CIA – HAYALET UÇAK (GİZLİ İŞKENCE PROGRAMININ GERÇEK HİKAYESİ)

DARBE GÜNLÜKLERİ
7 Ekim 2017
3’ÜNCÜ ALTERNATİF –‘The 3rd Alternative’ (Hayatın En Zor Sorunlarının Çözümü)
7 Ekim 2017

CIA – HAYALET UÇAK (GİZLİ İŞKENCE PROGRAMININ GERÇEK HİKAYESİ)

Son
yıllarda her ülkenin hava sahasında birtakım hayalet uçaklar geziyor bu
uçakların görevi terörle mücadele adı altında maskeli uzman i
şkencecilerle
dünyanın dört bir yanındaki teslimatlar
ı alıp işkence
hanelere ula
ştırmaktı. Yılın herhangi bir günü
herhangi bir saatinde üzerimizden geçen bu uçaklar demokratik veya
antidemokratik ülke olsun hepsi tarafından görmezden gelinerek yalanlanıyordu,
hayal mahsulü olarak de
ğerlendiriliyordu. Oysa bu uçaklar ve uygulamalar
hayal filan de
ğildi. Hepsi gerçekti.
Soğuk savaş döneminin,
ideolojik sava
şın en güçlü kanıtı
olan Gulag Takımadaları, ABD’nin Vietnam’da komünistleri alt etmek için
uygulamaya koydu
ğu gizli Anka planı ya da solcuları katletmek için
güney Amerika’daki diktatörlüklerin, paramiliter güçlerin gizlice desteklenmesi
kadar gerçek ve belgelere dayanıyordu. Kanıtlar ise tek tek her uluslararası
uçu
şun numarasından, uçağın rotasına kadar birçok
belgeye dayandırılıyordu. 11 Eylül sonrasında, ABD kalbinden vurulmu
ş olmanın çaresizliği içinde
uygulamaya koydu
ğu bu işkence uçakları ile son yılların en önemli insan
haklar
ı ihlallerine imza attı. Ancak Bush yönetimi, bu yöntem
de
şifre olduktan sonra, tıpkı Guantanamo, Ebu Gurayb uygulamalarında olduğu gibi çözüme ulaşmak bir
yana kendine olan nefreti daha da artırdı. Bush yönetimin gizlice ortaya koydu
ğu bu uygulama,
dünyanın herhangi bir yerinde el kaide ile ba
ğlantılı olduğu iddia
edilen bu u
çaklarla kaçırılan
insanlar
ın birçoğunun sadece
sempatizan düzeyinde herhangi bir eyleme karı
şmamış kişilerden oluşuyordu. Kişilerin
yasadı
şı bir şekilde bu uçaklara alınarak
havada sorgulanmas
ı ya da kendi ülkelerindeki işkencecilere
teslim edilmesini öngörüyordu. Bu ülkeler arasında Suriye. Ürdün, Afganistan,
Pakistan ve hatta Türkiye de vardı.

 

Bu işkence uçakları hakkında tanıkların verdiği ifadeler Amerika’nın
yeni hava yolu
şirketini de deşifre ediyordu. Bu şirket CIA havayolları,
uçakların cinsi ise Gulfstream. CIA havayolları ise geçmi
şteki tecrübelere dayanıyordu.
Vietnam sava
şı sırasında Vietkonga
kar
şı üstünlük kurmak için
uygulanan Anka planı gere
ği CIA mülkiyetindeki Air America o dönemde giderek büyümüştü. Air
America antikomünist gerillalara ikmal sa
ğlıyor, uyuşturucu
ticaretine yardımcı oluyordu. Hatta bu yöntemin güney Amerika’daki demokratik
yollarla seçilmi
ş, sol eğilimli hükümetlere karşı kullanıldığı da ortaya çıktı.
Ancak kirli
ili
şkileri ve insan hakları ihlalleri o kadar arttı ki başkan Nixon Air
America’yı kamu denetimi altına almaktan ba
şka çare göremedi.
Afganistan sava
şında ise havayolu kullanılmadı.
Bugünkü el kaidenin altyapısını olu
şturan mücahitlere gizli operasyonlarla karadan
destek verildi. CIA tararından teslimat olarak kodlanan bu uygulamaya
İsveç gibi
demokratik ülkelerden Mısır, Ürdün, hatta ABD’nin
şer ekseni içindeki düşman olan
Suriye gibi ülkeler tarafından, konu el kaide olunca gönüllü olarak kabul edildi.
Avrupa ülkeleri terörle korkutuldu, Ortado
ğu diktatörlükleri içinse en
tehlikeli yükseli
ş İslami muhalefetti. Yani herkesin bu yasadışı uygulamaya
ortak olma ad
ına bir açıklaması vardı.
Dünyada
kimse bu uygulamalar sesini çıkarmadı. Buna Türkiye de dahildi. CIA’ in i
şkence altında
sorgulanmak
üzere gizli hapishanelere taşıdığı zanlıları taşıdığı iddia
edilen Gulfstream u
çağının 2008 ve
2005 tarihleri aras
ında sekiz kez Türkiye ye indiği iddia ediliyordu.
İddialar arasında uçakların İstanbul Atatürk, Sabiha gökçen, Diyarbakır, Antalya
havaalanlarına ve incirlik üssüne indi
ğinden bahsediliyordu. Bütün dünya gözlerini
kulaklarına bu uçaklara kapattı. Kanıtlara dayanmayan suçlamar, mahkemesiz i
şkenceli
yarg
ılamalara ses çıkarılmadı. Herkes bu
esmer tenli arap, Pakistanlılar bir gün bizleri de vurabilir korkusu ile sessiz
kaldılar. George Orwel’in söyledi
ği gibi ikil düşünüş devreye girdi.
Sıradan insanların burunlarının dibinde olup biten vah
şete duyarsız kalmaya
ikna eden bir s
üreçti bu, böyle bir süreçte CIA’nin
bu kez Air American’sı de
ğil paravan şirketler aracılığı ile uçan
Gulfstream uçakları devreye girdi.
Maskeli işkencecilerin
ve usta pilotların Gulfstreamleri toplam 12 bin uçu
ş yaptı. Bu
uçu
şlar sırasında ve teslim noktalarında
tutsaklara korkunç i
şkenceler yapıldı ancak bir
arpa boyu bile ileri gidilmedi çünkü birço
ğunun 11 eylül ve doğrudan el
kaide ve Taliban örgütleri ile ili
şkileri yoktu ancak Amerikan yönetimi ülke
içerisinde yaptı
ğı istihbarat çalışmalarını öne sürerek
el kaide militanlarının nükleer bir patlamaya yönelik komplo ke
şfettiklerini
a
çıklamışlar ve bu olayın baş faili Jose
Padilla adlı bir sokak gangsteriydi sonradan Padilla’nın suç orta
ğının Binyam
oldu
ğu açıklandı her ikisinin de Afganistan’da
çarpı
ştıktan sonra Pakistan kaçtıkları yönünde söylentiler
vardı.
11 Eylül
saldırıları sonrasında alt üst olmu
ş bir hukuk düzeninde Amerikan vatandaşı olan Jose Padilla
çok hafif bir ithamla mahkemeye çıkarılacak, Binyam ise tam tersine bütün suçlamalardan
dolayı Guantanamo da askeri bir mahkemede hesap verecekti. Çünkü kendisinin el
kaideli olmasından
şüpheleniliyordu. Binyam FBI,
Pakistan istihbaratı ve
İngiliz istihbaratı tarafından
sorgulanmı
ş ancak terörle ilgili suç teşkil edecek
hi
ç bir şey söylememişti. Sorgucularda bunun farkında olduklarından artık
daha farklı yöntemlere ba
şvurmaları gerektiğini düşünüyorlardı.
Binyam
bundan sonra ba
şına gelen işkenceleri şöyle dile getirmişti.
Pakistan havayollarını bir uça
ğı ile Karaçi hapishanesinden
İslamaba’da getirilirken Pakistanlı bir suçluyla yan yana oturtulduğunu, elleri
kelepçeli olarak bekledi
ğini söylemişti. Kaldıkları hücrenin
kapıları açıldı
ğı zaman içeri yüzleri siyah
maskeli CIA
in teslimat grubundan olduklarını düşündüğü bir grubun
daldı
ğını kendisini çırılçıplak soyup
foto
ğrafların çektikleri, kulaklarına kulaklık takıp gözlerini
ba
ğladıktan sonra zincire vurduklarını, apar topar bir uçağa
bindirdiklerini ve bu u
çağın diğer uçaklardan
farkl
ı olduğunu söylemiş ve Binyam’ın
Amerika’nın gizli hapishanelerine yolculu
ğu böyle başlamıştır.
Binyam’ın
aileside kendisinden haber alamıyordu taki FBI bir gün evlerine gelip
kendisinin Pakistan hükümetinin göz hapsinde oldu
ğunu söylemiş ve Padillayı
tanıyıp tanımadı
ğını sormuşlardı.
Ancak karde
şi onunla ilgili hiçbir şey bilmiyordu. FBI da bu konu ile ilgili hiçbir şey
açıklamamı
ştı. Bundan sonra ailesi Binyam için daha
fazla kayg
ılanmaya başlamıştı. Binyam’ın
kendisine yapılan i
şkenceleri anlatan bir günlüğü ortaya çıkmıştı. Bu günlükte
Binyam kendisine yapılan psikolojik i
şkencelerden fiziki işkencelere hepsini tek tek anlatıyordu.
Bütün vücudu jiletle do
ğranmıştı. Bu uygulamalar
sonunda kendisinin bir El Kaide militanı oldu
ğu söylemişti. Ancak
ortada iki hikâye vardı. Biri Binyam’ın anlattı
ğı biri
Amerikan h
ükümetinin yazdığı resmi hikâye
insan hangisine inanaca
ğını şaşırmıştı.
Amerikan
yönetimi onun kanun tanımayan bir sava
şçı olduğunu. Bu uğurda yalan
s
öylemek için yetiştirildiğini söylüyordu ancak
kendi ifadelerinde bile kendisiyle çeli
şiyordu.
Amerikan
yetkililerine göre Binyam el kaide kamplarında sava
ş eğitimi almış Usame Bin
Ladin dahil neredeyse el kaidenin bütün üst düzey yöneticileriyle ili
şkilendirilmişti.
Kendiside e
ğitim aldığını söylüyordu ama
ne bir teröristti nede suçlandı
ğı kişileri tanıyordu.
Resmi suçlamalara göre ise 11 Eylül saldırıları sonrasında hiç Arapça bilmeyen
Binyam bir çırpıda her
şeyi öğrenmiş bir teröriste dönüşmüştü.
Binyam 18
ay boyunca Fas’ta i
şkencelerden geçtiği söylüyor ve bunu
g
ünlüğünde şöyle anlatıyordu.
Sürekli birilerinin resimlerin gösteriyorlar tanımıyorum dedi
ğinde işkencenin
dozunu artt
ırıyorlar tanıyorum derse
o zaman daha fazlasını anlat diyorlardı. Ne söylese ne yapsa i
şkenceden kurtulamıyordu.
Şeyh Halid Muhammed, İbn-ül Şeyh, Ebu Zübeyde gibi üst düzey yöneticilerin
hakkında
şahitlik etmesi gerektiğini söylemişlerdi. İşkencelerin en kötüsü 2002 sonunda gelmişti. Maskeli
3 adam bütün vücudunu kesmi
şler yüksek sesle müzik
dinletmi
şlerdi.
Binyam
gerçekten suçlu muydu yoksa masum mu? Afganistan’a gitti
ği bir
kampta e
ğitim aldığı doğruydu ancak
kendisi hakk
ında Padilla ile ortak olarak nükleer bomba işine karıştığı gibi pek çok iddia işkence altında alınmış,
ispatlanmayan suçlamalardı. Padilla bu davadan sıyrılmı
ştı. İşkenceyle
elde edilmi
ş kanıtlar askeri bir komisyon önünde kullanılabilir,
ama avukatlar bu tür kanıtların sivil mahkemelerde geçerli olamayaca
ğının farkındaydı.
Bütün bunlar Binyam ’in Fas’taki çilesinin sadece ba
şlangıcıydı.
Mahirde bu şekilde aslı astarı olmayan
pek
çok iftiraya oda maruz kalmıştı. Suriye asıllı olan mahir
17 y
ıldır Kanada’da yaşıyordu.
Tunus
ta tatil yaptıktan sonra New York’un JFK
havaalanında tutuklanmı
ştı. Neden tutuklandığını başına nelerin
gelebilece
ğini bilmiyordu. Usame Bin Ladin’in lideri olduğu el kaide örgütüne üye olmak ve
Suriyeli iki aileyi tan
ımakla suçlandığını anlamıştı. Mahir
sıradan bir Müslüman’dı namaz kılar, oruç tutar a
şırı uçlarda yaşamıyordu.
Mahir’de 1
yıl boyunca çok kötü i
şkencelere maruz kalmıştı. Onunda başına Binyam’ın
ba
şına gelen işkenceler gelmişti. Serbest bırakıldığında gördüğü kötü
muamelelerden eser yoktu, beynindeki hasar daha fazlaydı. Bu durum Amerikan
hukukunun her insan aksi ispatlanana kadar masumdur ilkesinin nasıl göz ardı
edildi
ğinin bir göstergesiydi. Keyfi uygulamalar yüzünden Mahir, Binyam ve
onlar gibi pek çok insanın hayatı mahvolmu
ştu. Bütün bunlara
ra
ğmen mahir gizli bir dünyayı görmüş ABD ve
Ortado
ğu diktatör rejimler arasında gizli bir kanalın varlığından
haberdar olmu
ştu.
Halid el
Masri’de di
ğerleriyle aynı koşullarda işkence görmüştü. Günlerce
verilen yemekleri reddetti
ği için açlıktan bitkin
şmüştü. Yine aynı sahne siyah
giysili siyah maskeli adamlar tekme tokat dövmeye ba
şladılar. Başına çuval
takıp uça
ğa tıktıklar. Almanya’daki evine gitmeyi düşünen Halid
yan
ılmıştı bu uçak onu
evine götürmeyecekti. Halid Almanya’da ya
şayan sıradan bir Müslüman’dı. Eşiyle sık
sık tartı
ştığı için bir gün Makedonya ya
paket tur buldu. Otobüsle Makedon’ya giderken yol kontrolü sırasında Halid’i
otobüsten indirdiler. Gerçek dı
şı hikâyesi başlamış oldu. El
kaide ile Müslüman karde
şlerle ilişkisi olup olmadığı soruldu.
Cevap hep hayırdı ancak kar
şısındakiler onu
dinlemiyorlardı. Duymak istedikleri
şey hep aynıydı. Halid de Binyam Muhammed’de
Amerikalıların eline CIA tarafından kontrol edilen bir hapishaneler a
ğına düşmüşlerdi.
Amerika’nın
hapishaneler a
ğı içinde, Guantanamo ve Torah hapishaneleri ve CIA
tarafından i
şletilen bir dizi hapishanede bulunuyordu.11 Eylül saldırılarını gerçekleştirenler
son derece gizli bu hapishanelerde tutuluyor ve ac
ımasızca sorgulanıyorlardı.
Bu i
şkencelere maruz kalan Halid Almanya’ya döndüğünde onu hiç kimse tanıyamamıştı. Görünüşü o kadar değişmişdiki 30
kilo vermi
ş, sakalları uzamış olduğundan çok daha yaşlı görünüyordu.
Ba
şına gelenleri başbakan ve dış işlerine yazdı.
Federal savcı onun do
ğru söylediğine inanıyordu.
Makedonya’ya giderken otobüsten indirili
şi, çeşitli uçuşlarla Üsküp’ten
Afganistan’a geçmesi hepsi ispatlanıyordu.
Halid el Masri’nin
Afganistan’a kaçırılmasının en basit açıklaması CIA’in basit bir yanlı
şlık yapmış olmasıydı.
Halid hiçbir suçu yokken hem fiziksel hem ruhsal pek çok i
şkenceye
maruz kalmı
ştı ama bütün bunların sebebi
kurunun yan
ında yaş da yanardı. Bu tür kazalar herkesin başına gelebilirdi.
Halid 2005 yılında ba
şına gelenleri anlatmaya başladığında
Amerikan hükümeti artık bu tür teslimatlar yokmu
ş gibi davranamazdı.
CIA savunmaya
geçmi
şti, Halidin durumu hataydı kimlikler karışmıştı. Onun bir
el kaide militanı oldu
ğunu sanmışlardı.11 Eylül saldırılarını
gerçekle
ştiren bir militanla aynı ada sahip olduğu için bütün bunlar başına gelmişti.
 
Bush
yönetimi bir gün bu uygulamaların de
şifre olacağını biliyordu
bu yüzden gizlice kaçırılıp sorgulanan ki
şilerinde tanımlanması gerekiyordu.
Teslimatlara dü
şman savaşçı gibi ne olduğu belirsiz
bir uluslararası bir hukuk terminolojisinde yeri olmayan bir tanım getirdi.
Sava
ş esiri diyemiyorlardı çünkü Cenevre konvansiyonuna göre bu tür
uygulamalar yasadı
şı kabul ediliyordu. Oysa ABD
hem hem i
şkenceye karşı hem de savaş esirlerine
davran
ışlarla ilgili sözleşmeyi imzalamıştı. ABD karşısında belli
bir d
üşman olmadığı gibi bir
şmanda yoktu.
Başkan Bush’a
beyaz sarayda basın açıklaması sırasında teslimat programıyla ilgili bir soru
sorulmu
ştu. Bu soruya verdiği cevap bunun bir yalan olduğu, ancak
Amerikan halkının varlı
ğı tehdit eden unsurlara karşıda savaşacağıydı. Teslim
ettikleri insanlara bu ülkelerde i
şkence yapılmaması konusunda
teminat ald
ıklarını açıklamıştı. Teslimat ile
ilgili haberler ortaya çıktıkça beyaz sarayda hukukçularına yeni hukuk
tezlerini hazırlaması ba
şlamışlardı. Yabancı bir devlet
tarafından yapılan bir i
şkenceyi ne ABD hükümeti nede CIA uygun görebilirdi.
Amerika böyle bir i
şkenceyi kendiside yapamazdı. Cenevre konvansiyonuna
göre sava
ş suçlularına kötü muamele yapılamaz, kızıl haça ulaşma hakları
engellenemezdi.
Bush hükümeti
11 Eylül saldırılarından sonra Cenevre konvansiyonun geçerli olmadı
ğını başka bir anlaşma yapılması gerektiğini söylemiştir. Burada
önemli olan uluslararası çatı
şma olup olmadığıydı.11
Eylülden sonra uluslararası bir çatı
şmanın varlığı gayet açıktı. Bu
yüzden Bush el kaide için Cenevre’nin geçerli olmadı
ğını savundu.
Ancak CIA’in avukatları i
şkenceye karşı BM konvansiyonuna uyulması gerektiğini savunmuşlardır.
CIA bütün
bu iddialar ortaya atılırken biz yapmadık, görmedik duymadık takti
ğini uyguluyordu.
Teslimatlar yapılırken çok kısa bir süre esirlerin ABD yönetiminde kaldıklarını,
sava
ş sırasında son sözün başkanda olduğunu söylüyordu. CIA en iyi yaptığı şey açığa çıkan bu
iddialar
ı gizlemeye yönelikti. Ortaya çıkan eski CIA
çalı
şanlarını nasıl susturacağının yollarını
arıyordu.
 
CIA
yetkilileri sorguya çekmelerde, kendi kullandıkları tekniklerde, i
şe işkencenin bulaştığını biliyorlardı.
Pek ço
ğu savaş durumunda ise bu durumun zaruri olduğuna inanıyordu. Yaptıkları her
şeyden beyaz sarayın haberi vardı. CIA basına
verdi
ği haberlerde bunu açıkça belirtiyordu.
Beyaz saray bütün teslimat programlarının içinde yer alıyordu.
Dönemin dış işleri bakanı Rice
teslimatların sadece Amerikan hükümetine özgü olmadı
ğını Fransa ve
di
ğer birkaç ülkenin bu uygulamayı yıllardır kullandığını,
teslimatlar
ın uluslar arası terörizmle mücadelede hayati bir
önem ta
şıdığını söylemiştir. Çakal Carlos
örne
ğini vermişti.
Avrupa’yı
köpürten i
şkence yapan ve adil yargılamayan ülkelere teslimatların yapılması, CIA
gizli hapishanelerine ve gizli hava filosuna ait haberlerdi. Teslimat politikası,
Amerika’yı müttefiklerine kar
şı ters düşürüyordu.
Ancak bütün bunlara ra
ğmen Avrupayı en çok
kızdıran
şey CIA uçaklarının Avrupa topraklarını gizli hapishaneleri için kullanmış olabileceğiydi. İngilterenin bütün
bu olanlardan haberdar oldu
ğu ve Amerikan hükümeti ile işbirliği içinde
bulundu
ğuydu. 11 Eylül saldırılarından sonra ülkelerin terörle mücadele birlikte
çalı
şmaları gündeme gelmişti.
11 Eylülden
sonra bazı ba
şarılar elde edildi. ABD Bin ladini yakalamak için Afganistan’ı
i
şgal etti. Taliban’ın çöküşü el kaide kamplarının büyük ölçüde zarar görmesi ladin
taraftarlar
ını şaşırtan
zaferler oldu. El kaide ye yakın önemli isimlerin yakalanması ile örgüt yeniden
yapılanmaya gitti. Teslimatlarda yakalanan tutsaklar önem derecelerine göre
hapishanelere konuldu.
Sorguya
çekilecek tutsakların sayısı artınca ve onların dillerinden anlayacak ki
şilerin
sorgulamas
ı ihtiyacı belirince yüzlerce tutsak
yabancı güçlerin eline geçmeye ba
şladı. Artık tutsaklar
onları arayan ülkelere de
ğil sorguya çekecek ülkelere
teslim ediliyordu. 11 Eylül saldırılarını gerçekle
ştirenler
ABD
nin elinde kalırken diğerleri
yabanc
ı ülkelere teslim ediliyordu.
Amerika 11 Eylül
saldırılarını gerçekle
ştiren, başında Usame Bin ladinin bulunduğu el
kaideyi su
çlamakla beraber diğer bütün İslami
gruplara da ayn
ı suçlamalarda bulunmuştur. Örneğin, Lübnan’ın Hizbullah
partisi, Filistinli Hamas militanları Ruslarla çatı
şan çeçen direnişçileride aynı
kategoride de
ğerlendirmiştir. bu grupların aynı amaç ve politikaları paylaştıkları İslami
halifeli
ği benimsedikleri ve bu doğrultuda hareket ettikleri yönünde bir kanı oluşmuştur.
Başkan Bush
2005 yılında birle
şik devletlerin Ortadoğuda
demokrasiyi kurma stratejik hedefine ba
ğlı olduğunu söylemiştir. Son
olarak hayalet uçaklar ile ilgili ABD’nin terörle sava
ş adı altında her türlü yasadışı uygulamayı nasıl meşru hale
getirmeye
çalıştığını, ayrıca
insanlı
ğın ve görmezden gelmenin vardığı noktayı hatırlatıyordu.
Farkında olmak, rahatsız olmak için bilmek, görmek gerekiyor. Çünkü CIA sürekli
olarak raflardaki eski uygulamaların tozunu alıp önümüze sürüyordu.

 

Amerika’nın
yaptı
ğı bu sıra dışı teslimat programları ve
tutsaklara kar
şı işkenceleri stratejik olarak teröre karşı birer
silah de
ğildi. Bunlar terörü teşvik eden
sava
şı kaybetmeye yönelik davranışlardı. İnsan haklarını yok saymak
ter
örist saflara yeni katılımlara yol açıyor ve
terörizmi haklı çıkarıyordu. Tüm dünya Amerika’nın keyfi uygulamalarının
farkındaydı ancak hiç kimse ses çıkaramıyordu. Amerika istedi
ği insanı istediği suçla itham
edebiliyordu.
İnsanların suçlu olup olmamaları çokta önemli değildi. Önemli olan
Amerika’nın kendi çıkarlarının ön planda tutulmasıydı.
…………………
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: