıldı
ğını ve yakalanmaktan son anda
kurtuldu
ğunu,
bu olayın gerçekle
ştiği günün Hıristiyanlar tarafından, İsa’nın belirme günü olarak kabul edildiğini sonradan
ö
ğrendiğini
bütün bu olayların tesadüf olamayaca
ğını tekrar tekrar belirtiyor.
10 Mayıs 1981 tarihinde Roma’ya geldiğini
San Pietro Meydan
ı‘nda
dola
şırken Papa’nın da orada olduğunu
gördü
ğünü çevredeki insanların Papa’yı alkışladıklarını
kendisinin de onlara katılarak Papa’yı alkı
şladığını o sırada Papa’nın
kendilerini selamladı
ğında,
kendisinin de Türkçe olarak “Yakında
gö­rü
şeceğiz” dediğini.
Aynı gün Vatikan’da etrafı tanımak ve yabancılık çekmemek için dola
ştığını, burada Papa’nın rahibelerin
de bulundu
ğu 5-6 kişi
ile birlikte dola
ştığını gördüğünü kendisini selamladığını burada Polonyalı bir kardinalin saldırıyı hissettiğini,
Hayatının
sonu olarak dü
şündüğü 13 Mayıs 1981 günü kalmakta
oldu
ğu İSA
isimli otelde sabah erken saatlerde kalktı
ğını politik vasiyetname olarak
niteledi
ği  “TÜM
DÜNYAYA” ba
şlıklı bir vasiyetname hazırladığını sonra Kuran-ı Kerim okuduğunu ve
günahlarının af olması için dua etti
ğini linç
edilece
ğini
şünerek medya’nın iyi durumdaki
resmini yayınlaması için odasına iki tane resmini bıraktı
ğını,
13
Mayıs 1981 tarihinde Papa’ya Suikastı gerçekle
ştirmek
amac
ıyla San Pietro Mey­danı’na geldiğini,
bu olayları gerçekle
ştirdiği sırada aklının gayet yerinde olduğunu,
yine bu suikastı gerçekle
ştirerek linç edilmesinin Hıristiyanlık âlemine
kara leke olarak sürülece
ğini düşünerek kendi kendisine güç verdiğini.
Aynı gün saat 17:00 sıralarında yine Papa’nın meydanda halkı selamladı
ğını,  Papa’yı vurmak için bir yer seçtiğini
hatta bir ara Papa ile yüz yüze geldiklerini ama kendisinin onu öldürece
ği için hiç bir şekilde
vicdan azabı duymadı
ğını bunu kesinlikle yapması
gerekti
ğini,
Papa’yı vuraca
ğı zaman
Papa’nın bir çocu
ğu kucağına aldığını çocuğa
zarar vermemek için bir süre bekledi
ğini
ve Papa’nın çocu
ğu ailesine verdikten sonra elindeki
foto
ğraf
makinesini yere atarak cebinden tabancasını çıkarttı
ğını ve iki el ateş
etti
ğini,
ate
ş
etti
ği mermilerden
birinin Papa’nın vücuduna isabet etti
ğini,
di
ğerinin
ise Papa’nın elini sıyırıp geçti
ğini,
bu sırada San Pietro Meydanı’nda dünyanın sonu ya
şanıyormuş
gibi bir ortam olu
ştuğunu,
daha sonra da etrafını polislerin sardı
ğını ve kendisini Vatikan polisine
götürdüklerini belirtiyor.
Papa’ya yaptığı saldırıdan sonra, Fatıma’nın üçüncü sırrı ile
Papa’ya suikast arasında bir ba
ğlantı olduğunu
s
öyleyenlerin çoğaldığını bununda Vatikan’da
bulunanların ho
şuna gitmediğini,
bu olay
ı örtbas etmek için Yugoslavya’da
Meryem ana’nın 6 genç medyuma gözüktü
ğü şeklinde
komplolar olu
şturulduğunu,
tüm bu olup bitenlere ra
ğmen 27 Kasım 1983’te
cezaevinde papa’nın hücresini ziyaret etti
ğini
akl
ına takılan soruları Papa’ya sorduğunu Papa’ya
“Fatıma’nın üçüncü sırrı ne zaman
açıklanacak?” diye soruyor ve Papa’nın da  “Üçüncü
sır Rahibe Lucia öldükten sonra açık­lanacak.” dedi
ğini “Neden Rahibe öldükten sonra?” diye
sordu
ğunda ise Papanın “Çünkü
Rahibe Lucia istemiyor.” diye cevap verdi
ğini,
bu sırrı bütün papaların bildi
ğini ama söylemediklerini, Bu sırrın açıklanmamasının sebebini ise
Vatikanın 1960’lı yıllarda Fatıma’nın Üçüncü sırrını, “Diplomatik Rapor” ve bir “Sır” olarak, saklamaları
için Amerikan,
İngiliz ve Fransız hü­kümetlerine teslim ettiğini
belirtiyor.
Papa’nın
27 Aralık 1983 tarihinde kendisini hapishanede zi­yaretinde kendisi ile görü
şmesinden
sonra Papa’nın “kar
şılaştığımız gün
tarihi bir g
ündür. sözüyle kendisinin
şüncelerinde ve davranışlarında doğru
oldu
ğunu
ispatladı
ğını, Papa ayrılışı sırasında kendisine bir tarafında 13 Mayıs 1917 yazılı ve üç çocukla Fatıma’lı Meryem’in resmi, diğer
taraf
ında 13 Mayıs 1981 yazılı
Karol Wojtyla’nın bulundu
ğu bir madalyon hediye ettiğini
s
öylüyor.
Adaletin günü olarak belirttiği 27
May
ıs 1985 tarihinde mahkemeye
çıktı
ğında kendisinin Mesih olduğunu,
d
ünyanın sonunun geldiğini
s
öylüyor. Vatikan’ın kendisine
bir cevap vermesi gerekti
ğini, Fatıma’nın üçüncü sırrını açıklaması gerektiğini
s
öylüyor.
 
Ağca sürekli olarak anlattıklarını
daha akılda kalıcı kılmak bir gerçeklik ve inanılırlık kazandırmak için Hz.
Musa’dan Hz.
İsadan
ve Firavun’dan örnekler vererek yorumlar yapıyor bunların ya
şantıları ile kendi hayatını kıyaslayarak haklılığını ortaya koymaya çalışıyor. Yaşamının değişmesine
sebep olan o herkes tarafından saklandı
ğını söylediği hiç kimsenin açıklamaya cesaret edemediğini
söyledi
ği o
b
üyük sırrın yani Fatıma’nın üçüncü sırrının Hz. İsanın
d
önüşü olduğunu bununda 1958 yılında kendisinin doğduğu
g
ün gerçekleştiğini
bu g
ünüde mahkemeye çıktığı gün
gibi bir adalet g
ünü olarak niteliyor. Bu
Sırrı Papa’nın hatta Amerika ba
şkanı‘nın bile bildiğini
ve ba
şkanın bir röportajında dünyanın
sonunu ya
şayacak neslin kendi nesilleri olduğunu
s
öylediğini
ve kendisinin do
ğduğu yıllarda çeşitli
kiliselerin d
ünyanın sonunun geldiğini
a
çıkladıklarını bununda tesadüf olmadığını, insanlığın bu şekilde
yakla
şık olarak 2030-2040’lı
yıllara kadar ya
şayabileceğini
ve dünyanın sonunun açlık terör ve do
ğal
felaketler
şeklinde gerçekleşeceğini,
dünyanın dört bir tarafında açlıktan ve susuzluktan kıvranan birçok insanın
bulundu
ğunu,
bu insanlar
ın
bir par
ça ekmeğe
bile ihtiyaç duyduklarını, kendisinin amacının da insanlı
ğı kurtarmak olduğunu
bunun i
çin zengin insanların fakirlere yardım etmelerini, zenginlerin israfı
bırakarak yardıma ba
şlamalarını örneğin besledikleri
evcil hayvanlarını öldürmelerinin gerekti
ğini,
lüks hayata
şehvete düşkünlüklerin önlenmesiyle şans
ve talih oyunlar
ından
alkolden uzakla
şarak dünyanın sonunun değiştirilebileceğini,
zengin erkeklerin mankenlere kadıların makyaja ve elbiselere amansızca
harcadıkları paraları yardıma muhtaç insanlara ula
ştırmaları gerektiğini
çünkü bu sayede milyarlarca dolar tasarruf edilece
ğini,
bilimsel ve felsefi y
önden
insanlar
ın sürekli meşgul
eden ve bir kahramanmı
ş gibi insanlara sunulan
Darwin, Marks, Freud’un gibi insanların ahlaki yönden zayıf ki
şiler
olduklarını bu insanların kitaplarının okunmaması gerekti
ğini,
insanları hurafecili
ğe alıştıran ve Allah tarafından da yasak edilen falcılığında engellenmesi gerektiğini
insanlar
ın Allah yerine kendilerini
tatmin etmek için içerisinde bulundukları bo
şlukları doldurmak için Mesih’e Buda’ya ve Güneşe tapmalarının anlamsız olduğunu,
insanlık için önemli olan günümüzde de birçok insanın hayatını kurtaran kan naklinin ve yeni yeni yaygınla
şan organ
naklinin, yapay organ ve kan üretiminin hayvan organlarının insanlara nakli gibi
şeylerin önlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Mehmet
Ali A
ĞCA son
cümlelerinde ise dünyadaki tüm dinlerinin liderlerine seslenerek “Dünyanın sonunun geldi
ğini” kabul
etmelerini tüm zenginlerin lükse ve israfa son vermelerini yoksullara yardım
etmeleri gerekti
ğini. Kuzey Amerika, Batı
Avrupa, Ja­ponya ve zengin ülkeler diye niteledi
ği ülkelerin yoksul ülkelere yardım
etmelerini ve tüm dinlerin temsilcilerine her gün “dünyanın sonunun geldi
ğini” haykırmaları gerektiğini
ve
İtalya’ya
bir yarg
ılanma borcu olduğunu
kitabından sa
ğlanacak olan gelirinde yoksul insanlara
verilmesini söyleyerek kitabına son veriyor.

 

Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: