CEM ERSEVER’İN SON 90 GÜNÜ VE KAYIP KİTABI “ŞAM’DAKİ KEMANCI”

ACİL DURUM & SATATE OF EMERGENCY
7 Ekim 2017
AGARTA’DAN ERGENEKON’A BÜYÜK TÜRK BİLGELİĞİ
7 Ekim 2017

CEM ERSEVER’İN SON 90 GÜNÜ VE KAYIP KİTABI “ŞAM’DAKİ KEMANCI”

Bu
kitap beş bölümden oluşmaktadır.
Her konu başlığı altında 16 yıl ön­ce faili meçhul bir cinayete kurban giden ve
bu gün bile adından söz ettiren JİTEM Teşkilatının kurucusu Ahmet Cem
Ersever’in yazmış olduğu “Şam’daki Kemancı” isimli kitabı ve ölüme giden
yolculuğu, eski istihbaratçı şimdiki Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın
vermiş olduğu ifadelerin de katkısıyla anlatılmaktadır.
 
1.BÖLÜM
CEM ERSEVER’İN SON 90 GÜNÜ
 
Cem Ersever’in
hayatı tehlikede olduğundan etrafındaki insanlara İzmir’e taşındığını ve orada
yaşadığı yalanını söylemişti. Ama Ersever hiç İzmir’e gitmemişti. İstanbul da Neval
Boz’la yaşadığı esrarengiz evi kimse bilmiyordu. Ersever 25 Ekim 1993’te
İstanbul’dan Genelkurmay Başkanlığı tarafından hakkında açılan davanın
duruşmasına katılmak amacıyla Ankara’ya doğru yola çıktı, Ankara’da bir de
randevusu vardı. Şoför’üne randevudan sonra kendisini almasını söylemişti. Ama randevusuna
gitmeyince şoförü hemen randevu verdiği eve gitti ancak çıktığını söylediler. Ersever’i
ölüme götüren en kritik yerde bu ev oldu. Hemen İstanbul’da istihbaratta
görevli Hanefi Avcı’ya telefonla ulaşılarak olanlar anlatıldı.
 
Ölümünden
bir süre önce bir arkadaşına Ankara’ya duruşmaya gideceğini, sonra eski ekibindeki
arkadaşları Mersin’de toplayarak TİT (Türk İntikam Tugayı) benzeri bir oluşum
kuracağından söz etmişti. Ama bu telefon görüşmesinden sonra Ankara’da
öldürüldü. Öldürülmesinden birkaç ay önce de Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’la
da görüşmüşlerdi. Aralarındaki bu irtibat bazı şüpheleri de beraberinde
getirmişti. Yeşil o zamanlar MİT’le de çalışıyordu,
 

Cinayetin
arkasından faillerin bulunması amacıyla çalışmalar yapıldı. Ama hep başa
dönülüyor bir türlü sonuca ulaşılamıyordu. Sanki gizli bir el olayların
çözülmesini istemiyor ve karanlıkta kalmasını istiyordu. Diğer taraftan da İstihbarat
Kurumları arasında ki çekişme de sonuca gitmeyi zorlaştırıyordu. Cinayetten
sonra İstanbul’da kaldığı o esrarengiz evin her tarafı aranmış ama o sözü
edilen evrak, doküman ve patlayıcılara bir türlü ulaşılamamıştı. Hatta Ersever’i
öldürenler onun araç telefonundan bir telefonu arayarak operasyonun
tamamlandığı bilgisini vermişlerdi. Bazı iddialara göre o görüşmeyi yapanların
kimler oldukları ve neler konuştukları devletin elinde olduğu bile söylenmişti.
Anlaşılan bir şey vardı ki Ersever cinayeti çözül­mek istenmemişti.
 
Ersever görev
yaptığı süre içerisinde teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın Suriye’de bulunduğu
zamanlarda öldürülmesi amacıyla iki kez plan yapmış, ancak ikisi de merhum Turgut
Özal tarafından reddedilmişti. Bunlardan birinde 90’lı yıllarda cep telefonunun
kullanılmadığı onun yerine araç telefon­larının kullanımının çok daha yaygın
olduğu dönemdir. Abdullah Öcalan örgüt yönetimiyle irtibatı araç telefonuyla yapmaktadır.
Ancak Suriye’de telefon altyapısı olmadığından önemli görüşmeler yapacağı zaman,
Silopi’nin karşı­sında bulunan güvenli bir yere gelerek görüşmesini buralarda
yapardı. Bulunduğu yer Suriye topraklarıdır ama Türkiye ile o kadar iç içe
geçmiştir ki köyün yarısı Türk toprakları yarısı da Suriye topraklarıdır.
 
Bir gün
dinlemeye aldıkları Öcalan’ın yaptığı telefon­ görüşmesinde “Perşembe günü
arayacağım” şeklinde bir açık vermesini fırsat bilen Ersever vakit
kaybetmeden Öcalan’a operasyon yapılmasının uygun olacağını hemen üstlerine
bildirir. Genelkurmay’da zamanın Cumhurbaşkanı’na durumu aktarır, ancak Özal’ın
bazı tereddütleri vardır. “Bir çatışma çıkar ve askerlerimiz orada şehit
olursa yer Suriye topraklarıdır. Diplomatik skandal olabileceği endişesiyle operasyona
izin vermemiştir. Ersever yeni bir plan daha yapmış, üzerimizde kimlik olmasın,
görevlerimizden istifa edelim ve giydiğimiz elbiseler ve kullandığımız her şey
Suriye malı olsun yakalansak da sorun olmaz demişti. Ancak yine kabul edilmemiştir.
 
ŞAM’DAKİ
KEMANCININ İLK BÖLÜMÜ
 
Ersever, yaşanan
olayların gerçek yönlerini ve ayrıntılarını anlatmak amacıyla bir kitap çıkarmak
istiyordu. Kafasında çıkaracağı kitabın kapağını bile düşünmüştü. Kapakta
seneler önce Panorama dergisinin Suriye’de Bekaa kampında Abdullah Öcalan ile
yapmış olduğu röportajda boylu boyunca yatağa uzanmış teröristbaşı Öcalan’ın fotoğrafını
koymak istemektedir. Ayrıca ülkesine dost gibi gözükerek düşmanlık yapanlar ile
vatan hainlerini açıklamak istiyordu. Bunlardan birisi de şimdiki Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani’dir. Talabani 1993 yılı Ocak ayında Süleymaniye’de
bir üniversitede yaptığı konuşmada. “Irak Kürdistanı olarak bütün
Kürdistan partilerine siyasi destek, para, silah vb. yardımlarında bulunduklarını,
belgelerin ellerinde olduğunu, şimdiye kadar neden açıklanmadığına gelince
diğer ülkelerin tepkilerini çekmemek amacıyla yayınlamadıklarını, hatta kardeş
bildikleri PKK’lılara para, silah ve lojistik destek sağlayarak Türkiye’de
devrimi başlatmalarına yardımcı olduklarını rahat hareket etmeleri açısından onlara
Irak’ın Kuzeyinde yer verdiklerini rahatça konuşabilmektedir. Yine Avrupa’ya
giderek Av­rupalı dostlarımız bizi Türkiye’nin baskı ve şantajlarından kur­tarmalı
bize destek vermeliler şeklinde yaptığı açıklamanın ardından aynı Talabani Türkiye’ye
gelip, “Türkiye’yi rahatsız eden Kürt örgütleri ile ortak mücadele edeceklerini
ve onlara destek vermeyeceklerini söyleyebilen Talabani aynı zamanda
mektuplaşarak Öcalan’ın da akıl hocalığını yapmaktadır.
 
Türkiye
Cumhuriyeti Irak ve kuzeyde bulunan yerel yönetim ile PKK temeli ile yaklaşmakta
bütün planlarını bunun üzerine yapmaktadır. Karşı tarafta bunu fırsat bilerek
bazı isteklerde bulunmak maksadıyla ellerinde koz olarak bulundurmaktadırlar. Barzani
ve Talabani bir zamanlar Türkiye’den almış oldukları destek ile ayakta
durabildiklerini ve Saddam’ın zulmünden Türkiye sayesinde kurtulduklarını
unutarak menfaatlerine göre hareket etmektedirler. Türkiye Talabani’ye güvenmek
yerine alternatifler üzerinde durması gerekmektedir, Mesela Ersever’inde aynı
zamanda dostu olan Ömer Surçi, 90’lı yıllarda Muhafazakâr bir parti lideri olarak
Irak’ta en önemli aşiret liderleri arasında yer almaktadır. Ayrıca Musul
Vilayet Konseyi’nin de başkanı durumundadır. Düşünce olarak da Türkiye ile dost
olarak yakın ilişkiler geliştirmek istemektedir. İntifada ilk ayaklanmayı
başlatarak Saddam’a karşı mücadele vermişti. Türkiye’ye çağrıda bulunarak kendilerini
Saddam’ın zulmünden kurtarmasını veya silahları ile gelerek sığınmak
istediklerini dile getirmiş, fakat Türkiye’den cevap gelmemesi üzerine Barzani
ve Talabani’nin yenilgisiyle sonuçlanan Kürt-Arap Savaşı’nda Saddam’ın yanında
yer almıştı.
 
Ömer Surçi o
kadar önemliydiki İngilizler onu yanlarına çekerek ele geçirebilmek maksadıyla
1993 Temmuz ayında lortlarını Erbil şehrine göndermekteydiler, bu sırada Ömer
Surçi, Türkiye’de Türk yetkililerle görüşebilmek için aracı bularak torpil
yaptırıyordu,
 
3. BÖLÜM PKK’NIN BİLİNMEYEN TARİHİ
 
Öcalan’ın
örgüt tarafından tüm karşı çıkışlara ve bazı kesimlerin söylentilerine
aldırmadan evlendiği eşi Kesire Yıldırım, alevi kökenliydi ancak Kürt de­ğildi.
Babası Ali Yıldırım MİT’te çalışıyordu. Bu sebepten eşine ajan damgası
vurulmuştu. Öte yandan MİT ve Abdullah Öcalan arasındaki ilişkilerde sorgulanmaktaydı.
Kesire örgütten ayrıldıktan sonra İsveç’te şimdiye kadar hiç göz önüne
çıkmayarak hayatını yaşamaktadır. Kesire Yıldırım’la ilgili şüpheleri ilk
ortaya atan kişi merhum Uğur Mumcu olmuştur. PKK içerisinde bazı kişiler de Öcalan’ın
Kesire ile evlenmesine şiddetle karşı çıkmışlar ancak Öcalan kendi bildiğini okuyarak
evlenmiştir.
 
PKK 73-74
yıllarında partinin kurulması amacıyla, Haki Karer ve Abdullah Öcalan’ın da yer
aldığı bir grup tarafından AYÖD içerisinde bulunan Kürt kökenli gençlere Kürtler
bir ulustur ve örgütlenmeleri gerekir şeklinde eğitim çalışmaları ile
örgütlenmeye de başlamıştır. 1975 yılının yaz aylarında kurucuların da içinde
bulunduğu (Haki, Kemal Pir, Cuma) bir grup tarafından Doğu ve Güneydoğu Anadolu
bölgeleri gezilmekte, halkla konuşulmakta, raporlar tutulmakta ve bölgenin
nabzı ölçülmektedir. Bölgelerde örgütlenmelerin başladığı sırada Haki Karer
vurulur. Öte yandan Öcalan Gaziantep’te “Kürdistan devriminin yolu”
adlı broşür çıkartmıştır. Ancak kısa süre içerisinde yapılan bir ihbarla
bölgede bulunan örgütçüler polis operasyonuyla toplanarak tutuklanmaları başlamıştır.
 
Bu süreçte Abdullah
Ankara da bir grup Harp Akademisi öğrencisiyle birlikte kalmaktadır.
Tutuklanmaların ardından “örgütlenemezsek yok olacağız” düşüncesi hâkim
olmaktadır. Polis tarafından yakalanarak Diyarbakır Cezaevi’nde gönderilen PKK’nın
yönetim kadrosunda yer alan Mehmet Hayri Durmuş isimli örgütçü 1982 yılında
ölüm orucunda ölmüştür. PKK kurucuları arasında yer alan ve Merkez Komite üyesi
Mazlum Doğan da Diyarbakır Cezaevi’nde Nevroz gününde intihar etmesiyle
birlikte Öcalan yazılı bir bildiri yayınlayarak kadrolara misilleme eylemleri
yapılması talimatını verir. Kurucular arasında yer alan Cuma adamlarıyla eylem
yapma hazırlığı içerisinde iken M. Bucak’ın silahlı adamları tarafından yakalanır,
yakalayan grubun sorumlusu Cuma’ya fırsat bulursa kaçmasını söyler. Cuma’da
kendisinin öldürülmesini ister. Çünkü Öcalan’ın nazarında “önder ve kahra­man”
olmak için tek ölçüt vardır; ölmek gerek!
 
Abdullah bu
sırada Urfa bölgesinde bulunan örgütçülere talimat vererek M. Bucak’a karşı
eylem yapılmasını ve partinin kuruluş ilanının yapılmasını ister. Talimat
doğrultusunda eylem yapılmıştır ama büyük bir hüsranla sonuçlanmıştır. Öcalan
belediye seçimlerine de karışarak Batman ve Hilvan belediyelerinin seçimlerini engellemek
istemektedir. Edip Solmaz’ın ordudan ayrılan bir subay olduğunu ve güvenmediğini
söyler. Tüm uyarılara rağmen Edip Solmaz başkan seçilir ve kısa bir süre sonra
öldürülür. Ardından gönderilen mektupta tüm ikazlarımıza rağmen kendilerini
dinlememelerinin gereksiz bir davranış olduğu dile getirir. Bu açıklamadan sonra
Batman’daki tüm bi­rikim dağılır.
 
Bu arada bölgede
Öcalan’ın yurtdışında yazdığı bir mektup sebebiyle Polis operasyonları devam
etmektedir, mektupta bazı illerde gerilla mücadelesinin başlatılmasını, Hakkari,
Mardin ve Urfa’da ka­pıların tutulmasını, 300 kişi­nin askeri eğitim için
yurtdışına gönderilmesini, üst yönetimde yer alan Hayri, Davut, Cuma vb.
kişilerin Beyrut’a gitmelerini, Bucak’la savaşmak için Siverek’e çok sayıda savaşçı
gönderilmesi talimatlarını verir. Öcalan ayrıca Ermeni terör örgütü ASALA ile
birlikte hareket ederek Türkiye ve Avrupa’da siyasal faaliyetlerin bir tarafa
bırakılarak silahlı eylemlere girişilmesi talimatını vererek Avrupa’da PKK
ismini duyurmak istemektedir.
 
4. BÖLÜM PKK’NIN AÇIĞA ÇIKMAMIŞ EYLEM
VE CİNAYETLERİ
 
PKK
terör örgütü tarafından yapılan infaz ve provokasyonlar ile öldürülen yüzlerce
örgüt militanı bugün bile PKK güdümünde yayın yapan bazı internet sitelerinde 1980
ve 1990’lı yıllarda öldürülen, kay­bolan ve nerede olduğu bile bilinmeyen mezarsız
PKK’lılardan bahsedilmektedir. Bu tür haberler yayınlayarak örgüt yandaşlarına
ölü bile olsa örgüt militanlarına ve ailelerine seneler sonra bile olsa sahip
çıktıkları imajını vermek istemektedirler. Kamplarda örgüt tarafından ajanlık,
hainlik, istedikleri kadın militanların birlikte olmak istememeleri vb.
nedenleri bahane ederek eziyet ve işkenceler ile bazılarının nasıl öldürülerek
betona gömüldükleri, hem de bizzat kahraman olma ümitleri ile katıldıkları PKK
tarafından bu infazların gerçekleştirildiği eski PKK yöneticileri ve kendisi de
öldürülen Semir kod adlı Çetin Güngör’ün günlüğünde de bahsedilmektedir.
 
Kırsal
alanda bulunan örgüt mensupları arasında da Öcalan tarafından birbirine
güvensizlik hâkim kılınmakta kişisel düşünce yerine her talimatı yapan
robotlaştırılmış örgütçü modeli istenmektedir. Dağda yaşam oldukça zordur
çeşitli şekillerde kırsal alana gelerek, kimisi kendini devrimci, kimisi Che
Guevara olacağını zanneden gencecik insanların kamplarda zor şartlarda yaşam
mücadelesi verdikleri geldikten sonra pişmanlık duymalarına rağmen örgüt
tarafından ailelerine ve kendilerine zarar verilmesinin korkusu ile kaçamamaları
ve dağdaki yaşamla mücadele etmek zorunda kaldıkları, özellikle bayanların evlerin
tüm temizlik ve mutfak işlerinden sorumlu tutulmaları, ayrıca o kadar erkek
örgüt mensubunun arasında kadın olmak ta ayrı bir sorun teşkil etmektedir.
Örgüt mensuplarının ihtiyaç listeleri yönetimde sorumlu kişilere iletilir ve
çoğunlukla burjuva işleri denilerek zaruri ihtiyaçlar bile karşılanmamaktadır.
Ayrıca yönetiminde bu rapor ve yazıları okuyarak dalga geçip gülerek eğlence
haline getirdikleri.
 
Öcalan
örgütlülüğün getirdiği maddi sıkıntıları aşmak amacıyla 1981’den itiba­ren
esrar-eroin kaçakçılığına başlayarak para sorununu böylece halletmiştir.
Kapmalarda ajan denilerek birçok örgütçü eziyet ve işkencelerle öldürüldükten
sonra bunun devlet tarafından yapıldığını kendi dergi ve gazetelerinde duyurarak
kin ve öfkeyi arttırarak mağduru oynamayı amaçladıkları. Örgüte duyulan sempati
ve güveni arttırmak istemektedirler. Ayrıca kendileri olmasa devletin Kürtleri
öldüreceği gibi sözlerle bölgede destekçi aramaktadırlar. Bu tür uygulamalar
kısa vadede çok olumlu sonuçlar verdiği, uzun vadede ise olayların gerçek yüzü
ortaya çıkınca kendi örgüt mensuplarının bile örgüt tarafından yapılanlara
dayanamayarak kendiliğinden gelerek teslim olmakta veya üçüncü bir ülkeye
gitmektedirler.
 
Öcalan
kendinde birleşmeyen sevgileri de kabul etmemektedir. Yurt sevgisi, örgüt
sevgisi, yoldaşlık sevgisi önderlik sevgisinde anlam bulur diyerek kadın
militanları kendisiyle cinsel ilişkiye zorlayarak elde etmiş elde
edemediklerini de parti mantığını ve pratiğini kavrayamadıkları veya ajanı şüphesiyle
kurşuna dizdirmektedir. Kamplara yeni katılarak silahlı mücadele göstermek
isteyen 12 insanı ajan diye damgalamış ve kurşuna dizdirmiştir. Ancak kısa bir süre
sonra kurşuna dizi­len kişilerin hiçbirinin ajan olmadığı, haksız bir şekilde
öldürüldükleri gerçeği açığa çıkarılmış ve bu durum PKK yapısı içersinde
deşifre edilmiş, Öcalan bu seferde suçu başkalarına atmaktan geri durmamıştır.
 
5. BÖLÜM DAĞDAKİ AŞKIN GÜNLÜĞÜ
 
Hayati
KAYTAN’ın günlüğünde Deniz KAYTAN ile Asiye ÜÇLER isimli iki teröristin
aşklarının anlatıldığı aşk hikâyesi olduğu, bu hikayenin aslınınsa;
 
Bir arkadaşı
Ersever’e DİCLE (K) Asiye Üçler isimli bir örgüt mensubunun fotoğrafını vererek
babası Samsun’da Polis Memuru olarak görev yapmakta iken 1990 yılın­da Malatya
Üniversitesi’nden 10 kişilik bir grupla birlikte dağa giden bir yakını olduğunu
ve araştırmasını ister. Bir süre sonra eski gerilla komutanlarına resimdeki kızı
sorduğunda önce çıkaramamışlar, hayatını anlattığı zaman hepsi birden o
kızmıydı dedikleri meçhul kız. Önce Dicle kod adı kullanan Asiye’nin kampta
Deniz’i sevdiği an­laşılınca ikisi birden tutuklanır. Sorgu esnasında babasının
polis olduğu öğrenilince birlikte geldikleri 10 kişiyi de sorguya alırlar. Ajan
olduklarını itiraf edinceye kadar ağır eziyetler yapılarak üzerlerine naylon
damlatılarak işkenceler yapılmaktadır. Sonunda hepsi kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdir.
Bu olayda kurtu­lan tek kişi Deniz Kaytan’dı oda Haydar Kaytan’ın kardeşi
olduğundan öldürülmemişti. Bir süre sonra sevgililerin ayrılma vakti gelmiş
ikisinin de gözleri dolmuş ve sevenleri farklı kamplara yerleştirerek ayırmışlardı.
Ancak arada ki mesafeler onları birbirinden ayıramamış, gönlünden geçenleri
kaleme alarak deli divane olan sevenlerin aşk hikayesi olduğu.
 
ERSEVER’İN “SONSÖZ”Ü
 

 

Kürt vatandaşlarımızın
demokratik hakları ile terör sorununu kesinlikle birbirinden ayırmak gerekmektedir.
Kürt kökenli vatandaşlarımız bu topraklarda yüz yıllardır yaşamaktadırlar.
Kurtuluş savaşında beraber savaştığımız insanlara bu gün hepsine birden
terörist, sempatizan, örgütçü, PKK’lı vb. yakıştırmaları yapanların çoğu bu gün
doğu ve güneydoğu’ya ayak basmayan, havasını solumayan ve medyadan gördüğü
kadarı ile yetinen kişilerdir. PKK bölgede yaşayan bazı insanları kandırarak
veya geçmişte birileri tarafından bilerek ve isteyerek zulüm ve eziyet etmeleri
örgütün ekmeğine yağ sürmüştür. Birileri buraların huzur bulmasını istememekte kan,
şiddet ve gözyaşının devamını arzulayarak yapmak istediklerini rahatça
yapmaktadırlar. Yapılan eylemlerde katılım sayısına bakıldığında kendi abone
kadroları dışında katılımın az olduğu görülmektedir. 
 
Bu gün ülkede yapılmak
istenenlerin 20-30 yıl öncesinden planlandığı kolayca görülmektedir. Bölge
insanı batıyı, batıdaki insanlar bu bölgede yaşananlardan habersiz sadece medya
üzerinden takip ederek ön yargılara kapılmaktadırlar. Buda birilerinin işine
gelmektedir. Kürdün, Türkün, Lazın, Çerkezin birbirlerini tanımaması amaçlanmaktadır.
Yüzyıllardır birlikte yaşayan ve akrabalık bağları derinlere dayanan bu millet
sanıldığı kadar kolay parçalanmayacaktır. Bu millet buna izin vermeyecektir.   
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: