EFENDİ – 2 BEYAZ MÜSLÜMANLARIN BÜYÜK SIRRI

DİNK CİNAYETİ VE İSTİHBARAT YALANLARI
7 Ekim 2017
CEM ERSEVER GERÇEĞİ VE KOD ADI YEŞİL
7 Ekim 2017

EFENDİ – 2 BEYAZ MÜSLÜMANLARIN BÜYÜK SIRRI

Benim
Efendi kitabına ba
şlamama neden olan, Efendi kitabında
kendisinden y
üzlerce sayfa bahsetmeme rağmen ve yine
kendisi ile ilgili
öğrendiğim her
bilginin beni heyecanlandırmasıydı.
 
Bu kişi DOKTOR
NAZIMDI
Bir gün
beni arayan bir ki
şi Doktor Nazım ile alakalı bana bilgi
vermek istedi
ğini söylüyordu. Bu kişi ile buluştuk. Karşılıklı tanışmadan sonra
hemen konuya girdik.
Konuğum ile bu aşamaya kadar
yaptı
ğımız konuşmalar
neticesinde, kendisinin Sabetayizm ile ilgili bir hayli donan
ımlı ve bu konu
ile birebir alakalı biri oldu
ğunu anladım. Konuşmamızın ileriki
safhas
ında kendisinin Sabetayist olduğunu da öğreneceğiz.
Sohbete
henüz ba
şlamışken, Sizce Sabetayistler neden çok
dindar gözükmek, tanınmak istiyorlardı? “ Sorusunu sordu. Aslında bu Sabetay
Sevi’ nin emretti
ğinden çok fazla Müslüman görünme sevdasıydı.  Bilakis benim çevremdeki tüm
Sabetayistler bir derg
âha bağlıydılar.  Bu soruyu sorarken dilinin altında bir şey olduğunu anladım. Sabetay
Sevi olay
ının üzerinden
tam 350 yıl geçmi
ş. Kendilerince de artık Müslüman olmuşlardı.
        
Konuyu değiştirip Doktor Nazım ile ilgili
bilgiler verece
ğini hatırlatarak sözü ona bıraktım.
Harun Hoca’
yı tanıyor musunuz?  Sorusunu sordu. Ben
pek tatminkâr bir cevap vermeyince, kendisi devam etmek durumunda kaldı. Doktor
Nazım’ ın torunu Tülin Hanım’ ın
şeyhidir. Dedi.
Tülin Hanım
İzmir Doğançay köyünde şeyhi Harun
Hoca ad
ına bir aşevi vardı. Misafirim Tülin Hanım’ ın
hastalı
ğına rağmen sık sık İzmir den kalkıp İstanbul a gittiğini, Harun
Hoca
yı ziyaret ettiğini söyledi. Ben
kendisine 
Artık gelmiyor
mu?
sorusu ile karşılık verdim.
Misafirim; Harun Hoca
yı 28 Haziran
1993’  te kaybettik dedi. Misafirimin konu
şmasına bakılırsa kendisi
de Harun Hoca
nın müridi idi. Zaten
bu konuyu kendisine sordu
ğumda hiç itiraz etmedi. Onayladı. Harun Hoca ya bağlananların neden
Sabetayist olduklar
ını sordu.
Kendisine
bunun bir tesadüf olabilece
ğini, aynı zümreden gelen
bu insanların tüm sosyal çevreleri de aynıydı. Ayrıca bu insanlar beklide Harun
Hoca’ yı kendilerine Modernist bir
şeyh olarak gördükleri için
olabilece
ğini söyledim.
Üç yıl
boyunca Efendi kitabıyla yatıp kalktıktan sonra bu konulara geri dönmek ve tekrar
altını e
şelemek istemiyordum. Çünkü ülkemizde
baz
ı tabulara dokunduğunuz zaman kendinizi her türlü kötü sonuca hazırlamalısınız.
Her ne
kadar Doktor Nazım ve onun torunu benim dikkatimi çekse de ben kendimde bu gücü
bulamıyor, kendimi çok yorgun hissediyordum.
Artık bu konularla u
ğraşmak istemiyordum. Bu misafirime de hissettirmiş olmalıyım ki
kendisi aya
ğa kalkarak teşekkür etti.  Ben de kendisine asansöre kadar eşlik ettim.
Asans
örü beklerken bana dönerek Harun
Hoca
nın gerçek adı Aaron
Kandiyoti
ydi. Yahudi idi.
Sanırım biz
Selanikliler bu yüzden Harun Hoca’ ya hücum ettik. Bu kadar ki
şinin bir
biriden habersiz ayn
ı yerde bulunması, aynı tarikata
mensup olmas
ı sadece bir tesadüf olamazdı. Harun
Hoca biz Selanikliler i
çin ilgi duyulacak bir şeyhdi.
Bunun şaka mı, yoksa gerçek mi olduğunu anlamam
uzun s
ürmedi. Çünkü son derece
ciddi ve inand
ırıcı duruyordu.
Zaten neden biri ortaya
çıkıp böyle bir
konuda lakayt bir tav
ırla karşısındaki ilgi
noktalarını alaya alsın ki? Çünkü benim ba
şta da söylediğim gibi
Doktor Nazım hakkında duydu
ğum her yeni şey beni yeni araştırmalara sürüklemeye
yetiyor. Peki,
şimdi bu neydi?
İslam ın ortaya çıkması ile farklı dinlere
mensup, bir
çok insan ile birlikte birçok Yahudi de Müslüman
olmu
ştu. Tabi bu durum her zaman itibari ile hem Müslümanlar için hem de
Yahudiler için büyük bir önem arz etmi
ştir. Durum böyle iken;
Yahudi bir şeyh ve
Sabetayist m
üritleri bir hayli ilginçti. Ve ben
buna kay
ıtsız kalamazdım. Kalmadım da.  Efendi kitabının bu bölümünde,
toplumda herkesin a
şina olduğu şahsiyetlerden tutunda aklınıza gelebilecek birçok
ünlünün ve bunu yanında ünlü ailelerin karma
şık bir hal
alm
ış akrabalık durumları, yaşam öykülerini
bulacaks
ınız.
Sabetayizm’
in sır perdelerinin arkasında bir hayli yol kat etti
ğinizi,  beklide sizinde yaşamınızda bir şekilde tanıdığınız veya tanıştığınız insanların bu sır perdensin
arkas
ındaki yaşam öykülerini
bulacaks
ınız.
Şimdi gelin
okuldan
çıktıktan yaklaşık on yıl sonra bir
k
öprü üstünde karşılaştığı Muallim
Naci
ye Hocam beni tanıdınız mı? Sorusunu soran ve
Muallim Naci den “ Ah unutulur mu,  Kenan
İlleri, ah unutulur mu Kenan İlleri cevabını alan bir dergâh
şeyhi olan Rifai Şeyhi olan Kenan BÜYÜKAKSOY a . Bu kitabın özetinde
Kenan Rifai
yi tanımamızda yarar
var.
Kenan Rifai
1867 yılında Selanik’ te dünyaya geldi. Babası Abdülhalim Efendi aslen
Filibeli’ ydi. Memurdu. Annesi Hatice Cenan Hanım ev kadınıydı.  Babası önceleri çocuk sahibi olmak
istemiyordu. Kimsenin bir anlam veremedi
ği bu durum karşısında Abdülhalim Efendi
birçok kez hamile karısına çocu
ğunu düşürmesi için ilaçlar içinmiş, türlü yollar
denemi
şti. Fakat bir türlü başaramamıştır. Bu hal
git gide bir
çıkmaza doğru giderken Abdülhalim
Efendi g
ördüğü bir rüyadan dolayı artık bu isteğinden ve
giri
şimlerinden vazgeçmişti.  
        
Kenan
Rifai’ yi ve hayatını anlatanlar, Kenan Rifai’ nin yakınında bulunan ve bizim
de alıntı yaptı
ğımız Kenan Rifai
ve Yirminci Asr
ın Işığında Müslümanlık adındaki kitabı yazan ve
yine Kenan Rifai
nin müridi olan dört kadın müritti. Bu
dört kadın mürit kimdi?
Semiha
Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol ve Sofi Huri adındaki kadınlardı.
Kenan
Rifai’ nin dünyevi ö
ğrenim yolu tarikat yolundan biraz farklıydı. Keza şeyhlerinin
hayat
ını yazan dört kadın mürit, yazdıkları
kitapta Kenan Rifai’ nin okul hayatından pek bahsetmemi
şlerdir.
Sadece birka
ç cümle ile geçiştirildiğini anlıyoruz. Veya
ge
çiştirildiği hissine kapılıyoruz.
Anlayaca
ğınız üzere Kenan
Rifai
nin okul hayatında pek söz etmemişlerdir.
Anlad
ığımız kadarıyla Kenan
Rifai Mekteb-i Sultani’ den sonra Yahudi Alliance
İsraelite
Universelle  ( Evrensel Yahudi Birli
ği ) ,
bizdeki ad
ıyla Alyans okullarına gitmişti. Alyans
okullar
ı dünya Yahudileri için son
derece
önemli elit okullardı.  Kenan Rifai nin bu
okullara nas
ıl gittiği, niçin gittiği konusunda
insan
ın aklına hiçbir şey
gelmiyor. En az
ından tatmin edecek bir cevap bulmak gerçekten çok zor. Peki,
Kenan Rifai ama neden gitmi
şti?
Yahudi
çocuklarını gitti
ği bu okula Kenan Rifai neden gitmişti?
Alyans
okullarının temeli Paris’ te atılmı
ştı. Çünkü
Yahudilerin Fransa
daki konumları bir hayli
iyi ve iyi de bir n
üfuza sahiptiler. Fransa Yahudi
örgütü 1860 yılındaki çağrısında;
Birçok
sayıda dinda
şımızın yirmi
asırdır türlü acılar, yasaklamalar ve hakaretlere maruz kaldı
ğına ama
birer insan ve vatanda
ş olarak haysiyetlerini yeniden kazanabileceklerine
inan
ıyorsanız yoldan çıkmışları kınamak
yerine
ıslah etmek, körleşmişleri
Bir başına bırakmak
yerine ayd
ınlatmak, bitkinlere acımak yerine
onlar
ı tutup ayağa kaldırmak gerektiğine inanıyoruz.
Bütün dünyanın Yahudileri e
ğer tüm bunlara inanıyorsanız gelin çağrımıza kulak
verin.
Deniliyordu…
Özellikle
de bu ça
ğrıya verenler Selanik Yahudileri oldu. Bir kısım Yahudi dışında, Osmanlı topraklarında yaşayan
Yahudiler toplumdan soyutlanm
ış, çocuklarını
okula göndermeyen, erken ya
şta evlilikler yapan gerici bir topluluktu. Zaten
Fransa
daki Yahudiler Alyans okullarında okumaları,
kendi milliyetlerinin durumunu daha iyi anlamalarına ve ileriyi görmelerine
neden olmu
ştu. Bu çağrı ile kendi dindaşlarını/
milletlerini dünya siyasetinde de etkili bir konuma getirme çabasıydı. Ve yine;
Fransa’
daki temeli atılan Alyans okulları ve bu okullarda okuyan Yahudiler geri kalmı
ş Yahudileri
se
çkin bir topluluk haline getirme çabasıydı.
Kenan Rifai
Mekteb-i Sultani’ de olsun Alyans okullarında olsun Fransız üsullerine göre
yeti
şmiş, çok iyi Fransızca konuşurdu. Günlük hayatında kravatlı, takım elbiseli
yani
çok iyi bir giyimle yaşardı. İstanbul da Fransızca öğretmenliği ve çeşitli üst makamlarda
görevlerde bulundu.
Kenan Rifai
kitabımız ve yazarımız için önemli bir ki
şi, dergâh şeyhidir.
Kitab
ımızın bundan
sonraki b
ölümleri de sırasıyla Mevlevi
Sabetayistler, Bekta
şi Sabetayistler,
Melami Sabetayistler b
ölümleri ile
kar
şılaşacağız. Biz de kitabımızın bu
bölümlerinden elimizden geldi
ği kadar bahsedelim.
Mevlevi Sabetayistler
Mevlevi
Sabetayistlerin tarihsel öykülerine baktı
ğımız da Hüseyin
Vassaf
ın kaleme aldığı Sefine-i
Evliya kitab
ında hocası Mehmet Esad Efendi yi anlatıyor. kalbime
genç ya
şta tohm-ı tasavvuf ve aşkı eken
Mahmut Esad Dede olmu
ştur  Diyen Vassaf ı bu denli
etkileyen Mehmet Esad Efendi;
Zengin bir
Sabetayist ailenin o
ğluydu. Söylemlere göre sadece
zengin de
ğil, Selanik in aristokrat bir ailenin oğluydu. Babası
tüccardı. Ve babası kendisinin de dükkânda çalı
şmasını istiyordu.
Bunun
üzerine bir süre babasının yanında, dükkânda çalıştı. Fakat
kendisi d
ükkânda çalışmak
istemiyor, babas
ı gibi dükkânda çalışmak
istemiyordu. Bunun
üzerine dükkânda çalışmak yerine
bazı memurluk görevlerinde bulundu.
Fakat
Hüseyin Vassaf’ a göre iki olay Mehmet Esad Efendi’ yi etkilemi
ştir. Bu
olaylar
ın birincisi; Şeyh Osman Efendi den aldığı dersler ve
ondan ald
ığı ilimdi.
İkincisi ise
hen
üz buluğ çağına ermeden
( S.A.S ) Efendimizi rüyasında görmesidir. Bu olaylar üzerine Selanik’ ten,
İstanbul a geldi. İstanbul a gelmesi
bir hayli ilgin
çtir. Çünkü Selanik te dergâh
ve tekke sayısının o dönemde bir hayli çok oldu
ğunu biliyoruz. Buna rağmen İstanbul a gelmiş birçok âlimlerden
dersler almı
ş, büyük âlimlerin sohbetlerine
katılmı
ş, kendisini bu yolda büyük bir sevda
ile e
ğitmiştir.
Mehmet Esad
Efendi sürekli okuyor ve yazıyordu. Yazdıkları çevresindeki insanların büyük
ilgisini çekiyor ve kendisine bir hayran kitlesi olu
şturuyordu. Şiirlerinde
Vahted-i V
ücut felsefesine yan Mevleviliğin ve birçok
dergâhın kabul etti
ği, yaşamlarında uygulamaya çalıştığı felsefeye
inand
ığı sonucu çıkmaktadır. Bir dönem de
Mehmet Esad Efendi ger
çeğe ulaşmak için manevi
bir yolculu
ğa çıkmış, Kudüs, Şam, Bursa,
Konya ve Mekke’ ye gitti. Hacı oldu.
Mehmet Esad
efendinin neredeyse gitmedi
ği tarikat kalmadı. Uzun yıllar
tarikatlar
ı ve dergâhları dolaşan Mehmet
Esad Efendi arad
ığını buldu. Neşeyi, aşkı, şiiri, müziği ruhu
temizleme arac
ı olarak gördüğü Vahdet-i
Vücud’ a ba
ğlamıştı.
Sabetayist Bektaşiler
Kitapta Sabetayist Bektaşiler bölümü olarak karşımıza çıkan kısım bir hayli
ilgin
çtir. Öyle ki yazarımızın yazdığı birçok kişinin
akrabal
ık bağlarını olması hemen
hemen hepsinin Sabetayist /karaka
şi olmaları tam bir sır perdesini andırmakta ve
perdeyi araladıkça insanı hayrete dü
şüren portreler ve ilişkileri görmekteyiz. Çünkü hepsi
Bekta
şi ve çoğunluğu aynı dergâha bağlıydılar. Nafi
baba tekkesine baktı
ğımızda Bektaşilik
tarikat
ının dört kapısı müridi kâmil
insana götürüyordu. Bu dört yol
şeriat, tarikat, marifet ve hakikat kavramlarıydı.
Nafi baba tekkesi Robert Kolejinin içerisindedir. Restorasyonu 1983’te yapılmı
ştır.
Yazarımızın
de
ğerlendirmesine göre Nafi babanın oğlu Mehmet
gizlice Robert Kolejinden mezun olan ilk Türk ö
ğrencisidir.
Nafi
babanın kızı Fatma Hayriye’nin o
ğlu Hüseyin Hülisi PEKTAŞ Robert
Kolejinden mezun olmu
ştur. Nafi babanın torunu Hüseyin PEKTAŞ Robert
Kolejinin m
üdürüydü.
Kendisinden sonra gelen
çocukları hatta
torunlar
ı da Robert Kolejinde okudular ve bazıları müdürlük
bile yaptı.
Hüseyin
PEKTA
Ş’ın eşi Mihri Hanım beş ve sekizinci dönemler arası Malatya
Milletvekilli
ği de yapmıştır. Tüm bu kişiler
Sabetayist /Karaka
şilerin kurduğu Feyziye mekteplerinden sonra Robert Kolejinde okudular.
Yazarımız
bu ve bunun gibi birçok aile ve akrabaların ya
şamlarını kitaba
yans
ıtmaya çalışmıştır.
        
Melami Sabetayitler:
Kitabımızın
bir sonraki bölümüne baktı
ğımızda
Malamilik ve Melamiler ile kar
şılaşmaktayız. Bu bölüme geçmeden önce günümüzde yapılan
Melamilik tanımına bakalım.
İlk defa Nişabur da
hicri
üçüncü asrın başlarında Ebu
Salih Hamdun B.Ahmet B. Ammar El Kasar Melamili
ğin yayılmasında büyük rol oynamıştır. Melamilik
Hamdun Kasardan önce varsa da bir tarikat haline onun zamanında gelmemi
ştir.
Melamilikte Muhyettin
İbni Arabî’nin Vahdeti vücut görüşünün derin
etkisi vard
ır. Melamiler kaçınılması mümkün olmayan
Cemaatle Namaz d
ışındaki
ibadetlerini ve Allaha yak
ınlıkları ile ilgili
hallerini halktan gizlerler.
Bu
açıklamayı yaptıktan sonra Türkiye’de yakın zamanda gündeme gelmeleri 2006
yılının ba
şlarında İstanbul Üsküdarda bulunan
Suba
şı Camiinde sıra dışı bir olay
ile g
ündeme gelmiştir. Başları açık kadınlar
birlikte geldikleri erkekler ile beraber saf tutup namaz k
ıldılar. Kimilerine
göre (Karma Namaz) Kimilerine göre ise sosyetik cemaat olarak ifade edildiler.
Olayı sansasyonel durumunu arttıran nokta ise farklıdır.
Bu durum Başbakan Recep
Tayip ERDO
ĞAN ın danışmanlarından Cüneyt ZAPSUnun eşi Beyza
ZAPSU
nun ve Cüneyt ZAPSUnun ağabeyi Aziz
ZAPSU
nun eşi Gülgün ZAPSUnun da o
grubun i
çerisinde olmaları ile daha
da farkl
ı bir hal almıştır.
Yazarımız
Türkiye’deki
şirketlerini yaptıkları üst düzey görevlerin ve
akrabal
ık bağlarını
irdelemektedir.
Bir diğer aile ise
Ahmet K
ÜRE ve ailesidir. Ayşe AYDAN CHİSHOLM Ahmet
K
ÜRE nin kızıdır. Gazetelere verdiği demeçlerde 40 kişilik bir
grup olduklar
ını grubun liderliğini de
babas
ı Ahmet KÜRE nin yaptığını açıkladı.
Bu
zamanlarda bir di
ğer grup da Amerika da karma namaz kılıyordu, üstelik
medyayı da davet etmi
şlerdi. Bütün Dünyanın duymasını
istiyorlard
ı. Elli kişinin katıldığı Newyork taki
namaza Amerikan medyası yo
ğun ilgi göstermişti. Amaçları bu yaptıkları ve namaz kılma şekillerini
bir nevi D
ünya ya ve tüm Müslüman alemine
duyurmaktı. Amerika daki bu namazın öncesinde hutbeyi Virginia Üniversitesi Profesörlerinden
Afrika kökenli bir bayan imame okumu
ştur. Sonuç olarak tüm bu yaşananlara
bakt
ığımızda karma
namaz bizden de
ğil Amerika da ortaya çıkmış ve oradan
bize ithal edilmi
şti.        
Sabetayistlerin kontrolündeki dergâh
Kitabın son
bölümünde yazarımız
İstanbul Üsküdarda, bulunan
baz
ı mezarların sırrını analiz
etmektedir.
İstanbul Üsküdarda, Bülbüldere-Bağlarbaşı ile
Selanikliler Saka
ğı arasında bulunan
B
ülbülderesi Mezarlığı hakkında, çeşitli
kaynaklarda,
Sabetayistlerin mezarlığı” diye yazılmaktadır.
Doğrudur.
Ama buranın
tümüne “dönmelerin mezarlı
ğı” demek doğru olmaz;
arazinin e
ğiminin arttığı üst
taraftaki bölümde bulunan mezarlar Sabetayistlere aittir.
Buradaki
mezarlar konumları ve biçimsel özellikleri bakımından yalnızca bu
mezarlıktakilerden de
ğil, İstanbulun bütün mezarlıklarından ayrılan
özellikler göstermektedir. 19. yüzyılın sonlarından günümüze kadar olan zaman
dilimini kapsayan, oldukça pahalı mermerden mezarlar, Güney Avrupa mezarlarında
oldu
ğu gibi çeşidi motiflerle (kesilmiş sütunlar,
üzeri örtülmü
ş kül vazoları, açılmış kitap gibi
kitabeler vb) s
üslenmiştir. Ayrıca dik yamaçlara büyük bir
özenle teraslanarak oturtulan mezarlar, burada
İstanbul’un hiçbir mezarlığında olmayan
bir etkinin söz konusu oldu
ğunu da göstermektedir.
Yani aslına
baktı
ğımızda burası salt bir “dönme mezarlığı değildi;
sadece bir b
ölümünde Sabetayistler
vardı; tıpkı Karacamehmet, Feriköy ve Zincirli kuyu mezarlıklarının bir bölümünde
oldu
ğu gibi. Yazarımız kitabın bu son bölümünde diğer bölümleri gibi
s
ürükleyici konulara değinmiştir.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: