GÖLGE İKTİDAR 1 NUMARANIN İZİNDE
7 Ekim 2017
BİNA — PENTAGON’UN BİYOGRAFİSİ & THE BUILDING (A BIOGRAPHY OF THE PENTAGON)
7 Ekim 2017

DEVLET İÇİN DEVLETE RAĞMEN


Türkiye’de Siyonist derin devlet yapılanması var mı? 
 
”Devlet İçin Devlete Rağmen” örgütlenmesi içinde kimler var?
 
Türkiye 5 bin metrenin altında petrol denizi mi? 
 
Türkiye’yi aralarında paylaşan üç petrol tröstü hangileri ?
 
Eğitim sistemimizi CIA mi yaptı? 
 
Zihnimiz formatlanıp analitik düşünemeyen nesiller mi inşa ettiler?
 
Gizlenen Lozan antlaşmaları var mı?

 

 

 Hangi protokollerle yıllarca ipotekli yaşadık?
 
Şeyh Said İngiliz ajanı mıydı? 
 
Yoksa provokasyona mı uğradı?
İnönü hakikati niye sakladı?

 

 
Öncelikle, kitabın isminin; yazarın
yapmış olduğu röportajlar ve söyleşilerde asıl konuyu oluşturan ve var olduğu
öne sürülen gizli bir örgütün ismi olduğunu söylemek gerekir. Kitabın tamamı,
yazarın bu örgüt ve faaliyetleri ile ilgili olarak değişik makam, mevki ve
görevlerdeki kişilerle yapmış olduğu röportajlar ve söyleşilerden oluşuyor.
Bu zamana kadar yayınlanmış birçok
kitapta, varlığı hissedilen fakat yapısı ve faaliyetleri hakkında kesin bilgi
sahibi olunmayan derin devlet olgusu
ele alınmıştır. Bu kitapta da yine var olduğu öne sürülen derin devlet olgusu
ve Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki tasarruf gücü ele alınmıştır. Yapılan her bir
röportaj ve söyleşi bu yapılanmanın gerçekliğini ve gücünü kanıtlamak için
yapılmış. Bu zamana kadar elle tutulamayan gözle görülemeyen fakat birçok çevre
tarafından varlığına kesin gözüyle bakılan derin devlet, yazar tarafından
somutlaştırılmaya çalışılmış ve bu zamana kadar derin devletin vücut bulduğu
alanlar ve olaylar üzerinde durulmuş.
Tekrar kitabın asıl konusu olan “Devlet İçin Devlete Rağmen” isimli
örgüte dönecek olursak;
Bu örgütün, gerektiğinde
Cumhurbaşkanına ve Silahlı Kuvvetlerin en üst düzey komutanlarına dahi
rahatlıkla ulaşabilen/görüşebilen kişilerden oluştuğu ve sayılarının (100-200) arasında olduğuna değinilmiş.
Bu örgütün yapısal olarak, kendi
alanlarında son derece etkin bir nüfuza sahip üst düzey kişilerden oluştuğu ve
bu kişilerin gerektiğinde doğrudan olmasa da dolaylı olarak devlet
politikalarına etki edebilecek kadar devletin içerisinde olduğu
değerlendirilmiş. Kitapta bu oluşum içerisinde bulunan kişilerin, devletin
yönetim kademesindeki kişileri etkileyen ve kendilerini bu devletin asıl
sahipleri olarak gördüklerine değinilmiş. Başka bir deyişle devletin bu yapı
tarafından yönettirildiği ispatlanmaya çalışılmıştır.
Bu yapılanmanın içerisindeki kişilerin
tıpkı gizli bir örgüt edasıyla belli zamanlarda bir araya geldiği ve bu
toplantılarda alınan kararların yine aynı gizlilikte uygulamaya konulduğu
geçmektedir.
Söz konusu örgütün Türkiye Cumhuriyeti
içerisinde yürütmüş olduğu faaliyetler ve çalışmasıyla ilgili olarak yapılan
söyleşilerden;
Örgütün de çalışmalarında tamamen
bağımsız olmadığı, değişik ideoloji ve akımların etkisinde faaliyet yürüttüğü
anlaşılmaktadır. Buradan yola çıkılarak da örgütün başkaları tarafından
yönlendirildiği veya başkaları tarafından koyulmuş belli bir amaca yönelik çalışmalarını
yürüttüğü çıkarımı yapılmıştır.
Derin devlet olgusunun işlendiği
yayınlanmış birçok kitapta olduğu gibi bu kitapta da derin devleti oluşturan “Devlet İçin Devlete Rağmen” isimli
örgütün, İsrail odaklı Siyonizm’in
ve soğuk savaş sonrası 1970’li yıllardan sonra günümüze kadar gelen ve etkisini
her alanda hissettiğimiz Emperyalist Küreselleşme
olarak adlandırılan akımın Türkiye ayağı olduğu değerlendirilmiştir.
Yazarın, Emekli Tabip Albay Prof. Dr. Nevzat TARHAN ile yapmış olduğu
söyleşide söz konusu örgütün amacına ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler
verilmiştir. Bu bilgilerde;
Örgütün en büyük amacının, devamlı
olarak Türkiye Cumhuriyeti içerisinde bir gerilimin hakim olmasını sağlamak
olduğu vurgulanmıştır. Bu stratejinin de kendi aralarında “Kontrollü Gerilim Stratejisi” olarak adlandırıldığı ve stratejinin
amacının, ülke içerisinde ne bir kaos ortamı ne de bir huzur ortamının hakim
olmayacağı, sürekli kontrol edilebilecek bir gerilim ortamının oluşturulması
olduğu yönünde bilgiler mevcuttur. 
Yapılan söyleşide, örgüt tarafından
uygulanan bu stratejinin de en nihayetinde başka bir amaca hizmet ettiği
vurgulanmıştır.
Bu amacın da, ülke insanımızın duygu,
düşünce ve davranışlarının kontrol altına alınması, insanları devamlı olarak
gündemde kalacak bir şeylerle meşgul ederek etraflarında olup biten olaylara
karşı kayıtsız kalacakları bir ortam yaratmak olduğu savunulmuştur. Kısacası
ülke toplumunun duyarsızlaştırılarak kutsal değerlerinden dahi uzaklaşmaları
sağlanacak bir ortamdan söz edilmektedir.
Böyle bir ortamın yaratılması akabinde
de, örgütün her alanda istediği gibi at oynatabileceği, her türlü kazanımı
rahatça sağlayabileceği ve hiç kimsenin bu olup bitenlerden haberdar olmayacağı
savunulmuştur. Emperyalist küreselleşmenin, gelişmekte olan ülkelerde ve Üçüncü
Dünya Ülkelerinde uyguladığı bu stratejinin, yürütecekleri faaliyetler
açısından çok önemli bir yere sahip olduğu vurgulanmıştır.
Bunun içinde özenle planlanmış psikolojik harp taktiklerinin
uygulamaya konulduğu savunulmuştur. Küresel sermaye elitlerinden oluşan bu
yapılanmanın psikolojik harp taktiklerinin başında yeni yapısal uyum
projelerinin geldiği, bu projeler kapsamında da, ülkenin gerek iş gücünün
gerekse yer altı/yer üstü zenginliklerinin sinsice sömürüldüğü belirtilmiştir.
Bahsedilen bu yeni yapısal uyum
projeleriyle ilgili olarak Türkiye
Madenciler Derneği Başkanı İsmet KASAPOĞLU
ile yapılan söyleşide;
21.
yüzyılın petrolü

olduğu belirtilen Bor madeni ile
ilgili çarpıcı açıklamalara yer verilmiş. Dünya Bor rezervlerinin yaklaşık % 70’ini elinde bulunduran Türkiye’de,
söz konusu rezervleri işleten Eti
Holding
yönetiminin böylesine önemli bir milli sermayeyi/serveti nasıl
küresel sermayeye teslim ettiğine değinilmiş.
Uzay teknolojisinden temizlik
sektörüne kadar birçok kullanım alanına sahip olan Bor madeninin yerli sanayi
tarafından işletilmesinin önünü tıkayan bu holdingin, küresel sermaye
odaklarına bu serveti peşkeş çektiğinden bahsedilmiş. Bor madeninin işletme
yetkisinin devlette olduğu fakat devlet çalışanı olan holding yöneticilerinin
başka güç odaklarının etkisinde yönetim sergilediği söylenerek, bu
yöneticilerin milli ekonominin gelişmesine muazzam derecede etki edecek bu
sektörü dünyanın birçok ülkesinde söz sahibi olan Siyonist sermaye odaklarına
emanet ettiği belirtilmiş. Bugün bor madeninin holding tarafından US Borax isimli yabancı sermayeye çok
uygun bir fiyata verilirken, bu madeni işletmek isteyen yerli sanayiye çok
yüksek bir fiyat öneren holding yöneticilerinin milli sanayiyi engelleyerek
milli ekonominin gelişmesine de engel olduğu değerlendirilmiş.
Bahse konu odaklarca yönlendirilen bu
kişiler tarafından dolaylı olarak devletlerin yeraltı ve yer üstü
zenginliklerinin doğrudan yurtdışı kaynaklı sermayelere aktarıldığından
bahsedilerek, devletlerin bu zenginlikleri işleyebilecek sanayiye ve
teknolojiye sahip olmalarının engellendiği vurgulanmıştır.
Böylece devletin ucuz fiyata
yurtdışına sattığı hammaddeyi işlenmiş olarak daha yüksek bir fiyata satın aldığı
söylenerek, devletlerin dünya üzerindeki ortak pazardan mümkün olduğunca az pay
almalarının sağlandığı değerlendirilmiştir.
Kitap içerisinde söz konusu küresel
sermaye elitleri tarafından, gelişmekte olan ülkelerin coğrafi zenginliklerinin
kullanılmasına ve sömürülmesine yönelik faaliyetleri ile alakalı olarak bir
örnek de Dr. Ümit EMRE ile yapılan
söyleşide verilmiş. Bu söyleşide değinilen konu Türkiye petrolleri ile alakalı
olup Türkiye’nin sahip olduğu petrol yataklarının birçok kesim tarafından
keşfedilmesine rağmen bir takım çevrelerce sürekli olarak bu konunun gündeme
getirilmesinin engellenmesi ile alakalıdır. Yabancı sermayeli şirketler
tarafından yapılan petrol arama faaliyetleri neticesinde bulunan petrol
yataklarının bilerek kapatıldığı ve mühürlendiği iddia edilmiştir.
Söz konusu örgütlenmenin faaliyetleri
arasında belirtilen ve kitap içerisinde değinilen psikolojik harp konusu ile
ilgili olarak yapılan söyleşilerin birçoğunda yine ülke insanının bir takım
suni gündemler yaratılarak uyutulduğundan bahsedilmiştir.
Günümüze kadar oluşturulan bu suni
gündemlerin çoğunu PKK terörü ve Apo’nun oluşturduğu belirtilmiştir.
Sonrasında yine bu gündemin planlı bir şekilde değiştirildiği ve gündemi
yaratanlar tarafından, Abdullah ÖCALAN’ın
bizzat yer verilerek Türkiye’ye bir tepsi içerisinde sunulduğu değerlendirilmiş.
Çok uzun yıllar gündemi meşgul eden
terörizm ve Abdullah ÖCALAN konusunda geçici çözümler üretilerek gündem
değiştirildiği ve Apo’nun yakalanmasının ardından boşalan gündemin, yine planlı
olarak gerçekleştirilen psikolojik harp
taktikleri ve kontrollü gerilim
stratejisiyle
üretilen yeni açmazlarla doldurulduğundan bahsedilmiştir.
En başta belirtilen “Devlet İçin
Devlete Rağmen” isimli örgüt içerisinde yer alan kişilerin rahatlıkla devletin
üst düzey yöneticilerine ve Silahlı Kuvvetlerin yetkili generallerine
ulaşabildikleri belirtilmişti. Bu yapılanmanın 28 Şubat sürecinde olduğu gibi
ülke içerisinde postmodern darbeler yaptırabilecek kadar etkin olduğu
vurgulanarak şu anda devlete karşı mevcut bir irtica tehdidi olduğu kanısı
yaratmaya çalıştıklarına ve laiklik tartışmaları gibi konularla gündemi sürekli
meşgul ettikleri vurgulanmış
Söz konusu psikolojik harp taktikleri
ile alakalı olarak Prof. Dr. Oktay
SİNANOĞLU
ile yapılan söyleşide, Türk Eğitim sistemindeki çarpıklıklara
değinilerek bir ülkenin en önemli meselelerinden olan eğitim sisteminin ne
şekilde yabancı güçlere teslim edildiği irdelenmiş.
Bir ülkenin en büyük serveti olan genç
nesillerin gelişmeleri konusunda eğitim sisteminin büyük rol oynadığı
bilinmektedir. Bu hususla, söz konusu güçlerin yaptığı ilk icraatlardan
birisinin Türk eğitim sistemine el atmak olduğu vurgulanarak, Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU tarafından bu çalışmalar
örneklerle açıklanmaya çalışılmış.
Konuyla ilgili olarak verilen bir
örnekte, 1947 yılında İsmet Paşa zamanında Amerikalılar ile yapılan bir sözleşmeden
bahsedilmekte olup bu sözleşmenin içeriğinde Milli Eğitim Bakanlığının
yapısıyla ilgili olarak son derece önemli uygulamaların kaleme alındığı
vurgulanmıştır.
Söz konusu anlaşmada kabul edilen ve
eğitim sistemimizin Amerikalılara nasıl teslim edildiği konusuna açılık getiren
şu madde göze çarpmaktadır. “Milli
Eğitim Bakanlığı Makamı, dördü Türk, dördü de Amerikalı olmak üzere 8 kişilik
bir kuruldan oluşacaktır. Ancak kurul üyesi olacak dört Amerikalıdan birisi olan
Amerikan elçisinin oyu ‘iki’ sayılacaktır”
şeklinde düzenlenen maddenin,
eğitim sistemimiz üzerindeki tasarruf gücünün nasıl kaybedildiğini ispatladığı
belirtilmiştir.
Röportajda bir milletin millet
olabilmesi için olmazsa olmaz koşullar arasında gösterilen ve milli birliğin
devamını sağlayan en etkin faktör olduğu değerlendirilen dil birliğinin bugün
yaşadığımız süreç içerisinde nasıl yozlaştığına dikkat çekilmiştir. Bugün Türk
milletine atalarından kalan ve en önemli ortak aidiyetlerden birisi olan
Türkçenin bozulmasının önüne geçilemediği belirtilmiş olup, bu servetin planlı
bir şekilde yok edilmeye çalışılarak milli birliğimize kastedildiği
vurgulanmıştır.
Kitapta derin devlet olgusunun
dayandırıldığı yurt dışı odaklı güçlerin çoğunlukla Siyonist akımın öncülüğünü
yapan kişilerden oluştuğu savunulmuştur. Konuyla ilgili olarak yazarın, Türk-Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü Sevgi
ERENEROL
ile yaptığı röportajda konuya ilişkin çarpıcı örnekler
verilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yürütülen
misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekilen röportajda misyonerlik
faaliyetlerinin nasıl başlatıldığı ve kimler tarafından ne yöntemlerle
yürütüldüğü konusuna değinilmiştir.
Vatikan’da 1962 yılında toplanan
Vatikan Konsili’nde bu faaliyetlerin temellerinin atıldığı savunularak bu
toplantıya bütün dini liderlerin davet edildiği belirtilmiştir. Toplantı
sonunda Hıristiyanlığın tüm dünyada geliştirilmesi ve diğer bütün dinlerle
ilişkiye geçilerek dinler arası diyalogun artırılması yönünde kararların alındığına
değinen Sevgi ERENEROL, alınan bu
karar doğrultusunda Vatikan tarafından misyonerlik faaliyetlerinin yürütülmesi
için üç teşkilatın kurulduğunu belirmiştir.
Bu teşkilatlardan birincisinin Faccolare isimli teşkilat olduğuna
değinen ERENEROL, bu yapılanmaya ait (1500)
adet kilisenin bulunduğunu, (180) ülkede
örgütünün ve (80) bin maaşlı
çalışanının olduğunu belirtmiştir. Bu teşkilatlardan ikincisinin Neo-catecumenta, üçüncüsünün ise Communion-Liberty isimli teşkilat
olduğunu söylemektedir.
Bahsi geçen her üç teşkilatın da büyük
ölçüde aynı amaca hizmet ettiğini fakat aralarında bazı taktiksel küçük
farkların bulunduğunu belirterek, en nihayetinde hepsinin de “diyalog” kavramını kullanarak
Hıristiyanlığı yaymaya çalıştığını vurgulamıştır. Fener Rum Patrikhanesinin misyonerlik faaliyetlerinin Ortodoks ayağını oluşturduğunu savunana
ERENEROL, özellikle Trabzon merkezli
faaliyetlerin son derece hızlı yürütüldüğünü belirterek Yunanların ve Rumların Doğu Karadeniz Bölgesine büyük önem
verdiğini söylemiştir. Bazı yetkililer tarafından bölgeye sık sık ziyaretlerin
düzenlenerek bölge insanına dini propagandaların yapıldığı savunulmuştur.
Bu teşkilatların faaliyetlerinin gün
geçtikçe yoğunlaştığını, yurt içerisinde kaçak kilise sayısında artışın
olduğunu ve daha çok ekonomik olarak dar gelirli vatandaşlarımızın bulunduğu
bölgelerde propaganda faaliyetleri yürüttüklerini belirten ERENEROL, bu
faaliyetlerin finansmanının dünyaca ünlü Yahudi işadamı SOROS tarafından sağlandığını ve borsayla uğraşan bu işadamının
spekülasyonlarla ülkelerde ekonomik krizler yarattığını, bunu da misyonerlik
faaliyetleri için uygun ortamı sağlamak amacıyla gerçekleştirdiğini
savunmuştur.
Devlet İçin Devlete Rağmen isimli
yapılanmanın ve faaliyetlerinin arkasında Siyonizm izlerini süren yazar, Yeşilköy Rotary Kurucusu ve 1995-96 Dönem
Başkanı Ahmet ANABOL
ile yapmış olduğu röportajda; Rotary kulüplerinin üyeleri, bu üyelerin vasıfları ile ilgili bilgi
almaya çalışmış. Ayrıca, Rotary kulüplerinin kuruluş amaçları ve bazı
faaliyetleri ile ilgili önemli konulara değinen yazar, Yahudilik ve bu kulüpler arasında bir bağ olduğu yönündeki kanaatin
doğru olup olmadığına ilişkin sorularla konuya açıklık getirmeye çalışmış.
Söz konusu kulübün ilk olarak Paul HARRİS isimli bir Amerikan
vatandaşı tarafından kurulduğunu, kulübün yardım ve hizmet amacıyla
oluşturulduğunu, diğer Lion, Lions
kulüpleri gibi bir Mason kulübü
olmadıklarını ve üyelerinin çok yönlü araştırmalardan sonra kabul edildiğini
söyleyen ANABOL, Rotary kulüplerine üye olmak isteyen kişilerin muhakkak
surette çalıştıkları işin en yüksek mevkiinde olmaları veya kendi işini yapıyor
olmaları gerektiğinin altını çizmiştir. Yazar, Rotary kulüplerinin kuruluş ve
faaliyet felsefelerinin Tevrat’a göre düzenlendiği ve üyelerinin çoğunluğunun
da Yahudi olduğu yönünde ki ısrarlı sorularıyla konuyu aydınlatmaya çalışmış ve
bu kulüplerin asıl kuruluş amacının “tek
Dünya imparatorluğu”
olduğu şeklinde yorumlarını belirtmiş.  
Ayrıca yazarın kitapta değindiği bir
başka önemli konu da etnik farklılıklardan çıkar sağlayarak bu gruplardan
nemalanmalarıdır. Bahsi geçen derin güçlerin onlarca yıl öncesinde dahi bu plan
ve faaliyetleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin politika ve siyasetinde etkili
olduğunu belirten yazar, Şeyh Sait’in
torunu eski milletvekili Abdülmelik FIRAT
ile konuya ilişkin önemli bir
söyleşi yapmış.
Bu söyleşinin konusu esas itibariyle Şeyh Sait isyanı etrafında dönmektedir.
FIRAT, konuyla ilgili olarak söz konusu olayın asla bir isyan olmadığını, Şeyh
Sait’in tasavvuf ve Kur-an ahlakıyla yoğrulmuş bir kişi olduğunu, dedesinin
asla devlete isyan amacı gütmediğini ve terbiyesinin de buna müsaade
etmeyeceğini vurgulayarak, dedesinin mücadelesinin bölücülükle bir alakası
olmadığını, tek düşüncesinin İslam dinine yönelik Avrupalı güçlerin faaliyetlerini
engellemek olduğunu belirtmiştir. Bütün bunlara rağmen İttihat ve Terakki’nin, İngilizlerin
milliyetçi kışkırtmalarına
kanarak büyük bir hata yaptıklarını savunmuştur.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: