RASTGELE BEN
7 Ekim 2017
DERİN VATAN
7 Ekim 2017

DERİN DEVLET NEDİR?

Derin Devlet söylemleri ile anlatılmak istenen nedir?
 
Küresel Derin Devlet’in Türkiye’deki çalışma usul ve prensipleri nelerdir?
 
Küresel Derin Devletin Türkiye üzerindeki emelleri nelerdir?
 
Türkiye’de Derin Devlet var mıdır? Varsa nerededir?
 
Özel Kuvvetler Komutanlığı neden saldırıların hedefi seçilmiştir?
 
Devletçe neler yapmalıyız? Her Türk ferdine düşen görevler nelerdir?
 
Derin devlet Psikolojik Harekât ilişkisi nelerdir?
 
Hrant Dink cinayetinin ardından derin
devlet tartışmaları ülkemizde gündeme oturmuştur. Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN’ın
derin devlet söylemlerinde yer alan “Derin devlet vardır ve yok edilmesi
gerekir.” İfadesi bu kavramı algılayamadığını göstermektedir. Başbakan bu
konuda kendisine yapılan açıklamalara ve verilen brifinglere rağmen fikrinden dönmemiştir.
Önceden Bülent ECEVİT ve Süleyman DEMİREL’in buna benzer söylemleri olmuş, bu siyasilerin kendi yönettikleri devletin işleyişini bilmeme hatalarını
maalesef Başbakanda tekrarlamıştır.                 
Konunun asıl
yönü ise; derin devlet vardır fakat bu Başbakan’ın bildiği gibi değildir.
12.000 yıllık Türk Milletine ait 128 devletin işleyişindeki tecrübelerin,
bugüne kadar aktarılması ile oluşmuştur. Ülkenin her yerinde bulunan devlet
memurları da bunun temsilcisi durumundadır. Devlet Memurları ülkenin çıkarları
doğrultusunda faaliyet göstermek zorundadır. Bunu hakkıyla gerçekleştirince de
derin devlet temsilcisi olmaktadırlar.
Devlet
birimlerinin hepsi hükümetin emrindedir. Bu yüzden Devlet içinde derin devlet
olması, yasadışı gizli birimler olması hükümetin kendisi ile çeliştiğini ve
yönetim zafiyeti bulunduğunu gösterir. Astları ve üstleri tarafından sürekli
denetlenmekte olan devlet memurlarının bir arada planlı ve programlı suç teşkil
eden cürümler işlediğini düşünmek yanılgıdır. Böyle faaliyetlerde bulunsalar
dahi yargılanmaktan kurtulamazlar. Suçlunun makam ve mevkisi ne olursa olsun
devlet eli ile korunamaz.
Derin devlet
tartışmalarında gösterilen hedef TSK ve onun bünyesindeki Özel Kuvvetler
Komutanlığı’dır. Bu birim çok gizli çalışan, çok seçkin subay, astsubay ve
uzman personelden oluşmaktadır. Halk arasında bordo bereliler olarak da bilinen
bu birim geçmişte Kıbrıs halkının can ve mal güvenliğini sağlamış, Kuzey
Irak’ta PKK terörüne yönelik operasyonların içerisinde bulunmuş milli
gururumuzdur. 
 
Küresel güçler Ortadoğu projelerinde önlerine çıkabilecek tek
engel TSK olduğundan,  sıcak çatışma ile
dize getirmenin mümkün olmadığını bildiklerinden askeri mafya, faili meçhul
cinayetlerin faili, çete kurup illegal işlere karışan bir ordu imajı yaratarak Türk
Silahlı Kuvvetlerini gözden düşürmek için bu yönde psikolojik harekât
faaliyetleri uygulamaktadırlar. Bu karalamalar ile güzide ordumuzun halkın
gözündeki değerini düşürmek mümkün olmadığı gibi yapılan anketler ile Türk
Halkı’nın en çok güvendiği kesim olduğu görülmüştür.
Derin devlet
kavramı kapsamında suçlanan başta Mehmet AĞAR, İbrahim ŞAHİN, Korkut EKEN, Veli
KÜÇÜK ve Muzaffer TEKİN gibi pek çok devlet memuru aldıkları eğitim ve
yaptıklarının devlet yararına olduğu bilinci ile kendilerine yönelik
suçlamalara cevap vermemeleri küresel oyuncuların planlarını bozmuştur.
Derin devlet
varsa bunun görüşülüp karara bağlanacağı en üst mevki Milli Güvenlik
Kurulu’dur. Ancak bugün MGK’da AB yolunda ilerleme adına vasıflarını kaybetmiş
durumdadır. Orgeneral rütbesindeki MGK Genel Sekreteri sonrası gelen ilk sivil
sekreter artık kendilerinin sadece fikir üreten bir kuruluş olduklarını dile
getirmiştir. MGK bünyesinde 1983’te kurulan Toplumla İlişkiler Başkanlığı
psikolojik harekât saldırılarına karşı önlem ve tedbirler alınması görevlerine
bakmakta iken gerekçesi açıklanamayan bir şekilde kapatılmıştır.
21.yy
teknolojileri kullanılan sıcak savaş teknikleri ile başarı elde etmek hem çok
güç hem de çok pahalıdır. Psikolojik Harekât metotları ile bu hedeflere çok
daha kolay ulaşılabilmektedir. Tarihte hiçbir Türk Devletinin dışarıdan
yıkılmamış, hepsi içeriden yıkılmıştır. Bu zayıf noktamız küresel güçlerce
psikolojik harekât çalışmalarında kullanılmaya çalışılmaktadır. Kurtuluş
Mücadelesi esnasında bile Anadolu’da kandırılan halk M.Kemal ve arkadaşlarına
karşı isyan etmiş bu olaylar güç kullanılarak bastırıldıktan, cephe gerisi
emniyete alındıktan sonra düşmanla savaşabilinmiştir. Ülkemizde derin devlet
gerçekten vardır. Bu ülkemiz üzerinde çıkarları bulunan devletler ve küresel
güçlerin derin devletidir.
Bugün
psikolojik harekât çalışmalarında; Türkiye Cumhuriyeti rejimini değiştirmek
için kullanılan iki potansiyel tehdit vardır. Bunlar; “BÖLÜCÜLÜK” ve “İRTİCA”dır.
Psikolojik harekât
ile mücadele edebilmek için bilgiye çok iyi hâkim olup, mücadelede görev alacak
insanlara milli şuur ve milli benlik kazandırıp çok iyi yetiştirmek gerekir. Bu
da şuan ki durum göze alındığında 15-20 yıllık bir gayreti kapsar. Bu sürenin
kısaltılması ülkenin başına ehil, yetenekli, inançlı liderlik vasıflarını
yerine getiren kişilerin gelmesi ile olur. Atatürk bu lider tanımına en uygun
örnektir. Artık ülke gündeminde derin devlet tartışmalarının değil, güçlenme ve
kalkınmayı sağlayacak projelerin yer alması gerekmektedir.
Medya’da
sürekli olarak siyasi cinayetlerin devlet tarafından işlettirildiği konuları
tartışılmaktadır. Susurluk kazası ile bu kavram daha çok gündeme gelmiş, derin
devletin ortaya çıktığı düşünülmüştür. Devletin kanun dışı işlere karşı
kanunsuz davranması mümkün değildir. Devletin her türlü suçluyu
cezalandırabilecek elleri varken maşa kullanmasına gerek yoktur.
Eski Devlet
Bakanlarından Namık Kemal ZEYBEK bir açıklamasında; “Ben neredeyse devletin
bütün kademelerinde görev yaptım ancak derin devlet şeklinde bir oluşuma
rastlamadım.” demiştir.
1991 yılında
gazeteci Fatih GÜLLAPOĞLU, bir takım gizli güçlerin kendine ulaştırdığı yalan
yanlış bilgiler ile “Tanksız Topsuz Harekât” isminde bir kitap yazdı. Bu kitap
da TSK içerisinde bulunan küçük bir grubun devletin bütün imkânları ile
yasadışı örgütlenmeye gittikleri, devlet eli ile suç işlediklerinden
bahsetmektedir. Halk tarafından sözüne güvenilen bir yazar olan Emine
ÇÖLAŞAN’ın, bu yazarın söylemlerine inanıp bu kitaba önsöz yazması, küresel
güçlerin planlarında ne kadar başarılı oldukları, kullandıkları araçlar ile ne
kadar tesirli olabildiklerini gözler önüne sermektedir.
Küresel
Mimarların Derin Dünya Devleti (Yeni Dünya Düzeni) Kurma Çalışmaları; Küresel
güçlerin varlığı bilinir ancak gizliliklerinden ötürü kamuoyu bu konuda pek
bilgili değildir. Dünya’da küresel güçler denilince akla Tapınak Şövalyeleri
gelir. Tarihin her döneminde faaliyet gösteren bu küresel tehdidin bu
yüzyıldaki öncelikli hedefi dikta rejimler oluşturmaktı. Böylelikle kendi
isteklerini kontrollerinde bulunan diktatörler ile geniş kesimlere
yaptırabileceklerdi. Bu oyunlarına karşı çıkabilen tek devlet Türkiye
Cumhuriyeti olmuştur.
2.Dünya
Savaşından ise diktatör rejimler rezil bir halde, küresel güçlerin desteklediği
ülkeler ise daha güçlenmiş bir şekilde çıkmıştır. Bu dönemde Tapınak
Şövalyeleri için en büyük kazanç Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulması
olmuştur. Ayrıca savaş sonrasında ortaya çıkan “İki kutuplu dünya düzeni” de
şövalyelerin çok işine gelmiştir. Bu yeni dönemde hüküm süren Soğuk Savaş döneminde
batı bloğu Komünizm tehlikesi karşısında birleşti ve ABD önderliğinde NATO
kuruldu. Buna karşılık SSCB önderliğinde kutbun diğer yüzünde kalan devletlerce
Varşova Paktı kuruldu. ABD ve SSCB kendi paktlarında yer alan ülkeler
arasındaki sıcak savaşlar nedeniyle bu ülkelere silah satarak zenginliklerine
zenginlik katmışlardır.
           
Savaş ve
kargaşa İsrail’in bölgede kurulması ile Ortadoğu’nun kaderi haline gelmiştir.
Ortadoğu’nun bu durumundan en çok faydalanan devlet İsrail olmuştur. 1948’de
İngiltere’nin bölgeden çekilmesi ile Araplar koordinesiz bir şekilde İsrail’e
karşı savaşmıştır. Ancak bu çatışmalar İsrail’e toprak kazandırmaktan başka bir
işe yaramamıştır. Mağlup Arapların SSCB’ye yaklaşması ile komünizm ideologları
İslam’ı menfaatleri doğrultusunda kullanmak için Siyasal İslam kavramını
oluşturdular. Bu arada ABD Vietnam’dan geri çekilmek zorunda kaldı. Yaşadığına
benzer bir mağlubiyeti SSCB’ye yaşatmak için Afganistan’a mücadelesinde destek
verdi.
Ortadoğu’yu
şekillendiren güçler Irak ve İran’ı 1979’da on yıl süren tarafların
kendilerinin bile nedenin tam olarak bilmediği anlamsız bir savaşa sürükledi.
Ardından ekonomik olarak güçlenen Lübnan’da bu gelişmelerinin önünü kesmik için
on yıl süren bir iç çatışma meydana getirdiler. Bu savaşlardan sadece küresel
güçler, sıcak savaşın sürdüğü bölgelere sattıkları silahlardan ve Afganistan
Vietnam gibi ülkelerdeki uyuşturucu üretimini güvenceye alarak uyuşturucu
pazarından elde ettikleri kar ile kazançlı çıkmıştır.       
1990’lı
yıllarda SSCB’nin yıkılması ile Komünizm’in tarihe karıştığı “Tek Kutuplu Dünya
Düzeni” (Global Dünya Düzeni) ne ulaşıldı. Bu düzende kapitalizm hâkimiyeti
vardı. Bu yüzden ilgisini Dünya ticaretinin kesişme noktasındaki Ortadoğu,
Kafkaslar ve Balkanlar coğrafyasında yer alan ülkelere çevirmiş bölge bu
tarihten itibaren kaos ortamına sokulmak için uğraşılmıştır.
11 Eylül
2001’de İkiz Kulelere ve Pentagon’a yapılan terörist saldırı küresel mimarların
bundan sonraki planlarında çok önemli bir yer teşkil etti. Bu olaydan sonra
saldırılacak tek hedef Siyasal İslam ve bu saldırıların başrol sorumlusu Usame
Bin Laden gösterilmiştir. Usame Bin LADEN’i bulup cezalandırma bahanesi ile ABD
Afganistan’ı işgal etmiştir. Bununla uyuşturucu ekim ve ticareti kontrol altına
alınıp, Çin’i yakından takip etmek ve Rusya’nın sıcak denizlere inme
politikasının önü kesilmiştir.
ABD’nin
milli menfaatleri doğrultusunda Dünya’yı yeniden şekillendirme çalışmalarının
ikinci ayağı petrol, enerji ve ticaret yollarını üzerinde taşıyan Ortadoğu’ya
yerleşme seçilmiştir. Bunun için hazırladığı senaryoda kendi yarattığı Saddam
Hüseyin’i baş aktör olarak seçmiştir. Irak’a saldırmak için kamuoyuna sunduğu
sebeplerin tamamının hukuksuz ve tutarsız olduğu kısa süre sonra anlaşılmıştır.
           
Kudüs
merkezli Derin Dünya Devleti kurma yolunda hızla ilerleyen Tapınak Şövalyeleri
gerçektir. Bu gücün gönünde yalnızca milli değerlerini muhafaza etmiş halk
kitleleri durabilir. Bugün Başbakan’ın derin devlet olarak algıladığı da budur.
Bunlar dış destekli oluşumlardır. Bu çete ve mafya bozuntuları ile de milletçe
amansız bir mücadele vermemiz gerekmektedir.
Türkiye’de PKK
terörünün güçlenmesinde en önemli faktör küresel güçlerin kendilerine
uyuşturucu ticaretinde verdikleri görevi iyi yerine getirmiş olmasıdır. Ayrıca,
bu güçlerin ürettiği Siyasal İslam’ın başrol oynadığı Yeşil Kuşak Projesi’ne dâhil
edilmek istenilen ülkemizde Hizbullah ve İBDA-C benzeri akımlar türemiştir.
Ülkemiz
üzerinde oynanan oyunları görüp uyaran Uğur MUMCU, Eşref BİTLİS, Hulusi SAYIN,
Cem ERSEVER, Necip HABLEMİTOĞLU gibi şahısların öldürülmesi tesadüf ile TSK’nin
PKK’ya karşı başlattığı operasyonların yakın zamana denk gelmesi tesadüf
değildir.
Günümüzde
Psikolojik harekât düşüncesi; Küresel güçler toplumumuzda hedef seçtiği
kesimlere karşı uyguladıkları psikolojik harekât yöntemlerine karşılık vermek
ve tedbirler almak zorunludur. Bunun için dost unsurları psikolojik güçlendirme
harekâtı uygulanmalı yani topluma milli şuur ve benlik kazandırılmalıdır. Aksi
takdirde toplumda ki bu boşluk dış güçler tarafından doldurulacaktır.
           
Psikolojik harekât’ın
propaganda yöntemleri bilim ve teknoloji’nin gelişmesi ile günümüzde bir hayli
artış göstermiş, dolayısıyla bunlara sahip olan zengin küresel güçler her zaman
karlı çıkmıştır. 11 Eylül Saldırılarını propaganda malzemesi yapan ABD bu
mağduriyetini kitle iletişim araçları ile tüm dünyaya anında duyurmuş,
Afganistan’a girişini meşru göstermeye çalışmıştır. Ardından Ortadoğu
petrollerine ulaşmak için Saddam Hüseyin’i Irak halkına zulmeden ve elinde tüm
dünyaya zara verebilecek kitle imha silahları bulunan zalim bir diktatör olarak
göstermeye çalıştı. Irak’ın bombalanışını naklen yayınlayarak müthiş askeri
gücünün propagandasını yaptı. Ancak kitle iletişim vasıtalarının yaygınlaşması
kendi istemediği bazı sonuçları da doğurdu. Askerlerinin Irak’ta yaptığı
zulümlerin cep telefonları, kameralar v.s ile çekilip dünya kamuoyuna sunulması
tepki almasına yol açtı.
           
CIA yaptığı açıklamada, Büyük Ortadoğu Projesi
içinde yer alan ülkelerdeki bazı gazeteci ve sivil toplum örgütlerini para ile
satın alıp kendi menfaatleri doğrultusunda çalışmaları için bilgilendirdiğini
duyurmuştur. Ülkemizdeki bazı aydınlarda da bunun yansımaları çok net
görülmektedir.
Küresel
güçlerin Türkiye üzerinde Psikolojik Harekât Tehdidi oluşturma nedeni; ülkemizi
kendilerine rakip ve güçlü bir tehdit olarak görmeleri ve Türkiye’nin bulunduğu
coğrafyada tek güç olmasını engellemek ve ekonomik kaynakların devamlılığı,
petrolün kesintisiz akması, enerji nakil hatlarının kontrol merkezi
Ortadoğu’nun hâkimiyetinin bizim kontrolümüze geçeceğinden korkulması, Osmanlı
devletinden ayrılan ülkelerin Türkiye’nin gelişmesini istememesidir. Bu nedenle
ülkemiz güçlendikçe üzerine uygulanan Psikolojik harekâtın şiddeti artacaktır.
Düşmanlarımız
namı dünyaya yayılan Türk Ordusu ile karşılaşma riskine girmemek için, bizi
içeriden zayıflatmak istemekte bu yüzden Psikolojik savaş taktikleri ile
üzerimize saldırmaktadır. Bu yeni savaşın tüm safhalarını ülkemiz elli yıldır
yaşamış bu sürede anarşi ve terör ortamı hiç bitmemiştir.
Ülkemizde
üniversitelerimiz, üniversite yöneticileri, öğretmen ve öğrencileri psikolojik harekâtın
hedefindedir. Düşman güçler bununla ülkenin kalifiye eleman mevcudunun
azalmasına ve beyin göçünün yaşanmasına neden olarak ülkemizi ileriye taşıyacak
bilimsel çalışmaların kaybına neden olmaktadırlar. Bu sorunun çözümü için
üniversitelerde zorunlu Atatürkçülük dersleri verilerek Atatürkçü üniversite
gençliği yaratılabilir. Bu gençlik kendine yönelik her türlü psikolojik
saldırıyı kolaylıkla karşılayabilirdi. Ayrıca okullarda okutulan Atatürk
ilkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinde öğrencilere Atatürkçü Düşünce Sistemi’nin
de öğretilmesi gerekir.
Soğuk savaş
tekniği olarak psikolojik harekât; psikolojik harekâtın modern ve planlı
kullanımı 1. Dünya Savaşı sonrasındaki döneme rastlamaktadır. Demokratik
yönetimlerdeki sınırsız hürriyetler düşman psikolojik harp uygulamalarının
etkisini artırmaktadır. Totaliter rejimler bu konuda demokratik rejimlere göre
daha avantajlıdır. Bugün gelişmiş ülkelerde psikolojik harekâta karşı tedbir
alacak kurumlar mevcuttur. Bu yüzden gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere
göre çok daha az zarar görmektedirler.
Psikolojik
tehdit insanların duygu, düşünce, inanç ve değerlerine yöneliktir. Uygulama
şekli öncelikli hedefine aldığı fert, toplum ve gruplara göre farklı farklı
olup varmak istediği hedef hep aynıdır. Hedef ülke halkı arasındaki birlik ve
beraberliği bozup, fertlerin kendini yalnız ve çaresiz hissetmesine yol
açmaktır. Bu faaliyetler gizli olarak yürütülür ve yürütülmelidir. Çünkü hiçbir
fert ve toplum psikolojik dahi olsa bir harekâtın hedefi olmayı kabullenemez.
Psikolojik harekât
uygulayıcıları, öncelikle hedef toplumun yaşam alanına girerler. Toplumun önde
gelen isimleri gözlem altında bulundurulur. Toplum analiz edilip psikolojik
haritalar çıkarılır. Toplumun hangi olaya karşı ne tarz tepki verdiği öğrenir.
Ardından önde gelen isimlerin kendi faaliyetleri doğrultusunda çalışması için
satın almaya çalışır. Sabırla birden etki beklenmeden toplumsal olayların doğal
seyri içerisinde sürekli ve ciddi çalışmalarla toplumun kendi emellerine hizmet
etmesini sağlamaya çalışırlar. İlk hedefleri her zaman toplumun gençlik
kesimleridir.
Psikolojik harekât
faaliyetinde en etkili silah propagandadır.
Propaganda
çeşitleri;
Beyaz
Propaganda;
kaynak ve olayın oluşunun belli olup çoğunlukla hedef kitleyi
doğrudan bilgilendirmek amacıyla kullanılan propagandadır.
Siyah
Propaganda;
yalan haber ve rivayetler kullanıldığı, yanlış bir kaynağın göz
önünde olduğu gerçek kaynağın bilinmediği propagandadır.
Gri
Propaganda;
kaynağın belirsiz tamamen rivayetlere dayanan, hedef kitlenin
ruhsal durumuna göre aniden uygulamaya konulan ve en yaygın olarak kullanılan
propaganda çeşididir.
1991 Körfez Harekâtını
yönlendiren ABD’nin Saddam Hüseyin’in bütün Kürtleri keseceği iddiası ve ikinci
körfez savaşında “Irak’ta kitle imha silahlarının bulunduğu yalanı bu
propaganda çeşidine örnektir.
           
Terörizm
şiddet, beklenmeyen hedef ve kişilere saldırı düzenlemektir. Şiddet
faaliyetleri ne kadar kanlı ise basının konuya olan ilgisi o kadar artar. İşte
bunun adı silahlı propagandadır. Hedefinde sistematik şiddet saldırıları ile
halkı ve devleti yıldırıp yarattığı şiddete boyun eğmiş kitleler meydana
getirmek vardır. Propaganda; ilgi çekmek, dikkat çekici ve anlaşılır olmak, bir
ihtiyacı ortaya çıkarır olmak ve bir ihtiyaca cevap verir özellikte olmak
zorundadır.
Dünyadaki
bütün ülkeler kendi doktrinleri, inanç ve düşüncelerinin kabul edilmesi için
yoğun psikolojik harekât icra etmektedir. Bu faaliyetlerden etkilenme
fertlerden fertlere daha sonra bu fertleri oluşturan toplumlara doğru
genişlemektedir.         
Türkiye’nin
her zaman Psikolojik Harekâta açık olduğu bilinip, sahip olduğu potansiyel
yüzünden küresel güçlerin hedefinde olduğu unutulmamalıdır. Bu gün işgaller
silahla değil, ekonomi, kültür ve teknoloji araçları ile yapılmaktadır. Bütün
işgallerden kurtulmak mümkündür. Atatürk önderliğinde daha önce bitmiş denilen
bir milletin yarattığı mücadele ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. Gazi’nin
yaptığı bu mücadeleyi iyi inceleyip kendimize dersler çıkarmalıyız. Atatürk’ün
Nutuk adlı eseri başlı başına “Psikolojik Harekât El Kitabı” gibidir. 
Derin devlet
oluşumuna yönelik operasyonlar; Kurtlar vadisi dizisi ve Polat Alemdar isimli
karakter bugün toplumumuzu derinden etkileyen görse bir psikolojik harekât
aracıdır.  Dizide yer alan Polat ve
arkadaşlarının faaliyetlerin devlete hizmet olarak görülüp mahkemelerden
salıverilmeleri halkın kafasını karıştırmaktadır. Derin devlet kuruluşlarında
görev yapanlar kanunsuz eylemlerde serbesttir, yaptıklarının sonucunda ceza da
almazlar fikri genç dimağlara kötü örnek oluşturmaktadır. Bu dizinin devletin
resmi kuruluşları ile ilgisiz tamamen ticari amaç güden bir yapım olduğu
bilinmelidir.
11 Eylül
saldırıları ile küresel güçler kontrollerindeki medya vasıtası ile olayın
görüntülerini senaryolarına uygun olarak canlı yayında tüm dünyaya
seyrettirmişlerdir. ABD dünya hâkimiyeti ve enerji kaynaklarının kontrolü
planına gerekçeyi böylelikle Uluslar arası Terörizm adı altında bulmuştur. Bu
saldırıyı da ilerleyen süreçte propaganda kaynağı olarak sürekli kullanmıştır.
11 Türk
Askeri’nin kafasına çuval geçirilmesi hadisesi de başka bir psikolojik harekât
operasyonudur. Bununla halkımızın ve askerimizin direnme azmi kırılmıştır. Bu
olay yakın tarihimizde bir kırılma noktası olup Türkiye’nin Irak
politikalarının dışında kalmasını sağlamıştır. Bu saldırıya karşı ciddi bir
tepki verilmeyip kayıtsız kalınması son derece başarılı olduğunu
göstermektedir.
Küresel
güçlerin maşası olan Ermeni Diaspora’sı sözde Ermeni soykırımı günü olarak
kabul ettikleri her 24 Nisan’da başta ABD kongresi olmak üzere dünya kamuoyunu
Türkiye aleyhine karar almaya zorlarlar.
ABD kongresi
ve diğer bazı ülkelerde bu çalışmaları bahane göstererek ülkemizi kendilerinin
dayattığı bazı şartları kabul etmeye zorlarlar. Ermenilere bu konuda en fazla
destek veren ülke Fransa’dır. Bu ülke zamanında ASALA terör örgütüne de en çok
yardım eden ülke olmuştur.
Her yıl
düzenlenen Bilderberg toplantıları dünyayı yönetme iddiasındaki küresel
güçlerin kiminle nasıl çalışacaklarına karar verdikleri yerdir. Tüm dünya ve
ülkemiz tarafından yakından takip edilmekte olup, içeriği hakkında pek fazla
bilgi sahibi olmak mümkün değildir.

 

Sonuçta;
21.yy da silahlı kuvvetler ile düşmana istediğini kabul ettirmek zordur.
Psikolojik harekât metotları ile ülkeler sıcak savaşlara göre çok daha kolay
düşman kuvvetlerin denetimine girebilmektedir. Bunun için günümüzün en etkili
gücü olan bilgiye egemen olmamız ve kendimizi Türk milli kültür değerleri
içinde yetiştirmeliyiz. Ülkemize yönelik olan düşman saldırıların amaç ve yöntemlerini
doğru tespit edip, kendi mücadele şeklimizi belirlemeliyiz. Tek çıkar yol olan
Atatürkçü düşünce sistemini aklın ve bilimin egemenliğini hâkim kılmalıyız.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: