DERİN DEVLETİN RENGİ YEŞİL
7 Ekim 2017
TERS CEPHE
7 Ekim 2017

CHİNA *İNC

Fakirliğin ve komünist rejimin
girdaplarına bu kadar kapılan Çin nasıl küresel kapitalizmin dinamik merkezi
haline gelmi
ştir?
Çin, ABD
ve Avrupa’da üretilen her 
şeyi yarı
fiyatına üretirse ne olur? Bu geli
şme hayatımızı nasıl etkiliyor?
China Inc., bu algılaması
zor soruları   zengin ve detaylı   bir 
şekilde anlatıyor. Herkesin
gelecek hakkındaki
fikirlerini de
ğiştirmesi gerekiyor…
BÜYÜYEN ÇİN – KÜÇÜLEN DÜNYA
Dünyanın
en hızlı de
ğişen ekonomisine sahip
olmanın getirdi
ği güçle
birlikte Çin, tüketici, çalı
şan ve
vatanda
ş olarak
hepimizin hayatını etkilemekte. Ürün etiketlerinde en sık rastlanan “Made in
China” (Çin Malı) ibaresi neredeyse para kadar küreselle
şmiş durumda. Günümüzde
Çin, herhangi ba
şka bir
ülkeyle kıyaslanamayacak kadar yüksek miktarlarda konfeksiyon ürünü, ayakkabı
ve çocuk oyunca
ğı
üretiyor. Aynı zamanda teknolojik ürünlerden geri kalmaksızın di
ğer ülkelerden çok daha
fazla sayıda TV, DVD oynatıcı, cep telefonu gibi ürünleri piyasaya sunuyor. Son
zamanlarda ise giderek uzmanla
şğı biyoteknoloji ve
bilgisayar imalatı konularında ilerliyor. Bu geli
şme şimdiye
kadar görülen en kapsamlı ekonomik kalkınma olarak de
ğerlendiriliyor.
Çin
ekonomik geli
şmenin her
basama
ğını hızla
ve sa
ğlam
adımlarla tırmanıyor. Ba
şka hiçbir
ülke küresel ekonomik hiyerar
şiyi
bu 
şiddette
sarsamıyor; çünkü Çin, ekonomi oyununu en iyi 
şekilde oynuyor.
Çin’e
daha yakından bakalım; yüzölçümü bu denli büyük olan bir ülkede, (bir yandan
Boeing 757’lerin parçalarını bir yandan yerel üretim füzeler imal eden) ulusun
ço
ğunluğu, sayıları 100-160’ı bulan
1 milyonu a
şkın
nüfuslu 
şehirlerde
ya
şamakta.
Amerika’da bu nüfusa sahip 
şehir sayısı 9 iken, tüm Avrupa’da 36’yı ancak buluyor.
Çin
uluslararası petrol sahaları satın almanın yanında, Rusya ve Suudi
Arabistan 
şirketleriyle
ayrıcalıklı petrol ve gaz tedarik anla
şmalarına imza atıyor. Günümüzde Çin, kendisini gittikçe artan
bir 
şekilde
sanayile
şmenin en
üst kademesine do
ğru
konumlandırmakta. Dünyanın en gözde yatırım yeri olan Çin’e, ba
şta bilgisayar ve diğer endüstrilerden aşırı miktarda sermaye akışı gerçekleşiyor. Mao yönetiminde
komünist bir rejimle, tarıma dayalı ekonomiden ileri sanayi devleti düzeyine
zorlu ve dramatik geçi
şini
çoktan tamamlayan Çin, 
şimdi diğer sanayileşmiş ülkelerin
teknolojilerini geride bırakıyor.
Çin’in
mucizevi ekonomik gücü her an kar
şımıza çıkabilir. Gazetelerin ekonomi ve iş dünyası sayfalarını
okumayanlar için bile, merdiveni tırmanan Çin’in ayak sesleri her yandan
duyulmaktadır ve aslında gündelik hayatımızın bir parçası olmu
ştur. Bir yandan, fabrikatör
bir arkada
şınız kuşaklardır ailesine ait işyerinin Çin rekabeti
yüzünden ne kadar zor durumda kaldı
ğından şikayet
eder; di
ğer yandan
herhangi bir göçmen tarafından i
şletilen bir dükkanda pilden, cep telefonu aksesuarlarına kadar her şeyin Çin malı olduğunu fark edebilirsiniz.
Ya da
Amerika’da bir üniversitede ö
ğretim
görevlisi arkada
şınızdan,
Amerikan biyoloji fakültelerindeki tüm bilginin Musevi profesörler tarafından,
hevesli, genç Çinli kadınlara aktarıldı
ğını duyarsınız. Diğer taraftan
ara
ştırma
görevlisi Çinli bir tanıdı
ğınız
Çin’in 
şu anda
fırsatlar diyarı oldu
ğunu
söyleyerek ülkesine dönme kararı aldı
ğından heyecanla bahseder. Bir yandan büyük şirketlerin Çin’le rekabet
edebilmek için i
şçilerini
i
şten
çıkarttı
ğını
duyarsınız veya 
Şangay’da İngilizce öğretmeni olan bir arkadaşınız ultramodern bir
klinikte sadece 600 dolara mal olan lazer göz ameliyatından ne kadar memnun
kaldı
ğını
anlatırken aynı i
şlemin
Amerika veya Avrupa’da on katına mal olaca
ğını hesaplarsınız. Hostes arkadaşınız dünya markalarının Çin’den aldığı taklitlerini gösterirken sanat galerisi sahibi arkadaşınız ise paranızı Çinli
sanatçıların eserlerine yatırmanızı ö
ğütlemektedir.
Başka bir örnek; dijital fotoğraf kamerası almaya karar
verdiniz ve üstün teknolojisine güvendi
ğiniz Japon markası Nikon’un sayısız modellerinden birinde karar
kılmaya çalı
şırken
parçalara dikkatli baktı
ğınızda
ufacık puntolarla yazılmı
ş ‘Made
in China’ – Çin Malı ibaresini görürsünüz. Dünyanın çe
şitli yerlerinde imalatçılar
Çin rekabetine yenik dü
şüp
bildikleri i
şi
bırakmak zorunda kalmı
şlardır
çünkü aynı malı Çinlilerden daha ucuza nasıl mal edecekleri hakkında hiçbir
fikirleri yoktur.
Dünyanın
herhangi bir kozmopolit 
şehrinde
ve özellikle Amerika’da, gün geçtikçe daha çok Çinliye rastlamanız i
şten değildir. Ancak Çin’den
Amerika’ya ula
şan sadece
çalı
şkan ve
azimli Çinliler de
ğildir,
Çin’deki fabrikaların bacalarından sızan arsenik ve di
ğer sanayi atıklarıyla karışık bir toz bulutu Pasifik
okyanusunu a
şarak
Kaliforniya üzerine çökmektedir. Küresel çevre kirlili
ği açısından bakıldığında yoğun sanayileşme, kalabalık nüfus ve
otomobil kullanımındaki artı
şla
birlikte Çin’in rolü yadsınamaz hale gelmi
ştir.
Dünyadaki
dengeleri sarsan Çin’in dünü ve bugünü iyi kavranırsa yarınıyla ilgili yorum
yapmak mümkün olabilir. Geçmi
şte
kalabalık nüfusunu istihdam etmekte oldukça zorlanan Çin, 
şu anda tüm insanlığın beşte birini oluşturan nüfusuyla dünyanın en
büyük pazarını olu
şturmakta.
Ba
şka bir
deyi
şle,
dev 
şirketlerin
en cazip mü
şterisi
konumundadır. 
İşte tam da
bu nedenle Çin, farklı bir 
şekilde ele alınmalı ve yenidünya düzeninin belirleyicisi olacak en
kritik toplum olarak algılanmalıdır.
Devasa İşgücü
Çin’in
son 25 yıldır geçirdi
ği hızlı
ekonomik de
ğişimin temelinde yüksek
nüfusu bulunmaktadır. Bu rakam resmi verilere göre 1.3 milyar, tahmini olaraksa
1.5 milyardır. Bu iki sayım arasındaki fark bile Almanya, Fransa ve 
İngiltere’nin toplam
nüfusunu geride bırakmaktadır. Genel kanının aksine Çin en ucuz i
şgücüne sahip değildir. Saati 25 cent olanlar
bile, daha fakir Uzakdo
ğu veya
Afrika ülkelerine oranla daha yüksektir. Ancak Çin uluslararası imalatçılara
göreceli olarak dengeli ve güvenilir bir ortam yanında kabiliyetli ve
disiplinli i
şgücü
sunmaktadır. Bu nedenle Çin dünya çapında tercih edilen bir atölyeye dönü
şştür. Gelişen piyasa kapitalizmi ve
devletin tarıma yönelik te
şviklerini
kesmesi nedeniyle 90-300 milyon arasında insan kırsal alandan 
şehirlere göç etmiştir. 2010 yılına geldiğimizde Çin nüfusunun
yarısının kentsel alanlarda ya
şayacağı öngörülmektedir. Bu
veriler, üretim gücü yüksek, maliyeti dü
şük imalat makinası Çin’in milyarı aşan tüketici nüfusunun kabaran iştahıyla birlikte dünyanın en büyük doğal kaynağına dönüşeceğini göstermektedir.
Çinlilerin ve dünyanın geri kalanının bu kayna
ğı nasıl kullanacağı küresel
ekonomiyi ve di
ğer
ekonomileri 
şekillendirecektir.
Bu geli
şmenin
etkisi en az Amerikan sanayile
şmesi ve
geni
şlemesinin
geçti
ğimiz
yüzyıl boyunca süren etkisi kadar olacaktır.
Erozyona Uğrayan Amerikan İşgücü
Çin’de
son dönemde gerçekle
şen
ekonomik geli
şimin
etkisi, sadece Amerika Birle
şik
Devletlerinde 2000 yılından beri, üretim sektöründeki 2,9 milyon çalı
şanın işsiz kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle, ne
vergiler ne bütçe açıkları ne de teröre kar
şı sürdürülen savaşın maliyeti
Çin’in yarattı
ğı etkinin
önüne geçememi
ştir.
Amerika’nın politik ve ekonomik gündemini zemin alan kamuoyunun Çin hakkındaki
tepkileri hızla de
ğişmektedir. Örneğin 2003 yılında, Bush
yönetiminin önde gelen ekonomi yetkilileri, Harley Davidson fabrikasını ziyaret
ettiklerinde i
şçi ve
yöneticilerin isyanıyla kar
şılaşşlardır. Çünkü Amerikan
ikonlarından biri haline gelmi
ş Harley
Davidson motosikletlerini üreten tesisin ne kadar dayanabilece
ği Amerikan hükümetinin Çin
rekabetine kar
şı alacağı tavra bağlıdır. Diğer imalathanelerdeki
tepkiler de aynıdır. Dünyanın en yüksek nüfusa sahip ülkesinin büyüyen gücüne
kar
şı
mücadele veren küçük ve orta ölçekli i
şletmeler ve çalışanlarının
kaygıları ve öfkeleri sürekli artmaktadır. En fazla sesi çıkan Cumhuriyetçilerin
yanında solcusu, sa
ğcısı, tüm
çalı
şanlar
Amerikan hükümetinin, Çin’in ayak seslerine kulak vermesini ve önlem almasını
istemektedir. Amerika’daki imalat i
şçilerinin işlerini
kaybetmelerine yol açan Çin’in, rekabet nedeniyle de gerekli oldu
ğunu unutmamak gerek. Şu anda Çin dünyanın
fabrikası olmakla beraber dünyanın en büyük pazarı konumundadır. Geli
şen dünyanın imkânlarını
elinden almak bir yana, Çin’in doymak bilmeyen ekonomisi fakir ülkelere kazanç
sa
ğlamaktadır.
Çin, elindeki üretim ve i
şgücü kapasitesiyle
tüm dünyada fiyatları dü
şürmektedir.
Bu dinami
ği
açıklamanın kolay bir yolu yoktur ancak e
şi görülmemiş bir
de
ğişim söz konusudur.
Rakamlar, Gösterdikleri ve
Göstermedikleri
Her
ne 
şekilde
ölçülürse ölçülsün, Çin ekonomisinin büyüdü
ğü tartışılmaz bir
gerçektir. 2005 yılında Çin yetkililerince açıklanan verilere göre GSY
İH %17 oranında artmış ve böylece 1,98
trilyon dolarlık ekonomik üretimle, dünyanın en büyük dördüncü ekonomisi
olarak 
İtalya’nın
önüne geçmi
ştir. 2004
yılına ait 11,75 trilyon dolarlık GSY
İH ile ABD, hala dünyanın en büyük ekonomisi olarak Çin’in yaklaşık altı katı büyüklüğe sahip görünmektedir.
Ancak veriler yanıltıcı olabilir, çünkü Çin’den gelen ekonomik bilginin
güvenilirli
ği her
zaman tartı
şmaya
açıktır. Çinliler her zaman rakamlarla oynama e
ğiliminde olmuştur. Bir
zamanlar Çinli yetkililerin iyi i
ş yaptıklarını kanıtlamak için rakamları yüksek beyan etmiş oldukları
bilinmektedir. Oysa günümüz 
şüphecileri, ortadaki rakamların düşük olduğunu
haykırmaktadır. Bunun arkasındaki asıl neden, merkezi yönetimin yoksul
bölgeleri geli
ştirme
amacı gütmesine ra
ğmen,
ülkenin do
ğusunda
bulunan ve ekonomik reformlardan en çok yararlanan yerel yönetimlerin mali
deste
ği
kaybetmemek için rakamları dü
şük
göstermesidir. Aynı e
ğilim gelişmekte olan başka bölgelerde de görülmekte
ve bölgesel rakamlarla merkezi rakamlar arasında büyük tutarsızlıklara neden
olmaktadır. Buna ek olarak, resmi rakamlar sadece Çin’in yasal ekonomisini
kapsamakta, dolayısıyla kayıt dı
şı ekonomi rakamları çok yüksek olduğu halde hiçbir şekilde hesaplanamamaktadır.
Çin’in
dünya ekonomileri arasında ancak dördüncü sırada olmasının nedeni, kendi para
birimini dolara endekslemesine ba
ğlı olarak ortaya çıkan düşük ekonomik hacim olabilir. Dünyanın başlıca para birimleri piyasa
ko
şullarına
göre dolar kar
şısında değişkenlik gösterir. Normal koşullarda Çin kadar güçlü bir
ülkenin para biriminin de
ğerlenmesi
beklenirken Çin, elinde bulundurdu
ğu döviz rezervinden kaynaklanan güçle piyasa koşulları ne olursa olsun
kendi para birimini dolarla aynı de
ğerde tutabilmektedir. Kesin olan şudur ki, dolar dünya
piyasasında son zamanlarda bu kadar de
ğer kaybetmemiş olsaydı,
Çin sıralamada bir veya iki kademe yukarı çıkmı
ş olurdu. Doların her ülkedeki alım gücünü temel alan ekonomik
analistler, Çin’in yerinin daha üst sıralarda oldu
ğunu belirtmektedir. Japon
makinaları, Arap petrolü, Fransız modası gibi bazı ürünlerin, küresel standart
fiyatları bulunmaktadır. Ancak Çin ekonomisinin büyük ço
ğunluğunu belirleyen arz talep
faktörüne dayalı kendi imalatı olan ürünler kendi içinde dengelenmektedir.
Çin’de 1 doların alım gücü Amerika’nın Indianapolis kentinde 4.75 dolara e
şdeğerdir. Buna göre Çin’in
1.98 trilyon dolarlık ekonomisi Amerikan 
İstihbarat ajansı CIA’in hesaplamalarına göre 7.3 trilyon dolara eşdeğerdir. Başka bir deyişle, Çin ekonomisi
Amerika’nın altıda biri de
ğil, daha
çok be
şte
dördüne e
şittir.
Çin son
25 yılda çok hızlı ve kapsamlı bir büyüme göstermi
ştir. 1982-2002 yıllarında
ABD’nin GSY
İH artışı %3.3 olarak belirlenmiştir. Buna karşılık Çin’in büyüme oranı
bundan en azından iki kat fazladır. Ucuz üretimde Çin’e rakip olarak
gösterilmesine ra
ğmen Latin
Amerika ülkelerinin toplam büyüme oranı çok daha dü
şüktür. Çinli yetkililer,
pazara dahil olanlara yeteri kadar i
ş sağlamak
için %7’den daha fazla büyümeleri gerekti
ğini belirtmektedirler. Çin büyümeye öylesine odaklanmıştır ki; Çinlilere sorsanız,
büyüme kendi istekleriyle gerçekle
şebilecek gibidir. Kaliforniya Üniversitesi Gazetecilik Fakültesi
Dekanı Orville Schell, Sanal Tibet adlı kitabında, Çinlilerin
önce kapitalizme kar
şı,
bugünlerde ise kapitalizm lehine gösterdikleri birli
ğe odaklı yaklaşımın temelinde paralellik
bulundu
ğunu savunmaktadır. Her iki durum aşırılığa yol açmaktadır. Şu anki durumuyla kapitalist
Çin, modernle
şmenin karanlık
yüzünü görmezden gelmeye meyillidir ve ekonomik geli
şimin ülkenin tüm
sorunlarının çözümü oldu
ğu
kanaatindedir.
Öte
yandan, Çin’in kendi ekonomi uzmanlarından bazıları sadece istemekle büyümenin
gerçekle
şemeyeceği fikrindedir. Aynı zamanda
Çin toplumundaki bu co
şkun
arzunun ekonomide sabun köpü
ğü etkisi
yapabilece
ğini de
bilmektedirler. Bu ko
şullar
altında enerjik ve heyecanlı Çin ekonomisini kontrol etmek de oldukça zordur.
Buna ra
ğmen Çin
ekonomisi için en kötüsünün öngörüldü
ğü zamanlarda bile ekonomi dur durak bilmeden büyümeye devam
etmekte, daha güçlü sanayiler yaratarak daha çok ithalat ve ihracat yapmakta ve
böylece daha fazla yabancı sermaye çekmektedir. Çin, iktisadi reformlarını
yakla
şık bir kuşak önce tamamladığından beri, resmi rakamlara
göre yıllık %9,5’lik büyüme izlenmektedir. Ekonomik reform geçirmi
ş ülkelere kıyasla
Çin’in büyüme oranının tarihte e
şi yoktur. Düşünün ki;
1980’ler ve 90’larda patlayan ekonomisiyle Amerika 1978’den beri Çin’le aynı
oranda büyümü
ş olabilseydi,
günümüzde mevcut büyüklü
ğüne ek
olarak iki Japon ekonomisini de kapsayacak boyutta olurdu. Buna göre, Çin’in
büyüme oranı dünya ekonomisindeki yerini belirlemektedir. Çin dünyada üretilen
her 
şeyin
yirmide birini üretmekte, böylece küresel sahnede yeni bir üretim merkezi
rolünü üstlenmektedir. Serbestçe harcama, tehdit etme, istihdam sa
ğlama ve maaş oranlarını belirleme
özgürlü
ğüne
sahiptir ve köklü rakipleri ortadan kaldırma gücüne eri
şmiştir. Küresel anlamda
herkesin i
ş anlayışını değiştirmiştir. Mesela 2004 yılında
Çin, Amerika’ya aldı
ğından 162
milyar dolar daha fazla satı
ş yapmıştır.
Aslında
Amerikalıların gündemindeki temel endi
şeyi bu oluşturmaktadır.
Genel kanının aksine, Çinlilerle yapılan ticaret açı
ğı Amerikalıların ulusal
zenginliklerinin harcandı
ğı anlamına
gelmez. 
Şu ana
kadar Çin, kazanımını, bir zamanlar Amerikan dolarını çeken di
ğer Asya ülkeleri gibi başka ekonomilerden çalarak
elde etmi
ştir.
Bundan Amerika ve dünyanın kalanı daha karlı çıkmaktadır, Çin ise ba
şkalarının ürettiğini daha ucuza imal edebildiği için kazanmaktadır.
Bir
zamanlar pahalı tüketim ürünleri olan elektronik e
şyalar, deri ceketler, vb.
ürünleri geni
ş kitlelerin
ula
şabileceği tüketim mallarına dönüştürmüştür. Sıradan bir
Amerikalının evinde bulunan birçok gereksiz ürün önceleri de ithal edilmekteydi
ancak günümüzde Çin bu ithal ürünlerin açık arayla önde gelen üreticisi
konumuna gelmi
ştir ve bu
ürünleri di
ğer
imalatçılardan daha ucuza küresel piyasaya sunabilmektedir.
Örneğin Amerikan hazır giyim
endüstrisi, Çin ortaya çıkmadan çok daha evvel dü
şüşe geçmiştir. Burada tek değişen, siparişlerin diğer Asya ve Latin Amerika
ülkelerinden Çin’e kaymasıdır. Amerikan mobilya endüstrisinin akıbeti de farklı
de
ğildir.
2000’de Çin’in Amerika’ya ihraç etti
ği mobilyanın değeri 360
milyon dolar iken; bu rakam 2003 yılında 1.2 milyar dolara ula
şştır. Bu 840 milyon dolarlık
fark Amerikan ah
şap
mobilya fabrikalarında 35.000 ki
şilik işgücü
kaybına yol açmı
ştır.
Bugün Çin, Amerika’da satılan tüm mobilyanın %40’ını üretmektedir. Ba
şarının ardındaki tezat ise
Çin’in klasik Amerikan ve Avrupalı tasarımları, Amerikan üreticilerinden daha
iyi 
şekilde
sunmasıdır.
Diğer ülkeler için Çin,
vazgeçilmez bir tedarikçi olmanın yanında, çok büyük bir mü
şteri haline gelmiştir. Ülke, dünyanın en
büyük makina ve ekipmanı alıcısıdır. Çin, Almanya ve Japonya’nın üretti
ği sanayi gereçlerini, yine
Almanya ve Japonya’nın üretti
ği mekanik
ve elektronik ekipmanları imal edebilmek için satın almaktadır. Do
ğal kaynakları zengin
ülkeler, Çin’in sayısız fabrikasında 
şekillenecek hammadde ve enerji satmaktadır. Morgan Stanley’e göre;
Çin 2003 yılında dünya petrolünün %7’sini, tüm alüminyum ve çeli
ğin %25’ini, dünyanın demir
ve kömür rezervlerinin nerdeyse üçte birini ve üretilen tüm çimentonun %40’ını
satın almı
ştır. Bu
pay gittikçe artmaktadır.
Artçı Sarsıntılar
Amerikalılar
mobilya, Japonlar televizyon, 
İtalyanlar ipek, Almanlar noel süsleri endüstrilerini çoktan
Çinlilere kaptırmı
ştır. Bu
kayıplar o denli sarsıcı olmasa da, Çin’in geli
şmiş teknolojik
ürünlere yönelik yaptı
ğı
atılımlar, gösterdi
ği büyük
geli
şim ve
imalatın her yönden Çin’e kayması gelece
ğin hatlarının nasıl şekilleneceği, gelişmiş ülkeleri en çok endişelendiren unsurlardır.
Günümüzde hızlanan bu büyük de
ğişimle Çin, çamaşır makinası, bilgisayar,
uçak parçaları imalatıyla sınırlı kalmayıp bu geli
şmiş ürünlerin tamamını
imal edebilecek hale gelmi
ştir.
Otomotiv, uçak, gemi, telekomünikasyon sistemleri, fabrikalar, denizaltılar,
uydu ve roketleri de kapsayan birçok endüstriyi de Çinliler ele geçirmektedir.
Paranın Adresi: Çin
Çin’in
büyümeyi sürdürmesinin en önemli nedenlerinden biri, tüm dünyadan gelen sermaye
akı
şıdır. İstatistiklere göre Çin’in
endüstriyel üretiminin üçte biri, 1978’den beri ülkeye giren 500 milyar
dolarlık yabancı sermaye sayesinde gerçekle
şmektedir. Daha önceleri Amerika en çok yabancı sermaye çeken
ülkeyken, artık Çin rekor kırmaktadır. 2003 yılında yabancı sermaye ile dünya
üzerinde en fazla i
ş kurma
yatırımı Çin’de yapılmı
ştır.
2004’te Çin’deki yabancı sermaye akı
şı 67 milyar dolar iken, Amerika 107 milyar dolarlık yabancı
sermaye çekerek Çin’i geçmi
ş gibi
görünmesine kar
şın bu
paranın önemli kısmı Çin 
şirketlerinden
gelmi
ştir ve
Çin sermayeli yatırımların veya ortaklıkların sayısı Amerika’da her yıl daha da
artmaktadır.
Görünen
odur ki paranın yanında bilgi de Çin’e akmaktadır. 
İmalat, bankacılık, bilişim, reklamcılık ve
mühendislik alanlarında uzman Avrupalı, Asyalı ve Amerikalılar Çin’e akın
etmektedir. Günümüzde ticaretin yarısından fazlası yabancı 
şirketlerin kontrolündedir.
Yabancı 
şirketler
Çin’in ticaret hacmini o kadar büyütmü
ştür ki, şu anda
Amerika ve Almanya’nın ardında, Japonya’nın önünde üçüncü büyük ticaret gücü
olmu
ştur.
Kendi ni
ş endüstrilerini
korumak isteyen hükümetler, Çin’in güçlü kozlarının farkında olmalıdır. Bugün
Çin, Amerikanın ihraç etmeyi hedefledi
ği tüm büyük kalemleri durdurabilme kapasitesine sahiptir. Diğer ülkelerin elindeki
kozlar daha da azdır. Dünya ülkelerinin ço
ğu kendi ekonomik gelişimleri açısından Çin’in kritik rolünü kabul etmektedir. Tüm dünya,
Çin’i mutlu bir mü
şteri,
etkin bir tedarikçi ve sınırları çizilmi
ş bir rakip olarak dengede tutmaya çalışmaktadır.
Çin
kapitalist yola ba
ş koyduğundan beri, geleceği hakkında çok değişik fikirler ortaya atılmıştır. Gelinen nokta heyecan,
korku, hayranlık ve kinizm duygularının bir karı
şımıdır. Bu duygular içinde sermaye akışı, her şirketin stratejik planları
ve politik hesaplar süregelmektedir. Çin ile ilgili akla gelen sorular 
şunlardır; yönetim
düzgün mü yoksa güç
 delisi mi? Halkı geli
şmelerden memnun mu yoksa
baskı altında mı? Bankaları iflas mı edecek yoksa küresel oyunculara mı dönü
şecek? Kırsaldan kentleşmeye geçiş dertsiz mi yoksa
sorunlu mu olacak?
Bu
soruların yanıtlanması zamanla mümkün olacaktır ancak hem Çin hükümeti hem de
dünya kamuoyu Çin halkına hak etti
ği saygıyı göstermelidir. Çinliler ne üretirse üretsin etkileri
küresel olacaktır. Sadece 50 milyon orta gelirli Çinli ailenin varlı
ğı bile tüm dünyanın Çin
piyasası pe
şinde koşmasına yetecektir. Dahası
Çin yönetimi kapitalizmin getirdi
ği serbest bilgi akışıyla veya ticari sınıfın büyüyen gücüyle uzlaşamasa bile şimdiye kadar kapısını aşındıran dünya şirketleri geri çekilmeyecek
ve fabrikalarını terk etmeyecektir. Çin’de i
ş yapan bu şirketler Çin Komünist Partisinin kendilerine uygun olduğunu şimdiden göstermiştir. Mao’nun yeniden
dirilme olasılı
ğını bir
yana atarsak, Kuzey Kore veya
Tayvan’la
çıkacak bir sava
ş veya
Amerika’nın uygulayaca
ğı ağır vergiler bile Çin’in
büyüme hızını kesmeye yetmeyecektir. Son yüzyılda iki dünya sava
şı, bir büyük bunalım, iki
borsa faciası ve birçok gerileme ya
şayan Amerika’nın vardığı noktaya bakıldığında,
Çin’in Amerika’dan daha zorlu bir rekabetçi olaca
ğı kesindir. Amerikalı ekonomist Jeffrey Sachs, 2050 yılında Çin
ekonomisinin Amerika’dan %75 daha büyük olaca
ğını öngörmektedir.
Çin’in
yükseli
şini
kabullenmek Çin’e teslim olmak anlamına gelmez fakat hepimizin önündeki bir
gerçe
ğin
farkına varması demektir. Hayatlarımızı böylesine etkiledi
ğine göre Çin’de olup
bitenleri bilmemiz 
şarttır.
BÖLÜM 1
HIZLI ÇİN’DE YAVAŞ BİR GEZİ
Modern
Çin’de de
ğişimin en iyi gözleneceği yer, zaten birkaç
yüzyıldır de
ğişime sahne olan Şangay’dır. 1930’lar
öncesine kadar 
Şangay;
Londra, Paris, New York ve Tokyo ile beraber dünyanın en önemli be
ş ticaret merkezi ve
ikinci en i
şlek liman
kentiydi.19. yüzyıl ortalarında Batılıların i
şgal ettiği ve
sonrasında 1895’te Japonların hak iddia etti
ğşehir,
yabancıların ticaretlerini sürdürebilmek adına yarattı
ğı bağımsız bir merkez haline
dönü
şştü. Kentin ortasından geçen
Huangpu nehrinin Batı yakasındaki Bund denilen bölge, herhangi bir Avrupa 
şehrindeki hareketli bir
merkezi andırıyordu.
Bund
bölgesindeki bankalar, Batılı ve Japon makina, pamuklu kuma
ş, ilaç ve afyon
tüccarlarına aracılık ediyordu. Çin fabrikaları yabancıların üretebildi
ğinden daha ucuza giyim, kağıt ve diğer basit işlenmiş malları imal
ediyordu. Ticaret akı
şı iki
yönlü olarak büyük miktarlarda gerçekle
şiyordu. Yabancılar Şangay’ı küresel bir liman olarak yaratmış olsa da şehir aynı zamanda, iş arayan Çinlilerin
veya sosyal huzursuzluk dönemlerinde saklanmak isteyenlerin çekim merkezi olmu
ştur. Şangay’ın aldığı göç ve yabancıların şehri kaybetme korkusu
zamanla kentin belirli bölgelere ayrılmasına neden olmu
ştur.
Şangay sömürgeci dönemde,
Çinlilerin girmesinin yasaklandı
ğı (‘’imtiyazlar” diye adlandırılan) sömürgecilerin oturduğu bölge ve yerli halka
ayrılan bölge olarak ikiye bölünmü
ştür. Paradoksal olarak, Avrupalıların Şangay üzerinde resmi bir
yerel hükümet dayatmasıyla Çin’in ilk modern 
şehri ortaya çıkmıştır. Aslı İngilizce olan ‘modern’
sözcü
ğü Çincede
ilk defa 
Şangay’da
kar
şılık
bulmu
ştur
ve 
şehir her
daim yenilikle birlikte anılmı
ştır. Şangay Batılıların
yönetiminde büyük binalara, önemli bankalara, arabalara ve akan suya kavu
şmuştur. Şehri modernleştirenler sadece Avrupalı
veya Amerikalılar olmamı
ştır.
Bu
modernle
şmenin başını çekenler arasında,
dünyanın çe
şitli
yerlerinden buraya göç etmi
ş küçük
ama etkili, bir grup Musevi i
şadamı
vardır. Bu azınlık, ellerinde bulundurdukları emlak, e
ğlence ve finansal iş sahalarını
kullanarak 
Şangay’ın
ne Do
ğulu ne de
Batılı olan çehresini yaratmı
ştır.
Yenilikçi zihniyet her zaman eski önyargıları kırmaya yeterli olmamı
ştır ve Batılıların
kendilerini üstün görmesinin izleri Çin toplumunun belleklerinden hala
silinmemi
ştir. Buna
en somut örnek, sömürgeci 
İngilizlerin
kurdu
ğu Huangpu
parkının giri
şinde bir
zamanlar asılı olan ‘Köpekler ve Çinliler Giremez’ tabelasının hala anlatılıyor
olmasıdır.
Şangay bugün olduğu gibi geçmişte de tezatları içinde
barındırmı
ştır. Asya’nın
kapitalist merkezi olmasına ra
ğmen
1921’de Çin Komünist partisinin ilk toplantısına tanıklık etmi
ştir. Şehir II. Dünya Savaşı sırasındaki duruşuyla Nazi Avrupasından
kaçan ve yukarıda bahsedilen 30.000 Musevinin kurtulu
ş yeri olmuştur.
1949’da
Komünistlerin ülkeyi ele geçirmesiyle 
Şangay 40 yıl boyunca girişimcilikten mahrum kalmıştır. Şehrin
görkemi aynı hızla tükenmi
ştir.
Günümüzde 
Şangay
yine Çin’in en modern ve küresel 
şehridir. Ancak geçmişteki yabancı egemenliği hala Çin’in kapanmamış ulusal yaralarından biridir. Bu kolektif acı, Çin’in şu anki işleyişini etkilediği kadar yabancılarla alışverişlerini de şekillendirmektedir. Çin
yönetimi 
Şangay’ın
karanlık geçmi
şini sık
sık hatırlatır. Yabancıların 
Şangay’ı bir zamanlar ‘Asya’nın Fahişesi’ olarak
adlandırmasını, halkına onları dı
şarıda bekleyen düşman bir
dünya ve Çin’in 
şanlı
medeniyetini ayaklar altına almak isteyen bir zihniyetin varlı
ğını hatırlatmak için
kullanır.
Tarihte
ya
şadıkları
a
şağılanmışlık hissi’ne rağmen veya belki de bu
nedenle 
Şangaylılar,
tüm Çin’de kendine güveni en yüksek olan kesimdir. Çin’in kalanı 
Şangaylıları kibirli diye
görürken onlar kendilerini ülkenin en iyi i
şadamları-kadınları, en yetkin kamu yöneticileri, küresel görüşü en geniş, risk almaya en
cesaretliler olarak görür. Dolayısıyla, Komünist Parti üst yönetiminin
neredeyse tamamının 
Şangay’dan
çıkmı
ş olması,
ana karada Hong Kong’u geçecek bir finans üssü ve ardından dünyanın en önemli
ticaret merkezi olma beklentileri tesadüf de
ğildir.
1980
dönemindeki ekonomik liberalle
şme ile
birlikte 
şehir,
fiziksel sınırlarını tekrar zorlamaya ba
şlar. Komünist rejim nedeniyle bakımsız kalan hatta terk edilen
Bund bölgesindeki 
şatafatlı
binalar 90’lardan sonra eski i
şlekliğine kavuşur. Günümüzde dünyanın tüm
lüks ürünlerin satıldı
ğı
dükkanlar, sanat galerileri, e
ğlence
merkezleri burada kendine yer edinmi
ştir. Tüm bu değişime olanak veren şehrin gerçek zenginliğidir.
Şangay’da maaşlar ülke ortalamasının
yakla
şık on
katıdır. Senede 10.000 $ veya daha fazla kazanan hatırı sayılır bir orta sınıfa
ve çok daha fazla kazanan bir üst sınıfa sahiptir. Vergilendirilen kazancın
üstüne fazladan kazanılan paraya verilen resmi bir isim bile olu
şmuştur – “ek kaynaklar”. Artan
gelirle olgunla
şan
serbest pazar in
şaat ve
konut sektörünü patlatmı
ştır.
100.000 $ ve üstünde seyreden konut fiyatlarına eri
şebilmek için mutlaka ek
kaynaklara ihtiyaç duyulmaktadır. Uluslararası in
şaat sektörü devleri 1980’lerin sonlarından başlayarak Şangay’a adeta hücum etmiş ve şehir gökdelenlerle dolmuştur.
Sadece
2004 yılında 5000’in üzerinde 15 ve daha çok katlı bina in
şa edilmiştir. Emlak sektörüne 90’lı
yıllarda yatırım yapma cesaretini gösterenler senede %20’lik oranlarda kar etmi
şlerdir. Pek çok konut üç
yılda de
ğerini
ikiye katlamı
ştır. Bu
patlamanın sonucu olarak 
Şangay’ın
yeni genç zenginleri varlıklarının nasıl olu
ştuğunu tam
olarak kavrayamayan bir kesim olu
şturmaktadır.
Bir
zamanlar sokaklarında ba
ğımlı
yerel halka afyon pazarlanan 
Şangay, şimdi
gücünü kendi enerjisinden alıyor. 
Şehir, her gün artan nüfusuyla sürekli katlanarak büyüyen ekonomisi
ve bu ortamda yeti
şen yeni
neslin iyimserli
ğiyle kuşatılmış durumda. Bundan kısa
zaman önce dükkanlar ve sokak satıcılarıyla dolu yerel çar
şı ve mahalle okulu
etrafında grupla
şan 3-4
katlı evlerden olu
şan semtlerde,
kendi kendine yeten topluluklar halinde ya
şayan Şangaylılar şimdi gökdelenlerde yaşamakta, alışveriş merkezlerini
doldurmaktadır.
Bir
anlamda Çin’deki geli
şimin
lokomotifi olan ve her gün de
ğişen Şangay’da, kalıcı olan
tek 
şey
ilerleme hırsıdır.
Tayvanlılar ve Şangay
Şangay’ın şu anki halini
almasında, 
şehre akan
yabancı para, enerji ve yetenekli insanların payı büyüktür. Yüzyıl öncesinde
oldu
ğu gibi,
1990’dan itibaren 
Şangay’a
tekrar hücum eden yabancılar için, 
şehirde Gubei adlı lüks bir semt oluşturulmuştur.
Yüksek katlı binalarla dolu bu bölgeyi yabancılar, ya
şam tarzlarına uygun olarak
kendileri için yaratmı
ştır.
Gubei semtinde a
ğırlıklı
olarak Tayvanlılar, ardından Koreliler, Japonlar, Uzakdo
ğu Asya ve Hong Kong’dan
gelen Çinliler ya
şamaktadır.
Yeni gelenlerin ilk dalgası ‘deniz a
şırı Çinliler’ kategorisine giren Tayvanlılardır.
Resmi
rakamlara göre 500.000’e yakın Tayvanlı 
Şangay’da yaşamaktadır. İş kurmak için yatırılan
paranın, yarısından fazlası Tayvanlılar tarafından harcanmaktadır. Çin’e ta
şınan Tayvanlı şirketlerden çoğu A.B.D.’ye ihracat
yapmaktadır. Ayrıca 5.000’den fazla Tayvanlının, 
şehre giren yatırımın 10
milyar dolarlık yabancı sermayesini temsil etti
ği beyan edilmiştir. Öyle
ki Tayvan ekonomisinin Çin’e i
şgücü ve işyeri göçü nedeniyle tamamen
çökmesinden korkulmaktadır. Tayvan ve Çin ili
şkisi bir baba-oğul ilişkisine benzetilebilir.
Tayvan’da ki demokratik geli
şim ve bağımsızlık rüzgarı Çin’i
ilgilendirmiyor gibi görünse de Çin’de ya
şayan Tayvanlıların politik toplantılar yapması yasaktır. Ancak
zaten Çin’de ya
şayan
Tayvanlılar
çoktandır birlikten yana olduklarını ilan etmi
ş ve daha büyük bir Çin için Şangay’da durmadan çalışmaktadır.
Politik
korumadan yoksun 
şekilde Şangay’a yerleşen Tayvanlıların
avantajı 
Şangay’ın
reddedemeyece
ği
iki 
şeye sahip
olmalarıdır; para ve bilgi birikimi. Tayvanlılar Çin’e geldiklerinde
beraberlerinde para, bilgi, deneyim, ileri teknoloji ve dünya çapında ba
ğlantılar getirmişlerdir. Amerika veya
Avrupa’da e
ğitim
görmü
ş bu
Tayvanlılar 
şehrin
çehresini Çin’in daha önce tanık olmadı
ğı biçimde değiştirmiştir. Bu ortamda dünyanın en
kalabalık dördüncü nüfusuna sahip Endonezya ve Serbest Ticaret Anla
şmasıyla yatırım mıknatısı
olaca
ğı düşünülen Meksika’nın çektiği kadar yabancı
sermayeyi, 
Şangay tek
ba
şına
çekmeyi ba
şarmıştır. Fitili ateşleyenlerin bir bakıma Şangay’da yaşayan Tayvanlılar olduğu söylenebilir.
Göklere Uzanan Binalar
Şangay şehir silüeti reformlara
paralel olarak büyük de
ğişimler geçirmiştir. Hızlı değişime tanık olmak için en iyi
yer, cam binalarıyla bilimkurgu filmlerini anımsatan Pudong bölgesidir. Gerçek
bir mucize olan bu bölgeye resmi makamlar “Çin ekonomik mucizesinin
Mikrokozmosu” adını yakı
ştırmıştır. Sadece Pudong’da bugün
6.000’i a
şkın
yabancı sermayeli 
şirket
bulunmakta ve bunlardan neredeyse 300’ü “Global Fortune 500” 
şirketi listesindendir. Çin
hükümeti deste
ği ile
hayata geçirilen Özel Ekonomik Bölge (SEZ) ayrıcalıklarıyla Pudong,
yabancı 
şirketlere
sayısız avantaj sunabilmektedir. 
Şangay’ın bu bölgesi Komünist Parti umut propogandasının da temel
ta
şını oluşturur.
İnanılmaz yatırımlarla,
birden bire Paris büyüklü
ğüne ulaşan bu mahalle, bir çok
soruyu da beraberinde getirmektedir. Çin hükümeti sadece bu bölgenin altyapısı
için 12 milyar dolardan fazla yatırım yapmı
ştır. Üstüne, halkın parasıyla veya halktan borç alarak yapılan
sayısız gökdelen in
şa edilmiştir. En çok konuşulan prestij projelerinden
biri ise saatte 480 km. hız yapacak 
Şangay-Pekin hızlı tren hattıdır. 16 milyar dolarlık maliyetiyle bu
projenin temel amacı Japonların benzer bir atılımla kazandıkları teknolojik
saygınlı
ğa erişmektir. Bunu yaparak dünya
kamuoyunda paranın satın alamayaca
ğı olumlu bir etki yaratmak, Çinliler için en büyük ödül olacaktır.
Çinliler, hızlı trenleriyle birlikte 38 milyar dolar ayırarak hazırlandıkları
2008 Yaz Olimpiyatlarını, bu yolda atılacak en önemli adım olarak görmektedir.
Garip
olan, tüm bunların ekonomik bir kar
şılığı olup
olmadı
ğı ile
ilgili fazla soru sorulmadı
ğıdır. İyimserlik şu ana kadar Çin’in oyunu
götürmesini sa
ğlamıştır, iyimserliğin süregelmesi içinse
apayrı bir sosyal yapı i
şlemektedir. Şangay bu sosyal yapının
sadece bir bölümünü yansıtmaktadır. 
Şangay, binaların bir gecede göğe erdiği,
erkeklerin büyük miktarlarda sahte viagra kullandı
ğı ve her fırsatta yeni
projelerini a
ğız
sulandırarak anlatan yöneticilerin 
şehri. Her proje temelinden en büyük, en yüksek, en uzun, en hızlı
veya ba
şka
en’leri kapsamaktadır. Tüm bu en’ler çok özenli bir 
şekilde kaydedilmekte ve
devlet eliyle 
İngilizce
olarak basılan günlük Shangai Daily gazetesinde
yayınlanmaktadır. Söylem sürekli olarak “Asya ırkının yükseli
şi” mesajını vermektedir.
Amaçlanan, toplumu daha çok çalı
şmaya ve gelişmeye teşvik etmektir. Bu
sadece 
Şangaylılara
verilen bir mesaj de
ğil tüm
Çin halkı için geçerlidir. 
Şangay’ın geldiği nokta
Çinlileri haklı olarak dünyanın merkezine ta
şıyacaktır ve Çin, hak ettiği saygıyı kesinlikle elde etmenin yanında belki de korkulacak bir
güce dönü
şecektir.
Zaten
Çinliler, dünyanın en büyük ekonomisine sahip olmayı kaderleri olarak görmektedir
ve bu herkesin sandı
ğından
çabuk olacaktır. 
Şu
kesindir ki; Çin’le yakın temas halinde olmak insanın mümkün olanla, izin
verilen hakkındaki dü
şüncelerini
de
ğiştirir. Kalabalık, komünist
etkiler, mantar gibi ço
ğalan
yüksek binalar ve herkeste açıkça sezilen parayı zamanla de
ğiştirme arzusu gibi, Çin’e dışarıdan bakıldığında bazılarına öcü gibi
görünenler, yakından bakıldı
ğında akla
yatkın gelmeye ba
şlayıp
zenginlik olarak algılanabilir. Çin sahneye çıktı
ğından beri tüm ülkelerin dünya görüşlerini değiştirmeleri gerektiği kesindir.
BÖLÜM 2
KOMÜNİST DEVRİME KARŞI DEVRİM
Çin’in
geçirdi
ği büyük
de
ğişimde en önemli etkenlerden
biri kırsal nüfusun büyük ço
ğunun Şangay gibi büyük şehirlere veya yeni kurulan
kentlere göç etmesidir. On yıl içinde 200 milyon Çin köylüsünün daha kentlere
göç edece
ği tahmin
edilmektedir. Mao iktidarı zamanında devlet izni olmadan yer de
ğiştiremeyen köylüler şimdi bir çanta eşya ile nerede iş imkanı varsa oraya taşınmakta ve sürekli yer değiştirmektedir. Resmi Çin
nüfus sayımının kapıdan kapıya gidilerek yapıldı
ğı düşünüldüğünde ikameti belli olmayan
sürekli hareket halindeki sayıları milyonu a
şan bu insanların nüfus sayımına katılmadığı açıktır. Çin’de meydana
gelen kırsaldan kente göç dünya üzerinde 
şimdiye kadar görülen en yoğun göçtür. Bu devinimin etkisiyle hızlanan sosyal ve ekonomik koşullar birçok girişime uygun zemin hazırlamıştır. Ekonomik hareketlilik
ve kentle
şme ile
birlikte Çin halkı özgürlük pe
şinde koşmaya başlamıştır.
21.yüzyıla
girerken, özgürlük ve güç arayı
şındaki
Çin halkıyla ilgili en büyük paradoks, tüm bu de
ğişimin özel
giri
şimin baş düşmanı olarak görülen Çin
Komünist Partisinin gözetimi altında gerçekle
şmesidir. Tüm engellere rağmen Çin’in katettiği yola
bakarak, gelecekte ne kadar sarsıcı olaca
ğını tahmin etmek zor olmayacaktır. Çin’in nasıl bu noktaya geldiğini anlayabilmek için
komünist dönemde olup biteni özetlemek gerekir.
Çin’in başarısının arkasında yatan başlıca nedenlerden biri
devletin, istemeyerek de olsa hedefe odaklı ve yeterli kayna
ğa sahip halkının, bu eski
radikal rejimi de
ğiştirecek gücünün farkında
olarak, insanlarının önünde durmamasıdır. Komünist Partinin en önemli
reformları, ba
şka ülke
devletleri veya uluslararası ajanslar tarafından güdülmemi
ş, tersine kendi içinden
çıkmı
ştır. Ülke
topraklarının mülkiyet hakkının devlete ait olması, komünist rejimin geli
şimi kısıtlayan başlıca engel olmuştur.
1949’da
Mao Zedong liderli
ğinde başlayan Komünist devrim
Çin’de yüzyıllardır hüküm süren toprak mülkiyeti sistemini sona erdirmi
ştir. Marksist teoriyi
benimseyen Mao, ba
şından
beri Çin sosyalist devriminin 
şehirli çalışanlardan
de
ğil,
köylülerden çıkaca
ğına
inanmı
ştır. Mao
liderli
ğindeki
köylü ordusu, 1930-40’lı yıllardaki Japon istilası ve Çin’deki iç sava
ş sırasında büyük
zorluklara gö
ğüs germiştir. Çoğu köylü olan 4,5 milyon
üyeli Komünist Parti, Çin Halk Cumhuriyetini Ekim 1949’da kurmu
ştur. İlk birkaç yılını altyapı
yatırımlarına ayıran hükümet gözle görülür bir ilerleme sa
ğladı.
Ancak Çin
yönetiminin ‘devlet dü
şmanlarına’
kar
şı başlattığı kampanya gecikmedi ve
1950’de Tarım Reform Kanunu ile yasal hale getirildi. Devletin tek bir
hamlesiyle, 
şahısların
Çin’de toprak sahibi olma hakkı sona erdirildi ve devlet, ülkenin tüm
topraklarının tek sahibi konumuna gelmi
ştir. Böylece köylülere toprağını kiralayan zengin ağaların yanında güçlükle bir parsele sahip olmuş köylüler de
topraklarını kaybetmi
ş oldu.
Kollektifleşme ve Karşıtları
1950’lilerin
ortalarında Çin yönetimi, Stalin’in bireysel toprak kullanım hakkını öngören
modelini benimsemi
ştir.
Zamanında Rusya’da büyük umutlarla benimsenen SSCB kolektifle
ştirme programı Stalin’in
vah
şet anlayışıyla şekillenmiş, sonunda binlerce köylünün
ölümü ve milyonların da Sibirya gibi yerlere sürüldü
ğü bir uygulamaya dönüşştür. Aslında kolektif sistemin
altında yatan fikir, bireysel da
ğınık tarım üretimine kıyasla, tek tip ürün yetiştirilen geniş tarlaların daha
verimli olaca
ğıydı. Bu
sayede geli
şmiş çiftlik gereçleri
daha etkin kullanılabilir, ek i
ş gücü
ise baraj ve sulama sistemleri gibi altyapı projelerinde çalı
ştırılabilirdi. Devrimin başından beri bunu arzulayan
Çin Komünist Partisi, ilk reformuyla sistemi uygulamaya koymu
ştur. Tüm topraklar,
hayvanlar, çiftçi araç-gereçleri kolektifle
ştirme kapsamına alınmıştır. Uygulama bununla sınırlı kalmayıp Çinlilerin en temel sosyal
kurumu olan aileleri de hedef almı
ştır. Aile fertlerinin ayrı düşebileceği büyük
yatakhaneler kurulmu
ş, tahsis
edilen topraklar, yüzlerce insan tarafından toplu halde i
şlenmiştir.
Maocu
Çin’in kolektif uygulamada di
ğer amacı
ise, Çin’in büyük köylü nüfusunu yeniden 
şekillendirmekti. Mao’nun kilit doktrinlerinden biri, Çin
köylülerini kolay hareket edebilen bir i
şgücüne dönüştürmekti.
Dolayısıyla kırsal i
şgücünün,
Partinin sanayile
şme
projelerinde “yedek ordu” rolünü üstlenerek sayısız kampanyaya katılması sa
ğlanmıştı. Halkın sisteme itaati,
devlet tarafından toplumsal ve ideolojik baskılar ve 
şahsi tehditlerle oluşturuldu.
Kolektifleştirme süreci Çin’in kırsal
nüfusunu bir içe kapanma devrine sokmu
ştur. Tarımla uğraşan halkın yanı sıra kırsal
bölgelerdeki tüm ticari faaliyetler de son bulmu
ştur. Küçük işletmelere
el konmu
ş hatta
bakkallar bile devlet eliyle i
şletilmiştir. Bu durum, çiftçilikle
u
ğraşmayan esnaf kesimini bile
yeniden tarıma dönmeye zorlamı
ştır. 1956
yılında çıkarılan bir kanunla devlet tekelindeki fabrika, maden, in
şaat ve ulaşım sektörlerinde kırsal
kökenli i
şgücü
istihdamı yasaklanmı
ştır.
Dahası, radikal Hukou sistemiyle devlet, çiftçinin feodal
efendisine dönü
şştür.
Ancak
sonrasında, 1959-60 yılları arasında, Parti tarafından desteklenen Büyük
Atılım’a ba
ğ
sanayile
şme
hedefleri kapsamında, kırsal i
şgücüne şehirdeki şirketlerde çalışma hakkı tanınmıştır. Açıklanan 19 milyon kişilik istihdam kapasitesine
kar
şın, 50
milyon ki
şşehirlere hücum etmiştir. Çin, bu sıralarda gelişmek bir yana adeta aç kalmıştır. Ardından kırsal
kesimdeki kıtlıktan kaçan on milyonlarca köylü daha 
şehirlere göç etmiştir. Kentli çalışanlarını korumak için
harekete geçen parti, kırsaldan gelen bütün göçmenleri geri yollamı
ştır. Böylece komünistler,
halkın büyük ço
ğunluğunu kırsal kesimde
sınırlayarak sadece dünyadan de
ğil ülke
içindeki di
ğer şehirlerden de kopmasına
neden olmu
ştur.
Kırsaldan kente göçü engellemek için güvenlik birimleri de halka kar
şı görevlendirilmişti ve Hukou sistemiyle
bireylerin nüfus, kütük, meslek, vb. tüm bilgilerini içeren aile cüzdanı
uygulamasına gidilmi
şti. Bu
cüzdanlar yemek karnesi olarak da kullanılıyordu ancak çiftçiler devletten gıda
alabilmek için aynı zamanda devlete üretti
ği gıdayı tedarik etmeliydi. Kolektif çiftliklerce yapılan üretimin
hepsi 
şehirlerin
ihtiyaçlarının kar
şılanması
için devlete teslim ediliyordu. Bu nedenle ülkenin gıdasını tedarik eden
çiftçiler kıtlık durumunda ilk aç kalan kesim olmu
ştu.
Çiftçilere
ayrılan te
şvik
yoksunlu
ğu genellikle
komünizmde görülen dü
şük
verimlili
ği
açıklamaktadır. Çünkü, çiftçiler ne kadar üretirse üretsin, devletten aldıkları
yardım de
ğişmeyeceği için gerektiğinden fazla çalışmak işlerine gelmiyordu. Zira,
Komünist partinin ba
şarısında
büyük rol oynayan köylüler, yine komünistler tarafından baskı altında tutulmu
ş ve yokluk çeken
kırsal kesim, Çin kentlerinin kölesi haline getirilmi
şti. Çin’in kırsal nüfusu,
günümüzde oldu
ğu gibi o
zamanlarda da 
şehirlilerin
ayrımcılı
ğına maruz
kalmaktaydı. 60’lı ve 70’li yılları kapsayan bu dönemde, kıtlık ülkeyi kasıp
kavurmu
ş ve
on binlerce insan telef olmu
ştur.
Çin’i Kurtaran 18 Çiftçi
1970’ler
boyunca, Çin’in birçok bölgesinde çiftçilerin yıllık geliri 2.5 doları
geçmiyordu1. Tüm ürettiklerine devlet tarafından el konan
köylülerden 18 cesur çiftçi, ailelerine daha çok yiyecek sa
ğlamak amacıyla, işledikleri toprağı her aileye bir parsel düşecek şekilde gizlice böldü.
Devlete vermek zorunda oldukları tahıl vergisini ödedikten sonra, kendi
aralarında artakalan ürünü satmak veya takas etmek üzere 1978’de anla
ştılar. Böylesine bir anlaşma kesinlikle yasadışıydı ve cezası ölümle
sonuçlanabilirdi.
Ancak
çiftçiler her 
şeyi göze
alarak devlete vermeleri gerekenden fazlasını üreterek kendilerine ayırmaya ba
şladılar. Bu kararın
etkileri neredeyse hemen fark edilmi
ş, yıllar süren ideolojik ve merkezci planlamanın başaramadığını gözü pek çiftçiler,
sadece birkaç ay içinde becermi
ştir.
Üretim, 
şaşırtıcı şekilde yükselmiş ve dönemin yenilikçi
lideri Deng Xiaoping’in dikkatini çekmi
ştir. Yerel yönetim çıkarları olduğu için bu yasadışı
uygulamaların filizlenmesine göz yummu
ştur. Kaynakları yetersiz olan devlet, verimin arttığını fark ederek çiftçilerin
bu giri
şiminin
ilerlemesini kalkınma yolunda bir adım olarak kabul etmi
ştir. Deng’in desteğiyle, benzer anlaşmaların en fakir bölgelerde
deneme amaçlı uygulanmasına izin verilmi
ştir.
1980’de
Çin hükümeti bu sistemi resmile
ştirerek
‘hane sorumluluk sistemi’ adı altında yürürlü
ğe koymuştur.
Uygulama çiftçilere belirlenen kotayı temin etmelerine kar
şılık fazla ürünü kar amaçlı
olarak satmalarına izin veriyordu. Böylece Çin’deki serbest piyasa çiftçiler
sayesinde ba
şlamış oldu. Kırsal kesimden
çıkan ekonomik reformlar aynı zamanda kırsal halka Çin’in zenginliklerinin ilk
dalgasını ula
ştırmıştır. Çin’in en fakir
bölgelerine kadar da
ğılmaya başlayan bu zenginlik şanstan dolayı değil kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanların
cesaretiyle kazanılmı
ştır.
Çinli çiftçiler 
şehirlere
gelip mallarını sattıkça elde ettikleri gelir, kentli nüfusu hayrete dü
şürmüştür. Çiftçilerin bu girişimi kentlileri de serbest
piyasanın varlı
ğı
konusuna uyandırmı
ştır.
Hatırı sayılır bir gelir elde etmeye ba
şlayan çiftçiler, paralarına para katmak istemişlerdir. Çiftçiler ve yerel
yönetimler birikimleriyle kooperatifler olu
şturarak yatırımlar yapmaya başlamıştır.
Kasaba ve köylerde olu
şturulan
bu giri
şimler
kamu ve özel sektör arasında üçüncü bir kol olu
şturmuştur.
Hatta bazıları piyasadaki en rekabetçi olu
şumlara dönüşşlerdir. Bugün Çin’de
gerçekle
şen büyük
çaplı giri
şimlerinin
ço
ğu,
paralarını de
ğerlendirmek
isteyen çiftçilerin olu
şturduğu fonlarla hayata geçmiştir.
Yatırımcılarla
devletin çıkarlarını birbirinden kesin çizgilerle ayırmayan bu kendine özgü
yapıyla, Çin i
ş dünyası
ba
ş döndürücü
hale gelmektedir. Yıllarca süren reformlar sonucunda Çin; hükümetin, kendileri
de yatırımcı olan veya kurumsal kardan pay alan resmi görevlilerin, hissedar
durumundaki halkın ve özel giri
şimcinin
mali çıkarlarını birle
ştiren
tarzda, sayısız kolektif melez i
şletmeye sahiptir. Böylesine karmaşık bir yapının gelişmenin önündeki en büyük etkenlerden biri olduğunu savunanlar çıkacaktır.
Ancak durum tam tersini i
şaret
etmektedir. Çin’in dünya ekonomisine olan etkisini ve bulundu
ğu noktayı anlayabilmek
için, ekonomik büyümenin temel yapıta
şı kabul edilen mülkiyet hakkı ve kanunları olmadığı halde, Çinlilerin nasıl
bu kadar ilerlediklerini de
ğerlendirmek
gerekmektedir.
Komünizmin Ateşlediği Sermaye Askerleri
Uzun
yıllar süren baskıdan sonra özgürle
şen Çin çiftçileri, Çin’in piyasa ekonomisinin patlamasında başrol oyuncularıdır. Etkileri
dünyayı sarsan bu ekonomik atılımın ba
şlangıcında ise üretim fazlası sebzelerin satışa sunulması bulunmaktadır.
Bu geli
şmeler
aynı zamanda kırsaldan kente yeni göç dalgalarını da beraberinde getirmi
ştir. Yıllarca devlet
kontrolüyle geri püskürtülen 
şehre göç eğilimi
zaptedilemez hale gelmi
ştir. Son
bir kaç sene hariç, Çin’de son 50 yılda ya
şanan şehirleşme oranı dünya’nın diğer gelişen ülkelerindekine göre
daha yava
ş ilerlemiştir. Ancak durum hızla değişmektedir. Birleşmiş Milletler
tahminlerine göre 2010 yılında Çin nüfusunun %45’i 
şehirli olmuş olacak, 2030’da ise
%60’a varmı
ş olacaktır.
Bu a
şamada,
dünyadaki her be
ş insandan
biri ve her üç çiftçiden birinin Çinli oldu
ğunu unutmamak gerek. Çin’in küresel ekonomideki bu hızlı ilerleyişi, nüfusunu dünya ticaret
arenasından silip atan komünizme kar
şı tepki olarak görülebilir. Çin’in uzun soluklu gelişimi ışığında değerlendirildiğinde, benzer şekilde şaşırtıcı olan, komünist
kolektifle
ştirme
çalı
şmalarının
uysal ve yönlendirilmeye uygun yüzlerce milyon ki
şilik bir iş gücü
yaratmasıdır.
Çin
tarihi farklı liderler, reformistler ve sömürgecilerin amaç ve çıkarlarına
hizmet edecek 
şekilde
manipüle edilmi
ştir.
70’lerde Çin’de ya
şayan,
halen Chicago Üniversitesinde görevli tarih profesörü Prasenjit Duara’ya göre
ironik olan Çin’de 1978 itibariyle kapitalizmin ortaya çıkmasıdır. Marksist ve
Maoist teoriyi iliklerine dek benimseyen ve canla ba
şla çalışan Çinliler için
tarihlerindeki ani dönü
şten çok,
akıl ve mantıklarını altüst eden i
şte bu ironidir. Marksist teoride, köylüleri sömüren kapitalist
kesimin tersine, Çin’deki pratik uygulama, çiftçilerin kendi i
şletmelerini başlatmak adına komünist
devleti sıkı
ştırmasıyla şekillenmiştir. Ayrıca Çin
kapitalizminin kendine buldu
ğu zemin,
yine Mao’nun reformlarıdır. Komünizmin yarattı
ğı iş gücü
sürekli çalı
ştırılabilecek,
yönetilmesi kolay, organize bir emekçi toplulu
ğudur. Sağlık ve
sosyal hizmetler adına kaynaklarını tüketen komünistler, bilmeden
kapitalistlere e
ğitimli işgücü hazırlamış olmuştur.
Dolayısıyla
hazır e
ğitilmiş bu işgücüyle Çin günümüz
imalatçılarını mıknatıs gibi çekmektedir. Fabrikalarını ta
şıyacak yer arayan veya
üçüncü ki
şilere iş vermek isteyen
Amerikan ve Avrupalı 
şirketler
için Çin, i
şletme ve
yönetim giderlerinin en aza indirgenece
ği bir yerdir. Bundan sonrası için de tarihe eklenecek ironi
muhtemelen 
şudur;
aynı Amerikan ve Avrupa 
şirketleri,
Çin 
şirketlerine
bu uyumlu i
şgücünden
nasıl yararlanılaca
ğını öğreterek kendilerine karşı küresel pazarda rekabet
avantajı sa
ğlamalarına
sebep olacaktır.
BÖLÜM 3
KÜRESEL ÇAPTA ÜRETİİÇİN ÖNCE KANUNLARI ÇİĞNE
Çin’deki
reformlar kırsal nüfusu kalkındırmı
ş olmasına rağmen, taşra hala yokluk diyarıdır.
Yeni ekonominin mucizeleri köylere ula
şmadığı için,
sadece köylerde de
ğil
kasabalarda ya
şayan genç
nüfus da büyük 
şehirlere
gitmektedir. Ülkenin ortasında bulunan Hubei bölgesi, Çin’in tahıl ve sebze
ambarı olmanın yanı sıra çok tartı
şılan Three Gorges (Üç Vadi) Barajının yapımı için
seçilmi
ştir.
Ülke
içinde ekonomik canlanmayı hedefleyen yeterli elektrik üretimini kar
şılamak üzere tasarlanan
baraj aynı zamanda Yangtze nehrinin mevsimsel su ta
şkınlarını da önleyecektir.
Dünyanın en büyük beton yapısı olacak barajın kurulaca
ğı bölgedeki yerleşimlerde yaşayan sayıları bir milyonu aşkın nüfus yer değiştirmiştir. Yalnızca Hubei’de değil Çin’in kırsal
bölgelerinde de durum aynıdır. Bir zamanların verimli tarlalarını, i
şlenmedikleri için yabani
otlar bürümü
ştür.
Gençler ba
şta olmak
üzere hiç kimse, bırakın köyde çiftçi olmayı, ta
şrada memur olmayı bile istememektedir.
Coğrafi nedenlere bağlı olarak, Çin’deki
ekonomik fırsatlar bir hayli e
şitsiz dağılmaktadır. Yeni bir reform
kapsamında, yerli halkın okul gibi sosyal hizmetlere destek vermesi zorunluluk
haline getirilmi
ştir.
1998’de E
ğitim
Bakanlı
ğının
bölünmesiyle kırsal kesimin e
ğitimi
neredeyse kendi haline bırakılmı
ştır. Çin’in en yoksul bölgelerinde bir çocuğun temel öğretim alma şansı yok denecek kadar
azdır. Kız çocukları için durum daha vahimdir. Ayrıca ta
şradan şehre göçün bir nedeni de
yerel memurların açgözlü ve despot tavırlarıdır. Johns Hopkins Üniversitesi
görevlisi Dan Wright’ın belirtti
ği gibi Çin’in artan bereketi, fakir nüfusunun yoksulluğunu ve yoksunluk hissini
daha da arttırmı
ştır.
Çin
köylüsünün durumunu ara
ştıran bir
çiftin yayınladı
ğı kitap,
milyonlarca satmı
ş ancak
yarattı
ğı tepki
nedeniyle kısa bir süre içinde hükümet tarafından yasaklanmı
ştır; buna rağmen korsan kopyalar yasadışı yollarla tüm ülkeye
yayılmı
ştır.
Parası çıkı
şmadığı için ölüme terkedilen
hastalar, evlenmek isteyen çiftlerden alınan vergiler, 1990’lardan bu yana
kazançları arttı
ğı halde
vergilerin de artması… Tüm bu nedenlere ba
ğlı olarak kırsal nüfusun tahmini mümkün olmayan yoksulluğunu, taşrada tarifsiz kötülüğün kol gezdiğini, yarım yüzyıllık tarım
reformları ve sürekli yeni vergiler çıkaran sömürücü yerel yönetimler
sebebiyle, hiçbir 
şeyi
kalmayan köylünün çilesini anlatan kitap, yozla
şş sistemin
berbatlı
ğını
gözler önüne sermi
ştir.
Hem
kitabın yarattı
ğı etki
hem de Çin’in zengin bölgeleri ve ta
şra arasındaki dengesizliğin ülkenin stabilitesini ve ilerlemesini tehdit edebileceği korkusuyla, Çin hükümeti
2004 yılını çiftçilerin 
şikayetlerini
de
ğerlendirmeye
adamı
ştır.
Vergi indirimi, mali te
şvik ve
yatırımların ta
şraya yönlendirilmesi
gibi olumlu geli
şmelere
imza atılmı
ştır.
Ancak bu reformlar ufak çiftlikleri Çin endüstrisinin geli
şim motoruna dönüştüremez. Çünkü hükümetin taşradaki yoksulluğu gidermeye yönelik
stratejisi aslında insanları çiftlikten çıkarmaya odaklanmı
ştır. Zaten köyde
yüzyıllardır aynı yöntemlerle sürdürülen hayatlar 
şimdi, şehre göç eden bir aile
ferdinin köye gönderece
ği paraya
ba
ğlıdır.
Geleceği Satın Almak için Kredi
Şehirlere doğru yola koyulan göçmenler
sıkça sömürü, ayrımcılık ve hırsızlar tarafından soyulma tehdidiyle kar
şılaşır. Şehirlere varmak için
saatler süren tren yolculu
ğu 10$
olsa da bu miktar çiftçi bir ailenin aylarca çalı
şıp zorlukla kazandığına eşittir. Şehre vardıklarında şanslı olanları daha önce
göç etmi
ş akrabaları
tarafından kar
şılanır ve
i
şe yerleştirilirler. Yoksul
köylülerin 
şehre
gelip tutunabilmesi kendi ki
şisel bağlantılarına bağlıdır. İş kurma finansmanı ise
ço
ğunlukla şehre gelen köylülere bir çeşit banka hizmeti veren
nüfuzlu ve varlıklı 
şahıslardır.
Son döneme kadar özel i
şletmelere
kredi vermek yasa dı
şı
olmasına ra
ğmen
Çin’deki bu sistem birçok ülkenin resmi bankacılık hacmini kat kat a
şmaktadır.
Serbest
pazar e
ğiliminin
ba
şladığı 1978’den bugüne kadar 30
milyon özel 
şirket
kurulmu
ştur ve
bunların hepsinin bir ba
şlangıç
sermayesine ihtiyacı olmu
ştur.
Çin’in bu mevcut kredi a
ğının en
dikkat çekici özelli
ği
sistemin yasal koruma altında olmadan i
şleyebilmesidir. Çin’de gayrimenkul devlete ait olduğundan, kredi alanlar
mülkleri teminat olarak gösteremez. Bunun yerine aile ve akrabalarından
toplayabildi
ği sermaye
ile risk alırlar. Küçük yerlerde sosyal akit, saygı duyulan ve insanların
genelde borçlarını eksiksiz ödemelerini sa
ğlayan bir anlaşma şeklidir. Ancak yozlaşmanın getirdiği yüzsüzlükle beraber şehirlerde zenginlik bulan
bazı köylüler borçlarını ödememi
ştir. Bu da sistemin şekil değiştirmesine neden olmuştur. Artık kredi, ailenin
en yetenekli ve genç üyesine verilir, kar
şılığında
köyde kalan akrabaları ve onların sahip oldukları de
ğerler borca teminat olmuştur. Borcunu ödemeyen kişilerin ailelerine, borç
veren tarafından yapılan eziyet insanların 
şehirde buldukları her işe sıkıca sarılıp en kısa zamanda ailelerini bu baskıdan kurtarmak
için çabalamalarına neden olur. Evden uzakta yeteneklerini geli
ştirmekle kalmayan bu
seçilmi
ş fertler
ileti
şim ağlarını da geliştirerek ileride kendi girişimlerine yönelik ilk
adımları atar.
Küresel Pazar Payı için Tek
Bir Kasaba
Özel
kredi sistemi sadece var olan 
şehirleri değiştirmekle kalmayıp kırsal
yerle
şimlerin
de çehresini de
ğiştirmektedir. Pirinç
tarlalarıyla çevrili kasabalar bir anda tüm dünyaya ihracat yapan sanayi
merkezlerine dönü
şmektedir.
Özel i
şletme
payının %90 oldu
ğu
Zhejiang ili neredeyse tamamen köylülerin özel kredi sistemiyle filizlenmi
ş bir başarı hikâyesidir.
Zamanında
merkezi yönetimin yok saydı
ğı bu
fakir bölge liberalle
şme
hareketleriyle birlikte ço
ğu
Tayvandan geri gelen insanların, kendi i
şletmelerini kurma yarışına sahne olmuştur.
Günümüzde Çin’in en ba
şarılı
özel 
şirketleri
ve en zengin i
şadamları
bu ilden gelmektedir. Zhejiang içindeki lokomotif ise Wenzhou 
şehridir. Burası, Tayvan boğazının karşısında yer aldığı için zamanında Çin Halk
Cumhuriyetiyle küçük Çin Cumhuriyeti arasına sıkı
şş sınır
kasabasıdır. 1992’ye kadar demir yolundan bile yoksun olan Wenzhou, 
şu anda Çin’in ekonomik
yazgısını belirleyen karma
şık tarzın
do
ğduğu yerlerden biridir. Peki
bu nasıl gerçekle
şti? Tıpkı
gizlilik içinde ortaklık yürüten 18 çiftçi gibi, Çinli giri
şimciler de ilerleme için
kanunu çi
ğnemenin
gerekti
ğine karar
vermi
şlerdir. O
dönemde Çin’de özel i
ş kurmak
yasak oldu
ğundan,
bunu gerçekle
ştirmek
için, irade, cesaret, politik beceri, kararlılık ve bunların yanında rü
şvet, gizlilik en önemlisi
de sistemi oyuna getirecek fikir yaratma yetene
ği gerekliydi. Halen, Çin’de iş yapan ya da Çin ekonomisiyle rekabette olan yabancılar için
belki de en çıldırtıcı olanı Çinlilerin yazılı anla
şmalara karşı ciddiyetsizliği ve yasalara olan
itaatsizli
ğidir.
Ancak Çin 
şirketlerinin
kendilerine buldukları zemin tam da bu kanun dı
şı durumdur. Çin’in mantar gibi üreyen işletmelerinin koşulları, aslında
Amerika’daki yasaklı dönemde kayıtdı
şı ekonominin koşullarıyla
benzerlik göstermi
şti.
Örneğin Wenzhou’daki özel iştirakler Deng’in
reformundan önce ba
şlamıştır. Bölge hükümet
açısından sakıncalı olarak görülse de elde edilen ba
şarı ve ekonomik
hareketlilik gözden kaçırılmamı
ştı.
Deng’in geli
şmeleri değerlendireceğini şu sözlerinden
anlayabiliriz: “Fare yakaladı
ğı sürece, kedinin siyah ya da beyaz olması
farketmez”
. 1960’larda politik tartı
şmalara konu olan bu sözler günümüzde fareyi yakalamayı
beceremeyen komünist sistemi ele
ştirmek için kullanılır.
Kırsal
nüfusun giri
şimciliğine izin verilmesinden
sonraki be
ş yıl
içinde, küçük sanayi i
şletme
sayısı 80 bin aileye ula
şş; 1986’da ise bu rakam 110
bini bulmu
ştur. Şehrin sunduğu 300 bin kişilik istihdam olanağı Çin’deki göçü tetikleyen
dönüm noktası olmu
ştur. Tüm
bu geli
şmeler,
neredeyse hiçbir yabancı finansman olmadan bölgenin kendi öz sermayesiyle
gerçekle
ştirilmiştir. Ortalıkta hiçbir yabancı
danı
şman
olmaksızın, Wenzhou ihtiyacı olan finansmanı elde etmek için binbir çe
şit yolla daha önce
duyulmamı
ş tüzel
ki
şilikler yaratmıştır. Örneğin, bir aile şirketini herhangi bir kamu
kurulu
şunun
uzantısı olarak göstererek banka hesapları açabilmi
ş, devletten kolayca kredi
alabilmi
ş ve
vergiden muaf kalabilmi
ştir.
Ortaya çıkan melez i
şletmelere
‘Kırmızı 
Şapka’ işletmeleri adı takılmıştır. Araştırmalar, sahte kolektif
sahiplerinin birço
ğunun
devlet te
şvikiyle
cesaretlenen kamu görevlileri oldu
ğunu ortaya koymaktadır. Pekin Üniversitesi profesörlerinden Tian’a
göre,
‘Çin iş adamının zekâsına en
iyi kanıt, bu kadar kısıtlama altında bu denli ba
şarı gösterebilmesidir’.
1978’de Deng, Mao ve takipçilerinin geçmişte yaptıkları hataları
düzeltebilmek adına bir dizi reform ba
şlatmıştır.
Ülkenin sosyal ve ekonomik açılardan geli
şmesi için aydınları da yanına alarak sınıf çatışması ve üst sınıfın
engellenmesi konularını arka plana atmı
ştır. Ekonomik kalkınmanın ölçülü adımlarla gerçekleştirilmesi gerektiğine inanan Deng, reformları
yurt geneline yaymadan önce, hareketlilik farketti
ği Wenzhou gibi bölgelerde
deneme uygulamaları ba
şlatmıştır. Çiftçilere verdiği ekonomik özgürlük, girişimcilerin hızla yeni işler kurmasına neden olmuştur. Yeni açılan bir
pazarda i
şini ne
üzerine kuraca
ğını
bilemeyen insanlar komünist devir öncesi hatıralardan ilham almaya çalı
ştılar ve işleyen formülleri
kopyalamaya odaklandılar. Tek bir ürüne yo
ğunlaşan birçok
kasaba ulusal üretim merkezi olurken bunlardan bazıları kendi pazarını
doyurarak kendi sonlarını getirmi
ştir. Ancak ayakta kalabilenler ‘lideri takip et taktiğiyle’ ilerledi. Deng, bu
süreçte halka “nehri geçerken bastı
ğınız taşlara dikkat edin” diyerek
Çinlilerin sınıf atlama ve daha iyi bir hayata do
ğru çıktıkları yolu dikkatli ve adım adım katetmelerini
telkin etmi
ştir.
Wenzhou halkı tüm ta
şlara
dikkat etmi
ş hem
de bunu ko
şar adım
yapmı
ştır.
Örneğin, girişimci ruhlu ilkokul öğretmeni bir bayan, 70’lerde
evindeki diki
ş makinasıyla
çorap üretmeye ba
şlamış ve onu takip edenlerin
ardından Wenzhou bugün 8 milyar çift çorap üreten bir yere dönü
şştür. Bu dünya ihtiyacının
üçte biri anlamına gelir. Wenzhou yerel halkın ba
şlattığı
ve 
şimdi
dünyanın bütün büyük toptancılarını cezbeden ba
şka birçok sektörün de merkezidir. Görünen odur ki; bu bölgede
kurulan fabrikalar ve Çin’in her yerinden akın eden göçmenlerin sa
ğladığı ucuz işgücüyle Wenzhou, ayaklarını
yere daima sa
ğlam
basacaktır. Wenzhou’yu örnek alan binlerce 
şehirdeki Çin’in kopyacı iş adamları, ellerindeki ucuz ve sonsuz işgücü sayesinde dünyanın
neredeyse her endüstrisini emin adımlarla ele geçirme kapasitesine sahiptir.
Ekonomik geli
şmede
geleneksel beklenti, tarımsal üretimden dü
şük-teknoloji ürünlere, ardından daha gelişmiş ürünler ve hizmet
sektörüne geçi
ştir.
Ancak Çin’in geli
şimi o
kadar yo
ğun olmuştur ki, tüm bu aşamaları aynı anda ele
alabilmi
ştir.
Endüstriyel rakipleri Çin’in üretim gücünü sıklıkla yanlış yorumlamaktadır.
Sürekli, Pekin’in ba
şka bir
stratejik sanayi dalını daha devirecek planlar yaptı
ğı korkusuyla yaşarlar. Japonya, Tayvan,
Kore gibi belli bir sektöre odaklanmı
ş ülkelerin neler başarabileceğine geçmişte tanıklık ettik. Ancak
Çin’in ekonomik rekabet gücü hakkında endi
şe duyanlar devlet destekli dev şirketlerden değil, kısa
sürede çok para kazanmak isteyen zengin yatırımcılardan korkmalıdır. Çinliler,
kapitalizmin acımasızlı
ğını kısa
sürede anladıklarından geçirdikleri büyük de
ğişimden sağ çıkabilmek amacıyla
duygusallı
ğa pek yer
bırakmamı
ştır.
Birçok Çinlinin çalı
şmaya
heves gösterdi
ği koşulları Amerika’daki
Meksikalı kaçak tarım i
şçileri
bile kabul etmeyebilir. Yine de Çin’deki reformlar ve özel giri
şimciliğin yükselişi beraberinde yeni bir
fakirlik dalgası yaratmaktadır. En büyük zararı gören kamu i
ştirakleridir. 1978’den beri
yakla
şık 40.000
kamu 
şirketi
kapanmı
ş,
1996-2001 yılları arasında 53 milyon kamu çalı
şanı işsiz kalmıştır. Bu Amerika’daki tüm
imalat i
şçileri
sayısının iki katıdır.
Kamu işletmelerinin sonunu başlatan dinamik, kırsal
kooperatiflerin zamanla devlet tekelindeki 
şirketleri ele geçirip kendi şirketlerini kurmaya yönelmesidir. O günlerde değişimi şaşkınlıkla izleyen Deng,
1987’de ziyarete gelen Yugoslav temsilcilere “Kırsal reformlar çok hızlı
ilerliyor, istek çok büyük. Köy ve kasaba endüstrilerinin 
şahlanması planlamadığımız bir olay. Bu
hükümetimizin ba
şarısı değil, bir sürprizdir” demiştir.
Bugün şaşırtıcı olan ise
Çin’de giri
şimci
halkın ba
şlattığı ve komünist reformlarla
desteklenen geli
şimin ulaşğı noktada, kamu şirketleri toplam sanayi
üretiminin sadece %20’sini, özel sektörün ise Çin üretiminin %50’sini ve GSY
İH’nin %25’ini oluşturmasıdır. Çin bütün
dünyayı endi
şelendiredursun,
Çinliler kendi iç rekabetlerinin ne kadar fazla i
ş kaybına neden olduğunu tartmak durumundadır. Kırsal fakirlik, büyük iç göç, liberalleşen finans sektörü ve
kendini tüketen bir rekabet ortamı günümüzde Çin’in yüksek nabızlı kapitalizm
anlayı
şını şekillendirmektedir.
BÖLÜM 4
UZAY KENTLER VE GENÇ NÜFUS
Mao
liderli
ğinde
Çin’in on yıllar süren zorunlu kı
ş uykusu, Deng reformları ve çiftçilerin başlattığı ticari devrimle birlikte
sona ermi
ştir. Şu anda Çin’in metropolleri
ekonomik dinamizminin pistonlarıdır. Tüm dünya 
şehirleri pastadan pay almak
için sava
ş verir,
ancak Çin’de bu süreç çok daha acımasızdır. Büyük zorluklar çeken Çin halkı,
eline geçen fırsatın ve gelirin geldi
ği hızla yok olup gideceği telaşındadır.
Bilinmezliklere
kar
şı değişik yollar yaratmayı bilen
bu halk, kendine bir gelecek garanti etmek için sürekli olarak birikim yapar.
Çinliler gelirlerinin ortalama %40’ını biriktiren bir halktır. Çin’de genel
kanı i
şler
yolundayken kendini garantiye almaktır. Bu bilgiler ı
şığında, Çinlilerin dışa dönük iyimserliği ve herşeyi hızlı ve büyük
bir 
şekilde inşa etme gayretinin
gelecekten duydukları kaygıdan kaynaklandı
ğı çıkarılabilir.
Çin’in
modern 
şehirleri
güncelliklerini sosyal enstitü ve ara
ştırma merkezleriyle korumayı hedefler. Çin’in geçirdiği değişimi görmeye hevesli
yüzlerce ara
ştırmacı
bu 
şehirleri
ziyaret eder, bilgi alır. Kar
şılığında Çinliler dünyanın gelişmiş merkezlerini ziyaret
ederek vizyonlarını geni
şletir
ve 
şehirlerine
uygulamak üzere i
şe
koyulur. Mesela Çin’in prestijli kenti 
Şangay’ın hedefi, şehir planlamasında Tokyo gibi Asya büyükşehirleriyle değil; Londra Paris gibi Batı
metropolleriyle yarı
şmaktır.
Çin hükümeti tüm 
şehirlerin
ye
şil
alanlarını arttırmaları yönünde bir 
şart koymuştur. Şehirlerde parklar, yapay
göletler olu
şturulmuş, hatta ormanlardan kocaman
a
ğaçlar
sökülüp yeni yaratılan bu ye
şil
alanlara dikilmi
ştir. Aynı
zamanda çevreyi kirleten sanayi tesisleri de 
şehir dışına taşınmaktadır. 1960’larda
Amerika’da oldu
ğu gibi
eski her
şeyi yıkıp
yerine modern binalar yapma hevesi Çinlilerde de görülmektedir. Ancak 
Şangay ve diğer Çin şehirleri dünya için çekim
merkezi olmayı hedefledi
ğine göre,
hala ayakta duran sömürge dönemi binaları, Yahudi mahallesi ve eski liman
depoları gibi yapıları acilen koruma altına almalıdır.
Tüm ihtişamına rağmen Çin’deki kentsel dönüşümün en hayranlık
uyandırıcı 
şehri Şangay değildir. Bu sıfatı daha çok
hak eden Hong Kong yakınlarında etrafı pirinç tarlalarıyla kaplı, 1980’lerde 70
bin nüfuslu bir balıkçı kasabasıyken günümüzde bir çekim merkezine dönü
şen Shenzhen’dir. Deng, başlattığı reformist denemelerin
yapılaca
ğı
yerlerden biri olarak burayı seçmi
ş ve piyasa kapitalizmini başlatarak Çin’in ilk Özel Ekonomik Bölgesi ilan etmiştir. İşsizlik ve ekonomik durgunluğu düzeltmek, ayrıca hazine
kaynaklarını arttırmak amacıyla ba
şlatılan uygulama, Hong Kong işletmeleri ve yabancıların yatırımlarını özellikle dövizi buraya
çekmi
ştir.
Sonunda di
ğer
bölgelere yayılan bu giri
şim
tahminlerin ötesinde sonuçlanarak Çin’in kaderini de
ğiştirmiştir.
Deng’e
göre Çin özelliklerine uygun bir sosyalizm olu
şturulmalı, yabancı teknoloji kopyalanmak yerine öğrenilerek geliştirilmeli ve kendi
tarihlerinden çıkardıkları derslerle, evrensel Marksist de
ğerlerle birleştirilmelidir. Fakat, Çin
özelliklerine uygun sosyalizme özel giri
şim de dahil olacaktır. Bu sayede Özel Ekonomik Bölgelere işletme açan girişimciler, vergi
indirimlerinden yararlanmı
ş ve
bu ilerleme 80’lerde yaratılan kendine özgü kapitalizmi uygulayan yerel deneme
bölgelerinden ta
şıp tüm
ülkeye yayılmaya ba
şlamıştır. Böylece Çin halkı tüm
umudunu devletin “ruhsal kirlenme” olarak nitelendirdi
ği tüketime bağlamıştır. 80’lerde imalat devi
olan Hong Kong’da üreticiler 2000’lere gelindi
ğinde çoktan başka
yerlere ta
şınmış ve şehirde turizm ve ticaret
sektörleri daha öne çıkmı
ştır.
Shenzhen’de kurulan fabrikalar bir yandan Hong Kong’daki i
şadamlarının ve yabancıların
yatırımlarını çekerken bir yandan da ülkenin her yerinden gelen ya
şları 30’u bulmayan sayısız
göçmene kapılarını açarak dünyanın en genç nüfuslu 
şehrine dönüşştür. Shenzen Çinli bir genç
için tüm rüyaların gerçekle
şebileceği bir macera kenti halini
almı
ştır.
Shenzen
ve Pekin dahil, Çin’de geli
şmekte
olan birçok 
şehir Şangay büyüsünü biraz bile
olsa yaratabilmek için her 
şeyi yapma çabasındadır. Çin şehirleri, dışarıdan
bakıldı
ğında
kavramakta zorlanaca
ğımız bir
hız ve ölçekte geli
şmektedir.
Geli
şim
organize i
ş gücüyle
gerçekle
şmekte; şehirlerde görevlerine göre
farklı renklerde tulumlarla dola
şan işçiler,
sabah 8’den ak
şam 7’ye
kadar haftanın 6 günü durmaksızın çalı
şmaktadır. İnşaat işçileri de şehirleşme yarışında ön sıralardadır.
Avrupa ve Amerika’da in
şaat
sektörü yatırımlarının malzeme ve i
şgücü arasında dağılması
binaların gittikçe daha basit görünümlü olmasına sebep olmaktadır. Oysa Çin’de
durum böyle de
ğildir.
Çin’de proje üreten mimar ve mühendislere göre, Çin metropollerindeki
gökdelenler dünyanın di
ğer
yerlerine kıyasla çok daha ihti
şamlı
yapılabilmektedir. Çünkü i
şgücü
ucuzdur ve bütçelerde malzemeye daha çok pay ayrılabilmektedir. 
İşte bu yüzden Şangay, Pekin, Shenzhen veya
Guangzhou birer uzay 
şehrini
andırmaktadır.
İnşaat sektöründeki bu
hareketlilik 
Şangay’ı
dünyanın en sıcak emlak piyasasına dönü
ştürmüştür. Daha
önce de bahsetti
ğimiz gözü
açık Wenzhou’lu i
şadamları,
bu sektöre de el atarak içi para dolu torbaları ve cep telefonlarıyla 
şantiyelerden alım yapmakta,
emlak piyasasının altını üstüne getirmektedir. Çin’deki mantık 
şöyledir; emlak sektörünün
bir felakete do
ğru yol
alması, yatırımların iki katına çıkartılması anlamına gelir. 1990’larda in
şa edilen birçok apartman boş kalmış olduğu halde, ekonomik ölümden
dönerek yeniden dirilen Çin, bu gayrimenkulleri de canlandırmayı becermi
ştir. Çünkü 2000’lerde
yapılan yeni binalara gücü yetmeyen veya kira artı
şıyla kendini sokakta bulan
sayısız insan, dü
şük
kiralar istenen göreceli eski binaları doldurmu
ştur. Sadece Şangay değil Çin’in gelişen tüm kentlerinde de durum
böyledir. 
Şehre yeni
gelen göçmenlerin kazançlarına göre kendilerine ya
şam alanı bulması aslında
kentle
şmeyle
birlikte tüm dünyada görülen bir sosyal hareketliliktir. Ancak Çin’de bu
hareket hep yukarı do
ğru
gerçekle
şmektedir.
Göçmenlerin bazıları yoksul olmaya bir süre daha devam etmek zorunda kalsa
bile, ço
ğu kendine
bir i
ş bularak şehirde tutunmayı becerir.
Hatta bazıları kendi i
şyerlerini
kurarak köy veya kasabalarındaki akrabalarının yanlarına çalı
şmaya gelmesine olanak sağlamakta, dolayısıyla göç
akıl almaz bir hızla devam etmektedir.
İşçi Kadınlar
Çin
genelinin aksine, Shenzen’de kadın nüfusu erkeklerin sayısını geçmektedir. 2002
rakamlarına göre sadece bu 
şehirdeki 4.75 milyon fabrika işinin 3.5 milyonu kadınlar tarafından üstlenilmiştir. Endüstri devriminin ilk
yıllarından beri hafif sanayide çalı
ştırılan genç kadınlar, imalatçıların iddiasına göre, detaylı
fabrika i
şlerini
yapmada daha sabırlı ve yeteneklidirler. Aslına bakarsanız, i
şverenler tarafından genç
kadınların tercih edilmesinin nedeni erkeklere oranla daha uysal ve görece
kolay yönetilebilir olmalarıdır. Aslında genç çalı
şanların seçilmesinin
nedeni, daha ya
ş
olanların Kültürel Devrim kapsamında ö
ğrendikleriyle birlikte hakları konusunda daha ısrarcı ve şikayetçi olmalarıdır. Sırf
bu yüzden on milyonlarca insan devlet tarafından i
şletilen fabrikalardan
çıkarılmı
ştır.
Çin’in yeni fabrikalarını dolduran genç kadın i
şçiler, dünyayı tehdit eden bir iş gücü oluşturmaktadır.
Çin’i dünya devi yapan elektronik fabrikalarının üretim bantlarında genç
kadınlar sıralanmı
ştır.
Çinli i
şçi
kadınların kısa sürede ayakkabı, konfeksiyon ve tekstil fabrikalarını
doldurmasının dünya ekonomisini do
ğrudan etkilemesi beklenmektedir. Bu özellikle tekstil ve
konfeksiyon sektörlerinin yo
ğun olduğu ve yine çoğunlukla kadın işçilerin çalıştırıldığı Türkiye, Pakistan,
Banglade
ş,
Hindistan gibi dünyanın di
ğer
yerlerinde milyonlarca insanın i
şlerine son verilmesine neden olacaktır. Yeni uluslararası
düzenlemeler kota sistemini kaldırdı
ğından, tekstil ve deriden yapılan her şey Çin tarafından dünya
pazarına sürülecektir.
ABD’nin
Çin’den ithal etti
ği mallar
üç katına çıkarken di
ğer
ülkelerden yapılan ithalat %14 dü
şştür.
Çin’de Shenzhen’de genç kadınlar çok az ücretle, çok uzun saatler boyunca, çok
emek harcayarak çalı
şmaya razı
olduklarından, tüm dünyada rekabeti silip süpürmü
şlerdir. Daha önce yanaşamadığı
pazarlara girmesine izin verilen Çinli imalatçılar, var olan fiyatları %44
oranında dü
şürmüş ve Avrupa genelinde
fiyatların %42 oranında dü
şürülmesini
zorunlu kılmı
ştır.
2002
verilerine göre, ço
ğu 18 yaşın altında olan Shenzhen
kadın i
şçileri,
ayda ortalama 72$ kazanır. Fabrika yanına kurulmu
ş havasız ve sıkışık yatakhanelerde kalırlar. Çalışma süreleri haftada 7 gün, ortalama 70 saattir. Kanunun bu sürenin
ancak yarısına izin vermesine ra
ğmen, fazla mesai daha çok para anlamına gelir. Ücretleri düşük bulan veya masraflarını
kar
şılamaya
yetecek kadar kazanamayan birçok kadın ise, fabrika i
şini terkedip şehrin gece hayatının gözde
mekanları karaoke kulüplerini mesken tutarlar. Bazı büyük kulüplerde binden
fazla kadın çalı
şır.
Buralarda paralı ya
ş
erkeklerle parasız genç kadınlar arasındaki yakınla
şma kaçınılmaz olur. Tanışmalar kulüplerle sınırlı
kalmaz. Otel odasında uyumaya çalı
şırken çalan telefonun diğer ucunda tele-pazarlama yöntemiyle kendini tanıtan bir bayanla
kar
şılaşmak ve randevulaşmak ihtimali gayet
yüksektir.
Seks
endüstrisine adım atan kadınlar bir fabrika i
şçisinden 3 kat fazla kazanır. Bu kadınların esas amacı biran önce
evlerine dönüp i
ş sahibi
olmak, ailelerine bakabilmek ve daha iyi kocalar bulmaktır. Geri döndükleri
zaman, evden uzaktayken ne yaptıklarını kimse sormaz, bunun önemi yoktur. 
İşin ilginç yanı, tüm bu fuhuş sektöründe kaba
kuvvet yok denecek kadar azdır. 
Şiddet hikayeleri çabuk yayılıp genç kadınları korkutacağından pazar buna izin
vermez. Çünkü sektörde çalı
şmaya
hevesli, sürekli yenisi eklenen genç kadınlara ihtiyaç vardır. Bir 
şekilde güç kadınların
elindedir, mü
şteriyle
ne yapacaklarını kendileri belirler ve mü
şteriyi ona göre seçerler. Tabi ki her şey toz pembe değildir, sektörün kurbanları
az de
ğildir.
Bugün Çin’de yakla
şık 1
milyon AIDS hastası vardır. 
BM’ye
göre bu sayı 2010 yılında 10 milyona ula
şabilir. Bunun esas nedeni Çinli işadamlarının korunmasız seks için kadınlara daha fazla para teklif
etmesidir. Bu denli yüksek hastalık potansiyeline kar
şın, Çin hükümeti durumu
nerdeyse görmezden gelmi
ş ve
2004 yılına kadar bu konuda herhangi bir faaliyet göstermemi
ştir. Diğer taraftan 2001
sayımlarına göre, son 20 yılda Shenzhen’de do
ğan gayri meşru çocuk
sayısı 520 bindir ve bu da ba
şka bir
sosyal sorun olu
şturmaktadır.
Shenzhen’de
sosyal sorunları beraberinde getiren sanayile
şmeyle gelen ekonomik büyüme, burayı lüks bir şehre dönüştürmüştür. Bu ortamda para artışı, gösteriş ve hız, geçiciliğe karşı konulan sınırlar değil bunun yarattığı meyvelerdir. Yine de
Shenzhen yüksek teknolojik duru
şunu
bulmadıkça zenginli
ği ansızın
bulmu
ş gelişmiş bir kasabadan öteye
geçemeyecektir. Bu da göçmen erkeklere oldu
ğundan çok, genç kadın işçilerin sendikalaşmadan
mümkün oldu
ğunca
ucuza çalı
ştırılabilmesine
ba
ğlıdır.
Çoğalan Erkek Nüfus
Kadınların
fabrikalarda çalı
şmak üzere
tercih edilmesine ra
ğmen
Çin’in geri kalanında durum bunun tam tersidir. Ataerkil toplum, soyun devamı
ve Konfiçyus inanı
şları ailelerin
erkek çocuklarını tercih etmesine sebep olur. Bu da do
ğal olmayan yollar ve
müdahalelerle cinsiyet belirlenmesine yol açar. Bunlara ek olarak, devletin
aile planlaması politikası da durumu körüklemi
ştir. Mao’nun başlattığı vatansever çiftlere daha
çok çocuk yapma zorunlulu
ğuyla
patlayan Çin nüfusu, 1979’da uygulamaya konan tek çocuk yapma kuralıyla
dengelenmeye çalı
şılmıştır. Ancak çiftlere verilen
tek çocuk yapma 
şansı
ailelerin çocuklarının cinsiyetini belirleme ve dolayısıyla erkekleri tercih
etme e
ğilimini
arttırmı
ştır.
Bugün
Çin’de her 118 erkek çocu
ğa karşı 100 kız çocuk dünyaya
gelmektedir (dünya ortalaması 106 erkek 100 kız). Ailelerin büyük ço
ğunluğu, kürtaj, yabancı ailelere
evlatlık verme ve insanlı
ğa sığmayan şekillerde bebekleri terk
etme 
şeklinde
kız çocuklardan kurtulma yolunu izlemektedir. 1991’den beri, neredeyse tamamı
kız olan 50 binden fazla çocuk yurtdı
şına evlatlık verilmiştir. Bunlardan 35 bini Amerikan aileleri tarafından alınmıştır. Bu sayede, Çin
kültürüyle çok yakından ilgilenen ve potansiyel olarak ileride kültürel bir
köprü görevi görecek bir mikro nüfus olu
şmuştur.
Kırsal
kesimde erkek çocuk do
ğumu o
kadar artmı
ştır ki;
son dönemde devlet politikasını de
ğiştirerek
ilk çocu
ğu kız
olanlara tekrar çocuk yapma hakkı tanımaya ba
şlamıştır.
Günümüzde Çin’deki erkeklerin sayısı kadınlardan 20 milyon daha fazladır. Bu
fark önümüzdeki 10 yıl içinde 60 milyona çıkabilir. Bu uygulamanın sosyolojik
sonuçları, paralı yetenekli ve e
ğitimli erkeklerin evlenebildiği fakir ve eğitimsiz
erkeklerin evlenemedi
ği bir
durum yaratarak daimi dı
şlanmış bir alt kültür oluşturabilecekken Çin’in gelişen ekonomisi başka bir sürpriz oluşturmaktadır. Evlilik şanslarını arttırmak isteyen
milyonlarca köylü, tatminsizlikten 
şiddet ve teröre başvuracağına, fabrika veya şantiyelerde kendine iş aramaktadır.
Böylece 
şehirler
hem i
ş hem
e
ş bulmanın
adresi olmu
ştur. Bu
da göçü tetikleyen ba
şka bir
nedendir.
Altın Madalya Peşindeki Pekin
Çin’in başkenti Pekin, tıpkı Şangay gibi modern mimariyi
kullanarak ekonomik çekim gücünü arttırmayı hedeflemektedir. 
Şimdiye kadar Pekin’deki
mimari, Çin süslemeleriyle bezenmi
ş komünist binaların hakimiyetindeydi. Ancak yaklaşan olimpiyatlarla birlikte
dünya çapında tanınmı
ş,
yenilikçi modern mimarlar istihdam etmektedir. Bunun var olan i
şgücü potansiyeliyle birleşmesiyle Pekin, dünyanın en
büyük 
şantiyesi
halini almı
ştır.
Yeni 
şehir
planlaması stratejisi, bazıları 1300 yılından beri ayakta kalmı
ş labirenti andıran
eski mahalleri yıkıp yerine modern binalar in
şa etmek üzerinedir.
Şehir planlama komisyonuna
parlak fikirlerle gelen para babası müteaahitler, in
şaat için gerekli alanı
devletten kiralar. Buralarda ya
şayan
insanlar, devletin belirledi
ği
tazminatlarla rızaları olsun olmasın, evlerinden ayrılmaya mecbur tutulur.
Belediyenin in
şaat
iznini onaylamasıyla birlikte seçilen bölgede elektrik ve sular kesilmekte ve
kar
şı
çıkanlar tehditlerle savu
şturulmaktadır.
Haksızlı
ğa uğradığına inanan insanlar,
sokaklara dökülmekte hatta bazen, meydanlarda kendilerini ate
şe vermektedir. Budist inanışın yaygın olduğu Çin kültüründe bir
insanın kendini yok etmesi (yakması, vs.) çok derin anlamları olan yalın bir
protesto 
şeklidir.
Bireyin kendini feda etmesi toplumun çile çeken di
ğer bireyleri için bir umut
te
şkil eder.
Bu gibi durumlar yönetimin ba
şarısızlığını ifşa ettiği gibi sosyal tehlikelere
de i
şaret
eder. Protestoların ciddiyeti hükümeti insan haklarına aykırı önlemler almaya
itmi
ştir.
Önlemler arasında protestoculara 
şiddet uygulama hapse atma gösterileri engelleme ve en trajiği protestocuların intihar
etmesini yasaklaması bulunmaktadır. Denklemin bir tarafında evsiz kalan
insanlar di
ğer
tarafında devlet arazilerini kiralamaktan sorumlu rü
şvet yiyen yetkililer
vardır. Genel kanı, izni veren belediye yetkilisinin araziyi kiralama bedelinin
%30’u kadar para ve yanında ev, araba gibi hediyeler aldı
ğıdır. Eskiden beri Çin,
modernle
şme
planlarını engelleyen her 
şeyi
ortadan kaldırma konusunda ısrarcı olmu
ştur. Çin’in büyüyen gücüne karşı rekabet eden dünya aynı zamanda devletinin acımasız modernleşme anlayışıyla da yüzleşmek durumundadır.
Daha Çok Enerji Daha Çok
Kirlilik
Çin’in
yenilenmesi sadece kasabalarının görüntüsünü de
ğiştirmekle
kalmayıp aynı zamanda dünyanın enerjisini de tüketmektedir. 2004 yılında Çin,
ihtiyacı olan enerjinin sadece %80’ini üretebilmi
ştir. Bazı bölgeler 2-3 günlük kesintilere maruz kalmaktadır. Bu
nedenle enerji tüketimlerini azaltacak teknolojilerin kullanımı yaygınla
şmaktadır. Buna en iyi örnek
Pekin Üniversitesine ba
ğ
bir 
şirket
tarafından geli
ştirilen
ve 
şu anda
tüm dünyada yaygın 
şekilde
kullanılan su ısıtma amaçlı basit güne
ş kollektörüdür. Güneş enerjisi kullanımı tasarrufun yanı sıra, aşırı kalabalık şehirlerde, elektriğin karneyle dağıtıldığı veya hiç olmadığı yerlerde kolayca ulaşılır olması nedeniyle
tercih edilmektedir. Çin, konutlarda su ısıtma amaçlı kullanım açısından
dünyanın en önde gelen güne
ş enerjisi
kullanıcısıdır. Bu teknolojinin yaygın kullanımına kar
şın şehirleşme ve sanayileşme enerjiye olan ihtiyacı
sürekli körüklemektedir. Bu durum hem Çin hem dünyanın kalanı için büyük soru i
şaretleri getirmektedir.
Ekonomik
reformlardan önce bile çevre duyarlılı
ğı olmaksızın gelişimini
sürdüren Çin, reform sonrası artan fabrika sayısı ve patlayan araba satı
şları yüzünden dünyayı
kirletme potansiyelini katlamı
ştır.
Demir-çelik ve otomotiv endüstrisi en fazla enerji tüketen sektörlerdir.
Çimento ise üretiminde havaya en fazla CO2 salan sanayi dalıdır. Çin’in bu
üçlüye olan inancı ve bitmek bilmeyen i
ştahı, büyük şehirlerde
insan sa
ğğını tehdit edecek kirlilik
düzeyine neden olmaktadır. Çin’in en büyük 340 kentinde yapılan hava kalitesi
analizi, hiçbirinin temiz hava kriterlerine uymadı
ğını ortaya çıkarmıştır. Hatta, bu kentlerden
200’ünde kirlilik tehlikeli boyutlarda de
ğerlendirilmiştir.
Dünya Sa
ğlık
Örgütü (WHO), dünyanın en kirli 10 kentinden 7’sinin Çin sınırları içinde oldu
ğunu belirtmektedir. Ülkede
her yıl yakla
şık 400
bin insan hava kirlili
ği
kaynaklı hastalıklardan hayatını kaybetmekte, toprakların %30’una asit ya
ğmuru yağmaktadır. Sorun sadece
Çin’i etkilemez. Ara
ştırmalar
Japonya ve Güney Kore’deki hava kirlili
ğinin %40’ının Çin kaynaklı olduğunu belirlemiştir. Asit
ya
ğmurlarından
büyük zarar gören Japonya, çevre dostu projeler için Çin’e bugüne kadar toplam
3.1 milyar dolar kredi ve hibe sa
ğlamıştır.
1998-2002
yıllarında kirlili
ğini
sevindirici 
şekilde düşüren Çin, 2003’te elektrik
ihtiyacının %15 artmasıyla tekrar kontrolden çıkmı
ştır. Endişe verici olan, Çin’in
enerji ihtiyacını çevreyi en çok kirleten kaynak olan dü
şük kaliteli kömürden elde
etmeye yo
ğunlaşş olmasıdır. Bu da
gezegenin eko-sistemi açısından ciddi bir tehdit olu
şturmaktadır. Dünyada,
kömürle çalı
şan
elektrik santrallerinin yarısı Çin’de in
şa edilmektedir. Çevreye duyarlı enerji teknolojilerini geliştiren dünya şirketleri, ürettikleri
teknolojilerin Çinliler tarafından kopyalanmasından korktu
ğu sürece, Çin’in daha temiz
enerjiye geçi
şi
gecikecektir. Çin üretti
ği kirliliği kontrol edemediğinden, ne kadar imkansız
olsa da dünyanın kalanı sadece temiz enerji kullanırsa küresel bir denge
kurulma 
şansı
olabilir.
Bu bağlamda otomotiv sanayisi de
devlet deste
ğiyle
hayret verici 
şekilde
ilerlemi
ştir.
Hükümet otomotiv endüstrisinin çarkların dönmesinde en önemli role sahip oldu
ğunu düşündüğünden bu sektörü teşvik etmektedir. Hatta şehir merkezlerinde, birçok
sokak bisikletlere yasaklanarak sadece otomobil trafi
ğine tahsis edilecek kadar
ileri gidilmektedir. 
Şehirler
otomobil almaya gücü yetecek büyük bir orta sınıf yaratmı
ştır. 2004 yılında günde 14
bin araç trafi
ğe katılmıştır. 10 yıl içinde bu
rakamın yılda 8 milyon yeni araca ula
şması beklenmektedir. %9’luk ulusal büyüme nedeniyle mevcut
tüketime ek olarak her gün 1 milyon varil daha petrole ihtiyaç duyulmaktadır.
Otomobillerin yanı sıra, elektrik üretmek için petrol yakan tesislerin de
artması dünya petrol fiyatlarını Çinlilerin ihtiyacı tarafından belirlenece
ği kanısını
güçlendirmektedir. Merkezi hükümet, çevre kirlili
ğini önlemek için daha yüksek standartlar getirme vaadinde bulunsa
bile, bu uygulamalar yerel yönetimlerin takipçili
ğine ve insiyatifine bağlıdır.
Çin’de
araba kullanımındaki artı
ş bu
hızla devam ederse 20 yıl içinde motorlu ta
şıt kaynaklı hava kirliliğinde ABD’ye ulaşş olacaktır. Otomobil
satı
şlarındaki
patlama do
ğal olarak
yol altyapısının geli
ştirilmesini
de zorunlu kılmı
ştır. Bu
alanda büyük bir pazar olu
şmuştur. Yapılan otoyollar
devlete ait olmakla birlikte yap-i
şlet-devret modeliyle özel sektöre ihale edilmekte ve kar amaçlı işletilmektedir. Örneğin Zhejiang ili yerel
yönetimi, bu konuda ilginç bir uygulamayla, devletten alamadı
ğı mali desteği Hong Kong borsasından
elde etti
ği karla
sa
ğlamış ve her otoyolu kendi
maliyetini kar
şılayan
birer 
şirket
gibi düzenlemi
ştir. Bu
durum dünyanın faklı yerlerinden yeni yatırımları bölgeye çekmektedir. Halkın
cebinden bir kuru
ş çıkmadan
böylesine bir altyapı kurulmu
ş ve
bu sayede yerel yönetim 30 milyar dolar gelir elde etmi
ştir.
İlk olarak yol yapımı için
kullanılan bu model, günümüzde her türlü kamu hizmeti için uygulanır hale gelmi
ştir. Merkezi hükümet,
büyük 
şehirlere
modern atık su arıtma ve içme suyu tedarik tesisleri kurma zorunlulu
ğu getirmektedir. Yüzlerce
arıtma tesisi planlama a
şamasında
olmasına ra
ğmen halen
Çinlilerin sadece %15’i musluk suyu içebilmektedir. Projelere finansman sa
ğlamak için bazı yerel yönetimler
su kaynaklarını da özelle
ştirmektedir.
Sistem temelde herkesin kullandı
ğı kadar ödediği etkin
hizmet a
ğları
yaratmaktadır. Bu sayede tasarrufa daha istekli bir toplum olu
şmaktadır. Öte yandan
Amerika’da, otoyolların genelde ücretsiz olması ve suyun sübvansiyonla çok
ucuza temin edilmesi a
şırı
tüketimi körüklemektedir. E
ğer bir
ekonominin daha önemsiz varlıkları yeniden kurularak veya ta
şınarak yurtdışında üretilebiliyorsa
ülkeleri birbirinden ayıran kriter ta
şınmazları olacaktır. Yol, su, elektrik, belediye hizmetleri gibi
eski moda kamu malları, uzman mühendisler, telekomünikasyon ve patent hakları
kadar önemli hale gelecektir.
Yol ve diğer altyapı çalışmalarının hızlı şekilde özelleştirilmesi Çin’in bu denli
çabuk büyümesinin anla
şılmasına
açılan bir kapıdır. Herhangi bir kentte bir in
şaatın yapılmasının ardındaki nedenlerden biri üstünde bulunduğu toprak parçasının devlete
sürekli olarak para kazandırmasıdır. Genel anlamda Çin’in geli
şimi ve yarattığı kirlilik bu ulusun
zenginli
ği,
komünistlerin özel mülkiyetten kurtarmak için milyonlarca insan feda etti
ği “toprak”tan başka bir şey değildir.
BÖLÜM 5
KARLI BİR PAZARLAMA YÖNTEMİ: MAO
Şangay’da, doğanın şehrin içinde var olmayı
sürdürebildi
ği yegane
yerlerden biri evcil hayvan pazarıdır. Günün her saati yo
ğun olan bu bölgede bambu
filizlerinden cins ku
şlara
kadar çe
şit çeşit evcil hayvan ve bitki
satılmaktadır. Komünist devirde evcil hayvan beslemek yasakken günümüz Çin’inde
bir statü sembolü, zenginli
ğin
göstergesidir. Eskiden yasak olan birçok 
şey günümüzde fazlasıyla popüler hale gelmiş ve bu durum köyden
gelen birçok göçmen için istihdam sa
ğlamıştır.
Buradaki dükkan sahipleri özel i
şletme izni çıktığında
cesur davranan ilk giri
şimcilerdendir,
seyyar satıcılar ise köyden yeni gelmi
ş hayata tutunmaya çalışan yoksullardır. Evcil hayvan yemi olarak solucan satan sıska
köylü kadınlar, yeni GM Otomobil fabrikası kadar itibar görmese de, ilk
harekete geçen ve sadece Çin’i de
ğil tüm dünyayı değiştirenin esasında kırsal
nüfus oldu
ğunu
hatırlatır. Reformdan önce solucan satarak para kazanmak olanak dı
şıydı. Bu tarzda bir
faaliyet komünist ideolojinin do
ğa, iş ve
sosyal sınıf hakkındaki görü
şlerine
tamamen aykırıydı. Mao’ya göre do
ğa fethedilmeli, halkı devlete hizmet etmeli ve lüks sınıfı teşvik eden herhangi bir iş alanı varolmamalıydı.
İdeolojinin baskısı
altındaki i
şgücüyle
ilerleyen ve Çin’i yeniden 
şekillendiren dev kamu projelerini duyanınız vardır. Pek bilinmeyen
ba
şka bir
seferberlik do
ğal hayatı
kontrol altına almak için uygulanan en acayip ve vah
şi yöntemlerdir. 1955-1965
yılları arasında uygulanan “Dört Zararlının 
İmhası” projesi ülkedeki tüm fare, sinek, sivrisinek ve serçeleri
ortadan kaldırmak üzere tasarlanmı
ştı. İlkokul öğrencilerinden oluşturulan bir ekiple birlikte
tüm halk, bu canlılara kar
şı
organize bir temizlik kampanyasına yönlendirilmi
şti. Kuş yuvaları
ve yumurtalar tek tek bulunup ezilmi
ş, tencere tavalara sürekli vuran ekiplerle kuşlar korkudan ve sürekli
uçmanın getirdi
ği
yorgunluktan telef olmu
ştur. Bu
dönemde sadece serçeler de
ğil
neredeyse tüm ku
ş nüfusu
yok olmu
ştur. Kuşların yokluğu çekirge ve diğer tarla zararlıları
nüfusunda patlama yaratmı
ş, aşırı ilaçlama nedeniyle
toprak zehirlenmi
ştir. Tüm
bunlar, tarımsal üretimin 1960’larda çökmesine neden olmu
ştur. 30 milyon insanın açlıktan
ölmesiyle sonuçlanan bu kampanya insan eliyle yapılmı
ş en büyük felaket
olarak tarihe geçmi
ştir.
Komünist yönetimin ilk yılları kırsal kesime önemli geli
şmeler sağlamış olmasına rağmen, Büyük Atılımla
birlikte endüstriyel hedefler a
ğır basmış ve ciddi hatalar
yapılmı
ştır.
Mao’nun çelik üretiminde 
İngiltere’yi
geçme hırsı tüm çiftçilerin ellerindeki her türlü metal araç ve gereci eritip
devlete teslim etmelerini zorunlu kılmı
ştır. Kalitesiz metal yığınları devletin işine
yaramadı
ğı gibi
aletlerinden yoksun kalan çiftçiler aç kalmı
ştır.
Komünist
dönemde neredeyse yok olan ba
şka
bir 
şey yemek
kültürüdür. Sadece devletin izin verdi
ği mahsuller üretiliyor ve gıda devlet tarafından dağıtılıyordu. Restoranlar
bile devlet tarafından i
şletiliyordu
ancak yemekler daima kalitesizdi. Ekonomik liberalle
şme başladıktan çok sonra bile dışarıda yemek yemeye mecbur
olanlar ve turistler için tek seçenek bu devlet lokantalarıydı. Piyasayı
serbestle
ştiren
reformların ardından ilk atılımlar, sistemde yer edinememi
ş kaybedecek bir şeyi olmayanlardan geldi. Bu
tür insanların yemek sattı
ğı seyyar
tezgahlar kısa sürede sokakları doldurdu. 1949’dan sonra ba
şlayan kıtlık dönemi düşünülünce bugün Çin’de var
olan zengin yemek kültürü hayret vericidir. Solucan satıcıları gibi seyyar
yemek satıcıları da kırsalda ba
şlayan değişimi en iyi şekilde temsil eder. Artık
Çinli köylülerin hareket edebilme, kendi fırsatlarını yaratabilme ve bir süre
öncesine kadar yasak olan zevkleri tattıracak mal ve hizmetleri satabilme
kabiliyetine eri
ştiklerini
ispatlar.
Son
yıllarda ise, Çin’in 
şehirlerinde
mantar gibi ço
ğalan
restoranlar kaliteli yemek ve hizmet sunmaktadır. Hatta i
ştahın da küreselleşmesine hizmet eden Çin
mutfa
ğı tüm
dünyaya yayılmı
ş ve
belki de milyonlarca insan tarafından kozmopolit 
şehirlerde en çok tüketilen
yemek çe
şidine
dönü
şştür. Çin’de neredeyse her
yemek Mao’nun en sevdi
ği yemek
olarak pazarlanmaktadır. Ya
şattığı tüm sıkıntılara rağmen Mao, Çinliler için hala
en popüler ikondur. Satı
ş yöntemi
olarak Mao’nun ismi veya yüzü sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı durum bir
zamanlar komünist manifesto olarak yayınlanan Küçük Kırmızı Kitap için
de geçerlidir. Eski yayınlar veya yeni basımları, hem turistlerin hem de
Çinliler için nostaljik, “kitsch” bir nesne olarak yo
ğun ilgi görmekte ve çok
satmaktadır. Herhangi bir ürün Mao’nun imajını veya ismini kullanarak reklam
yapabilir. Günümüzde Mao’nun serbest pazarda hiçbir politik anlamı yoktur ve
Çin’de Mao; bir tas çorba satmak için kullanılan bir figürden ba
şka pek bir şey ifade etmemektedir. Satışları arttıracak her yol
mübahtır. Mao’nun bile piyasada bir ürüne dönü
ştürülmesi Çinlilerin geçmişi sırtlarında bir yük olarak görmediklerinin göstergesidir. Çünkü
Çin’de i
ş her
zaman i
ştir. Ve
geçmi
ş her
zaman geçmi
ştir.
Ekonomik
geli
şme Çin tarihinin
önüne geçmi
ş bulunmaktadır.
Çin yöneticilerini endi
şelendiren
bunun ne kadar daha devam edece
ğidir.
1989’da Tiananmen Meydanında sistem kar
şıtı öğrenci
protestolarında ya
şanan
kanlı olayları halka unutturmak kolay de
ğildir. Hong Konglular anakarada yaşayan Çinlilere oranla bu konuda daha hassas davranmakta ve
sorumluları yüzle
şmeye
zorlamaktadır. Yöneticiler ise bunu bir tehdit olarak gördüklerinden bölgesel
ekonomik geli
şimlere
katkı sa
ğlayarak
durumun önüne geçmeyi ummaktadır.
Çinlilerin
en büyük avantajı geçmi
şte yaşananlar ne denli acı olursa
olsun gelece
ğe
odaklanmalarıdır. Bir zamanlar kendilerini veya ailelerini a
şağılayan şahıslar veya ailelerle
hiçbir 
şey olmamışçasına, iş yapmayı ve toplum
içinde beraber ya
şamayı
becerebilmektedirler. Hatta, eski zamanlarda Çin gelene
ğinde yoğun şekilde görülen kan davaları
bile Kültürel Devrimin etkisiyle geçmi
şe gömülmüştür.
Birkaç ku
şaktır, başta kan davaları olmak
üzere, geli
şmeye
engel olarak görülen her 
şeyin
unutulması tercih edilmi
ştir.
Geçmi
şte başarılar kadar başarısızlıklar da yaşanır. Fakat Çinliler ne
olursa olsun umutla yollarına devam ederler.
Aslında
onların istedi
ği 20.
yüzyıldan koparak kaybettikleri zamanı geri kazanmanın yanında, kendilerini
zorlayacak hesapla
şmaları ve
suçlamaları bir yana bırakmaktır. Çinliler tarihlerini, politik söylemler veya
ayrımcılık yaratacak 
şekilde
kullanmak yerine, yemekten sanata kültürel hayatlarını zenginle
ştirmek için kullanır. Çoğu genç kasıtlı olarak,
toplumun di
ğer
bireyleriyle sorun çıkarabilecek soya
ğaçlarını detaylı olarak öğrenmemektedir. Bu sayede geçmiş garezlerden arınmış olarak geleceğin toplumunu yaratma çabasına hevesle dahil olabilmektedir.
Aslında günümüzde modern dünyayı bölen ve buna devam eden, geçmi
şten gelen unutulamamış garezlerdir. Ve Çin
kendine özgü yöntemleriyle bir 20-30 yıl daha, kendisini raydan çıkarma
potansiyeli olan geçmi
şini
bugününe karı
ştırmadan
devam etti
ği
takdirde, 
şiddet
dolu ulusal mirasını bir kenara itmi
ş olacaktır. İnsanlık tarihinde ilerleme adına bundan daha sağlıklı bir tepki olamaz.
BÖLÜM 6
ÇİN MERCEK ALTINDA
Bir
zamanlar Çin, dünyanın ucunda tuhaf bir ülke olarak görülmekteydi. 60-70’li
yıllarda ise komünist Çin Amerikan rüyasına kar
şı bir tehdit olarak görüldü ama çok uzakta olması durumun ciddiye
alınmasına engelledi. 19. yüzyıla bakacak olursak Çin, Amerikalılar için ipek,
porselen ve çay ticaretinden ibaretti. Ancak 
şu anda Çin, Amerika’da en
fazla istihdamı sa
ğlayan
sektör olan tarımı etkileyen ba
şlıca
etkenlerden biri olarak kar
şımızda.
Çin’de gelişimin ilk aşaması, halkın komünist
sistemin sa
ğladığı yiyecekten daha fazlasına
olan iste
ğini karşılamak üzere çiftçiler
tarafından ba
şlatılan
reformlarla gerçekle
şmiştir. Şu anki koşullar, yeni zengin
Çinlilerin sofralarını donatma arzularının, dünya çiftçilerine gittikçe büyüyen
Çin pazarını tatmin etme fırsatı sa
ğlayacağını düşündürmektedir.
Çinliler
gelirleri yükseldikçe sofralarının vazgeçilmezi pirincin yanı sıra daha çok
protein içeren gıdalara yönelmektedir. Bu ihtiyaç Amerikan tarım ürünlerinin
Çin’e ihraç edilmesini sa
ğlamaktadır. İlginçtir ki; günümüzde
Çin’e ihraç edilen mısır üretiminin ço
ğu Amerikan tarlalarından sağlanmaktadır. Ayrıca Çin’de yoğun şekilde yaşanan köyden kente göç, bir
zamanlar çiftçi olanların bir anda alıcı konumuna geçmesine neden olmaktadır
ki; bu da Çin’e ihracat yapan Amerikan çiftçilerinin i
şine gelmektedir. Diğer yandan Çin’de sanayileşme ve kentleşmeyle nedeniyle tarım
arazileri kaybedilmektedir.
Çin’de
1990 ortalarından bu yana 17 milyon hektar tarımsal alan yok olmu
ştur. 2004 yılına gelindiğinde ise Çin, tarihinde ilk
defa tahıl ithalatçısı durumuna dü
şştür.
Kalabalık nüfusu göze alındı
ğında
Çin’in tarımsal üretimdeki kaybı, dünyanın di
ğer ülkelerinde yapılan tarım açısından kazanç olarak
algılanabilir. Dünya Bankasına göre ülkenin 2020 itibariyle gıda
ithalatı, 
şimdikine
oranla kat kat artacaktır.
2001
yılında Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne (DTÖ) katılmasıyla tarımsal açıdan Çin’in
büyük bir pazar olaca
ğını hayal
eden Amerikalılar hiç beklemedikleri sorunlarla kar
şılaşşlardır. Çin’e ihracat
yapmayı hedefleyen Amerikalı çiftçiler ithalat sınırlamaları, ürünlerin
kalitesiyle ilgili iftiralar gibi ansızın ortaya çıkan sebepler yüzünden
önlerini göremediklerinden ne kadar üretim yapacaklarını kestirememektedir.
Çin
hükümetinin di
ğer
ülkelere uyguladı
ğı ticari
engeller, Çin çiftçisini iyi zamanlarda destekleyip kötü zamanlarda korumak
üzerine temellendirilmi
ştir.
Amerikan çiftliklerinin ortalama 469 hektar olmasına kar
şın Çinli bir çiftçiye düşen ortalama tarım arazisi
sadece 1.2 hektardır. Çin hükümeti tabi ki bunun farkındadır. Öte yandan,
DTÖ’ye üye olu
şundan
beri Çinin tarımsal ürün ihracatı ithalatının dört katına ula
şş ve Amerikalıların
Çinlilere satmayı planladı
ğı temel
tarım ürünlerini ihraç eder duruma gelmi
ştir.
Herhangi
bir anla
şmanın ilk
yılları durumu net olarak açıklamaya yeterli olmasa da, Amerika ile Çin
arasındaki tarımsal ticaret evrim geçirmektedir. Amerikan çiftçilerinin
umutlarının sürmesine ra
ğmen,
Brezilyadaki sol görü
ş
hükümet, Çin’le yakın ili
şkilere
girerek Amerikalıların ihraç etmeyi dü
şündüğü tarım
ürünlerini Çin’e satmayı hedeflemektedir. Brezilya’nın Çin’e yaptı
ğı tarımsal ihracat 2003
yılında üç kat artarak 1.2 milyar dolara ula
şştır,
ticaret hacminin katlanması beklenmektedir. Çin’in geli
şimi diğer Asya ülkelerini de
etkiledikçe dünya çiftçileri doyurulması gereken daha büyük pazarlar
bulacaktır. 
Şu ana
kadar Çin’in kaynaklara olan i
ştahı
güney Asya’daki kom
şularının
faydasına olmu
ştur ancak
bu durumun süreklili
ği,
Tayland ve Malezya gibi ülkeleri tamamen sanayiden uzakla
ştırarak ciddi ekonomik
sıkıntılara sokma potansiyeline sahiptir.
Dünya
ticareti, siyasi çıkarlar ve tarımsal kayıplar yetmezmi
ş gibi Çin bankalarının
mali durumu da Amerikan çiftçilerini etkiler hale gelmi
ştir. Mali sıkıntıya giren
birçok 
şirket
sipari
ş ettiği malları satın alamamış, mallar limanlarda heba
olmu
ş bu
yüzden soya fasulyesi gibi birçok ürünün de
ğeri borsalarda %5’ten fazla düşüş göstermiştir. Yine de uzun vadede
Amerikan çiftçileri, Amerikan imalat sanayinin Çin’e kaymasından karlı
çıkabilir. Bir yandan Çin’in tarımsal ürün ihtiyacı artarken di
ğer yandan Çin ekonomisinin
güçlü küresel etkileri Amerikan çiftçisine i
şini daha rahat yürütme imkanı tanıma potansiyeline sahiptir. ABD
Çin arasındaki ticaret hacmi Amerika’daki faiz oranlarını dü
şürmekte, tarım arazi
fiyatlarını yükseltmekte ve çiftçinin kredi alma 
şansını arttırmaktadır.
Hesap nasıl yapılırsa yapılsın Çin, Amerikan çiftçisinin gelece
ğini şekillendirmektedir.
Çin’le Başa Çıkabilmek
Çin’le
rekabet ABD’deki fabrikaların ayakta kalabilmek için çok farklı stratejiler
uygulamasına neden olmu
ştur. Örneğin madencilikte kullanılan
a
ğır makina
parçaları üreten Excel Foundry Machine firması karlılı
ğını sürdürebilmek için
üretim kapasitesinin %20’sini Çin’e ta
şımıştır.
Yakın zamanda bu oranın artaca
ğını
öngörmektedir. Makina parçalarının, Çin’deki imalathanelerde kolayca ve daha
ucuza üretilebilmesi Amerika’daki kalifiye teknik i
şgücünün Araştırma-Geliştirme faaliyetlerine
odaklanmasına ve sadece katma de
ğeri yüksek ürünlerin imalatına yoğunlaşmasına
imkan tanımı
ştır. Değişime en iyi kimin ayak
uydurdu
ğunu zaman
gösterecektir.
Çin’in
maden ve hammaddelere olan bitmeyen talebi, madencilik sektöründe çalı
şacak kalifiye eleman
ihtiyacını dünya genelinde arttırmı
ştır. Fakat Amerika ve diğer sanayileşmiş ülkelerde basit
imalat sektörünü kariyer olarak görmeyenler ço
ğunluktadır ve şirketler bu konularda deneyimli personel bulmakta zorlanmaktadır.
Çin’de ise durum her sektörde tam tersidir. Hem her i
şte çalışacak niteliksiz eleman hem
de iyi e
ğitim
görmü
ş teknik
personel bulmak çok kolaydır. Çin’de meslek okulları mezunları hemen i
ş bulmakta ve böylece
bir 
şirket
kurulu
şundan
birkaç yıl sonra dünyada sektör devi haline dönü
şebilmektedir. Bunun ötesinde Çin hükümetinin verdiği teşvikler, devlet
bankalarından alınan ve ço
ğu zaman
geri ödenmeyen krediler Amerikalı sanayicilerin asla sahip olamayacakları
avantajlardır. Tüm bunların yanında, Amerika’nın Çin’e uyguladı
ğı tekstil kotalarının
kalkmasıyla Çin imalatı tekstil ürünlerinin piyasayı i
şgal etmesi duruma başka bir boyut
kazandıracaktır.
Çin’in
ucuz imalat merkezi haline gelmesi bir zamanların sanayi devi Chicago’yu bile
altetmi
ştir. İmalathanelerin kapanması
onlara hizmet veren di
ğer şirketleri de etkilemiş, dolayısıyla on binlerce
ki
şi işsiz kalmıştır. Dahası Meksika sayısız
imalat i
şini Çin’e
kaptırmı
ş ve
bu i
şsiz kalan
Meksikalıların ABD’ye akın etmesine neden olmu
ştur. 1994 yılında imzalanan NAFTA anlaşmasını takiben tüm imalatın
Meksika’ya kayaca
ğını zannederek
korkanlar, 
şimdi hem
Amerikan hem Meksika imalat sektörlerinin risk altında oldu
ğunun farkına varmıştır. Veriler ortadadır:
Meksika Çalı
şma
Bakanlı
ğına göre
ülkenin imalat i
şçi
gelirleri 1993 yılı gelirlerinden bile dü
şüktür. ABD Ticaret Müsteşarlığına göre
2002-2003 yılları arasında Meksika’nın önde gelen 20 sektöründen 13’ü Çin’e
pazar payı kaptırmı
ştır.
Meksika
ve Amerika Çin’in ekonomik geli
şmesi karşısında bu denli kaygılı
oldu
ğu halde,
Avustralya bu konuda en az Çin kadar heyecanlanmaktadır. Çünkü Çin’in en önemli
hammadde sa
ğlayıcısı
Avustralya’dır. Hammadde ve enerji konularında sayısız anla
şmalar
imzalanmaktadır. 
İki ülke
arasındaki i
ş hacmi
milyarlarca dolardır. Avustralya halkı ve basını tarafından ülkeyi ziyaret eden
Çin ba
şkanı Hu Jintao
ne denli co
şkuyla karşılandıysa Amerikan başkanı George Bush’un
ziyareti de o denli ilgisizlikle izlenmi
ştir.
Çin’e karşı mücadele için Çin’le
birlikte çalı
şmayı
seçen ba
şka bir
Amerikan 
şirketi,
bu sayede dünyanın en büyük 
şirketi haline gelen perakende devi Wal-Mart’tır. Kuruluşunda Amerikan Malı satın
alınmasını te
şvik eden
pazarlama stratejisiyle yola çıkan Wal-Mart’ta
1995’te
malların sadece %6’sı yurtdı
şından
ithal edilirken; günümüzde ithal malların oranı %50-85 arasında de
ğişmektedir. 2003 yılında 260
milyar dolarlık satı
ş yapan
ma
ğazalar
zincirinde günde 14 milyon ki
şi alışveriş yapmaktadır. Müşterilerine piyasadaki en
ucuz ürünleri sunma amacıyla benimsedi
ği stratejiler arasında, çalışanlarına düşük
ücretle uzun saatler mesai yaptırmak bulunmaktadır. 1.4 milyon çalı
şanıyla Wal-Mart’ın ekonomik
gücü, Çin’in bir imalat devine dönü
şmesiyle çok yakından alakalıdır. Şu anda, Çin’in Amerika’ya
ihraç etti
ği
ürünlerin %13’ü Wal-Mart raflarında bulunmaktadır. Daima en ucuzu bulabilmek
için Wal-Mart, dünyanın teknolojik olarak en geli
şmiş ve
kapsamlı sistemini kurmu
ş,
malların takibi için uzaya uydular yerle
ştirmiş ve
Çin’de her gün yeni anla
şmalar peşinde olan 560 kişilik özel bir ekip istihdam
etmi
ştir.
Wal-Mart o kadar güçlüdür ki, 
şirketleri çalışma
düzenlerini de
ğiştirmek zorunda bırakarak
fiyatları belirleme ayrıcalı
ğına
sahiptir. Dünyada hiçbir 
şirket
Çin’in potansiyelini daha iyi de
ğerlendirememiş ve
dünya çapında imalatçıların Çin’e ta
şınmasında bu kadar etkili olmamıştır. Wal-Mart düşük maliyetli
üretim dayatması nedeniyle tedarikçilerinin %80’inden fazlası ya Çin’e ta
şınmış ya da rekabete
dayanamayıp kapanmı
ştır.
Amerika’daki imalatçılar ise Çin’deki rakiplerinin i
şgücüne ayırdığının kat kat fazlasını çalışanlarının maaşlarına yatırmaktadır. Dolayısıyla
ne yaparlarsa yapsınlar Çin’in becerdi
ğinden daha düşük
maliyetle imalat yapmalarına olanak yoktur.
Almanya ve Çin
Almanya’da
pek çok imalathane Çin’in ekonomik atılımı yüzünden kepenk indirdi
ği halde Almanlar, Çin’le
olan ekonomik ili
şkilerini
genel olarak olumlu kabul etmektedir. ABD ve Çin arasında giderek Çin’in lehine
ilerleyen tek taraflı ticari ili
şkinin aksine, Almanya ve Çin arasındaki ticaret hacmi eşitliğini şimdilik korumaktadır. Bunda
en önemli etken, Almanya’nın, Çin’in binlerce fabrikasında i
şlemekte olan makinaları
üretmesidir. Çinlilerin mekanik aletlere, kalıplara ve bilgisayar destekli
üretim bantlarına olan ihtiyacını, Alman firmaları kar
şılamaktadır. Çinlilerle iş yaparken Almanlar işin kendisine odaklanarak
politika, insan hakları, Tibet, Tayvan gibi güncel konuları tartı
şmayı ABD’ye bırakır. Sanayi
makinalarına olan talep Avrupa genelinde küçülmesine ra
ğmen, Çin pazarı Almanlara
büyümeyi sürdürecek satı
ş yapmaya
olanak tanır. Ba
şka bir
deyi
şle,
Almanya’nın II.Dünya Sava
şı
sonrasında yakaladı
ğı
devinimi sürekli kılmasına Çin’le ticari ili
şkisi yardımcı olmuş ve
olmaktadır.
Çin’e ilk
giden Alman 
şirketlerden
biri Volkswagen’dir. Ülkenin önde gelen otomobil üreticisi, yıllarca pazarın
%50’sine hakim olmu
ştur.
Günümüzde pazar payı %30 oldu
ğu halde,
Çin otomobil pazarının büyümesi, Volkswagen’ın ba
şarısını devam ettirmesini sağlamaktadır. Alman yaklaşımının tabii ki riskleri bulunmaktadır. Alman makinaları Çin
pazarına girdikçe beraberinde Alman mühendis ve e
ğitmenleri getirmekte ve böylelikle Çinli müşterilere eğitim programları sağlanmaktadır. Bu sayede Çin
ürünlerinin kalitesi çok hızlı 
şekilde artmıştır.
Ürettikleri ürünler Almanlarınki kadar kaliteli olan Çinliler, hammaddeye
Almanlar kadar para vermesine ra
ğmen, işgücü ücretlerinin
şüklüğü Çinlilere daima avantaj
sa
ğlamaktadır.
Almanlar, dünyanın her yerinde oldu
ğu gibi işgücünü ve
kaynaklarını Çin’le rekabet edebilmek için daha iyi kullanmak ve daha çok çalı
şmak durumundadır. Alman işadamlarının vizyonu
herhangi bir politik çözümden daha ileri görü
şlüdür. Birçok Alman şirketi Çin’e kadar gitmese bile üretimlerini işgücünün ucuz olduğu Doğu Avrupa’ya kaydırmaya başlamıştır. Araştırmalar küçük ve orta
ölçekli 
şirketlerin
bile üretim maliyetlerini dü
şürmek
için di
ğer ülkelere
ta
şınmayı düşündüğünü göstermektedir. Değişimin getirdiği baskı, ülke içinde
yıllardır uygulanan i
şçi ve
çalı
şma
haklarını bile etkiler hale gelmi
ştir. Alman işçiler, bağlı oldukları şirketlerin imalatını Çin’e
veya ba
şka bir
ülkeye ta
şıması
tehditleri üzerine daha uzun saatler çalı
şmaya razı olmuş ve
daha az tatil yapmak zorunda kalmı
ştır.
Japonya ve Çin
Almanlara
benzer 
şekilde
Japonlar da Çinli 
şirketlere
Japon malı endüstriyel ekipmanlar satmaktadır. Günümüzde Çin, Japonya’nın imal
etti
ği
her 
şeyi düşük maliyetle imal
edebilmekte ve daha ucuza satabilmektedir. Japon üretiminin giderek Çin’e
kayması, bugün Çin’le Japonya’nın birbiri için önde gelen ticaret ortaklarına
dönü
şmesine
neden olmu
ştur ve
Amerika-Japonya arasındaki ili
şkinin
önüne geçmi
ştir.
Çinlilerin Japonlara sattı
ğı
malların ço
ğu,
Japon 
şirketlerinin
kendi iç pazarları için tasarladı
ğı ürünlerdir. Üretimin Japonya dışına kaymasının başka bir
nedeni demografik durumdur. Japonya adasında nüfus hızla azalmakta ve ya
şlanmaktadır. Japon şirketleri, Çin’de fabrika
açarak büyüyen Çin pazarına daha iyi hizmet edebileceklerini anlamı
şlardır. Hatta daha ileri
giderek gelecekteki ba
şarılarını
Çin’e endekslemi
şlerdir.
Ba
şka
ülkelerin de Çin’e benzer umutlar ba
ğlaması şaşırtıcı değildir. Çünkü Çin’in
büyümesi tüm dünyayı etkilemekte ve küresel pazarda en büyük payı olu
şturmaktadır.
Japonlar
Avrupalılar gibi, kendi pazarlarının durgunlu
ğunu Çin’in büyümesiyle telafi etmek amacındadır. Japonya’nın önde
gelen makina ve elektronik üreticileri Çin’de devasa fabrikalar açarak
Çinlilerin çorap, ayakkabı ve tekstilde elde ettikleri ba
şarıyı tekrarlamayı
hedeflemektedir. Son yıllarda Japonların Çin’de yaptı
ğı yatırımların üçte biri
elektronik makina üreten tesislerin kurulumuna harcanmı
ştır. Çin taşıt pazarında büyük planları
olan Japonların bütçesinde otomotiv fabrikaları yatırımları giderek
artmaktadır.
Ancak iki
ülkenin birbirine olan ekonomik ba
ğımlılığı oldukça
hassas bir konudur. Küresel ekonominin acı sonuçlarından biri, taraflar
arasında yakınla
şmanın
artmasıyla korku, nefret, kin ve milliyetçilik duygularının da artmasıdır.
Çinlilerin 19. ve 20.yüzyıllarda maruz kaldı
ğı Japon şiddeti,
belleklerden silinmemi
ştir.
Basitçe ifade etmek gerekirse Çinliler Japonlardan nefret eder. Birçok Çinli,
Amerika hakkında olumsuz dü
şüncelere
sahip olsa bile; konu Japonlar oldu
ğunda, herhangi bir Çinlinin bir Japonla arkadaşğı toplum tarafından
imkansız olarak kabul edilmektedir. Çincede “
şeytan” sözcüğü aynı
zamanda Japon anlamına gelir. 
İki toplum arasında bu kadar nefret varken herhangi bir konuda anlaşması üstüne birlikte iş yapabilmesi hayret
vericidir. Tüm bunlara ra
ğmen Çin,
Japon ekonomisinin hızlı sanayile
şmesi ve modernleşmedeki başarısını takdir etmeyi
bilir. Çinli akademisyenler ve maliye bakanları Japonya’nın büyük bankaları ve
uluslararası 
şirketlerinin
yatırım gücünün farkındadır. Dolayısıyla Çinliler fırsatları de
ğerlendirmekte ve
Japonya’nın Çin’deki en büyük rakibi Almanya’yı da oyuna dahil ederek durumdan
karlı çıkmaktadır. Japonların Çin hükümetinden aldı
ğı önemli ihaleler ve teşvikler, Çin’in tarihte yaşananları gözardı ederek
ekonomik de
ğişime ne denli odaklandığının kanıtıdır.
BÖLÜM 7
ÇİN FİYATI: Mümkün olan En ucuz
Fiyat
İş dünyası için, Çin
fiyatı
 uzun süredir ‘mümkün olan en ucuz fiyat’ anlamına
gelmektedir. 
Şirketlerin
herhangi bir faaliyetini Çin’e ta
şımasının maliyetlerde kayda değer bir düşüş sağladığı günümüzde ortak kanı
haline gelmi
ştir.
Kalifiye i
şgücü ve
ekipman sayesinde üretim ucuz oldu
ğu kadar, çoğunlukla
kalitelidir. Çinlilerin ate
şlediği en ucuz fiyat politikası
dünyanın her yerinde imalat alı
şkanlıklarını
de
ğiştirmekte dolayısıyla tüm
insanları etkilemektedir. Çin’in büyüyen gücü, dünyadaki imalat i
şlerini kayba uğratmakta ve fabrikaları
içten içe kemirmektedir. Yapılan ara
ştırmalara göre 2000 yılından itibaren başlayan üç yıllık gerileme
sonucunda, Amerika’da altı aydan uzun süredir i
şsiz kalan insan sayısı ikiye katlanmıştır. Amerikalı birçok
yetkili, Çin rekabetini takıntı haline getirmi
ş ve ülkenin düşük maliyetle çalışan fabrikalarıyla
nasıl ba
şa
çıkılaca
ğı
hakkında sayısız rapor hazırlamı
ştır. Başta çoğunlukla geri ödenmeyen
banka kredileri, devlet hibeleri olmak üzere Çin’in pek çok avantajı vardır.
Amerika’ya her sene 6 milyar dolarlık kaçak mal sokan Çin, sadece bu faaliyetiyle
Amerika’da 300 fabrikanın kapanmasına neden olacak kapasitededir. Bazen kapanan
fabrikalar son kazançlarını, ellerindeki makinaları kapanmalarına neden olan
rakiplerine satarak sa
ğlamaktadır.
Açık arttırmayla satılan bu kullanılmı
ş aletlerin en büyük alıcıları Çin, Hindistan ve Meksika’dır.
2004
Davos zirvesinde konu
şan Çin
Merkez Bankası Ba
şkanı “Amerika
kendine yeni bir yer edinmek zorunda.
 
İmalat kaybedildi, hizmet
sektörü
 de yok olmak üzere. ABD daha gelişmiş üretime yoğunlaşmalıdır” diyerek
Amerika’ya nasihat vermi
ştir. Bu açıklama karamsar görünse bile doğruluk payı kabul
edilmelidir. Çünkü, imalat ve hizmet sektöründeki i
ş olanaklarının göçü
genellikle birbirine ba
ğlıdır.
Ancak Ba
şkanın
kaçırdı
ğı nokta;
Amerikan imalat sektörü tamamen yok oldu
ğunda tavsiye edilen gelişmiş ürünlerin
imalatını sa
ğlayacak
endüstriyel uzmanlık ve altyapının da kaybedilecek olmasıdır. Görünen odur ki;
Amerikan fabrika i
şçisinin
gelece
ği parlak
de
ğildir.
2003 yılında yapılan bir ara
ştırma,
imalatlarını ba
şka ülkelere
kaydıran i
şletmeler
nedeniyle ortaya çıkacak i
şgücü
kaybının 2005’te 830 bin, 2015’te ise 3.3 milyona ula
şması tahmin edilmektedir.
On yıl içinde 14 milyon hizmet sektörü i
şinin Amerika dışına
kayaca
ğı
öngörülmektedir, bu sayı toplam Amerikan i
şgücünün %10’una denk gelir.
Veriler
parlak görünmese de Amerika’da bugünkü imalat sanayi hala güçlüdür ve aslında
dolar bazında Çin ekonomisinin tamamına e
şdeğerdir. İmalat iş olanaklarının sayısı
gün geçtikçe azalırken, Amerikan imalatçılarının üretti
ği ürünlerin sayısında büyük
artı
ş izlenmiştir. Büyümeyi
sürdürebilmenin temelinde imalat verimlili
ğindeki gelişme yatar.
Amerikan imalatçıları verimlilikte o denli ilerlemi
ştir ki; günümüzde ABD, saat
ba
şına
kazanılan para ve i
şçi başına düşen ücret bazında dünya
lideridir. Bu geli
şmeden
fazlasıyla yararlananlar, 30 yıl öncesine kadar var olmayan elektronik ve ula
şım ekipmanları üretim
sektöründeki Amerikan firmaları olmu
ştur. Yine de büyük endüstrilerin ve güçlü imalatçıların birkaç
sene içinde ortaya çıkması ve birçok endüstrisinin bundan daha kısa sürede
üretimini ba
şka
ülkelere ta
şımasının
mümkün oldu
ğu bir
dünyada hiçbir ülkenin endüstriyel gücü Çin rekabetine ba
ğışık değildir.
Çin, ucuz
i
şgücü ve
geli
şmiş teknolojiye giderek
daha kolay ula
şması
sayesinde, elindeki kozları fazlasıyla güçlendirmi
ştir. Dünya küçüldükçe
ulusal endüstriler önemini kaybetmektedir. Geçmi
ş, hiçbir şekilde
gelece
ğin
garantisi de
ğildir;
gelece
ğşekillendirecek olan Çin’in
imalat gücüdür. Çin’in co
ğrafi ve
demografik boyutları ucuz maliyetli imalata zemin yaratmakla kalmaz, aynı
zamanda bunu zorunlu kılar. Giderek daha anla
şılır hale gelen bir diğer gerçek, Çin işletmelerinin
ve tüketicilerinin kendileri için seçtikleri yolun Amerikan ekonomisinin nasıl
i
şleyeceğini belirlemesidir. Ne yazık
ki Amerika’nın Çin ekonomik tehdidi hakkındaki politik tartı
şmaları bu dinamiği tamamen gözardı
etmektedir. Ohio Üniversitesinden ekonomist Profesör Shenkar’ın 
şu sözleri durumu
özetlemektedir:
“Önceleri
toptan fiyat vardı, ardından perakende fiyat geldi. 
Şimdi ise tek gerçek fiyat
Çin fiyatı.”
Dünya
imalatçılarının Çin fiyatı kadar dü
şük fiyatlarla ürün sunabilmesi Çin’in kendine özgü iş kültürü nedeniyle
neredeyse imkansızdır. Rekabet edebilmek için ticaret yapan ülkenin kültürünü
ve politik yapısını iyi kavramak gerekir. Ancak Çin’in karma
şık yapısı nedeniyle oyunun
kurallarını anlamak kolay de
ğildir.
Öncelikle ülkenin kalabalık nüfusu, bilinen kuralları de
ğiştirmektedir. Rakamlar, çok
az kar edilse dahi ba
şarıyı
büyük yansıtmaktadır. Çin’in dünya çapında fiyatları dü
şürme gücüne en iyi örnek,
son senelerde DVD oynatıcı pazarında görülmü
ştür. 1997’de piyasaya ilk çıktığında Amerika’da 1000 dolara satılan bu alet, Çinlilerin
müdahalesiyle 30 dolara kadar dü
şştür.
Dijital
formatın kolayca kopyalanması, korsan filmlerin 1 doların altında satılması Çin
iç pazarında DVD teknolojisinin fazlasıyla ra
ğbet görmesine yol açmış; böylece Çin’deki üretim fazlası dünya pazarına aktarılmış; sonuçta fiyatlar
inanılmaz derecede dü
şştür. Çinliler, DVD formatını
üretirken, teknolojiyi geli
ştiren
Philips – Sony – Toshiba 
şirketlerine
telif hakkı ödemedi
ği gibi,
modellerine Mp3 çalar gibi birçok özellik ekleyerek bu 
şirketlerin modellerini hem
fiyat hem teknolojik özellik anlamında geride bırakmı
ştır. Çinliler satılan alet
ba
şına 1
dolar kar etmesine ra
ğmen,
sürümden kazanmakta ve küresel tüketici elektronik piyasasında kalıcılı
ğını kanıtlamaktadır. Üç yıl
öncesine kadar hiçbir elektronik fuarında gözükmeyen Çinliler, 
şu anda dünya elektronik
piyasasını pe
şinden sürüklemektedir.
BÖLÜM 8
BİRİNCİLİĞE OYNAMAK
Otomotiv Sektörü ve Yan
Sanayi
Çin’in
gelece
ğin
otomotiv devi olaca
ğının başka bir göstergesi, binek
aracı üreten 120’den fazla 
şirketin bulunmasıdır. Şimdiye kadar, dünyada hiçbir ülke böyle bir rakama ulaşamamıştır. Çin’de araba sahibi
olmak o kadar önemlidir ki, alıcıların tek umursadı
ğı arabaların görünümünden
ziyade fiyatların uygunlu
ğudur.
Otomotiv pazarı giderek büyümektedir ancak üretim yapan 
şirketlerin geleceği hiçbir şekilde garanti altında değildir. Çin pazarı tartışmasız en vahşi rekabetin yaşandığı ortamdır. Son on yılda bu
sektöre, yerli ve yabancı 
şirketler
12 milyar dolar yatırım yapmı
ştır.
Önümüzdeki
15 sene içinde Çin’in dünyanın en büyük otomotiv pazarı olaca
ğı öngörülmektedir. Otomotiv
üretiminde, Çin, 2010 yılına kadar Almanya’yı, 2015 yılına kadar da Japonya’yı
geride bırakacaktır. Çin’de araba alabilecek ekonomik güce sahip orta sınıf
nüfusun yakında 100 milyonu a
şacağı düşünülünce iç pazarda
yarataca
ğı büyüme
kaçınılmazdır. Potansiyeli 20 yıl evvel fark eden Volkswagen’i, General Motors,
Ford, Honda, Toyota ve Nissan takip etmi
ştir. Birbiriyle yarışan birçok şirket,
üretim kapasitesini arttırdıkça Çin otomotiv pazarında deflasyon ba
ş göstermiştir. Çin’deki otomotiv
piyasasının bir ba
şka
boyutu, büyük otomotiv firmalarına mal sa
ğlayan yan sanayi şirketlerinin daha ucuz fiyatlar peşinde Çin’e kaymasıyla diğer ülkelerin ulusal sektörleri için tehdit oluşturmasıdır. Yan
sanayi 
şirketlerinin
bir kısmı Do
ğu Avrupa
ve Meksika’ya yönelirken ço
ğunluk, iç
pazarının potansiyeli daha cazip geldi
ği için Çin’i tercih etmektedir. Çin 2004’de 5.6 milyar dolar,
2005’de ise 10 milyar dolarlık otomotiv yan sanayi parçası üretmi
ştir.
Dünya
otomotiv endüstrisi için üretim merkezini Çin’e ta
şımak her zaman kazanç
anlamına gelmemektedir. Çünkü yabancı 
şirketlerle ortaklık kuran Çinli şirketler, yabancı kaynaklı
tüm teknolojiyi ö
ğrenerek
modellerin tıpatıp aynısını ba
şka bir
isimle piyasaya sunmaktadır. Çin hükümetinin yaptırımları ise otomotiv
sektöründe birçok yabancı sermaye ortaklı
ğını devletle işbirliği yapmak durumunda
bırakmakta ve teknolojinin ortaklık eden Çinli 
şirketler tarafından diğer Çinli şirketlere sızdırılmasını
yasal olarak mümkün kılmaktadır. Böylece dünya çapındaki otomotiv devleri Çin
piyasasına gelince kendilerini tamamen kontrolleri dı
şında bir ortamda bulur. Çin
hükümetinin yaptırımları kar
şısında
çaresiz kalan yabancı 
şirketlerin
atılımına ilk örnek Japon 
şirketi
Honda’dan gelmi
ştir.
Honda, üretilen tüm araçları ihraç edece
ğine dair Çin devletine verdiği garanti karşılığında, devletle ortaklık
kurmaksızın i
şleyebilecek
ilk fabrikanın iznini almayı ba
şarmıştır. İç pazardaki bu rekabet
Çin’in otomotiv ihracatına ba
şladığını görmezden gelmemize
neden olmu
ştur. Çin
markaları de
ğil ama
Çin’de yapılan küresel marka otomobiller dünyanın her tarafına ihraç
edilmektedir. Ayrıca tüm dünyada oldu
ğu gibi Çin’de otomobil üretimi fazlası bulunması Çinlilerin bir an
önce bu otomobilleri ihraç etmek isteyeceklerine i
şaret eder. Sonuçta,
Çin’deki yüksek talep tüm dünyada otomobil fiyatlarının dü
şmesine neden olmaktadır.
Telekomünikasyon
Günün en
ileri teknolojisiyle kurulan ileti
şim altyapısı sayesinde, Çin’in ücra köşelerinde cep telefonuyla
konu
şmak
Amerika’da oldu
ğundan çok
daha kolaydır. 300 milyon cep telefonu kullanıcısıyla Çin, dünya ileti
şim pazarında en büyük paya
sahiptir. Çin, di
ğer tüm
pazarlar doygunlu
ğa ulaşşken, her sene 5 milyon yeni
abone kapasitesiyle dünya cep telefonu üreticilerine büyüme fırsatı
tanımaktadır. Piyasada 800’den fazla model vardır ve genç nüfus ortalama 8 ayda
bir cep telefonu de
ğiştirir. Yaklaşık 20 yıl evvel
Motorola 
şirketi,
Çin devlet
yetkilileriyle
yaptı
ğı
efsanele
şmiş bir anlaşmayla bu pazarın
temellerini atmı
ştır. Şirket, Çin’e teknoloji
transfer etmenin, ciddi Çinli rakipler yarataca
ğını bildiği halde
Çin pazarına erken girmenin en ba
şarılı strateji olacağına karar vermiştir.
Kimsenin önceden tahmin edemedi
ği ise Çin
pazarının bu kadar kalabalık hale gelece
ğiydi.
Şu anda Nokia ve Motorola
pazar lideri konumundadır. Ancak dünyanın di
ğer üreticileri ve daha önemlisi bir gecede üreyen Çinli
üreticilerle rekabet etmek giderek güçle
şmektedir. Çin’de rekabet evreler halinde gerçekleşir. İlk başta yabancılar ürettiklerini
Çinlilerden daha ucuza imal eder, ancak yerel üreticiler uluslararası 
şirketlere parça sağlamaya başlayınca kendi markalarını
geli
ştirerek
yabancı 
şirketlerden
çok daha dü
şük
maliyetlerle üretime geçecek duruma gelirler. Motorola ve di
ğer küresel markaların karşısındaki en büyük zorluk,
Çin tedarikçilerinin her gün daha ba
şarılı hale gelmesidir. Bugün Çin cep telefonu pazarının %40’ı
Çinli markaların elindedir. Bazı markalar rekabete dayanamayıp piyasadan
çekilse bile Motorola geri adım atmamakta kararlıdır. Hatta yatırımlarını
arttırma kararı almı
ştır.
Çünkü, geli
şen
Çin 
şirketlerinin
uluslararası rekabetten uzak kaldıkları takdirde, kimsenin ba
şa çıkamayacağı bir güce dönüşeceklerinin farkındadır.
Eğitim ve Araştırma-Geliştirme
Bir şirket kalitesini sürekli
yükseltirken fiyatlarını dü
şürmek isteğindeyse Çin’de bolca
bulunan iyi e
ğitimli ve
dinamik genç nüfusu istihdam etmelidir. Üretim yapmak için Çin’e gelen pek çok
yabancı 
şirket
burada kar
şılaştıkları kalifiye işgücü karşısında hayrete düşer. Hükümet, dünyanın en
büyük sanayi toplumunu yaratmak için büyük kaynaklar ayırmaktadır. Çin’de 17
milyon üniversite ve yüksek lisans ö
ğrencisi vardır. Her sene 325 bin tane mühendis mezun olmaktadır.
Bunun yanında özel 
şirketler
çok geli
şmiş endüstriyel araştırma merkezleri kurmakta
ve üniversitelerle birlikte ba
şarılı öğrenciler için burs
programları sürdürmektedir. Çin 2004 yılında 60 milyar dolarla ara
ştırma ve geliştirmeye en kabarık bütçeyi
ayıran üçüncü ülke olmu
ştur.
Amerika ve Japonya’da bu miktar daha fazlaymı
ş gibi görünse bile, Çin’deki işgücü ucuzluğu
sayesinde aslında ara
ştırmacı
sayısı daha fazladır ve dolayısıyla daha çok çalı
şma yapılmaktadır. Bu kadar araştırma-geliştirme
çalı
şmasının
sonucunda elbette üretim kapasitesinde fazlalık meydana gelecektir. Bu demektir
ki; ayakkabı ve çorap üretiminde oldu
ğu gibi Çin’in eğitimli
sanayicileri dünyanın gözbebe
ği yüksek
teknoloji pazarlarında daha çok söz sahibi olacaktır.
İlaç Endüstrisi
Geleneksel
tıp Çin kültüründe gelecekte dahi önemini koruyacak olsa da Batı ilaçlarına
olan talep her geçen gün artmakta. Çin ilaç endüstrisi 2004 yılında 7.5 milyar
dolarlık satı
ş yapmış aynı zamanda Batıda
geli
ştirilmiş 3.5 milyar dolarlık
ilaç ihracatı gerçekle
ştirmiştir. Çinlilerin ürettiği, çoğunluğu telif hakkı ödenmemiş kopya Batılı ilaçlar,
yaptırımların zayıf olan ve ucuz ilaca ihtiyaç duyan pek çok ülke tarafından
memnuniyetle ithal edilmektedir.
Batılı
ilaç 
şirketleri
Çin’e çekimser yakla
şır. Çünkü
Çin ilaç endüstrisi, bu 
şirketlerin
kazancında büyük pay sahibi olan patent ve telif haklarını ödeme konusunda
isteksizdir. Ba
şka
sektörlerin aksine, ilaç endüstrisi yasalar gere
ği ilacın formülünü devlete açıklamak zorundadır. Fakat Çin’de bu
gizli bilgiler, yasalara aykırı 
şekilde iç piyasaya sızdırılmaktadır. Dünyanın en karlı şirketlerinden Batılı ilaç devleri
Çin piyasasına girmekle formüllerini Çin ilaç sektörünün eline teslim etme
tehlikesi ile kar
şılaşştır. Belli bir ilacı geliştirmek için 15 yıllık
laboratuar çalı
şmaları ve
harcanan 250 milyon dolar yerine, Çinliler sadece 100 bin dolar harcayarak aynı
ilacı birkaç sene içinde piyasaya sürebilecek hatta ihraç edecek
hale geldiler. Batılı ilaç 
şirketlerinin fikir hırsızlığına karşı dava
açmasına ra
ğmen, Çin
mahkemelerinden çıkan karar, ülkede daha önce ba
şarıyla kopyalanmış ve
pazarlanmı
ş ilaçların
formüllerini patent koruması altına girmedi
ğidir.
Çin
hükümeti Batılıların mahkeme yoluyla sonuca ula
şma alışkanlığını görmezden gelerek
pazarlık yöntemini seçer ve durum ço
ğu kez Çinli ilaç firmalarının lehine sonuçlanır. Tüm bu
olumsuzluklara ra
ğmen Çin
pazarından çıkmayı hiçbir 
şirket
göze alamaz, hatta bazıları sırf piyasada kalabilmek için e
şi görülmemiş ödünler verir. Çin
hükümetinin ülkenin en büyük ilaç alıcısı konumunda olması ve fiyatları sürekli
şük tutma
iste
ğşirketleri yönlendirecek
kadar güçlüdür. Uygulanan stratejiler ba
şarılı olmakta ve bu sayede dünyanın en ucuz ilaç fiyatları Çin’de
bulunmaktadır.
Çin
hükümetinin Batılı ilaç 
şirketlerine
daha sert yakla
şmasının
ba
şka bir
sebebi, dünyaca ünlü ilaç firmalarının tarihteki en karlı 
şirketler olmasıdır. Çin en
kısa sürede kopyacı konumundan çıkıp ilaca olan dı
ş bağımlılığını ortadan kaldırmayı ve
bu kardan pay almayı hedeflemektedir. Çin, amacına ula
şmak için biyo-teknoloji araştırmaları konusunu çok
ciddiye alır. Kendi okullarında pek çok ara
ştırmacı yetiştirirken
aynı zamanda yurtdı
şına göç
etmi
ş deneyimli
beyinleri de cazip maa
şlarla
ülkeye geri dönmeye te
şvik eder.
Günümüzde
Çin’deki laboratuarlar Batıdaki benzerlerinden daha ilkel olmasına ra
ğmen, gelişime odaklı Çin’de genel
kabul görmü
ş “araştırmada özgürlük” anlayışı sayesinde, Batıda etik dışı sayılan ve araştırılması mümkün olmayan
konularda çalı
şma
yapmaya fırsat tanır. Böylece birçok yabancı ilaç 
şirketi Çin’de çok gelişmiş laboratuarlar kurmaya
ba
şlamıştır. Tartışmalı konuların başında Amerikan kilisesinden
de büyük tepki gören embriyonik kök-hücre ara
ştırması vardır. Çin’in doymak bilmeyen gelişme isteği, tıbbi kurumlar,
üniversiteler ve uluslararası 
şirketler arasında mükemmel işbirliklerinin kurulmasına da neden olmuştur. Bunlara ek olarak
yüzlerce biyo-teknoloji laboratuarı kurulmu
ş, konu üzerinde araştırmalar için yılda 600 milyon dolar bütçe ayrılmıştır.
Uzmanlar
Çin biyo-teknoloji pazarının yılda %13.5 büyüme ile 8.8 milyar dolarlık satı
şa ulaşacağını tahmin etmektedir.
Çinli 
şirketler
olgunla
ştıkça ve
ucuz beyin gücü pe
şindeki
yabancı 
şirketler
ülkeye ula
ştıkça bu
alandaki geli
şim
hızlanacaktır. Ara
ştırmalar
tıbba oldu
ğu kadar
tarıma da odaklanmaktadır. Artan nüfus ve kaybedilen tarım alanları Çin’e
geneti
ği değiştirilmiş tohum kullanımı gibi
pek çok tartı
şmalı
yöntemi benimsetmektedir. Çin’de ticari biyo-teknoloji alanındaki potansiyel
daha yeni ortaya çıkmaktadır ve de
ğişim
kaçınılmazdır.
Havacılık
Çin, ilaç
sektöründe oldu
ğu gibi
havacılık sanayisinde de en kısa sürede dı
şa bağımlılığını sona erdirmek
amacındadır. Uçak yapabilmek büyük kazançların yanında prestij anlamına gelir.
Amerikan Boeing ve Avrupalı Airbus arasındaki rekabeti görmezden gelmek
imkansızdır. Her iki firma pazar paylarını büyütmek ve daha geli
şmiş uçaklar geliştirmek için çabalamakta,
endüstrinin önemini iyi kavramı
ş ülke
yönetimleri bu 
şirketlere
destek olmaktadır. Batıya göre bakir Çin pazarı bu iki 
şirketin iştahını kabartır. Çin bir
süredir kendi tasarladı
ğı savaş uçağını imal edebilecek teknolojiyi
yakalamı
ş olsa
bile henüz bir yolcu uça
ğı geliştirememiştir. Satışları büyüyen Airbus şirketi, Çin havacılık
sektörünün 2020 yılına kadar 5 kat büyüyerek 140 milyar dolarlık bir pazara
dönü
şeceğini öngörmektedir. Boeing
ise potansiyeli daha önce fark etmi
ş ve Çin piyasasına erken adım atmıştır.
Bu sayede
yolcu uça
ğı satışları anlamında %65’lik
pazar payına ula
şştır. Buna ek olarak şirket, yerel imalatçıları
önemli birer tedarikçiye dönü
ştürerek
Çin havacılık sanayinin temellerini atmı
ştır. Çinliler uçak aldıkları şirketi düzenli olarak değiştirerek
hem fiyat dü
şürmekte
hem de hangi teknolojiden neyi transfer edece
ğini iyi tahlil edebilmektedir. Havacılık şirketleri büyümelerini
sürdürebilmek için Çin pazarından pay kapmak zorundadır. Bunu garantilemek için
de Çin havacılık sanayisine bilgilerini aktarmaktadır. Çin’de satı
ş yapabilmek ve
parçalarını bu ülkede üretmek küresel havacılık sanayisine çok yakında ciddi
bir rakip kazandıracaktır.
BÖLÜM 9
KORSAN ULUS
Her gün
gazetelerde Çin’deki korsan faaliyetler hakkında birçok haber yayınlanmaktadır.
Sahte kuduz a
şılarından,
taklit motosiklet ve otomobillere; telif haklarından, elektronik alet ve
tekstile kadar Çin’in sahtecilik veya korsan ürünlerde el atmadı
ğı sektör kalmamıştır. Çin dünyanın fabrikası
haline gelmi
ş olabilir
ancak, aynı zamanda piyasaya 250 milyar dolarlık sahte ürün sürmektedir. Kesin
olan 
şudur;
Çin’in dünya ticaretindeki payı arttıkça üretti
ği sahte mallarda aynı şekilde artacaktır.
İngiliz CARRATU şirketine göre dünya ticaretinin
%9’u sahte ürünlerden olu
şur. Ancak
Çin’in ekonomik varlı
ğı
arttıkça bu rakamın on yıl içinde ikiye katlanaca
ğı öngörülmektedir. Çin kanunlarına bakılınca ticari sahtecilik
konusunda herhangi bir geli
şmiş ülke kadar yaptırım
oldu
ğu
kanısına varılabilir. Bir ku
şak
öncesine kadar fikir haklarının korunması hakkında hiçbir kanunu olmayan,
ayrıca kopyalama ve ödünç alma alı
şkanlıkları geçmişten gelen
bir ülkede, devletin sahtecili
ğe karşı son yıllarda yaptığı baskınlar bazıları için
umut verici olabilir ancak kesin sonuç elde etmek imkansız görünmektedir.
Sokaklarda, pazarlarda satılan sahte Çin mallarında hiçbir azalma yoktur.
Genele
baktı
ğımızda
ise Çin ekonomisi sahte mal üreticileriyle deyi
ş yerindeyse kumar oynamıştır. Sahte mal üreticileri halka ucuz mal sağlar ve çoğu zaman bunlar ilaç, tıbbi
malzeme, gıda, okul kitapları ve giysi gibi vazgeçilmez ürünlerdir.
Yaptırımlarla sahtecili
ği
engellemenin, en ucuzunu arayan yoksul halkını zor durumda bırakaca
ğını bilen devlet, bu
konuda 
şimdiye
kadar ciddi bir çaba göstermemi
ştir.
Sahte üreticiler aynı zamanda Çinlilere, geli
şimin vazgeçilmezi ithal teknolojinin kopyasını düşük fiyatlarla sunmaktadır.
Pekin’de,
hazır giyim ve deri ürünleri, saat, çanta, çakmak vb. aksesuarlar, gibi birçok
malın satıldı
ğı,
dünyaca ünlü markaların sahtelerini bulabilece
ğiniz Silk Alley adında kocaman bir çarşı bulunmaktadır. Günde 10
bin ziyaretçi çeken bu pazarda Çinlilerin yanında 
şık hosteslere, bavul
ticareti yapan Do
ğu Avrupalılara
ve her milletten turiste rastlanabilir. Sadece Pekinle sınırlı kalmayan bu
pazarlarda satılan malların %90’ı sahtedir. Satı
ş yapan işletmelerin
ço
ğu yerel
yönetimle sabit bir vergi anla
şması
yaparak satı
ş izni
almakta ve faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir. Di
ğer yandan, Çin’de yabancı
sermaye ve bilgi birikimiyle kurulan fabrikalar aynı zamanda sahte malların
daha kaliteli biçimde üretilmesine neden olur. Dolayısıyla sahtecili
ğin ekonomiye katkısının
bilincinde olan yerel yetkililer bu faaliyetleri görmezden gelir.
Daha geniş bir kapsamda ele
alırsak, Çin’in sahte üreticilerinin dünyanın geli
şmiş ekonomilerini hiçe
saydı
ğını
söyleyebiliriz. Herhangi bir Çinli yetkiliye sorsanız, sahte ve korsan
ürünlerle sava
şmanın ne
kadar zor oldu
ğundan
bahsedecektir. Onlara göre ülke ilk önce insanlarını doyurabilmeli ve ekonomik
geli
şimin
önünü açmalıdır. Bu konuda haksız de
ğiller. Aslında devlet, sahteciliği, müdahale edilmesi gereken ciddi bir öncelik olarak görmez.
Sahtecilik istihdam sa
ğlar ve
yerel ekonomileri ayakta tutar. Merkezi hükümet, uluslararası ortamda sahtecili
ğe karşı sorunları tanısa bile
yaptırım ve uygulama yetkisi yerel hükümetlerdedir. Ancak kamu çalı
şanlarının çoğunun, arka sokaklarda sahte
mal üreten bir imalathaneye ortaklı
ğı veya korsan DVD, CD kopyalayan bir akrabası vardır…
Korsan Ulusun Akıllı
Gençleri
Kontenjanları
nüfusa oranla yetersiz olan Çin üniversitelerine giri
ş prosedürü hiç kolay
de
ğildir.
Sadece zorlu sınava en iyi hazırlanan akıllı ve hırslı ö
ğrenciler, geleceklerini
garanti altına alacak bir yüksekö
ğrenim programına girme hakkını elde edebilir. Eğitimin hayli kaliteli
ve
disiplinli oldu
ğu
üniversitelerden mezun olanlar çok iyi 
İngilizce konuşur, dünya
basınını, dünyaca ünlü ekonomi teorisyenlerinin makale ve kitaplarını takip
eder. Mezunlar ileti
şim ağının açtığı kapılara önem verir ve
kendi i
şlerini
kurmakta gecikmezler. Ellerindeki bilgi birikimi ve piyasanın sundu
ğu fırsatlar göze alındığında, bu insanların çok
farklı ve yenilikçi projeler pe
şinde koşması şaşırtıcı olmaz. Ancak
beklenilenin aksine, yaratıcı fikirlerin pe
şinde gitmektense önemli bir kısmı telekomünikasyon sektörüne
yönelmi
ştir.
Gençler özellikle cep telefonu servisleri dahilindeki oyun, melodi ve bilgi
hizmetlerine odaklanmı
ştır.
Bunun ba
şlıca
sebebi, bu hizmetlerin fikir hırsızlı
ğına karşı en
korunaklı sektörde yer almasıdır.
Tasarım
ve fikirlerin bir çırpıda çalındı
ğı Çin pazarında, bu tip hizmetler bir şekilde dokunulmazlığa sahiptir. Çünkü, cep
telefonu aracılı
ğıyla
verilen mesaj ve e
ğlence
hizmetleri sadece operatörler tarafından kullanıcıya ula
ştırılabilir. Bir oyun 1
doların altında kullanıcı telefonuna yüklense de aynı oyunun milyonlarca kez
milyonlarca kullanıcı tarafından cep telefonlarına indirilmesinden do
ğacak kazanç büyüktür. Çin
gençlerinde yenilikçi fikirlerin bollu
ğuna rağmen, her
biri bilgi hırsızlı
ğının
yarattı
ğı
tehlikenin farkındadır ve korunmak için sahtecili
ğin en az olduğu
alanlarda çalı
şmaya
meyillidir.
Korsan Yazılım
Dünyanın
geli
şmiş ülkelerinde alacağınız herhangi bir
bilgisayar neredeyse istinasız bir 
şekilde Windows veya benzeri bir işletim sistemi ile birlikte satılır. Bu ülkelerdeki bilgisayar
üreticileri bu yazılımların lisans ücretlerini 
şirkete peşin ödeyip faturayı son
kullanıcıya keser. Öte yandan Çin’de alaca
ğınız hiç bir bilgisayar hazır yüklenmiş yazılım ile sunulmaz.
Çinli tüketiciler bu tarz bir uygulamanın bir lüks ve dahası gereksiz oldu
ğuna inanır. Çinliler seri
üretim bir ürünün, ancak üzerine basıldı
ğı mecradan (CD, DVD gibi) bir kaç kuruş fazlasına satılmasını
kabul eder. Daha pahalı olan her ürünün kopyalanmasını bir gereklilik olarak
görürler. CD ve DVD’lerde oldu
ğu gibi,
Çin’de yazılım korsanlı
ğı çok
yaygındır.
Çinli
bilgisayar pazarlamacılarının bir iki dakika içinde gerekli yazılımları
yüklemesi o kadar kolay ve sık uygulanan bir i
şlemdir ki, lisanslı yazılım satın alanlara enayi gözüyle
bakılmaktadır. Dünyanın en çok kullanılan yaratıcı yazılım paketi, ABD’de 750
dolara satılmaktayken Çin’de ödenecek miktar 2 dolardan fazla de
ğildir. İşin ilginç yanı, Çin
sürümleri sürekli güncel tutuldu
ğundan, Batılı kullanıcılar yeni aldıkları bir sistemi güncellemek
için internette saatler geçirirken, Çinli kullanıcılar korsanlar sayesinde bu
dertlerden uzaktır. Çinliler i
şlerini
düzgün yapmalarına yardımcı olacak tüm geli
şmiş yazılımlara
nerdeyse bedavaya sahip olabilmektedir. Dahası ilk yükleme sırasında eksik
kalan yazılımlar Çinli korsanların i
şlettiği
internet sitelerinden bulunabilir veya güncellenebilir. Dünyada çok az ülke
böylesine organize ve iyi çalı
şan bir
korsan piyasaya sahiptir.
Bu gevşek ortamda korsan yazılım
oranı %90’dır ve dünya yazılım sanayisine getirdi
ği zarar 3.8 milyar dolar civarındadır. Microsoft’un 2004 yılı
gelirinin 8.1 milyar dolar oldu
ğu düşünülünce bu rakam o kadar
ciddi görünmeyebilir ancak Çin’de aynı sene satılan 10 milyon bilgisayardaki
yazılımların %90’ının korsan oldu
ğu düşünülünce,
zarar 10 milyar doları geçmi
ş gibi
görünmektedir. Çin pazarının her sene %10 büyüdü
ğünü de hesaba katınca çok daha büyük kayıplar ortaya çıkmaktadır.
Korsan
yazılımın Çin’de bir gece içinde yasaklandı
ğını varsaysak bile toplumun çoğunluğu, her
biri 500-1000 dolar arasında seyreden yazılımları alacak güçte de
ğildir. Çinliler bu durumun
fakındadır. Savunmaları ise fiyatlar bu kadar yüksek seyrettikçe korsan
yazılımın görmezden gelinece
ğidir.
Rekabeti olmayan Microsoft ürünlerinin çok pahalı oldu
ğu kanısı yaygındır. Bu
noktada Çin’in sordu
ğu kilit
soru: Tüketiciler, korsanı olmadıkça bir ürünü zaten satın
alamayacaksa, üretici 
şirketler nasıl satış kaybından bahsedebilir? Elde edilecek
kar yoksa, kayıplardan da
söz edilemez…
Bu iddia
oldukça inandırıcıdır. Dolayısıyla, küresel bilgisayar üreticilerinin Çin
politikalarını revize etmeleri konusunda etkili olmu
ştur. Microsoft, fiyatlarını
şürmemekte
kararlı oldu
ğu halde,
Çin pazarının ço
ğunluğunu elinde tutan
üreticilerle lisans anla
şmaları
yapmak zorunda kalmı
ştır.
Bunlara ra
ğmen
Microsoft’un karlılı
ğı garanti
de
ğildir.
Kızgın rekabet, iyi donanımlı bilgisayar fiyatlarını Çin’de 350 dolara kadar dü
şürmüştür. Sürekli düşen fiyatların arkasında;
teknolojik geli
şim ve iş gücü ucuzluğunun yanı sıra makinaların
yazılımsız olarak satılması yatar.
Korunması
gereken fikir ve telif hakları çok olan Batılı ülkeler, konuyu yasal yönden
algılayacaklarına durumu küresel çapta politik bir güç oyunu olarak görmelidir.
Geçen zaman, Çin’in sahte ve korsan ürünlerden kayıp yerine kazanç elde etti
ğini ve dünyanın diğer ekonomilerine olan dehşet verici etkilerini
umursamadı
ğını
göstermektedir.
Sömürgecilerden İntikam
Çin
devletinin uluslararası fikir ve telif hakları korsanlı
ğını kontrol altına almadaki
sözde ba
şarısızlığı aslında iş yerlerine ve halkına
milyarlarca dolar de
ğerinde teşvik, hibe yardım anlamına
gelmektedir. Ba
şka bir
deyi
şle,
Çin’in kapsamlı sahtecilik ve korsan faaliyetleri sömürgeci orduların bir
zamanlar yaptı
ğı gibi
kurbanlarının ekonomilerini i
şgal
etmekte, en de
ğerli
varlıklarını ellerinden almakta ve böylece kurbanlarının kar
şı koyabilme direncini yok
etmektedir. Çin’in küresel gücü arttıkça ülkeye yasal olmayan yollardan giren
ve kullanılan bilgide patlama olacaktır.
Kuşaklardır ortaya konan
emekle bir araya getirilen dünya zenginli
ğinin dağılmasına
neden olan tek unsur, Çin’in bu davranı
şı olamaz. Sorumluların arasında Çin olsa da, esasında dünyanın
geri kalanı kendine dönüp bir bakmalıdır. Çin, zenginli
ğini ve gücünü arttıracak
fırsatları de
ğerlendirmek
isteyen herhangi bir ulustan farklı davranmamı
ştır. Şu ana
kadar fikir hırsızlı
ğı Çin’e
çok az kayıp vermi
ş, tersine
fazlasıyla fayda sa
ğlamıştır. Çin’in dünya çapında
kabul görmü
ş kaliteli
mallar üretmesi için yapılan yatırım, aktarılan uzmanlık, tedarik edilen
donanım ve yazılım aynı zamanda dünyanın en geli
şmiş, büyük
ve ba
şarılı
yasadı
şı imalat
merkezini de yaratmaktadır. Yıllarca acımasız sömürgecilerle ezilip a
şağılanan Çin halkı, haklı
olarak, yabancılardan çalınacak hiç bir 
şey için pek merhamet göstermez.
BÖLÜM 10
ÇİN-AMERİKAN EKONOMİSİ
Çin’in
dünya çapında etkisini hissetmek için insanların Çin malı DVD oynatıcılar veya
bir 
İsviçre
markası saatin orjinalinden zor ayırdedilen taklitlerini kullanıyor olması
yeterlidir. Hele i
şlerini
Çin rekabeti yüzünden kaybetmi
ş olanlar
için Çin’in varlı
ğı çok
daha farkedilir durumdadır. Oysa genel çerçeveye bakıldı
ğında Çin, Amerika dahil
dünyanın tüm bölgelerinde her alanda kendini gösterir. Çin dı
şında her yerde kapanan
imalathaneler, çöken ulusal sektörler, Çin talebinin artmasıyla yükselen petrol
fiyatları, korsan piyasanın ötesinde, aslolan Amerikan hatta dünya ekonomisinin
Çin’e ayrılmaz 
şekilde bağımlı hale gelmesidir. Bunun
nedenleri açıklanırken soyut ö
ğeler
kullanılsa bile iyice kavrandı
ğında
cebinizdeki bozuk para kadar somut bir gerçe
ğe dönüşür.
Perakende
satı
ş yapan
herhangi bir ma
ğazada
fiyat etiketleri kontrol edildi
ğinde, Çin
mallarının tüketiciye tasarruf sa
ğladığı açıktır.
2004 yılında Çin’den Amerika’ya yapılan 170 milyar dolarlık ticaret hacmine
göre, Çin malları Amerikalı tüketicilere yakla
şık 150 milyar dolar kadar tasarruf ettirmiştir. Araştırmayı yapan Amerikan
hükümetinin Çin Politikasından sorumlu ekonomist Hufbauer, Çin fiyatlarının tüm
dünyada fiyatların dü
şmesine
neden oldu
ğunu
söylemektedir. Daha önceleri ba
şka
ülkelerden ithal edilen mallar, 
şimdi çok daha ucuza Çin’den getirilmektedir ve böylece daha ucuza
Amerikan iç piyasasına sunulabilmektedir. Çin’in tüketiciye sa
ğladığı tasarruf, nerdeyse
Amerikan hükümetinin uygulamaya koydu
ğu vergi indirimleri ve yasal düzenlemeler kadar etkilidir. İşin ilginç yanı, ucuz Çin
mallarının sa
ğladığı tasarrufa en çok ihtiyacı
olanlar arasında Çin rekabeti yüzünden i
şini kaybetmiş insanlar
gelir.
Geçmişte hammadde tutarındaki
artı
ş doğrudan fiyatlara dolayısıyla
tüketiciye yansıtılırken, Çin rekabeti sayesinde bu dinamik de
ğişmiştir. Çin imalatçılarının
fiyatları a
şağı çeken baskısı,
hammaddenin pahalıla
şğı şu günlerde bile etkisini
sürdürmektedir. Çin’deki ekonomik patlama 2003- 2004 arasında çelik, bakır,
alüminyum, nikel, plastik gibi neredeyse her çe
şit endüstriyel maddenin fiyatını yükseltirken otomobil
fiyatlarında dü
şüşe neden olmuştur. Bunun en önemli nedeni
Çin’in üretti
ği ucuz
araba parçalarıdır. 2003’te pamuk son yedi yıldır en yüksek fiyata ula
şğı halde, Amerikan mağazalarında satılan
konfeksiyon ürünlerinin fiyatlarında dü
şüş görüldü.
Aslında 1998-2004 yılları arasında Amerika’da Çin’den ithal edilen her çe
şit mal, düşük fiyatlarla piyasaya
sunulmu
ştur. Kişisel bilgisayar fiyatları
%28; televizyon %12, kamera ve oyuncak fiyatları %8’lik dü
şüş gösterdi, ayrıca
elektronik, konfeksiyon, ayakkabı ve sofra takımlarının fiyatları da inanılmaz
derecede ucuzladı. Fiyatlardaki bu dü
şüşün
yanında, aynı dönemde ABD’de hayat pahalılı
ğının %16 oranında arttığını belirtmek gerekir. Bu nedenle Çin’in piyasa fiyatlarını düşürmesi Amerikan tüketicisi
tarafından memnuniyetle kar
şılanmıştır.
Amerika’nın
ithalat yaptı
ğı ülkelerin
ba
şında
yüksek gelirli ülkeler geldi
ğinden,
Çin gelecekte de Amerikan tüketicisine uygun fiyatlar sunmaya devam edecektir.
Ancak Amerika, dü
şük
gelirli 58 ülkeden mal almayı sürdürmektedir. Haiti, Kongo, Nepal gibi sorunlu
bölgelerin yanında Hindistan ve Endonezya gibi ticari umut vaat eden ülkelerden
de ithalat yapmaktadır. Tüm bu ülkelerde çalı
şanlar, ortalama bir Amerikalının kazandığının yirmide birini veya
daha azını kazanır. Bahsedilen dü
şük gelirli ülkeler bir yana, Amerika ve dünya ticaretinde Çin başroldedir. Gidişata bakılırsa, 2011’e geldiğimizde, başta Çin olmak üzere ihracat
yapan dü
şük
gelirli ülkeler, Amerikanın ithal etti
ği her şeyin
%24’ünü üretiyor olacaktır.
Çinmalları
genellikle mümkün olan en ucuz fiyattan satılır, ancak istisnalara rastlanır.
Fiyatı belirleyen satılan malın ne oldu
ğuna ve söz konusu endüstrinin devlet koruması için yaptığı lobi faaliyetlerinin başarısına bağlıdır. Sektörler kendi
çıkarlarının pe
şinde koşarken, korunmaya en çok
ihtiyacı olan tüketicinin çıkarları gözardı edilir. Örne
ğin, Amerikan iç giyim
endüstrisini milyonlarca dolarlık kayıptan kurtarmak için Bush yönetiminin
2003’te Çin ürünlerine koydu
ğu kota
nedeniyle Amerikan firmalarının zararı önlenmesine ra
ğmen tüketicinin faturası
kabarmı
ştır.
Para Hakkında
Çin’le
ekonomik ili
şkiye
girmekten kaçınmak, yatırımcılar için Amerikan veya Japon ekonomisinden uzak
durmak kadar imkansızdır. Bunun temel nedeni, Çin para biriminin hala Amerikan
dolarına sıkı sıkıya ba
ğ
olmasıdır. Çin hükümeti zaman içinde para birimini serbest pazar de
ğerine daha yakın hale
getirece
ğini iddia
eder ancak bunu bilinçli 
şekilde
gayet a
ğırdan
alır. Daha de
ğerli bir
“yuan” Çin ekonomisinde büyük sorunlar yaratır. Etkileneceklerin ba
şında çoğunlukla fakir, ürünleri
göreceli pahalı, altyapısı yetersiz olan çiftçiler gelir. Çin para biriminin de
ğerlenmesi halinde Çin
piyasasındaki ithal ürünlerin Çin’de üretilenlerden daha ucuz fiyatlara
satılmasına neden olabilir. Bu durum Çin çiftçisini zenginle
ştirmek isteyen devlet
politikalarına ters dü
şer.
Kendi
parasının de
ğerini
dolara sabitlemek için hükümet, Çin’deki tüm döviz i
şlemlerini resmi kurdan ve
sadece devlet kontrolündeki bankalar aracılı
ğıyla yapılmasına izin verir. Çin’deki doların neredeyse tamamı
merkez bankasında saklanır. 
İhracat yapan Çin şirketlerinin kazançları ve yabancı yatırımcıların paraları
devletin hesaplarında birikir. 2005 yılı sonunda Çin’in döviz rezervleri 794
milyar dolara ula
şarak
rekor kırmı
ştır. Bu
rakam Çin’in GSY
İH’sının
üçte birine e
şdeğerdir. Bir örnek vermek
gerekirse Çin’in döviz rezervleri dünyanın 15. büyük ekonomisi olan Brezilya’da
2005 yılında alınıp satılan her 
şeye eşittir.
Para biriminin kontrolünü elinde tutmak için Çin, dolarları devlet bankalarına
satmaları için insanlarına daha iyi kurdan alım garantisi verir.
Bir süre
öncesine kadar hiçbir ulus veya endüstri Çin’in uyguladı
ğı bu sistemden şikayetçi değildi. İşin başında Çin ekonomisinin
boyutları tehdit unsuru olu
şturmuyordu.
1990’lı yıllarda ya
şanan Asya
Krizi yüzünden Kore, Endonezya ve Tayland para birimleri dibe vurmu
şken Çin, para biriminin
devalüasyonuna izin vermek yerine dolara ba
ğlı kalmayı seçti. Böylece diğer ülkelerin toparlanması yıllar sürerken Çin ilerlemesini
sürdürdü. Dolara ba
ğlı yuan,
ihracat anlamında di
ğer
ülkelere e
şsiz
fırsatlar verirken ülkeyi döndüren güç olan yabancı sermayeyi çekmeyi ba
şardı.
Şimdilerde olayın
boyutlarını idrak eden dünya ekonomilerine göre Çin, yuanı fazlasıyla de
ğersiz göstermektedir.
ABD’deki Uluslararası Ekonomi Enstitüsü, yuanın, gerçek de
ğerinin %15-25 altında işlem gördüğünü hesaplamıştır. Uygulamanın
adaletsizli
ğini
savunanların ba
şında
Amerikan imalat sektörü gelir. 
Şikayetler üzerine harekete geçen bazı Amerikalı avukatlar IMF
kurallarını temel alarak Çin’in yaptı
ğı kur düzenlemelerinin yasal olmadığını beyan etmiştir.
Suçlamaların blöf oldu
ğu kanısı
yaygındır. Hiç kimse uluslararası bir mahkemenin Çin’in uyguladı
ğı para politikalarını
yargılayabilece
ğine
inanmaz. Çin’in yasadı
şı bir iş yapıp yapmadığı IMF kurallarını okuyanın
yorumuna kalmı
ştır.
İşin pratiğine bakacak olursak, Çin’in
politikalarının yasal olup olmadı
ğının bir önemi yoktur, çünkü Amerika dahil hiçbir ülke, Çin gibi
bir güce, ekonomi politikalarını de
ğiştirmesini
dayatamaz. Durumdan rahatsızlıklarını birebir iletmek isteyen G7 ülkeleri
Çin’le Ekim 2004’te toplanmı
ştır. Her
zaman oldu
ğu gibi
Çin, de
ğişmeye söz vermiş ancak bunu ne zaman
ve nasıl yapaca
ğını beyan
etmemi
ştir.
Dahası, Çin yetkilileri, kendi çıkarları ve dolayısıyla di
ğerlerinin çıkarları doğrultusunda politikalar
benimseyip uygulayacakları konusundaki kararlılıklarını dile getirmi
şlerdir. Çin Merkez Bankası
Ba
şkanı Li,
konu hakkında yaptı
ğı
açıklamada; “Çin’i de
ğişime
zorlamak ABD’ye zarar verir. Altın yumurtlayan tavuk kesilmez”
 yorumunu
yapmı
ştır.
Halkını
fakirlikten kurtarmak için Çin’in geli
şmesi gerekmektedir. Bunu başarmak, halkına ucuz fiyatlarla mal temin edebilen bir para
birimine ba
ğlıdır.
Çinli yöneticiler zamansız bir de
ğişimin Çin
ekonomisine zarar verece
ğinin,
hatta tüm dünyanın ekonomilerine olumsuz etkisi olaca
ğının farkındadır. Bu yüzden
Çin’in ekonomik sistemini de
ğiştirmesi ani ve radikal bir
biçimde olmayacaktır.
Dolar Sersemliği
Dünya
üzerinde dü
şük yuana
sırtını yaslayan yalnızca Çin de
ğildir. Jeopolitik ve ekonomik nedenlerden dolayı Amerika’nın ve
dolayısıyla dünyanın geri kalanının Çin para birimine ba
ğımlılığı giderek artmaktadır. Bu
karma
şık durum,
Çin’in para birimini istedi
ği değerde tutabilmek için
uyguladı
ğı
politikaların boyutu ve tarzıyla ilgilidir. Uluslararası para piyasalarında,
ülkelerin para birimleri temsil ettikleri ekonomilerin ini
ş çıkışlarına göre
temellendirilir.
Örneğin; dünya çapında Norveç
yapımı kazaklara talep birdenbire artsa, Norveç kronunun de
ğeri de aynı oranda artar.
En azından teoride böyledir. Amerikalılara göre, dünya çapında Çin ürünlerine
olan talep Çinlilerin di
ğer ülke
ürünlerine olan talebinden kat kat fazladır. Ancak daha önce bahsetti
ğimiz gibi, gerçekler
farklıdır. Çin’in ithalatı ihracatına hemen hemen e
şittir. Öyleyse Çin para
biriminin taleple do
ğru
orantılı olarak de
ğer
kazanması için fazla neden yoktur. Kaideyi bozan ise Çin’in Amerikan doları
rezervinin büyüklü
ğüne neden
olan ülkeye giren yabancı para akı
şıdır. Eğer Çin
bütün dolarlarını harcasaydı, piyasa dolar doygunlu
ğuna ulaşır ve doların değeri hızla düşerdi. Ancak hesabını iyi
yapan Çin, elindeki dolarları satarak doların de
ğerini düşüreceğine parasını ABD
tahvillerine yatırarak aslında Amerika’ya borç vermektedir. 
İşin aslı oldukça karmaşıktır.
Çin o
kadar çok tahvil satın almaktadır ki, sadece Amerikan para biriminin de
ğerini arttırmakla kalmayıp
Amerikanın genel borcunu da yükseltmektedir. Çin, yüksek miktarda Amerikan
hazine bonoları ve di
ğer kamu
ve özel borçlanma ka
ğıtlarına
yatırım yaparak aynı zamanda, Amerikan faiz oranlarının dü
şmesine neden olur.
Çin
yatırımları, devlet tahvilleri ile sınırlı kalmayıp de
ğerli ABD şirketlerinin hisselerini de
kapsar hale gelmi
ştir. Işin ilginç yanı, alınan
hisselerin ço
ğunun
Çin’de servet kazanan ABD 
şirketlerine
ait olmasıdır. Böylelikle Çin, Çin’de kar yapan Amerikan 
şirketleri üzerinden
dolaylı 
şekilde
kazanç elde eder. Çin, ABD’ye borç vermeye devam ettikçe Amerikan vatanda
şı daha düşük faizlerle
borçlanabilmekte ve bu, faiz oranlarının Çin dahil, dünya çapında dü
şük olmasını sağlamaktadır. ABD faiz
oranları Çin bankalarının nasıl borçlandı
ğını belirler. Bunun neden olduğu düşük yerel
faiz oranları ülkenin sınai geli
şimini hızlı ve kontrolsüz hale getirmekte, el atılan her sektörde
üretim fazlası yaratmaktadır. 
İşte tüm bunlar dolara bağlanmış yuanın
dünya üzerindeki dalgalı etkileridir.
Altın Yumurtalar
Bu sayede
ABD ve Çin birbirine giderek ba
ğımlı hale
gelmi
ştir. Çin,
ihracat ve istihdamı sürdürebilmek için, de
ğeri düşük bir
para birimine ihtiyaç duyar. Ancak de
ğeri düşük bir
yuan, Çin halkını dünya pazarlarından mal alırken kayıplara u
ğratmaktadır. Benzer şekilde, bankada yatan
parası, getirisi az Amerikan devlet tahvillerine aktarılan Çinli yatırımcılar,
getiri olasılı
ğı kat kat
fazla ancak riski yüksek olan Çin ekonomisinin kazançlarından mahrum bırakılır.
Bu kapsamda bakarsak, Amerikalılardan ortalama 14 kat az kazanan Çinliler,
Amerikan vatanda
şının
bitmek bilmez alı
ş-veriş çılgınlığını sübvanse etmektedir.
Çin bu oyunda yanlız değildir. Japonya başta olmak
üzere, dünyanın önde gelen ekonomileri ABD’ye borç vermekte ancak yine de
ABD’nin 2.2 trilyon dolarlık dı
ş borcunun
yakla
şık
%25’ini Çinliler kar
şılamaktadır.
Mevcut ABD ekonomisi borç içindedir. 2004 yılı rakamlarına göre devlet borcu
7.5 trilyon dolar ve Amerika’nın kollektif borcu 9.5 trilyon dolarla tüm
zamanların en yüksek de
ğeridir.
Amerikalılar, dü
şük faiz
oranlarından faydalanarak borçlarını kapatmak yerine, bu ortamı daha çok
harcamak için bir bahane olarak kabul etmi
ş gibi görünmektedir. Çin ise şimdilik bu hovardalığı finanse etmeyi tercih
eder.
Doğal
olarak, yatırım yapılabilecek ABD tahvilinin bir sınır vardır. Çin’in çaldı
ğı ikinci kapı AB’dir. Euro,
dolar ve dolayısıyla yuana kar
şı
sabitlenmi
ş olmadığından Euro tahvillerine
yatırım yapmak, Euro’ya, ABD ve Çin para birimleri kar
şısında değer kazandırır. Tüketiciler
için bu durum, Çin mallarının Avrupalılar için daha ucuz olmasına, Avrupa 
şirketlerinin ise Çin
rekabetine daha rahat kar
şı
koymasına imkan tanır. Ancak Çin, ba
şta Almanya olmak üzere Avrupa’nın uzmanlaşş şirketleri için giderek daha
ciddi bir tehlike haline gelmektedir.
Yuan bir gün değer kazanacak mı?
ABD ve
Çin arasındaki bu ba
ğımlılığın sağlıklı bir şekilde sürmesi neredeyse
imkansızdır. ABD’nin sonsuza kadar büyük borçlar altına girip daha yüksek
ticaret açıkları vermeye devam etmesine olanak yoktur. Clinton hükümetinin
ekonomi danı
şmanlarından
J. Frenkel’e göre “Bir zamanlar ev sahibi olan Amerikalılar, hayat
tarzları
 nedeniyle artık kiracı konumuna gelmi
ştir. Kiracı konumunda
olanlar dikkatli ya
şamak
durumundadır.” 
Frenkel, Asyalı yatırımcıların pazardan çekilmesiyle
Amerikan halkının yüksek faiz oranlarıyla kar
şılaşacağını ve ekonomik ortamın
hızla ini
şe geçeceğini öngörmektedir: “Benzer süreçlerden
geçen ülkelerde insanlar pani
ğe kapılmıştır.
Böyle bir denklemin Amerika’nın politik varlı
ğını kesinlikle zedeleyeceğini söylemek güç ancak
böyle bir ihtimal mevcut”
.
ABD, ulusal zenginliğini tüketime ve verimsiz devlet harcamalarına akıttığı sürece, ekonomi
üzerindeki olumsuz etkilerinin kalıcı olmasına neden olacak, ülkeyi kaçınılmaz
bir çökü
şe
sürükleyecektir. Bu en kötü senaryodur. Arjantin ve Brezilya örneklerinde oldu
ğu gibi bu hatalar büyük
ülkeleri çökme noktasına getirmekte, ekonomilerini tekrar ayaklandırmaya
yardımcı olacak aygıtlardan yoksun bırakmaktadır. Ve yine, Çin ve ABD’nin
zengin bir gelecek için seçti
ği yol,
iki ülkeyi de büyük riskler altına sokmaktadır. Mallarını satın alacak bir
ABD’den yoksun Çin, geli
şimini
sürekli kılamaz; Çinlilerden borç alamayan bir Amerika harcama yapamaz. Ba
şka ülkeleri besleyen
Çin-ABD ikilisinin çökü
şü ise tüm
dünyayı etkileyebilir.
Elbette en kötü senaryo gerçekleşmek zorunda değil.
Çin’in serbest bir para piyasasına geçi
şi kademeli olabilir. Diğer yandan, daha değersiz bir
dolar, Amerikan insanına tasarrufu ve disiplinli devlet bütçeleri
uygulamalarının önemini hatırlatabilir.
BÖLÜM 11
ÇİN ASRI
Dünya ve
özellikle Amerika, Çin’de olan bitenden gerçekte ne kadar haberdardır? Yüzeysel
olarak bakarsak her 
şey açık
görünmektedir. Ancak, her gün duydu
ğumuz haberler gerçek olduğu kadar hayali bir Çin’i resmetmeye devam eder. Çin’in nasıl değiştiğini gerçekten iyi özümsemek
için hepimizin hayret uyandıran ba
şarı hikayelerinden ötesini görmemiz gerekir. Bunu söylemek kolay
olsa bile olayın aslını görmenin önündeki engeller nicedir. Bir yandan Çin’in
devlet kontrolündeki haber kaynakları, di
ğer yandan savaş ve
iç politikayla me
şgul dünya
ülkeleri olayın kapsamlı 
şekilde
idrak edilmesine engel olmaktadır. Dahası Çin’de olan bitenlerle en çok
ilgilenmesi gereken 18-34 ya
ş arası
e
ğitimli
nüfus konuya ilgisizdir. Endi
şe verici
di
ğer bir
konu ise, geli
şmiş toplumların Çin’in
yarattı
ğı köklü
de
ğişikliklere karşı aldıkları önlemler
hakkında konu
şmaktan
kaçınmalarıdır.
Aslında
sorulması gereken ilk soru istihdamın gelece
ği hakkındadır. Amerika’daki tüm gazeteler taşınan ve kapanan işyeri ilanlarıyla dolup taşar fakat ABD hükümeti ucuz
i
ş gücüne
kaptırılan i
ş kayıplarıyla
ilgili resmi istatistik bulundurmaz. Güvenilir veriler, bu göç e
ğiliminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir.
Verilerdeki eksiklikleri kapatmak isteyen ABD-Çin Ekonomik ve Güvenlik Ara
ştırma Komisyonu, yetersiz
kalmakla birlikte 2004 yılının ilk çeyre
ğini kapsayan bir sayım tamamlamıştır.
Buna göre
ABD, Avrupa, Güney Amerika ve Asya ülkelerinden Çin’e ta
şınan şirketlerde, 3 sene öncesine
göre büyük bir artı
ş vardır.
Ortaya çıkan ba
şka bir
gerçek ise üretimini Çin’e ta
şımayı
planlayan Amerikalı 
şirketlerin,
e
şzamanlı
olarak üretimini ucuz i
şgücü
sunan ba
şka
ülkelere de ta
şıdığıdır. Bunun nedeni ucuz işgücü sağlayan diğer ülkelerin, Çin
rekabetiyle ba
şa çıkmak
için fiyatlarını dü
şürmesi
sayesinde Amerikan 
şirketleri
için cazip hale gelmeleridir. Ara
ştırma ayrıca Çin’e taşınan ABD şirketlerinin
profilinde de
ğişiklikler kaydetmiştir. 2004 yılında taşınan şirketler genellikle köklü,
büyük, halka açık ve karlılı
ğı
yüksektir. Bu e
ğilimden
en çok zarar görenlerin sendikalara üye i
şçileri olan sektörler olduğunu tahmin etmek zor değildir. Sendikal haklarını talep etmeyen bir işgücünü yeğleyen yöneticiler için, Çin
fazlasıyla çekicidir. ABD’de bu sektörlerdeki istihdam azalırken bir yandan
sendikaların kendileri de güçsüzle
şmektedir. İşçinin
hakkını devlet ve 
şirketler
nezdinde arayan bu örgütlerin zayıflaması, i
şçi haklarını sınırlayacağı gibi şirketlerin
de Çin’e ta
şınma
hızını arttıracaktır.
ABD’de
kurulan Rekabet Konseyi ba
şkanı D.
Wince-Smith’e göre, ABD’nin ulusal güvenli
ğini ve gelişimini
devam ettirecek tek yöntem sürdürülebilir yenilikçiliktir. Smith yenilikçili
ğin, rekabet kabiliyetini ve
ekonomik büyümenin temelini olu
şturan
üretimi körükleyece
ği görüşündedir. Ancak bu noktada
unutulmaması gereken 
şey,
yenilikçili
ğin izole
olmu
ş küçük
gruplar tarafından de
ğil,
sektör hakkında güncel bilgi ve deneyim temin eden bir çevrede ortaya çıktı
ğıdır. Çin böyle bir ortam
sunabildi
ği için
yenilikler yaratabilmektedir. Amerika’nın yenilikçi ekonomik bir güç olarak var
olabilmesi için “eksiksiz ekonomi” olması gerekir. Bunun için,
giri
şimci
Amerikalılar uzak diyarlarda zenginlik aramadan önce, Amerikan i
ş dünyasının yok
olmanın e
şiğindeki dinamik iletişim ağını onarmaya vakit
ayırmalıdır.
İletişim ve Eğitim
Yapılacaklar
bununla sınırlı de
ğildir.
Amerikan halkı yabancı dil ö
ğrenmeye
daha hevesli olmalıdır. Çin, 
İngilizce öğrenmenin
önemini çok iyi kavramı
ştır. Bu
altyapı Çin’in daha etkin ileti
şim
kurmasına, bilim ve teknoloji alanlarında ilerlemesine ve daha önce el
atamadıkları sektörlere giri
şmesine
yardımcı olmaktadır. Ayrıca, Çin’in 
şekillendirdiği bir
dünyada rekabeti sürdürmek isteyen bir Amerika’nın e
ğitim sistemini acilen
gözden geçirmesi gerekir. Emlak  vergilerinin yükselmesini istemeyen
toprak zenginleri, ABD okullarına yapılan yatırımın önünü kesmektedir. Bu
yüzden okullar bakımsız kalmakta, yetenekli ö
ğretmenler geçim sıkıntısı nedeniyle başka işlere geçmekte, kalifiye
olmayan ö
ğretmenler
i
şe
alınmakta ve sonuçta e
ğitim
seviyesi yetersiz ö
ğrenciler
mezun olmaktadır. Temel e
ğitim
daima bir öncelik olarak kalmalıdır ve bu sadece bilinçli bir halkın baskısıyla
gerçekle
şebilir.
Öte yandan yüksek ö
ğrenim
kurumları da gerilemektedir. Bir zamanlar dünyanın en zeki insanları için bir
mıknatıs olan ABD üniversiteleri çekiciliklerini yitirmektedir. 11 Eylül
olaylarını takip eden süreçte ba
şta vize ve güvenlik sorunları başka ülke üniversitelerinin pazar paylarını büyütmesine yardımcı
olmu
ştur.
şük maliyetli ve yetenekli işgücüne sahip Çin’le rekabet
edebilmek her i
ş kolunu
teknolojik anlamda geli
şmiş hale getirmeyi
zorunlu kılar. Bu talep Amerikan çiftçisini bile bilgi ekonomisinin bir
parçasına dönü
ştürmüştür. Sıradan bir çiftçi
güne bilgisayarından borsa tahıl fiyatlarını, 5 günlük hava raporunu
inceleyerek ba
şlayabilir.
GPS ekipmanı ile donatılmı
ş son
model biçerdöverine koordinatları girerek tarlada zaman kaybetmek yerine bir
sonraki sene ekece
ği hibrit
tohumları satın almaya gidebilir. Bu verimlilik sayesinde Amerika’nın fasulye
ve mısır fiyatları, Çin pazarında, Çinli çiftçilerin üretti
ğinden daha ucuz
olabilmektedir. Sadece çiftçiler de
ğil, perakende ve hizmet sektörü çalışanları da karmaşık ekipmanlar
kullanmak, veritabanları idare etmek ve yeni teknolojileri daima takip etmek
durumundadır.
Amerikan
i
şgücünün
tamamının yüksek teknoloji sektörünün parçası olması mümkün de
ğildir. Ancak eğitim sistemi mümkün olan en
fazla yüksek teknoloji çalı
şanı mezun
etmeye yo
ğunlaşabilir. Ne yazık ki
günümüzde bu tarzda ulusal bir irade yoktur. Tarih tekerrür etti
ğinden, böyle bir iradenin
ancak bir kriz ortamında ortaya çıkması muhtemeldir.
Peki
Amerika rekabet krizinden ne kadar uzaktır? Sonuçta Çin, dünyayı sarsacak bir
teknoloji ürünü geli
ştirmedikçe
geli
şmiş ekonomiler
mertebesine ula
şş kabul edilmeyecektir.
Ancak Çin elbette böyle bir ürün geli
ştirecek ve bu tek bir sektörle sınırlı kalmayacaktır. Bu değişken ortamda ülkelerin bel
ba
ğladığı ekonomiler bir gecede
buharla
şabilir
haldedir. Ar-Ge’ye gerekti
ği kadar
ödenek bulamayan beyinler birer birer Çin’e transfer olmaktadır. Örne
ğin süper-bilgisayar geliştirmeye yoğunlaşan Çin, 2005’te biyonik işlemcilerle ilgili fikir
haklarının tek sahibi konumuna gelmi
ştir. Çin’in bu şekilde benimsediği
sektörler arttıkça dünyanın en kalabalık ülkesinin elde edemeyece
ği herhangi bir ürün veya
bilgi kalmayacaktır. Amerika bu rekabetten sa
ğ çıkmak için her anlamda gayret göstermeli ve kendini
gerçekten yeni bir yere dönü
ştürmelidir.
Zoraki Bir Gülümseme
Akla
gelen ba
şka bir
soru, Amerika’nın daha önce yüzle
şmediği güçte
bir rakibe nasıl ayak uyduraca
ğıdır.
Bilginin, yetene
ğin ve
paranın yer de
ğiştirmesi devinimin bir
parçası mı? Amerika’nın olan bitenleri engelleyecek gücü var mı?
Çin’in,
acilen Amerika politik gündemindeki ciddi konular arasına alınması zorunludur.
Seçim zamanı uyguladı
ğı bir kaç
kota haricinde Amerikan yönetimi Çin’in yükseli
şini, serbest pazar rüyasının gerçekleşmesi olarak kabul etmiş gibi görünmektedir.
Di
ğer
yandan, tüm gözler sözde Do
ğu-Batı
medeniyetleri çatı
şmasına
çevrilmi
şken uzun
vadede dünyanın gidi
şatını en
fazla de
ğiştirecek unsurun Çin olacağı unutulmaktadır.
Çin Komünist
Partisinin belki de en büyük ba
şarısı
halkını belirsizlikle de
ğil
optimizm ile yönetmeye ba
şarılı bir
geçi
ş yapmış olmasıdır. Ülkedeki
fakirlik hala inanılmaz boyutlarda olsa da optimizmin ne kadar önemli bir güç
oldu
ğu anlaşılmıştır. Halka aşılanan iyimserliğin temel kaynağı ise devlet kontrolündeki
medyadan ba
şkası değildir. Gazete
sayfaları “iyi insanlar hakkında ba
şarı hikayeleri” ile
dolmaya devam etmektedir. Çin’deki olumlu ortamı dünyaya aktarmak
ise ülkede yatırım yapmı
ş yabancı şirket yöneticilerine
kalmaktadır. Geldikleri ülkenin devlet yönetimlerini dü
şmanmışçasına eleştiren yöneticiler, Çin
hükümetine kar
şı ayrı
telden çalmaktadır. Çin hükümetini memnun etmeye hevesli bu insanlar,
söylemleriyle bir bakıma Çin Propaganda Bakanlı
ğının gayrı-resmi çalışanları gibi hareket eder.
Çin’de yaşayan bir Batılıya; insan
hakları, Tibet, inanç kısıtlamaları, sansür, aile planlaması, tek partili
sistem ve bunun gibi önemli ba
şka
konular hakkında görü
şlerini
sordu
ğunuzda,
Çin hükümetinin görü
şlerini
ezberlemi
şçesine
konu
şması
hayret vericidir. Bu insanlar, Çin’de güvende olduklarını, Çin’in ba
ş düşmanının reformun getireceği kaos olduğunu, hükümetin fakirlikle
etkin bir 
şekilde
mücadele etti
ğini ve
hatta belki Amerika’nın sava
ş gibi
ba
şka
sorunları oldu
ğunu
söyleyecektir. Çin’de sürekli ya
şayan Alman haber muhabirlerinden biri:
“Üstünüzdeki
etkisi inanılmaz. Bir gazeteci olmama ra
ğmen kendimi verilen mesajın etkisinde buluyorum ve bunu ancak
ülkeden dı
şarı çıktığımda fark edebiliyorum.
Çinlileri alkı
şlamak
gerek, akıl oyunlarında üstlerine yok” 
demektedir.
Elbette bu
olumlu konu
şmaların
hepsi içten de
ğildir
ancak Çin’de varlıklarını sürdürebilmeleri için 
şarttır. Çin ile iş yapan hiç kimse Çin
yönetimiyle; ticaret sınırlamaları, dövizin de
ğeri, hükümetin Çinli şirketlere tek taraflı yaklaşımı, telif ve fikir hakları gibi konularda rahatça konuşamaz. Hele çevre kirliliği, insan hakları inanç
özgürlü
ğü gibi
konuları a
ğzına
alanların ba
şına
gelmeyen kalmaz. Çin hükümeti, ülkelerinde i
ş yapan herkesten koşulsuz destek beklemektedir.
Yeni Dünyanın Kutupları
Çin’i bu
kadar güçlü yapanın günümüz Amerika’sının dünyadaki duru
şu olduğunu unutmamak gerekir.
Pekin’i ardı ardına ziyaret eden dünya liderleri, sadece milyarlarca dolarlık
ticaret anla
şmaları
yapmakla kalmaz aynı zamanda güç dengelerini konu
şmaya gelir. Burada sadece kendi güçlerini değil, aynı zamanda Amerika’ya
kar
şı olan
güçlerini de tartı
şırlar.
Dünyanın Çin’e kar
şı dile
getirdi
ği tüm
ciddi 
şikayetlere
kar
şın
herkes, sadece bu ülkenin Amerika’nın ekonomik ve politik a
ğırlığını sarsacak güçte olduğunun farkındadır. Örneğin Fransız başkanı Chirac, 2004’te
beraberindeki diplomat ve i
şadamı
ordusuyla yaptı
ğı Çin
çıkarmasında nükleer santraller, Airbus uçakları ve askeri donanımı kapsayan 4
milyar dolarlık sipari
ş almış olsa da gezinin bir
de politik unsuru vardı. 
İki ülke
ba
şkanının
hazır bulundu
ğu tarihi
bir anla
şmayla
Fransız Atomik Enerji Komisyonu, Çin Bilim ve Teknoloji Bakanlı
ğı ile nükleer enerji
teknolojisindeki engin deneyimini payla
şmaya karar vermiştir. Aynı
anla
şma
çerçevesinde, her türlü bilgisayar donanımı ile uyumlu Linux 
İşletim sisteminin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması bulunur, ve bu
Microsoft’un tahtını sallama potansiyeline sahiptir. International Herald
Tribune gazetesi yazarı Cabestan’a göre: “Fransa Amerika’ya
ka
şı Çin
kartını oynamaktan ho
şlanıyor.
Chirac çok kutuplu bir dünyaya inanıyor ve ekonomi bunu ba
şarmanın en önemli parçası.”
Sadece
Fransa de
ğil, diğer Avrupa ülkeleri de Çin
kartını oynamaktadır. G.Washington Universitesi’nden D. Shambaugh, Avrupa-Çin
ili
şkilerinin
çok boyutlulu
ğunu
takdir etmekte ve ili
şkinin
küresel öneminin dünyada yeni eksenler yarattı
ğına inanmaktadır: İki taraf arasındaki ticaret hacmi 2003’te %25 ve
2004’te %40 artarak 200 milyar dolara ula
şştır. AB,
2004 yılına kadar Çin’e 40 milyar dolar yatırmı
ş ve bir 30 milyar
dolar daha yatırma vaadinde bulunmu
ştur. Çin’de şu anda AB sermayesi ve bilgisiyle işlemekte olan 18.000 şirket bulunmakta.”
Jeopolitik
açıdan bakarsak, (ABD’ye ek olarak) Fransa ve 
İngiltere Çin ile ortak
askeri tatbikatlar yapmaktadır. AB üyesi ülke ba
şkanlarının tamamı uluslararası arenada Çin’e askeri malların satışını engelleyen ambargoyu
kaldırmaya u
ğraşmaktadır. Shambaugh’un
altını çizdi
ği başka bir konuysa Çin devlet
adamlarının Avrupa’daki sosyal demokrat partilerle girdi
ği sayısız temaslardır. “Bu
temaslar Çin bürokratlarının politik evrim ve reform hakkında
 ö
ğreneceği çok şey olduğuna işaret ediyor olabilir”.
Peki,
Çin’in Avrupa’yla olan ili
şkisi ABD
ile ili
şkisinden
daha mı rahat olacak? Cevap muhtemelen evettir. Avrupa “tek bir Çin”
politikasının arkasında durdu
ğundan,
Çin-Tayvan sorunuyla ili
şkilendirilmemiştir. Ayrıca AB ülkelerinin
Asya’daki stratejik çıkarları fazla de
ğildir. Öte yandan ABD’nin Asya ve Pasifik bölgelerde hatırı
sayılır bir askeri varlı
ğı vardır
ve pazarlı
ğa açık
olmayan iddiaları bulunmaktadır. Daha da önemlisi, Çin ve pek çok AB ülkesinin
ABD’ye kar
şı beslediği güvenin gün geçtikçe
azalmasıdır. Almanya, Fransa ve di
ğer pek çok AB ülkesinde ortak görüş, Çin’in dünya stabilitesini korumada, saldırgan ABD’den daha
etkin oldu
ğudur.
Shambaugh’a göre Fransa ve Çin, ABD’yi sürekli olarak BM gibi uluslararası
kurulu
şlar
nezdinde sıkı
ştırmaktadır.
Olu
şan bu çok
kutuplu dünya düzenini hemen destekleyenlere Almanya, 
İspanya ve İskandinav ülkeleri de
eklenmi
ştir.
Amerika’nın
Irak’ta sürdürdü
ğü savaş doğru olsun olmasın artık pek
çok Avrupa ülkesi Amerika’ya kar
şı çekimser yaklaşmaktadır.
II. Dünya Sava
şının
ardından ABD dura
ğan
politikasını devam ettirmi
ş ve
Sovyet cephesine kar
şı
Avrupa’nın kar
şısında
durmu
ştur.
Beklentiler ABD’nin bu yakla
şımını
sürdürece
ği yönünde
olmu
ştur.
Ancak kamuoyu, ABD’nin özgürlü
ğe giden
yolu asker, bomba, silah ve tanklarla açtı
ğını gördükçe fikrini değiştirmiştir. Amerikan politikası
süreklili
ğini
kaybetmi
ştir. Çin
ve yeni orta
ğı Avrupa
kendi ili
şkilerinin
yarattı
ğı ekseni,
Amerika’nın istikrarsızlı
ğına karşı alternatif bir plan
olarak görmektedir.
Amerika’nın
üstünlü
ğünü sona
erdirmek için Çin’e oynayan Avrupa’nın görmesi gereken, bu i
şin sonunda ABD’nin oluşturduğu tehlikeleri daha güçlü ve
zengin bir Çin’in de rahatlıkla yaratabilece
ğidir. Chicago Universitesi’nden siyaset bilimci J. Mearsheimer ‘da
son kitabında Avrupa’nın Çin’e yakla
şımından doğabilecek
sorunlardan bahseder. Mearsheimer’a göre büyük ülkeler güçlerini askeri
üstünlükle kanıtlama e
ğilimindedir.
Çin’in ABD’yi tehdit edecek askeri güce ula
şmasına daha çok vardır ancak yapılan yatırımlar Çin ordusunu, her
gün daha zengin, iyi donanımlı, teknolojik olarak geli
şmiş hale getirmekte ve bu
da Çin’e, ba
şka
ülkelerle yaptı
ğı
stratejik görü
şmelere
yeni bir boyut eklemektedir. Amerika’nın Kuzeydo
ğu Asya’da bulundurduğu askeri güç, birbirine düşman ülkelerin yıllarca sıcak çatışmaya girmesine engel olmayı başardı. Fakat Çin geliştikçe ve Avrupa yeni bir eksen haline geldikçe bölge barışını korumak giderek zorlaşabilir.
Çin’in
sadece Avrupa ile de
ğil diğer Asya ülkeleriyle ilişkilerine de bakmak gerekir.
Çin, tansiyonu yüksek bir geçmi
şe sahip
bölgedeki varlı
ğını “barışçıl gelişme”ye olan inancını sık sık
yineleyerek arttırmak hedefindedir. 2003 yılında ASEAN (Güneydo
ğu Asya Ülkeleri Birliği)’ne üye olan Çin, iyi
niyetini göstermek için tartı
şmalı
bölgelerde askeri yı
ğınak
yapmayı engelleyecek süreçlere destek verece
ğini söylemiştir. Aynı
anla
şma
dahilinde di
ğer ASEAN
ülkeleriyle ortak askeri tatbikat yapmayı kabul etmi
ştir. Yapılan anlaşmalar umut verse de Çin’in
bunları kabul etmesindeki amacın belirsizli
ği endişe
yaratmaktadır. Son olarak
2004
yılında hükümet Çinli 
şirketlere,
Do
ğu Çin
Denizinin Japonların kendine ait gördü
ğü bir bölgede doğal gaz
arama izni vermi
ştir. Bu
hakkı iddia ettikten hemen sonra Çin, olayı politik bir tartı
şmaya çevirerek Japon askeri
ve siyasi gücünü sınama yolunu seçmi
ştir.
Çin’in
bölge ekonomisini ayakta tuttu
ğunu da
unutmamak gerek. E
ğer Çin bu
kadar tüketmeseydi Asya pazarının ticari hacmi bugün bulundu
ğu noktada olamazdı. Çin’e
sayısız i
ş kaptıran
ASEAN ülkeleri yine de Çin’le müzakere yolunu seçmi
ştir. Avrupa’yla olduğu gibi Asya ülkeleriyle
geli
ştirilen
ili
şkiler
Asya’daki ABD gücünün azalmasına neden olabilir. Zaten Çin’in bu siyasi
gereçleri kullanarak hedefledi
ği
amaçlardan biri de budur. Böyle bir 
şeyin gerçekleşmesine
daha zaman vardır. Sonuçta Amerika’nın bölge genelinde önemli varlı
ğı sürmekte ve buradaki
ülkelerle sürekli yeni anla
şmalar
yapılmaktadır. Yine de Asya’da, Çin ile ABD arasındaki güç oyunu küçük
adımlarla da olsa kesinlikle ba
şlamıştır.
Agresif Eğilimler
Daha önce
de bahsedildi
ği gibi,
Çin’de milliyetçilik yükseli
ştedir.
Devlet propagandası adeta ileride ortaya sürülecek iddialara zemin hazırlar
tarzdadır ve sıklıkla diplomatik anlamda gerginliklere neden olmaktadır.
Tayvan
meselesinde, Çin’i kasıp kavuran ekonomik büyüme ve adım attı
ğı küresel arena, geçmişten gelen birleşme hırsını az da olsa yavaşlatmıştır. Ancak Çin bir yandan, kazandığı ekonomik güçle politik
duru
şuna
taraftar toplarken di
ğer yandan
askeri anlamda elde etti
ği gelişimle Tayvan adasına bir o
kadar daha yakla
şştır. Çin hükümeti, gerek
görürse Tayvan’a saldırma hakkını saklı tuttu
ğunu defalarca çok net bir şekilde ifade etmiştir. ABD
Savunma Bakanlı
ğının 2004
yılında Çin askeri gücünü de
ğerlendirmek
için yaptı
ğı araştırma, Tayvan üzerinde
artan baskının Çin’in isterse adayı ele geçirebilece
ğine olan inancının arttığını gösterir.
Daha
zengin bir Çin’in daha yaptırımcı olmasını beklemek için daha pratik nedenler
vardır. Çin, madencilik ve petrol konularında faaliyet gösteren küresel bir
organizasyon a
ğı oluşturmaktadır. Bu değerli malların seyahat ettiği rotaları koruma altına
alma iste
ği
kaçınılmazdır. Di
ğer yandan,
Rusya’dan ba
şlayan ve
Tayland üzerinden ülkeye gelecek yeni petrol boru hatlarının politik bir
nedenden dolayı kapanmamasını sa
ğlayacak yaptırıma sahip olması gerekecektir.
Çin’in
büyüyen uluslararası gücü illa ki askeri hedeflerini geni
şletmesine veya dahası ABD
ile bir çatı
şmaya
girmesine neden olmak zorunda de
ğildir. Akılcı diplomasi her zaman en iyi çözümdür. Bir de, ABD-Çin
arasındaki ekonomik ba
ğımlılığı düşünürsek akılcı davranmak
her zaman tercih edilecektir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken, ekonomisindeki
büyümenin Çin’in jeopolitik, siyasi ve stratejik gücünü arttırmasıyla, di
ğer ülkelerin Çin’i daha
adil ko
şullarda
rekabet etmeye zorlaması güçle
şmekte
oldu
ğudur.
Fransa ve
di
ğer
ülkeler, ABD’ye kar
şı Çin
kozunu oynamakla ne kadar mantıklı davranmaktadır? Çin hükümetini memnun etmek
için olu
şan
rekabet ortamında; tek bir kanunun geçerlili
ğini sağlamak,
yapılanları Dünya Ticaret Örgütüne uyumlu hale getirmek veya fikir hırsızlı
ğına karşı yaptırım getirmek
imkânsız hale gelmektedir. Aynı kapsamda, Çin’i çevre kirlili
ği, çalışan hakları ve hatta
jeopolitik güdüler konusunda kontrol etmek güçle
şmektedir.
Çin’e
yatırılan milyarlarca dolar ve Çin’le aynı telden çalan hükümetler ve 
şirketler varken, Tayvan,
bir saldırı durumunda kendisine kimin destek çıkaca
ğını bekleyebilir? Çin, ABD
ve Avrupa’nın askeri tepkisini çekmeden kom
şu ülkelerin sınırlarından ne kadar çalabilir? Başka ülkeler Çin’in
büyümesinden pay çıkaracak anla
şmalardan
medet umarken Çin, kozlarını sürekli olarak güçlendirir. Yabancı sermaye akı
şı, dünyanın en gelişmiş teknolojisi ve elde
edilen yeni stratejik güçler bunların ba
şında gelir. Çin kuralları çiğnemekte hiç zorlanmamıştır, artık kuralları kendisi koymaktadır.
Doğal Kaynak Avı
Çin’in
ulusal zenginli
ğini çok
farklı 
şekillerde
de
ğerlendirdiğini hatırlatmakta fayda
var. Eylül 2004 tarihli “China Daily” Gazetesi “Para zengini, kaynak
yoksunu Çin’in alı
ş-veriş çılgınlığı” başlıklı haberinde hükümetin
elindeki fazla dövizi, ba
şka
ülkelerde do
ğal
kaynaklar elde etmek için kullanmaya ba
şladığını
belirtti. Çin kamu 
şirketleri
son on yıl içinde yurt dı
şındaki
petrol ve do
ğal gaz
sahalarına 5 milyar dolardan fazla para harcadı. Son olarak Güney Kore’de 550
milyon dolara bir petrol rafinerisi satın alarak Çinliler, yurtdı
şında tamamı Çin
sermayesi 
şirketler
kurma hevesini yineledi. Çin’in kaynak avına ba
şka bir örnek, petrol devi PetroChina’nın Kanadalı petrol-gaz
arama 
şirketi
EnCana 
şirketinin
Ekvator’daki hisseleriyle ilgilenmesidir. Çinli bir konsorsiyum Kanada’nın en
büyük madencilik 
şirketini
satın almak için teklif vermi
ştir. Yine
devlet sermayeli bir Çin 
şirketi,
Amerika’nın en büyük petrol 
şirketlerinden birini satın almak için ciddi bir teklifte bulunmuştur ancak Amerikan
Senatosunda geli
şen siyasi
baskılar görü
şmeleri
sonlandırmı
ştır. Aynı
sıralarda bir kamu 
şirketi
olan Çin Ulusal Petrol 
Şirketi
Kanada’da 4.2 milyar dolara bir petrol 
şirketi satın almış ve
adını PetroKazakistan koymu
ştur. Satış şerefine verilen davette
Kanada, ABD’ye kar
şı Çin
kozunu oynayarak, Do
ğal
Kaynaklar Bakanlı
ğının
Çinli 
şirket
yöneticileriyle i
şlenmemiş rezervler hakkında
görü
şmesini sağlamıştır.
Tabi ki
Çinliler benimsedikleri yolda sorunlarla kar
şılaşabilir.
Çinli yatırımcılar bir anda, yüklü miktarlar ödeyerek aldıkları 
şirketlerin mali ağırlığı altında kalabilir. Diğer yandan Çinlilerin satın
aldı
ğı
rezervler, yine Çinlilerin dünya fiyatlarını belirlemesine ve kendi
ihtiyaçlarını kar
şılamasına
yeterli olabilir. Bunun ilk örne
ği, Çinlilerin Kanada şirketlerini aldıktan sonra Kanada borsasında yaşanan yükselmedir. Çin,
ekonomik olarak büyüyüp fakirli
ğin
üstesinden gelemezse di
ğer süper
güçlerin tarih boyunca defalarca yaptı
ğı gibi ekonomik-politik nedenleri bahane göstererek askeri güce başvurabilir. Yurt dışına yatırdıkları
milyarlarca dolar beklenen getiriyi elde edemezse (hatta etse bile) Çin,
küresel silah pazarına yapaca
ğı
harcamalara daha çok önem verebilir.
Çin’in
insanların daha önce kar
şılaşmadıkları bir süper güç
olaca
ğı
kesindir. Di
ğer dünya
ülkelerini ekonomik olarak geride bırakmı
ş ancak hala büyük bir fakir nüfusa sahip bir süper güç. Bu
boyutta bir ülkede hayat standartlarında olacak en küçük geli
şme ulusal ekonominin
inanılmaz 
şekilde
ilerlemesine neden olmaktadır. Her zaman oldu
ğu gibi rakamlar durumu daha net ifade edecektir. Bugün Amerika,
dünyanın en büyük ekonomisidir ve büyük ülkeler arasında ki
şi başına en yüksek gelire sahip
ülke konumundadır. Ancak Çin’de ki
şi başına gelir
bir gecede iki katına çıksaydı, Çin ekonomisi anında ABD ekonomisinden büyük
olurdu. Böyle bir geli
şim olsa
bile Çin yine fakir bir ülke olarak kalacak ve Amerikan gelirinin ancak %25’ine
ula
şş olacaktır. Ancak
Çin’de ki
şi başına gelir Amerika’nın
yarısı kadar olursa Çin ekonomisi ABD ekonomisinden 2.5 kat büyük olacaktır.
Çin’in gelecekte
dünyamızı  tam olarak nasıl 
şekillendireceğini
bilmemiz gerçekten imkansız.
SONSÖZ
Bu kitap
tamamlandı
ğında,
hızla de
ğişen Çin gerçeği nedeniyle bahsettiğim varsayımlar ve ortaya
attı
ğım tartışmaların geçersiz
kılınabilece
ği endişesi vardı. Fakat gelişmeler iddialarımı
onaylar 
şekilde
oldu. Kitapta anlatılan dinamik ve öngörüler 2005 yılı içerisinde de varlı
ğını sürdürmüştür. Çin, başta petrol olmak üzere dünya
do
ğal
kaynaklarını satın almaya, yurtdı
şında şirketler
devralmaya, jeopolitik ve ekonomik gücünü arttırmaya, fikir ve telif haklarını
daha rahat bir 
şekilde
çalmaya devam etmi
ştir. Çin
hükümeti büyümeyi yava
şlatacak
önlemleri yürürlü
ğe
koymasına ra
ğmen,
ekonomi %9.5’lik bir büyüme elde etmi
ştir.
Henüz ne
Amerika ne de Çin’le rekabette olan di
ğer ülkeler, Çin’in büyümesini bir tehdit olmaktan çıkarıp tüm
dünyaya yarayacak motor i
şlevini
öne çıkaran mantıklı ve cesur politikalar ortaya atmamı
ştır. Amerikan hükümeti;
Irak i
şgali, iç
güvenlik ve sosyal güvence hususlarıyla gündemini me
şgul tutarken Çin dizginleri
eline alma yolundadır. 2005’te Washington’a yaptı
ğım ziyaretlerde bürokratların Çin’in hızına yetişmek için gösterdiği çabayı takdirle karşıladım. Başkan Bush bile Çin
meselesini dile getirdi
ğinde iki
ülke arasındaki ili
şkinin
“önemli” ve “karma
şık” olduğunu belirtmiştir. Tüm bunlara rağmen ne hükümet, ne sanayi
kolları, ne çalı
şanlar ne
de toplum, Amerikanın Çin ile nasıl daha iyi ba
şedebileceğine yanıt
bulabilmi
ştir.
Dahası Amerika’nın Çin’in büyüyen ekonomik ve politik etkisine kar
şı hazırlanmış ulusal bir stratejisi
yoktur. Tersine, Çin’in Amerika’nın gelece
ğini nasıl etkileyeceği konusundaki belirsizlik artmaktadır.
Çin
hakkında bana sorulan soruların ba
şında; Çin’in büyümesinin sürdürülebilir olup olmadığı gelir. Genel olarak baktığımızda, şu anda dünyada Çin’in
büyümesi dı
şında
istikrarlı ba
şka
bir 
şey
yoktur. Çin’de düzen kar
şıtı
protestolar artsa bile Komünist Parti sa
ğladığı sürekli
ekonomik büyümeyle baskınlı
ğını
sürdürmeye devam edecektir. Ülke aynı zamanda Amerika’yla payla
şğı ekonomik bağımlılığı pek bozmayacağına dair işaretler vermiştir. 2005 Haziranında
Amerikan hükümetinin baskısıyla para birimini tekrar gözden geçirmek zorunda
bırakılan Çin büyük görünen küçük ayarlar yöntemine ba
şvurmuştur. Çin herkesin korktuğunun aksine ABD’ye borç
vermeye devam etmi
ştir.
Nobel ödüllü Joseph Stiglitz
“Çin’in
bu hareketiyle dünyanın ve Amerikanın rahat bir nefes aldı
ğını” belirtmiştir. Ayrıca şunları eklemiştir: “Çin elindeki döviz
fazlasını
 Amerika’da harcayaca
ğına kendi iç ekonomisine akıtabilirdi. ABD’nin
yüksek miktardaki ticaret açı
ğı, hükümetin ve toplumun aşırı harcaması ve aşırı borçlanmasıyla ilgilidir, dolayısıyla Çin malı değil tamamen Amerikan
malıdır, Amerikanın kendi içinden kaynaklanmaktadır.”
Çinliler
uluslararası döviz kozlarını iyi oynarken Çin 
şirketlerinin agresifliği de artmıştır. Levono adındaki Çin
bilgisayar 
şirketi
Amerikan ikonlarından IBM’in PC kolunu satın almı
ş ve Dell ve HP’den sonra dünyanın 3.büyük bilgisayar markası
konumuna gelmi
ştir. İş petrole gelince durum
daha karma
şıklaşır. Çin devletinin
hissedarlı
ğıyla
CNOOC, Asya’da rezervleri bulunan Amerikan petrol devi Unocal’a talip olmu
ştur. Politik nedenlerle bu
satı
ş durdurulduğu halde Çin’in bu konuda
uzun vadeli planları oldu
ğu ve
kesinlikle bunlara uyaca
ğı akıldan
çıkarılmamalıdır. Amerika ve Çin arasındaki ili
şki gittikçe daha karmaşık ve politik bir konuma ulaşmaktadır. Amerikan işletmelerinin Çin’de ve Çin’e karşı iş yapmayı
sürdürebilmeleri için uzla
şmayı ve
ikili ticaretin faydalarını öne çıkarmayı hedeflemeleri ve uzayıp giden bir
ticaret sava
şına dönüştürmemeleri gereklidir.
Çin,
dünyanın en iyi teknolojilerini emerek temel ve uygulamalı bilim-mühendislik
konularında basamakları inanılmaz bir hızla tırmanmakta ve dünya lideri
konumuna  ula
şmaktadır.
Çin, DTÖ üyesi oldu
ğu halde
yabancı 
şirketleri
kendi sınırları içinde i
ş yapabilmek
için Çinli firmalarla ortaklık kurmaya zorlamakta ve ileri teknolojinin Çin’e
kaymasını sa
ğlamayı
sürdürmektedir. Tabi ki bunlar yalnızca zorlamayla gerçekle
şmez. Ekonomik sorunları nedeniyle
birçok yüksek teknoloji firması kendi iste
ğiyle Çin’e taşınmayı
sürdürmektedir. Sadece yabancı teknoloji 
şirketleri tarafından yeni açılan ileri teknoloji laboratuarlarının
sayısı iki yüzdür. Bu sayede 2005 yılında dünyada satılan elektronik çiplerin
%15’ini Çin tasarımları olu
şturmuştur. Gidişata bakılırsa, Çin çip
tasarımında Japonya’yı kısa sürede sollayacak ve Amerika’nın ardından dünya
sıralamasında ikincili
ğe
yükselecektir.
Bu
kitapta bahsedilen savların gerçekle
şmesinin arkasında yatan başlıca nedenlerden biri, Çin hükümetinin patentler, telif ve fikir
hakları konusundaki duyarsızlı
ğının daha
da yaygınla
şmasıdır.
Çin’in büyümeye devam etmesinin nedeni hem i
ş yapma tarzları hem de Çinlilerden mal alan
uluslararası 
şirketlerin
durumdan faydalanıyor olmasıdır. Bundan en çok Amerika ve Japonya zarar
görmektedir. Örne
ğin,
ABD’de bir mühendislik firması, tek bir bilgisayarda kullandı
ğı gelişmiş endüstriyel tasarım
yazılımı için 60.000 dolar harcamaktayken, Çin’de benzer alanlarda faaliyet
gösteren 
şirketler
kaçak yazılımlar kullanarak milyonlarca dolar tasarruf etmektedir. Zararı
temsil eden rakamlar Çin’in nasıl bu kadar zorlu bir rakip oldu
ğunu açıklamaya yetmez.
Herkesin en kısa sürede anlaması gereken, Çin’den ihraç edilen her ürünün
ülkede uygulanmakta olan kontrol dı
şı fikir hakları rejiminden faydalanıyor olduğudur. Bu ürünler
Amerika-Çin arasındaki 160 milyar dolarlık ticaret açı
ğının da nedenlerindendir.
İşin zor tarafı, Çinlileri
fikir haklarının korunmasına ikna etmek, ekonomik mucizelerini besleyen temel
unsurlardan birinden vazgeçmelerini istemek anlamına geliyor olmasıdır. 
Şimdiye kadar Çin’deki
uluslararası 
şirketlerin
ortaya koydu
ğu en
iddialı ancak i
şe
yaraması kesin olmayan strateji, ileri ara
ştırma tesislerini Çin’e taşıyıp Çinlilere kendi geliştirdikleri fikirlerin haklarını koruma ve bu kavramı benimsetme
çabalarıdır. Bunun kısa sürede gerçekle
şmesi olanak dışıdır.
Daha etkin bir yakla
şım,
ABD’nin Çin’den gelen çalıntı teknolojiyle imal edilen ürünlere ek vergiler
uygulaması, Çin’i fikir haklarının korunması konusunda daha somut adımlar
atmaya zorlaması olabilir. Amerika’nın 
şu anda düşük
gelirli ülkelerdeki tedarikçilerine örne
ğin çocuk işçilerin
çalı
ştırılmadığına dair uyguladığı denetimler Çin’deki
imalathanelerin korsan teknoloji kullanımını engellemeye yönelik olarak
düzenlenebilir.
Eğer Amerika ve diğer gelişmiş ekonomiler geleneksel
imalat i
şlerini
bırakıp daha ileri bilgi gerektiren i
şlere odaklanacaksa, “yeni ekonomi”yi Çin’e bedavaya kaptırmaya
engel olacak bir yol izlenmelidir. Ekonomilerimizi 
şimdiden koruma altına
almazsak, ekonomimizin temellerini olu
şturan tüm birimlerin Çin’de klonlanmasından sonra rekabet edecek
gücümüz kalmayacaktır. Amerika ve dünyanın kalanı Çin’in dünyanın çıkarlarına
dair aldı
ğı
kararları beklemeyip nasıl rekabet edeceklerinin ve geli
şeceklerinin cevabını kendi
kendilerine bulmaları daha verimli olacaktır. Hatta Çin’le rekabet eden herkes
kendi çözümünü geli
ştirmek
zorundadır. Bazıları Çin’le karlı ortaklıklar kurmanın yollarını arayacak
bazıları ise kendi yeteneklerini geli
ştirerek eşsiz
avantajlar elde edeceklerdir.
İnanıyorum ki bu kitap
kamuoyunun Çin hakkındaki görü
şlerini
(zayıf ve fakir bir ülke olmak yerine dev bir güce sahip oldu
ğuna dair) değiştirmeye katkıda bulunmuştur. Kendi adıma Çin’den
bahsederken bu ülkeye hayranlık duymamız gerekti
ğinin altını çiziyorum. Çin’i hala halkından çok iktidarı düşünen bir grup elitin
kontrolündeki komünist bir ülke olarak görenler bu görü
şe karşı çıkabilir. Ancak ne yazık
ki bu tip dü
şünceler
bizi körle
ştirir.
Böyle dü
şünürsek
Çin’in 
şaşırtıcı gelişimini anlayamaz ve
beraberinde getirdi
ği
zorluklarla hiçbir 
şekilde baş edemeyiz.
Kitap
hakkında aldı
ğım
ve 
şiddetle
itiraz etti
ğim eleştirilerden biri de; Çin’le
ba
ş edebilmek
için e
ğitimin
geli
ştirilmesini
önermemdir. Çin ailelerinin çocuklarının e
ğitimiyle ilgili ciddiyetlerini gören ve Çin’in lise ve
üniversitelerinin çok kısa bir sürede ça
ğ atladığını fark
eden aklı ba
şında
birinin Çin’in e
ğitime ne
denli önem verildi
ğini inkar
etmesi imkansızdır. Sonuçta, Çin e
ğitime bu kadar önem veriyorsa biz de eğitim sistemimizi acilen
gözden geçirmeli ve geli
ştirmeliyiz.
Çin’in geli
şiminin
devam edece
ğini göz
önünde bulundurarak kısa vadeli çözümler yerine sürekli çözümler üretmeliyiz.
Çinlileri kötüleyerek kimse bir yere varamaz. Ancak, bu ülkenin ve insanlarının
büyüyen güçlerine saygı duyarak inceler ve takdir edersek sa
ğlam yanıtlar bulacağımıza inancım sonsuzdur.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.