BİYOLOJİK AJAN SARS

ÖNSÖZ

“Aynı gün daha sonra, hemen yolun aşağısında çalışan dört kişili bir şirketten üç aile doktoru –eğitim olaylarında ya da medikal akşam yemeklerinde karşılaşacağım meslektaşlarım- ofislerine gelen bir SARS hastasına müdahale ettikten sonra hastalığa yakalanmışlardı. Hasta karantinayı kırmıştı. Doktorlardan ikisinin küçük çocukları var. Ne yazık ki, söz konusu SARS olunca, temas edilen ev aletlerinin de % 100 enfeksiyon kaptıklarını öğrendik. Doktorlardan sadece biri SARS hastasıyla ilgilenmiş, diğer ikisi ise sadece aynı ofiste çalışmışlardı. Virüsün aşırı kötü huylu ve bazı hastaların da “süper taşıyıcılar” olduklarını öğrendik. Üç doktor da yoğun bakımda, soluma cihazları altında ciddi derecede hasta olarak kalacaklar. SARS hepimize meydan okuyup bizden yeni bir şey istiyor. Diğerlerinin ihtiyaçların bizimkilerin önüne koymamızı istiyor. Bize bunun, gerçekten olacağını düşünmesek bile yemin ettiğimiz şey olduğunu hatırlatıyor.

 

O akşam bir mülteci sağlık kliniğinde nöbetçiydim. Bir ara birkaç aile doktoru, Kanada’ya yeni gelen ve sağlık güvencesi olmayan insanlara hizmet veren medikal kliniğe gönüllü olarak gelmişlerdi. Irak’taki savaş burayı son zamanlarda çok kalabalık bir yer haline getirmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nden, pek çok göçmen –alışılmıştan çok sayıda- geliyordu. Genç bir hemşire, ilk gebeliğinin ortalarındaydı. Çin’in Guangdong eyaletinden mart ayında gelmişti. Resmi açıklamaların aksine, bana orada binlerce hasta olduğunu söyledi. Oradaki salgın dokuz ay ila bir yıl önce başlamıştı. Bana hastaların hepsini karantina altına almanın imkansızlaştığını ve pek çoğunun da öldüğünü anlattı. Bu benim biraz daha meraklanmama sebep oldu.” Belki de paranoyağımdır, ama Paul Caulford’un günlüğünden yaptığımız bu alıntı, karantinayı delen hastaların SARS’ı yeniden topluma bulaştırabileceğine ikna etti. Karantinayı kıran o tek adam bile yeni kuluçkalar oluşmamasına yol açabilmişti.

 

Daha önce bazı hastaların virüsün süper taşıyıcıları olduğunu duymamıştım. Yakın zamana kadar hastalığın ne kadar kötü olduğunu ortaya koyan hiçbir rapor yoktu. SUN gazetesinde yayınlanan bir rapor, hastalığın insanı ölmüşten beter yaptığını ifade etmeye çalışıyor. Korkunç kas ağrısı, rahat hissedemiyorsunuz, soluyamıyorsunuz, uyuyamıyorsunuz, yemek yiyemiyorsunuz ve eklem ve organlarınızı alevler içinde hissettiğiniz uzun dayanılmaz periyotlarla haftalarca sürüp gidiyor. Hastalıkla mücadele eden bir hasta Toronto’da 15 doktor ve hemşireye hastalığı bulaştırdı. İşte  bu yüzden, Tayvan’da bir hastane penceresinden atlamaya çalışan gibi şaşkına dönmüş hemşire görüntüleriyle karşılaşıyoruz. SARS’ın etkilerini görmek ve bunun size de bulaşabileceğini düşünmek bir travmaya sebep olabilir.

 

Elinizdeki bu kitap, SARS salgını ile ilgili dünya kamuoyunda yer alan son derece önemli bilgileri Türk kamuoyunun da gündemine getirmeyi ve Türkiye’yi bu hastalık konusunda az da olsa bilgilendirmeyi amaçlamaktadır. Böylelikle SARS’ın biyolojik bir ajan olup olmadığı, SARS’ın bir yılda ne kadar insana bulaşabileceği ve ne kadar ölüme neden olabileceği  konusunda bilgileneceksiniz. Kitabın son bölümünde Yeni Ümit dergisinde yer alan ‘Dâbbetü’l-Arz’la ilgili makaleyi doğrudan SARS’la ilişkilendirmek kuşkusuz doğru değil. Ama SARS’ın insanlığı yakın dönemde

çıkabilecek daha büyük salgın hastalıklara en azından zihnen alıştırdığı varsayımından yola çıkarak böyle bir ihtimalinde olabileceğini değerlendirmek mümkün olabilir diye düşünüyoruz.

Q-Matris Yayınları

 

SARS NEREDEN ÇIKTI?

 

SARS’ı, ilerleyen bölümlerde zaten size eldeki bilgiler ışığında tanıtmaya çalışacağız. Ancak hemen giriş bölümünde, hastalığın dünya kamuoyunu nasıl etkilediğinin sempatik bir ifadesi olarak, Barbadoslu Eric Lewis’in Barbadoslulara has bozuk aksanı ve sempatik ifadesiyle yazdığı bir yazıdan alıntı yapmak istedim.

 

“Birdenbire nereden çıktı şimdi bu SARS?”

 

“Şimdiye kadar bütün hastalıkların bittiğini sanıyordum. Artık yeni bir hastalık türünün, salgınının gelmeyeceğini sanıyordum. Bu, SARS gelene kadar böyleydi; yani şiddetli akut solunum yetmezliği.

 

Bana bu şey şimdi AIDS’den daha tehlikeli görünüyor, çünkü en azından AIDS’den nasıl korunacağınızı bilirsiniz. Ama konu SARS olunca, yanlış zamanda, yanlış yerde, SARS’a yakalanmış bir vatandaşın yakınında bulunursanız, küt diye hastalığa yakalanabilirsiniz. Hatta, yakalanmak bir yana, ölebilirsiniz bile; çünkü şimdiye kadar bir tedavi yöntemi ya da aşı bulunamadı.

 

Şimdiye kadar bizim ülkemize SARS ulaşmadı; fakat turistik seyahatler bu konuda  büyük risk taşıyor. Hele ki, bizim gibi en önemli gelir kaynağı turizm olan bir ülkede. İnsanlar bu ülkeye girip çıktıkça, her an her şey olabilir.

 

Önceki gece televizyonda, Uzakdoğu ülkelerinde, ellerinde ısı sensörleri ile havaalanından giriş yapanları tarayan adamları gördüm. Çünkü söylediklerine göre SARS’ın ilk belirtisi yüksek ateşmiş.

 

Şimdilik, bizim gibi sağlıklı insanları, Uzakdoğu ülkelerine seyahate gitmemek konusunda uyarıyorlar ve bu Uzakdoğu da, ülkemizin doğu kıyılarındaki yerleri değil, mesela Çin gibi, Allah’tan bize çok uzak ülkeleri kastediyor. Hatta Ontario, Kanada’ya gitmememiz konusunda da uyarılıyoruz, demek  ki bu hastalık gerçekten çok tehlikeli. Ayrıca, virüsün her gün şekil değiştirdiğini, bu yüzden de bir tedavi yada aşı bulmanın bilim adamlarını oldukça zorladığını da söylüyorlar.

 

Peki bu hastalık birdenbire nereden ortaya çıktı böyle? Bir yerlerde bunun hamamböceklerinden kaynaklanmış olabileceğini okumuştum; ama bence –ki bu benim görüşüm; çünkü komplo teorilerine inanırım- galiba biri bir yerlerde bir laboratuarda bir çalışma yapar, bir şeyler denerken bir şeyler yanlış gitmiş. Şimdi de zavallı hamamböceğini suçluyorlar; çünkü hamamböceği kendini savunmak için konuşamaz ya da bir avukat tutamaz. Ama, yine dediğim gibi, bu sadece benim görüşüm, bir kanıtı yok. Sadece hissiyatım.”

 

Lewis’in bu yazısında da ifade ettiği gibi bu hastalık sebebi bilinmeyen bir biçimde, birdenbire Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinde patlak vermiş, ve sonra da hızla yayılarak bütün dünyanın kâbusu haline gelmeye başlamıştı.

 

SARS’A SEBEP OLAN NEDİR?

 

SARS’ı gizemli yapan noktalardan biri de, hastalığa sebep olan virüsün ortaya çıkışı kadar genetik yapısıdır aynı zamanda. Bu konuda çeşitli uzmanlar ve bilim adamlar araştırmalarının sonuçlarını ve görüşlerini ifade ettiler. Öncelikle Dr. Patricia Doyle’un hastalığa sebep olan virüs hakkındaki tespit ve eleştirilerine bir göz atalım.

 

“SARS’ın nedeni bir korona virüs mü değil mi?”

 

“Acaba SARS yeni bir korona virüs türü mü, değil mi? Tam bir baş ağrısı.

 

Acaba bu yapay yada sentetik bir virüs mü? Acaba bu bir virüs mü? Galiba SARS ajanıyla ilgili bir şey fark ettim. Bundan hiçbir şey anlamıyormuşum.”

 

Siz de Doyle’un ifadesindeki kafa karışıklığını gördünüz. Bunun nedeni, SARS’a sebep olan virüsün, doğal ortamda gerçekleşmesi asla mümkün olmayan iki ayrı virüs grubunun bir melezi olmasıydı. Bu duruma da, yine bazı uzmanların eleştirileri ışığında bir bakalım.

 

Dr. Robert E. Lee, SARS’a sebep olan virüsle ilgili yorumunu şöyle yazmıştı.

 

“SARS’ta nöramidaz var mı?”

 

“Aşağıda SARS içindeki nöramidaz varlığını ifade eden yorumlarım var. Sars’taki nöramidaz varlığının önemi şöyle:

 

1.Bilinen hiçbir korona virüsünde BİLİNEN HİÇBİR nöramidaz yoktur.

2.Nöramidaz grip virüslerinde bulunur.

3.SARS muhtemelen bir grip ortomikso virüsü (orthomyxovirus) ile korono(coronavirus) melezine benziyor.

4.Nöramidaz hücre içlerindeki siyalik asidi böler ve taşıyıcının solunum dokusuna virüs girmesine ve akabinde şüpheli hücrelerin enfeksiyon kapmasına ortam sağlar.

5.Bu nöramidaz gerçekten olduğu şey ise, bilinen hiçbir nöramidaza benzemiyor.

6.Bu şey gerçekten nöramidazsa, herhangi bir korona virüsünde bilinen ilk nöramidaz varlığı olacak ve ardından da SARS’ın bir ortomikso virüs-korona virüs melezi olduğu sonucunu doğuracak. İlginç bir biçimde, SARS’taki hemaglutinin –eseraz C tipi griple de bir yakınlık gösteriyor- ama SARS bir korona virüstür…Çok tuhaf bir korona virüstür…Ama yine de bir korona virüstür.

7.SARS korona virüsü doğal olarak ortaya çıkan bir korona virüsse, çabalar diğer ortomikso virüs-korona virüs melezi benzeri virüslerin keşfine yönlendirilmelidir. Bu süre içinde, SARS’ın gerçek bir korona virüs ya da gerçek bir ortomikso virüs olmadığını ortaya koyan yeterli delil toplanabilir ve böylece de SARS tümüyle yeni bir virüs olarak tasnif edilir.”

 

Günler geçtikçe tabii ki SARS’a sebep olan virüsle ilgili bazı bulgular elde edildi ve birer birer yayınlanmaya başladı. Virüsün yapısındaki olağan dışı durum, ilgiyi hep bunun laboratuarda geliştirilmiş bir ajan olduğu noktasına odaklıyordu. 27 Nisan tarihli bir makale şunları anlatıyordu:

 

“SARS ve genetik mühendisliği”

 

SARS’ın daha önceden bilinen hiçbir korona virüsle ilgisi olmayan yeni bir korona virüs olduğunu ortaya koyan dizilişi artık mevcut. Dr. Mae-Wan Ho ve Prof. Joe Cummins, genetik mühendisliğinin bunun yaratılmasında çalışıp çalışmadığı konulu bir araştırma yapılması çağrısında bulundular.

 

Araştırmanın koordinasyonunda kilit bir rol oynayan Dünya Sağlık Örgütü, 16 Nisan’da Şiddetli Solunum Yetmezliği Sendromu’nun (SARS) sebebinin, korona virüs ailesinin daha önce insanlarda hiç görülmemiş bir üyesi olan yeni bir patojen olduğunu resmi olarak ilan etti.

 

WHO Bulaşıcı Hastalıklar Programları İcra Direktörü Dr. David Heymann, “SARS araştırmasının ilerleyişi hayret verici güzellikte devam ediyor” dedi. “Dünya çapındaki laboratuarlar arasındaki sıra dışı ortaklık sayesinde, SARS’a neyin sebep olduğunu kesin bir biçimde biliyoruz.”

 

Fakat salgının kendi yolunda gittiğini gösteren hiçbir işaret yok. 21 Nisan’a kadar, 25 ülkede 200’den fazla ölümle birlikte en az 3800 enfeksiyon vakası vardı. En kötü darbeleri 1814 vaka ve 79 ölümle Çin, 1380 vaka ve 94 ölümle Hong Kong ve 306 vaka ve 14 ölümle Toronto yaşadılar.

 

Hong Kong’da alışılmamış semptomlar gösteren SARS hastalarının artması, virüsün mutasyona uğrayarak hastalığı daha da şiddetli hale getirdiği korkularının artmasına neden oldu. Hong Kong Üniversitesi’nden mikrobiyolok Yuen Kwok-yung’a göre, SARS odaklarından biri olan Amoy Bahçeleri apartman kompleksinden 300 hasta diğer hastalardan daha da ciddi bir biçimde hastaydılar: Üç kat daha fazla erken ishal yaşıyor, iki kat daha yoğun bakım istiyor ve görünüşe göre anti virüs ve steroid kokteyllerine de daha az tepki veriyorlar. Amoy Bahçeleri hastalarından enfeksiyon kapan tıbbi elemanlar bile daha ciddi biçimde hastalar.

 

Hong Kong Çin Üniversitesi’nde bu ve diğer hastalardan alınan gen dizilişlerini inceleyen bir mikrobiyolog olan John Tam, virüsün akciğerler gibi bağırsaklara da hücum edebilecek biçimde doku tercihini değiştiren bir mutasyondan kuşkulanıyor.

 

New England Journal of Medicine’de 10 Nisan’da yayınlanan moleküller filojenler polimeraz geninden (ORF 1b) alınan küçük parçalara dayanıyordu ve SARS virüsünü 2 ila 3 arasındaki ayrı bir gruba yerleştiriyordu. Bununla birlikte, SARS virüsünün anti bedenlerinin hepside 1. gruptan olan FIPV, HuCV229E ve TGEV ile çapraz tepkimeye giriyor. Dahası, SARS virüsü , yine 1. gruptan olan porsin epidemik ishal virüsü dışında diğer hiçbir korona virüsün gelişemediği Vero yeşil maymununun böbrek hücrelerinde de büyüyebiliyor.

 

 

KORONA VİRÜSLER

 

Korona virüsler çok sayıda memeli ve türüne bulunan küresel ve zarflı virüslerdir. Yapısal dört  zorunlu proteinden oluşan bir set içerirler: Zarf proteini (M), küçük zarf proteini (E), kama plükoproteini (S) ve nükleokapsit proteini (N). N proteini, RNA genomunu, S, M ve E proteinlerini içeren lipid bir zarla çevrelenmiş bir ‘nükleokapsit’le sarar. M ve E proteinleri virüs zarfı yapılanması için gerekli ve yeterlidirler. M proteini aynı zamanda, tahminen nükleokapsiti virüsle birleştiren N proteiniyle de interaktif ilişkiye giriyor. S proteinin trimerleri (3 alt birim) virüs zarından dışarı çıkan karakteristik kamaları oluşturur. Bu kamalar belirli yuva hücreleri hep birlikte eritme işlevi görürler.

 

Korona virüs genomu, yaklaşık 30 kilobazlık enfekte edici ve pozitif iplikli bir RNA’dır.(Doğrudan proteine çevrilen bir iplik) ve bilinen bütün RNA virüs genomlarının en genişidir. Genomun başlangıçtaki üçte ikisi, virüsün kopyalanmasını ve uyumlaşmasını mümkün kılan proteine bölünen iki pöliproteini şifreleyen, ORF 1a ve 1b açık okuma çerçevelerini içerir. ORF 1b’nin aşağı akışları yapısal ve birkaç  yapısal olmayan proteini deşifre eden bir miktar genden oluşur.

 

Bilinen korona virüsler genomlarındaki benzerlilere bağlı olarak üç gruba ayrılırlar. 1.grup porsin epidemik ishal virüsü (PEDV), porsin taşınabilir gastro enteritis virüsü (TGEV),kanin korona virüsü (CCV), felin enfeksiyonlu preitonitis virüsü (FIPV) ve insan korona virüsü 229E’yi (HuCV229E) kapsar. 2. Grup, avian enfeksiyonlu bronşit virüsü (AIBV) ve hindi korona virüsünü içerirken; 3. grup murin hepatit virüsü (MHV), bovin korona virüsü (BCV), insan korona virüsü OC43, sıçan sialo-dakriyo-adenisit virüsü ve porsin hemaglutine ensefomiyelitis virüsünü içerir.

 

SARS virüsü nereden geliyor? Açık cevap, iki virüs ırkının bir hücreyi aynı anda enfekte ettiğinde oluşan rekombinasyondur. Fakat, dünyada korona virüslerin genetik manipülasyonlarının liderlerinden olan, Madrid’deki Universidad Autonoma’dan Luis Enjuanes iki progenitör ırkında bilinmediğini söylüyor.

 

Gen dizisinin bazı kısımları bovin korona virüsüne (BCV) ve avian enfeksiyonlu bronşit virüsüne (AIBV) çok benziyor olsa da, genomun geri kalanı oldukça farklı görünüyor.

 

Genetik mühendisliği, SARS virüsünün yaratılmasına kazara karışmış olabilir mi? Bu krize destek olmaları amacıyla çağrıda bulunulan uzman korona virologların hiç biri, şu anda aşı geliştirmek için hırsla bekleyen ilaç üretim fabrikalarının dile getirdikleri bu noktayı değerlendirmedi bile.

 

Vancouver, Kanada’daki Genomik Bilimler Merkezinden bir araştırma ekibi virüsün tam dizisini çıkardı ve 12 Nisan günü online olarak ilgililere geçti. Artık bu dizi verisi, genetik mühendisliğinin SARS virüsünün yaratılmasına katkıda bulunup bulunmadığının araştırılmasında kullanılmalı.

 

Eğer SARS virüsü birden çok değişik virüsün rekombinasyonundan oluşmuşsa, farklı kısımları değişken filogenetik ilişkiler gösterecektir. Genetik manipilasyonda, rastgele hatalar ortaya koyduğu iyi bilinen ters transtriptaz ve diğer polimerazlar gibi enzimler kullanılırken, bu ilişkiler yaygın manipüleli dizinin kümeleneceği rastgele hatalarla engellenebilir; fakat muhbir işaretler hâlâ, rekombinasyon tarihinin yeniden yapılanabileceği çelişkili filogenetik ilişkiler mozaiği olarak kalacaktır. O zaman bu dünya çapındaki laboratuarlarda gerçekleştirilen genetik manipülasyon türleri, tercihen de laboratuarlarda gerçekleştirilen rekombinantlarla karşılaştırılabilir.

 

Luis Enjuanes’in grubu, porsin iletilebilir gastroenteritis virüsünü (TGEV), virüsü stoplazmada kopyalanan türden hücre çekirdeğinde kopyalanan bir türe çeviren etkin bir yöntemle enfeksiyonlu bakteriyel suni bir kromozoma dönüştürme işleminde uyguladıkları mühendislik yöntemleriyle başarılı oldular. Elde ettikleri sonuçlar, karma proteininin, 1980’lerin başlarında Amerika ve Avrupa’da TEGV virüslerinden domuz solunum korona virüslerinin nasıl ortaya çıktığını açıklayan, hastalığa sebebiyet verme yeteneğinin tanımlanmasında yeterli olduğunu gösterdi. Bu daha önce de, bunun gibi genetik mühendisliği deneyleri hakkında ilk uyarılardan birini yapan “Gentik Mühendisliği Süper Virüsleri” başlıklı bir ISIS raporunda irdelenmişti”

 

 

SARS BİR BİYOLOJİK SİLAH MI?

SARS’a sebep olan virüsün bu türlü “gizemli” özellikleri nedeniyle, aslında doğal bir virüs olmayıp, laboratuarlarda insanlar tarafından geliştirilen biyolojik silahlardan olduğu iddiaları gündeme getirildi. Bu tartışmaya, konunun eskiden beri önemli uzmanlarından olan bazı Rus bilim adamları da yorumlar getirdiler. İşte onlardan bir kaçının, 12 Nisan’da yayınlanmış yorumları.

 

“SARS’ın biyolojik bir silah olduğunu savunanlar artıyor”

 

“Rus uzmanlar, dünya çapında 100’den fazla kişinin ölümüne sebep olan ölümcül zatürreenin insan yapısı bir biyolojik silah olabileceğini belirttiler.Moskova’nın epidemiyoloji servisleri başkanı Nikolai Filatov, Gazeta Daily gazetesine, bu zatürreenin insan yapısı olduğunu düşündüğünü söyledi, çünkü, ‘bu virüsün aşısı yok, yapısı bilinmiyor, eskiden yaygın değildi ve insanların buna karşı bir bağışıklığı yok’. Ama virüsün ölümcüllük oranı düşük –şimdiye kadar enfeksiyona yakalananların % 4’ü öldü- olduğundan ve bulaşması nisbeten zor olduğundan –doğrudan temas ya da solumayla- bazı umutlar var.

 

Rus Tıp Bilimleri Akademisi akademisyenlerinden Sergei Kolesnikov, atipik zatürree virüsünün yapay olarak, muhtemelen de biyolojik bir silah olarak üretildiğine inandığını söyledi. Bu görüşlerini Irkutst’ta (Sibirya) düzenlenen bir haber konferansında ifade eden Kolesnikov’a göre, atipik zatürreenin virüsü, doğal bileşimleri imkansız olan iki virüsün (kızamık ve enfeksiyonlu parotiditis, yani kabakulak) bir sentezi. Akademisyen bunun ancak bir laboratuarda elde edilebileceğinden emin. Ayrıca, bakteriyolojik bir silah üretilirken, bir kural olarak aşısının da eş zamanlı olarak üretildiğini söyledi. Bu nedenle de, kendisi atipik zatürree için yakın bir zamanda bir ilaç çıkacağına inandığını ifade ediyor. Kolesnikov, virüsün yayılışının bir laboratuardaki “kasıtsız bir sızıntı”nın sonucunda kazara başlamış olabileceğini göz ardı etmediğini de söyledi.”

 

Bu arada Dr. Patricia Doyle, 10 ve 13 Nisan tarihli yazılarıyla SARS’a sebep olan patojenin laboratuar şartlarında üretilmiş olması gerektiğini teyit ediyor; fakat bu virüsün, mutlaka biyolojik silah amaçlı değil, etüt amaçlı olarak üretilmiş ve kazara bir sızıntı sonucu da yayılmış olabileceğine ihtimaline de işaret ediyordu.

 

“Dr. Filatov’un düşüncesini bir adım daha ileri götürmek istiyorum. Öncelikle, “biri”nin kimera virüslerle deney yapıyor olması oldukça muhtemeldir. Diğer bir deyişle, kimera virüslerin ‘nasıl üretileceği’nin ilk safhasındalarmış ve öğrenmeye çalışıyorlarmış. SARS’a sebep olan ajan sadece bir test, bir öğrenme deneyi olabilir. Muhtemelen virüsün çevreye sızmasını da istemiyorlardı. Diğer bir etken de, korona virüslerin çok geniş bir genoma sahip olmasıdır. Sanıyorum bütün virüs aileleri arasında genomu en geniş olanı korona virüslerinki. Kimera virüs oluşturma sürecini çalışan biri, çalışması kolay olan, aynı zamanda eldesi de kolay olan bir virüsü seçmiş olabilir. Korona virüsler hayatımızda çok yaygındırlar ve geniş genomları da muhtemelen kimera virüslerle yeni tanışan birinin çalışmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca,biyolojik bir silah % 100 ölümcül olmak  zorunda değildir. İşlevsizleştirme ajanı olarak geliştirilen pek çok biyolojik silah vardır. ABD tulermia olarak bilinen tavşan ateşinin silahlaşmış formunu geliştirmişti. Tulermianın yüksek bir öldürme oranı yoktur ve tedavi edilebilir.

 

Eğer virüs olgunlaşmadan açtıysa ya da sadece kimera virüsleri geliştirmek için gerekli yeteneğini sınayan bir “test” patojeni idiyse, muhtemelen bir aşısı düşünülmemiştir ya da üzerinde çalışacak zamanları olmamıştır. Bu bir korona virüs olduğundan, insanlar pek çok bağışıklık geliştiremiyorlar gibi ve yeniden yakalanma riski taşıyorlar. Bir  askeri üs gibi kapalı bir topluluk içinde yayılırsa, uzun vadeli bir karantinaya sebep olacak ve böylece de üssü bir süreliğine ‘işlevsizleştirecektir.’ Bu nedenle de işlevsizleştirme ajanı olarak görev görecektir.

 

Dr. Filatov da virüsün geniş alanda yayılmadığını gözlemliyor. Dünya çapında karşımıza çıkıyor; ama her ülkede değil. Yayılma biçimi hâlâ geniş ölçüde bilinmiyor. Çin’in dünya çapında insanlığın riske atarcasına virüsün Guangdong’da patlak vermesi haberlerini gizli tutmaya çalışması, bizi ‘Neden?’i düşünmeye zorluyor. Çin’de daha önce de çeşitli hastalıklar patlak vermişti ve bunların kamuya duyurulmasına izin verilmişti. Bu patlak neden farklıydı? Bu zamana kadar ortaya çıkarmadıkları, hatta hastalanan ve ölenlerin şiddetini ve sayısını saklamaya çalıştıkları için, onlara virüs hakkında anlattıklarından ya da kamuya duyurmak istediklerinden daha çok şey bilip bilmediklerini sormalıyız. Bu gerçek, açıklanan diğer gerçeklerle birleştirildiğinde, SARS ajanının insan yapımı bir patojen olduğu teorisinin etkinliğini artırıyor.

 

Muhtemelen virüs pek durağan olmayacak ve mutasyona uğrayarak artık insanları hastalandırmayacak ya da daha çok ‘nezle benzeri’ bir hale dönüşecek, böylece de semptomların şiddetini azaltacak.

 

 

ÇİN HASTALIĞI NEDEN GİZLİ TUTTU?

 

 

İşte aslında en çok tartışmaya neden olan ya da birilerinin SARS’ın insan yapımı bir biyolojik silah olduğu kuşkularını en çok besleyen sebep. Çünkü sonradan anlaşıldığına göre SARS, ilk olarak 2002 yılının Kasım ayında Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinde ortaya çıkmış; fakat hastalık iyice yayılıp da tehlike halini alıncaya kadar kamuoyuna bu konuda bir bilgi verilmemişti. Oysa Çin’in güney bölgelerini ve oralardaki insanların yaşam alışkanlıklarını bilen uzmanlar farklı bir tez ortaya atmışlardı ve bu belki de Çin’in “biyolojik silah” sorununa bir açar olabilecek nitelikteydi. Dr. Stephen Morse, zoolog Ernest Naylor ve virolog Christoph Scholtissek ile Çinli muhalif Harry Wu’nun hastalığın nedeniyle ilgili görüşleri 25 Nisan tarihinde Worldnet Daily’de yayınlandı.

 

“SARS ördek ve domuz gübrelerinde mi mutasyon geçirdi?”

 

“Çin’in geleneksel çiftlik uygulamaları kuluçka olabilir. Son üç grip pandemisi hep Asya’da ortaya çıkmıştı: 1957 Asya gribi, 1968 Hong Kong gribi ve bu yıl da, Hong Kong’u da içeren, Çin’in güneyindeki Guangdong eyaletinden başladığı belirtilen SARS gribi. Neden bu habis yeni virüs oluşumlu hastalıklar hep Güney Çin’den çıkıyor?

 

Bazı virologlar dikkati orada yaygın olan çiftlik uygulamalarına çekiyorlar. Çin’in güney eyaletlerinde, çiftçiler bir tümleşik düzenek içinde tavuk, ördek, domuz ve balık yetiştirirler. Domuzların artık ve damlarını kümes hayvanlarını beslemek için kullanırlar. Kümes artıkları da, balık havuzlarının gübrelenmesine katkıda bulunurlar. Üç farklı türü hiçbir artık bırakmadan yetiştirmek kulağa kusursuz bir sistem gibi gelse de, bu türler dışkıları yoluyla aralarında virüs alış-verişinde bulunuyor olabilirler.

 

Kuşlar avian virüsünü, iki virüsün birleşerek yeni bir tür oluşturacakları domuza geçirebilir ve yeni virüs oradan da bağışıklık sistemi virüsle mücadele edemeyecek insanlara geçer, diye devam eden bir teori. Genetik yapısı insanınkine oldukça benzeyen domuz, bir karıştırma aracı grevi görmüş olur. En azından 1968 Hong Kong gribi salgınının izleri, ördeklere kadar geri gidiyordu. O grip ve akrabaları, kamu sağlığı yetkililerinin tahminine göre 250.000’den fazla Amerikalının ölümüne sebep oldular.

 

Bu teoriyi ilk olarak Britanyalı zoolog Ernest Naylor ve Alman virolog Christoph Scholtissek geliştirmiş ve 1988’de Nature dergisindeki bir makaleleriyle bu türlü Çin zirai tekniklerinden ortaya çıkabilecek müstakbel süper grip oluşumu uyarılarında bulunmuşlardı. ‘Yeni çıkan virüsler’in editörü Dr. Stephen Morse, SARS’la ilgili olarak, ‘En muhtemel senaryo; bu hastalık Güney Çin’deki diğer türlerin arasında zaten dolaşıyordu ve insanlar da ilk olarak, muhtemelen bir zirai mekanda geçen sonbaharda temasa geçtiler.’ diyor: ‘Asya’nın bu kısmının, en çok bilinen grip pandemilerinin ortaya çıktığı coğrafi bölge olması ilginçtir.’

 

Federal Hastalık Kontrol Merkezleri (CDC), SARS’ın yüzünden Çin’in çiftlik tatbiklerini suçlamaya hazır olmasalar da, bazıları bunun nedeninin tıptan çok uluslar arası siyaset ve diplomasiden kaynaklandığını söylüyor. CDC Sözcüsü Karen Hunter, Atlanta’dan katıldığı bir telefon mülakatında, “Bunun zirai endüstriyle bir ilgisi olduğunu söyleyemem.” dedi. “Neden bazı zamanlarda Asya’dan böyle griplerin çıktığına dair hiç somut kanıtımız yok”. Hunter, geçen yüzyılın, darbesini 1918’de vuran ilk grip pandemisinin İspanya’dan çıktığını hatırlattı.

 

Hunter, “Son iki grip pandemisi Asya’dan çıkmış olmasına rağmen.” dedi, “Asya grip virüslerinin mutasyon geçirip değiştiğini gözlemlediğimiz tek coğrafya değil.” Fakat epidemiyolok olan bir ABD kamu sağlığı yetkilisi, CDC’nin bu teorinin kapsamını uzun süreden beridir bildiğini söylüyor. Yetkili “Tabi ki bu dededen kalma teknikler en iyi seçenek değil.” dedi. “ABD’de bizlerin insan ve hayvan artıklarının uygun biçimde tahliye edilmesiyle ilgilenmemizin temel sebebi estetik görüntüler değil, tabii ki insan sağlığıdır.” Aynı yetkili, ayrıca kominist bir rejimle yönetilen Kıta Çini’ni hâlâ anlamadıklarını da sözlerine ekledi. Çinli muhalif Harry Wu, Çinli çiftçilerin, artıklarını çiftlik hayvanlarının yediği ev hayvanlarına da insan artıklarının yedirildiğini söylüyor. Wu, bir WorldNetDaily mülakatında, “Çin’de taşra kesiminde köpeklerin insan bağırsak (hareketlerini) temizlemesi çok yaygın bir uygulamadır.” Dedi: “Yani, örneğin bebek bağırsağını yere boşaltır ve köpek hemen gelip yalayıp yutar.” Wu ayra, “Bütün civarda da böyledir.” diye ekledi.

 

Wu, Çinlilerin rastgele ve dengesiz beslenmelerinin de muhtemel sebep olabileceğini de ifade etti. Wu, “Bu hayvanların (SARS’ın) sebeplerinden biri olup olmadığını bilmiyorum; fakat Çin’in güney kısmında her tür hayvanı yedikleri doğrudur.” dedi. “Uçaklardan başka uçan her şeyi ve masalardan başka bacaklı her şeyi yedikleri için onlarla dalga geçeriz: Salyangoz, kaplumbağa, tavuk, rakun. Hatta bazıları, şu anda bile, doğmamış bebeklerin fetusunu afiyetle yiyorlar. Bunun adı yamyamlıktır.” Wu, SARS’ın Çin’deki bir askeri laboratuarda biyokimyasal bir silah olarak geliştirilmiş insan yapımı bir virüs olduğunu savunan Rus bilim adamının spekülasyonlarına da değindi.

 

“Bundan emin değilim.” dedi Wu, “Ama gerçekse, hiç şaşırmam bile.” İlginçtir, normal gribin ölümcüllük oranları virtüel olarak bilinmiyor. Hunter bunun sebebini, rapor edilen ölümlerle karşılaştırılmak üzere her yıl kaç kişinin gribe yakalandığını gösteren somut rakamlar olmamasıyla açıklıyor. Gribe yakalananların çoğu doktora görünmüyor, bu nedenle de istatistiklerde yer almıyor. Ama genellikle, yaygın gribin ölümcüllük oranının, muhtemelen hesap yapanlara tam sayılar verilmediğinden kabaran bir sayıyla % 15 civarında olduğu öngörülüyor. Karşılaştırma için, SARS’ın ölümcüllük oranının şimdiye kadar % 4 ila 10 arasında olduğu tahmin ediliyor.”

 

Zaten ben de kendimi bu açıklamayla biraz daha tatmin olmuş buldum. İşin doğrusu, kafamdaki bütün soru işaretleri silinmedi; çünkü ben SARS’ın biyosilah olduğundan ilk kuşkulandığımda, pek çokları gibi bunun Çin’in gelişen ve ABD’yi tehdit eden ekonomisini duraklatmak için ABD tarafından geliştirilmiş ve  Çin’in başına musallat edilmiş bir virüs olduğunu düşünüyordum. Fakat hastalığın ortaya çıktıktan sonra bile aylarca Çinli yetkililer tarafından gizli tutulması, bu sefer herkes gibi benim de kuşkularımı virüsün Çinli biyosilah uzmanları tarafından geliştirilmiş olabileceği ihtimaline yönlendirdi. Fakat yine ortada, ‘biri niye kendi silahıyla kendini vursun?’ sorusu vardı. İşte tam da bu anda, bu çiftlik uygulamalarının, daha önceki iki salgınla da paralellikler kurularak hastalığın muhtemel kaynağı olarak sunulması, bütün soru işaretlerini kaldırmasa bile, özellikle de bir muhalif tarafından da desteklenince, biraz daha makul görünmeye başladı. Ya da en azından ben makul görmek istedim.

 

 

Ama yine de hastalık çok şiddetliydi. Dünyanın buna benzer tanık olduğu diğer hastalık, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkmış ve tahminlere göre iki yıl gibi kısa bir sürede 20 ila 40 milyon insanın canına mal olmuş İspanyol gribiydi. İspanyol gribinin ölümcüllük oranı % 2,5 olarak hesaplanmış olmasına rağmen SARS daha ilk dönemlerde % 5’leri çoktan geride bırakmış, gittikçe de yükseliyordu. Bu nedenle, aslında bir anlamda da hastalığın ne büyük bir tehdit olduğunu ifade etmek açısından, Dr. Robert Lee’nin hastalığın 31 Mayıs’a kadarki seyriyle ilgili yaptığı tahmine bir göz atalım.

 

“31 Mayıs için son SARS enfeksiyonu öngörüsü”

 

“Çalıştığım nisan ayı büyüme modeline göre, şu anda dünya çapında toplam 6.000 SARS vakasının varlığını kabul etmek mantıklı gibi görünüyor. Bugün itibariyle, 28 Nisan 2003, her gün yaklaşık 200 vakanın rapor edildiği şu günlerde, ayın bitmesine 2 gün kala 5.050 vaka mevcut. Benim 31 Mayıs 2003’e kadarki gelişmeyle ilgili öngörüm şöyle: 2003 Mayıs ayının sonuna kadar dünya çapında toplam 11.000 ila 15.000 SARS vakası olacağını beklememiz mantıklıdır. Eğer 10.000’den az olursa, bu sayıyı hastalığın önlendiğini anlayacak bir sayaç olarak kullanabiliriz; eğer 15.000’i aşarsa, bu sayıyı da hastalığın sınırlandırılamadığını ve bir pandeminin adeta kesin olduğunu anlayacak bir sayaç olarak kullanabiliriz. Şimdilik muhafazakar olarak belirtilmiş rakamlara göre, % 6,3 olan mevcut ölümcüllük oranıyla bunun, 31 Mayıs 2003’e kadar dünya çapında toplam 700 ila 950 ölüme tekabül edeceğini söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda, hastalıkla ilgili raporların tutulmaya başlamasından beri dünya çapındaki yoğun bakım merkezlerine alınanların sayısını da 2.200 ila 3.000’e çıkaracaktır.

 

Çin’de uygulanan karantina çabalarının başarılı olmasını ve Hindistan ile Pakistan’da da görülmeye başlanan hastalığın yeni bir salgın patlağına sebep olmamasını umalım. Vietnam’da SARS’ın durdurulduğuna yönelik raporlar gelirken, ramlar hâlâ ciddi bir duruma doğru yol aldığımızı gösteriyor. Bence, herhangi bir yavaşlama ya da duraklamayla ilgili bir şey söylemek için henüz çok erken. Çünkü sayılar aksini öngörüyor; hastalık düzenli olarak yayılıyor ve örneğin Ekim 2003’te dünya çapında potansiyel olarak 500.000 vakayı aşacak bir seyirle ilerliyor.”

 

Hastalığın tehdidi, ağırlıkla Kıta Çini, Hong Kong, Singapur gibi Çinlilerin yoğun miktarda yaşadıkları yerler ve Kanada’nın Toronto şehri olmak üzere, hâlâ bütün dünya için sürüyordu. Hastalık solunum yoluyla bulaştığı için, belki hiç farkında bile olmadan bulaşıyor ve gittikçe artan sayı ve oranlarda ölümlere sebep oluyordu. Ne yazık hastalığın kesin bir tedavi yöntemi yoktu. İnsanların virüse karşı bir bağışıklık mekanizması olmadığı gibi gelişmiyordu da. Ölümlerin de artması sert tedbirler alınmasını gerektirdi. Özellikle hastalıktan en kötü darbeyi yemiş olan Çin ve Hong Kong’da karantinalar ve seyahat engelleri uygulamaya konmuştu. 27 Nisan’da Çin’in askeri sıkıyönetim ilan ettiği söylentileri yayılmaya başladı. Fakat Çin yönetimi bunu reddetmek zorunda kaldı. Bununla birlikte şehre giriş-çıkışları çok sıkı kontrol altına aldılar.

 

“Pekin kapıları kapayınca milyonlarca insan tutsak kaldı”

 

“Çin SARS tehdidini karşılayabilmek için sıkıyönetim ilan etmek üzere olduğunu yalanlamak zorunda kaldı; ama başkentin etrafındaki yollara da barikatlar kurmaya başladı. Ülke çapında SARS 12 kişinin daha hayatını kaybetmesine sebep olmuş ve yüzlerce kişi enfeksiyona yakalanmış olarak teşhis edilirken, yetkililer de hastalığın kontrol dışına çıkmasını engellemek için gittikçe artan umutsuzlukla bir önlem çabasına girişmişlerdi. Dünya Sağlık Örgütü dünya çapında 294 ölümle birlikte 4.800 SARS vakasının varlığını rapor etti. Kıta Çini ve Hong Kong 4.000’den fazla vaka ve 244 ölümle anıldılar. 64 yaşında bir kadının ölümü, 140 muhtemel vakayla birlikte Kanada’nın ölü sayısını 19’a yükseltti.

 

Fakat en büyük SARS darbesi Asya’da oldu. Sadece Pekin’de, virüs 13 milyon nüfuslu şehrin 1.000 kadar nüfusunu enfekte etti ve 48’ini de öldürdü. Belediye yetkilileri 4.000 kişinin hastalıkla temasta oldukları için evlerinde ve çalışma yerlerinde karantinaya alındıklarını duyurdular. Ayrıca, çoğu durumda geç gelen bir kural uygulamasıyla, üniversiteleri kapanmış öğrencilerin ve başkentin 2 milyonluk göçmen işçilerin evlerine dönmelerine yasak getirildi. Pekin’in çevresindeki taşrayı da içeren belediye bölgesinin uç bölgelerindeki çeşitli noktalara barikatlar kuruldu. SARS kontrol noktasından bir yetkili, bunun keyfi bir uygulama olmadığını, aksine çevredeki yerel komşu hükümetlerin hastalığı ithal etmekten tedirginlik duymaları sebebiyle uygulamaya konduğunu bildirdi. Polisler geçişlerine izin vermeden önce araçtakilerin SARS taşımadıklarını gösteren tıbbi sertifikalarını kontrol ediyorlar.

 

Başkentten kalkan pek çok uzak yol otobüsü de durduruluyor; fakat belediyeden bir sözcü başkentten çıkan bütün taşımacılığın durduğu ve şehrin mühürlendiği iddialarını yalanladı. Yetkili, evlerine kaçmak için yolcularla dolu olan havaalanının hâlâ açık olduğunu söyledi. Ayrıca, 1989 Tiananmen Meydanı gösterilerinden beri ilk olarak sıkıyönetimin ilan edilmek üzere olduğu yönündeki söylentileri de yalanlarken, “Bu yanlış bilgilendirmedir.” dedi. Çin’in geçen haftaki açıklığıyla ilgili bir işaret de, liberal önlemlerle hiç uyuşmuyor, “sorumsuz söylenti yayıcılar”a –bu sözler, hastalığın yayılışıyla ilgili iddiaların doğru olduğu sonradan ortaya çıkan doktorları tanımlamak için kullanılmıştı- karşı sert bir tepki tehdidi yapılıyor.

 

Özellikle internette olmak üzere “sahte bilgi” sunmakla itham edilen insanların tutuklandığı haberleri de düzenli olarak anons ediliyor. Şanghay’da, WHOekibi, resmi 2 vaka ve 18 şüpheli vaka rakamlarının kuvvetle muhtemelen azımsanmış bir hesap olduğunu; fakat Pekin’in geçen hafta sonuna kadar süregelen maskelemesi kadar hatalı olmadığını ifade etti. Çin sağlık bakanının geçen hafta görevden alınmasının ardından, hastalıkla ilgili tüm sorumluluk, politbürodaki tek kadın olan ve Pekin’de Çin’in “demir lady”si olarak bilinen Başkan Yardımcısı Wu Yi’ye devredildi. Wu, ülkenin yeni hastalık inceleme şebekesi için 692 milyon dolarlık bir yatırım yapacağını duyurdu. Diğer bir acil önlem olarak, üç gün içinde, başkentin hemen dışında, 350 küçük koğuşlu ikinci bir rezerv hastanesi tamamlandı.

 

Hastalığın, başkentteki kadar gelişkin imanların olmadığı kırsal alanlarda çoktan kontrolden çıkmış olması korkusu kendisini ilk olarak Filipinler’de bir kişinin ölmesiyle ortaya koydu. Yetkililerin, bölgenin kaybını 122’ye yükselten 6 yeni SARS ölümünü duyurdukları Hong Kong’da da bir izin çıkmamıştı. Ölümler virüse yakalanmadan önce her ikisi de sağlıklı birer yaşam süren 42 yaşında bir kadınla 35 yaşında bir adamı da yakalamıştı. Hong Kong’da hastane elemanlarını yeterince koruyucu malzemeyle desteklemedikleri iddiaları nedeniyle hastane patronlarına hücum etti. Hastane yönetiminin yürütmeden sorumlu başı krizle ilgilenilirken idarenin olabilecek kadar iyi yürütülemediğini kabullendi.

 

Bir radyo mülakatında Dr. Ko Wing-man “Özellikle benim rehberliğim altındaki olmak üzer bütün idarenin performansının pek çok insanın beklentilerini karşılamadığını kabul etmeliyim” dedi. Bu bölgeyi ziyaret eden, ABD Hastalık Kontrolü ve Mücadelesi Merkezleri’nin eski yöneticilerinden Jeffrey P. Koplan, SARS’ın gelecek yıllar boyunca Hong Kong’da günlük hayatın gerçek bir parçası olarak kalmaya devam edeceği uyarısında bulundu. Dr. Koplan, “Bu hükümetin ya da dünyadaki başka bir hükümetin ya da bir bilim adamının, bunu bir dur işaretiyle bir arabayı durdurmak gibi sihirli bir biçimde durduracağını düşünmek çok gerçek dışı” dedi. Tayvan’da yetkililer, 25 şüpheli vaka tespit ettikten sonra 1.000’den fazla tıbbi ekip ve hastanın bulunduğu Taipei Belediye Umut Hastanesi’ni karantinaya alıp mühürlediler. 29 Nisan geldiğinde, Çin’in, özellikle başkent Pekin’de önlemleri arttırırken, binlerce kişiyi de karantinaya aldığı duyuruldu. Bazı durumlarda, hastalığın çok sayıda görüldüğü apartman binaları, bütün sakinleriyle birlikte karantinaya alınıyordu. Hastalığın musallat olduğu şehirler, birer birer adeta hayalet kentlere dönüşüyordu.

 

“Paniğe kapılmış Pekin’de yaklaşık 10.000 kişi karantinada”

 

“SARS’ın etkisiyle kitlesel bir panik yaşayan Pekin daha çok sakinini karantinaya alırken, Kanada’nın finans başkenti Toronto, seyahat uyarısının kaldırılmasının ardından ilk kez açılıyordu. Devlet basını, Çin başkentinin kalbinde ve kuzey banliyösünde birer binanın mühürlenmesiyle, Pekin’de yaklaşık 10.000 kişinin karantinaya alınmış olduğunu belirtti. Pekin, yaklaşık 1.350 SARS vakası ve 66 ölümle, dünyadaki en ağır darbeyi gören bölge.

 

Fiili Belediye Başkanı Wang Qishan, ilaç ve başlıca gıda maddelerinin çılgınca alındığının görüldüğü Pekin’de panik olduğunu ve virüsün sağlık sitemini çökertir biçimde tehditkar olduğunu ifade etti. Göreve geldiğinden beri ilk kez yabancı gazetecilerle bir araya gelen Wang, “Hastalığın yüksek enfeksiyonlu doğası ve komplike salgın durumu nedeniyle vatandaşlarımız arasında kitlesel bir panik yaşandığını söylemek kolay” dedi. “Halın paniği henüz hafiflemediğinden, toplumsal istikrarı sağlamak için bir sürü çalışma yapmak gerekiyor. Wang, şehrin hastalığı durdurmak için “kararlı” adımlar attığını söyledi. Ve Çin günler geçmesine rağmen hastalığın tehdidi bir türlü geçmeyince, daha ciddi önlemler almaya başladı. SARS için yeni hastaneler inşa etti ve bir çoğunu da karantinaya aldı.

 

“SARS kampına hoş geldiniz”

 

“Elektrikli testere ve balyoz sesleri arasında, Pekin’in bir kuzey banliyösünde, bir kovana benzeyen 1.000 kişi kapasiteli tek katlı bir hastane, adeta bir gecede yükseldi. Beyaz, steril odalar yakında şehrin SARS kurbanlarının kapatılacağı devasa bir kampa dönüşecek. Yüzlerce inşaat işçisi, 56’sı Pekin’de olma üzere Kıta Çini’nde 131 kişiyi öldüren virüsü önlemeye yönelik son girişimde, saat gibi çalışarak plastik ve metal panellerin montajını yaptılar.

 

Sağlık yetkililerinin grip benzeri virüsten, sekizi başkentte olmak üzere dokuz yeni ölümü rapor etmeleri üzerine, şehrin gece kulüpleri, karaoke barları, sinemaları ve internet kafeleri de kapanmaya zorlanmıştı. “Kalabalık hal toplantıları da dahil bütün eğlence yerlerinin” geçici olarak kapatılması, 1.114 vakanın rapor edildiği şehirlerdeki virüsün yayılımını duraklatma amacıyla getirilen önlemler paketinin maddeleri arasındaydı. Geçen hafta, Pekin 1,7 milyon öğrenciyi evlerine gönderip ilk ve ortaokulları kapattı. Bazı üniversitelerde dersleri durdurdu.

 

‘Temelde 2008 olimpiyatlarına hazırlanan şehrin imajının kuvvetlenmesi amacıyla konan, fakat şimdi zorunlu olduğuna inanılan’ tükürme cezaları, yüzde 1.000 artışla 50 puan yapıldı (yaklaşık 10 milyon TL). başlangıçta SARS’ın yayılımına gösterdiği tepkisizlikten dolayı şiddetle eleştirilen Pekin, artık hastalığı izole etmek için ani önlemler alıyor. Şehirdeki üç hastane mühürlendi. Hastane çalışanları tarafından geri çekilmeden önce üst kat pencerelerinden kaçmaya çalışan karantinadaki bir hasta TV kameralarına yakalanmıştı. Sağlık bakanlığı hastanelere SARS’a daha ciddiyetle müdahale etmeleri için bir “acil mesaj” gönderdi. Resmi Xinhua haber ajansı, “Mesaj hastanelerin Guangdong, Pekin ve SARS’la mücadele edilen diğer bölgelerde edinilen deneyimlere uymalarını talep ediyor” dedi.

 

Ve açıklanamayan bir hareketle, yabancılarla Çinliler arasındaki evlilik kayıtları askıya alındı. Şehir hükümetinin Sivil İşler Bölümü bu önlemin SARS kontrolüne nasıl bir katkıda bulunacağını açıklamadı. Halk kütüphaneleri kapalı ve şehirdeki kiliselerin de 50 kişiden daha alabalık gruplar için ayin yapmaması istendi. Şehrin düğüm noktalarındaki parklar gibi lokantalar, alış-veriş merkezleri, Tiananmen Meydanı ve –Çin imparatorlarının eski sarayı ve başlıca turistik merkezlerden olan- Yasak Şehir de hâlâ açık. Fakat buralar da, kendi eyaletlerinin dışında seyahat eden Çinli tur gruplarına uygulanan yasak deneniyle çoğunlukta boştular.

 

Fakat eğlence sektörünün bir kolu,işlerde bir yükseliş rapor ediyordu. Şehirdeki pek çok DVD ve VCD dükkanı, Pekin’deki kalabalık TV karşısında bir geceye daha hazırlanırken satışlarda bir patlama yaşıyorlar. Bu durum, on milyonlarca Çinlinin ülke çapında seyahate çıkmasını engelleyen, bir haftalık banka mayıs tatilinin iptaliyle, bir süre daha Pekin’lilerin ana uğraşısı olmaya devam edecek. Hükümet virüsün açık bir taşınmayla –hastalığın kitlelere bulaşması kâbusu senaryosuna hazırlıkla- Çin’in taşra kesimlerine de sıçramış olmasından korkuyor. Yeni Sağlık Bakanı olarak Başkan Yardımcısı Wu Yi atanmış ve Pekin’in belediye başkanı da görevinden alınmıştı.”

 

“Çin üçüncü hastaneyi mühürlüyor”

 

“SARS darbesiyle savaşan Çin, üçüncü hastanesini de karantinaya aldı, bazı pansiyonları kapadı ve binlerce insanın evlerinden çıkmamalarını istedi. Fakat Çin, zatürreeye benzeyen hastalığın yayılımını durdurmak üzere askeri sıkıyönetim ilan ettiği yönündeki söylentileri yalanladı. Pekin Halk Hastanesi’ndeki benzer bir etkinin ardından 100’den fazla hastası bulunan, enfeksiyonlu hastalıkların kontrolünde önemli bir merkez olan Ditan Hastanesi de karantina uygulamasıyla mühürlendi.”

 

 

SARS HIZLA YAYILIYOR

 

 

Hastalık, erkenden rapor edilmemesi ve gerekli tedbirlerin alınmaması nedeniyle, Çin’e girip çıkanlar vasıtasıyla ülke dışına taşındı. Özellikle Çin’e sınır ve yakın mesafede bulunan ve birçok ticari ve diğer irtibatı bulunan doğu ve güneydoğu Asyalı ülkede de SARS vakaları görülmeye başladı. Tabii hiç birinde hastalık Çin, Hong Kong ve Singapur’da görüldüğü kadar şiddetli görülmemiş ve kolaylıkla kontrol altına alınmıştı; fakat bu ülkeler tedbir olması açısından gerekli önlemler almakta gecikmediler. 30 Nisan tarihinde, Tayland’ın başkenti Bangkok’ta bölge ülkelerinin liderleri SARS’la ilgili önlemleri tartışmak ve işbirliği yapmak üzere bir araya geldiler.

 

“Asyalı liderler SARS’ı kontrol altına alacak adımlar duyurdular”

 

“Dünya Sağlık Örgütü’nün enfeksiyonlu hastalığın hâlâ bir iç salgına dönüşebileceği uyarısı üzerine, Asyalı liderler SARS yayılımını kontrol altına almak amaçlı geniş açılımlı adımlar duyurdular. Çin ve Hong Kong ile birlikte 10 Güneydoğu Asya ülkesinin liderlerinin ortak bir bildirisi, “SARS’ın yayılmasını önlemek için göç ve gümrük kontrollerinde sert önlemler” alacaklarını ifade ediyordu. Bildiri bu önlemlerin seyahatçilerin ayrılış ve varış öncesi taranması ve daha iyi uçuş idaresini de içerdiğini anlatıyordu.

 

Bu bildiri, çoğunluğu Kıta Çin’i ve Hong Kong’da olmak üzere dünya çapında 350 cana mal olan SARS’la mücadele yöntemlerini belirlemek amacıyla 12 liderin acil düzenlediği zirvenin sonucunda yayınlandı. Zirvenin sonundaki ortak bir basın konferansında, Çinli lider Wen Jiabao, “SARS salgınının uzun vadeli, kompleks ve nükseden bir salgın olduğunu kavramamız gerekiyor” dedi. Wen, “Çin şu anda sıkıntılı bir dönem geçiriyor. (Fakat) Çabalarımızın kontrolü ele geçireceğinden eminim. Zamana ihtiyacımız var, hepsi bu” dedi. Tayland Başbakanı Thaksin Shinawatra da iyimser bir ifadeyle, kararlaştırılan önlemlerin salgının yakında durdurulmasına yardımcı olacağını söyledi.

 

Shinawatra, “İki ay içinde Çin Hong Kong ve Singapur’un hastalığı durdurabileceği yönünde bir hissim var” dedi. “Bu hastalığın durdurulacağından oldukça eminim.” Ortak bildirilerinde Asyalı liderler ülkelerinin SARS’la ilgili olarak araştırma ve eğitim programları yürüteceklerini ve Çin’de hastalığın kontrolü ve tedavisiyle ilgili olarak bir uluslar arası seminere sponsorluk edeceklerini belirttiler. 10 üyeli Güneydoğu Asya Ulusları Birliği’nin (ASEAN) ayrı bir ortak açıklaması, liderlerinin ASEAN SARS Önleme Bilgi Şebekesi’nin kurulması dahil 20 önlem konusunda da anlaşmaya vardıklarını bildiriyordu.

 

ASEAN liderleri turizm sanayilerini canlı tutabilmek amacıyla, krize rağmen sınırlarını ve ekonomilerini açık tutma anlaşmasına vardılar. Turizm, ASEAN üyelerinin çoğunun ekonomisinin can damarı. Turizm sanayisi, ziyaretçilerin bu ülkelere gelmekten kaçınmaları nedeniyle oldukça kötü darbeler almıştı. Liderlere, kötü durumun, Hong Kong, Singapur, Toronto ve Vietnam’da durduğunu söyleyen; fakat Çin’de durumun daha kötüye gittiği uyarısında bulunan, WHO’nun bulaşıcı hastalıklar şefi Dr. David Heymann tarafından brifing verildi. ASEAN ortak açıklaması, bu zirvede Asyalı liderlerin halklarını SARS hakkındaki yanlış algılardan kurtarmak üzere eğitme kararı aldıklarını bildiriyordu.

 

Bildiride bilgi şebekesinin üye ülkelerin gerekli bilgiyi, en uygun tatbikleri ve yeni bulguları paylaşmasını mümkün kılacağı, aynı zamanda Çin’le de bilgi paylaşılacağı ifade edildi. ASEAN; Brunei, Kamboçya, Endonezya, Laos, Malezya, Burma, Filipinler, Singapur, Tayland ve Vietnam’dan oluşuyor. Zirvede kararlaştırılan diğer önlemler, seyahatçilerin çıkış noktalarında uygun sağlık taramasından geçirilmelerini, sağlık taramaları önlemlerinin standartlaştırılmasını ve ortaya çıkan enfeksiyonlu hastalarla ilgili bir erken uyarı sisteminin oluşturulmasını içeriyor. Diğer bir gelişme de, Çin’in SARS’a karşı önlemleri etüt ve tatbik amaçlı bir Asya fonu teklif etmesi ve bu fona ilk açılış parası olarak 1,2 milyon ABD Doları koyması oldu. Tayland da 250.000 dolar koydu.

 

Çin hastalığa karşı önlem almak için şikayetlere daha erkenden karşılık verememesi nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştı. Fakat Çinli yetkililer, Pekin belediye başkanı ve sağlık bakanını görevden alıp, başkentteki okulları ve eğlence mekanlarını kapatarak güçlü önlemler almaya başladılar. Çin lideri Wen, bu yeni hükümetin hastalıkla başlangıcında yeterince etkin olmadığını hatırlattı. Wen “Bizim önlem ve kontrol tecrübemiz eksikti. Karşı önlemlerimiz çok yetersizdi. …Ama dersimizi çoktan aldık.” dedi. “Bu konuda artık bu hastalıkla yüzleşmeye, hatta bütün dünyayla yüzleşmeye hazırım.” Ertesi gün, WHO Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü Şefi Dr. David Heyman, ASEAN liderlerinin yaptığı bu toplantıda aldığı kararların bağlayıcı olması ve mutlaka uygulanması gerektiği uyarısında bulundu. Dr. Heymann aksi takdirde hastalığın bir dünya salgınına dönüşebileceğini ve herhangi bir önlem almak için çok geç olacağını ifade ediyordu.

 

En kötü şartların Hong Kong, Singapur, Toronto ve Vietnam’da yaşandığını söyleyen Heymann, bugün henüz umuda kapılacak bir gelişme olmadığını belirtti. Heymann, “Bölgesel salgına, insanlarda olağan bir hastalığa dönüşen bu hastalığın risk ve tehdidi, kuşkusuz çok büyük” dedi. Heymann, ASEAN liderlerine dört mesaj bıraktığını söyledi ve bunlardan en önemlisini şöyle açıkladı: “SARS salgını, bütün vakaların tespiti ve bu vakalarla ilgilenen insanların korunma yöntemlerinin mutlak teminiyle önlenebilir.” Diğer mesajlar ise şöyleydi: bir ülkedeki enfeksiyonlu bir hastalık, pek çok ülkedeki salgınların önlenmesine yardımcı olan WHO’ya bütün dünyanın bilgi sağlaması kapsamındadır ve hastalıkla karşılaşan genel kamuoyunun gerçek riski ile tahmin edilen riski arasında büyük bir farklılık vardır.

 

Heymann, kamu sağlığı çalışanlarının hastalığın oluştuğu yerleri tespit eden izleme sistemlerine ihtiyaç olduğunu kavradıklarını belirtti. Bununla birlikte Heymann, “kamunun ne yapmaları gerektiğini iyice anladıklarını göstermediklerini” söyledi. “Ekonomik darbenin çoğunun genel kamuoyunun hastalığın yayılma yoluyla ilgili yanlış fikirlere sahip olmalarından kaynaklandığını vurguladık.” Heymann, “Kamuoyu, bu hastalığın nasıl yayıldığını tam olarak bilmiyor.” SARS bir insanla yakın temasla bulaştığından sokaklarda maskelerle dolaşmanın gereksiz olduğunu da ekledi. Bu toplantılar ve gelişmeler sonucunda, başından beri durumu geç rapor etmekle ve önlemlerin gecikmesine neden olmakla suçlanan Çin yönetimi “dersimizi aldık” gibi itiraflarla durumu kurtarmaya çalıştı.

 

“Çin dersini aldı”

 

“Çin Başbakanı Wen Jiabao, virüse karşı savaşlarını planlamak üzere Asyalı liderlerin buluştukları Bangkok’ta gazetecilere, SARS’ın sonunda kontrol altına alınacağından umutlu olduğunu söyledi. Wen, “SARS salgınının uzun vadeli, kompleks ve tekrarlı bir salgın olduğu gerçeğini kabul etmeye ihtiyacımız” dedi. Başlangıçta hastalığı gizli tuttuğu için sert eleştirilerle karşılaşan Çin’in dersini aldığını söyleyen Wen, vaka raporlarının geliştirildiğini ve WHO’nun Çin’deki herhangi bir hastaneye ekipler göndermesinin kabul edildiğini ekledi.

 

Bangkok zirvelerinde, Asyalı liderler SARS salgınının kontrol altına alınması amacıyla, uluslar arası seyahatçilerin monitörle taranması, SARS açık hattı ve hastalıkla ilgili araştırmaların karşılıklı paylaşılmasını da içeren altı maddelik bir plan tespit ettiler. Güney Asya ülkelerinin sağlık bakanları da, günü Maldivler’deki toplantılarında benzer önlemleri onayladılar ve Avrupa Birliği’nden meslektaşları da acil bir toplantı planladılar. 10 üyeli Güneydoğu Asya uluslarının liderleri, Çin ve Hong Kong’lu meslektaşlarıyla birlikte WHO’yu virüsün Singapur, Hong Kong, Vietnam ve Kanada’da inişe geçtiğine ikna  ettiler. Fakat Singapur endi ülkesindeki inişe geçtiğini söylemek için henüz çok erken olduğunu belirtti ve daha yüksek işsizlik ve turizm darboğazı uyarısında bulundu. Hong Kong endi ülkesine yapılacak ziyaretlerin nisanda % 70 oranında düşmesini beklediğini söyledi.

 

Çin, güneyindeki Guangdong eyaletinde kasım ayında ilk SARS vakası ortaya çıktığından beri 148 SARS ölümü ve 3.300’den fazla SARS vakası rapor etti. Sağlık uzmanları Çin’deki gerçek miktarın çok daha yüksek olmasından endişe duyuyorlar. WHO, Pekin ve Çin’in diğer kısımlarıyla birlikte Hong Kong’a da seyahat uyarıları yayınladı. Başkan Bush’un baş ekonomik danışmanı Stephen Friedman, Washington’da SARS mevcut bir tehlike olmaya devam etse de, ABD ekonomisi üzerende sınırlı bir etkisi olacağını umduğunu söyledi.”

 

 

SARS ASYA DIŞINA YAYILIYOR

 

 

Asya kıtası dışında en kötü SARS darbesini Kanada’nın Toronto kenti aldı. Özellikle Kanada’nın bu bölgesinde, ABD’de olduğundan bile çok Çinli vardır ve Çinlilerin bu civardaki etkileri büyüktür. Hastalığı da Çin’e yaptığı bir ziyaretteyken enfeksiyona yakalanan yaşlı bir hanımın getirdiği ve onunla ilk irtibat kuranlara bulaştırarak yayılmasına sebep olduğu rapor edildi. Ve bu durum sonradan Kanada’nın, özellikle de Toronto’nun başını çok ağrıttı. 29 Nisan’da Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Toronto’ya seyahat uyarısı ilan ettiği duyuruldu.

 

“WHO Toronto’ya SARS seyahat uyarısı koydu”

 

“Kanada kabinesi, Asya dışında en yüksek SARS ölüm miktarına ulaşan şehir olan Toronto’ya destek gösterisi için toplandı ve ardından da yetkililer, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Toronto’ya uyguladığı seyahat uyarısını yürürlükten kaldırmasından duydukları memnunluğu dile getirdiler. Şehir içindeki bir otelde toplanan bakanlar, ekonomisi SARS darbesiyle sarsılan Toronto’yu desteklemek için ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. İktidarda bulunduğu on yıl boyunca ilk kez başkent Ottawa’nın dışında bir yerde toplantı düzenleyen Başbakan Jean Chretien, kabine toplantısından sonra, “Torontolular normal bir hayat yaşıyorlar, 5 milyonu da” dedi. “Köşeyi döndüğümüzü söyleyebilirim.”

 

Fakat Chretien SARS salgınının Kanada ekonomisini, özellikle de Kanada’daki SARS vakaların çoğunun ve ölümlerin görüldüğü Toronto’nun ekonomisini kötü etkilediğini de ifade etti. Kanada Çin’den kaynaklanan SARS hastalığından, Asya dışında ölüm vakaları görülen tek ülke. Kanadalı yetkililer, WHO’nun seyahat edenlere Toronto’dan uzak durmaları uyarısını –ki bu Kanada’nın en büyük şehrinin üzerini kaplayan karanlığı derinleştiren bir etkendi- kaldırması için çok iyi bir lobi çalışması yaptılar. Cenevre’de, WHO Direktörü Gro Harlem Brundtland seyahat uyarısı iptalinin yürürlüğe gireceğini belirtti.

 

Kanadalı sağlık yetkilileri, azalan vaka sayıları ve hastalığın tıp çevreleri dışında yayılmamasını örnek göstererek, kontrol altına alındığı konusunda ısrarlı davranmışlardı. Ontario Sağlık Bakanı Tony Clement, Kanada televizyonunda gösterilen bir haber konferansında, “Dünya Sağlık Örgütü’nün son kararından çok büyük memnunluk duyduk. Ve tabii ki tedbiri elden bırakmamamız gerektiğinin farkındayız” dedi. Toronto’ya uygulanan seyahat yasağının kaldırılması amacıyla, Clement ve diğer yetkililer, WHO’nun merkezinin bulunduğu Cenevre’ye gitmişlerdi. SARS, 343’ü Kanada’da olmak üzere, 20’den fazla ülkede 5.500’den fazla insana bulaştı. Dünya çapında, beş hastanın hâlâ kritik biçimde hasta oldukları Toronto’da ölen 21 kişi dahil, SARS yüzünden en az 353 kişi öldü.

 

Kanada, Atlanta’daki ABD Hastalık Kontrolü ve Önlenmesi Merkezleri başkanı ve hastalığa müdahale eden doktorlarında katıldığı SARS konulu uluslar arası bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Kanada Sağlık Bakanı Anne McLellan, hava yolcularının yüksek ateşi olup olmadığını kontrol etmek üzere Singapur’da kullanılan enfraruj aygıtlarının denenmeye başlayacağını söyledi. Kanada’nın direnişini savunan McLellan, kabine toplantısından önce gazetecilere “Toronto’da kontrol ve müdahale devam ediyor” dedi.

 

Kanada bu seyahat uyarısından çok kötü etkilenmiş ve Kanada’nın ekonomi başkenti Toronto adeta ölü bir şehre dönmüştü. Bunun sebebi olarak Sağlık Bakanı Anne McLellan’ın havaalanlarında, daha önceden WHO’nun uyarıda bulunduğu önlemleri almaması gösterilmiş ve istifası bile istenilmişti. Fakat Kanada hükümeti önlemlerin alındığını söylüyor ve düşülen kötü ekonomi durumdan kurtulunması amacıyla seyahat uyarısını kaldırılmaya ikna etmek üzere WHO’nun İsviçre’deki merkezine sağlık yetkilileri gönderiyordu. Fakat bütün Toronto’lular bu girişimlerin sağlıklı girişimler olduğuna inanmıyordu. Onlara göre SARS öyle kolay kolay kontrol altına alınabilecek bir sıkıntı değildi ve yetkililerde henüz bu konuda üzerlerine düşeni yaptıklarını kanıtlamamışlardı. Bu konuda Dr. Paul Calford’un ciddi endişeleri vardı.

 

SARS- Toronto’da korkunç salı

 

Ontario Sağlık Bakanı Tony Clement, Dr. Colin D’Cunha ve Dr. Barbara Yaffe, Dünya Sağlık Örgütü’nü SARS nedeniyle Toronto’ya karşı uyguladıkları seyahat uyarısını kaldırmaya ikna etmek amacıyla Avrupa’ya ulaştılar. Bu uyarı Toronto iş çevrelerinde aşırı öfke ve fırtınalara sebep olurken, Clement’ın da öfkelenip özel bir uçak kullandığını umuyorum. Seyahat uyarsının sebeplerinden biri, Toronto’da havaalanında etkin tarama monitörleri olmamasıydı.

 

Britanya, havaalanında monitör uygulamasını başlattı, buna rağmen daha büyük SARS vakasına sahip olan Toronto, havaalanında hâlâ nispeten hiçbir şey yapmıyor. Federaller termal taramayı tartışıyorlar; fakat bununda başka yerlerde uygulanan ve hiçbir SARS vakası tespit edememiş uygulamalar gibi pek başarılı olacağı ihtimali yok. Kötü, haber Toronto etkin monitörleme başlatıncaya kadar SARS’ın havaalanından girip çıkabilmesi. Kendi sağduyumuzun açığını kapamak için WHO seyahat uyarısının ardına sığınabiliriz. Bu uyarı kaldırıldığında, elimizde virüsü engelleyen hiçbir şey kalmayacak. Tüm yaptığımız ziyaretçilere turuncu bilgi kağıtları dağıtmak.

 

Clement’ın Avrupa’da sunacağı kanıt, 29 Nisan tarihinde, SARS’ın bulaşmasıyla ilgili son vakanın rapor edilmesinden itibaren 20 günün –ya da iki tam kuluçka süresinin- geçmiş olacak olması. 9 Nisan’dan beri vakalar yalnızca, SARS hastaları ve yakın temaslarındaki kişilerle ilgilenen sağlık çalışanları arasında görüldü. Clement bu kanıtı sunarken, Britanya’daki Guardian gazetesinde de bir hikaye yayınlanıyor olacak. Dayanağı da, Toronto’daki SARS salgınının göbeğindeki Scarborough Hastanesi doktorlarından Paul Caulford’un virüse karşı savaşta tuttuğu günlüğü.

 

 

“EN KORKUNÇ KÂBUS”

 

 

“Aynı gün daha sonra, hemen yolun aşağısında çalışan dört kişili bir şirketten üç aile doktoru –eğitim olaylarında ya da medikal akşam yemeklerinde karşılaşacağım meslektaşlarım- ofislerine gelen bir SARS hastasına müdahale ettikten sonra hastalığa yakalanmışlardı. Hasta karantinayı kırmıştı. Doktorlardan ikisinin küçük çocukları var. Ne yazık ki, söz konusu SARS olunca, temas edilen ev aletlerinin de % 100 enfeksiyon kaptıklarını öğrendik. Doktorlardan sadece biri SARS hastasıyla ilgilenmiş, diğer ikisi ise sadece aynı ofiste çalışmışlardı. Virüsün aşırı kötü huylu ve bazı hastaların da “süper taşıyıcılar” olduklarını öğrendik. Üç doktor da yoğun bakımda, soluma cihazları altında ciddi derecede hasta olarak kalacaklar. SARS hepimize meydan okuyup bizden yeni bir şey istiyor. Diğerlerinin ihtiyaçlarını bizimkilerin önüne koymamızı istiyor. Bize bunun, gerçekten olacağını hiç düşünmesek bile yemin ettiğimiz şey olduğunu hatırlatıyor.

 

O akşam bir mülteci sağlık kliniğinde nöbetçiydim. Bir ara birkaç aile doktoru, Kanada’ya yeni gelen ve sağlık güvencesi olmayan insanlara hizmet veren medikal kliniğine gönüllü olarak gelmişlerdi. Irak’taki savaş burayı son zamanlarda çok kalabalık bir yer haline getirmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nden, pek çok göçmen –alışılmıştan çok sayıda- geliyordu. Genç bir hemşire, ilk gebeliğinin ortalarındaydı. Çin’in Guangdong eyaletinden mart ayında gelmişti. Resmi açıklamaların aksine, bana orada binlerce hasta bulunduğunu söyledi. Oradaki salgın dokuz ay ila bir yıl önce başlamıştı. Bana hastaların çoğunun da öldüğünü anlattı. Bu benim biraz daha meraklanmama sebep oldu.”

 

Beklide paranoyağımdır, ama Paul Caulfodrd’un günlüğünden yaptığımız bu alıntı, karantinayı delen hastaların SARS’ı yeniden topluma bulaştırabileceğine ikna etti. Karantinayı kıran o tek adam bile yeni kuluçkalar oluşmasına yol açabilmişti. Daha önce bazı hastaların virüsün süper taşıyıcıları olduğunu duymamıştım. Yakın zamana kadar hastalığın ne kadar kötü olduğunu ortaya koyan hiçbir rapor yoktu. SUN gazetesinde yayınlanan bir rapor, hastalığın insanı ölmüşten beter yaptığını ifade etmeye çalışıyor. Korkunç kas ağrısı, rahat hissedemiyorsunuz, soluyamıyorsunuz,uyuyamıyorsunuz, yemek yiyemiyorsunuz ve eklem ve organlarınızı alevler içinde hissettiğiniz uzun dayanılmaz periyotlarla haftalarca sürüp gidiyor. Hastalıkla mücadele eden bir hasta Toronto’da 15 doktor ve hemşireye hastalığı bulaştırdı. İşte bu yüzden, Tayvan’da bir hastane penceresinden atlamaya çalışan gibi şaşkına dönmüş hemşire görüntüleriyle karşılaşıyoruz. SARS’ın etkilerini görmek ve bunun size de bulaşabileceğini düşünmek travmaya sebep olabilir.

 

Clement ile eyalet ve buradaki haberler bize SARS’ın azaldığını anlatıyorlar ama Paul Caulford’un günlüğü Çin’de bunun bir yıldır nasıl sürdüğünü ve büyüdüğünü anlatıyor. Eyalet bize sadece Toronto’daki muhtemel vakalardan –şüpheliler değil-söz ettiğine göre, söz ettiğine göre, sanki SARS süratle yok oluyormuş gibi görünüyor. Tabii Clement ve arkadaşlarının ateşle oynuyor olmaları da hâlâ mümkün. SARS gerçek bir tehlike ve WHO’nun koyduğu minik bir seyahat uyarısı değil. Eğer bu hastalıkla mücadelede bir hata daha yaparlarsa, burada çok kalabalıklar halinde hastalıkla birlikte yanacağız. Tony Clement’ın harika salısı ve seyahat uyarısının kaldırılması, yolda bekleyen korkunç salıyı saklayan bir illüzyon olabilir.”

 

Bu arada Kanada gerçekten WHO’ya teminat verdiği gelişmeleri gerçekleştirdi. Havaalanı geçişlerinde yolcuları, muhtemel SARS vakası olmaları riskine karşı taramaya başladı. “Tedavisi olmayan grip benzeri hastalıktan ölümlerin görüldüğü Asya dışındaki tek ülke olan Kanada da, havaalanlarının monitörlenmesi dahil bazı daha sert önlemler alacağını vaat etti. Ontario Sağlık Bakanı Tony Clement, “WHO’nun son kararından çok memnuniyet duyduk” dedi. “Ve kararlılığımızın asla durmaması gerektiğinin kesin bilincindeyiz.” WHO’nun Toronto’ya seyahat uyarısı uygulanan ilk kararı, uyarının ulusal ekonomisini vurduğunu gözlemleyen Kanada’nın protesto fırtınaları koparmasına sebep oldu. Sağlık yetkilileri seyahatçilerin gittikçe küçülen bir dünyada felaketi yaymaya devam etmelerini bekliyor ve hastalığın –ve benzeri diğerlerinin- bölgesel bir salgına dönüşmek üzere olduğunu söylüyorlar.

 

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri Direktörü Dr. Julie Gerdenberg, SARS’ın ortadan kalmasının “gittikçe imkansızlaştığını” söyledi. SARS’la benzer yollardan başka hastalıkların da ortaya çıkacaklarını ekledi. 21 ölümle birlikte ve vakaların neredeyse yarısının tamamen iyileştiği Toronto bölgesinde, 260 muhtemel ya da şüpheli yeni vaka rapor edildi.” Bununla birlikte, Toronto bölgesindeki büyük yatırımlı sanayi kuruluşları da çeşitli önlemler almaya başlamışlardı. Amaç hem çalışanlarını hem de üretimlerini korumaktı.

 

“Karantinadaki otomotiv çalışanları ya şirket doktoruna ya da kendi doktorlarına görünüyor, ardından da kuluçka süresi boyunca işten uzak duruyorlar. General Motors (GM) Sözcüsü Stew Low, “Günlük işlerimize devam ediyoruz, fakat sağlıklı miktarda önleme dikkat ediyoruz.” dedi. “Toronto’daki tıbbi direktörümüz durumun kontrol altında olduğunu hissediyor.” Toronto bölgesinde iki montaj tesisi olan ve yaklaşık  4.500 işçi çalıştıran Ford Motor Co. Yetkilileri, sağlık ekibinin Dünya Sağlık Örgütü ile düzenli irtibat halinde bulunduğunu söyledi. GM Toronto bölgesinde 18.500 işçi çalıştırırken, DamlerChrsler’in o bölgede yaklaşık 4.000 çalışanı var. Şimdiye kadar, üç büyük otomobil üreticisinin çalışanları arasında hiç SARS vakası tespit edilmedi. Fakat firmalar çalışanlarını gerçekten gerekmedikçe Toronto’ya gitmemeleri konusunda uyarıyor. Uyarı levha ve afişleri WHO tarafından dağıtılmaya başlandı.

 

Delphi Corp. Gibi destekçileriyle birlikte üç büyük, daha önce de Hong Kong ve diğer Güneydoğu Asya uluslarına seyahatlerle ilgili benzer yorumlar yayınlamışlardı. Bu bölgede yaklaşık 55.000 üyesi bulunan Kanada Oto Çalışanları Sendikası Başkanı Buzz Hargrove, “Dünya Sağlık Örgütü’nün Toronto’da bizi gerçekten de servis dışı bıraktığını hissediyorum” dedi. “Her şey aklımın köşesinden uçup gitti.” Bu arada hastalık, diğer yerlerde de olduğu gibi Toronto’da da, genellikle hastalarla temas halindeki hastane çalışanlarına bulaşıyor ve bu durum bir türlü önlenemiyordu. Alınan bütün tedbirlere rağmen hastalık bir yolunu bulup hastane çalışanlarını teslim alıyordu. Bu durum hastane çalışanlarını hem yoruyor, hem de yakın çevreleri dahil insanlardan olumsuz tepkiler almalarına sebep oluyordu. Bir de Kanada’da son yıllarda sağlık çalışanlarında gereksiz biçimde azalmaya gidilmesi, sağlık çalışanlarının daha çok şikayetçi olmalarına ve yeni bir tartışmanın başlamasına sebep oldu.

 

“Toronto sağlık çalışanları SARS’la mücadeleden yoruldular”

 

“Toronto’nun SARS’a karşı savaşının ön sıralarındaki yorgun sağlık çalışanlarının da kendilerinin en çok risk altındaki grup oldukları ve onları korumak için hiçbir deneme-yanılma yöntemi olmadığı korkunç gerçeğini kabul etmeleri gerekir. Artık hastane çalışanlarından iki kat eldiven giymeleri, yüzlerini tam örten koruyucular, maskeler ve gözlükler takmaları ve ellerini sık sık yıkamaları isteniyor. Koruyuculara rağmen, bazı sağlık çalışanları şimdiden, Kanada’yı bu hafta Toronto’daki hastanelere enfeksiyon kontrol önlemlerini denetlemek üzere ABD’li bir uzman ekip davet etmek zorunda bırakan hastalığı kaptılar.

 

Federal Sağlık Dairesi Health Canada’dan Dr. Paul Gully, “Hastalık toplum içinde kontrol altında; fakat kurumlarda değil.” dedi. Toronto’nun, şehirde 16 kişiyi öldüren SARS virüsünün daha şiddetli bir baskınıyla karşı karşıya olduğu yönünde bazı spekülasyonlar vardı. Kanada, aşırı bulaşıcı hastalıktan Asya dışında ölümlerin görüldüğü tek ülke. Virüsün genomunu çözen Kanada’lı ve ABD’li bilim adamları şimdiye kadar baktıkları bütün akımların adeta özdeş olduklarını söylediler, ancak hafif farklılıklar gösterdiklerine işaret ettiler. Grip virüslerinin mutasyonunu inceleyen ABD’nin hastalık uzmanlarından biri, farklılıkların Kanada’nın üst düzeydeki sağlık tesislerine rağmen virüsü kontrol altına almaya çabalaması için yeterli ikazda bulunduklarını, söyledi.

 

Sağlık yetkilileri salgının hastane çalışanlarını nasıl etkilediğinin hükmünde hatalar yapıldığını kabul ediyorlar, ancak bu tür hataların yeni bir virüsle muhatap olurken öğrenme eğrisinin bir parçası olduğunu söylüyorlar. Atlanta merkezli Hastalık Kontrolü ve Önlemesi Merkezleri’nden uzmanlar hastanelerdeki yöntemleri incelerken, Toronto’lu yetkililer belirli koşullarda tıbbi artık (biohazard) giysileri ulanabileceklerini söylüyorlar. Şehir konseyinin acil toplantısında Toronto’lu medikal yönetici Sheela Basrur, “Fakat… izolasyonda kazandıklarını, el becerilerinde ve görsel alanda kaybediyorlar ve buna dikkat göstermek gerekiyor.” dedi.

 

Sağlık yetkilileri SARS salgınının kontrol altında olduğunu söylediler ve Kanada da Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalığın yayılımının önlenmesine katkıda bulunmak amacıyla Toronto’dan uzak durulması yönünde yayınladığı seyahat uyarısının kaldırılmasını talep etti.” Toronto’lu bir hemşire olan Roda Thompson, SARS’la mücadelede yaşadıkları sıkıntıyı şöyle anlatıyordu:

 

“En korkunç kâbus”

 

“Yorulmanın da ötesinde, hastalığa yakalanma korkusu ve sinirli komşulardan, arkadaşlardan, hatta ailelerden gelen sosyal soyutlama tavrı nedeniyle sağlık çalışanları diğer günlük rahatsızlıklarla da karşılaşıyorlar. Aşırı acil durumlar dışında yeni hastalara ve ziyaretçilere kapalı olan Kadınlar Koleji Hastanesi sağlık çalışanlarından Roda Thompson, “Maskenin altında isilik oluşuyor, içi çok sıcak ve bunu sekiz saat boyunca sürekli takmak  gerçekten çok sıkıcı. Bazen solumak bile zorlaşıyor.” dedi. Pek çok sağlık çalışanının aksine, Thompson salgın sırasında karantinada değildi; fakat kendini iyi hissetmemesi üzerine eve gitmekten vazgeçti.

Thompson, “Bir hanımın grip semptomları vardı ve ona yakın çalışıyorum, bu yüzden de ondan enfeksiyon kapıp kapmadığımı bilmiyorum.” dedi. Ve nisan ayı sonunda Kanada’da durum özetle şöyledir:

 

“Tipik şiddetli akut solunum yetmezliği semptomları yüksek ateş, kuru öksürük, kas ağrıları ve soluma güçlüğüdür. Virüs dünya çapında 276 kişiyi öldürdü ve 20’den fazla ülkede 4.800 kişiye bulaştı. Kanada’da, 327 muhtemel ve şüpheli SARS vakası vardı ve bunlardan 257’si Toronto bölgesindeydi. Mart ayından beri yaklaşık 10.000 kişi karantinaya alındı. Kanada’nın üzerine titrediği evrensel tıbbi bakım programının durumu, hükümetlerin kabaran açıklarla başa çıkmak amacıyla 1990’larda bütçeden indirime gitmeleri nedeniyle, uzun zamandan beridir tartışma konusuydu.

 

Kanada’nın en kalabalık eyaleti olan Ontario, SARS krizinin zaten gıcırdamakta olan tıbbi bakım sistemine ağır darbeler indirmesiyle birlikte sağlık çalışanlarının daha çok ihtiyaç duyduğu bir istirahat sağlamak amacıyla silahlı kuvvetlerden ve diğer eyaletlerden yardım talebinde bulundu. Ontario Kayıtlı Hemşireler Birliği İcra Direktörü Doris Grinspun, “Hemşireler çok yorgun” dedi. “SARS’tan önce zaten gündemde olan birkaç mesele vardı. Bunlardan biri hemşire sayısındaki kısıtlamaydı. İkincisi de düzensiz ve part-time çalışan hemşirelerin seviyeleriydi.” “Bu SARS salgınıyla birleşince en korkunç kâbusumuz oluverdi.” Toronto gerçekten de su SARS belasından çok büyük darbe yemişti. Chicago Tribune muhabiri Kim Baker, “Toronto; SARS korkusuna uyanan ‘bir hayalet şehir’’’’ başlıklı yazısında şehirde gözlemlediği ölüm sessizliğini anlatıyordu.

 

“Turistler uzakta duruyorlar, iş kesimi şikayette”

 

“Her bir öksürük yandan bakışlara sebep oluyor ve kimse bir yabancının elini sıkmak istemiyor. Chinatown alış-veriş merkezinde, bazı müşteriler ameliyat maskeleri takıyordu. Diğerleri de kapıları açmak için kağıt mendil kullanıyorlardı. Mağazalardaki işler, Toronto’nun dünyadaki en sıcak SARS merkezlerinden biri olmasıyla, haftalardır kesat. Ancak Dünya Sağlık Örgütü geçen hafta Toronto’yu seyahatçilerin hastalık nedeniyle uzak durması gereken yerler listesine ekledi.

 

Şimdi işler artık fecaat.

 

Alış-veriş merkezinde beş yıldır DVD ve CD satan Ken Chan, “Durum kötü, hayalet şehri gibiyiz.” dedi.”Fiyatlarımı düşürdüm. Büyük SARS indirimi var.” Şehir yöneticileri Toronto’nun emniyetli olduğunda ısrarlılar; fakat bu halkın geri kalanını ya da ABD’deki insanları ikna etmeye yetmiyor. Uçaklar çoğunlukla boş. Katolik kiliselerinde günah çıkarmalar kabinelerin dışına taşındı. Genellikle maske giyiliyor. Şubat ayında bin yaşlı hanımın, anlaşıldığı kadarıyla hastalığı kaptığı Hong Kong ziyaretinden dönüşünden beri, şiddetli akut solunum yetmezliğinden yirmi iki kişi öldü.

 

Şehrin 257 muhtemel ve şüpheli SARS vakasından çoğu tıbbi bakım çalışanları ve ilk hastayla irtibatta bulunan kişiler. Dünyanın yaklaşık  4.600 vakası ve yaklaşık 275 ölümünün görüldüğü yerler olan Hong Kong ve Çin’de çok daha fazla insan hasta. SARS, Toronto’da ortaya çıktığından beri, yetkililer hastalığa maruz kalan 10.000’den fazla insanı karantinaya aldılar ve sayısız el ilanı yayınladılar. Yine de, hastane dışında en son görülen vakanın üç haftaya ait olmasına rağmen SARS yayılmaya devam ediyor. Sağlık çalışanları koruyucu malzeme kullanmalarına rağmen hastalığa yakalandılar. Aynı apartman binasındaki dört kişi, hastalığı taşıyan insanlarla bilinen hiçbir temasları olmamasına rağmen, şüpheliler listesine alındılar. SARS yüzünden, pek çok otel de boş. ABD’deki okul grupları, Toronto’yu yıllık gezi güzergahları listesinden çıkardılar. Deniz hatları, Toronto’lu yolcuların gemiye alınmansa yasak getirdi. Üç medikal birlik ve bir emlak grubu konferanslarını iptal ettiler. Yetişkinler Beyzbol ligi oyuncularına da da imza vermekten ve toplu taşıma araçlarını kullanmaktan kaçmaları tavsiye edildi. Duygusal bir basın konferansında, Toronto Belediye BAŞKANI Mel Lastman, hayatında hiçbir seyin kendisini, WHO’nun Toronto’yu Çin dışında böyle ayrık dışında böyle ayrık tek şehir yapan seyahat  uyarısı kadar sinirlendirmediğini söyledi.”

 

 

HASTALIK ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİNDE

 

 

Hastalık süratle yayılıyor, bir tedavi yöntemi bulunamıyor ve insanlar da bu hastalığa karşı doğal bir bağışıklık sistemi geliştiremiyorlardı. Üstelik ekonomik durumları yeterince iyi, sağlıkla ilgili teknolojik ve diğer imkanları yeterli ülkelerde bile hastalığın önüne geçilemiyordu. Fakat ya hastalık bu kadar yeterli sağlık imkanları ve tesisleri olmayan üçüncü dünya ülkelerine sıçrarsa ne olacaktı? Bazı uzmanlar çok yüksek görünen bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde, hastalığın daha da baş edilemez bir hale dönüşeceğinden korkuyorlardı.

 

“SARS durdurulamayabilir”

 

“WHO’dan bir yetkilinin SARS virüsünün Çin’den ve geliştiği diğer ülkelerden silinip atılabilmesi için artık çok geç olduğunu söylemesinin ardından bu solunum yolları hastalığıyla mücadele insanlara daha korkutucu görünmeye başladı. ABD Hastalıklarla Mücadele ve Önleme Merkezleri’nin eski direktörü Jeffrey Koplan, önde gelen bilim adamlarının en sıkı uğraşılarıyla bile bu hastalığın belki de artık hiçbir zaman ortadan kaldırılamayacağını söyledi. Hong Kong’da, medyanın yerel hükümeti, bölgede hastalığın bulaştığı en kalabalık grubu oluşturan sağlık çalışanlarının korunması için yeterince önlem almamakla eleştirmesi üzerine, hastane yönetimi icra şefi Ko Wing-man’ın istifası istendi. Pekin’de şehir sakinlerinin uzun süredir evlerinden çıkmamaları histeriyi daha da kuvvetlendiriyor.

 

Şu anda Çin eyaletlerinden üçte ikisine yayıldığı ve vakaların da her gün arttığı teyit edilen enfeksiyon, hastalığın ortadan kaldırılması umutlarını azaltıyor. “Singapur, Hong Kong gibi çok zengin yerlerde” bile, “problemler hâlâ sürüyor. Hastalığın fakir eyaletlere, hatta, hastalıkla mücadeleyi göğüslemek üzere yeterli altyapılarının olup olmadığından kuşkulu olduğumuz, Hindistan ve Bangladeş gibi fakir ülkelere sıçramasından korkuyoruz.” Ve korkulan oldu, hastalık Hindistan, Bangladeş gibi fakir ülkelere de sıçradı.

 

 

“Çalışanlar SARS korkusuyla hastaneyi boşalttılar”

 

“Enfeksiyonlu Hastalar Hastanesi’nin doktor ve para medikal çalışanlarından yaklaşık % 30’u, bir hastanın SARS pozitif olduğunun ortaya çıkmasından sonra ölümcül korona virüsle temas etmek korkusuyla çalışmayacaklarını açıkladılar.

Pune’daki Ulusal Viroloji Enstitüsü’nden gelen raporların, Radhesyam Gupta’nın Bangkok’tan dönüşünde şehrin ikinci SARS kurbanı olduğunu teyit etmesinin ardından hastane çalışanları ve ziyaretçiler arasında panik yayıldı. Hastane çalışanlarının sayısının azalması, hastaneye sevk edilen diğer SARS hastası olan Cemil Ahmed’in tanısını engelleyen röntgen testlerini tehir etti. Hindistan Medikal Birliği Koklata Şubesi Sekreteri Sudipto Roy, PTI’a, tıbbi çalışanların, SH Hastanesin’de WHO’nun tespit ettiği maskeler gibi koruyucu malzemenin olmamasından dolayı ‘pozitif korku’ yaşadıklarını anlattı. “Çalışanlara SARS şüpheli hastalarıyla ilgilenirken kendilerini korumaları için sıradan ameliyat maskeleri verilmiş. Bunlar onları virüslerden korumaya yeterli değil.” Roy, Kolkata’nın virüsün Hindistan’a girebileceği çoğu Güney Asya ülkesinin geçiş noktasında olduğuna işaret ederken eyalet hükümetinin bu konuda çok rahat davrandığını söyledi.”

 

Hatta Afrika’da yaşlı bir adam SARS şüphelisi olarak öldü. Gerçi uzmanlar bu adamın ölüm nedeninin SARS’la ilgisi olmadığını söylediler; ama işin ilginç tarafı, hastalık bu ülkelerde de çok büyük korkuyla karşılaşmasına rağmen korkulduğu kadar da çabuk yayılmıyordu ve o kadar da çok ölüme sebep olmamıştı.

 

 

“Uzmanlar Afrika’da SARS salgını uyarısında bulundu”

 

“Afrika kıtasının solunum hastalığından ilk muhtemel kurbanının ölümünün ardından bir tıbbi uzman, iç salgın sefaleti ve yüksek nüfusun, HIV etkisi ve AIDS’le birleşince, kıtayı adeta SARS salgını için öncelikli aday konumuna getirdiğini söyledi. Güney Afrika Havayolları – Netcare Travellers Kliniği’nin tıbbi direktörü Andrew Jamieson, kıtadaki sağlık çalışanlarının, SARS’ın yayılmasına zemin oluşturacak faktörlerin Afrika’da çok yaygın olmasından dolayı konuyla yakından ilgilendiklerini söyledi. Jamieson, “Özellikle aşırı nüfuslu taşra bölgelerindeki fakirlik ve kalabalık gibi sosyo-ekonomik koşulların, HIV/AIDS’le birleştiğinde SARS salgınının kıtaya ayak basması ihtimalini oldukça kuvvetlendirecektir.” dedi.

 

“Özellikle AIDS’i, bununla birlikte diğer hastalıkları da göz önüne aldığımızda, SARS’ın nasıl davranacağını bilemiyoruz; çok daha şiddetli bir hale bile girebilir.”

 

Kıtanın ilk muhtemel SARS kurbanı öldü

 

Afrika’nın ilk muhtemel SARS kurbanı, daha önce Çin kökenli bir Güney Afrikalı olarak tanıtılan 62 yaşındaki bir adam, Pretoria’daki bir hastanede öldü; fakat sağlık görevlileri ölümün kardiyak tutulması sonucunda olduğunu ve virüsle bir ilgisi olmadığını söylediler. Fakat Jamieson; “İnsan bu adamın SARS olmasa bile ölüp ölmeyeceğini merak ediyor” dedi. Jamieson, Afrika’daki herhangi bir SARS patlamasını daha da kötüleştirecek faktörler arasında pek çok fakir bölgelerde gerekli hijyenin olmaması ve yeterli yoğun bakım tesisleri olan hastanelerin eksikliği olduğunu söyledi.

 

“Hastalığın kanalizasyonlarla da bir ilgisi var gibi. Suyla taşınan hastalık riskini azaltmaya çalışacağız, fakat bu pek çok bölgede zor olacak.“ diye de ekledi. “SARS Çin’de kasım ayındaki ilk çıkışının ardından, 148’i Kıta Çin’i ve 150’si Hong Kong’da olmak üzere 333 kişiyi öldürdü. Hastalık dünya çapında yaklaşık 5.400 kişiye bulaştı. Sadece Pekin’de bile 10.000 kişinin karantinada bulunduğu Çin’de hastalık artarak devam etse de, diğer yerlerde durulmaya başladı ve Birleşik Amerika da ölümcül virüsten epeyi açtı sayılır.” İşte zaten yıllardır bulaşma ve ölüm hızı daha yavaş olmakla birlikte bir sürü sıkıntılı hastalıklarla, eldeki kısıtlı imkanlara rağmen baş etmeye çalışan Afrika’da, hastaneler çoktan SARS tehdidinin gerilimine girmişlerdi bile.

 

“Afrika’daki hastaneler ve sağlık çalışanları zaten sıtma, AIDS, verem ve kolera neticesinde aşırı gerilim altındalar; fakat birçok ülke, bir tedavisi ve önleyici aşısı olmayan SARS şüpheli vakaları için hastaneleri stand-by’a aldı ve izoleli koğuşlar oluşturdu. Afrika hükümetleri gelen ziyaretçileri monitörlüyor, hastaneleri stand-by’a alıp izoleli koğuşlar düzenliyor ve vatandaşlarına Asya’ya seyahat etmekten kaçınmalarını tavsiye ediyorlar.

 

Jamieson, banliyölerinde olukça modern tıbbi tesisleri olan Güney Afrika gibi ülkenin bile, SARS’ın ülkeyi vurması halinde şiddetli bir gerilime maruz kalacağını söyledi. Kenya havayolları, 1 Haziran’da başlaması planlanan Bangkok ve Hong Kong’a ilk uçuşlarını askıya aldı. Güney Afrika Havayolları mayıs ve haziranda Hong Kong’a uçuşlarını haftada beşten dörde indiriyor ve kalabalık bir Asyalı nüfusa sahip küçük bir ada ülkesi olan Mauritius da, 1 Nisan’dan itibaren Hong Kong’a iki haftada bir düzenlediği uçuşlarını askıya aldı.

 

Jamieson daha çok risk altında bulunan insanların yüksek riskli SARS bölgelerine seyahat eden ya da oralardan gelenler ile potansiyel taşıyıcılarla yakın temasta bulunanlar olduğunu söyledi.”

 

 

AFRİKA’DA AIDS VARKEN SARS’TAN KORKMAYA GEREK YOK MU?

 

 

Uzmanlar doğal olarak bünyenin direncini kıran, hatta ortadan kaldıran AIDS taşıyıcılarının, bir de SARS gibi bir hastalıkla tanışmalarının tam anlamıyla bir felaket olmasından korkuyorlardı tabii. Fakat korkulan olmadı. Ya da bu durumdan korkulması gerekmiyordu. Yine Dr. Robert Lee, araştırmaları ve duyumları sonucunda AIDS hastalarının SARS’a karşı direncinin daha yüksek olduğunu rapor ediyordu. Şu raporu gördüğünüzden eminim:

 

“Çinli doktorlar AIDS hastalarının SARS’a dirençli olabileceğini öne sürdüler”

 

“Newsday gazetesi, Çinli araştırmacıların, hastanenin Şiddetli Solunum Yetmezliği Sendromu ya da SARS olan hastaların koğuşlarında çalışan tıbbi elemanlarından bazılarının SARS’a yakalanmasına rağmen, aynı koğuşlarda SARS’lı hastalarla bir arada kalan birkaç düzine AIDS’li hastanın neden hastalığa yakalanmadıklarını incelediklerini rapor ediyor. Bu hastalar, SARS patlamasının şubatta doruk yaptığı Guangzhou şehrindeki hastanenin bir katını paylaşıyorlar. Çin’in AIDS’le Mücadele ve Tedavi Başkanı Zhang Fujie, “AIDS’li vakalarda neden SARS virüsünün de etki göstermediğini merak ediyorum” dedi. “Bu konu hakkında Hong Kong’la bilgi alış-verişindeyiz. Bunu çözme çalışmalarımız devam ediyor.”

 

Ülkede bazı AIDS uzmanları AIDS’li hastalara verilen anti retro virüs ilaçlarının bir biçimde SARS enfeksiyonunu engellediği spekülasyonunu dile getiriyorlar. New York şehrindeki Aaron Diamond AIDS Araştırma Laboratuarı’ndan David Ho ve Hong Kong Üniversitesi’nden Yuen Kowk-yung, şu anda SARS’a mücadelede anti HIV ilaçlarının kullanımını inceliyorlar. İncelenen diğer bir teori de, SARS’ın fiili olarak ölüme sebep olmadığı; fakat SARS virüsüne karşı geliştirilen kuvvetli bir bağışıklık tepkisinin, hücrelerdeki ve bedenin diğer parçalarındaki hücrelerin imhasını hızlandırdığı ve bunun da zatürree benzeri komplikasyonlara yol açtığı. AIDS hastalarının bağışıklık sistemleri yetersiz olduğundan, SARS virüsüne karşı bağışıklık dirençleri daha zayıf kalıyor ve dolayısıyla da bu komplikasyonlara pek yol açmıyor. Bu teori, bağışıklık sistemi tepkilerini ortadan kaldıran steroid tatbiklerinin SARS’la mücadeleyi negatif yönde etkilediği yönünde ortaya koyduğu sınırlı kanıtla destelenmektedir.

 

Tahmin ediyorum SARS bağışıklık sisteminin formülü şöyle: Bu hastalığa sebep olan ciğer yüzeylerindeki surfaktini imha eden tümör nekrosis faktör alfa (TNF-a)’dır ve TNF-a ürünlerini süren bir süper bağışıklık sistemidir. Yine incelemelerim sonucunda, SARS’ın ölümcüllük oranlarını hesapladım. Mevcut ivmeyle devam ederse, altı ayda, SARS ölüm oranları yaklaşık % 18 olacak… Yani enfeksiyonlu her 5 hastandan biri ölecek. Umalım ki, sana geçtiğim makalelerde ifade ettiğim müdahale yöntemleri birkaç ayda ortaya çıkabilecek ölümlülük oranlarını belirgin bir biçimde düşürebilir.”

 

 

 

HASTALIĞIN GELECEĞİ NE OLACAK

 

Virüsün mutasyona uğrayacağı ya da uğradığı zaten hep bekleniyor ve dile getiriliyordu. 15 Nisan günü Dr. Patricia Doyle, SARS’a sebep olan virüsün muhtemelen mutasyon geçirip daha zararsız bir hale dönüşeceği umutlarını dile getiriyordu.

 

“SARS nispeten zararsız bir virüse mi dönüşüyor?”

 

“Bir süredir ifade edegeldiğim gibi, SARS’ın muhtemelen soğuk algınlığına benzer semptomlar gösterecek daha zararsız bir forma dönüşeceğine inanıyorum. Kuşkusuz, UZMANLAR, örneğin ABD’deki SARS vakalarının dünyanın diğer bölgelerindeki kadar şiddetli olmadığı gibi konularda kafa patlatıyorlar. ABD, SARS patlamasının en son “uğradığı” ülkelerden biri. Eğer yanılmıyorsam, ve SARS da insan yapısı bir patojenden bulaşıyorsa, inanılmaz derecede bir çabuklukla mutasyona uğradığını gözlemleyebiliriz.

 

Ayrıca gerçekte Çinlilerin korona virüs/paramikso virüs ve bu virüsün yapısında başka ne varsa hepsiyle “oynadıklarına” inanıyorum. Bir “kimera virüs” programının başlangıç safhasında olduklarına inanıyorum. Korona virüsü tercih etmelerinin sebebinin bu olduğunu sanıyorum. Geniş genomlar araştırmaları kolaylaştırır. Ayrıca paramikso virüsleri de semptomların enfektivitesini ve şiddetini nasıl birleştirip muhafaza edeceklerini öğrenmek ve muhtemelen de virüsün tür bariyerini atlayabilmesini sağlamak için kullandıklarını düşünüyorum.

 

Korona virüslerin tür bariyerini NADİREN atladıklarını biliyoruz. Hayvan korona virüslerinden sadece, örneğin, fare, bovin ve avian korona virüsüne benzeyenleri tanımladık. Yine aynı şekilde sadece gerçek olmadıkları halde fare, bovin ve avian korona virüslerine benzeyenleri de… Oysa insan virüslerini henüz tanımlayamadık. Seçilen paramikso virüsler İNSAN türüydü ve zatürreeye sebep olmak amacıyla seçilmişlerdi. Eğer niyetleri kimera üretip mahkumlara bulaştırmak ve ardından da mahkumlar arasındaki yayılım ve ölümcüllüğünü gözlemlemek idiyse hiç şaşırmam. Ardından bunları gömeceklerdi ve kimsenin bilmediği SARS’a sebep olan patojen böylece emekli edilecekti. İnsanların en iyi hazırlanmış planları hakkında söylenen söz neydi!?.

 

Söylediklerine göre, bir laboratuar çalışanı ya da mahkum olmayan biri ve diğerleri hastalığı kaptı. Hasta bir laboratuar çalışanı, hastalığın SARS olduğunu bilmeden hastaneye gider ve hastane çalışanlarına da enfeksiyon bulaştırır, ardından Hong Kong’a giden doktor da hastalığı taşır, vs. vs…

 

Öyleyse, en iyi tahminim, elimizde laboratuarda geliştirilmiş ve muhtemelen de öğrenme amaçlı kullanılmış bir kimera virüs olduğuna göre, virüs aşırı derecede değişken olabilir. Bir korona virüsü seçiminin, “onların” bunu bir biyolojik silah üretimi değil; ama öğrenme amaçlı kullandıklarını gösterdiğini düşünüyorum. Biyolojik silahlar ise, değişik virüs ailelerinin rekombinasyonu ve yeterli denemelerden sonra ortaya çıkar. Kuşkusuz emin olamam, değilim de zaten. Sadece seçilmiş virüse bakıyorum vs… Korona virüsler bütün virüsler arasında en geniş genoma sahip olanlardır ve kimera işlemini öğrenmek için kullanımları daha kolay olacaktır.

 

Geçen birkaç hafta içinde, dünya çapındaki SARS vakalarını izledik ve Guangdong ili, Hong Kong vs’de olduğu kadar ölümcül olmadığı dikkatimizi çekti. Şu anda Toronto’da da eskisi kadar şiddetli değil.

 

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) ABD sağlık sisteminin ölümcüllüğü düşürmesinin sebebinin kalite olduğunu söyleyecektir. Ayrıca ABD’de iyi beslenen insanlardan vs. bahsedecektir. CDC’nin deneysel bir kimera virüsünün geliştirildiği ve Çin’deki bir laboratuardan kaçtığı gibi bir teori geliştireceğini hiç sanmıyorum. Bu politik olarak çok yanlış olurdu. Biyolojik silahlar oldukça değişkendir. Bazıları ajanı birazcık daha durağan yapacak biçimde programlanmışlardır. Buradaki espri ise, özellikle kimera virüslerin, çevrede nasıl davranacaklarını bilmememizdir. Rusların Ebola ile birleştirilmiş Smallpox, ergo Ebolapox ve de VEEpox geliştirdiklerini biliyoruz. Elimizde sadece kâğıt üzerindeki teoriler var. Daha önce insanlar hiç tecrübe edilmediler. Sars ajanı bir biyolojik silah olarak tasarlanmadığına göre, programının onu oldukça değişken yapacağını düşünüyorum. Benim düşüncem SARS virüsünün zararsız bir dönüşüm geçireceği ve en şiddetli semptomlarının da en nihayetinde bir soğuk algınlığınınki gibi olacağı yönündedir.

 

CDC’nin virüsün “gezinmediğini” ve daha zararsız ve/veya daha şiddetsiz bir hale dönüştüğünü kabul etmeleri gerekirse, SARS’ın insan yapısı bir patojen olduğu teorisiyle ortaya çıkan bilim adamlarımız olabilir. Beni asıl endişelendiren, SAÜRS’ın bir kimera virüs gibi görünmesi gerçeği. Endişem, Çin’in artık, eskiden Sovyetler Birliği’nin sahip olduğu benzer bir kimera virüs programına sahip olmasıdır. Sovyet bilim adamlarından bazılarının Çinli biyoloji silah ekibine katılmış olması da muhtemel. Açıkca Ebolapox, VEEpox vb. yaratma tecrübeleri var ve bu kimera yöntemlerini Çinlilere öğretmeleri dünya açısından aşırı tehlikeli olabilir. Yine endişemin bir parçası da, (bilimde kim kimdir mantığından) kimsenin, SARS ajanının insan yapısı olduğu ihtimalini öne çıkarmaması gerçeği. Adeta sıra SARS’ın kaynağına gelince, süreçte birden ağız tıkama emri yürürlüğe giriyor. Devekuşu sendromu sadece Çin’in kimera virüs teknolojisiyle ilerlemesine yarayacaktır.

 

Yukarıdakinin bir teori, benim teorim olmasından strese giriyorum. Ayrıca SARS salgını konusunda ilerledikçe, SARS’ın insan yapısı bir virüs olduğunu işaret eden daha fazla sayıda bulmaca parçalarıyla karşılaşıyoruz. SARS’ın değişken olması, soğuk algınlığı semptomlarına ya da zararsız bir hale dönüşmesi, SARS salgınının kaynağıyla irtibatlanabilecek bir “nokta” olabilir mi? Yukarıda sıraladığım her şeyi değerlendirmeye alıyorum ve bütün noktaları birleştirmeye çalışıyorum. Bir bakteri bulmacaya nerede uyuyor? Aerosolleşmiş bir klamidya formunun (muhtemelen pneumonae) Çinli vakaların bazılarına bulaştığının kanıtları var.

 

SARS’a sebep olan ajanın gen dizimini çıkarmış olabiliriz; fakat virüs genomu içindeki bütün genetik malzemenin ya da neden tür bariyerini atladığını, neden hayvan korona virüsleriyle ve insan paramikso virüsleriyle rekombine olduğunu, bilinen hiçbir insan ya da hayvan virüsüne benzer bir biçimde davranmadığının çalışmalarını tamamlamadık. Kısacası, daha virüsün kaynağını bile bulamadık. Gizem hâlâ mevcut. Yine, değişken virüsün mutasyona uğrayarak ya da daha kötüleşeceğini ya da daha düşük bir enfeksiyon ve ölümcüllük oranıyla zararsız bir hale dönüşeceğini göreceğimizi düşünüyorum. Kendini soğuk algınlığından pek farklı olmayan semptomlarla ortaya koyabilir. Mutasyonla zararsızlaşacağını umuyor ve böyle gerçekleşmesini bekliyorum. Daha düşük ölüm oranları ile daha az sayıda vaka görmeye başlamamızın nedeni ile ilgili en iyi tahminim, virüsün insan yapısı olduğudur.”

 

HASTALIK AYAKLI ÖLÜM GİBİ

 

Oysa, Dr. Doyle’un bu öngörüsüne rağmen, hastalığın şiddetinde henüz hiçbir değişme olmadı. Alınan her türlü önleme rağmen özellikle Çin olmak üzere pek çok yerde hâlâ yeni vakalar görülüyor, bu da hastalığın sebep olduğu tedirginliğin, hatta korkunun azalmak bir yana, gittikçe daha da büyümesine neden oluyordu. İşin daha da kötüsü her gün artan ölüm haberleriydi. 28 Nisan tarihinde SARS’ın sebep olduğu ölümlerin arttığını yazan haberler yayınlandı.

 

“Hong Kong ve Çin’de SARS ölümleri artıyor”

 

“Tayvan, gizemli şiddetli solunum yetmezliği sendromundan ilk ölümünü rapor ederken, Hong Kong ve Çin’den yeni ölüm raporları geldi. Hong Kong, ölü sayısını 133’e yükselten 12 yeni ölüm rapor etti. Bu nisan ayında bir günde ikinci kez 12 ölümün rapor edilişi oluyordu. Hükümet daha sonra 16 yeni vakanın daha rapor edildiğini duyurdu. Çin 161 yeni vakayla birlikte ülke çapındaki ölümleri 131’e çıkaran dokuz yeni ölüm rapor etti. Bunlardan sekizi başkentte, dokuzuncusu da kuzeydeki Shanxi eyaletindeydi.

 

Sağlık bakanlığı, 1921 şüpheli vakayla birlikte dünyanın en kalabalık ülkesinde salgın vakası sayısını 2.914’e taşıyan 126 yeni vakanın rapor edildiğini bildirdi. Pekin hükümeti virüsle mücadele kapsamında eğlence mekanlarını kapatma kararı alırken, Çin’in yeni sağlık bakanı da görevine yetkilileri SARS’ın üzerine kararlılıkla gitmek üzere uyararak başladı. Çin’in şiddetli solunum yetmezliği sendromuna (SARS) karşı

savaşı, Kanada ve Singapur’da yeni kurbanlar alan ve dünya çapında korku tohumları serpen hastalığın sebep olduğu küresel sağlık korkusuna karşı kazanılacak zaferin kilit noktası olarak görülüyor. Çin’in Demir Lady’si olara bilinen Başkan Yardımcısı Wu Yi, ilk olarak kasım ayında güneydeki Guangdong eyaletinde ortaya çıkan salgını örtbas etmekle suçlanan Zhang Wenkang’ın istifasından sonra göreve başladı. Solunum yolu hastalığı o zamandan beri, çoğu Asya’da olmak üzere en az 293 kişiyi öldürdü ve yaklaşık 5.000 kişiye bulaştı.

 

Çin kabinesinin bir toplantısı, bütün SARS vakalarının doğru biçimde kaydedildiğini temin etmek üzere ülke çapında denetleme ekiplerinin gönderilmesine karar verdi. Bu karar, salgının boyutunun saklandığına yönelik gelen uluslararası eleştiriler üzerine alındı. Wu, “Görevini ihmal ettiği görülen bütün yerel yetkililer şiddetle cezalandırılacaklar.” uyarısında bulundu. Aylar süren resmi sessizlikten sonra, geçen hafta içinde Çin salgını kontrol etmeye yönelik ciddi adımlar attı ve ABD Başkanı George W. Bush Çinli meslektaşı Hu Jintao ile cesaret vermek amacıyla bir telefon görüşmesi yaptı.

 

Bush’un Çin’in SARS’a karşı verdiği savaşı “olağanüstü” olarak tanımladığını rapor eden devlet kontrollü Halkın Günlüğü gazetesi, Bush’un “her türlü muhtemel destek ve yardım” teklifinde bulunduğunu söyledi. Bu arada, SARS yüzünden panik manzaralarına tanık olan ve hastalığın Çin’de en kötü etkilediği şehir olan Pekin’de, şehir hükümeti bütün sinemaların, tiyatroların, karaoke barlarının ve internet kafelerin kapanmasını emretti. Bu karar, şehir hükümetinin SARS’ı durdurmak amacıyla aldığı en son önleyici tedbir. Okullar ve üniversiteler kapandı, iki hastane izole edildi, 4.000 kişi evlerinde karantinaya alındı ve hastaların şehirden ayrılmasını önlemek amacıyla yollara barikatlar kuruldu.

 

Dünya Sağlık Örgütü geçen hafta SARS kara noktaları Pekin, kuzeydeki Shanxi eyaleti ve Kanada’nın Toronto şehrine seyahat uyarıları yayınladı. Hong Kong ve Guangdong için de daha önce bir uyarı yayınlanmıştı. Uzmanlar SARS için bir tedavi ya da aşı bulunmasının yıllar sürebileceği ve şimdilik bilim adamlarının çabalarını hastalığı çabuk ve kesin biçimde teşhis edecek bir test geliştirmeye odakladıkları uyarısında bulundu. Testin SARS’a duyulan küresel korkunun azalmasında büyük etkisi olacaktır; çünkü hastalık kuru öksürük ve ateş gibi genel semptomlarla başlıyor ve gripten daha ciddi bir şeyi olmayan pek çok insan SARS’a yakalandığı kuşkusuyla korkuya kapılıyor.

 

WHO hastalığa yakalananların ölümcüllük oranının yüzde 5-6 olduğunu söylüyor; fakat Britanyalı bir uzman 12 kişinin öldüğü ve 1.500’den fazla vakanın rapor edildiği- Hong Kong’daki rakamlar incelendiğinde oranın daha da yüksek çıktığına işaret etti. Londra’daki Imperial College’den Profesör Roy Anderson BBC Radyo’ya, “Ölümcüllük ve iyileşme raporlarını dikkatle incelerseniz, oranlar ne yazık ki, yüzde 10’a çıkıyor.” dedi. Salgının, kısmen turizm ve seyahat endüstrileri olmak üzere Asya ekonomileri üzerinde korkunç etkileri oldu. Hong Kong’a giriş ve çıkış yapan uçuşların yaklaşık yüzde 40’ı iptal edildi, oteller yüzde 10’un altında doluluk oranları rapor ediyorlar ve pek çok Asyalı havayolu şirketi hükümetlerinden destek talebinde bulundu. Krizi kontrol etmeye yönelik ortak planlar yapmak amacıyla, Doğu ve Güneydoğu Asya’dan liderler Bangkok’ta ilk defa bir zirve gerçekleştirdiler.

Liderler zirvesinden önce Kuala Lumpur’daki Doğu Asyalı sağlık bakanları toplantısında, şüpheli SARS vakalarının ülkeden ayrılmasını önlemek amacıyla bütün havaalanları ve diğer çıkış noktalarında sıkı tarama önlemleri uygulamaya söz verdiler. Asya dışında salgından en kötü etkilenen ülke olan Kanada, hastalıktan yirminci ölümünü rapor etti. Ve Tayvan da, merkezdeki Taichung şehrindeki hastanede 56 yaşındaki bir adamın ölümüyle, ilk kaybını rapor etti.” Durum her geçen gün kötüye gidiyordu. Hong Kong’da alınan sert önlemler sayesinde yeni vakaların sayısı azalmasına rağmen ölü sayılarının korkunç bir zıplama gösterdiği rapor ediliyordu.

 

“Hasta sayısı azalıyor; fakat ölü sayıları fırladı”

 

“Hong Kong’daki SARS enfeksiyonları düştü; fakat ölüm oranı hızla yükseliyor. Ölüm oranı hastalığın başladığındaki % 5’ten % 11’e dayandı. Bugün dünya sağlık yetkilileriyle SARS’a neden olan korona virüsün hastanın vücudunda iyileştikten sonra da dört ay boyunca yaşamını sürdürmesi tezi tartışılacak.” Bu arada nisan ayının son haftası içinde, SARS ölümlerinin dünya çapında da % 7’yi aştığı ve % 10’a dayanmasından korkulduğu haberleri yazıldı.

 

Bilim adamları SARS’ın daha ölümcülleştiği uyarısı yaptılar

 

Hastalığın ölüm oranı, krizin erken döneminde yüzde 5’ten yüzde 7,27ye çıktı ve bilim adamları % 10’a ulaşmasından korkuyor. Çin Hastanesi şüpheli hasta ve tıbbi ekibin çımasına engel olmak amacıyla, en azından 60 hemşire ve doktorun SARS olduğu kuşkusu ya da teyidinin olduğu Pekin Üniversitesi Halk Hastanesi’ni mühürledi. Hastalık dünya çapında ilerlemeye devam ederken, hastalığın görüldüğü ülkelerde şu gelişmeler oldu:

 

Singapur – Emirleri dinlemeyip SARS karantinasında bulundukları evlerinden ayrılan 2.467 vakadan gerekli olanlara bir hapis görevi görecek olan bir medikal rehabilitasyon merkezini tatil etti. Singapur’a giren ve çıkan kişilerin vücut ısıları sınır kapılarında kontrol edilecek.

 

Kanada – WHO’nun dünyayı Toronto’dan uzak durma konusunda uyarması üzerine öfkelendi. WHO ayrıca Pekin, Hong Kong, Guangdong ve Shanxi eyaletlerine seyahat etmeme konusunda da uyarı yapmıştı.

 

Yeni Zellanda – İlk şüpheli SARS vakasını rapor etti.

 

Japonya – Toyota Motor şirketi Pekin’deki bütün çalışmalarını geri çekti.

 

Hatta hastalığın ölümcüllük oranlarının yanlış hesaplandığını, WHO’nun günlük verileri göz önüne alındığında ifade edilenden daha yüksek ölüm oranlarının ortaya çıkacağını iddia edenler vardı.

 

“Uzmanlar SARS’ın ilk sanıldığından daha ölümcül olduğunu söylüyor”

 

“Önde gelen bir tıp uzmanı, dünyada bir paniğe sebep olan SARS virüsünün ilk sanıldığından daha öldürücü; fakat daha az bulaşıcı olabileceğini söyledi. Londra Imperial College’dan bir enfeksiyonlu hastalıklar uzmanı olan Profesör Roy Anderson, virüsün bulaştığı insanlardan % 10’unu öldürmesinden korktuğunu söyledi. Anderson’ın önümüzdeki hafta bir tıp gazetesinde yayınlanacak olan bulguları, hafifçe farklı sonuçlara sahip olsalar bile Dünya Sağlık Örgütü’nden alınan rakamlara dayalı. Anderson BBC Radyo’ya, “WHO’nun ölüm ve iyileşme rakamlarına dikkatlice bakacak olursanız, ölüm oranlarının ne yazık ki % 10’a yaklaştığını görürsünüz” dedi.

 

WHO, öksürük ve hapşırıklarla birlikte aynı şekilde virüsün değdiği nesnelere dokunarak da bulaşan sendromun yaklaşık yüzde altı civarında bir ölüm oranına sahip olduğunu söylemişti. Anderson, Hong Konglu 1.400 civarında SARS kurbanı üzerinde yaptığı çalışmaların virüsün bir insandan bir insana korkulduğu kadar kolay bulaşmadığını öngördüğünü söyledi. Anderson, “Bu, süratle bulaşan bir enfeksiyon değil.” dedi. “Dünyanın gelişmiş ülkelerinden çok düşük sayıdaki vakalarla durdurulmuştur. Britanya bunun güzel bir örneğidir.”

 

Profesör Anderson, daha sonraki bir yazısında SARS ölüm oranlarının % 8 ila 15 arasında olabileceğini ifade etmişti. Bir sonraki adımda, virüsün öyle kolay kolay kontrol altına alınamayacak, yüksek dirençli ve uzun ömürlü bir virüs olduğu ortaya çıktı.

 

Yeni veriler SARS’ın uzun ömürlü bir virüs olduğunu gösteriyor

 

Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın korkutucu yayılışını aydınlatacak yeni bir raporda, SARS virüsünün hastaların katı ve sıvı dışkılarında dört gün yaşayabildiğini belirtiyordu. Hong Konglu bilim adamları virüsün kanalizasyonda yaşayabileceğinden kuşkulanıyorlardı –bu belki de geniş bir apartman kompleksi sakinlerinin salgına tutulmasını açıklayacak bir şeydir-. Hastaların dışkı ve idrarında virüsün genetik malzemesi bulundu. WHO web sitesindeki test sonuçları virüsün insan artıklarında günlerce yaşayabileceğini gösteriyor.

 

WHO bir ifadesinde, “Virüs oda sıcaklığındaki gübrelerde (ve sidiklerde) en az bir ya da iki gün dayanabiliyor.” diyordu. “Virüs ishalli hastaların dışkısında, ancak altı saat kalabildiği normal dışkıya göre çok daha uzun süre (4 güne kadar) kalabiliyor.” Asitliğin önemli olduğu anlaşılıyor –ishalli dışkı daha çok alkalinlidir, dolayısıyla da virüs için daha rahat bir ortamdır-. Çok daha asidik olan yeni doğmuşların dışkısı, virüsü üç saat içinde öldürüyor. Fakat WHO, klorlu çamaşır suyu gibi dezenfektanların SARS’ı beş dakikada öldürdüğünü tespit etti. SARS için hâlâ standart bir tedavi yok ve hastaların % 6 ila 10’u ölüyor. Hava yolcuları hastalığı dünya çapında yaydılar. The Washington Post gazetesi, WHO bu bilgiyi web sitesinde yayınlamamasına rağmen, WHO doktorlarının SARS virüslerinin plastik yüzeylerde de 24 saate kadar yaşadıklarını tespit ettiklerini yazdı.

 

 

VİRÜSÜN DİRENCİYLE İLGİLİ İLK GERÇEKLER

 

 

Bir gazete WHO bilim adamı Klaus Stohr’un şu sözlerine yer vermişti: “Virüsün direnciyle ilgili ilk kez somut verilerimiz var. Daha önceleri sadece spekülasyon yapıyorduk.”

 

“Bir şeylere dokunarak enfeksiyonun bulaşabileceği gibi bir sürü spekülasyon vardı. Bu virüsün bulaştığı el ya da nesnelere dokunmanın hastalığa yakalanmada etkin bir rol oynayacağını gösterir.” Doktorlar ortalama insanın SARS’a karşı en etkili savunmasının, grip ve nezlede olduğu gibi sık olarak ellerini yıkaması olduğunu söylüyorlar. WHO Çin hastanelerinin maske ve eldiven gibi pek çok standart enfeksiyon kontrol teçhizatının eksik olduğu uyarısını yaptı ve oradaki sağlık görevlilerinin belki de yeteri kadar sıkça ellerini yıkamadıklarını ve yüzeylere temas etmekten kaçınmadıklarını ima etti. Bu hiç de şaşırtıcı değil. Enfeksiyon uzmanları Avrupa ve ABD’deki hastane çalışanlarının da bu kurallarda titiz davranmadıklarını, bu yüzden de bu kadar çok enfeksiyonun hastanelerde bulaştığını belirtiyorlar. Çin’de yetkililer, iki haftalık aradan sonra 8 Mayıs’ta yeniden açılması gereken okulların iki hafta daha kapalı kalmasını emrettiler.

 

WHO Pekin’de yaklaşık 14.000 kişinin karantina altında olduğunu söylüyor. 27 SARS donanımlı hastane, iki site ve üniversitelere ait üç apartman dahil birçok bina, bütünüyle paketlenmiş halde.” SARS yüzlerce kurban alırken, hastalığın en ilginç kurbanı 48 yaşında bir Tayvanlıydı. İlginçti, çünkü bu kez kurban hasta değil, hasta olduğu sanılan kadının eşiydi.

 

“Eşinin SARS olduğunu düşünen adam intihar etti”

 

“Tayvanlı yetkililer, Taipei’deki SARS etkisi altındaki bir hastanede bir adamın, yanlış olarak eşinin SARS’a yakalandığını sanması yüzünden  intihar ettiğini bildirdiler. Sağlık Departmanı Şef Yardımcısı Lee Lung-Teng, “İçeride eşiyle ilgileniyormuş ve eşinin hastalığa yakalandığını sanmış; fakat ona hemşire eşinin SARS olmadığını haber vermek üzere odaya geri gelmiş” dedi. Oysa, hemşire ona iyi haberleri vermek üzere geri dönünceye kadar, adam çoktan kendisini asmış. İntihar eden adam 48 yaşında idi.”

 

Hastalık böyle kesintisiz ve aynı sertlikte devam ederken, alınan karantina tedbirleri kısmi olarak işe yaramıştı. Çoğunlukla artık toplum içine yeni vakalarla karşılaşılmıyordu. Fakat hastane çalışanları hâlâ risk altındaydı ve bu durum bazı ayrımcılıklara sebep olmuştu çoktan.

 

“SARS koğuşlarında çalışacak kıdemsiz doktorlar arasında tombala”

 

“Hong Kong hastanelerindeki kıdemsiz doktorlar, SARS koğuşlarında kimin çalışacağının belirlenmesi için çekilişlere sokuluyorlar. Kıdemli doktorların çekilişlerden hariç tutulması, Kıdemsiz ve kontratlı doktorların adil olmayan bir riske atıldıkları şikayetlerine sebep oldu. Kwong Wah Hastanesi’nde on iki kıdemli tıp elemanı ve danışmanı bu çekilişlerden muaf tutuldu. South China Morning Post gazetesinin raporuna göre, benzer bir sistem Prenses Margaret Hastanesi’nde de mevcut.

 

Kwong Wah Hastanesi’nden bir doktor gazeteye şunları söyledi: “Biz yardımcı olmak arzusundayız; fakat eğer kıdemliler bu işten kaçacaklarsa, aldatıldığımızı hissederiz.” Medikal Derneği Başkanı Lo Wing-lo, tombala çekiliş sisteminin “çok adaletsiz olduğunu ve ahlak kurallarını yıktığını” söyledi. Hastane yönetimi bu sistem hakkında yorum yapmayı reddetti ve sadece, “İdarenin politikası, hastane yönetimini elemanlarıyla en uygun düzenlemeyle tartışabilmeyi mümkün kılar” dedi. Hong Kong’un 1.543 SARS enfeksiyonundan yaklaşık dörtte biri tıbbi ekipten oluşuyor. 38 yaşında bir erkek hastabakıcı hayatını kaybetti. Bu, bölgede virüsten ölen ilk tıp çalışanı idi.”

 

Çin her yeri kapatıyor

 

Karantina, hastane mühürleme, kente giriş çıkışları kontrol altına alma, okulların tatil edilmesi gibi uygulamalarla hastalığın hızla yayılmasına engel olamayan Çin yönetimi, mayıs ayının ilk haftasında, başkent Pekin’de SARS devriyeleri uygulaması başlattı.

 

“Pekin’de SARS devriyeleri”

 

“Dünya Sağlık Örgütü’nün hastalığın hâlâ yükselişte olduğu uyarısında bulunması üzerine, Çin başkentinin en kötü darbe yiyen kesiminde binlerce müfettiş SARS kurbanlarını aramaya çıktı. Bu müfettişler ordusu, Çin’in SARS’ı durdurmaya yönelik umutsuz savaşının en son görüntüsü. BM Sağlık Şefi Gro Harlem Brudtland, Brüksel’de “Çin’de artış devam ediyor. Hong Kong’da da hâlâ ciddi bir salgın devam ediyor.” derken, hastalığın dünya çapında gerilemeye başladığını söylemek için çok erken olduğunu da ekledi.

 

Brundtland AB sağlık bakanlarının SARS’ın Avrupa’da yayılımını önlemek amacıyla acil yaptıkları toplantı öncesinde Avrupa Birliği Sağlık Komiseri David Byrne ile görüştü. Bakanlar enfeksiyon görülen ülkelerden gelen yolcuların, dağıtılacak anketleri doldurmaları ve termal monitörlerle taranması uygulamasını desteklediler. Çin lideri Wen Jiabao, şu anda 1.960 vakanın teyit edildiğini Pekin’i çok kötü vuran hastalık krizinin “tabut gibi” olduğunu söyledi.

 

Çin Sağlık Bakanlığı, 138 yeni SARS vakası ve kurban sayısını 214’e çıkaran 8 yeni ölüm olduğunu duyurdu. Pekin’de en çok SARS vakasının görüldüğü Haidan’da, bölge yetkilisi Zhou Lianglou, gazetecilere 30.000 civarında  müfettişin ticarethaneleri, mahalleleri ve atölyeleri araştırdıklarını söyledi. Bölgede yaşayan 2,2 milyon insana termometreler ve acil danışma telefonları verildi. Bürolara ve ticarethanelere termal monitörleme sistemi bulundurma zorunluluğu getirildi. Grip benzeri bu hastalık Çin çapında 4.409 kişiye bulaştı. 214 ölümün 107’si Pekin’de görüldü. Dünya çapında da yaklaşık 7.000 kişi hastalığa yakalandı.

 

Hong Kong, virüsün 6 kişiyi daha öldürdüğünü ve 9 kişiye daha bulaştığını bildirdi. Buradaki toplam ölü sayısı 193. Bunun dışındaki yerlerde paniğe yol açan ve seyahat endüstrisini yaralayan hastalığın kontrol altına alındığını gösteren işaretler var. Tayland, Çin ve ABD’nin de aralarında bulunduğu Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) forumu sağlık bakanlarının SARS’la mücadele çabalarını değerlendirmek ve ticaret güvenliğini yeniden tesis etmek amacıyla 28 Haziran’da Bangkok’ta toplanacaklarını söyledi.”

 

Hastalığın sıvı damlacıklarıyla yayıldığı zaten söyleniyordu. Canlı organizma dışında da uzun süre canlı kaldığı ispatlanmıştı. Bazıları kanalizasyon borularının SARS virüsü taşıdığından kuşkulanılıyor ve örneğin, Amoy Bahçesi sitesinde çok sayıda sakinin topluca bu hastalıktan muzdarip olmasının sebebinin de bu olduğunu söylüyordu. Bunun üzerine Pekin yönetimi, rezervuarlarda kayıkla gezinmeyi bile yasakladı.

 

“SARS korkusu Pekin rezervuarlarını kapattırdı”

 

“Çinli yetkililer SARS salgınıyla mücadelelerinin son girişimi olarak başkent Pekin’deki bütün rezervuarlara girişi yasakladılar. Pekin’in sıkı SARS önlem tedbirlerine göre zaten yasaklanmış etkinlikler listesine ek olarak rezervuarlarda yüzmek, balık tutmak ve kayıkla gezmek de yasaklandı. Rezervuar kapatmaları, virüsün kamu su kaynağına ulaşmasını önlemek amacıyla alınmış bir tedbir.

 

Bu karar Dünya Sağlık Örgütü’nün SARS virüsünün insan vücudu dışında ilk sanılandan daha uzun süre yaşadığını ifade eden yeni araştırmasının yayınlanmasının, ardından alındı. WHO raporuna göre virüs herhangi bir yüzeyde 24 saate kadar ve kanalizasyonda da 4 güne kadar canlı kalabiliyor. Çin çapında insanlar ortalarında dolaşan yeni hastalıktan hem korkuyorlar hem de öfke duyuyorlar. Doğudaki Zhejiang eyaletinde 100’den fazla köylü kendi yakınlarında bir SARS karantina merkezi kurulması kararını protesto etmek amacıyla bir gösteri düzenlediler.

 

Medya raporlarına göre protestocular yerel bir hükümet dairesine girdiler ve görevlilere saldırdılar.”

 

Hastalığın yayılımında bir azalma olmadı. Fakat hastalığın hâlâ Çin’in çok geniş bölgelerinde görülmemesinin sebebi anlaşılamıyor. Çin’in SARS virüsüyle mücadelesi sürerken, salgından etkilenen diğer ülkeler tünelin sonundaki ışığı görmeye başladılar. Kıt Çin’i ve Hong Kong’un ardından en kötü darbeyi yiyen Singapur, virüsün yavaşladığının işaretlerini gördü. Singapur’da yeni bir SARS vakası rapor edilmeyeli uzun süre oldu ve şehir devleti SARS salgınının ortasında büyük bir gıda pazarını yeniden açtı.

 

Kötü darbe yiyen öteki iki bölge de –Hong Kong ve Kanada- SARS’a karşı savaşlarında zafer belirtileri görmeye başladılar. Fakat ölü sayısının 10’a yükseldiği Tayvan’da, hastalığın şiddetinin geçtiğine yönelik bir işaret henüz görülmedi.

 

 

Kuşatma altındaki şehir

 

“BBC Pekin Temsilcisi Rupert Wingfield-Hayes, başkentin adeta kuşatma altında bir şehre benzediğini ifade ediyor. Temsilci, şu anda resmi olarak şehir nüfusunun yaklaşık 16.000’inin, fakat gayri resmi olarak 13 milyonluk nüfusun hepsinin de virüs karantinası altında olduğunu, söylüyor. Diğer bölgelere uçuşlar yasaklanmış ve yollar da kapatılmışken, şehirden ayrılmak artık gittikçe daha da zorlaşıyor.

 

Okullar, sinemalar, spor salonları, yüzme havuzları ve lokantalar kapalı. Temsilci ayrıca, SARS’ın kapı tokmağı ya da asansör düğmelerine dokunarak da bulaşabileceğini öngören WHO’nun son araştırmasının, Pekin’in kamu alanlarının dezenfeksiyonu çabalarını ikiye katlayacağa benzediğini söylüyor. Çin başkentindeki sıkı SARS karşıtı tedbirler diğer eyaletlerde de uygulamaya konuyor. Çin Haber Ajansı, şimdiye kadar 300’den fazla vakanın rapor edildiği kuzeydeki Shanxi eyaletinin başkenti Taiyuan’da, ikinci bir emre kadar bütün okulların kapalı kalacağını duyurdu. Yerel Dahe gazetesinin haberine göre, sadece alt vakanın rapor edildiği Henan eyaletinin başkenti Zhengzhou’da bile, bütün eğlence mekanlarının kapatılması emredildi.”

 

Pekin adeta hayalet bir kente dönerken, para sektörü de bundan nasibini aldı. Hayır, bu kez ekonominin kötü etkilenmesinden söz etmiyorum. Banknotlar bile karantinaya tabi tutuldular. Hatta bazıları paraların dezenfekte edilmeye çalışıldığını bile söylüyordu.

 

“Çin’in SARS savaşında banknotlar bile karantinada”

 

“Para bütün kötülüklerin kaynağı olabilir; fakat Çin, SARS’ın kaynağı yapmamaya kararlı. People’s Daily gazetesinin web sitesinde yazdığına göre, Çin Halk Merkez Bankası piyasaya daha çok banknot sürüyor ve kullanılmış banknotları da yeniden kullanıma sunmadan önce 24 saat rezervde bekletiyor. Kominist Parti sözcüsü, bazı bankaların, Çin’de 148 kişinin ölümüne sebep olan ve hâlâ 3.300’den fazla insana bulaşan SARS virüsünü öldürmek amacıyla paraları ultraviyole duşuna tutup sterilize etmeye çalıştıklarını söyledi.

 

“Büyük Dört” devlet bankasından biri olan Çin Sanayi ve Ticari Bankası, müşterilerini bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek üzere ATM makinelerini, telefonları ve internet sayfalarını kullanmaya teşvik ediyor. Oysa gazetenin raporuna göre, uzmanların ellerinden sıkça para geçen insanların SARS’a yakalanmada daha yüksek risk taşıdıklarını ortaya koyan açık bir kanıt olmadığını söylüyorlardı. SARS’ın temelde öksürük ve hapşırık gibi havadan taşınan su damlacıklarıyla yayıldığına inanılıyor; fakat asansör tuşları ve kapı tokmakları gibi yüzeylere dokunmayla da bulaşabileceğine yönelik bazı kanıtlar mevcut.

 

Kirli parayla mücadele etmenin dışında, merkez bankası nüfuzunu, SARS’la mücadelede kullanılan çalışmalara, ilaç ve ekipmanın ticaretine yardımcı olmak için de kullanıyordu ve bankalara borç vermeye devam etmeleri ve kredi onaylarını hızlandırmaları talimatı verdi.” Bu arada Çin yönetimi, medyayı da artık kontrol ediyor ve herkesin SARS’la ilgili olur olmaz haber ve yorumlar yazmasına izin vermiyordu. Sebep ‘olumsuz haber ve yorumların halkın moralinin bozulmasına sebep olması’ diye ifade edilmişti. Bir ferman çıkarıldı ve ardından Çin’in SARS’a karşı verdiği mücadeleyi destanlaştıracak, adeta Komünist Devrimi’yle özdeşleştirecek propaganda ve yayınlar yapılmaya başlandı.

 

ÇİN’in SARS’a karşı propaganda savaşı

 

“Çin’in SARS’a karşı tedbir almakta geç ve etkisiz kaldığı eleştirilerini bertaraf etmek üzere devlet yönetimi ciddi uygulamalar ve propagandalar başlattı. Merkezi hükümetin Propaganda Bakanlığı 26 Nisan’da bütün medyadan “SARS karşıtı mücadelede iyi bir atmosfer yaratmalarını” talep eden bir uyarı yayınladı. Gazeteler sayfa sayfa hayali hikaye görüntüleri yayınladılar.

 

Bu çalışmalar Çin’in komünist devriminin çabalarıyla da eleştirildi. “Gök Çin’e Yardım Etsin” diye de tercüme edilebilecek “Gök (Tanrı) Çin’i Kutsasın” dövizli resimler yayınlandı. SARS mücadelesinde kahramanca savaşan ve hayatını kaybeden sağlık çalışanları Komünist Parti kahramanlarıyla eşleştirildiler ve ulusal kahraman ilan edildiler. Hastalıktan ölen bir hemşire, enerjisinin son kırıntılarıyla yanında, arkadaşları da hastalığa yakalanmasın diye, “Yanıma yaklaşmayın” yazılı bir not bıraktığı için, “beyazlar içindeki melek” olarak lanse edildi. Ayrıca ölümünün ardından kendisine “Ulusun Mükemmel Komünist Parti Üyesi” payesi verildi. Bu tür olayların tasvirlerinde kızıl fonlar özellikle vurgulandı.”

 

Tayvan da buna benzer bir uygulama başlattı. Hastalığın kontrol altında olduğu ve umutsuzluğa sebep olunmaması gerektiği vurgulandı.”Sağlık Departmanı şefi Lee Lung-teng, medya ve halka dünya çapında 4.600’den fazla kişiye bulaşan ve 290’dan fazla işinin ölümüne sebep olan grip benzeri bir hastalık olan şiddetli solunum yetmezliği sendromu (SARS) hakkındaki söylentileri engelleme çağrısında bulundu. Lee ada çapındaki SARS vakalarının 49’dan 55’e yükseldiğini duyurmuştu. Tayvan şimdiye kadar bu hastalıktan dolayı bir ölüm rapor etmedi.

 

Aynı Taipei hastanesinde SARS karantinasında bulunan bir adam daha ölmüştü; fakat sağlık yetkilileri bu ölümün SARS’la ilgili olmadığını söylediler. Yetkililer 78 yaşındaki hastanın kötüleşen akciğerlerinin bir sonucu olarak kalp sorunlarından şikayeti olduğunu söylediler. Taipei’nin Umut Hastanesi’ndeki karantinanın üçüncü gününde tıbbi personel dinlenme zamanlarında, Taipei’nin başka bir bölümündeki geçici bir karantinaya götürülüp getirilirken, hastanede 900’den fazla hemşire ve doktor ile 200’den fazla hasta var.

 

Karantinanın 14 gün sürmesi bekleniyor, fakat bu da değişebilir. Hastaneyi ziyaret eden Belediye Başkan Yardımcısı Ou Chin-der, “14 günün hastalığı kontrol altına almak için yeterli olacağını umuyoruz; ama tıbbi uzmanlar bu süreyi uzatma ihtimalini de göz önünde bulunduruyorlar” dedi. Lee, Tayvan’daki yeni SARS vakalarının birinin de, 19 Nisan’da Vietnam Havayolları uçağıyla Hanoi’dan Taipei’ye uçan bir Vietnam vatandaşı olduğunu söyledi. Yetkililerin açıklamasına göre, Tayvan, ülkeye Hong Kong ile Kıta Çin’inden gelen ve diğer ulusların vatandaşlarına karşı daha sert kısıtlamalar uygulamayı değerlendiriyor. Hong Kong’dan gelen ziyaretçiler Tayvan’a girişte vize alamıyorlar. Hükümet yetkilileri bu kısıtlamanın bir ay süreceğini söylediler.”

 

Avustralya’da neler oluyor?

 

Hastalığın en kötü vurduğu ve süratle yayıldığı Çin ve Güneydoğu Asya’ya yakın bir konumda ve bölgeyle sıkı ticari ilişkiler içinde bulunan Avustralya, hastalıktan pek etkilenmedi. Fakat bu nedenlerden dolayı hastalıkla ciddi olarak ilgilenmesi gerekiyordu. İlk iş olarak da bu işin koordinasyonuna, AIDS’le mücadelesiyle ünlenmiş Ron Penny’yi getirdi. 1980’lerin AIDS krizine öncülük eden sağlık uzmanı, Carr hükümetinin SARS salgınıyla ilgili başlattığı hastalığı geriye döndürme hazırlıklarına rehberlik edecek.

 

Yeni Güney Galler Sağlık Departmanı kıdemli klinik danışmanı ve saygın kamu sağlığı uzmanı Ron Penny, herhangi bir istilaya karşı Devlet Sağlık Felaketi Planı’nın uygunluğunu temin edecek bir SARS klinik görev birimine başkanlık edecek. Profesör Penny, olimpiyatlardan önce uygulanan bu planın, temel olarak “SARS gibi bir şeyle değil, uçak düşmesi ya da terörizm”le ilgili olarak tasarlandığını söyledi. Enfeksiyonlu hastalıklar ve yoğun bakım uzmanları, hükümet temsilcileri ile ambulans hizmetleri ve sağlık sendikası temsilcilerinden oluşan heyet, ilk olarak yakında toplanacak. Heyet, halkı ve sağlık çalışanlarını önlem konusunda bilgilendirecek. AIDS’in etkisini hastalara karşı ayrımcılığa karşı savaşarak asgariye indirmekle ünlenen Profesör Penny şöyle konuştu: “HIV ve SARS arasında, yeni bir salgınla karşılaşan halkın eğitimi (dışında) hiçbir paralelli olduğunu sanmıyorum.”

 

Penny, Avustralyalıların SARS yüzünden alarma geçmesine gerek olmadığını söyledi. “Toplum içinde öksürenlerin çoğunluğu muhtemelen sigara içicileri ya da soğuk algınlığı ya da astımı olan kimselerdir. Çinlilerden ya da Çin’le ticaretten kaçınmaya gerek yoktur.” Profesör Penny, devletin SARS enfeksiyonu kontrol çizgilerini övdü; fakat bu tavrın, gerekli bilgilerin her seviyedeki sağlık ekipleri tarafından anlaşıldığını ve uygulandığını temin etmeye yönelik olması gerektiğini söyledi. Avustralya’da yeni SARS şüpheli vakası rapor edilmedi. Şimdiye kadar Dünya Sağlık Örgütü’ne dört muhtemel vaka rapor edildi ve Yeni Güney Galler’den biri hâlâ test sonuçlarını bekliyor.

 

Paskalya tatilinden sonra okullar yeniden açılmaya hazırlanırken, devlet ve özel okul müdürlerine SARS etkili bölgelerde olmayan ve semptom göstermeyen bütün öğrencilerin okula devam etmeleri tavsiye edildi. Federal bir sağlık departmanı sözcüsü, Avustralya’nın sekiz uluslar arası havaalanından hiçbirinde ısı tarayıcısı gerektirecek bir planlama olmadığını söyledi. Bunun yerine, durum kötüleşmediği müddetçe uçaklardaki yolcuların solunum semptomlarının gözlenmesine devam edilecek. “Ülkemizde lokal transmisyon olsaydı ya da deniz aşırı bölgelerde virüsün yapısını değiştiren bir şey gerçekleşseydi, gelişlerde ısıları denetlemeye gerek olabilirdi.”

 

Toronto Havaalanı, SARS’ın erken bir semptomu olan yüksek ateşli yolcuların tetkiki için enfraruj ısı tarayıcıları uygulaması planını duyurdu. Pekin, Hong Kong ve Singapur bu aygıtları zaten kullanıyordu. İngiliz Ortak Pazarı Kıdemli Tıbbi Görevlisi, Profesör Richard Smallwood, Melboune’deki yüksek güvenlikli bir laboratuarın, anti bedenler üzerine dayalı testler geliştirmek amacıyla SARS virüsü ithal ettiğini teyit etti. Small-wood, “Hasta örneklerinde oldukları varsayılan virüsleri bulmaya dayalı testler daha az güvenilirdi” dedi. Virüs Sydney’e, örneklerden elde etmek üzere federal hükümetle görüşme halinde bulunan Westmead Hastanesi tarafından da geliştirilmiş olabilir.

 

Westmead’deki kıdemli bir virolog olan Dr. Dominic Dwyer, hastanenin virüs üzerinde çalışacak imkanları olduğunu ve halkın virüsün hastanede depolanmasından dolayı bir tahrike kapılmaması gerektiğini söyledi.” Avustralya böyle bir klinik kurmanın yanı sıra, bu virüsle ilgili laboratuar çalışmalarını da gerçekleştirmek ve böylece muhtemel çalışmalara katkıda bulunmak için bir girişimde bulundu. Hastalığa sebep olan virüsü ithal etme ve dünyanın en güvenli laboratuarlarından birinde üzerinde deneyler ve çalışmalar yapma kararı aldı.

 

“Avustralya hayvanlara SARS enfeksiyonu bulaştıracak”

 

“Yetkililer Avustralyalı bilim adamlarının SARS virüsünü ithal edip hayvanların üzerende deneyerek, hastalığın nasıl oluştuğunu ve yayıldığını tespit etmeyi umdukların söylediler. Hükümetin en yüksek araştırma örgütü CSIRO’daki bilim  adamları, deneyin BM temsilciliğinin talebi ve SARS’tan 16 kişinin öldüğü Kanada’dan bazı bilim adamlarının katılımıyla gerçekleştirileceğini söylediler. CSIRO’nun hayvan sağlığı laboratuarından Martyn Jeggo, hastalığın hayvanlarda ortaya çıkıp insanlara onlardan bulaşıp bulaşmadığını keşfetmek amacıyla tavuk, domuz ve kedilerin SARS mikrobuyla aşılanacaklarını söyledi.

 

Bu üç hayvanın seçilmesinin nedeni, tavukların Çin’deki ilk SARS vakalarından etkilenmiş olmaları, domuzların insanlara bulaşan enfeksiyonların çoğunun kaynağı olması ve kedilerin de SARS’la aynı aileden bir virüsün sebep olduğu bir hastalığa –fecine infectious peritonitis- yakalanıyor olmaları. Jeggo, Avustralya’nın katı karantina yasalarının, SARS virüsünü, dünyanın en emniyetli laboratuarlarından biri olduğu kabul edilen güneydeki Geelong kentindeki “P4” seviyeli bir laboratuara ithal ekmeyi mümkün kıldığını söyledi.”

 

Tabii Avustralya’da SARS’la ilgili çalışan tek kesim hükümet değildi. Uyanık birileri yaklaşık 300.000 ABD Doları değerinde, SARS tedavisinde kullanılan ilaçla dolu bir konteyneri çalmış, fakat görevlilerin erken uyanması sayesinde polise yakalanmıştı.

 

“Polis 300.000 dolarlık çalınmış SARS ilacı buldu”

 

“Polis SARS’a müdahalede kullanılan 300.000 dolardan fazla değerdeki ilaçlarla dolu çalıntı bir konteyner buldu. Altı metrelik Salmeterol ve Beclomethasone –SARS müdahalesinde kullanılan ilaçlar- taşıyan frigo konteyner, West Swanston İskelesi’nden geçen hafta çalınmıştı. Gidiş yeri güneydoğu Asya idi. Polis konteyneri, Melbourne’ün iç batısındaki Cowper Street, Footscray’de yeni buldu. Bir polis sözcüsü polisin, hâlâ oldukça fazla miktarda ilaç içeren konteyneri açtığını söyledi.

 

Geçenlerde bir adam, Salmeterol ve Beclomethasone – solunum hastalığına müdahale etmek üzere kullanılan genel ilaç türleri – taşıyan altı metrelik konteyneri West Swanson İskelesi’nden almak üzere sahte belgeler kullandı. Üç gün önce de gümrük görevlileri belgelerin geçersiz olduğunu fark ettiler ve polise ihbar ettiler. Polis Şefi Adrian Smith, SARS salgını başladığından beri ilaçların değerinin arttığını söyledi.

 

Gazetecilere, “Herhalde biri ev ödevini iyi çalışmış” dedi. “Kuşkusuz bir alıcıları ya da pazarları vardı; çünkü bu tür hırsızlıklar genellikle sipariş üzerine yapılırlar.” “Bu ilaçlar solunum yolu hastalıklarında ve doğal olarak da SARS’a müdahalede kullanılır ve bununla irtibatlı olarak da galiba biri en azından şansını denemiş.” Smith, hırsızın konteyneri çalıntı plakalı beyaz bir çekiciye yüklemek için kılık değiştirmiş polislerle 90 dakika muhatap olduğunu söyledi. En uygun market Güneydoğu Asya olduğuna göre, Polis Şefi Smith konteynerin hâlâ Avustralya’da, muhtemelen de Victoria’da olduğunu tahmin ettiğini söyledi.

 

“Büyüklüğü nedeniyle, altı metrelik bir konteyneri kimsenin dikkatini çekmeden ortadan kaldırmak zordur” dedi. Smith, ilaçların soygundan altı gün önce İngiltere’den geldiklerini ve kullanılmadan önce bir işlemden geçirilmeleri gerektiğini söyledi. Hırsızların bu işlemi, ilaçları Asya’ya göndermeden önce, GlaxoSmithKline’ın, Melbourne’ün doğusundaki Boronia tesislerinde gerçekleştirmeyi planladığına inandığını söyledi. Bir steroid olan Beclomethasone satışı Avustralya’da yasaklanmıştır. Polis Şefi Smith bilgi sahibi herkesi polise ihbarda bulunmaya çağırdı.”

 

 

BU KÂBUSTAN KURTULUŞ YOKMU?

 

Nisan ayının sonu geldiğinde, duyanlara adeta bu kâbustan kurtuluş olup olmadığı kuşkusunu yaşatacak bir gelişme duyuruldu. Hastalığı bir kere atlatanlar, doğal bir bağışıklık geliştiremiyorlardı. Bazılarında da taburcu olduklarından bir süre sonra nüksetmişti. Yani bir kere tedavi olmuş gibi olmak, ölümcül hastalıktan paçayı sıyırmaya yetmiyordu.

 

“12 SARS hastasında hastalık nüksetti”

 

“Yerel sağlık yetkilileri, SARS’tan kurtulan bir düzine hastanın hastaneden ayrıldıktan sonra yeniden hastalandıklarını belirttiler. Adını açıklamayan bir tıbbi uzmana göre, bazı vakalarda, taburcu olduktan iki hafta sonra hastalık geri dönüyor. Hastaların enfeksiyona ikinci kez mi yakalandıkları ya da sadece iyileşmiş gibi görünen aynı virüsün yeniden baş göstermesiyle mi yeniden hasta oldukları henüz bilinmiyor.

 

Hong Kong Hastanesi idaresi, hastalardan altınsın ikinci kez taburcu olmalarına karşın, diğer altısının hâlâ hastanede olduklarını ve durumlarının da “durağan ve iyi” olara tanımladığını belirtti. Hastalığın Çin’de geçen sonbaharda ortaya çıkmasından sonra ilk kez olarak nüksettiğinin rapor edilmesi, hakkında hâlâ pek çok şey bilinmeyen hastalıkla ilgili bir sürü çözümsüz yeni soruyu gündeme getirdi. Hong Kong Hastanesi, elinde hastaların vücutlarında hâlâ virüs olup olmadığını tanımlayacak bir yöntem bulunmamasına rağmen, semptomları göstermeyen hastaları taburcu ederken, hastalığın nüksetmesi, doktorların SARS için bir teşhis testi geliştirmeleri zorunluluğunun başka bir göstergesi.

 

Bu tür bir test epidemiyologların, diğer sorularla birlikte, SARS’a  yakalanan birinin virüsü ne kadar süreyle vücudunda taşıdığını da teşhis etmelerine yardımcı olacak. Böyle bir test ayrıca, virüs enfeksiyonunun uzun vadede bir bağışıklık oluşturup oluşturmadığını ya da bireylerin ikinci bir rahatsızlığa açık olup olmadığını tespit etmelerine de yardımcı olacak. Hastalığın nüksetmesi hastaların artık iyileştikleri sanıldığında bile SARS taşıyabilecekleri ve hatta bulaştırabilecekleri anlamına gelir. Eğer gerçekten de durum böyleyse, yetkililerin salgının bittiğini duyurdukları ülkelerde de yeniden başlayabileceği ihtimali artıyor.

 

Daha da az kötüsü, bu tekrarlamalar, hastanın SARS’a karşı yeterince kuvvetli bir savunma geliştirmesine fırsat tanımadan bağışıklık sistemine aşırı baskı uygulayan steroidlerden kaynaklanan bir tedavi komplikasyonu da olabilir. Hong Konglu yetkililer bu ihtimaller hakkında hiçbir yorum yapmadılar. Dünya Sağlık Örgütü, hastalığın nüksetmesiyle ilgili hiçbir rapor almadıklarını bildirdi. Örgütteki tıp görevlilerinden Dr. Mark Salter, örgütün dünya çapında hastanelerden taburcu olmuş yaklaşık 2500 hastayı izlediğini ve tekrarlamalar hakkında hiçbir rapor görmediğini söyledi.

 

“Tekrarlar varsa”, dedi Dr. Salter, “ilgileneceğiz.”

Atlanta’daki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin müdiresi Dr. Julie L. Gerberding, yaptığı bir mülakatta, rapor edilen tekrarlardan haberdar olduğunu; fakat gelişmeleri yorumlayacak ayrıntılı bilgiye sahip olmadığını söyledi. Gerberding, “İdeal bir dünyada, bilim adamları 12 hastada hastaneye ilk yatırıldıklarında SARS virüsü olup olmadığını ve nüksetmelerinden sonra hâlâ teşhis edilip edilmediğini ya da hastalarda SARS’tan başka diğer solunum yolu rahatsızlıklarından birinin gelişip gelişmediğini tespit etmeye çalışırlar” dedi.

 

Hong Kong’daki tıbbi uzman, bu 12 hastanın sadece pek çok ciddi rahatsızlıklar yaşamış ve ölüm oranı en yüksek grup olan yaşlılardan değil,çok geniş yelpazede çeşitli yaşlardan oluştuğunu bildirdi. Hong Kong7daki pek çok SARS hastası, taburcu olduktan sonra da düzenli olarak belirli dozlarda steroid almaya devam ediyorlar. Uzman, buradaki doktorların ağır dozlardaki steroid kullanımının hastalığın semptomlarını, virüsü vücuttan atmadan artırmasından kuşkulanmaya başladıklarını anlattı. Dr. Salter, WHO’nun başlıca SARS semptomlarının –ateş, öksürük ve nefes darlığı- hastanın virüse karşı bağışıklık sisteminden kaynaklandığına dair önemli miktarda kanıt topladığını söyledi. Salter, Hong Kong’daki doktorların pek çok hastaya steroidle müdahale edildiğini ve anti virüs ribavirinin geliştiğini rapor ettiklerini söyledi.

 

Yine de; “Sistematik olarak toplanan kanıtlarımız yok; ama terapiye erken bitirmenin semptomları fiili olarak daha da kötüleştirdiğini kesin olarak biliyoruz. Şu anda, Hong Kong’daki doktorlar ribavirin-steroid terapisinden maksimum fayda elde edebilmek için gerekli zamanlama konusunda emin değiller.” Diye de ekledi. Hong Kong’da hastalığı nüksedenlerden hiç biri, doktorların steroid tedavisini hastanın zatürreesi kötüleşinceye kadar geciktirdikleri ilk enfeksiyon dalgasında hastaneye yatırılanlardan değil. Bu gecikme, hastanın, steroidler bağışıklık sistemini bastırmasından evvel SARS virüsüne karşı savaşması için gerekli olan zamanı tanımış olabilir.

 

Tıp uzmanları şimdi, enfeksiyonun erken safhalarında uygulanan steroid terapisinin, ilk dalgadan sonra hastaneye yatırılan hastalardaki tekrarlarda bir rolü olup olmadığını tespit etme üzere hastaların kartlarını gözden geçirmeye çalışıyorlar. Şimdilik nükseden hasta sayısı az. Hong Kong’daki hastanelerden, taburcu edilen 791 hastadan sadece 12’si. (Mevcut 1.432 SARS hastasının yüzde kırk beşi, yani 641 kişi hâlâ hastanedeler.) Hastalığın tekrarlamasına rağmen, son iki haftada hastalığa yakalananların sayısı, iyileşenlerin ya da ölenlerin sayısından daha az olduğu için zatürree koğuşları yavaşça boşalıyor. Bugün burada, toplamı 157’ye çıkaran 7 ölüm ve son iki aydaki toplam vaka sayısını 1.589’a çıkaran 17 yeni vaka vardı.

 

Dünya çapında Hong Kong ve diğer 28 ülke yüzde 6,6’lık ölüm oranıyla 372 ölüm içeren 5.663 SARS vakası rapor ettiler. Hayattaki 5.291 hastanın yüzde 47’si yani 2.4707i taburcu edildiler. Bu ülkeler arasındaki ölüm oranı belirgin farklılıklar gösteriyor. WHO’dan Dr. Salter, “Açıklanamaz bir biçimde, daha az gelişmiş tıbbi sistemleri olan ülkelerle karşılaştırıldığında, Kanada ve Singapur gibi “daha gelişmiş tıbbi bakım olanaklarına sahip yerlerde ölüm oranlarının adeta daha da yüksek olduğunu gözlemliyoruz.” diyor.

 

Sınır Tanımayan Doktorlar yardım grubu, SARS müdahalelerine yardım ettikleri Hanoi, Vietnam’daki Bach Mai Hastanesi’ndeki 6 üyesini geri çekeceğini bildirdi. WHO, Vietnam’ı SARS yayılımını durduran ilk ülke olarak ilan etti; son 22 günde hiç yeni vaka rapor edilmemişti. Vietnam 5 ölümle birlikte 63 vaka rapor etmişti. Hanoi’deki Sınır Tanımayan Doktorlar ekibinin başı Dan Sermand hastanede sadece bir SARS hastası kaldığını ve “tehlikeyi atlattığını” söyledi. Grup şimdi başka yerlerdeki hastaneler için SARS takımı ve rehberleri hazırlıyor.

 

Kıta Çini’yle her gün 100.000 kişinin geçiş yaptığı kara sınırı olan ve hastalığın yayılma riski çok yüksek olan ve hastalığın yayılma riski çok yüksek olan Hong Kong’da hastalığın kontrol altına alındığına dair umut artmaya devam ediyor. Şehir yöneticileri, sadece Hong Kong’a gelen ziyaretçilere yasak koyan ve şehri karantinaya alan tek taraflı yasal uygulamadan rahatsızlar. Tayvan’a Şanghay çevrelerinden ve salgının yaşandığı Hong Kong, Pekin ve diğer bölgelerden karantinayı delen ziyaretçilerin geldiği rapor edilirken, Tayvan ülkeye Hong Kong ve SARS etkisi altındaki diğer yerlerden gelecek ziyaretçilere yasak koydu. Şanghay’daki, bütün şehre de uygulanmayan bu kısıtlamalar, Bangkok’ta Çin’in Güneydoğu Asya ülkeleri ile birlikte vatandaşlarının seyahatlerini engellememe kararı almalarından sonra yürürlüğe kondu.

 

Hong Kong yönetiminin önde gelen isimlerinden Tung Chee- hwa, bir basın konferansında, bu öğleden sonra Hong Kong’a döner dönmez ilk işinin, Çin’deki herhangi bir yasal kararla Hong Kongluların seyahatlerine getirilen kısıtlamaları protesto etmek üzere Pekin ile bağlantı kurmak olduğunu söyledi. Hong Kong daha önce de Tayvan’ın kısıtlamalarını kınamıştı.”

 

 

SİNEKLERDEN KAÇABİLİR MİSİNİZ?

 

Haberin daha da kötüsü Dr. Robert Lee’den geldi. Yaptığı çalışma ve araştırmaların sonucuna göre karasineklerin, SARS’a sebep olan virüsle akraba olan hindi korona virüsünü taşıdıklarını rapor ediyordu. Bu da hastalığın asıl kabusunu yaz mevsimine sakladığı ihtimalini gündeme getiriyordu. Eğer bu durum gerçekleşirse kabusun en beteri henüz görülmemişti. Çünkü insanları karantinaya alıp diğer insanlardan ve hayvanlardan uzak tutmak mümkündü; fakat aynı şey sinekler için geçerli değildi.

 

“Karasinekler korona virüs taşıyabiliyorlar”

 

“Evlerimizde uçan karasineklerin hindi korona virüsünü taşıyabildikleri laboratuar deneyleriyle kanıtlanmıştı. Sonuçta, SARS korona virüsünü de, enfeksiyonu taşıyan bir insanın artığına ya da beden sıvısına konmasının ardından 3 ila 72 saat arasında taşıyıp başkalarına bulaştıracağını tahmin etmek mantıklıdır. Hindi korona virüsü taşıyan bir tek sineğin bir kuşa konması, kuşun enfeksiyonu kapması için yeterli. Dolayısıyla da bu yaz, Asya için çok sıkıntılı geçecek. Sinekler (ve muhtemelen diğer haşarat da) bu hastalığı yayacaklarına göre, SARS hastalığı kış mevsimine sıkışıp kalmayacaktır. Dolayısıyla, sinekler uçmaya başladıklarında, insan artığı/vücut sıvılarına konup diğer insanlara ulaşan sineklerin olduğu bölgelerde SARS vakalarında kısmi bir artış olmasını bekliyorum. Bu gerçekten sıkıntı verici bir bulgu ve hiçbir karantina kuralına da uymuyor. İnsanlar kendilerini sineklerden nasıl kurtarabilirler ki?”

 

Bu durumda bir çare yok mu?

 

Elbette çare arayışları sürecekti. Fakat bu öyle akşamdan sabaha elde edilecek bir kazanım değildi. Eski bir tıp uzmanı olan Jeffrey Koplan, hastalığa karşı kazanılacak zaferle ilgili görüşlerini şöyle açıklıyordu.

 

“Dr. Jeffrey Koplan, SARS virüsünün sert bir darbe indirdiği Hong Kong’da hükümetin uyguladığı karantina tedbirlerinin  SARS salgınını ortadan kaldırıp kaldırmayacağını sormaları üzerine Koplan, böyle bir şeyin onu ”şok” edeceğini söyledi.

 

“Belki farklı yerlerde uyguladığımız karantina önlemleri etkili olur ve enfeksiyon vakaları sıfıra iner, ama hastalık bununla sınırlıysa şok olurum.” “Bir hastalığı ortadan kaldırmak çok zor bir süreçtir… Gerçekçi olmam gerektiğini düşünüyorum, virüs yayılımlı bir hastalığı bastırmak ya da minimize etmek için sıkı çalışmalıyız; ama ortadan kaldırmaktan söz ediyorsak, bir ihtimal göremiyorum.” Koplan bu hastalık için bir aşı bulunmasının yıllarca sürebileceğini, fakat hastalığın tedavisi kadar önemli olan teşhis için hassas bir tanı testinin acilen geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

 

Koplan ayrıca özellikle Amoy Garden konutlarında kalan kişilerde hastalığın ishalle birlikte görülmesi üzerine yapılan virüsün mutasyona uğradığı tezini de reddetti. Bir virüsün bu kadar çabuk değişemeyeceğini, farklı semptomların sebebinin kişilerinin bünyelerinin diğerlerinden daha fazla virüs üretmesinden kaynaklanmış olabileceğini söyledi.”

 

Ve bütün bunlar, her ne kadar ülkemizde henüz bu hastalık yaşanmadığı için bizlere çok yabancı gelse de, hastalığı yaşayan ülkelerin insanlarında, buruk bir umut arayışına neden oldu. Çoğu, aslında bu hastalığın varlığını bile unutmak istiyorlardı, fakat gün gibi ortada olan gerçekle yüzleşmeleri ve kendilerini bu hastalığa hazırlamaları gerekiyordu. Bir Kanada vatandaşının bu konuda yazdığı bir not, sanıyorum aslında bu konudaki ruh halini çok iyi ortaya koyuyor.

 

“Hong Kong’da, Kalkan Projesi SARS hastalarıyla ilgilenen tıbbi ekibe 70.000 yeni koruyucu giysi alınması için finans ayırdı. Asia Times’ın tahminine göre, SARS virüsü çoktan Çin’in taşra kesimine de yayılmıştır. Kamu sağlığı yetkilileri taşrada bir hezeyan oluşmasından korkuyorlar. Kanada’da siyasiler, kamu sağlığı yetkilileri ve medya, Dünya Sağlık Örgütü’nün Toronto’ya uyguladığı seyahat engeli uyarısın kaldıracağını umuyor. SARS’ın Toronto’da durdurulduğunu ve yok olmaya başladığını gösteren iddialarını ortaya koyuyorlar. WHO’dan Dr. David Heymann, sağlık örgütünün hastalığın uluslar arası yayılımını önlemeye çalıştığını söylüyor. WHO 26 ülkenin SARS vakaları rapor ettiğine, bunlardan üçü dışında hepsinin hastalığı yeterince durdurduğuna işaret ediyor. İstisnalar KANADA, Çin (Hong Kong’la birlikte) ve Singapur.

 

SARS Toronto’dan diğer ülkelere de sıçradı ve Health Canada’nın (Kanada Sağlık Örgütü) Toronto Havaalanı’nda bir ilan panosundan başka bir personeli bile yok. Tarih ve gerçekler, kahramanca bir çalışma olmadan SARS’ın önlenmesinin mümkün olmadığını ortaya koyuyor. Ontario’daki SARS mücadelesini, bize Walerton su felaketini getirenle aynı eyalet hükümeti yürütüyor. Toronto’nun ASARS’la mücadele edecek ekibinin azalmasına sebep olan pek çok normal mesaili hemşirenin işine son verdiler ve bugün beş adet hemşire aşırı stres yüzünden işten ayrıldı. Ontorio Kamu Sağlığı Komiseri D’Cunha, süregiden SARS salgınının toplum içine görüldüğü en son tarihin 9 Nisan olduğunu söylüyor. Daha sonra görülen bütün vakalar tıbbi bakım çalışanlarıydı.

 

Bu arada gazetelerin baş sayfaları, SARS’tan başka hiçbir rahatsızlığı olmayan 44 yaşında bir adamın öldüğünü yazıyor. Virüse Toronto’nun Dağ Cenaze Evi’ndeki bir ziyaret sırasında maruz kalmış. Sağlık görevlileri 3 Nisan7da cenaze evine giden herkesin hastalığın yayılmasının önlenmesi için 10 gün boyunca izolasyonda kalmalarını istedi.”

 

Çin’in çok daha batısında bulunan ülkeler uzun zamandır tartışılan SARS’a karşı önlemleri tespit etmiş ve gerekli önlemleri çoktan almıştı aslında. Buna ek olarak 6 Mayıs günü Avrupa Birliğine bağlı ülkelerin sağlık bakanları Bürüksel’de toplandı ve havaalanlarındaki termal tarama uygulamasını destekleme karar aldı. Bu arada İngiltere’den çok ilginç bir uyarı geliyordu. Michael McCabe, SARS olduğundan şüphe duyanların habersiz hastaneye gitmemelerini istiyordu.

 

“SARS olduysanız hastaneye gitmeyin”

 

“Bir hastane şefi ölümcül SARS virüsü taşıdığını düşünen insanlara bir uyarıda bulundu: “Buraya gelmeyin.” Swansea’daki Morriston Hastanesi Kaza ve Acil Direktörü Michael McCabe, birinin hastalık riski nedeniyle ortalıkta düzensizce dolaşmasının bir felaket olacağını söyledi. McCabe, “İnsanlar daha önceden randevulaşmadıkça K ve A bölümüne gelmemeliler.” dedi. “Asıl felaket birinin ortaya çıkıp kabulde bekleyen insanlara SARS olduklarını söylemesidir.”

 

SARS virüsü şimdiye kadar dünya çapında çok sayıda ölüme sebep oldu.

 

BBC’nin Frost ile Kahvaltı programında SARS’ın 21. yüzyılın ilk küresel salgını olup olmadığı sorusuna karşılık Dünya Sağlık Örgütü’nün genel direktörü Gro Harlem Brundtland, “Evet, bu doğru. Bu durum tarihe böyle geçecek.” dedi. Ölüler arasında hastalığı, muhatap olduklar hastalardan kapan hastane çalışanları da var.

 

Pekin’de üç hastane SARS enfeksiyonu yüzünden kapalıydı ve Çin Sağlık Bakanlığı’nın bu hastalıktan dokuz yeni ölüm rapor etmesinin ardından Çin’in başkentindeki tiyatrolar, sinemalar, internet cafeler ve diğer eğlence ve dinlence yerleri de kapatıldı. Biritanya’da sadece altı vaka olmasına rağmen SARS korkusu hâlâ oldukça yüksek. Cardiff’teki Üniversite Hastanesi, SARS olabilecekleri inancıyla K ve A bölümüne başvuranların sayısında bir sıçrama yaşadı; fakat her seferinde de korkuların temelsiz olduğu ortaya çıktı.

 

Bununla birlikte, Wrexham Maelor ve Withy-bush hastaneleri hastalığa yakalandıklarını düşünenlere müdahale etmediğine göre hastalık bu ülkede galiba evrensel gibi görünmüyor. McCabe, SARS olduklarını düşünen insanların hastaneye gitmektense bir doktora görünmelerini, böylece bulaşmanın olabileceği yerlere önlemlerin konabilmesini salık veriyor. McCabe, “Hastaneye gelen insanlar istemiyoruz. Bir sorun olduğunu düşündüklerinde, hastanedeki enfeksiyondan uzak kalabilmek için her şeyin önce pratisyen hekimler tarafından düzenlenmesi gerekir.” dedi. Swansea’de bir şüpheli SARS vakası vardı; fakat sonunda bunun Asyalı öldürücü bir hastalık olmadığı anlaşıldı.

 

McCabe, “Sadece bir tek yanlış ihbar aldık, hepsi bu. Diğer tıbbi korkularla karşılaştırıldığında, bu düşük önemde bir vakaydı.” “Politikalar ve yöntemler açısından bekliyoruz ve her şeyimiz hazır; uygun biçimde tepki göstereceğiz. Her türlü olaya müdahale edecek önlüğümüz, maskemiz, ekipmanımız ve yöntemimiz mevcut.” dedi. Şimdi Tayvan SARS’tan ilk kaybını rapor etmişken, eğer yayılım devam ederse, uzun vadede hükümet SARS’ı önemli bir hastalık olarak tasnif edebilir. Bu tür bir davranış, yetkililere hastalıktan şikayeti olanlara karantina uygulama konusunda geniş yetki sağlayacaktır.

 

Bununla birlikte, kıdemli medikal memuru Profesör Sir Liam Donaldson, şu anda talep edilenin yeni yetkiler değil uyarıların artırılması olduğunu vurguladı. Sir Donaldson, “Bu uyarının ana hedefi hastalığı erken tespit etmektir ve bu aşamada hastalığı erken tespit etmek üzere doğru yöntemi kullandığımıza inanıyoruz ve hedefi kaçırmak istemiyoruz.” dedi. “Şimdiye kadar müdahale ettiğimiz altı vakanın hiçbiri bir uçağın ne girişinde, ne üstünde ne de çıkışında bulunmamıştı. Onları Britanya’da iyi dedektiflik çalışmalarıyla bulduk ve sürdürmemiz gereken de bu yeteneğimiz.”

 

SARS vakalarının çoğu Uzakdoğu’ya kapatılmış durumda. Çin ile Hong Kong arasında 4.600’den daha fazla vaka görüldü. SARS ölümlerinin çoğu Çin ve Hong Kong’da görüldü, fakat Singapur’da 23, Kanada’da da 18 ölüm görüldü.” Bununla birlikte Çin’le yapılan ticaretin uğrak noktası konumundaki, Körfez ülkeleri de SARS’a karşı alınacak bir dizi önlem kararlaştırdı. “Petrol zengini Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) bloku, altı üye ülkesinin, Çin, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’dan gelecek yolculara karşı bir tedbir yasağı koymasını önerdi. Yine bu ülkelerden dönen Körfez ülkeleri vatandaşları da 10 gün boyunca karantinaya alınacaklar.

 

Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn ve Umman’dan oluşan bloktaki çoğu yabancı işçiler Asyalı. Fakat Hindistan’da, güneydeki Sekunderabad şehrinde, aralarında iki Avustralyalının SARS’tan temiz olduklarının anlaşılması üzerine 97 yabancı karantinadan çıkarıldılar.” İngiliz uzman Michael McCabe’in uyarısı aslında hastalıkla mücadelede en önemli silahın soğukkanlılık olduğunu da hatırlatıyordu.

 

SARS konusunda sakin kalmanın önemi

 

Ölümcül bir virüs kadar paniğe yol açacak çok az şey vardır. Ama yine de en büyük panik cahilliktir. Dolayısıyla bir virüsü daha da ölümcül yapan şey, kişilerin hastalığı tanımamaları ve önlem olarak neler yapmaları gerektiğini bilmemesidir. Tabii henüz tam anlamıyla tanınmayan bir hastalık hakkında insanları bilgilendirmek de pek kolay değildir. Artık SARS’a sebep olan ajanın bir korona virüs olduğu biliniyor; fakat bu virüs ve davranışları daha önceden bilinen hiçbir insan ve hayvan virüsündekine benzemiyor.

 

Cevaplanmayan sorulardan biri de bin insanın nerede, nasıl ve ne sürede hastalığı kapacağıdır. Bu çalışmalar tamamlanmadan kimin hastalığın yayılımından tehlikede olduğu anlaşılamayacaktır. Bununla birlikte rahatlatıcı birkaç bilgide şöyle:

 

AIDS’in aksine, SARS bulaştığı insanlar için kaçınılmaz bir ölüm anlamına gelmez. Şimdiye kadarki muhtemel 4.288 vakadan 250’si öldü. Hastalığın tehlikesi kolay bulaşabiliyor olmasından kaynaklanıyor. Anlaşılan bir yabancıyla yatağa girmeden, bir toplu taşıma aracında yakın durmakla bile kapılabiliyor. Yakın yıllarda gazetelerin manşetlerini istila eden diğer hastalıklarda, örneğin vCJD’de, gıda maddeleri taşıyıcılık görevi görüyorlardı. Ya da Ebola, yüksek enfeksiyon döneminde seyahat edemeyecek kadar hasta olan, kısıtlı bir bölgedeki vakalarda görülüyordu. SARS’ın ise bu adar korkunç olmasının sebebi çok çok daha kolay gezinebiliyor olması. Ama en önemli ilaç, tedbirli olmakla birlikte olaya sakin yaklaşabilmektir. Bu nedenle de Britanyalı kamu sağlığı yetkilileri, SARS vakalarını dışlamaktansa, ciddi bir salgını önlemek üzere bütün enerjilerini onlarla ilgilenip, ülkelerindeki muhtemel bir salgını önleme kararı aldılar.

 

Ayrıca Muhafazakar Parti Sözcüsü Dr. Liam Fox da, SARS sıkıntısı çeken insanların yasal olarak hastanede tıbbi bakım görmelerini sağlayacak bir teklif getirdi. Şu anda Britanya’da böyle bir uygulamaya ihtiyaç olmamasına karşın, ihtiyaç duyulduğunda hazır olmasında yarar var. Ciddi hastalıklarla ilgili antika yasaların acilen değiştirilmesi ve düzenlenmesi gerekiyor.” Bu noktada iyi haberlerden biri, Londra’daki bir tıp fakültesinde öğretim üyeliği yapan Prof. John Oxford’dan geldi. Oxford, aslında belki de kasten insanların moralini düzeltmek amacıyla, hastalığın dünya çapında bir salgına (pandemi) dönüşmeyeceğini söylüyordu.

 

“Virolog SARS virüsünün pandemiye yol açmayacağını söylüyor”

 

“Britanya’nın önde gelen virologlarından biri, SARS virüsünün dünya çapında bir pandemiye yol açacak kadar yüksek enfeksiyonlu olmadığına güvence verdi. Londra’daki Kraliçe Mary Tıp Fakültesi’nde viroloji profesörü olan John Oxford, “Bu virüs yüksek enfeksiyonlu değil. Kabakulak gibi bir tırtıl; kızamık gibi tazı değil.” dedi. Mülakatta Oxford, “Bir ‘tazı’ virüsünde, enfeksiyondan kaçmak zordur. Ama söz konusu tırtıl virüsleri olduğunda, enfeksiyonlu biriyle aynı odaya 100 kere girmenize rağmen hâlâ enfeksiyon kapmamış olursunuz.” Diye de ekledi.

 

Eğer SARS virüsü yüksek enfeksiyonlu olsaydı, şimdiye kadar Çin’e rapor edilen birkaç bin taneden daha fazla vaka olurdu. Oxford, “Bir mutasyon kanıtı olduğunu da sanmıyorum.” dedi. Grip virüsleri konusunda uzman olan Oxford, SARS’ın 1918’de ilk dünya savaşının ardından milyonlarca insanı öldüren İspanyol gribiyle kesinlikle karşılaştırılmaması gerektiğini söyledi. Oxford, Çin hükümetinin, virüsü durdurmak üzere aldığı, okulları kapatmak gibi önlemlerin “çok olumlu” olduklarını, fakat güneydoğu Asya dışındaki durumun farklı olduğunu ve özel önleme yönelik tedbirler gerektirmediğini söyledi.”

 

 

MAYIS AYI BAŞINDA SARS’LA İLGİLİ SON GELİŞMELER

 

“Karantinadaki Hong Konglu turistler geri döndü”

 

“Taipei’de bir otelde kalan ve aralarındaki 6 yaşında bir kızın aşırı ateş gösterip, SARS şüphesi olarak tanı konması üzerine karantinaya alınan Hong Konglu bir turist grubu yurtlarına döndüler. 32 kişilik grup Hong Kong’a hükümetin gönderdiği özel bir uçakla taşındılar ve kız çocuğu SARS’tan kurtuluncaya kadar 10 günlük karantinada kalmak üzere özel otobüslerle evlerine dağıtıldılar. Küçük kız kontrol için hastaneye götürüldü ve ardından da ebeveyniyle birlikte evine gönderildi.

 

Malezya’da 4 yeni kuşkulu vaka

 

Malezya, üçü Singapur’dan, biri de Çin’den dönmüş dört yeni vaka tespit ettiklerini rapor etti. Biri Singapur’da çalışan 27 yaşında bir teknisyen. Şu anda Ipoh’ta bir hastanede. 22 yaşındaki diğer şüpheli, Singapur’a gidip gelen bir kamyonette muavinlik yapıyor. 27 Nisan’da hastalığa yakalandı ve Seremban’da bir hastaneye sevk edildi.

 

Şanghay ve Shenzhen borsaları kapanıyor

 

Şanghay ve Shenzhen borsaları ve bütün brokerları, SARS’ın kalabalık ticaret zeminlerinde daha hızlı yayıldığı şüphesiyle 12 Mayıs’a kadar kapalı kalacaklarını duyurdular. Üç günlük işçi bayramı tatili, 9 Mayıs’a kadar uzatılarak, SARS’ın gelecek seyri gözlendi. İşlemler daha sonra yeniden başlayacak.

 

Kanada sağlık bakanına istifa baskısı

 

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Toronto’da SARS patlaması görülmesiyle birlikte şehir için getirdiği seyahat ve ziyaret uyarısı nedeniyle, Kanada Sağlık Bakanı Anne McLellan istifa talepleriyle karşılaştı. Muhalefet partisi, WHO’nun 27 Mart’ta Toronto Havaalanı’na tarama aygıtları yerleştirilmesini işaret etmesine aldırmaması ve iki hafta sonra da salgının patlak vermesi sebebiyle Bayan McLellan’ın istifasında ısrar ediyor.

 

Hindistan’dan dokuz yeni vaka raporu

 

Bir yetkili, batı Hindistan’da bir hastanede kendilerini SARS şüphesiyle karantinaya alan dokuz tıp görevlisinin testlerinin SARS pozitif sonuç verdiğini söyledi. Pune’daki Siddharth Hastanesi’ndeki bu sonuç, Hindistan’daki vakaları neredeyse ikiye katlayıp 19’a çıkardı. Madras’tan, geçen hafta Singapur’dan dönen bir kamyon sürücüsünün SARS’a yakalandığı rapor edildi. 44 yaşındaki P. Ezhumalai, Madras’ın 150 km güneybatısındaki Valur şehrindeki Christian Tıp Koleji’ne sevk edildi. Doktoru kan örneği testlerinin SARS taşıdığını ortaya koyduğunu, fakat şu anda hiçbir araz göstermeyip, 7tamamen iyileştiğini’ söyledi.

 

Türkiye’de neler oldu?

 

Türkiye aslında hepimizin şükretmesini gerektiren bir biçimde henüz bu hastalıkla ilgili bir vaka rapor etmedi. Dünyanın dev ekonomilerini ve teknolojilerini bile kıskıvrak saran ve acze düşüren bu salgın, henüz ülkemize uğramamış olsa bile, bazı televizyon kanallarında tartışmalara ve özel haberlere konu oldu. Sağlık Bakanlığı da havaalanı ve giriş kapılarında gerekli önlemlerin alındığını ve termal tarayıcılarla muhtemel SARS vakalarının erken tespitine çalışıldığını duyurdu. Uzakdoğu ülkelerinden gelen yolcular özel olarak muayeneye tabi tutuluyorlardı. Fakat bu arada en sevindirici haber de yine Türkiye’yle ilgili olsa gerek. 6 Mayıs tarihli gazeteler, Çinli ve Kanadalı tıp uzmanlarının, şalgam suyunun SARS’a iyi geldiğini bildirdiklerini ve Türkiye’den bir şalgam suyu üreticisi Firma olan Doğanay Gıda’nın Kanada ve Çin’e özel siparişle tonlarca şalgam suyu ile şalgam suyunun kansere de iyi geldiği yönünde bazı bilgiler vardı. Bu durumda herhalde kendimizi biraz daha şanslı hissetmeliyiz.

 

 

SARS REHBERİ

 

Henüz bir tedavisi ve aşısı olmadığı gibi, bir çözümü bulunması da uzun bir çalışma süreci isteyen SARS hastalığına karşı, şu anda elimizdeki en önemli silah, tedbir. Bu hastalığı ve önlemlerini tanıtıcı bir rehber hazırlamanın, bunca uzun ve karmaşık sözden sonra daha pratik olacağını düşündüm. İşte kısa birkaç not:

 

-SARS’a bir korona virüs sebep oluyor. Belirtileri 38,5 derece üzerinde yüksek ateş, eklem ve kaslarda şiddetli ağrılar ve solunum güçlüğü. Ayrıca sürekli kuru öksürük yapıyor.

 

-Virüs solunum yoluyla bulaşabiliyor. Hastalığı taşıyan biriyle aynı odada bulunmak bile enfeksiyon kapma riski taşıyor. Fakat bununla birlikte virüs hastalığı taşıyan bünyeden yayılan sıvı damlacıklarıyla da yayılıyor. Hasta birinin tuttuğu bir zemine dokunduktan sonra elini ağız ya da burnuna götürmek de hasta olmak için yeterli bir neden.

 

-Virüsün canlı organizma dışında en az 4 saate kadar canlı kaldığı tespit edildi. Uygun şartlarda ise 4 güne kadar kalabiliyor. Hatta kanalizasyonların bile virüsün yayılmasına yol olduğu söylenmişti. Bu yüzden her türlü yüzeye temastan kaçınmak ve sürekli dezenfektan maddelerle temizlemek gerekiyor.

 

-Bu hastalığın henüz standart bir tedavi yöntemi ya da aşısı yok. Bu aşının bulunmasının da çok uzun zaman alabileceği söyleniyor.

 

-Daha önce buna benzer bir salgın, 1918 yılında görülmüş. İspanyol gribi denen bu hastalık dünya çapında 20 ila 40 milyon insanın ölmesine sebep olduğu tahmin ediliyor. Ölümcüllük oranı ise bu hesaba göre % 2,5 civarında. SARS’ın ise ölümcüllük oranı daha şimdiden % 10 kapılarına dayandı.

 

-Hastalıktan korunmanın en önemli yolu bilgi sahibi olmak. Gerekli tedbirlerin alınmaması halinde hastalık tabii ki daha da korkutucu olmalıdır. Alınması gereken önlemleri de şimdilik şöyle özetleyebiliriz:

 

Ellerinizi sıkça ve bol sabunla yıkayın.

 

SARS olduğu rapor edilmiş ya da bilinen bölgelerden uzak durun.

 

SARS olduğu bilinen insanlardan uzak durun.

 

İyi beslenin, iyi uyuyun ve egzersiz yapın.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN KIYÂMET ALÂMETLERİNE YAKLAŞIMI VE DÂBBTÜ’L-ARZ MESELESİ

 

Kıyamet alâmetleri genelde hadis-i şeriflerde zikredilen bir olgudur. Hattâ, İslam âlimlerince hadis-i şeriflerde belirtilen, yer yer tafsilatlı olarak tasvir edilen alâmetler “büyük ve küçük alâmetler” olarak iki kısma ayrılmıştır. Kıyâmet alâmetlerinden bazıları, insanlarca çok kolay anlaşılabilir niteliktedir ve alışıldık mânâları ihtiva eder. İşlerin ehline verilmemesi, güven ve emniyetin kalmaması gibi. Ama bazı alametler vardır ki, benzerine hiçbir zaman rastlanılmayan, tabiat-üstü olay veya belirtileri ihtiva eder. Güneşin batıdan doğuşu ve Dâbbetü’l-Arz isimli canlın çıkması gibi.

 

Gerek âyetlerde, gerekse hadis-i şeriflerde yer alan ve “müteşabih” kavramı çerçevesinde değerlendirilen bu inci tür kıyâmet alâmetleri birçok âlim gibi, Bediüzzaman Said Nursi’nin de değerlendirme alanında bulunmaktadır. Ancak Bediüzzaman, gerek Kur’ân ve gerekse hadis müteşabihatını daha farklı bir yöntemle ele alarak, yeni bir usûl ve metodoloji ortaya oymuştur. Yirmi Dördüncü Söz isimli risalesinin “On İki Asıl” bölümünde bu yaklaşım tarzları örnekleriyle birlikte açıklanırken, özellikle kıyâmet alâmetlerinin ele alındığı “Beşinci Şua” isimli bir başka risalenin başında da bu usûl ve metodoloji dile getirilmiştir.

 

Risale-i Nur’un geneli incelendiğinde, adı geçen bölümlerdeki usûlün başlı başına ve kendine has bir yaklaşım tarzı olarak uygulandığını görürüz. Bu usûlün belli başlı unsurlarını şöyle özetleyebiliriz:

 

1) Kıyâmet alâmetleri arasındaki olağanüstü hadiselerle ilgili haberler, eğer zahiri mânâsıyla ele alınırsa, bir başka ifadeyle, onlar çok açık olarak ifade edilmiş olsa idi, böyle hadiselerin gerçekleşmesi “imtihan sırrını” ortadan kaldıracaktır. İnsanlar kendi iradeleriyle değil, cebren inanacaklardır. Bu durumda Ebû Cehil ili Ebû Bekirler aynı seviyede bulunacaklardır. Halbuki mucizeler bili insan iradesini boşa çıkaracak şekilde gelmemiştir. O hâlde, müteşabih olan bu alâmetlerin tevil edilmesi, ne anlama geldiğine dair yorumlar yapılması gerekir.

 

2) Hazret-i Peygamber’ce (sas) bildirilen gayba dair haberlerin bir kısmında tafsilat vardır. Bu bölüme giren haberler üzerinde bir te’vil getirmek, tasarrufta bulunmak söz konusu olamaz. Bir ısım gaybî haberler ise gayet kapalı ve özet bir şekilde bildirilmiştir. Bunlar iman erkânına girmeyen daha ziyade kevni hadiseler veya istikbale dair haberlerdir. Bu gruba giren haberler belâgatın unsurları olan temsil, teşbih, telmih gibi yollarla aktarılmıştır. Bunlar ise zamanın geçmesiyle mânâsı anlaşılabilir veya yorumlanabilir.

 

3) temsil ve teşbih suretinde rivayet edilen hadis-i şerifler, zaman içerisinde doğru ve isabetli yorumlanmadığı için sadece zahiri manasıyla ele alınmıştır. Bunun da ötesinde mecaz, teşbih ve temsiller havastan avama indikçe, ilmin elinden cehlin eline düştükçe zahiri mânâ, hakikat olarak telâkki edilmiştir. Hattâ, avamın bu yaklaşımından hareketle bazı imseler ilim adına böyle hadis-i şeriflerin inkârına gitmişlerdir. İşte bu hassas noktada ayrımı iyi yapmak gereklidir. Bazı hadis-i şerifler ise hususi manaları olduğu halde umumi manalarla açıklanmış, umumi olanlar da hususi çerçevede izah edilmiştir. Bu yüzden istikbale dair haberlerden hangisinin umumi, hangisinin hususi olduğunun çok iyi tespiti gereklidir.

 

4) İstikbale dair haberlerin genelde müteşabih ifadelerle aktarılmasının bir hikmeti, tıpkı insan ecelinin gizli olması gibi, kâinatın eceli olan kıyametin zamanının gizlenmesidir. Bu yüzden Müslümanlar endi yaşadıkları asrı ahir zaman olarak telâkki etmişler ve o inançla yaşamışlardır. Buradan hareketle her devrin insanları, bu haberleri asıl masattan dışarı çıkmamak şartıyla yaşadıkları dönemin anlayış ve idrakine uygun tevil etmişlerdir. Bu durum, yaşadığımız asır için de geçerlidir.

 

5) Bazı hadis-i şeriflerin ravileri rivayette bulunurken endi içtihatlarını ve görüşlerini de dile getirmişlerdir. Ancak zamanla hadisle birlikte yerleşen bu yorumlar hadisin kendisinden telâkki edilmiştir. Bu yüzden, istikbale dair haberlerin yer aldığı hadislerin bizzat uzmanları tarafından ele alınması, hadisin gerçek metni ile yorumların birbirinden ayrılması gereklidir.

 

6) Kur’an gibi hadisler de, bir döneme değil, her döneme hitap ettiğinden, kısmen sembolik ve sanatlı bir dil kullanmışlardır. Öyle ki, her dönemin insanları, onlardan kendilerine ait manayı almış ve istifade etmişlerdir.

 

Dâbbetü’l-Arz meselesi

 

Özet olarak sunduğumuz yukarıdaki yaklaşım tarzı ve usulüyle ilgili maddeleri aktardıktan sonra Bediüzzaman’ın Dâbbetü’l-Arz’la ilgili yorumuna gelelim. O, Beşinci Şua isimli risalenin Yirminci Meselesinde kıyâmet alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğması ile Dabbetü’l-Arz’ın çıkışı hakkındaki âyet ve hadisleri genel bir bakış açısıyla değerlendirir.

 

Dabbetü’l-Arz’ın Kur’an7da çok kısa ve özet bir şekilde ele alındığını ifade ettikten sonra, Neml Sûresi 87. ayette yer verilen “Dâbbetü’l-Arz”ın inkarcılara karşı konuşmasına şöyle işarette bulunur.

 

“Amma Dâbbetü’l-Arz; Kur’an’da gayet mücbel bir işaret ve lisan-ı halinden kısacık bir ifade, bir tekellüm var.” (Risale-i Nur Külliyatı, 1/890)

 

Görüldüğü gibi bu ifadelerde, Dâbbetü’l-Arz’ın insanlarla konuşacağını zahiri olarak ele alan bir çok İslam aliminin tersine Bediüzzaman, bir lisan-ı hâl ile konuşmadan bahseder. Bu yaklaşımını misallendirmek masadıyla, Firavun ve kavmine çekirge ve bit belasının musallat olmasını, Kâbe’yi tahrip için gelen Ebrehe ve ordusunun Ebabil’le –sürü sürü kuşlarla- helâk edilmesini örnek olarak verir. Bunun manası şudur: Gerek Firavun, gerekse Ebrehe küfür, inkar, isyan ve tuğyanı temsil ederken, onlara musallat olan afetler, adeta hâl dilleriyle onların bu yaptıklarının yanlışlığını ilan etmektedirler. Bu musibetlerin eliyle onların helâk edilmesi ve cezalandırılması ise “iman” cephesinin hesabına bir destek ve tasdik mânâsını taşır.

 

Yukarıdaki iki örnekten hareketle Bediüzzaman, kıyamet öncesi gelecek olan ve kıyâmet alâmetleri içinde sayılan Deccal, Süfyan, Yecüc ve Mecüc’e dikkat çeker. Çünkü bu şahıslar da tıpkı Firavun, Ebrehe ve diğerleri gibi imana, İslam’a, İlahi vahye karşı bayrak açmışlardır. Hatta Bediüzzam’a göre bu şahıslar ve onların ortaya koydukları imansızlık ve inkar cereyanları önceki dönemlerin asi ve inkarcılarından daha şiddetlidir. Çünkü o insanlar sadece belli bir bölgeyi ve belli bir toplumu etkilemişlerdi. Halbuki ahir zamanın dehşetli şahısları olarak haber verilen isimler ise bütün insanlığı tehdit edecekler, insanlığın birikimi olan değerleri, inancı ve imanı tahrip edeceklerdir. Bu durumda, böyle şerleri insanlığın başına açacak insanların cezalandırılması ise Firavunlardan, Ebrehelerden daha büyük, daha şiddetli ve daha ibretli olması gerekecektir. İşte bu noktada Bediüzzaman, Dâbbetü’l-Arz’la ilgili olarak da şu açıklamada bulunur:

 

“Süfyan’ın ve deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve Yecüc ve Mecüc’ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe, küfür ve küfrana düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle arzdan bir hayvan çıkıp musallat olacak, zir ü zeber edecek.” (Risale-i Nur Külliyatı,1/890)

 

Bediüzzaman, görüldüğü gibi D^bbetü’l-Arz’ı İlahi bir ceza unsuru olarak Kur’an’da zikredilen bit ve çekirge afetlerinden, Ebabil kuşlarından hareketle bir canlı türü olarak teşhis etmektedir. Peki, bu canlı türünün belli başlı diğer özellikleri nelerdir? Bu noktada Bediüzzaman, Sebe Sûresi 14. ayette zikredilen ve “bir ağaç kurdu”nu ifade ederken “Dâbbetü’l-Arz” kelimesiyle bir bağlantı kurar. Çünkü bu ayette geçen “Dâbbetü’l-Arz”, Hazreti Süleyman’ın (as) üzerine yaslandığı asasını kemirip çürüten bir canlı manasını taşımaktadır. Bediüzzaman şöyle demektedir:

 

“Allahu a’lem, o dabbe bir nevidir. Çünkü, gayet büyük bir tek şahıs olsa, her yerde herkese yetişemez. Demek, dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Demek, -illa Dâbbetü’l-Arz’ı te’külü min seetehû/ asasını kemirmekte olana bir ağaç kurdu- işaretiyle o hayvan Dâbbetü’l-Arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek.” (Risale-i Nur Külliyatı, 1/890)

 

Bediüzzaman inkarcıları, isyancıları, bilerek ve isteyerek delalete düşenleri tedip etmek için bir ceza unsuru olarak bir tür canlının ortaya çıkacağını bu şekilde ifade ederken, Dâbbetü’l-Arz’ın doğrudan imansızları ve inançsızlığı hedef aldığını ifade ile, olayın müminlere bakan yönünü şöyle açıklar:

 

“Müminler, iman bereketiyle ve sefahat ve su-i istimalattan tecennübleriyle kurtulmasına işareten, âyet, iman hususunda o hayvanı konuşturmuş.” (Risale-i Nur Külliyatı, 1/890)

 

Demek ki, âhir zamanda şiddetli şahıslar veya gruplarca ortaya konacak inançsızlık ve küfür cereyanlarıyla insanların çoğunluğunun, maneviyatıyla olan bağları kopacak ve bu insanlar, her türlü sefahat ve çirkefin içine yuvarlanacaklardır. Bu sefahatten ortaya çıkacak dehşetli ve önü alınamaz bir hastalık zuhur edecektir. Böyle bir tehlikeden kurtulabilenler ise, İlahi kurallara imanları gereği uyan ve sefahatten kaçınan müminlerdir. Bu yorumdan çıkarabileceğimiz bir diğer nokta da, Dâbbetü’l-Arz’ın ortaya çıkışının ısa bir zaman diliminde değil de, tahmin edilenden daha uzun bir dönemi kapsayacağıdır. İşin doğrusunu Allah (cc) bilir.

 

(Yeni Ümit, Ocak-Şubat-Mart 2003 sayısı, Dr. Veli SIRIM, araştırmacı-yazar.)

 

 

 

 

 

Q-Matris

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dünyanın sonuna yönelik kehanetleriyle tanınan Nostradamus’un 500 yıl önce dile getirdiği “Veba Salgını bir liman kentinden çıkarak tüm dünyada kan akıtacak. Salgın, büyük leydiye ulaşıncaya kadar durmayacak.” Kehaneti gerçek mi oluyor? Çin’i kasıp kavuran SARS virüsü biyolojik bir ajanmı?

SARS’ı kimler üretmiş olabilir? Bir yıl içinde kaç insana bulaşacak? Korunma yolları neler?

 

Elinizdeki bu kitap bu soruların yanıtlarını arıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

LEVENT KAYA

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir