ÇİN’İN İKİNCİ VATANI: AFRİKA Bir Milyon Göçmenin Afrikada Yeni Bir İmparatorluk Kurma Hikayesi

THAMET TÜRK ŞEHİTLİĞİ – MYANMAR – ARAKANLI MÜSLÜMANLAR
7 Ekim 2017
21. YÜZYILA HAZIRLANMAK
7 Ekim 2017

ÇİN’İN İKİNCİ VATANI: AFRİKA Bir Milyon Göçmenin Afrikada Yeni Bir İmparatorluk Kurma Hikayesi

 
YAZAR
HAKKINDA:
Howard W.
French, Washington Post ve New York Times için Afrika hakkında yazılar kaleme
aldı. Times’ın Güney Amerika, Batı ve Orta Afrika, Japonya ve Çin Bürolarında
Şeflik Görevi üstlendi. Halen Columbia Üniversitesi, Gazetecilik Bölümünde ders
vermektedir. Yazar ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için: www.howardwfrench.com
 
 
Çin, 1970’lerin sonuna doğru
dünyaya açılmaya ba
şladığında zamanlama mükemmeldi.  Çin
halkı sadece akıllı politikalardan faydalanmakla kalmadı. Takip eden
yıllarda tanık  oldu
ğumuz
e
şi benzeri görülmemiş küreselleşme furyasının meydana getirdiği ekonomik değişimden Çin kadar yararlanan başka bir ülke daha olmadı. On yıldan
kısa bir sürede Çin, ihraç edece
ği fazla bir ürünü olmayan fakir
bir ülkeden dünyanın üretim merkezine dönü
ştü. Bu  değişim
her ne kadar Çin için muhte
şem
olsa da, küreselle
şmeyi
halen, ba
şta ABD, Batı Avrupa  ve Japonya
olmak üzere ba
şka
oyuncular 
şekillendiriyordu.
Zengin dünyanın lokomotifleri ellerindeki sermaye fazlasını akıtacak
yerler bulmayı; aynı zamanda 
şirketleri için ucuz işgücünden faydalanarak
Batılı tüketicilere ürünleri daha az maliyetle ula
ştırmayı hedefliyordu. Her iki nedenden ötürü, Çin, şüphesiz en iyi seçenekti.
Modern küreselleşmenin ilk dalgası çoktan zirve yaptı. Şu anda daha yeni ve büyük olasılıkla daha
büyük sonuçlar do
ğuracak
ikinci bir dalga geliyor. Bu yeni dönemde Çin sadece bir araç olmaktan öteye
gidip, kendi çapında giderek etkisini arttırarak de
ğişim
yaratan bir aktör olma yolunda ilerlemeye ba
şladı. Çin günümüzde dünyanın birçok köşesinde ekonomik değişimin
en önemli unsurlarından biri haline gelmi
ş durumda. Çin menşeli bankalar, inşaat şirketleri
ve di
ğer başka girişimler
bugünlerde parasını akıtacak, mallarını satacak i
ş alanları ve pazarlar
bulmak; ülkenin ola
ğanüstü hızlı büyümesini
garanti edecek hammaddeleri elde edebilmek için dünyanın dört bir kö
şesini arşınlamakta. Bunu yaparken de oyunun kurallarını koymakta
ve küreselle
şmeyi kendi duruşuyla örtüşecek şekilde
yeniden kurgulamakta. Bugüne kadar ABD ve
Avrupa’nın Üçüncü Dünya ülkeleri üzerinde herhangi bir
muhalefetle kar
şılaşmadan sürdürdüğü himayesinin devamı için izlediği yolları, uyguladığı adımları yeniden yazmakta.
Pekin yönetimi, bunu başarabilmek için modern bir takas sistemi
devreye soktu. Modele göre, geli
şen ülkeler
demiryolu, otoyol ve havalimanı gibi büyük altyapı projelerinin
bedelini uzun vadeli teminatları olan hidrokarbon ve maden tedarik anla
şmaları ile ödüyor;
böylelikle Çinli 
şirketlerin çok
büyük ihaleleri alabilmesinin önü açılıyor. Ba
şka anlaşmalar kapsamında Çin İhracat-İthalat Bankası ve devlet kontrolündeki benzer
büyük bankalar i
şbirliğine giderek Çin şirketleri, Çin
malları ve Çin i
şçilerin
tercih edilmesi kar
şılığında çok cazip proje finansman
teklifleri sunmakta. Bu tür geli
şmeler,
artık dünyada en çok Afrika kıtasında meydana gelmekte. Çünkü So
ğuk Savaşla birlikte Afrika’nın Batı tarafından ikinci plana
atıldı
ğını gören Pekin yönetimi,
kıtayı Çinli 
şirketlerin
uluslararası i
şlere
açılması için en uygun zemin olarak belirledi. Elbette Afrika’nın sahip
oldu
ğu henüz ellenmemiş sayılabilecek büyük hammadde kaynaklarının bu
kararda önemli oldu
ğu
yadsınamaz zira Çin’in akıllara durgunluk veren ekonomik büyümesi ve
ulusal düzeydeki yeniden yapılanması buna son derece ba
ğlı.
Tüm bu unsurlar Afrika’yı Pekin’in
gündeminde ba
ş sıralara koymaya yetti. Bu kapsamda Çin’in
yeni lideri Xi Jinping’in ilk yurtdı
şı gezisini
Afrika kıtasına yapmasına ve üst düzey yetkililerin ziyaretleri sık ve ili
şkileri sıkı tutmasına şaşırmamak
gerek. Örne
ğin ABD’nin bu süreçte Afrika’yı dışişleri
bakanı seviyesinde bile çok nadiren ziyaret etmesi ilginç bir
tezat. Çin’in gösterdi
ği
yakın ilgi (Afrikalı liderlerin deyimiyle 
yapıcı ilişkiler)
ile Pekin yönetiminin resmi düzeydeki cömertli
ği fazlasıyla sonuç getiriyor. Çin’in Afrika ile olan
ticaret hacmi yüzyılın ba
şından
bu yana 20 kat artarak 2012’de 200 milyar dolar seviyesine ula
ştı. Böylece kıtanın hem ABD, hem de
herhangi bir Avrupa ülkesiyle olan ticaretini geride bıraktı.
Günümüzde Çin in
şaat
sektörünün sadece Afrika’daki faaliyetlerinden elde etti
ği gelir ise tahminen yurtdışındaki  toplam kazancının 1/3’üne karşılık geliyor.
Bu ve benzeri gelişmeler son zamanlarda hararetli tartışmaları da beraberinde
getirdi: Çin’in kıtayla giderek geli
ştirdiği
ili
şkileri Afrika’nın yeniden yapılanmasına ve
sonuçta refaha kavu
şmasına
katkı sa
ğlayacak mı yoksa tüm bunlar acımasız
bir yeniden-sömürgele
ştirme
planının parçası mı? Bir tarafta Çin’in ate
şli savunucuları, bir tarafta da ülkeye ve
niyetlerine kar
şı duyulan
derin 
şüphe varken, bu tartışmaların çoğu zaman önceden kararlaştırılmış sonuçları olduğu izlenimine kapılmak mümkün.
Çin’in Afrika ile olan ilişkisinde en önemli ve belki de
en öngörülemeyen unsurlarından  biri tartı
şma ortamlarında gözden kaçıyor nedense. İster göçmen ister uzun dönemli misafir
olsun, Afrika’nın en ücra kö
şelerine
dahi Çin’den insan akın ediyor. Tahminlere göre    geçti
ğimiz on yılda yaklaşık 1 milyon Çinli Afrika’ya yerleşti ve bu süre zarfında akla gelecek her
türlü i
ş koluna el attılar: Çiftçiler,
küçük – orta ölçekli fabrikatörler, tüccarlar, doktorlar, ö
ğretmenler, kaçakçılar, fahişeler ve daha niceleri…
Bu sarsıcı gelişme, Çin’in Afrika’da filizlenen varlığının milyonlarca insanın geleceğini şekillendiriyor, kıtayı jeopolitik açıdan yeniden
biçimlendiriyor. Çin-Afrika ili
şkilerinin
bilinmeyenlerine açıklık getirmek adına konunun derinlemesine
incelenmesi Çin’in bu kültürel ve ekonomik istilasının nedenlerine,
Afrika’nın denklemdeki rolüne ve tüm dünya için de dallanıp budaklanarak yol
açaca
ğı sonuçlara ışık tutabilir.
Peki Çinli göçmenler Afrika’ya kalıcı
olarak mı gelmi
şti? Afrika ülkelerindeki ekonomileri
ne ölçüde de
ğiştirebileceklerdi? Yerel halkla entegre olmak konusunda
ne kadar istekliydiler? Büyüyen göçmen nüfusu kıtada ba
şka neleri değiştirecekti?
Hepimizin bildiği gibi devletler her zaman plan yapar. Çin ve
Afrika ülkeleri de istisna de
ğil.
Pekin yönetiminin verdi
ği
krediler ve devlet sermayeli dev 
şirketlerce
tamamlanan mega- projeler, Çin’in Afrika’yla geli
ştirmekte olduğu
ili
şkilerle ilgili manşetlere konu oluyor. Ancak geçmiş örneklerden bildiğimiz gibi gerçeklik çoğu zaman sayısız küçük aktörün başarılarıyla şekilleniyor. Bu kapsamda Çin’den Afrika’ya yerleşen her göçmen bu önemli ve yeni ilişkiyi şekillendirmeye yardımcı olan bir mimar adeta.
Bunu kısmen anavatanlarıyla yakın ba
ğlantılar
kurarak, kısmen de gayrı resmi yollarla ve hatta bazen kayıt dı
şı şekilde mal, ürün ve sermaye aktarımıyla beceriyorlar.
Afrika’ya Çinli göçmen akınını başlatan ana nedenlerden biri de kulaktan
kula
ğa yayılan söylentiler. Kıtanın sunduğu sınırsız sayılabilecek fırsatlarla
ilgili haberler Çin’in en ücra  yerlerine bile ula
şş durumda. Böyle bakıldığında Afrika’ya ayak basan her Çinli zincirleme göç diyebileceğimiz bir fenomenin tetikleyicisi
durumunda, zira o bireyin akraba ve arkada
şları da çoğu zaman peşinden
geliyor. Yeni gelenlerin davranı
şları,
Afrikalılarla kurdukları ili
şkiler, çalışma şekilleri ve iş ahlakları,
yerel kanunlara, gelenek ve göreneklere, çevreye ve her 
şeyden öte oranın insanlarına
gösterdikleri saygının derecesi Çin’in imajını belirliyor.
Daha önemlisi, Çin’in kıtayla olan genel ili
şkisini Pekin yönetiminin dikkatle planlayacağı her türlü eylemden daha
fazla 
şekillendireceği kesin.
Herkesin bildiği gibi Çin dünyanın en hızlı büyüyen büyük
ekonomisi. Son 20 yıllık süreçte yıllık bazda ortalama %10,2’lik bir büyüme
kaydederek küresel büyümenin %40’ını olu
şturdu. Geçtiğimiz
30 yılda ekonomik açıdan ola
ğanüstü
bir büyüme ya
şayan Çin’de GSMH on
katına  çıktı. Ancak bu büyümeyle birlikte kıyasıya rekabet ortamına
ve günlük stresin yo
ğunluğuna katlanamayan çok
sayıda Çinli çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. Afrika’ya yeni
yerle
şen Çinliler anavatanlarıyla ilgili
beklentilerini, sorunlarını ve ba
şarısızlıklarını çekinmeden
dile getirebiliyor. Buna kar
şılık,
Afrika’nın inanılmaz derecede özgür ve fırsatlarla dolu oldu
ğu görüşündeler. Ayrılana kadar ülkelerinin ne kadar
baskıcı oldu
ğunun
farkında olmadıklarını ancak Afrika’ya yerle
ştikten sonra nefes alabildiklerini itiraf edenlerin
sayısı az de
ğil. Çin’in
sıkı
ş tepiş, haset ve aşırı rekabetçi
ortamından çok farklı oldu
ğunu
şündükleri kıtada birçok Çinliye göre
yolsuzluk da çok daha az.
Çoğu zaman gözden kaçmasına rağmen, son zamanlarda Afrika inanılmaz bir büyüme yaşamaya başladı. IMF’ye göre 2013-2017 döneminde en
hızlı büyümesi beklenen 20 ülkeden 10’u Sahra-Altı Afrika’da yer
alıyor. Afrika’nın tarihsel olarak bir yol ayrımında oldu
ğu söylenebilir. Nüfus özellikleri, eğitim ve iletişim teknolojileri gibi unsurların birleşimi, birçok Afrika ülkesinin fakirlik
ve geri kalmı
şlıktan kurtularak orta
gelirli ülkeler düzeyine ula
şmasını sağlayacak olanaklar sunuyor. Geçtiğimiz on yılda Afrika’da yaşanan genel büyüme oranı neredeyse
Asya’ya yeti
şti. Üstelik yeni verilere bakacak
olursak kısa süre sonra küresel anlamda liderli
ği elde edecek gibi görünüyor. 1 milyarlık Afrika
nüfusunun 2050’ye kadar 2 milyar insana ula
şacağı öngörülüyor.
Yüzyıl sonuna gelindi
ğinde
ise bu rakamın 3.5 milyara dayanmı
ş olması bekleniyor.
Bu, kıta nüfusunun Çin ve Hindistan’ın toplamından daha kalabalık olaca
ğı anlamına geliyor.
Büyüme ve gelişme elbette ki aynı şey değil.
Sadece en etkin ve adil 
şekilde
yönetilebilen ülkeler ellerindeki hammadde ve yeraltı kaynaklarıyla genç
nüfuslarını do
ğru değerlendirerek refah düzeylerini arttırabilir.
Büyüme zamanlarında hükümetlerin kısa vadede kasaları doldurup kısa sürede heba
etmeleri çok olası. Üstelik Afrika’daki pek çok ülke genellikle ba
şkanlık sistemiyle yönetildiği için
halkının çıkarını gütmeyen bu yönetimler kısa vadeli kazançlar u
ğruna madenlerini, topraklarını peşkeş çekmeye devam etmekte. Vizyonu olmayan
açgözlü politikacıların kendi nüfuslarını e
ğitip iş sahibi
yapmak yerine yeni 
şehirler
ve 
şatafatlı sarayların inşası gibi prestij projelerine para
akıtmaları, a
şırı harcama yapmaları ve elde
ettikleri haksız kazançları yurtdı
şındaki banka hesaplarına hortumlamaları şaşırtıcı olmaz.
Böylesi ülkelerin nüfusu arttıkça 
şehirleri fazla kalabalıklaşacak; istikrarsızlaşan yönetimleri kronik sorunlarla mücadele ederken
yeraltı kaynakları tükenecek ve çevre geri dönü
şü olmayan bir şekilde zarar görecektir. Kıtadaki nüfusun
doru
ğa ulaşğı ve
dünyanın birçok yerinde halihazırda bilinen petrol ve maden rezervlerinin
tükenece
ği 2050’ler Afrika için yeni bir dönüm
noktası olacak. Afrika’nın bazı yerleri için kıtanın Çinliler
tarafından yeniden ke
şfi, Çin’in
do
ğru zamanlamasını bir kez  daha
teyit edecek. Bu doyumsuz dev i
ş ortağının artan talepleri ve buradan gelecek
yatırım fazlası büyümeyi sürekli kılacak ve yegane fırsatlar yaratacak. Daha bahtsızlar
içinse Çin ve doyumsuz i
ştahı öngörülebilen
bir çökü
şü tetikleyecek.
Çoğumuz farkında olmasak da, geride kalan on senelik
süreçte Afrika’ya büyük yatırımlar yapan Çin yönetimi, bir bakıma Batı’nın
kıta üzerinde asırlardır süren hakimiyetini belirgin biçimde sonlandırdı.
Bunun kökleri aslında biraz daha geriye gidiyor. Belki de dönüm noktası olarak
1996’da Çin devlet ba
şkanı Jiang
Zemin’in 6 Afrika ülkesini ziyaret etmesi sayılabilir. Etiyopya’nın ba
şkentinde bulunan Afrika Birliği merkezinde yaptığı konuşmasında
Zemin, Çin- Afrika 
İşbirliği
Forumu’nun (FOCAC) kurulmasını teklif etmi
şti. Bu, tarihi gelişmelerin ilk önemli adımı olarak kayda geçti.
Zemin Çin’e döndükten sonra i
ş dünyasına
hitaben yaptı
ğı ilk konuşmada Çin şirketlerinin yeni iş kolları geliştirmek üzere yurtdışına açılmaları gerektiği konusunda açık bir çağrı yaptı. Daha önce hiçbir Çinli lider böyle bir
istekte bulunmamı
ştı ve
ana hedef en ba
şından
Afrika olarak gösterilmi
şti.
Zemin’in önayak oldu
ğu
forum, Pekin’de 53 Afrika liderinin katılımıyla ilk defa 2002’de gerçekle
şti. Zirvede Çin yönetimi kıtaya
aktardı
ğı kalkınma yardımlarını iki katına
çıkarmayı, 5 milyar dolarlık bir Afrika kalkınma fonu olu
şturmayı, mevcut borçların
tamamını silmeyi, Etiyopya’da yeni bir Afrika Birli
ği genel merkezi inşa etmeyi, kıta genelinde 5 adet ticaret ve işbirliği bölgesi kurmayı, 30 yeni hastane,
kırsal bölgelerde 100 yeni okul in
şa
etmeyi ve 15 bin Afrikalı profesyoneli e
ğitmeyi taahhüt etti.

Resim 1: Afrika Kıtası
 
2013’e gelindiğinde Pekin’in Afrika projesi artık iyice yol almıştı. Derecelendirme kuruluşFitch’e göre Çin İhracat-İthalat Bankasının 2001-2010 döneminde
Afrika ülkelerine olan yatırımı 62,7 milyar dolar seviyesinde
gerçekle
şti. AidData adlı araştırma grubuna göre
aynı dönemde Çin’in tahmini taahhütleri 74,1 milyar dolara ve
tamamlamı
ş olduğu projelerin toplam tutarı 48,6 milyar dolara ulaştı. Fakat tüm bunlar olurken, belki de en
ince detayına kadar dü
şünülmüş devlet planlarının da süzgecinden
kaçan tarihi ba
şka
bir geli
şme yaşanıyordu. Yine 2001-2010 döneminde münferit olarak
hareket eden bir milyona yakın Çinli kendilerine yeni bir gelecek yaratma
umuduyla Çin’den kendi istekleriyle ayrılıp Afrika’ya yerle
şti. Çin’de gündelik hayatın
kaçınılmaz bir parçası haline gelen yolsuzluk, ülkenin her yerinde
kronik seviyelere ula
şş çevre kirliliği ve bununla bağlantılı sağlık sorunları endişesi, inanç ve ifade özgürlüğü alanındaki
baskılar, Çinlilerin ba
şka
yerlerde hayat kurma isteklerini körükleyen temel unsurlar. Nüfus yo
ğunluğu nedeniyle yaşam alanının neredeyse kalmamış olması da cabası.
Çin’in Afrika’daki imajını ve kıtayla olan
ba
ğlarını şekillendiren de Çinli göçmenlerin iş yapma tarzı, yatırım eğilimleri, genel tutum ve davranışlarıyla yerel insanlarla
kurdukları ili
şkilerdir.
Yeni gelenler arttıkça husumet de kaçınılmaz oluyor elbette. Senegal, Namibya,
Malavi ve Tanzanya’da yerel tüccarlar ülkelerine gelip i
şlerine çomak
sokan Çinlilerden 
şikayet
ediyor. Altın rezervi açısından zengin Gana’da yetkililer verimli
toprakları ele geçiren, çevreyi ya
ğmalayan, ormanları kesen ve su yollarına cıva
döken Çinli kaçak madencilerle u
ğraşıyor. Çinlilerin mevcut tüm iş kollarına kısa sürede sirayet ederek
yerlilerin i
şlerini alt üst ettiği Zambiya’da ise Çinli göçmen
dalgası çoktan ulusal seçimlere malzeme oldu.
Takip eden sayfalarda Çinlilerin
Afrika’nın çe
şitli ülkelerinde faaliyetlerine
dair örneklere, farklı yerlerin ortak sorunlara, göçmenlerin ki
şisel hikayelerine, yerel halka olan ilişkilerine ve karşılaşılan
zorlukların üstesinden gelmek için bulunan çözümlere yer verilecek;
bu ba
ğlamda gelecekle ilgili sorulması gereken
sorulara de
ğinilecektir.
 
 
MOZAMBİK     
 
Afrika’nın sunduğu fırsatlar kulaktan kulağa yayılıp çok sayıda Çinlinin
pılını pırtısını toplayıp kıtaya ta
şınmasına neden oldu. Bu akında dünyadaki tarıma elverişli arazilerin %60’ının Afrika’da bulunduğuna dair tehlikeli yanılgının payı da
büyük. Göz alabildi
ğine
uzanan yemye
şil kırların, kendi ülkelerinde dip
dibe ya
şamaktan bıkmış, çabucak kalkınabilecekleri yeni yerler
arayan Çinli maceraperestleri çekmesini anlamak zor de
ğil. Kıtanın topraklarının işlenmemiş ve bomboş görünmesinin sebepleri arasında bereketinin
artması için tarlaların uzun sürelerle nadasa bırakılmasını gerektiren
geleneksel çiftçilik yöntemleri ve toprak mülkiyetinin kolektif olması sayılabilir.
Yakın zamana dek tarım arazilerinin kontrolü, yerel kabile reislerinin veya
kralların elindeydi. Ancak bolluk inancının yanılgı olmasının nedeni ne bu
saydıklarımız ne de kıtanın geçmi
şi.
Her 
şey Afrika’nın geleceğine bağlı, çünkü kıtanın hızla artan nüfusu
sayesinde henüz i
şlenmemiş veya sahipsiz duran tarım
arazilerinin yo
ğun
talep görece
ği kesin. Ezelden beri dünyanın en fakir 10
ülkesi arasına giren Mozambik kıyıları Afrika’nın en yo
ğun ormanlarına, el değmemiş kumsallarına
sahip. Bu do
ğal güzelliklere ek olarak 2012’de kömür
madenleri ve denizaltı do
ğalgaz
kaynakları ke
şfedilmesiyle ülke
sadece Çinliler için de
ğil
Banglade
şliler, Endonezyalılar ve elbette
Portekizliler için çok cazip bir hale geldi.
Kıtaya ayak basan pek çok Çinli gibi daha
iyi bir gelecek umuduyla ülkesini terk etmi
ş  olan Hao Şengli, Mozambik’in başkenti Maputo’nun kuzeyinde kalan kırsal bir bölgede
tarım yapmak amacıyla büyük araziler kiralamı
ş ellili yaşlarda bir işadamı. Çin’de
ba
ş gösteren arazi
sıkıntısı Hao’nun yolunu Kaliforniya eyaletinin yakla
şık iki katı büyüklüğünde, verimli tarım arazilerine sahip
Mozambik’e dü
şürmüş. Artık Mozambik’in her kasabasında hatta
köyünde  Çinliye rastlamak mümkün. Üstelik ço
ğu Mozambik’e Hao’nun memleketi Fuji’den
gelmi
ş. Hao çay, şeker, tütün ve stevya (şekerotu) gibi getirisi yüksek
tarım ürünleri yeti
ştirmek
hayaliyle buralara gelip toprak kiralamı
ş. Çiftçilik hakkında hiç deneyimi
olmaması ve hayalini tamamen yabancısı oldu
ğu bir yerde gerçekleştirme düşüncesi
onu hiç korkutmamı
ş.
Dedi
ğine göre, Çinli bürokratlar yerli
halkla ileti
şim kurmayı beceremediği için dünyanın en fakir 10 ülkesinden
biri olan Mozambik’te anavatanının el attı
ğı 60 milyon dolarlık stadyumlar gibi prestij projeleri başarısız oluyor. Yerli halkın pazar
kapasitesinin yetersizli
ğinden,
ba
şlarında durmazsan asla çalışmadıklarından yakınıyor. “Çok
gururlular, küçük dü
şmekten çok çekiniyorlar” şeklindeki yorumu genel olarak
göçmen Çinlilerin yerli halka kar
şı duydukları en
temel ve kayıtsız ırkçılı
ğı özetliyor.
Çinli işadamı Şengli “İnsanın çocuklarına bırakabileceği en iyi şey para değil,
tecrübe ve imkanlardır” diye konu
şmasına
devam ediyor. Çin’deki o
ğullarını okuldan
alıp, Mozambik’e getirmeyi planlıyor. Mozambikli genç kadınlarla
evlendirip melez torunları sayesinde artık yabancı muamelesi
görmeyeceklerinden ve toprakların da aile içinde kalaca
ğından bahsediyor. Çocuklarına okulu bıraktırmak, eğitime çok önem veren Çin
kültürü kalıplarına ters dü
şğü için hayatlarını kazanmak için
ne yapacaklar diye sormadan edemiyorum. “Kimya, fizik, matematik
bilmelerine gerek yok 
İngilizce öğrensinler yeter. Dış ticarete odaklanmalılar, gümrük
memurlarıyla nasıl ba
ş edeceklerini
ve hesap makinesi kullanmayı bildikleri sürece i
ş yapıp para kazanırlar” diye yanıtlıyor. “Üstelik
Mozambik’te e
ş bulup evlenmek çok kolay. Seçtiğin kadının babasına hediye olarak biraz
para, bir miktar kuma
ş ve
biraz da alkol götür, tamam. Yakla
şık
12 dolara kadın satın alabilirsin.” Mozambikli kadınlarla seks yapmanın da
de
ğişik
ve tuhaf oldu
ğunu söylüyor. “Çinli kadınlara
sarılıp ok
şaman, önce havaya sokman gerekir,
Mozambiklilerle ise hemen sevi
şmeye başlayabilirsin.”
Hao Şengli uykuya dalınca dikkatimi şoförüne yöneltiyorum. Maputo’nun yerlisi
olan John ile ülkesinin tarihiyle ilgili konu
şmaya başlıyoruz. “1930’larda
sömürgeciler bizi  zorla çalı
ştırdılar. Kendi ülkemizde onların kölesiydik.
Halkımızın hiçbir hakkı yoktu. Her 
şey onların merhametine kalmıştı.” Eskiden Portekiz sömürgesi olan ülkenin
uzun süren kurtulu
ş savaşında stratejik açıdan çok önemli
bir hat olan Limpopo Nehri üzerinden geçerken, “Halkımızın modern
silahları yoktu. Portekizlilerle mızraklarla sava
ştık,” diyor. Günümüzde Portekiz’deki ekonomik
durgunluk ve borç krizinden kaçıp Afrika’ya gelen Portekizlilerle ilgili
ne dü
şündüğünü sorduğumda şaşırtıcı bir yanıt
veriyor: “Buraya ne kadar çok yabancı gelirse o kadar iyi.
Gelip  bizi e
ğitmelerine
ihtiyacımız var. Ancak o zaman Mozambiklilerin nelere kadir olabilece
ğini tüm dünyaya gösterebiliriz.”
Mozambik bağımsızlığını kazandıktan
hemen sonra ba
şka bir uzun ve kanlı mücadele daha başladı. Bu defa ülkeyi yöneten
sosyalist parti ile Rodezya ve Güney Afrika gibi apartheid rejimlerce
desteklenen isyancı gruplar arasında 15 yıl süren çatı
şmalardan sonuncusu 1992’de  son buldu.
Mayınlarla, sivillere akıl almaz zulümlerle bu sava
ş Afrika’nın gördüğü en şiddetli ve tahrip edici savaşlardandı. İç savaşı kazanan
isyancı grup Marksist iktidar partisine dönü
şünce çok partili seçimlere geçildi ancak bu
demokrasinin içinin bo
şaltılmasını engellemedi.
Devlet ve iktidar partisi arasındaki ayrım kayboldu. Ba
ğlantıları olan küçük bir grup, genellikle ülke
topraklarını ve do
ğal
kaynakları yabancılara satarak giderek zenginle
şmeye devam ederken, halkın geri
kalanı yoksullukla pençele
şiyordu.
Bir tür gangster kapitalizmi denebilecek bu denklem, Afrika’nın do
ğal kaynak zengini
pek çok ülkesinin ortak sorununa dönü
şerek karamsarlığı da beraberinde getirdi. Trajik tarihi,
Mozambik’in verimli topraklara, balı
ğı bol
denizlere, geni
ş tropik
ormanlara ve zengin maden yataklarına sahip oldu
ğu halde, neden bu kadar fakir kaldığını açıklamaya yetiyor.
Çinlilerin yaşadığı Xai-Xai
adlı kasabaya varmak üzereyken girdi
ğimiz Güney Afrikalı bir şirkete ait benzin istasyonu, ülkenin
kederli mazisinden bir kopu
şu
simgeliyor. Yabancı 
şirketler
Mozambik’e girmeden çok daha önce ülke ekonomisinde tek ortak
Portekiz’di. Kar
şılıklı alışveriş şartları iç karartıcıydı. Ülkede
ithalatın tümü Portekiz tekelinde rekabetsiz ve fahi
ş fiyatlarla yapılıyordu. Kaju fıstığı ve diğer tarım mahsulleri, tropik kereste, balık gibi
hammadde ve i
şlenmemiş ürünlerin ihracatı ise Lizbon’un belirlediği fiyatlarla yine sadece Portekiz’e
satılıyordu. Herhangi bir yabancı yatırım olursa da bu yine Avrupa’nın en
yoksul ülkelerinden biri olan Portekiz’den geliyordu. Günümüzde ise Güney
Afrikalı 
şirketler Maputo çevresinde mantar
gibi ço
ğalan benzin istasyonları, büyük
süpermarketler ve ma
ğaza
zincirleriyle Mozambik ekonomisini canlandırmaya devam ederken, Güney Afrika ile
kıyaslanamayacak kadar büyük bir yabancı güç olan Çin,
Mozambik’teki yerini sa
ğlamlaştırıyor. İkinci el kamyonet satış yerlerinden, geniş çiftliklere Çinliler kıtaya yerleşip iş kurmaya devam ediyor.
 
Bu tablo, Afrika’nın ciddi bir tarihsel değişim
geçirdi
ğinin göstergesi. Kıtanın, küresel
ekonominin uzun zamandır ihmal etti
ği üvey
evladı konumundan çıkıp en çok ilgi gören bölgeye dönü
şmeye başladığı yönündeki
iyimser görü
şü destekliyor. Çinli yatırım ve
taleplerle güdülen bu durum, Çin’in Afrika ile ticaretinin her yıl %20
artmasıyla son zamanlarda Avrupa ve ABD ile yaptı
ğı ticareti geride bıraktı. Batılı liberal
ekonomistler, Afrika’nın kaynaklarına göz diken zengin ülkelerden gelen yabancı
yatırımcıları çekti
ği
sürece kalkınaca
ğını;
bu sayede ticaret artarken sermaye ve teknolojinin de ülkeye akaca
ğını öngörüyordu. Hatta Çin’in
ilgisi üzerine Mozambik’in bu sürece girmi
ş olduğunu
söyleyenler bile oldu. 
İddialara
göre ülke nihayet küreselle
şiyordu
ve ilerleme yolundaydı. Ancak 
şu
anda sayıları 100 bini bulan Çinli göçmenler arttıkça yasadı
şı balıkçılık, kereste kaçakçılığı, büyük çaplı yolsuzluklar ve
şvet olayları gibi sorunlar da artmaya
devam ediyor. Toprakların ve do
ğal
kaynakların kullanımında herhangi bir denetim yok. Her 
şey tepeden inme yollarla yapılıyor.
Cumhurba
şkanı ne derse o oluyor. Yeni bulduğu zenginlikle bir sürü inşaat projesine kalkışan ülkede en büyük problem cehalet
fakat e
ğitim adına herhangi bir girişim, kapasite geliştirmeye yönelik atılmış bir adım yok. Zaten herhangi bir ülkede
yerel halkı i
şin
içine katmadıkça yabancı yatırımlara ba
ğlı olarak kalkınma sağlamak çok güç. Sonucun Mozambikliler için iyi
olabilmesi için insanların biran önce haklarını ö
ğrenmesi şart.
Acilen toplumun tabandan katılımını sa
ğlamak gerek. Çünkü gözleri açıldığında iş işten
geçmi
ş olacak.
ZAMBİYA
Diğer Afrika ülkelerinden daha önce göçmen
akınına u
ğrayan Zambiya, halen
kıtada Çinlilerin en çok göç etti
ği ülke konumunda. 1990’lardan bu yana Zambiya’ya
yerle
şen Çinlilerin sayısı 100 bini aşıyor. Bunun getirisi götürüsü ne olur
zaman gösterecek ancak çe
şitli
ekonomik göstergelere göre çok sayıda Afrikalının gelir düzeyi ciddi
oranda yükseldi
ği
için orta sınıfta belirgin bir artı
ş yaşanıyor. Görünen o ki önümüzdeki 10-20
yıl boyunca bu artı
ş hızla
devam edecek. Bunun nedenlerinin ba
şında
Afrikalılar arasındaki ticaretin artması, telekomünikasyon, bankacılık ve ula
şım hizmetlerinin kuvvetlenmesi geliyor.
Son on yılda Afrika’nın orta sınıfı 300 milyon ki
şiyi aşarak
Hindistan’ın orta sınıfını geride bıraktı. Kıta genelinde e
ğitim yatırımlarında patlama yaşanıyor. BM’e göre 2000 yılından sonra
ortaokula kayıt sayısı %48 artı
ş gösterdi,
yüksekokullara kayıt ise %80’e fırladı. 2013’te Dünya Bankası Afrika’nın
ekonomik büyümesinin %60’ının tüketici kaynaklı oldu
ğunu açıkladı. Bu ve benzeri değişimler
Afrika Kalkınma Bankası’nın tahminlerine göre 2030’da Afrika toplumlarının
büyük bölümünde halkın ço
ğunluğu alt-orta sınıf ve orta sınıfa dahil olacak.
Aslında ülkenin Çinlilerin gözdelerinden
birine dönü
şmesi siyasi bir rastlantıya
dayanıyor. Çin’in resmi olarak Afrika’yı kucaklaması Zambiya’nın politik
ekonomisindeki radikal dönü
şüme
denk gelmi
şti. 1990’ların başında tek partili sosyalist zihniyetli etkin bir
devletten çok partili sisteme geçerek Washington’ın standart ekonomik
reçetelerini uygulayan bir demokrasiye dönü
şüverdi. Ülkenin ekonomik gidişatının değişmesi,
büyük sanayilerin tekel kontrolünün devlet tarafından toptan tasfiyesini
gerektirdi. Di
ğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi IMF ve  Dünya
Bankası uygulamalarına geçince ulusal telekomünikasyon ve enerji
santralleri satı
şa çıkarıldı,
ticaret ve tarım yabancı yatırımcılara açıldı. Zambiya’nın en büyük
zenginli
ği olan bakır madenlerinin özelleştirilmesi de bunlara dahildi. Tam bu
sırada Çin hükümeti, kamu 
şirketlerini
yurtdı
şında yatırım fırsatı aramaya
yönlendiriyordu. Zambiya genelde Batılıların es geçti
ği bir ülke olduğu için parsayı toplayan Çinliler oldu.
Zambiya ticarete açılmı
ştı,
istikrarlıydı ve insanları nazikti. Üstelik hükümeti Çin
sempatizanıydı. Bunun ba
şlıca
nedeni ise 1970’lerde yapılarak Zambiya’yı Tanzanya üzerinden denize ba
ğlayan, dolayısıyla Güney Afrika’ya bağımlılığını azaltan TAZARA demiryoluna Çin devleti
tarafından muazzam destek verilmi
ş olmasıydı. Çin’de çabucak
yayılan bu bilgiler fırsatlar ülkesine akın ba
şlattı.
Çin taşrasından kalkıp buralara gelen ve bakır işleme tesisi kuran Yang Bohe ile  buluşmaya giderken başkent Lusaka’nın merkezinden kuzeye doğru ilerledikçe yeni ticaret merkezleri ve
bulvarların yerini a
şırı kalabalık
gecekondu mahalleleri almaya ba
şlıyor. Ülkede
i
şsizlik o kadar yüksek ki, iş bulma umudunu çoktan yitirmiş genç erkekler artık iş aramaya gerek bile duymuyorlar. Yol boyunca, hayatlarını
büyük
şehirde yeniden kurma hayaliyle başkente taşınan genç adamlarla dolu kamyonlara
rastlamak çok sıradan.
Tüm kıtada esmekte olan değişim
rüzgarını, Lusaka gibi 
şehirlerde
boy gösteren gösteri
şli
alı
şveriş merkezlerinde hissetmek mümkün. Gündüzleri
evhanımları ve orta ya
şlı müşterilerle dolup taşan alışveriş merkezleri, akşam olunca gençlerin akınına uğruyor. Belli ki Batılı zengin ülkelerdeki
gençlik modasını yakından takip ediyorlar. Dü
şük pantolonlardan görünen boxer şortları, ters taktıkları beyzbol
kepleri ve sprey boyalı kaykaylarıyla dola
şan bu gençlerin işçi sınıfından gelen anababaları çocuklarının
kendilerinden daha iyi e
ğitim
almalarını sa
ğlayabilmiş çalışkan Afrikalılar. Gençlerin değişimi
sadece son moda giysilerden, akıllı telefonlardan ibaret de
ğil, hırsları ve hevesleri de
Batılı gençlerle aynı. Doktor, avukat ya da pilot olmak istediklerini
söylemeleri bana Amerikan Rüyasını anımsatıyor. Yeni orta sınıfın yükseli
şine tanık olan Lusaka’da şehrin her köşesi biri bitip diğeri başlayan
emlak projeleriyle dolu. Afrika’nın her yerinde kentle
şme son hız devam ediyor.
Ndola yolunun biraz gerisine orta sınıftan
yöneticilere ait konforlu villalar sıralanmı
ş. Muazzam çimleriyle birbiri ardına dizilmiş golf sahaları, eski polo
sahaları ve squash kulübü genelde bombo
ş dursa da akşamüstü golf oynayan birkaç Çinli işadamına rastlamak mümkün. Afrika’ya
göç etmek, 
şu
anda Çin’in do
ğu
kıyısında ya
şayan zengin şehirli gençlere akıl karı gelmeyebilir ancak Yang
gibi Çin’in kayıp ku
şağı için kaybedilen
zamanı yakalamak için son fırsat gibi görünüyor. Kültürel Devrim döneminde
yeti
şmiş olan 62 yaşındaki Yang, cahil bir işçi olmak istemediği için kendini geliştirmeye karar vermiş. Kendi başına İngilizce öğrendikten sonra Çin’in yurtdışına çık politikasının ilk
günlerinde 
İngilizce
bilenler hayli revaçta oldu
ğu
için hemen i
ş bulup, mühendislik ve inşaat firmalarında çalışmaya başlamış.
Orta Do
ğu’da teknik plan ve sunumları tercüme
ederek yıllarını geçirdikten sonra 2002’de Afrika’da in
şaat sektörü devlerinden Çin Yol
ve Köprü 
Şirketi için çalışmaya başlamış.
Ndola’da su 
şebekesi çalışmalarında yapılan kazılarda
teknik çeviri yaparken boru dö
şenen
yerlerde kayaların arasında ye
şil
ta
şları farketmiş. Yerli halkın malaşit dediği
bu do
ğal taşın içeriğinde
yüksek oranda bakır oldu
ğunu öğrenmiş. Civarda çok bol olduğunu anladığından
bundan nasıl para kazanırım diye dü
şünüp Çin’e
teste göndermi
ş. Bu doğal taşın
içinde yeterli oranda bakır cevheri oldu
ğunu öğrenince
de kolları sıvamı
ş.
5000 yıl önce de insanlar bakır i
şliyordu
diyerek çok basit ve ucuz teknikler kullanarak i
şe koyulmuş. Çin
kökenli Avustralyalı bir i
şadamıyla
ortaklık kurup 2005’te 625 bin dolar harcayarak kendi tasarlayıp yaptı
ğı ocağın maliyetini 2 ayda çıkarmış. Ancak kaçınılmaz bir şekilde tersine dönen dalga, büyük
umutlarla Kongo’nun Bakır Maden Ku
şağına yerleşen diğer Çinlilerin çoğunu batırdı. Yok pahasına çalıştırdıkları Kongolulara ise talih
zaten hiç gülmedi. Maden i
şinde şansın önemi büyük ancak uzun vadede
akıllı ve 
şanslı olanlar
oyunda kalabiliyor. 
Şansının
yaver gitti
ğini söyleyen Yang’in planlı ve
stratejik çalı
şğı belli ancak ne eldiven, ne kask
hiçbir güvenlik önlemi olmadan çalı
ştırdığı işçilerle sağlıksız çalışma koşullarını umursamadığı da açık.
Maden arama ve işleme çalışmalarında yok olan yüzbinlerce ağaç, çukurlara gömülen, havaya saçılan
toksik atıklarla zehirlenen do
ğa
ve madenlerle birlikte tükenen hayatlar da cabası. Polis, maliye, müfetti
şler vb. herhangi bir denetim olduğunda ise Yang, Çinli değil Avustralyalı bir şirket olmanın getirdiği rahatlığa sığınıyor.
Zambiya’daki di
ğer Çinlilerle
pek görü
şmeden kendi işine bakan Yang’e göre “Zambiyalıların en iyi
özelli
ği, paylaşma huyları. Beyaz ve sarı ırkta çok nadiren
bulunacak kadar payla
şımcılar.
Yetimleri kendi çocuklarından ayırmazlar. Onların gözünde herkes e
şit. Buradaki Çinli işadamlarının şüpheli işler çevirmesi
de beraberinde yardım ve yataklık suçunu getiriyor.”
Afrikalıların Çin’in kıtadaki ekonomik
etkinli
ğiyle ilgili en çok
yakındıkları durum, ihaleyi alan 
şirketlerin projelerde çalışmak için işçilerini de Çin’den getirmeleri. Eleştiriler, vasıfsız işçi getirilmesine yoğunlaşıyor; Çin’in tüm ihaleleri ucuza kapatabilmesinin
sırrı Çinli 
şirketlerin Çinli
mahkumları çalı
ştırması olarak
yorumlanıyor. Bu söylenti Afrikalıların Çinli i
şçilerin koğuşlarda yaşamasını, toplu hareket etmelerini
anlamalarını kolayla
ştırıyor.
Dolayısıyla Afrikalılar, Çinlilerle rekabet etme 
şansı olmadığını kabulleniyor. Ancak bu söylentilerin gerçekle
alakası  yok. Yine de Çinli 
şirketlerin istihdam koşullarının tartışılmasının önünü açtığı kesin. Asıl sorun  ise istihdamdan ziyade
teknik bilgi ve becerilerin Afrikalı çalı
şanlara aktarılmaması.
 
Çinli bir şefe ödenen maaş aylık 1500 dolar. Bu meblağ Çin’de sıradan bir esnafın kazanacağının iki katı; kalifiye bir Zambiyalı işçinin kazandığı maaşın
ise 10 katına denk. Vasıfsız i
şçilere ödenen
ise aylık 300 dolar. Yang’in üretmekte oldu
ğu ve Çin’e ihraç edilmeyi bekleyen
kabarcıklı bakır denen metal yı
ğını ise
milyonlarca dolar de
ğerinde.
Zambiya’nın kalkınmasının 50-100 yıl
sürece
ğini düşünen Yang, üç kuşak boyunca iyi eğitim  verilmedikçe  gelişmenin  mümkün  olmadığı  görüşünde.  Fakat  ülkenin
döviz   gelirinin %70’ini
olu
şturan bakır madenlerinin o kadar uzun süre
dayanmayaca
ğı kesin. Yang maden tükense de işlenecek toprakları olduğunu ve Zambiyalıların kuvvetli insanlar
olduklarını ancak  çok sıkı çalı
şamadıklarını ekliyor. Bu noktada çok
sayıda Çinlinin ortak önyargısı yine devreye girerek Çinli i
şadamlarının Çin’den
yarı vasıflı i
şçi
getirmelerinin kendilerine göre mantı
ğını ortaya koyuyor.
Kurşun-çinko cevheri anlamına gelen Kabwe şehrini geçtikten sonra Kapiri Mposhi’ye
vardı
ğımızda, istasyonun etrafında yerfıstığı satan kadınlar, köy tavuğu satan adamlar, papaya ve patates satan
gençkızlar, çuval çuval kömür satan ya
şlı kadınların arasından geçiyoruz. 1895’te
Amerikalı ka
şif
Frederick Russel Burnham’ın bakır yataklarına benzeyen jeolojik olu
şumları ilk keşfettiği
yer olan bu kasaba aslında Bakır Maden Ku
şağı denen
bölgenin ba
şlangıcı olarak kabul edilir. O
dönemde Burnham, Birle
şik
Krallık Güney Afrika 
Şirketi’ne
yazdı
ğı raporda yöre halkının yetenekli işçiler olduğunu ve bakır ve demirden yaptıkları ürünlerini
Portekizliler ve Araplarla takas ettiklerinden bahsetmi
ş, bakır ve demir madencileri oldukları için
madenlerin çıkarılıp i
şlenmesinde çalışabileceklerini belirtmiştir. Ancak bu gerçekleşemeden önce, Kongo Bağımsız Devleti’nin sınırlarının Birleşik Krallık Güney Afrika mülkiyetindeki
arazilerden ayrılması gerekti. Britanya ile sınır hattının nereden geçece
ğine yönelik anlaşmazlık çözülemeyince Belçika Kralı II.
Leopold konuyu ülkesi bölgede oyuncu olmayan 
İtalya Kralı’na devretti. O da bölgenin sınırlarını
çizerken üç büyük nehre göre karar verdi. Öte yandan Belçika da Msiri denen
bölgedeki yerel krallı
ğın
hükümdarını öldürüp topraklarını talep etmekte 
İngilizlerden çabuk davrandı.
Sınırların geli
şigüzel
belirlendi
ği sömürge döneminde Afrika adeta bir yapboz
tahtasına döndü. Zambiya haritasının yamuk bir çanı andıran tuhaf 
şekli de böyle ortaya çıktı. İtalyan kralın çizdiği sınırın dünyanın en büyük bakır
rezervlerinin üzerinden geçti
ği
ve büyük parçayı Kongo’ya bırakmı
ş olduğu çok sonradan anlaşıldı.
Çin ile Afrika ilişkisi dendiğinde,
genellikle aklımıza do
ğal
kaynaklara eri
şimin güvence altına
alınması meselesini getiriyor. Çünkü Afrika dünyanın en büyük
maden deposu. Bakır üreten ülkelerin ba
şında gelen Zambiya, Afrika’nın güneyinde denize
kıyısı olmayan bir kara ülkesi. Günümüzde küresel bakır talebinin %40’ı
yalnızca Çin’e ait. Çin’in Afrika tutkusuyla ilgili spekülasyonlar arasında
gözardı edilen daha ileri dönük bir motivasyon ise Çin’in ihracat odaklı
endüstrilerine pazar yaratmak. Dolayısıyla gün geldi
ğinde Batılı ülkeler ve Japonya’nın yaşlanan tüketicileri ve borçla dönen
ekonomilerinden geriye kalacak olan bo
şluğu doldurmak.
Çinli diplomatlar, ticaret yetkilileri ve
i
ş yöneticileri gibi Chengdu ve
Guangzhou gibi yerlerden kalkıp Afrika’ya göçen sıradan Çinliler de aynı
fikirde. Anavatanları hızla büyümesine ra
ğmen, gurbette daha iyi bir hayat sağlamak adına birikimlerini
koydukları Afrika’da kendilerine daha çok gelecek
görüyorlar. Çinli göçmenlerin tutu
ştuğu
bahsin umutla, idealistlikle ya da ideolojiyle ilgili yok. Yüzyıl önce
Batılıları, yoksullu
ğuna
ve bitmeyen karga
şasına
ra
ğmen Çin’e çeken şey neyse, şimdi burada aynısı geçerli. Herkese bir çift
pabuç satsan servet kazanırsın mantı
ğı yani. Yeni yapılan konutlara kapı,
pencere, çatı malzemesi, banyo-mutfak  tesisatı derken müthi
ş bir pazar var ortada. Afrika’da
beslenecek bo
ğaz sayısı artıyor. Besicilik
yapanlar, çiftçiler, ithalatçılar, otomobil ve motosiklet satıcıları,
hepsi Çinli. 
Şu
anda kıtanın sundu
ğu
fırsatları herkesten iyi kavramı
ş olan
Çinliler giyimden, araç gerece bin çe
şit
mal satmak üzere Afrika’dalar ve bundan da çok memnunlar.
Mesela Çinli bir göçmen arkada
şıyla
ba
şlattığı tavukçuluk işinden köşeyi
dönmü
ş ve yıllar içinde genişlettiği arazisine kurulu modern tesislerde domuz ve kümes
hayvanları yeti
ştirmekte
olan Hu Renzhong’a göre Zambiya’da gelece
ği hemen şimdi
görebilirsin. “1995’te 22 ya
şında ülkeye
geldi
ğimde insanların yiyecek almaya
parası yoktu, et yemeye güçleri yetmiyordu. Toprak ise kaliteli ve
ucuzdu.”
 
Tezcanlı Çinlilerin bu coşkusu mantıksız mıydı yoksa
dünyanın ücra bir kö
şesinde büyük bir değişimi işaret eden bu eğilimi Batılılardan önce mi yakalamış oldular?
Çin finansmanıyla yapılan 45 bin kişilik dev stadyuma giderken
yol üstünde bir Çin restoranı ve Çinli bir veteriner klini
ği gözüme çarpıyor. Stadyum inşaatının tam karşısında duran reklam panosunda Devlet Başkanı Banda’nın gülümsediği bir resminin üzerinde iktidar
partisinin seçim sloganı “Paranız 
İş Başında” yazılı.
Gündeminin demokrasi ve insan haklarıyla güdüldü
ğünden açıkça şüphe duyulması Çin’in Afrika seçimlerine kayıtsız
kalmasını  gerektirmiyor. Stadyumun açılı
şı, üç ay kalan seçimlere yetiştirmeye çalışılıyor. Çin Büyükelçisinin katıldığı kurdeleli Lusaka Hastanesi açılış töreninin medyada geniş yer bulacağı kesin. Muhalefet lideri Sata geçen seçimlerden
sonra Çin’e saldırmaktan vazgeçmi
ş görünürken,
Ba
şkan Banda Çin ile çıkar sağlanan dostluk zemininde ilerliyor.
İnşaatta çalışan Zambiyalı boyacılar Çinlilere çalışmaktan hiç memnun değil. İş bulduklarına şükretsinler yaklaşımı ise yersiz çünkü tüm şikayetlerinde son derece haklılar.
Hepsinden önce aldıkları ücret çok dü
şük, 13 saat mesai yapıyorlar ve çok
kötü muamele görüyorlar. 
İşten kovmakla tehdit eden veya vuran Çinli ustabaşılar olduğundan yakınıyorlar. İş güvenliği
yok. Çinli çalı
şanlar
gaz maskesi takarken Zambiyalılar koruyucu giysi olmaksızın çalı
ştırılmaya devam ediyor. Zehirli
kimyasallara dü
şerek
ya da yanarak ölen Zambiyalılar oluyor. “Zambiya’da i
şsizlik çok büyük sorun olduğu için başka şansımız
yok maalesef. 
İnsan
muamelesi görmedi
ğimiz
yerlerde çalı
şmak
zorundayız.” Bunu söyleyen alt kademeden bir i
şçi değil,
maden ta
şlarını parçalayıp işleyerek bakır
konsantresi üreten 
Şangay
Madencilik’te vardiya amirli
ği
yapmı
ş bir Zambiyalı. Yanındaki işçi arkadaşı ise ekliyor. “Yetkililere bildirsek de
sonuç de
ğişmez,
bu yatırımcıları getiren zaten devletin kendisi. Çok iyi çalı
şğımız halde Çinliler bize iyi para vermiyor. Ağır yük kaldırmak gibi işlerin de dahil olduğu işçi ücreti, haftada yaklaşık 10 dolar ve bu parayla geçinmek mümkün değil. Şimdi hamallık yaparak aynı parayı bir günde
kazanıyorum.”
Ülkenin ikinci büyük şehri ve bölgenin ekonomik merkezi olan 500
bin nüfuslu Kitwe’ye giderken, fidanlıklar ve atların otladı
ğı çiftlik arazileri, susuzluktan
sararmı
ş otlarla kaplı tarlalardan
geçtik. Yol boyunca uzanan elektrik hatları Afrika’nın ortak sorununu bir
kez daha hatırlattı. Güney Afrika dahil tüm Afrika devletlerinin halka elektrik
ula
ştırma sorununu henüz çözememiştir. Günde 12-16 saat arası elektrik
kesintileri normal sayılır. Ancak verimlili
ği saat başına üretimiyle ölçülen
ve üretti
ğini uzak ülkelerdeki
güçlü sanayi 
şirketlerine
satan sermaye yo
ğun
bakır maden sanayinin 24 saat çalı
şabilmesi için gereken enerji her pahasına temin
edilir.
Zambiya’da ilk yıllarında İngiliz sömürge rejiminin kontrolünde olan
bakır madencili
ği
sonrasında 
İngiliz
ve Güney Afrikalı özel 
şirketlerin
eline geçti. 1960 ve 70’lerin ba
şında
metal fiyatlarının tırmanmasıyla zenginle
şen Zambiya’nın kişi başına
geliri 614 dolara ula
şarak
Brezilya, Malezya, Güney Kore ve Türkiye’ye yeti
şti. 1994’te dünya çapında düşen bakır fiyatları Zambiya’nın
ekonomisinin ini
şe
geçmesinde ve ki
şi
ba
şı gelirin yarıya inmesinde
büyük  rol oynadı. Duruma çare bulmaya çalı
şan hükümet, yeni sermaye
yatırımlarını çekmek ve yabancı yatırımlarla modernle
şmeye geçmek için 1969’da kamulaştırılan maden sektörünü 1997’de
yeniden özelle
ştirdi.
Bunu fırsat bilen Çin, bir zamanlar Zambiya maden sanayinin cevheri
sayılmı
ş olan Chambishi Bakır Madenini sadece
20 milyon dolara satın alabildi. Ancak en ba
şından itibaren Çinli patronlarla
Zambiyalı çalı
şanlar
arasında sıkıntı ba
ş gösterdi.
2011’de 
İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çinli işverenlerin 2003’te işletmeye başladıkları madende ırkçı tavırları, işçilerine ödedikleri düşük ücretler, iş güvenliği ihmali ve sendika üyeliklerini engelleme
faaliyetleri gibi suçlamalarla kar
şılaşğını bildirdi. Daha kötüsü Çinlilere ait bitişik fabrikada çıkan yangında 50
Zambiyalı i
şçi
can verdi. Olayda tehlikeyi patlamadan önce fark eden Çinlilerin Zambiyalıları
uyarma zahmetine girmeden oradan uzakla
ştıkları anlaşıldı. Çinlilere duyulan öfke arttıkça
Zambiyalılar isyan etti. Hükümetin soru
şturma çabaları da sonuçsuz kaldı.
Zambiyalılar Çinliler tarafından köle gibi çalı
ştırılmaya devam etti.
Yaşanan olumsuzluklar nedeniyle Çinli işverenler ve Zambiyalı işçilerle ilgili meseleler siyasi tartışma konusu oldu. Hatta toplumsal huzursuzluğa yol açtı. Çinli patronlar zorlu ve
tehlikeli çalı
şma
ko
şulları, düşük ücret ve işkence gibi mesai saatleriyle ünlenmiş. Çinlilerin
Zambiyalıları sömürdü
ğünü ileri
süren muhalefet lideri ve ba
şkan
adayı Michael Sata yakla
şan
 
seçime yönelik kampanyasında Zambiya’nın
büyük yabancı 
şirketlerce
kandırıldı
ğını anlatıyor.  “El
arabasını itmek için Çin’den adam gelmesi gerekmiyor” diye
alaycı bir dille ortak sıkıntıyı dile getiriyor.
Sonuç olarak 1964’te ilan edilen bağımsızlıktan bu yana, Zambiya liderleri
ülkenin do
ğal kaynaklarından nasıl daha çok
kazanç elde ederek yoksul hayatları iyile
ştirebileceklerinin yollarını bulmak için mücadele
etmeye devam ediyor. 
İspatı güç olsa
da, Ba
şkan Banda’nın yönetimindeki iktidar
partisinin Çin’den muazzam yardım aldı
ğı söyleniyor. Gösterişli projeler ve seçimlere yakın açılış tarihleri de Çin’in mevcut
iktidara destek çıktı
ğını açıkça
belli ediyor. Kendi çıkarları pe
şinde koşan Çin,
Zambiya’nın siyasi sürecini de yozla
ştırıyor. Çin’in
yeni yatırımlarının da Zambiya’nın sınırlı do
ğal kaynaklarını sermayeleştirmesine hiçbir faydası yok. Ayda 100
dolara çalı
şan
maden i
şçileri var; geçinmek için gereken asgari
aylık ise 700 dolar. Sendikacılar bunları müzakere ederken
hükümet Çinlilerin i
ş kurmasına,
yatırım yapmasına izin verelim diyor. 1999’dan beri özelle
ştirme sırasında Zambiya’ya gelen Çinli şirketler bakırı tonu 10 bin dolardan satarken, işgücüne makul bir maaş, sosyal güvenlik imkanları ve
altyapı sa
ğlamalarının
istenmesini garipsemek olanaksız. Deneyimli sendikacı Mbulu’ya göre Zambiya
hükümeti adeta Çin’e dileniyor. Stadyum in
şaatları da dalkavukluktan ibaret. Çinliler
hem Afrika’ya gelerek yatırım yapıyor hem de nüfus fazlasını yurtdı
şına göndermiş oluyor. 2011’de Mbulu ile görüşmemizden sonra yapılan seçimlerde Banda’yı
geçerek iktidara oturan Sata tarafından kendisi Çalı
şma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Yardımcısı olarak atandı. Sata’ya
göre Çinliler ülkenin yasalarına saygı gösterdikçe sorun
kalmayacak. Nasıl ki insan ailesini, karde
şlerini seçemez ülkeler de bulundukları bölgedeki komşularını seçemez. Önemli bir
endüstriyel kaynak olan bakırın dünyadaki en büyük üreticisi olsanız da
sonuçta mü
şterilerinizi seçemezsiniz.
Sonuç olarak Çin ile Zambiya bir 
şekilde anlaşıp
geçinmek zorunda.
 
SENEGAL      
 
Çinlilerin Afrika’ya göçünde önemli bir
yere sahip olan bir di
ğer ülke
de Senegal’dir. Çinli göçmenler Zambiya’da tarım ve madencilik alanlarında
kısmetini ararken Senegal’e gelen Çinlilerse daha çok
küçük ölçekli ticaret i
şlerine
giri
şmekte. Batı Afrika sokaklarında Çinli
dükkanlara rastlamak artık oldukça ola
ğan.
Ancak bu geli
şimin ne kadar yakın zamanda ve inanılmaz
derecede hızlı gerçekle
ştiğini gizlediği için aldatıcı olabilir. Senegal’in başkenti Dakar’da ise durum biraz
farklı çünkü Çinli tüccarlar di
ğer Afrika şehirlerine kıyaslandığında bu şehre çok
daha önce, 1990’ların sonunda gelmeye ba
şladı. Elbette Zambiya’da olduğu gibi halkın çabucak tepkisini çekti.
Ezelden beri Afrika’nın en canlı ticaret kültürlerinden biri olmakla
böbürlenen Senegal’den çıkan seyyar satıcılar, çoktan New York ve Avrupa 
şehirlerinin köşebaşlarını tutmuş, üstlerinde bubu denen yerel
kıyafetleriyle giysi, alet edavat ve envai çe
şit turistik eşya
satmayı yıllardır sürdürüyordu. 2004’te Dakarlı tüccarlar Çinlilerin
perakende sektörünü ele geçirdi
ği
kanısına vararak protestolar ba
şlatıp,
devletin Çinlilere kar
şı yerli
i
şletmeleri korumak için harekete geçmesini
talep etti. O zamandan bu yana benzer gerginlikler yeniden su
yüzüne çıkmaktaysa da hiçbiri 2004’teki kriz kadar etkili olamadı.
Senegal’de iş kuran ilk Çinlilerden biri olan Li
Jicai’dan ö
ğrendiğime göre sonunda sular durulmuş ama nihayetinde hükümet Çinli
tüccarları korumu
ştu. Çünkü Senegal
hukukun üstünlü
ğüne
ve insanların e
şitliğine inanan, açık, ve dostane bir ülkeydi.
Oysaki i
şin aslı farklıydı. Hükümetler
politikalarının kızgın bir halktan geri tepme riskini yok yere göze almazdı.
Ucuz ithal malların sonunun gelece
ğinden
korkan Senegalli bir tüketici grubunun kar
şı saldırıya geçmesi ya Çinliler tarafından
tetiklendi ya da devlet eliyle desteklendi. 
İthalat-ihracat işlerinde para kazanmayı kafasına koyduktan sonra
giysi, ayakkabı, kuma
ş satan
Li, Çin Kültürel Devrimi sonunda tekrar açılan üniversitelere ilk ba
şlayanlardan. Çin devleti o zaman dış ticareti ilerletmek için yabancı
dillere çok önem verdi
ğinden
Fransızca bölümüne yerle
ştirilen
Li, 
şu anda birçok alanda faaliyet gösteren
oldukça zengin bir i
şadamı. “Bir
zamanlar ticaret Lübnanlıların elindeydi. Artık internetten de mal
alınabiliyor. Fransız Batı Afrika’sında Lübnanlılar en büyük kompradordu,
ticaretin hakimiydiler, yerel yatırımcılar da finans aracıları da onlardı.
Lübnanlıların Batı Afrika’daki sömürgeciler ve sömürgeleri arasındaki rolünü,
Do
ğu Afrika’da Güney Asyalılar oynuyordu.
Birkaç yerde de Yunanlı tüccarlar hakimdi.”
 
Li, Lübnanlıları tahttan indirenin
internet oldu
ğunu ima etse de aslında
onları bastıran Çinliler oldu. Çünkü Çinliler piyasadaki
tüm sektörlere girdi. Artık Çinli bir köylü de gelip Afrika’da i
ş kurabiliyor. Seneler önce Senegal’de
yapılan bir in
şaat projesinde çalışanların çoğu zamanı gelince memlekete dönmekten vazgeçip
geleceklerini bu ülkede kurmaya karar vermi
ş. Hayal bile edemeyecekleri kadar para kazanma
imkanlarından, yerellerin konukseverli
ğine, çevrenin
güzelli
ğinden, özgür ve baskı altında
olmaksızın ya
şama sevincine Afrika’nın
avantajlarını anlatıp, hem
şerilerini
de ça
ğırmışlar. Birçok Afrika ülkesinde buna benzer
sayısız örnek var. Aslına bakılırsa, Çin’den Afrika’ya göçün en büyük
kayna
ğının kontratları bitince yurtlarına
dönmeyip Afrika ülkelerinde kalmaya ba
şlayan
i
şçiler olduğu söylenebilir.
Ucuz mal ticareti yapan acemi bir tüccar
sınıfı, hızlı geli
şen
ve çok daha güçlü bir ülke olan Çin’i bırakıp Senegal gibi
kendi derin ticaret kültürüne sahip ancak ekonomik durgunluktan mustarip bir
topluma nüfuz edince sorun çıkması kaçınılmazdı. Bu, ki
şisel bir eyleme veya şiddet suçuna bahane göstermekten ziyade Çin’e karşı “bırakın yapsınlar, bırakın
geçsinler” yakla
şımını benimseyen
ve böylesi bir göçü serbest bırakıp birçok Afrika devleti arasındaki ili
şki ve her iki tarafın durumun tehlikeli
sonuçlarına göz yummu
ş olması üzerine
durup dü
şünmeye davet eden bir yorum. Çin
devleti Afrika ülkelerinde yollar, stadyumlar yaparak kendince ne kadar
dostane oldu
ğunu gösteriyor ve karşılığında dostluk göstergesi olarak göç şartlarının kolaylaştırılması gibi jestler bekliyor. Bu bana
1979’da Çin lideri Deng Xiaoping’in Jimmy Carter’ı ziyaretinden bir
anektodu hatırlatıyor. Çin’in ABD ile ticaret statüsü kazanabilmesi
için Amerikan yasalarının gerektirdi
ği
yurtta
şların serbest göçü şartına uyması lazımdı. Elbette bu
Deng için sorun de
ğildi.
Bu 
şarta uyup uyumayacağı sorulduğunda “Kaç Çinli istiyorsunuz? 10 milyon, 15
milyon?” diye yanıt vermi
şti.
2011’e gelindi
ğinde duruma ancak uyanan Amerika, Afrika
ülkelerine Çinli göçünü daha sıkı denetlemelerini salık veriyordu. Çinli
göçünün Afrika’da yarattı
ğı kapsamlı değişimi
anlamakta geciken Amerikalı diplomatlar, Pekin’in siyasi etkisini
ve Çin’in ticari çıkarlarını artırarak güç kazanma kampanyasının
bir parçası olarak görmeye 2005’te ba
şladı.
Uyarılar göç vasıtasıyla mal ve insan kaçakçılı
ğı başta
olmak üzere organize suçlarda da artı
ş olacağı yönünde
olmasına kar
şın, ABD sadece kurnaz Çinlilere
dikkat edin demekle yetindi. Ne de olsa Amerikalı, Kanadalı ve Avrupalı 
şirketler yerli halkı istihdam ediyor
ve Afrika’da çalı
şmak
için kendi ülkelerinden adam getirmiyordu. Binlerce Çinli kadının
durumu ise içler acısı. Yiyecek-içecek ve e
ğlence sektöründe çalışan kadınların yaptığı iş,
sözle
şmeli kölelikten ibaret. Gene de yaşadıkları tüm zorluklara karşın, borca girip restoran işletmeye başlamaktan ya da Çin’den kardeşlerini getirip Dakar üniversitesine
kaydettirmekten çekinmiyorlar.
Bir zamanların Fransız Sudan’ının başkenti, son ziyaretimden bu yana üç
kat  büyümü
ş;  şık Dakar caddeleri, adım başı kontör bayii arasında bir
koluna çorapları di
ğerine
kemerleri takmı
ş burnunuza
sokan sokak satıcılarıyla, genç erkeklerin korsan DVD ve tane sigara,
genç kızların iç çama
şırı sattığı tezgahlarla dolu tozlu bir çarşıya dönüşştü.
Senegal’de gidi
şat
nasıl bu kadar kötüle
şti?
Dakar sokakları herhangi bir becerisi, beklentisi olmayan gelece
ği ümitsiz, eğitimi kıt gençlerle dolu. Çoğu resmi dil Fransızcayı konuşamıyor. Vasıfsız genç nüfus aşırı kullanılmış tarım arazileriyle dolu
kırsalı bırakıp 
şehre
gelmeye devam ediyor.
Yüzyıl sonunda Afrika nüfusunun Çin ve
Hindistan’ın toplamına ula
şabileceği düşünüldüğünde,
birçok soru akla geliyor: Bu kitleler nasıl e
ğitilecek? Nasıl barınacaklar, ne
yiyecekler? Sa
ğlık hizmetlerini kim üstlenecek? Dakar’ın merkezi
bu haldeyse Afrika’nın daha az düzenli di
ğer yerleri ne olacak?
Dakar’ın dış mahallelerinden geçen sözde otobanda sıkışan trafik, yol kenarındaki küçük camiler,
terzi ve berber dükkanları, su satıcıları asla bitmeyen projelerle dolu ülkenin
insanı hüsrana u
ğratan
halini özetlemeye yetiyordu. Uzun süredir ya
ğmur yağmayan
yöreden kaçıp yurtdı
şına
göçenler, Avrupa’daki akrabalarının yanına yasal yollarla gidenler ya da
Sahra’yı geçip Libya, Cezayir veya Fas üstünden Akdeniz’e inip botla
Avrupa’ya geçmeyi göze alanlardı.  Binlerce insanın bu yollarda can
vermesi bile bu akını durdurmadı.
Afrika’ya göç eden Çinli akınına dahil
olan ilk çevirmenlerden Zhang de ilkin  Madagaskar’a bir Çin kamu 
şirketi için çalışmaya gelmiş.
Kontratı bitince elektronik e
şya
dükkanı açmı
ş ve ülkenin
en büyük TV, bilgisayar ve cep telefonu satıcılarından biri olmu
ş. Kendi işini kurmak için yeterli sermayeyi biriktirinceye kadar
aracılık yaparak geçinmi
ş.
2007’de  Senegal’e gelip önce bir restoran açmı
ş, ardından Çin’den ucuz mal getirme işine girip perakende mağazası açtıktan sonra metalürji sektörüne girmiş. Onun hikayesinde de doğru zamanda doğru yerde
olmanın payı büyük. Çinliler gurbette birbirini gözetmeyi görev bildi
ğinden doğru yerlere kendi adamlarını  yerleştirip imkanlardan faydalanmalarını  sağlamayı  da iyi becermiş
  
Ne Madagaskar’da ne Senegal’de Afrikalı ortağı olmamış, çünkü Çinliler sadece Çinli işadamlarıyla güven ilişkisi içinde çalışıyorlar. 
 
Onun gibi sadece Çinli mühendislere ve teknisyenlere Çinli yatırımcılara güvenen pek çok patronla tanıştım. Yerel ortaklıklar  yalnızca iyi bağlantıları olan yerel elit sınıfla yapıldığından, 
bu şartlar altında Afrika’nın şu anda ya da yakın gelecekte yararına olabilecek
herhangi bir sa
ğlam
bilgi transferi ya da uzmanlık aktarımının mümkün olamayaca
ğı apaçık. 
 
Zhang ve onun gibiler yeni fırsatlar sunan ve çok para kazandırabilecek Afrika
toprakları üzerinde yeni bir Çin dünyası in
şa ediyorlar.  
 
Daha binlerce Çinli Afrika’ya
gelecek ancak küçük ölçekli ticaretten büyük servetlere uzanan yollar kapanmak üzere. Yükselen di
ğer
dünya güçlerinde oldu
ğu
gibi Çin siyasi nüfuz arayı
şında
insanlarını bir bölgeye gönderirken o bölgeden insanlar da
Çin’e gitmeye ba
şladı.
Zhang’e göre Çinliler yerli halkın beceriksiz ve kıt kafalı oldu
ğunu şünerek çok yanılıyorlar. Çinli tüccar sınıfı yalnızca Senegal ile sınırlı değil. Kıtanın en tenha ve ümitsiz yerlerinde bile 5-10
dolar arası cep telefonu satanlarına; Etiyopya’nın Somali
sınırındaki Harar’daki kafes gibi dükkanlardan tutun Kongo’nun Lubumba
şi çarşılarında kalitesiz mal tezgahlarına, Tanzanya’da
taneyle sigara satanlara rastlamak mümkün.
Senegal devlet başkanı Abdoulaye Wade’in meydan heykelleri ve
tüneller gibi sözde prestijli ama anlamsız projeleri birer halkla ili
şkiler ve mühendislik faciasına dönüştükçe, şehrin peşkeş çekilen arazilerini Çinli
yatırımcılar sahiplenmi
ş.
Müteahhitler ve yerel politikacılar arasında yapılan 
şaibeli anlaşmaların hepsinde olduğu gibi, gece yarısı buldozerlerle araziyi dümdüz
etmek Çin’de alı
şılmış bir taktik.
Büyük çaplı projelerde tecrübesi olmamasına ra
ğmen, Rebeuss konut projesinin müteahhitliğini alan Zhang de aynı taktiği izleyip yerel bir futbol takımının
sahası olan alana yepyeni binalar dikmek için i
şe koyulmuş.
Fakat halk, projeyi Truva atına benzeterek tepki göstermi
ş. Bu tip lüks apartmanların Çinli
göçmen akınının ikinci dalgası için yapıldı
ğı görüşü hakim. Çünkü konut
projesi bitti
ğinde dairelerin çok azının yereller
tarafından satın alınması mümkün.
 
Afrika’da özgürce yayın yapabilen
medyaların ba
şında gelen Senegal, kıtanın en gelişmiş sivil toplumuna sahip. O yüzden esrarengiz Çinli
i
şadamları hakkındaki şüpheler ve toplumdaki Çinli karşıtı hassasiyet etkisini göstermiş. Zhang protestolara karşın sağlam ticari ilişki ağları,
ucuz kredi bollu
ğu
sayesinde itiraf etmese de yetkililere rü
şvet akıtarak işini halletmiş.
Ona sorarsanız ba
şarısını mükemmel
zamanlama ve durmadan çalı
şmasına
borçlu. Bana kalırsa Zhang ve benzeri i
şadamlarının hızlı ve sıra dışı yükselişlerini organize suç ve insan kaçakçılığı gibi karanlık güçlerle açıklamak
daha olası. Görü
şmemizden
kısa süre sonra Wade kızgın seçmenlerin bozgununa u
ğrayınca, işler
tersine döndü ve sonunda proje iptal edildi. 
 
LİBERYA    
 
Liberya, Sierra Leone ve Gine; kıtanın
kalanı gibi 
şiddet
ve kötü yönetimden mustarip bu üç ülkenin kaderleri Atlantik köle
ticaretinden beri birbirine sıkıca ba
ğlı.
19. Yüzyıl sonunda Amerika ve 
İngiltere’den
dönen siyahlar tarafından kurulmu
ş olan
Liberya ve Sierra Leone’u son dönemde sava
şlar mahvetti. Elbette bu savaşlarda önemli rol oynayan komşusu Gine de büyük hasardan
payını aldı. 1990’larda ba
şlayıp
2000’lerin ilk yıllarına kadar devam eden kanlı iç sava
şlar üç ülkede de büyük can
kaybına yol açtı. Çok sayıda insan yerinden edilip sürüldü. Zaten yetersiz
olan altyapı çöktü, dökülmekte olan kentler mültecilerle doldu. 
İç savaşın yaralarını  sarıp iyileşmeye çalışan üç ülkenin ekonomisi de doğal kaynaklara bağlı, üstelik henüz çıkarılmamış madenler açısından olağanüstü zenginler. Bu nedenle
yalnızca Çinlileri de
ğil
pek  çok yabancı yatırımcının ilgisini çekmekte. Fakat en
büyük soru, yerin altından çıkarılacak servetten yoksul yerli halkın payına ne 
şeceği.
Çin, belirli neticeler açısından Afrika’da
ülkesine ba
ğlı olarak iyi ya da kötü büyük
rol oynayacak. Keskin ayrımların ya
şanacağı bir döneme girdiğimiz kesin olduğuna göre istikrarlı yönetimlere, göreceli sağlam kurumlara ve yurttaşlarının ihtiyaçlarına duyarlı ve
sorumluluklarını bilen elitlere sahip ülkeler, Çin’in yatırımlarına ve
ihraç mallarına gösterdi
ği
talebin gücünden yararlanacak. Bu arada Çin dı
şında Brezilya, Türkiye, Hindistan ve Vietnam gibi diğer ekonomik güçlerden gelen hızla büyüyen
yatırımlar da unutulmamalı.
Sonuçta Afrika ülkelerinin çoğu demokrasi olacak. Diğerleri ise rüşvet yiyen diktatörlükler, savaştan felç olmuş devletler ya da bazı kırılgan demokrasiler
olsun, kurumların zayıf ve yozla
şş olduğu ülkelerde madenlerini Çin’e veya ihaleye
giren ba
şka bir yabancı yatırımcıya satacak.
Böylece yeraltı kaynaklarını yerüstü zenginli
ğe dönüştürmek için son şansını boşa harcamış olacak. Çünkü doğal kaynak zengini ülkelerin bugünkü basit
maden çıkarmanın ötesine geçmeyi ba
şarabilmesi,
ancak ve ancak kendi yurtta
şlarına
yatırım yaparak ve yeni ekonomik faaliyetler yaratarak mümkün olabilir. Aslında
Afrika ülkelerinin durumu apaçık. Ço
ğu Afrika ülkesinde kaynaklar hızla tükenirken eşi benzeri görülmemiş bir nüfus patlaması yaşanıyor. Şu anki hızla devam ederse önümüzdeki 40 yıl
içinde Afrika ülkelerinin birço
ğunda
nüfus katlanmı
ş olacak. Buna paralel olarak demir,
boksit, bakır, kobalt, uranyum, altın vb. cevherler büyük oranda tükenmi
ş olacak. Ekonomilerini çeşitlendirebilmiş ve özellikle eğitim ve sağlık
alanlarında yurtta
şlarına
yatırım yapabilmi
ş ülkeler
en azından kalkınmayı denemi
ş olacak.
Bunu beceremeyenlerse neredeyse ya
şanmaz,
cehennem gibi yerlere dönü
şecek.
Liberya, Sierra Leone ve Gine yakın zamanda demokrasiye geçmi
ş ülkeler ama bozuk kurumlarıyla aşırı derecede kırılgan
oldukları için bu denklemde acaba nereye oturacaklar?
Liberya için 19. asırda Amerika’nın Kara
Kıtanın insanlarına modern, Hristiyan ve demokratik bir örnek olması için
tasarladı
ğı bir ülke denebilir. Buna karşın, geçen sürede çok az gelişme yaşandı ve 1930’larda kötü halde
olan ülkenin gidi
şatı sonunda
sefalete dönü
ştü. Siyasi çalkantılar ve ekonomik
sıkıntılar sonucunda çıkan iç sava
ş, nüfusun yaklaşık %10’ununa denk çeyrek milyon
insanın ölümüne neden oldu.
Dünyanın pek çok yerinde esnaflık ve küçük
i
şletmeler, fakir ve eğitim düzeyi düşük olanlar için yükselmenin sosyoekonomik merdivenin
en temel alt basamakları olarak görüldü. Fakat Afrika’da durum farklı çünkü
sektör, halihazırda sermaye avantajına, ticaret a
ğlarına sahip olan uzaklardan gelen göçmenlerin
elindeydi. Dükkanların ço
ğunu
i
şleten Lübnanlılara sırasıyla Güney Asya’da
gelen Hindular ve Müslümanlar, 
İsrailliler
ve 
şimdi de Çinliler katıldı. Fakat
dünyanın en büyük ekonomisine sahip Çin’in denkleme dahil olması da
mevcut durumu Liberya lehine de
ğiştirmedi.
Başkent Monrovya’da gene bir Lübnanlının işlettiği otelde gecesine 150 dolar ödeyip, bu bedelin
sunulan imkanlara de
ğmediğine kanaat getirdiğimden, görüşme
yapaca
ğım otel sahibi Çinlilerden birinin
günlü
ğü her şey dahil 100 dolar olan oteline yerleştim. Afrika’da tanışğım Çinli göçmenlerin çoğu gibi çok sıkı çalışıp her şeyi kendi kendine yapmış olmasıyla övünen Li Jiong, hiçbir cazibesi
olmayan ikiz villaları otele dönü
ştürmüş, küçücük odaları Liberya’ya yolu düşen Çinlilere kiralıyor. Müşterileri genelde Çin’in tüm
dünyada Çinceyi yaygınla
ştırmak
için kurdu
ğu Konfüçyüs Enstitüsü’nün yerel merkezinde
görev yapmaya gelen ö
ğretmenler
ya da in
şaat işçileri. Li, Liberya’da Amerikalıların verdiği paraların asla halka ulaşmadığını; bu yüzden Çin devletinin para dağıtmak yerine inşaat yaptığını söylüyor.
“Bir ülkede i
şsizlik oranının %80 olması ülkeyi
yönetenlerin hiçbir 
şey
bilmedi
ği anlamına gelir. Liberyalıların çoğu günde bir öğün yemek yiyebiliyor,” diye anlatıyor
ama çalı
şanlarının sadece 3’ü Liberyalı.
Yakında kereste i
şine
girmeyi planlıyor ancak buradaki a
ğaçların
kesilmesiyle ya
ğmurların
kesilece
ğinin ve Liberya topraklarının da
kuzeyindeki araziler gibi çorakla
şacağının bilincinde değil. Örneğin,
a
şırı kesim nedeniyle 35 yıl önce
sekoya ormanlarıyla kaplı olan Fildi
şi Sahili ve Gana’da bu ağaçların nesli tükendi.
Kendi tabiriyle eskiden köylü, şimdi ise son model bir Mercedes ile dolaşan bir yeni zengin olan Li, Gbarnga
kentinde Çin devletinin açtı
ğı tarım
okuluna gidece
ğimi duyunca, “O eğitmenler hükümetin adamı, bizim gibi
sıradan Çinliler de
ğil,” diyerek Çin
devletini sürekli propaganda yapmakla ele
ştiriyor. Adaletin yetersizliğinden, haksızlıklardan, Çin’in yükselen
ekonomisinden ve gelecek vaatlerinden bahseden oldu ama jeopolitik
açıdan Çin’in adımlarından söz eden hiç olmamı
ştı. Böylece, ilk kez, Çin’in Batı’dan
farklı olarak baskın olmayan yeni bir güç oldu
ğunu, gelişmekte
olan ülkelerin sahici ve samimi orta
ğı olduğu
resmi söylemini sorgulayan bir Çinli   ile de tanı
şş oldum. Li beni randevulaşğım Çinli doktorun kliniğine bırakırken Afrika’da klinik açan Çinli doktorlara
güvenilmeyece
ğini de ekliyor.
Ellili yaşlarda tıknaz bir adam olan Doktor Dai’ın kliniği genellikle elçiliklerde, BM ofislerinde
ve STK’larda çalı
şan
yabancıların oturdu
ğu
bir mahallede. O da Li’nin arkasından kalitesiz mal satan Çinli i
şadamları yüzünden Çin’in namına
leke sürüldü
ğünü söylüyor. Aslına bakarsanız ikisi
de Çin’den kalkıp bu yoksul ülkeye gelmi
ş, kendi kısmetini arayan insanlar ama ikisi
de önyargılı bir 
şekilde
ve farkında olmadan birbirini aynı konuda ele
ştiriyor.
Tembel ve pis olduklarını düşündüğü için klinikte yerlileri çalıştırmayan Dr. Dai,
bunun ırkçı bir tutum oldu
ğu
zannedilmesini istemiyor. Siyah çalı
şanı olursa beyaz hastaların kliniğe gelmeyeceğini söyleyerek durumu kurtarmaya çalışıyor. Batılı STK’ların çalışmalarından hayranlıkla bahsederek
kendisinin de kıtada hayırlı i
şler
yapmak istedi
ğini ekliyor. Kıtanın sıtma, sarıhumma,
dizanteri gibi fakir dünya hastalıklarıyla bo
ğuştuğunu ve yaşam kalitesini yükseltmeye çalışan Batılı yardım kuruluşlarının çabalarını takdir ettiğini söylüyor. Tuhaftır ki hem Li hem Dai
hem
şerilerinin Afrika’da para yapma tutkusunu
hakir görüyor olmasına kar
şın,
aslında kendilerinin buraya geli
ş amacı da
hiç farklı de
ğil.
Hastaların ço
ğu
beyaz, zaten muayene ücretleri de Liberyalıların kar
şılayabileceğinden çok yüksek. Dai da ormanları ve
kaynakları bol oldu
ğu
için Afrika’nın eninde sonunda kalkınaca
ğı görüşünde.
Afrika’da pek çok kaynak zengini ülkenin fakir kalmı
ş olmasından dem vurduğumda ise Afrika’nın daha çok yardıma
ihtiyacı oldu
ğunu vurguluyor.
Ülkenin durumuyla ilgili daha çok bilgi
almak için sava
ş yıllarında İnsan Hakları  savunucusu olarak
tanıdı
ğım, ardından kabinede görev yapmış olan eski arkadaşım Tiawan Gongloe ile buluşuyorum. Lübnanlılar Çinliler
konusunda Liberya hükümetini daha önce uyarmı
ş. Amerikalılar da Çin’e dikkat etmelerini öğütlediğinde onlara da Çinlilerin yatırım ve istihdam
yarattıkları sürece Afrika’da ho
ş karşılanacaklarını vurgulamış. Bakan olur olmaz ilk işi 30 yıldır yabancılara 450 dolara
sabitlenmi
ş olan çalışma izni bedelini 1000 dolara yükseltmek
olmu
ş. Yönetimin eskisine göre daha iyi olduğunu söylüyor. “40 yıldan sonra
insanlar ilk kez rahatça dü
şüncelerini
ifade edebilecek, istediklerini yayınlayabilecek kadar güvende hissediyorlar.
En önemlisi umutlu hissediyorlar.” Ancak bana anlatılanlardan yola çıkarak
benim gördü
ğüm tablo ise daha karamsar. Halk azgın bir
yozla
şma içindeki hükümetin idari konulardaki
köhneli
ğinden bıkmış usanmış.
Azat edilen Amerikanlı kölelerin soyundan gelen küçük bir eliti 
şımartmaya devam eden yeni yönetim,
halkı hiçe sayan eski alı
şkanlıkları sürdürüyor.
Gongloe’ye göre Çinliler iş bitirici oldukları için diğer yabancıları korkutuyor. Mesela
Avrupalı ya da Amerikalılar yardım edeceklerini söylüyor ama önce de
ğerlendirme ekibi göndermeleri gerekiyor
yani her defasında uzun bir bürokratik süreç devreye
giriyor. Çinliler ise fizibilite çalı
şmalarıyla zaman kaybetmek yerine gidip işi yerinde hallediyor. Çinli şirketlerin çalışma vizesi almak için
türlü dolaplar çevirdi
ği işçilerle ilgili ne düşündüğünü sorduğumda ise şöyle yanıtlıyor. “Kamu projeleri, eğitim gibi alanlar dışında niteliksiz yabancı işçiler için muafiyet yok. Bizim
insanımız Çin mutfa
ğını bilmediğine göre Çinli şirketlerin Çin’den aşçı getirmeleri de gayet normal.
Çinliler i
şleri böyle
yürütüyor. Üstelik Çinli in
şaat
i
şçileri mobilya yapmayı da tarım
yapmayı da biliyorlar.”
Gbarnga’da bulunan Merkezi Tarım Araştırma Enstitüsü’nü ziyarete gittim.
Ekip yöneticisi Li Jinjun, Liberyalı çiftçileri e
ğitmeyi, onlara kendi kendilerine geçinmeyi öğretmeyi aklına koymuş bir idealist. Yılda
300 çiftçinin e
ğitilmesi
planlanıyor. Amerikalıların onca para harcadıkları halde burayı de
ğiştirmeyi
neden becermediklerini bana sordu
ğunda,
verdi
ğim cevap şu: Ta uzaklardan gelip bir ülkenin kültürünü, ekonomik
ko
şullarını değiştirip
dönü
ştürebilecek  bir ülke
tanımıyorum. Bunun üzerine tüm ülkeyi de
ğil bir kısmını değiştirmeye
razı olduklarını belirtiyorlar. Li, Liberyalıların dindarlı
ğından konu açarak daha önce başka Çinli göçmenlerden  de duyduğum benzer yorumlara giriyor. “Yiyecek
yeme
ği yoksa her Çinli önce açlığını düşünür, Tanrı’yı düşünmez. ABD’ye gittiğimde orada da kiliseler gördüm. Buradaki
kiliselerden çok farklı. Burada sadece dans edip 
şarkı söylüyorlar. Bağıra çağıra ağlayıp
kendilerini yerlere atıyorlar; durmadan ayılıp bayılıyorlar. Gözlerime
inanamadım! Zaten bir Çinlinin 2000 yıl önce ya
şamış birinin günümüzle nasıl alakası olabileceğini anlaması güç. Bilge olarak kabul
etti
ğimiz Konfüçyüs var bizim için ama onu tanrılaştıracak kadar ileri gitmedik. 
 
Halk çalışmak yerine hep BM’den yardım
gelmesini bekliyor. Ço
ğu çalıp çırparak
geçiniyor. Onları suçlayamam tabii. Çünkü burada e
ğitim yok. Hiçbir şey yok. Topraklarının çok
azını i
şliyorlar. Ama onların yerinde Çinliler
olsa sorunlarını çözmek için kendileri u
ğraşır,
devleti beklemezdi.” Yarım yüzyıl önce 40 milyon Çinlinin
devletin emirlerine uydukları için açlıktan öldüklerini hatırlatmak
istememe ra
ğmen, orada konuk olarak bulunduğumdan tartışmaya girmek istemedim. O tabloya bakacak
olursak, 
şu anda Çinlilerin ortak karakterini
olu
şturduğu iddia edilen özelliklerden çok
farklı. Çünkü hükümetler ve pazarlar önem ta
şır. Tarih ve uluslararası koşullar da
aynı derecede önemlidir.
Yüzyılın ortasına geldiğimizde, kıtanın nüfusunun ikiye katlanacağı zamanı düşünelim. Giderek artan orta sınıfıyla 2
milyar nüfusa sahip Afrika toplumu ile sayıları 1 milyarı a
şan ve giderek zenginleşip küreselleşen Çinli göçmenler arasındaki ilişkinin dünyanın en önemli ilişkilerinin başında geleceğini
varsayabiliriz. Afrika’nın nasıl geli
ştiği, kaynak zenginliğini nasıl değerlendirdiği, krizleri ve zorlukları atlatmasına
kimlerin yardım etti
ği,
sava
ş, yoksulluk, kurum kurma ve güvenlik sağlama gibi alanlarda kimin rehberliğini izlediği gibi pek çok unsur, halen küresel bir oyuncu
için ketum görünen Çin’in daha yüksek bir mertebeye ula
şmasına bağlı. Belli ki Afrika’da görev yapan Çinliler bu
kadar ileriye dönük dü
şünmüyorlar. Üstelik
ne fazla saf olduklarını dü
şündükleri
Afrikalılarla ne de çevre ko
şullarıyla
ilgili yeterince bilgili de
ğiller.
Kendilerine olan inançlarına ise diyecek yok. Aslında onlarda gayet saf
bir 
şekilde fazlasıyla iyimser düşünüyorlar. Çabucak etki yaratma düşüncesiyle kendilerine hedefler koyup
Afrika’yı ke
şfediyorlar. 1980’lerde aynı yörede
yıllarca doktorluk yapan babamı dü
şünüyorum. Ülkede ulusal çaplı bir sağlık hizmeti sistemi kurulmasına yardım
ediyordu. Cuttington Üniversitesi bünyesinde sa
ğlık ekiplerinin taşraya göreve gönderilmek üzere eğitildiği bir programın başındaydı. O zamanlarda olumlu örneklerin
gücü sayesinde bir 
şeylerin
yava
ş yavaş değişebileceği ve insanların yaşamlarının geliştirilebileceği
umut ediliyordu. Yıllar sonra Çinli ekibin de aynı üniversite ile
ortak e
ğitim çalışmalarına giriştiğini duyduğuma şaşırmamıştım. Ertesi sabah yemyeşil bir vadiden geçip Çinlilerin inşa ettiği sulama kanallarının ve arkların bulunduğu ovaya doğru ilerlerken, önümüzde uzanan manzara şahaneydi. Bereketli topraklar doğru yöntemlerle işlenmeyi bekliyor gibiydi.
GİNE
 
Onlarca yıl süren diktatörlük rejiminden
ve kabus gibi kötü yönetimden kurtulalı çok olmayan Gine’ye ziyaretim umut
verici ba
şladı. Başkent Conakry’de kaldığım otel ucuzdu ama odada Internet, TV, klima
vardı ve hepsi çalı
şıyordu.
Yerel kanalda demokrasinin önemi ve hukukun üstünlü
ğü hakkında bir program yayınlanıyordu. Gineli
aydınlar, Çin Uluslararası Fon inisiyatifi yöneticilerinin Çinli
liderlerle üst düzey ili
şkide
oldu
ğu ve buna bağlı olarak fonların Çin’in Afrika’da yürüttüğü büyük operasyonun bir göstergesi
oldu
ğu kanaatinde. Afrika’nın  dilenci
kıta olarak tanınmasından yakınıp Çin’e ba
ğımlılıktan endişe ediyorlar. Sonuçta yakın zamana kadar ülkenin
ba
şındaki cunta rejimiyle de çalışmayı sürdürmüş olan Çin’in demokrasi ve insan
hakları konularında çok dikkatli olmadı
ğının farkındalar. Çin’e verilen ihalelerin şeffaf olmadığından, projeler sırasında bilgi ve uzmanlık
aktarımı gerçekle
şmediğinden şikayet ediyorlar. Çinli müteahhitler ve
diplomatlara dertlerini anlatmak isteyen sivil
toplum örgütleri “gidin cumhurba
şkanınızla ya da başbakanınızla konuşun, anlaşmayı yapan
onlar” cevabını alıyorlar. Aslında Gineli toplum gönüllülerinin
sıkıntıları tüm kıtada kendini tekrar ediyor. Çin devletinin kendini
ortaya atmak istememesi nedeniyle her 
şey özel yatırım adı altında yapılıyor. Örneğin Çin’in anahtar teslim proje olarak
taahhüt etti
ği zaten 5 yıl sonra çürüyecek bir
altyapı in
şaatında
malzeme, i
şgücü, teknoloji hepsi Çin’den
getirildi
ği için ülke ekonomisine
katkısı yok. Üstelik Gine, Fransa’dan ayrılıp ba
ğımsızlığını kazandığından beri ülke liderlerinde saray  yaptırma
gelene
ği var. Fakat Çinliler inşa ettikleri binaların bakımının nasıl
yapılaca
ğını asla öğretmediği için neredeyse ampul değiştirmeye
bile hala Çinliler ça
ğrılıyor.
Günün birinde Afrika halkları Çin’in dostane olmadı
ğını düşünmeye
ba
şlayabilir. Bunun da
zamanla Çinlilerin  çıkarlarını tehlikeye sokaca
ğı şüphesiz.
Çin müdahale etmemek adına demokrasi,
insan hakları ve 
şeffaflık
konularına sessiz kalmaktan vazgeçmezse, dostluk ili
şkileri bozulabilir. Gine’nin kırklı yaşlardaki İşbirliği
Bakanı Sano da aynı fikirde. “Bana göre normalde dostunuzun size
gidi
şatınızda neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyebilmesi gerekir. Gene
de Çin’in 
şu
ana kadarki yakla
şımını anlıyoruz.
Kendine pazar arıyor. Kredi verip 
şirketleriyle çalışmanızı istiyorlar. Çinli şirketlerle iş yapmaya başladığınızda
da kar
şılık talep ediyorlar. Çok akıllılar.
Son dönemde Gine ile ili
şkileri
hızlandırmak için 39 milyon dolar hibe çıkaran Pekin yönetimi ayrıca
Conakry toplu ula
şımına
otobüs filosu ba
ğışladı. Bunlar bir bakıma rüşvet olarak da görülebilir.”
Daha önceleri, özellikle Çin ile köklü ilişkileri olan Afrika toplumlarında en eğitimlisinden en cahiline Çin karşıtı bir söylemle karşılaşmak çok nadirdi. Oysa günümüzde Afrika’da Çin’in
imajı giderek zenginle
şen,
piyasaları yönlendiren doymak bilmez bir ejderha adeta. i
şgücünü yurtdışından getirdiği,
ucuz mal sattı
ğı, kanunu çiğnediği,
yozla
şmayı beslediği ve en kötüsü berbat yönetimleri güçlendirdiği için toplumda Çin’e duyulan hınç
artmakta. Aslında bunlardan bazıları yeni zengin bir dünya gücü olma yolunda
ödenen bedeller. Ba
şarılı olma
hedefiyle ilerlerken beklenen bir sonuç olarak da de
ğerlendirilebilir. Bu eleştiriler, ABD’nin gücünü dünyanın uzak
şelerinde hissettirmeye başladığı dönemin yaklaşımını andırıyor. Afrika’da yönetimler genelde
etnik veya bölgesel tabana dayalı ya da ülkelerini fütursuzca soyup
ya
ğmalayan başkanlık zümrelerine bağlı. Dolayısıyla Çin’in dışişlerini
devlet devlete ili
şki
olarak kavrayı
şı eninde sonunda
kendi çıkarlarını riske atacaktır.
 
 
SİERRA
LEONE
Çinliler Sierra Leone piyasasına girmeden
önce perakende sektörü, devlete mal tedari
ği, okul kitapları, vs. ülkenin modern tarihinde
kar edilen hangi i
ş kolu
varsa 1890’larda ülkeyle ticaret yapmaya ba
şlayan Lübnanlıların kontrolündeydi. Dövizciyi de
süpermarketi de Lübnanlılar i
şletiyordu.
Geçmi
şte çok iyi ihaleler alarak
karayollarını yapan 
İtalyan
ve Senegalli 
şirketleri
hiç de memnun etmeyecek biçimde Çinliler ba
şkent Freetown’da inşaatlara başladılar.
Aslında amaçları çökmü
ş durumda
olan madencilik sektörünü yeniden canlandırmaktı. Demir, rutil, titanyum gibi
sanayide kullanılan birçok maden yata
ğının üzerinde
oturan ülkede sava
ş sona
erdi
ğinde Çinli göçmenler maden
ihalelerine girmeye çoktan hazırdı. 
Şehre yeni bir liman yapılması, havaalanının
yenilenmesi, yeni bir demir cevheri tesisinin kurulması buna dahildi. Fakat
Frank Timis adında Romen asıllı bir i
ş adamı Çinlilerden
daha hızlı davrandı. En önemlisi de bu hikaye, Sierra Leone gibi sava
ştan çıkmış yoksul Afrika toplumlarının yozlaşş ve yapılandırılmamış ortamlarında dönen oyunları yansıttığı için anlatılmaya değer.
Transilvanya’da büyüyen ve 16 yaşında eski Yugoslavya
topraklarını yürüyerek geçip 
İtalya’nın Trieste limanına varan, oradan da gemiye
binip Avustralya’ya siyasi sı
ğınmacı olarak
giden Timis bir altın ve elmas madeninde çalı
şmaya başlamış. Kısa sürede proje şefliğine yükselmiş.
Ardından kendi i
şini
kurarak Batı Avustralya’da giderek büyüyen madencilik sektörüne
kazı ekipmanı satmaya ba
şlamış. 1990’ların başında maden arama şirketi işletmeye
ba
şlamış. Bu dönemde eroin satışı dahil narkotik suçlardan üç kez
tutuklanmı
ş. Romanya’da komünizmin çöküşünden 7 yıl sonra yurduna dönen Timis,
Romanya hükümetine yeni bir maden yasası olu
şturulmasını önermiş. Ülkenin beşte birinde maden arama çalışmaları yapmak için de özel izin
koparmı
ş. Yani öyle bir adam ki nereye
giderse gitsin, pe
şinden
ihtilaflar, yasal sıkıntılar, tatsız söylentileri sürükleyen, namına 
şüpheyle bakılan gene de yönetimdeki
kodamanlara yana
şmayı beceren
biri. Ancak tüm bunlar her zaman do
ğru
zamanda do
ğru yerde olmayı başarmasının yanında sönük kalıyor. Avrupa’da
çe
şitli maden ve petrol sektörlerinde iyi
para kazandıktan  sonra Timis yolunu 2004’te ba
şkent Freetown’a düşürdü. Ortalama ömrün en kısa ve GSMH’nın  en
şük olduğu ülkelerden biri olan Sierra Leone’yi mücevher
kutusu ve Afrika’nın 
İsviçresi
diye tanımlamaya ba
şladıktan
sonra 6.6 milyon dolar yatırım yaparak karanlık bir elmas 
şirketinin hisselerinin çoğunu aldı. Tüm ülke
topraklarının üçte birine e
şit
olan toplam 25 bin km2’lik arazi üzerinde madencilik yapma
hakkını aldıktan sonra Timis’in 
şirketi 2005’te Tonkolili’de demir yatakları bulduğunu açıkladı. 2008’de şirketin adını Afrika Madenleri olarak
de
ğiştiren
Timis’in kontrolündeki demir yataklarının milyarlarca tona ula
şğı tahmin ediliyor ve 2011 itibariyle dünyanın en
büyük rezervine sahip oldu
ğu
şünülüyor. Bu arada Timis,
operasyonlarını yaygınla
ştırmak
ve kolayla
ştırmak üzere iki Çinli
kamu 
şirketiyle ortaklık kurdu. Çin Demiryolu
Malzemeleri ve Shandong Demir Çelik Grubu sayesinde yenilenen maden
bölgesi demiryolu ve yeni liman sayesinde maliyet giderlerini 
şürüp ihracat kapasitesini artırdı. Bu defa Sierra
NLeone’de bulundu
ğum
süre boyunca Timis’in hükümetten Çin sanayi için elzem olan demir
kaynaklarının kontrolünü Afrika Mineralleri 
şirketine devretmesi için Cumhurbaşkanına Bai Koroma’ya el altından 150
milyon dolar teklif etti
ği
konu
şuluyordu. Bu iddianın ne kadar doğru olduğunu bilemesek de, Timis’in ülkedeki başarısının bayağı etkileyici olduğu tartışma
götürmez. Sonuçta ihaleye giren Çinliler, yakın tarihin en büyük maden
anla
şmalarında ikinci planda kalmak zorunda
olacak ancak zaman içinde Afrika’nın ihmal edilmi
ş bölgelerinde kendilerine yandaş edinmeyi ve nüfuzlarını artırmayı öğrenmiş oldukları kesin.
Freetown’da görüşmeye gittiğim
Bintumani otelini i
şleten
Yang de Afrika’ya göç eden Çinlilerin ço
ğu gibi toplumsal baskılardan kaçmak için
vatanını terk etmi
ş. “Mezun
oldu
ğun gibi ev alman, araba alman, evlenmen ve
ailene katkıda bulunman isteniyor,” diye dert yanıyor. 
İlk olarak Zambiya’ya ardından Sierra
Leone’a gelen Yang, “Zambiya’dayken bir ülke nasıl bu kadar düzensiz olabilir
diye dü
şünürdüm, buraya gelince ise beterin beteri
var dedim. Bir süreli
ğine
burası para yapmak için idealdi ancak zamanla rekabet arttı,” diye
anlatıyor. Daha önce Lübnanlıların hakim oldu
ğu inşaat
piyasası 
şimdi Çinlilerin kontrolünde.
Yang,  Lübnanlıların Sierra Leone halkına 5-6 katına mal
sattıklarını anlatıyor. Kendisi ise konut projeleriyle ilgili hükümetle
görü
şüyor ama bunların küçük ölçekli
projeler oldu
ğunu, oysa Çin’de çok daha büyük işler yapma şansı bulacağını söyleyerek yurduna dönmek istediğini belirtiyor.
1990’ların ortasında yargısız infazlar,
tecavüzler, köle gibi çalı
ştırılan
insanlar, zorla militan yapılan çocuklarla dolu sava
ş yılları sırasında başlayan STK hareketleri sayesinde çatışmalar bittiği gibi toplum için demokrasi ve kanunun üstünlüğü kavramları önem kazandı. Ancak
ne toplumdaki farkındalık ne de çekilen onca eziyetten sonra hissedilen
güçlü toplumsal katılım dalgası uzun sürmedi. Umutlar azalınca
dönemin iyimserli
ği
gerçekçili
ğe dönüştü. Halk bu kadar
yoksul bir ülkede uygulanabilir ve ba
şarılı bir
demokrasi yaratmanın uzun vadeli bir mücadele olaca
ğını anladı. Pek çok STK temsilcisine
göre ülkedeki demokrasi göstermelik. Mevcut yönetim de daha önceki
hükümetlerden daha iyi oldu
ğu
söylenemez. Madenlerin göz açıp kapayıncaya dek bitip tükenmi
ş olacağının ve üretken yatırımlarla refah yaratmanın bir
yolunu bulamazlarsa i
şin
sonunun kötü bitece
ğinin
gayet farkındalar. Dünyanın en kirli ve en büyük i
şi olan elmas ticaretinden de tecrübe ettikleri gibi
Sierra Leone halkı, elde edilen zenginlikten yararlanamıyor. Çünkü hükümetler
çalıp çırpmanın yollarını bulmakla me
şgul. Şimdiye dek devlet
yetkililerinin önlerine gelen anla
şmayı bakmadan imzaladıklarını öne süren STK
liderleri, hükümetin geri dönük olarak tüm sözle
şmeleri incelenmesini kabul ettirmeyi başardı. Madencilik yasasının yeniden
düzenlenmesi gündemde. Artık insanların özgürce konu
şabilmesi ise ülkedeki en büyük gelişme olarak değerlendirilebilir. STK’lar genel olarak şeffaflık peşinde ve eğitime
a
ğırlık verilmesi için yönetime
baskı yapıyorlar. Devlet yetkilileri ya 
şirketlerle nasıl baş edeceklerinden habersiz ya da öylesine
yozla
şşlar ki ceplerini doldurup kanunun çiğnenmesine göz yumuyorlar. Çinlilerin
çalı
şma şeklini tuhaf bulan STK liderleri, Çinlilerin asla
kamuoyunu önemsemedi
ği,
sivil toplumu umursamadı
ğı,
uluslararası kuralları ve demokratik ilkeleri hiçe saydı
ğı görüşünde. Bu durumdan en çok nasibini alan da demir,
petrol ve kereste ticareti. Sürekli Afrika’nın yozla
şş hükümetlerine
azar çeken Batı’ya bir alternatif olarak görülen Çin gerçek
yüzünü gösterdi
ğini
şünüyorlar. Batı ile Çin’in
arasında kalan ülkenin içinde bulundu
ğu durumu aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen
bıyık 
şeklinde yorumluyorlar.
Green Scenery (Yeşil Manzara) STK başkanı Joseph Rahall ülkenin
karanlıktan çıkıp aydınlık günlere kavu
şacağına
dair ümidini yitirmeyenlerden. Görü
şmemiz sırasında önemli bir konuya kıtanın
fıtratında olan bir soruna parmak basıyor. “Kıtada süregelen demokratikle
şme serüveninin ilk evresinde seçimle
ilgili politikaların ulus in
şasıyla
pek bir alakası yoktu. Bunun yerine liderlerin ço
ğu, kendilerine nasip olan 4 – 8
ya da 10 yıllık iktidar süresince kendi bo
ğazlarını beslemekle yetindi. Her Afrika ülkesinde
görülen bu sorun, çok daha eski ve temel bir problemin üzerine eklendi. Kamu
hizmetinde çalı
şacak
deneyimli ve uzman insanların noksanlı
ğı,
etkin bir ulusal kalkınma stratejisi olu
şturabilmenin önünde engel teşkil eden en temel sorun. Hükümet politika
olu
şturmaktan aciz. Müzakere etmeyi, işleri takip etmeyi beceremediği gibi uygulamayı da beceremiyor.
Esasen her konuda zayıf. Bunun nedeni de insan kapasitemizin olmayı
şı.”
 
Bir zamanlar ekonomisi Lübnanlıların
elinde olan ülkede yeni oyuncular devreye girdikçe i
şlerin daha çok karışğı kesin.
Yolsuzlu
ğa karşı kurulan komisyonun başkanı Kamara’nın açıklamalarına göre son yıllarda
devlet düzeyindeki yozla
şmalara
yönelik açılan soru
şturmaların
haddi hesabı yok. Mesela Çinlilere Batı Afrika açıklarında a
şırı miktarda balık avlama izinlerini
veren denizcilik bakanı ve satın alma yolsuzlu
ğuna imza atan sağlık bakanının hüküm giymesini sağlaması önem taşıyor ama maden çıkarma ve toprak
kullanımıyla ilgili devletin en üst düzeyinde dönen dolapların yanında
devede kulak kalıyor. Kamara devletin kendi eliyle ülkeyi esir etme tehlikesine
dikkat çekiyor. Hiçbir anla
şmanın
kanunun üzerine geçmemesi için u
ğraş veriyor. Fakat işi
zor çünkü çabaları yüzünden Kamara’ya kar
şı düşmanca tavırlar besleyen  sadece yabancılar değil, cumhurbaşkanlığı ve
meclisten de bazı ki
şiler
de husumet gösteriyor. Ancak bunun nedenlerini anlamak güç de
ğil. Zira zihniyet değişmedikçe
hukuk araçlarının eski tip devlet anlayı
şı, adam kayırmalar ve yolsuzlukların üstesinden
gelebilmesi pek mümkün olamıyor.
Belli ki Sierra Leone halkı için sadece
kendi menfaatleri pe
şinde
ko
şan Lübnanlı  patronlar, yeni
gelen Çinli i
şadamları, çok
uluslu büyük 
şirketler
ve ansızın ortaya çıkan Frank Timis gibi paralı güçlerle mücadele
etmekten ve hukukun üstünlü
ğünü sağlamaktan başka çare yok.


MALİ
 
Çin’in Afrika ülkelerinden bazılarına daha
yo
ğun ilgi göstermesinin nedeninin, sahip
oldukları do
ğal
kaynaklar oldu
ğunu bilmek Çin ile
ilgili “agresif tavırlı yeni süpergüç” 
şeklindeki basmakalıp düşüncelerimizi besliyor. Yeryüzündeki maden
yataklarını bloke etmek için her 
şeyi yapabileceğini düşündürtüyor.
Fakat orta ölçekli bir altın endüstrisinden ba
şka kayda değer
madeni bulunmayan Mali bile Çin’in ilgisinden mahrum de
ğil. Dünyanın en fakir ülkelerinden
olmasına ra
ğmen, onurlu ve istikrarlı bir
demokrasi olmayı yıllardır sürdüren Mali, kıt kaynaklara ve ço
ğunlukla Müslüman nüfusa sahip
bir ülke. 
Şimdiye
dek dı
ş güçlerden zorla yardım alma gibi bir
ş politika benimsedi. Mesela İslam dayanışmasının göstergesi olarak Suudi Arabistan’a büyük bir
köprü yaptırıldı. Mali’nin 
İslami
terörizmin yayılmasını önlemek üzere Amerikan ordusu ile i
şbirliği yapmaya istekli olması ve örnek
demokrasisi ABD’nin cömert ba
ğışlarına neden oldu. Bu arada bu durumu
kıskanan eski sömürgeci güç Fransa di
ğerlerine
yeti
şmek için ekonomik yardımını katladı.
Son zamanlarda ise i
şler
karı
ştı. Nüfuzunu artırmak için ülkeyi
hediyelere bo
ğmuş olan Kaddafi, idari ofis binaları inşa ettirdiği açılışı yapılamadan
devrildi. Ardından ülkenin kuzeyinde ayaklanan Malili isyancı gruplar, 
şeriat getirmeye kalktı. Çok
geçmeden ülkenin seçilmi
ş hükümeti,
genel seçimlerden az önce subayların yaptı
ğı bir darbeyle devrildi. Bir zamanların Fransız
Sudan’ı 1960 yılında ba
ğımsızlığını kazandığında daha, sınırlı bir nüfusa ve güce sahip
Fransa’nın emellerine ula
şamayacağı belli olmuştu ama Ocak 2013’te İslamcıları bozguna uğratmak ve Mali’nin toprak bütünlüğünü korumak için Fransa duruma
müdahale etmeden duramadı. Ba
şka
bir açıdan bakacak olursak, 2011’de Kaddafi’nin devrilmesi sırasında onbinlerce
Çinlinin Libya’yı terk edebilmesi için gemi gönderen Çin’in de ileride
menfaatlerinin kök saldı
ğı yerlerde
meydana gelen acil durumlara müdahale etme ihtiyacı duyaca
ğını öngörmek işten değil.
Eskiden ufacık bir yer olan başkent Bamako, Afrika’da en
hızlı büyüyen 
şehre
dönü
ştü. Hepsi  Çinli şirketlerin eseri olan muazzam genişlikte bulvarları, devasa trafik kavşakları, inşaat sahaları dünyanın en hızlı büyüyen
altıncı 
şehri konumunda. Öncelikle dikkat
çekici bir elçilik binası in
şa
ettiren Çin’in Mali’ye son dönemde yaptı
ğı en büyük yatırımlardan biri de Nijer
Nehri üzerine kurulan üçüncü köprü ve onun ba
ğlandığı hastane kompleksi oldu. Çin’in yumuşak güç olma yolundaki niyeti,
köprü geçi
şlerini
ücretsiz yapmasından da anla
şılabilir.
Afrika’nın diğer yerlerinde olduğu gibi Çin etkisi, Mali’de de borç veya
hediye verilmi
ş olsun fark etmez Çin’in finanse
etti
ği projelerle başladı. Kontratları biten şirketler, piyasada kalmaya devam ederek
Dünya Bankası ve Afrika Kalkınma Bankası gibi kurulu
şların inşaat
ihalelerine en dü
şük
tekliflerle girmeye ba
şladı. İrili ufaklı Çinli şirketler, kah nakliye masraflarının amorti
edilmesinden kah ithalat vergisi imtiyazlarından yararlanarak çokuluslu sabit
pazarı adeta ele geçirdi. Küçük otel i
şletmeciliği,
toptan ve perakende ticaretinde aktif olan Çinli göçmenlerin
sayısı günden güne arttı.
Kıtada nüfus artışı en yüksek olan Mali’nin günümüzde 15 milyon
olan nüfusunun yüzyıl sonuna gelindi
ğinde
80 milyona çıkaca
ğı öngörülüyor.
Bu tahminler, cılız topraklardan ve ya
ğış kıtlığından mustarip bölgede %30’larda seyreden okuryazar
oranı da göz önüne alındı
ğında
yeni bir sefalet ya
şanacağı anlamına geliyor. Bu olağandışı büyümeye bağlı olarak hızla kentleşmeye devam eden Mali toplumunda mühim bir orta sınıf
meydana çıkmaya ba
şladı.
Bunu fırsat bilen Çinli in
şaatçılar
kolları sıvadı. Çinli 
şirketler
de kıtanın her yanında farklı uluslardan yabancı 
şirketlerin kanunu atlatıp geniş araziler veya değerli kaynaklar üzerinde kontrol sağlamak için kullandığı benzer yöntemlere başvurarak resmi yetkililere, yerel liderlere
şvet veya hediyeler vermeyi ihmal etmedi.
Son yıllarda Çin’in Mali’ye verdi
ği
borçlar 200 ile 500 milyon dolar arasında. Bu mebla
ğ elde edilen çıkarların inşaat sektörünün çok ötesinde olduğunu gösteriyor.
BM İnsan Hakları izleme komisyonunda çalışş olan bir arkadaşım Tiebile Drame ile buluştuğumda ülkesinde
i
şlerin ne kadar gelişigüzel idare edildiğinden; yakın olmalarına karşın  ne Arap Dünyasıyla ne de Uzakdoğu ülkeleriyle ilgili herhangi bir
politikaları olmadı
ğından
yakınıyor. “
İkinci
ve son dönemini bitirmek üzere olan cumhurba
şkanı Amadou Toumani Toure’nin Çin ile ilişkileri gayri resmi bir şekilde şahsen yürüttüğünü anlatıyor.
Zamanla kamuoyu muhalefeti nedeniyle hükümet frene basmak zorunda kalmı
ş olsa da, yakın çevresinin de
Pekin ile ili
şkilerden nemalandığı biliniyor. Ona göre Çin’in motivasyonu
Mali’de in
şaat yapmaktan ziyade tarım arazilerini ele
geçirmek. Devlet, arazileri Çinlilere sattı
ğı için köylüler zorla yerinden ediliyor.
Afrika kıtası dünyada işlenmemiş ekilebilir arazilerin %60’ına sahip.
Bazı ele
ştirmenler Çin’in Afrika’daki tarım
arazilerini ele geçirece
ğine
dair alarm verirken, Çin’in bu alanda en büyük yatırımcılardan olmadı
ğını; diğer Batılı güçlerin çoktan Afrika
topraklarına göz dikmi
ş olduğunu unutuyor. Bu elbette Çin’in
Afrika’nın tarım arazilerine ihtiyacı olmadı
ğı ya da amacının kontrol edebildiği kadar toprağı kontrol etmek olmadığı anlamına gelmez. Çin dünya nüfusunun %
20’sine sahip ancak tarım arazilerinde bu oran yalnızca %9. Ekilebilir arazi
bakımından Çin’den daha kötü durumda olan di
ğer ülkeler Mısır ve Bangladeş. Dev inşaatlar, hava kirliliği ve erozyon Çin’in topraklarını tüketmeye
devam ededursun, Çin’deki ya
şam
standardı yükseldikçe 2025’e gelindi
ğinde gıda gereksinimi günümüz dünyasının açık
pazarının sunabilece
ğinden çok
daha fazla artmı
ş olacak.
Bu açıdan bakılırsa, Çin’in yapabildi
ği her yerde yoğun bir gıda üretimine geçmesi büyük olasılık.
Amerikalı diplomatların bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek
için Amerikan elçili
ğine
görü
şmeye gittiğimde, en basitinden Amerikalı inşaat ve hizmet şirketlerinin Afrika’da iş yapmak için rekabet etmeye istekli
olmadıklarını ö
ğrendim.
Birçok zengin ülkenin yaptı
ğı gibi
ABD de onyıllar önce, projenin teknik 
şartları yerine getirildiği sürece ülkelere yapılan kalkınma yardımlarının
nereye harcanaca
ğına
karı
şmamaya başladı. Bu oyuna yeni giren Çin ise kar gözeten bir
yakla
şıma sahip. Altyapı çok önemli
ancak tüm sorunların çözümü de
ğil. Altyapı projeleri
hükümetlerin önceliklerini yansıtıyor ancak bir ülkenin kalkınmasına
yönelik en iyi tercih olamaz. 
İnşaat projeleri büyük ve görünür
oldukları için hükümetler için öncelik ta
şıyor. İktidarda
kalabilmek için bu tip somut projelerden kendilerine pay çıkarıyorlar.
Mali Cumhuriyeti dünyada çok ülkede olmayan bir 
şansa sahip. Nijer Nehri’nin doğal seyri sayesinde pirinç yetiştirmeye elverişli milyonlarca hektar tarım arazisini sulama
potansiyeli var. Maalesef 
şu
anda sadece 60 bin hektar kullanılıyor.
Kıtanın diğer tarafında bulunan Etiyopya’da ise tarım arazilerini
büyük bir hevesle toplayan Hindistan da kar amacı gütmenin yanında gelecek için
gıda güvenli
ğini sağlamaya çalışıyor. Öte yandan Pekin yönetimi kıtada 100
milyon Çinliye istihdam yaratma pe
şinde. Böylece Çinli işsizler iş bulurken,
Afrikalılar da tarımsal ürün yeti
ştirmeyi öğrenecek. Yakın zamanda dünyanın en büyük
ekonomisine dönü
şecek
olan Çin’de milyonlarca insan daha rahat bir hayat istiyor. Çin
toplumunun büyük ölçekli planlama ve mühendisli
ğe inanan ve müthiş sabırlı bir uygarlık olduğu düşünüldüğünde,
gelecekte insanlarını nasıl besleyece
ğini acilen garantilemeye çalışmasına şaşmamak
gerek. 1990’ların sonunda tarımsal üretimin azalması nedeniyle özel
yatırımcılar arayan   Mali   hükümetinin
kapısını   ilk   çalan   Çinlilerdi.
Çinliler   Mali   Deltasında sessizce konu
şlandığı verimli topraklardan istifade etmek için doğru zamanı bekleyedursun, gidişatı dünya gıda stokları ve
fiyatları belirleyecek. Nakliye masraflarını hesaba
katınca, Çinli liderlerin en yakın limana binlerce kilometre uzak olan
Mali’de yeti
ştirdikleri pirinci Çin’de satmak için
yatırım yapaca
ğını düşünmek zor. Ancak Afrikalılara ve kıtada yaşayan Çinlilere pirinç satacaklarına şüphe yok. Böylece Çin yurtiçi
tüketimi için kazanç sa
ğlamış olacak. Üstelik Afrika
hükümetleri üzerindeki nüfuzunu daha da artırmı
ş olacak.
Afrika’da Çinli göçmenlerin gelişine kurban giden sektörlerden biri de
tekstil endüstrisi. Popüler Afrika desenleri taklit eden Çin kuma
şları ucuz fiyatlarıyla sektörü ele
geçirmi
ş durumda. Pek  çok
yerde Çinliler in
şaat,
endüstriyel yönetim, proje genel bakım i
şlerini üstlenmelerine karşın Afrikalılara bilgi ve teknoloji aktarmadığı için yeni bir yerli Mali sanayii
yaratmak için çok az imkan var. Ba
ğımlılık üzerine kurulu bir kültüre dönüşme yolunda hızla ilerleyen Mali’nin girdiği bu çıkmaz, illa ortada organize
komplolar ya da kötü niyet olmasını gerektirmiyor. Yakalanan
fırsatları yansıtıyor. Bununla beraber bu emperyalizm kadar eski bir
sorun. Aslında bu noktada her iki tarafın kazanması söylemine kendini fena
halde kaptırmı
ş olan Çin’in de ortaya yeni
bir 
şey konduğu söylenemez.
Mali’de görüşğüm şeker plantasyonu sahibi Gao Yi 30’lu yaşlarında bir Çinli. Çin’in
eskisine oranla daha özgür oldu
ğunu
söylüyor. “Batılı ülkelerle kar
şılaştırılamaz tabii. Ama ona bakarsan,
pek çok Batılı Çin’de ya
şam
hakkında yanlı
ş fikirlere sahip muhtemelen. Çin
Komünist Partisinin insanların her adımını izledi
ğini sanıyorlar. Amerika hakkındaki görüşlerimiz gibi. Herkesin cebinde silahla
dola
şğını, her yerin tehlikeli olduğunu sanıyoruz. Çin’de insanların Afrika
hakkındaki görü
şleri
de aynı 
şekilde. Burada her şey karman çorman sanıyorlar. Sürekli
krizlerin ya
şandığı tehlikeli bir yer olduğunu düşünüyorlar.
Bunun nedeni haberlerin sadece olumsuza, negatif olaylara odaklanması.
Çinlilerin Amerikalılar hakkında böyle dü
şünmesinin nedeni de  bu.”
Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere
Mali’nin Çin’in gözünden kaçması mümkün olamazdı. Çin’in
Afrika’ya akını, ders kitaplarına girecek bir yayılma örne
ği.
Afrika üzerindeki çıkarları Berlin Duvarı’nın çökmesiyle
sönen Batılı ülkeler, dikkatlerini Do
ğu Avrupa’ya kaydırdı. Çünkü  oradakiler
Batı Avrupa ile kökten ba
ğları bulunan,
okuma yazma bilen, e
ğitilmesi
kolay toplumlardı ve sermayeye susamı
şlardı. ABD ise Ortadoğu ve Güney Asya’da bir dizi savaşla meşguldü. 2000’e gelindiğinde hızla büyüyen hırslı Çin dünya sahnesinde
göz gezdirip Afrika ile yeterince ilgilenilmedi
ğini farketti. Kıtanın sunduğu madenler ve doğal kaynakların dışında hızla büyüyen pazarları ve gelecekte Çin’in gıda
talebini kar
şılamasına destek olacak
topraklarıyla Çinliler için biçilmi
ş kaftandı.

GANA
 
Batı Afrika’da orta ölçekte bir ülke
olmasına ra
ğmen, kıtanın tarihi ve
siyasetinde önemli rol oynamı
ş olan
Gana, 1957’de 
İngiliz
sömürgesinden kurtulan ilk Sahra-altı ülkesi. Gana toplumu, sömürgecilerin
koydu
ğu sınırları kaldırıp tüm
kıtayı birle
ştirmeyi
öngören Pan- Afrikanizm hareketinin öncülerinden sol e
ğilimli lider Kwame Nkrumah önderliğinde hızla sanayileşmeyi umuyordu. 1961’de Volta
Nehri üzerine baraj kuruldu. Afrika’da o zamana dek gerçekle
ştirilen en büyük kamu projesi olan
Akosombo Barajı yeni geli
şmeye
ba
şlayan yerel sanayiye elektrik temin
etmek üzere tasarlanmı
ştı. Çok
büyük ve maliyetli oldu
ğu
için ele
ştirilen baraj halen Gana’nın enerji
ihtiyacının büyük kısmını kar
şılamakta.
Nkrumah’nın borç içinde sallanan ekonomisi ve giderek artan otoriterli
ğinden sıkılan halk birleşince 1966’da devrilen Nkrumah’ın ardından
yönetimi muhafazakar sivillerle fırsatçı ve beceriksiz subaylar ele
geçirince ortalama gelir düzeyi üç kat dü
ştü. 1980’lerde iktidara geçen genç teğmen Jerry Rawlings önce sol eğilimleriyle ardından ekonomide Batı’ya
dönerek kıtada büyük bir dalga yarattı ve geç de olsa demokratik yönetime
geçilmesine izin verdi. Demokrasi gelene
ğinin yerleşmeye
ba
şladığı 1992’den itibaren GSMH’sında %5’i geçen artışla Gana, altın, kakao ve son dönemde
petrol ihraç ederek hızla büyüyen bir Afrika ülkesi konumuna ula
ştı. Çin, diğer Afrika ülkelerinde yaptığı gibi kredi ve yatırımlardan oluşan bir anlaşma paketi hazırlayarak Gana ile masaya oturdu. İlkin Gana altyapı karşılığında doğal
kaynak verecek gibi görünüyordu. Çin daha önce de Kongo ve Angola
ile benzer anla
şmalar
yapmı
ştı. Ancak bu ülkeler petrol ve maden
zengini olsalar da demokrasi prati
ğinden
yoksundu. Çok daha dinamik olan Gana siyasi düzeninde ise kamuoyu gidi
şatı farklı  ve tartışmaya açık şekilde sağduyulu
bir yöne çevirdi. Ülkede son dönemde ba
şlayan ticari petrol üretimi doğrudan teminat olarak kullanılamayacak,
Angola’da oldu
ğu gibi havuz hesaba konacaktı. Anlaşmaya göre Gana,
petrolünü uluslararası pazarlarda satmakta serbest olacak ancak
ödemelerini geciktirdi
ği
takdirde, Çin yasal olarak üretimden kar payı alma hakkına sahip
olacaktı.
Aslında Gana toplumu, ulusal karakterine
yerle
şik olan müzakere ve açık diyalog geleneği sayesinde Afrikalıların Çin’e bakış açısını çok iyi ifade ediyor.
Yıllarca Dünya Bankası’nda çalı
şan,
Ruanda’da soykırım sonrası dönemde görev yapmı
ş olan ve son olarak Liberya hükümetine danışmanlık yapan dostum Edward Brown da
aynı fikirde. 
Şimdilerde
kalkınma ve ekonomi alanında bir dü
şünce
kurulu
şu olan Afrika Ekonomik Dönüşüm Merkezi (ACET) bünyesinde ekonomik
politikalar ve geli
şmeye
yönelik konularda uzmanlık sunan Brown’a göre Gana, tüm Afrika ülkeleri
arasında en iyi konumda. Geli
şmekte
olan do
ğal kaynak zenginliğinden ve yeni ortak Çin’in sağlam bir kalkınma politikası gütmeye
hevesli olmasından faydalanabilecek durumda. Bunun sebebi olarak Gana’nın
giderek sa
ğlamlaşan demokrasisi, göreceli açık zihniyeti ve şeffaflığının yanında hızla büyümekte olan orta
sınıfı gösterilebilir. Fakat Brown Gana ile ilgili olarak saydı
ğımız tüm avantajlarına karşın, Çin ile ilişkilerin sonucundan pek umutlu  konuşmuyor. Üstelik dönemin Gana Cumhurbaşkanı John Atta Mills, tam o sırada
Pekin’den 13 milyar dolarlık bir kredi paketiyle yeni dönmü
ş olduğu halde. Bu miktarın birkaç ay içinde resmileşen 3 milyar dolar değerindeki ilk partisi bile ülkenin bağımsızlığını kazandığından beri aldığı kredilerden çok daha yüksek. Örneğin Dünya Bankası’nın bir kolu olan ve
kıtaya en çok borç veren kurumlardan biri olan Uluslararası Finans
Kurumu 2011’de tüm Sahra-altı ülkelerine toplam 2.2 milyar dolarlık kredi
çıkardı. E
şlik eden prosedür ve bürokrasi de dikkate
alındı
ğında, Batı’ya kıyasla Çin’den kredi
almanın çok daha kolay oldu
ğu
da kendili
ğinden ortaya çıkıyor. Dolayısıyla
Afrika ülkelerinin yönetimlerinin küresel finans sisteminin klasik liderleri
yerine Çin alternatifini de
ğerlendirmesi
gayet anla
şılır.
Çin’in son dönemde Gana için ayırdığı yatırım paketi doğalgaz boru hatlarından hidroelektrik
santrallere çe
şitli
projeleri kapsıyor. Brown’a bu konudaki yorumunu sordu
ğumda  şu cevabı alıyorum. “Bu tip paketlerle
ihalelere Çinli 
şirketlerin
girdi
ği düşünülünce esasında Afrika tarafı için
anlamlı bir girdi içermiyor. Bakanlıkların da bu anla
şmaları inceleme kapasitesi maalesef
yok. Risk, finans ve maliyet-kazanç analizi gibi de
ğerlendirmeler yapılmıyor dolayısıyla devlet bu
meselede stratejik bir vizyon izleyemiyor. Yatırımlar büyümeye yol açacak mı?
Toplumu dönü
ştürücü etkisi olacak
mı? Üretkenli
ği
artıracak mı? Tekstil gibi bazı sektörlerdeki gerilemeyi durduracak mı? gibi
soruların yanıtı belirsiz.”
Hükümetin bütçe projeksiyonlarında
beceriksiz oldu
ğundan
yakınan Çinli müteahhit Zuo’ya göre Çinli 
şirketlerin ihalelere düşük fiyatla girmesinin nedeni işi almayı garantilemek. “Halihazırda işgücünü ve ekipmanını Çin’den
getirmi
ş olmanın yarattığı bir mecburiyet adeta. Yani daha
fazla pazar payı istedi
ğimizden
de
ğil, insanlarımıza iş vermeyi sürdürebilmek için
daha çok pazara ihtiyacımız oldu
ğundan.” Çoğu zaten kamu şirketi olan yol inşaat firmalarının işçileri işten çıkarması, Çin
için ülke içinde daha büyük sorunlar yaratabilir. Projeyi kısa zamanda
bitirmeye çalı
şmak
da kalitenin dü
şmesine
yol açabiliyor.
Ekonomik İlişkiler
adlı ba
ğımsız bir düşünce kuruluşunda
uzman ekonomist olan Kwadwo Tutu benzer kaygıları dile getiriyor. “Ülkeler
hayırsever olamaz. Tıpkı i
şadamları gibi
sadece kendi menfaatleri için çalı
şırlar ve eğer
kurallarınızı koymazsanız sizi kandırırlar. Afrika ülkeleri için en
güvenli yol kendileri için avantajlı ko
şullar yaratmak üzere müzakere etmek.” Çin’in
kazan-kazan sloganından, zengin bir ülke de
ğil de üçüncü dünyanın bir
parçası olmaktan dem vurmasıyla alay eden Tutu’ya göre bu söylemin
gerçekle hiç alakası yok. “Çin geli
şmekte olan bir ülke değil. Buna inanmak için aptal olmak lazım. Çinli
yetkililer iklim de
ğişikliğiyle ilgili zirvelerde aynı savı öne
sürdüklerinde çok kızıyorum. Öte yandan Gana gibi ülkelerin
yatırıma ihtiyacı var ve bu yardımı Batılı ülkelerden
alamıyor.” Gana’nın Çin ile ili
şkilerinde kendi kurallarını koyup koyamayacağını sorduğumda, ülkenin geçmişinden bahsetmeye başlıyor. “1960’larda şahane bir altyapımız vardı. Özellikle
demiryolları 
şimdi
berbat durumda. 1980 ve 90’larda yabancı yatırımların pe
şinde koştuk. Koşulları
cazip hale getirdik. Oysaki çabalarımız tarıma yönelmeliydi. 
Şu anda daha önce çıkardığımızın on katı maden çıkarıyoruz
ama kar
şılığında aldığımız ücret çok
şük. Madenciliğin sosyal ve çevresel tüm etkenlerini denkleme katacak
olursanız elimize kalan %10’luk bir oran. Üstelik madenlerimizi de alıp
götürüyorlar. 
İstesek
de 10-20 yıl sonra gidip ba
şka ülkeleri
sömürecek 
şirketler
olu
şturacak teknik ve girişimci bir zemin hazırlayamayız. Böyle devam
edersek, yeni ke
şfedilen
petrol yatakları da tükenecek ve çocuklarımıza hiçbir faydası olmayacak.”
Sonuçta ortakları ister Çinli ister Batılı
olsun pasif taraf hep Gana oldu. Eskiden Dünya Bankası’nda Gana temsilcisi
olarak görev yapmı
ş olan
Albert Ossei, Afrika’nın bir kaldıraca ihtiyacı oldu
ğu kanısında. “Afrika ülkelerinin
kendilerine yarayacak anla
şmalar
yapabilmesi için Çin ile tek ba
şlarına
müzakere etmeyi bırakmaları gerek. 44 ülke bu konuda birle
şirse, Çin ile yapılan anlaşmaların koşulları Afrika lehine değişecektir.
Hatta kendi aralarında ticareti geli
ştirecek
altyapıyı bile Çinlilerden talep edebilirler. Çin’le ili
şkiler Afrika’nın Batı ile ilişkilerinde de eşitlik ve denklik sağlamakta etkili olmalı. Batılı şirketler, Çinlilerden şikayet edeceklerine Afrikalıları yetiştirip şirketlerinde daha fazla istihdam sağlamalılar.”
IMANI adlı düşünce kuruluşunun
kurucuları Kofi Bentil ve Franklin Cudjoe ile görü
şmemizde konuştuklarımız
da daha önce anlatılanlarla paraleldi. Çin devletinin soru sormadan
para da
ğıtmasından hoşnut olan Ganalı elit kesimin Çin’i geleceğin anahtarı olarak gördüğünden bahsediyorlar. “Ancak soru
sorması gereken biziz. Çin yanda
şı ya da Çin karşıtı değiliz.
Yalnızca Çin ili
şkimiz ülkemize
fayda sa
ğlasın istiyoruz. Bu da kendi kendine
olacak  de
ğil. Çin’in
stratejisi var ama bizim yok. Bu yüzden bizden yararlanıyorlar. Kötü oldukları
için de
ğil biz akıllıca davranamadığımız için,” diyorlar. Çin’in
kıtaya olan ilgisinin siyasi etkisine gelince, Pekin’in yatırımlarının despot
liderlere yaradı
ğını ve
aydınların susturulmasına yardım etti
ğini
savunuyorlar. “Do
ğal
kaynaklar tükeniyor ama insan kaynakları geli
şmiyor. Artık Afrika’nın dünyanın kalanıyla yaptığı büyük takaslarda ne kazanıp ne
kaybetti
ğini iyi hesaplaması gerekiyor. Gün
gelecek kaynaklarımız tükenecek. Do
ğal
kaynaklarımıza kar
şılık
maksimum bedel ödenmedikçe insanlarımızı yeti
ştirmemiz mümkün değil. Çin’in bize Batı’dan daha çok
ihtiyacı var. Nüfusu ya
şlanan
Batı’nın da insanlarımıza ihtiyacı var.”
Güney Afrika’dan sonra en büyük altın
üreticisi olan Gana’da Çinliler yasal ve yasa dı
şı yollarla altın arama faaliyetlerini sürdürürken
ormanları kesip do
ğayı cıva
ile zehirliyorlar. Çinlilerin rü
şvet
ve yolsuzlu
ğa meyilli olduğu ve daima ucuza kaçtıklarıyla ilgili hikayelerin
haddi hesabı yok. Mesela Çinlilerin in
şa
etti
ği Ulusal Tiyatro’nun birkaç yıl
içinde çatısı akmaya ba
şlamış. Genellemek doğru olmasa da, Çinlilerle ilgili algı bu
yönde ve sa
ğlam dayanakları var. Güncel
göstergelere bakıldı
ğında
Gana yeni ke
şfedilen petrol ve doğalgaz yataklarıyla yükselişe geçmiş görünüyordu. İşgücü ve sanayii açısından genç nüfusu, yerleşmiş demokratik düzeni, sandıktan her defasında
farklı iktidarların çıkması gibi nedenlerle ülkenin
uluslararası imajı o kadar olumluydu ki Obama Afrika gezisinde ilk
olarak Gana’yı ziyaret etmi
şti.
Büyük miktarda sermaye yatırmak üzere bekleyen Çin’den ba
şka büyük yeni oyuncular da fırsat
kolluyordu. Böyle bir durumda e
ğitimli
kesimin ülkenin halinden memnun olaca
ğını sanırsınız ama durum pek öyle değil. Ne yaptığını bilmeyen, herhangi bir hedefi olmayan,
vizyonsuz liderlerden kurtulmadıkça ülkenin gidi
şatının düzelmeyeceği kanısındalar. Yine de sivil toplum eylemcileri
yılmadan çalı
şmaya
devam ediyor. Yönetimden daha iyi performans, hesap verebilirlik, açıklık ve
dürüstlük talep ediyorlar.,
Demokrasinin fark yarattığına çok kez tanık oldum. Senegal’de
de
ğerli gayrimenkuller üzerine şaibeli anlaşmaların iptalini; Zambiya’da madencilerin maaşlarının yükseltilmesini sağladı. Bu bağlamda STK’ların rolü ve diyaloğun önemi çok büyük. Ganalı sivil
eylemcilerin kazanımlarından örnek vermek gerekirse baraj in
şaatına direnen köylülerden bahsetmeden
olmaz. Kıtada toplam 70 baraj projesine imza atan Çinli Sinohydro 
şirketinin inşa ettiği
Bui Barajını Çin’in Gana’da sürmekte olan en büyük projesi. Yap-
İşlet-Devret modelinin uygulandığı projede müteahhit şirket yatırım maliyetini çıkarıncaya
kadar barajı i
şletecek. Çin’in
kıtadaki di
ğer anlaşmalarına benzer şekilde Gana maliyetin bir kısmını kakao ile geri
ödemek zorunda. Baraj nedeniyle bo
şaltılacak
köylerde ya
şayanları harekete geçirmek isteyen
sivil eylemciler,yerel halkı bilinçlendirerek, daha önce ba
şka bölgelerde yerleri değiştirilmiş olan köylüleri çektikleri
sıkıntıları görmeleri için turlar organize ederek haklarını aramalarını sa
ğladı. 
 
Bunun başarılmasında dürüst ve eğitimli kabile lideri Bui Kralı Wuo’nun değerli katkısı çok önemli. Gerek
toprak anla
şmaları gerek yönetimle yapılan
müzakereler olsun Afrika’da köylülerin kandırılmasında, haklarının çi
ğnenmesinde çoğu eğitimsiz
olan kabile liderlerinin payı büyük. Ne yazık ki kendi
imtiyazlarını ve prestijlerini artırmak için parayla ya da hediyelerle
kolayca manipüle edilebilir durumdalar. Basmakalıp kabile liderlerinden oldukça
farklı olan Kral Wuo gibilerin de hakkını vermek lazım. Üniversite mezunu,
mükemmel 
İngilizce konuşan Bui Kralı, devletin halkı için daha iyi koşullar sağlamasını garantilemiş. Gana hükümeti ile yaptığı  anlaşmaya
göre Çinli müteahhitlerin Bui halkı için konut, okul yaptırmasını sa
ğlamış. Köylüler tazminat da almışlar ancak Kral Wuo baraj elektrik ürettiği sürece, kazancın yerel halkla paylaşılmasında ısrar etmekte yerden göğe haklı. Sonuçta aklı selim bir
yönetici gelecek nesillerin hakkını da aramayı bilir.
TANZANYA VE NABİBYA
1970’lerde Mao yönetimi altında inşa edilen TAZARA demiryolu hem Çin’in
kıtayla olan dayanı
şmasını hem
de nüfuzunu artırma niyetini ortaya koyması açısından önemliydi.
Ancak daha önemlisi, Çin’in tek bir hamleyle daha evvel ABD ve
SSCB’nin baskın oldu
ğu
oyuna dahil oluvermesini sa
ğlamıştı. Tanzanya deniz kıyısındaki ekonomi başkenti Dar’a bağlanan yol şehrin kaderini değiştirdi.
Dar’da ya
şayan Çinlilerin sayısı her geçen
gün artmakta. 
Şimdiden
küçük ölçekli ticareti ele geçirmi
ş durumdalar.
Hükümetin Çinlilere neden bu kadar hak tanıdı
ğını sorgulayan sendikalar yetkililerden yanıt
alamamaktan 
şikayetçi. Çinlilerin
göçü gizlemek için hükümete çe
şitli yardımlarda bulunduklarını düşünüyorlar. Yasaları bilmezden gelen
Çinlilerin i
şçilere sendika hakkı tanımadığını söylüyorlar. Şartlar değişmezse
10 yıl içinde tüm Tanzanya ekonomisini Çinlilerin devralaca
ğından korkuyorlar.
Atlantik kıyısında yer alan Namibya için
Afrika’ya Çinli göçünün ba
şatı denebilir.
Ba
şkent Windhoek’e vardığımda otuzlu yaşlarda bir işadamıyla
bulu
ştum. Hou Xuecheng beni arabasıyla
alıp Çinli i
şadamları derneğine götürdü. “Çin’de kalsaydım
bunlara asla sahip olamazdım,” diyerek bana park yerinde duran cip, son
model bir lüks araba ve di
ğer
araçlarını gösterdi. Çiftçi bir aileden gelen Hou, patron olmak
istedi
ği için anavatanını terk etmiş. Karısı Çin’de kalmışŞimdi Namibyalı bir kadınla evli . Çinli
göçmenler arasında i
şlerini
kolayla
ştırmak için yerlilerle yapılan sahte
evliliklere sık rastlanıyor. Çin toplumunun baskılarından sıkılıp kaçanlardan
biri  olan Hou, Çin’de acımasız bir rekabetin hüküm sürdü
ğünü anlatıyor. Nüfus kalabalığından ne kamusal ne özel alanda yer
kalmadı
ğından yakınıyor. Hava kirliliğinin feci boyutlara ulaşması, gıda güvenliğinin olmaması da cabası. Çin’in
hızlı büyümeyle ilgili nefes kesici hikayesini bilmeyen yok
fakat ülkedeki gidi
şatın
göçe yol açtı
ğı şüphesiz. Hou gibiler Çin’de
basamakları tırmanamayanların ya da yeterince yükselemedi
ğini hatta ezildiğini hissedenlerin şansını bir de Afrika’da denediğinin somut kanıtı.
Angola sınırına yakın Oşikango’da kurulan Dragon City her şeyiyle bir Çin kasabası. Ejderha
kenti anlamına gelen yerle
şimin
tapusu da Çinlilere ait. Geçmi
şte
siyahların madencilik, bankacılık ve sigortacılık gibi sektörlerde çalı
şamadığı apartheid döneminin acısını çekmiş olan Namibyalılar, tecrübelerine
dayanarak bu tip kasabaların ço
ğalmasını istemiyor.
Aslında O
şikango gibi Çinlilerin
ihracatını kolayla
ştıran
sınır ticari bölgeleri, asırlar önce Avrupalı güçlerin Afrika’nın batı
kıyılarında kurdu
ğu
ticaret merkezlerinden farklı sayılmaz. Sömürgecili
ğin henüz en başında kurulan bu yerlerin amacı, Afrikalıların
yabancıların ya
şam
tarzı kadar parlak alet edavatlarına kar
şı iştahlarını kabartıp
yeni pazarlar yaratmaktı. Zamanla kredi ve borç vermeye ba
şladılar. Tam gaz sömürgeciliğe geçiş ise yerli halkların din aracılığıyla ideolojik açıdan yumuşatılmasını bekliyordu. Avrupalıların
sayısının artmasıyla güç dengelerinde meydana gelen de
ğişimler
ve güvenli
ğin arttırılması meselesi de
aynı amaca hizmet ediyordu. Afrikalılar ba
şlarına geleni anlayana kadar iş işten geçmişti.
Çin’in izlediği yol da tamamen aynı değil ama çok benzer. Ülkelerine akın
eden Çinli i
şçilerin
ve tüccarların yasalara uymadı
ğını,
devlet adamlarının Çinlilerin isteklerini yerine getirdiklerini
gördükçe  yerli  halk  güçsüz  kılınmı
ş  hissediyor  haliyle.
Zaten  NaBibya’da kime sorsan aynı endi
şeleri taşıyor. Çünkü ülkeyi
yönetenlerin vizyonu olmadı
ğının
farkındalar. Çinlilerin menfaatine ülkeyi sattı
ğı, yolsuzluk yaptığı için hükümeti, Çinlilerin hediyelere
bo
ğduğu siyasi eliti suçluyorlar. Aslında
Namibya’da çok sıkı olan çalı
şma yasalarından Çinli şirketlerin adeta muaf tutulduğunu savunuyorlar. Wikileaks’e sızan ihale
ve rü
şvet olayları, üst düzey devlet
adamlarının çocuklarına Çin üniversitelerinde verilen burs
skandalı, Çin devlet ba
şkanı Hu
Jintao’nun yönetimindeki Nuctech 
şirketinin
ihale skandalı vs. Dahası, tıpkı Namibya’nın iktidar partisi SWAPO
gibi Afrika ülkelerinin ço
ğu ülkenin
kurtulu
ş savaşını kazanmış olan partilerce yönetiliyor. Yönetimler
de Çin çıkarlarına uygun biçimde davranıyor. Aynı 
şikayetler tüm kıtada yankılanıyor.
SON SÖZ
Açıkça ilan edilmemiş de olsa Afrika üzerinde yumuşak güç kurmaya yönelik bir küresel
yarı
ş olduğunu kavramak zor değil. Amerikalılar, Afrikalıları tutum ve değerleri yüzünden sürekli sindiriyorlar.
AIDS’e kar
şı korunma, aile planlaması, yatarken
cibinlik kullanılması gibi konularda sürekli gözda
ğı veriyorlar. Afrika’nın her köşesinde farklı kuruluşların mesajlarını taşıyan büyük panolara rastlamak sıradan.
Sulak alanların korunması, bula
şıcı hastalıklarla
mücadele vb. hakkındaki mesajlar uluslararası yardım kurulu
şlarına ait. Çinlilerin
ilanları ise stadyum, karayolu, havaalanı vb. daha somut ve
büyük 
şeylere odaklı. Ekonomik gelişme yolunda Afrikalılarla el ele
yürüdükleri iddiasındaki Çinliler bu mesajı devasa panolarla
yaymak  konusunda ısrarcı. Fakat, elbette ülkelerin geli
şmesi beton dökmekle, bina dikmekle olmaz.
Toplum için sözde dev proje uygulamalarını hatırlatıp durmaktan çok
daha fazlasını yapmak gerekir. Yapıldıktan kısa süre sonra eskiyen
köprülere, ya
ğmurdan sonra asfaltı bozulan yeni yollara
bakılacak olursa, Çinlilerin taahhüt etti
ği çok şey lafta kalıyor. Düşük ihalelerle girdikleri projelerin maliyetini karşılamak için malzemenin kalitesini düşüren müteahhit şirketlerin yaptığı yollar, binalar kısa sürede yıpranıyor.
Çin’in Afrika kıtasına gösterdiği ilgiyi ele alırken kapsamlı düşünmek gerektiği kesin. Öncelikle cömertçe yapılan herhangi bir
ba
ğışı tam
olarak anlamak için önce hayırsevere ne  fayda sa
ğlayacağına bakmak lazım. Emperyalizmde kaçınılmaz olarak
yabancı egemenli
ği işe karışır ve hedef toplumun veya
yönetimin önemli ölçüde de
ğiştirilip, aniden veya kademeli  olarak
direncini kaybetmesiyle sonuçlanır. Japonya Kore’yi ele geçirdi
ğinde yazan Peter Duus durumu çok
güzel ifade eder. “Emperyalizm, dı
ş etkiye karşı kendisini savunamayan, daha zayıf daha
az örgütlenmi
ş veya
daha az geli
şmiş bir toplum veya devlet gibi kullanabileceği bir kurban ister.” Sanayileşmeye bağlı olarak Avrupa ile dünyanın geri
kalanı arasındaki teknolojik güç dengesinin bozulması sayesinde
Batı’nın hızla toprak ele geçirip egemenlik kurması mümkün olmu
ştur. Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya ve Okyanusya’da yaşayanlar Batılı askerlerin makineli
tüfeklerine bir nebze kar
şı koyabilmişlerdir ama artık dokuma makinelerine ve
Batılı tacirlerin etkisine dayanabilmeleri mümkün olamamı
ştır. Uzak pazarlara nüfuz etmek siyasi
egemenlikle paralel ilerlemi
ştir.
Söz konusu Çin olunca birçok kişi, bu örneklerle benzeşmediğini düşünebilir.
Ne de olsa Japonya gibi namlu do
ğrultarak
Asya içlerine girmeye çalı
şmıyor
ya da Batılı ülkeler gibi fethetme nihayetinde hakimiyet kurma gibi
amaçlarla küresel pazarları zorlamıyor. 
Şimdiye dek Pekin’in de vurguladığı gibi Çin’in Afrika ile ilişkisinde kolonilere yer yok. Afrika’nın
büyük kısmında hükümetlerce ho
ş karşılanan Çin devletinin barışçıl davrandığı tartışmasız
ancak  bazıları için balayının bitti
ğini gösteren işaretler günden güne artıyor.
Çin’in deniz aşırı emellerinin, kendileri gibi sömürge
kurbanı olan ve kalkınma yolunda ilerleyen Afrikalılarla karde
şçe bir dayanışmadan kaynaklandığını öne sürse de, Afrika’nın sayısız köşesinde tanık olduğum kadarıyla gelişigüzel bile olsa yeni bir Çin imparatorluğu yükselmeye başladığı ortada. Şunu akılda tutmalıyız; imparatorluk dediğimiz şey, zaman içinde koşullara  bağlı olarak biçim açısından muazzam değişmiştir. Örneğin 16. Yüzyılda ve 17. yy. başlarında Portekiz, İspanyol, İngiliz ve Hollanda devletleri dünya çapında
sömürgeci ticaret merkezleri kurdular. O zamanlar, deniza
şırı ülkelere hakim olma veya
yabancı halkları yönetmeye yönelik yasaklayıcı e
ğilimini pek az dert ettiler. Yaklaşık bir asır sonra demiryolu ve gelişmiş silahlar gibi orantısız
teknolojik avantajlar Avrupalıların lehine oyuna dahil olunca, Batılı ülkeler
deniza
şırı toprakları kapışma çılgınlığına kapılmıştır. İngiliz Tarihçi Eric Hobsbawm 1876-1915
arasında yeryüzünün çeyre
ğinin
yarım düzine ülke arasında pay edildi
ğini söylerken tam da bundan bahsetmektedir.
Geç Batı Emperyalizminin tarihinde bile koloniler apaçık sömürgeler,
dolaylı yönetimler, etki alanları, çe
şitli
mandalar gibi farklı isimlerle anılmı
ştır. Hatta yine Batı’nın bulup Çin’in de kullandığı imtiyaz anlaşmaları yabancı kontrolünde
ticari ve idari bölgeler yaratmı
ştır.
Bu kalıplara uymamasına kar
şın Çin’in
Afrika ile var olan ili
şkisini
tarihsel yakla
şımlara bağlayan önemli özellikler var. Emperyalizmin
tutarlı bir belirleyici özelli
ği, özellikle son dönemde kendini gösterdiği biçimlerinde çarpışan güçler arasındaki siyasi ve ekonomik
rekabetin birbirine ba
ğlı oluşu. Egemenlikle ilgili herhangi bir küresel
hırsı inkar etmesine ra
ğmen Çin
de apaçık biçimde küresel üstünlük için birileriyle mücadele ediyor. Bunun
izlerini Afrika’nın her yerinde sürmek mümkün. Pekin, adeta Çin’in gücünü,
nelere kadir oldu
ğunu
insanların gözüne sokmak istercesine dev projelere yönelerek sözümona
hayırseverli
ğini gösteriyor. 
Kıtada 42 stadyum 54 hastane yapmış olmakla böbürleniyor. Çin’de İngilizce yayınlanan bir gazete haberi
bunun arkasındaki motivasyonu özetliyor: “Son onyılda Çin’in
Afrika yatırımları 75 milyon dolardan 2.9 milyar dolara çıktı. Çin etkisi her yerde.”
Lusaka’da görüşğüm Çin
büyükelçisinin hafif alaycı ifadeleri de bu sembolik rekabeti belli
ediyor. “Amerikalıların in
şa
etti
ği yol veya hastane yok. Onların topluma
katkısı seçimler için sandık görevlisi yeti
ştirmek.” Oysa ABD’nin 2004’ten bu yana sadece
Zambiya’da PEDFAR programıyla HIV mücadelesine harcadı
ğı miktar 1,5 milyar dolar. 500 bin kişinin tedavisini sürdüren program sayesinde
virüsün bula
şma oranı onyıllık süreçte önemli
ölçüde 
ştü.
Çin’in rekabetçiliği ve nüfuz arayışı Afrika medyasına yaptığı yatırımlardan da anlaşılmakta. Çin devletinin resmi yayın kuruluşu CCTV, Nairobi’de bir televizyon
kanalı kurmakta. China Daily gazetesi Afrika Weekly adıyla
kıtayı konu alan haftalık bir dergi yayınlıyor. Pekin, Alliance Française
veya Goethe Enstitülerine benzetebilece
ğimiz Konfüçyüs Enstitülerinin Afrika’ya
yayılmasını finanse ediyor. Çince ö
ğretme amacı güden bu kurumların
Afrika ülkelerinin yararına olaca
ğı aşikar. Yine de tüm bunları değerlendirirken, Pekin’in açık ve ezeli
amacının nüfuzunu arttırmak oldu
ğunu
yadsımak naiflik olur.
Çin’in kıtadaki faaliyetlerinin
özellikleri incelendi
ğinde
geçmi
ş imparatorlukların kalıplarına
rastlamak olası. Sömürgeci büyümenin en azgın dönemine yol açan yalnızca
silahlar de
ğil, 18. Yüzyıl ortaları ve 19. Yüzyıl
ba
şları arasında küresel ticaretin eşi görülmemiş boyutta yayılmasıydı. Batı’nın yeni imalat
merkezlerinin bu muazzam büyümeyi devam ettirebilmesinin tek yolu
yarattıkları yeni pazarları mala bo
ğmaktı. Bu da yeni bir altyapı gerektiriyordu.
Dünya çapında limanların, demiryollarının, karayollarının ve sonradan ba
şkent merkezlerine dönüşecek idari bölgelerin
kendi çıkarlarını güden Batılılar tarafından yapıldı
ğını unutmamak lazım. İmalat sanayiine sahip güçlerin
mallarını üretebilmek için uzak yerlerden hammaddelere
ihtiyaçları vardır ve aynı zamanda ürettikleri malları dola
şıma sokmaları gerekir. Bu noktadan
bakıldı
ğında, neredeyse otarşiyle yönetilen Çin’in bir kuşakta aniden yükselip gezegenin fabrikasına
dönü
şmesi tesadüf değildir. Üstelik dünyanın hem demografik hem
ekonomik açıdan en hızlı geli
şen
bölgesi hem de büyük oranda do
ğal
kaynak zengini olan Afrika’da fazlasıyla iddialı bir biçimde
altyapı mimarlı
ğına
soyunması da rastlantı olamaz.
Yine de geçmişteki imparatorluk
kalıplarıyla çarpıcı biçimde paralellik gösteren özellik
buradaki insan hareketi yani göçtür. Kimse son yıllarda toplam
kaç Çinlinin Afrika’ya göç etti
ğinden emin olamasa da en az 1 milyon kişi olduğu tahmini oldukça düşük kalıyor. Bu rakamların artacağı su götürmez bir gerçek. Ayrıca bu
boyuta ula
şş bir göçmen akını, muhtemelen göç ile
kurulan imparatorluk hikayesinin son bölümlerine denk dü
şer. Portekiz, Mozambik’e yerleşimci göndermeye 16. Asırda başlamıştır. Lizbon işine
gelecek bir düzen görüntüsü yaratmak için gayet ucuz bir yol seçmi
ş; kapsamlı bir idareciliğe girişmektense, yeni ticaret alanları açmakta yerleşimcilere güvenmiştir. Ayrıca dünya tarihinde buna en yakın örnek
1930’larda Japonya’nın 1 milyon vatanda
şını kuzeydoğu Çin’de Mançurya’ya yerleşmeye göndermesidir. Gerçekleşememiş olsa da, Tokyo’nun asıl planı esnaf, çiftçi,
giri
şimci gibi mesleklerden beş milyon Japonu Mançurya’ya yerleştirmek; böylece anakarada sömürge
toplumuna  hakimiyeti   garantileyecek  bir
Japon  nüfusu  olu
şturmaktı.
Ancak  bu    kesinlikle provokasyon niyetiyle
yapılmadı. 
İmparatorluk
ba
şkenti Tokyo ve kuzeydoğu Çin’e göçen  Japonlar
Mançurya’yı verimli topraklarıyla modern tarımla i
şlenmeyi bekleyen bir bereket  bölgesi olarak
efsanele
ştirmişlerdi. Yeryüzündeki cennete dönüştürmek için o  zamanın anlayışıyla iki tarafın da kazanacağı bir işe girişmişlerdi. Japonya’nın kendi
deyimiyle çok daha yoksul ve düzensiz olan Çinli karde
şlerine açtıkları modernite ve
medeniyet yolunu açacaklardı.
Bu örnekler her ne kadar birbirinden
farklı olsa da, her ikisi de Çin ile Afrika ili
şkisine benzerlik taşımakta. Modern sömürge yönetimi anlayışı henüz geliştirilmeden önce, Portekizliler uzaklarda bir
diaspora halkının olmasının avantajlı ticaret a
ğları kurulmasına, siyasi nüfuzun yayılmasına yol
açaca
ğını anlamıştı. Hatta toplumdaki marjinal kesimlerden kurtulma ve
bir bakıma bu kesimlere de zengin olmayı deneme ihtimali
sunması nedeniyle yurtiçindeki sorunların azaltılmasını da sa
ğladı. O zamandan bu yana diaspora
kavramını tartı
şılır şekilde en kapsamlı şekilde geliştiren de muhtemelen Çinlilerden başkası değil. İnsafsız
sömürgeci Batı’nın kendisine hiç yapmadı
ğı teklifi Afrika’ya yaptığını savunan Çinlilerin kıtaya akınında
nüfusu Çin’in onda biri olan Japonya’nın militarizmine benzer bir 
şey yok. Hatları belirsiz ancak yine
de yukarıdan a
şağı bir örgütlenme
denebilir. Afrika’ya yeni gelen Çinlilerin hikayelerinde beni en çok
etkileyen  ortak özellik de buna ba
ğlanabilir. Şans eseri kendilerini Mozambik, Senegal, Namibya veya
ba
şka bir Afrika ülkesinde bulmaları, yani
ortada büyük bir gizli hatta kasıtlı bir plan olmayı
şı. Sonuçta bu, o kadar önemli de değil aslında. Önemli olan neticedir.
Kazançlı altın sektörünün kontrolünü ele geçirmek isteyen binlerce
Çinli göçmenin yerli reislere ve polis memurlarına rü
şvet vererek kanunsuzca topraklarının yağmalamasını protesto eden Ganalılar
gibi pek çok Afrika halkı için de sonuçların ne oldu
ğu önemlidir.
 
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: