ERGENEKON DARBECİLERİNİN SON ÇIRPINIŞLARI

KORKU İMPARATORLUĞU – GLADİO
6 Ekim 2017
FELSEFEYE GİRİŞ (KISA ÖZET)
6 Ekim 2017

ERGENEKON DARBECİLERİNİN SON ÇIRPINIŞLARI

Yakın zamanda meydana gelmiş önemli
olaylar sanal olarak yaratılmış olan senaryolarla üzeri örtülmek istenmiştir.
Buna örnek olarak susurluk olayını gösterebiliriz. Susurluk Davasında medya bir
yerden sonra adım atamaz olmuştur çünkü dönemin Refah-Yol Hükümetinin irticaya
açık söylemleri yüzünden Sivil Toplum Örgütleri, Medya, Ordu ve iş dünyası el
ele vererek hükümeti devirmiştir.
Beterin beteri henüz yaşanmamıştı,1991
seçimleriyle üçlü koalisyon hükümeti kurulmuş ve Türkiye yakın tarihinde en
karanlık döneme girmiş bulunuyordu. Bu dönemde ekonomi dibe vurmuştu. Tüm
bunlar yetmezmiş gibi bir de Marmara Depremi meydana gelince Ülke ekonomisi
hepten çökmüştü, işin içinden çıkamayan Hükümet erken seçim kararı almış ve
seçim sonucunda üç koalisyon partisi de barajın altında kalarak aynı ekonomi
gibi dibe vurmuş ve meclise girememiştir.
Askeriyenin 27 Nisan Muhtırasını
yayımlamasından sonra Başbakan Erdoğan’ın sesini yükselterek cesurca duruşunu
sergilemesi aslında bazı şeylerin değişeceğinin işaretiydi, daha önceki Hükümetlerin
bu denli kararlı duruş sergileyememesi değil midir Susurluk gibi Davaların
örtbas edilmesine sebep olan?
BİRİNCİ BÖLÜM
PROVAKASYONLAR VE PSİKOLOJİK SAVAŞ YÖNTEMLERİ
Provokasyonda esas olan meydana
gelmiş bir olayın etkilerini değil olaya müteakip tepkilerdir. Yapılan bir provakatif
eylemin amacı zaten tepti yaratmak olduğu için bizler etki aşamasında kalırsak
işte o zaman provokasyon amacına ulaşmış olur. İstihbarat anlamında provakasyon
ise bir suçu işleme kabiliyeti olmayan kişilere önce fikren bu suçu işlemeye
ikna edip sonrada gidip onları şikayet ederek bu kişileri saf dışı bırakmaktır.
PKK ve Hizbullah’ın devlet kontrolünde
olduğu değildir, belki zaman zaman devletin içinde faaliyet gösteren kişiler bu
suç gruplarını kontrol altına almış olabilir ama bu devlet politikası
olmadıktan sonra PKK ve Hizbullah’ın kontrol altında olduğunu söylemek yanlış
olur.
Provokasyonu etkileyen unsurlar
içinde eğitimin önemli bir yeri vardır Provokasyonun eğitim düzeyi ile doğru
orantılıdır mesela 12 Eylül saldırısı sonrası Amerika tüm Müslümanları terörist
ilan etmişti üstelik eğitim düzeyinin çok yüksek olmasına rağmen durum
İngiltere’de de çok farklı değildi; Metro patlamasını İngilizler El-Kaide yaptı
diye belirttiler halbuki bu saldırı El-Kaide’nin işi değildi bunu olsa
olsa  ABD yapardı çünkü İngiltere Irakta
perde arkasında kalmakta bütün tepkileri ABD tek başına göğüslemekteydi bu
yüzden ABD İngiltere’ye yanımda ol mesajı vermiş oluyordu.
İKİNCİ BÖLÜM  ERGENEKEON DAVASINA NASIL GELDİK?
Geçmişte meydana gelen bazı olayların
toplumsal tepkiden değil de planlı olan projelerin hayata geçirilmesi olduğunu
sonradan fark ettik, bunlardan en bariz görüneni ise 12 Eylül öncesindeki
sağ-sol çatışmalarının aslında fikir ayrılığından değil ülkemiz ekonomisinde
yeni bir model arayışının tezgâhlandığıdır.          
Ak Parti’nin kapatılması sürecinde Ak
Parti yanlıları ‘iradelerinin yok sayıldığını’, Ak Parti karşıtları da
‘Cumhuriyetin temel ilkelerinin elden gitmek üzere olduğunu, Ak Parti’yi
kapatarak bu olumsuzluğu ortadan kaldırılacağını’ savunmuştur.
Ülkemizin yönetimi, içinde
bulunduğumuz coğrafi konum itibarı ile daha da önem arz etmektedir, bizim gibi
güçlü devletlerde sadece halkın istediği gibi bir devlet anlayışının hüküm sürmesini
düşünmek imkânsızdır, Aynı coğrafyayı paylaştığımız Irak, petrol rezervleri
bakımından dünyada söz sahibi iken yönetiminin ABD tarafından ele
geçirilmiştir. Şu an Irak halkı bırakın refah içinde yaşamayı sadece acaba
yarına sağ çıkabilir miyim kaygısı ile yaşam mücadelesi vermektedir. Bu durumun
meydana gelmesi halkın kusuru değil dış güçlerin ülke üzerindeki oyunudur.
Kişilere belirli bir fikri dayatarak
onları yönlendirmiş oluruz. Yönlendirme ise iki şekilde karşımıza çıkar
birincisi devlet tarafından halka devlet projelerinin kabullendirilmesi
bakımından bir diğeri ise dış güçlerin ülkemiz üzerindeki emellerine ulaşmak
için kurgulamış oldukları senaryoları faaliyete geçirmesidir.
Devletin halkını yönlendirmesi en
doğal politik haktır ancak bu yönlendirme bazen farklı boyutlarda cereyan
edebilir ve bunun sonucu olarak da çatışmalar, ihtilallar olabilmektedir,
Ülkemizin geçirmiş olduğu ihtilalların altında yatan unsur da budur.
Yönlendirme fikir çatışması yerine farklı düşüncelerin barındırdığı rengi
açabilseydi bugün içinde bulunduğumuz ortam çok daha farklı olabilirdi.
Kürt meselesinde geldiğimiz nokta ise
bunu bir hesaplaşma olarak değil de bir uzlaşma olarak kabullenmeliyiz, ödenen
bedellerin ağırlığı muhakkaktır ama bunu sadece bir taraf ödememiştir olaya bu
açıdan bakarak artık kaybetmeyi değil 2 tarafı da kazanmaya çalışmalıyız,
önemli olan budur gelecek nesillerimiz ve ülkemizin geleceğidir.

ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
ERGENEKONUN
AYAK İZLERİ
Ergenekon davası; darbe yapmak
isteyen darbeci zihniyetlerin planlarının engellenerek ülkenin selametinin
sağlanmasıdır diyebiliriz. Darbe günlüklerine Ayışığı, Sarıkız gibi adlar
verilmesinde aslında darbeden sonraki sürecin nasıl olacağının sinyalleri
mevcuttur, şöyle ki bu isimler darbenin sertliği, yıkıcılığı gibi aklımızda
kötü çağrışımlar değil de daha romantik düşünceleri canlandırmaktadır, kim
bilir belki de Devletin başına kadın yönetici gelecekti? Geçmişte darbe yanlısı
olan kesimlerin şimdi darbe karşıtı olma nedeni ülke ve millet olarak vermiş
olduğumuz kayıpları çok iyi bilmeleridir. Çünkü darbeyi yapanlar darbeden sonra
ülkeyi, yönetimi, ekonomiyi ve sosyal hayatı yeniden inşa edenler kadar ön
plana çıkmamaktadırlar.
Savcının yazmış olduğu Ergenekon
İddianamesine gelince, iktidara karşı siyasi bir oluşum meydana getirmek
isteyenler bu oluşumun tepe noktasına emekli askerleri koymakta, tabanda da
toplumsal tepkiler doğurabilecek eylemlere imza atılmasını istemekte ve daha
sonra tabanla tavan arasında bir bağ kurularak halkın nazarında böyle bir
örgütün varlığının gerçekliği işlenmektedir. Ülkemizde yeni bir siyasi oluşuma
imza atmak isteyen emekli komutanların yaptığı iki büyük hatadan birisi
Cumhuriyet ideolojisi ile hedeflerini sınırlamaları diğeri ise oluşumda yanlış kişileri
tercih etmeleridir.
Kapatma davası ile Ergenekon davası
aslında aynı proje içerisinde yer alan davalardır, çünkü bir hareketin
tasfiyesi o harekete alternatif olacaklarında tasfiyesini gerektirmektedir.
Dünyanın içinde bulunduğu siyasi ve
ekonomik krizin analizine gelince; siyasi dengelerin değişeceği ama bunların
nasıl oluşacağı ve küresel krizin ülkeler bazında nasıl en az zararla
atlatılabileceğidir, Ülke olarak bizim yapmamız gereken siyasi ve ekonomik
olarak AB’ye girmemiz değil girince nelerin değişeceği olmalıyken bizler halen
girebilir miyiz gailesine düşmüş bulunmaktayız.
DÖRDÜNCÜBÖLÜM
ERGENEKON
KİMİN PROJESİ?
Her şeyin küreselleştiği bir zamanda
siyasetin de zemininde bir sapma olduğunu görmekteyiz, ideoloji olarak farklı
eğilimlere sahip kesimlerin düşüncelerinin davranışsal olarak yansıması
beklenilenin tam tersi olabilmektedir. Bugünlerde meydana gelen terör saldırısında
bu saldırıyı yapan örgütün asıl amacı mevcut iktidarla muhalefeti
çatıştırmaktır, Haklı olarak muhalefet iktidarı halkın can güvenliğini
sağlayamamakla suçlayacak ve bazı basın yayın organları bu saldırıyı terör
örgütü PKK’nın yaptığını kesin hükümle bildirecektir ama saldırılar farklı
zaman ve mekanlarda gerçekleşince aklımıza acaba aynı örgüt mü? Sorusu gelmekteydi,
evet belki seçilen hedef farklıydı ama amaç hep aynı idi… Ergenekon.
Saldırılarda yapılması gerek ilk şey
kimin yaptığı değil hedefinin ne olduğudur, saldırıdan sonra sadece deliller
ile sonuca gitmek yanlışların en büyüğüdür çünkü saldırı sonrasında ortada
kalan delil, saldırganın bırakmak istedikleri olabilir, eğer ki saldırının
öncesini irdeleyebilirsek farklı bağlantılara ulaşabiliriz. Terör eylemi
sonrası failleri bulmada kullanılan iki yöntem vardır. Birincisi olsa olsa
yöntemidir, failler arkasında iz bırakmadıysa o ülkede adı en çok geçen terör
örgütüne bu suç isnat edilir. İkincisi ise failler hakkında elde edilen mevcut
bilgi varsa failin kimliği saldırı yapan örgütü ortaya çıkarır, eğer ki saldırganın
dini bir portresi varsa İslami Terör Örgütü, devrimci bir portresi varsa da sol
bir terör örgütü bu saldırı yapmış demektir.
Terör saldırısı ülke içindeki bir
grubun başka bir gruba saldırısı olarak düşünülemez, terör saldırısı devlete ve
o devlette yaşayan herkese yapılmış demektir.
 Ak Parti’nin kapatılmaması ülkeyi büyük bir keşmekeşten
kurtardı diyebiliriz. Süper güç ABD bugün gücünü koruyabilmek adına dünyanın
her bir yerinde savaş ilan etmişken ve AB’nin geleceğinin belirsizliği
ortadayken özgürlüklerin yaşandığı, demokrasinin en üst seviyede uygulandığı
bizim ülkemizde bir partinin kapatılması toplumsal çatışmaya sebep olabilir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
HANGİ
AŞAMADAYIZ?
Ülkenin siyaset yolunu çizen güç odakları
siyasi kadrolarını oluştururken belli bir yol izler, öyle ki istedikleri
kişileri toplum nazırında para, mevkii ve şöhrete gark ederler, kimi zaman bu
kişiler kendilerine yapılan desteği bile fark edemez, güç odaklarının
desteklemediği kişiler ne kadar çaba sarf ederse etsin başarılı olamazlar.
Demokrasinin yanıltıcı özelliği de buradan gelmektedir. Seçimlerde biz sadece
seçilmiş olanları tercih ederiz, demek ki biz hiçbir zaman seçemiyor sadece
tercih hakkımızı kullanıyoruz, işte tam burada güç odaklarının ne kadar etkili
olduğu ortaya çıkıyor.
 Geçmişte işlenmiş birçok eylem ve faili meçhul
cinayetlerin Ergenekon tarafından işlendiği söylenmektedir yani bize söylenen
tüm bildiklerinizi unutun asıl gerçek olan bu, peki bu belirsizlik ortamı sadece
bu alanda mı?  Hayır. AB’ye girmeye
çalışırken politikamızı küreselleşme olarak belirliyoruz, bunda bile
Küreselleşme adına AB’yi bir araç olarak kullanıyoruz.
Dış politikamız herkesle iyi
ilişkiler kurma olarak tanımlanmıştır, Peki herkesle dost olabilmek mümkün
müdür? Bizi çevreleyen AB, Rusya ve ABD her biri güçlülüğünü ilan ederek yenidünyanın
patronu benim derken her üçüyle de iyi ilişkiler içinde olmamız muhtemel midir?
Uluslar arası çatışmada kullanılan
araçların başında ekonomik operasyonlar ve terör gelmektedir. Bir ülkenin
ekonomisinde sallanma, güvenlik konusunda da bir zafiyet varsa o ülkede çatışma
ortamı hazır olmuş olur. Uluslararası çatışmalarda taraflar bazen büyümesi
muhtemel bir gücü ortadan kaldırmaya olarak operasyon yapabilir, ABD ile Rusya
arasındaki enerji hatları kontrolü çatışması aslında her iki ülkenin de AB’yi
bu pazara sokmama kaygısı taşıdığındandır.
ALTINCI
BÖLÜM
ERGENEKON
DAVASIYLA EŞGÜDÜMLÜ OLARAK DÜNYADA NELER OLUYOR?
NATO, Sovyet bloğuna karşı askeri
güvenlik birimi olarak kurulmuş olup bu güne kadar genişlemeye ve güçlenmeye
devam etti, AB’ye üye olan ülkeler NATO’ya da üye olarak aslında ekonomik
olarak sağlanmış olan birliği askeri anlamda da pekiştirmeye
çalışmaktadırlar..AB’ye giren ülkelerin NATO’ya da girmeleri ABD için bir
tehdit unsuru olmaktadır. Çünkü ABD, AB ülkelerinin ekonomik birliğine karşı
olmamakla askeri güç olarak kendinden daha üstün olmasını istememektedir. Eskiden
beri ABD NATO’yu çıkarları için kullanmaktadır, Afganistan’a NATO üyelerinden
asker isteme sebebi de ABD-Müslüman savaşı değil de AB-Müslüman savaşı başlatıp
kendini aklama çabasından başka bir şey değildi.
AB’nin kuruluşundaki asıl amaç egemen
güç ABD ve SSCB’yi etkisiz hale getirmekti. Ancak bu iki gücün de AB üzerindeki
baskısı sonucu, AB’nin güçlü olmak gibi bir iddiasının olmadığını sadece
medeniyet projesi olduğunu, hiçbir gücü hasım olarak karşısına almadığını
belirtme noktasına gelmiştir, unutmamak lazım ki ABD NATO olduğu sürece AB
üzerinde söz sahibi olmaya devam edecektir.   
Dünyanın her hangi bir yerinde
meydana gelen değişiklik ülkemizi yakından ilgilendirmekte bazen de iç
politikamız bile buna göre şekillenebilmektedir.           
ÖMER LÜTFİ METE
                                                  
BİRİNCİ
BÖLÜM              
ERGENEKONUN
İLK İPUÇLARI, ŞEMDİNLİ OLAYI VE DANIŞTAY SALDIRISI
Umut kitapevinin bombalanmasıyla
başlayan Şemdinli olayının dış güçlerin ya da içerideki derin devlet denilen
örgüt tarafından yapılmış olması bir şeyi değiştirmez. Kitapevinin
bombalanmasında en trajik olay olarak, Mehmetçik katili bir PKK’lının yine PKK
yayın örgütü bir kanalla kurduğu canlı bağlantıda olayı askerin yaptığını beyan
etmesidir, bu olayda askerin bölgede provakasyon amaçlı eylem yaptığı yönünde
geçmişe yönelik suçlamalar ile Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmak istenmiştir.       
İddianameyi hazırlayan Savcıya
uygulanan yaptırım bir hukuk devletine yakışmayacak vukuu bulmuştur. Evet,
Savcının iddianamesi abartılı olabilir ama nihayetinde bu bir iddianame.  Bedelin bu olmaması lazımdı.
Şemdinli olayından sonra PKK
eylemlerini arttırmış ve kullandığı patlayıcı türünü de değiştirmiştir.
Önceleri C5 kullanmakta olan PKK bu patlayıcıyı NATO ülkelerinden temin
etmekteydi oysa şimdi ABD’nin olan C4’ü kullanmaktadır. Bu da bize Türkiye için
dış güçlerin yapacak olduğu operasyonları alenen değil de maşa kullanarak
Ülkemizde sansasyonel eylemlere imza attığını göstermektedir.              
Danışta saldırısında; Mumcu, Kışlalı
ve daha bir çok cinayette olduğu gibi verilmek istenen mesaj ‘Benim
istediklerimi yapmazsanız sonunuz böyle olur’ anlamı taşımaktadır. Bu ve
benzeri cinayetler ülkemizi derin uçurumlara sürüklemekte, kurumlarımızı
yıpratmaktadır.
Devletin olmadığı yerde kendini mafya
diye tanımlayan güç unsurları, devlet olduklarını iddia ederek bazı eylemler
gerçekleştirmektedir. Bu duruma aslında derin devlet değil derin çete
denilmelidir. Askerin ülke yönetimine katkısı olabilir ama bunu yaparken sadece
güvenlik anlamında fikir verme olmalıdır, yön vermeye başladığında bir siyasi parti
gibi alternatif olacağından dolayı askerin siyasetten uzak durması ülkemiz için
en sağlıklısıdır.   
2.BÖLÜM
ERGENEKON
DAVASINA GİDEN SÜREÇ
Ülkemizde işlenen cinayetlerin
yabancı servisler tarafından bizim halkımızdan birisine işletildiği aşikârdır.
Hrant DİNK cinayetinde Ogün SAMAST milli duyguların kabarmasından dolayı böyle
bir cinayeti işlediğini belirtmiştir. Aslında olayın failinin seçildiği yer
bakımından bu şehrin daha önceden de sabıkalı olması adeta Trabzon için cani
üreten bir yer yaparak zaten var olan işsizlik ve sosyal sebeplerden dolayı
meydana gelen göç tırmandırmaya çalışılmıştır. Doğu Karadeniz ve özellikle
Trabzon 12 Eylül darbesinden sonra yöneticilerin gafletli davranması yüzünden
bölge ekonomisi zayıflamaya başlamış, buna bağlı olarak ta sürekle göç veren
bir yer haline getirilmiştir. Burada yöneticilerin yanlış kararlar alması
aslında dış güçlerin belirlemiş olduğu tasfiye planlarının işlemeye
başladığının göstergesidir.
Türkiye’de solun çok iyi bildiği bir
şey var ki o da solun hiçbir zaman halkoyuyla kendilerinden bir Cumhurbaşkanı
çıkaramayacak olmasıdır.
Ak Parti’nin Alevilere yönelik olarak
vermiş olduğu iftar yemeği aslında galibinin de mağlubunun da biz olduğumuz
Çaldıranda Alevi-Sünni diye ayırdığımız kardeşlerimizi ‘GELİN CANLAR BİR
OLALIM’ diyerek kardeşliğimizi ilan etmekten başka bir şey değildir. Bu gibi
yaklaşımlar ülkemiz için güzelliklere gebe iken bazı derneklerin iftar yemeğine
katılmayarak oyuna gelmediklerini söylemeleri şovanistlikten başka bir şey
değildir.
3.BÖLÜM
ÖNCESİ
VE SONRASIYLA AK PARTİYE AÇILAN KAPATMA DAVASI
Ak Partiye açılan kapatma davası ile
Ergenekon davasının aynı döneme denk gelmesi hangisinin hangi hangisine alternatif
olarak açıldığından çok hangisinin gerçekçi olmasıdır. Bu süreçte sivil toplum
örgütlerinin 81 İlde dile getirdikleri örgütlü uzlaşma çağrısı ile
Tarafsızların uzlaşma çağrıları ister istemez sürece zarar vermektedir.
Hukuk Devleti olmak yargı erkine
müdahale etmemeyi, yargıyı baskı altına almamayı öngörür. TOBB Başkanının
yapmış olduğu uzlaşma çağrısı tam anlamıyla bir fiyaskodur. Sayın
HİSARCIKLIOĞLU ‘Uzlaşma tarafların bulundukları konumdan bir adım geri atmaları
ile başlar’ sözü savcılara söylenerek mahkemeyi daha iddianame aşamasındayken
elinizdeki davayı bırakın anlamını taşımaktadır.
Türkiye için ERDOĞAN aslında bir
fırsattır. Etnik yapı olarak karmaşık bir yapıya sahip olmamız ve bu gruplar
tarafından da ERDOĞAN’ın liderliğinin kabul görmesi Kürt-Türk sorununun çözümü
için tarihi bir fırsattır.
301. Madde ile Türkiye’ye asıl
yaptırılmak istenen Hrant DİNK’i Türkiye öldürttü iddiasının tescillenmesidir.
                                  
4.BÖLÜM
MEDYA
KOTRGERİLLA VE GERÇEK BİR HUKUK DEVLETİ ÖZLEMİ
Hukuk Devleti bizim için sadece bir
ülküden ibarettir. Her ne kadar hukuk devleti olduğumuza inanmak istesek de
bunun böyle olmadığı gün gibi aşikârdır. Çünkü casusluk yapmayan devlet yoktur.
Bir devlet içeride ve dışarıda casus kullanmak zorundadır. Durum böyle olunca
da Temel İnsan Haklarının başta ihlal ettiği için hiçbir devlet Hukuk Devleti
olduğunu iddia edemez olsa olsa Hukuk Devleti’ne yaklaşmış olur.
Stratejisi olmayan bir toplumun
ayakta kalabilmesi, ilerleyebilmesi mümkün değildir. Bizim gibi geçmişte köklü
devletler kuran bir millete Atatürk gibi yapıcı ve birleştirici bir lider
gelerek ülkeyi yeniden şekillendirmiştir. Ama ömrü vefa etmediği için koymuş
olduğu ‘Muasır medeniyet seviyesinin üzeri’ hedefini strateji ile
tamamlayamamış ve ondan sonra gelen liderlerde tamamlamak için
uğraşmamışlardır. Atatürk’ten sonra ülkemizin en değerli toprakları tarım için
elverişsiz raporu alınarak sanayi bölgesi haline getirilmiş, organik olan bitki
örtümüz ve canlı çeşidimiz küresel tohum ve damızlık ile öldürülmeye
çalışılmıştır.
Anayasa Mahkemesinin türbanla ilgili
aldığı karar askerin yapmış olduğu darbeden daha beterdir. Asker darbeyi
yaptığında sebebini demokrasi ve hukuk işlemediği için yaptım diyerek darbeyi
kabul edilebilir sayabilir ama hukuk ve demokrasi için bir alternatif olarak görmez.
Anayasa Mahkemesinin kararı ise Meclisi yok sayarak millet iradesini görmezden
gelmekten başka bir şey değildir. Evrensel Hukuk İlkelerinin çiğnendiği, kanun
koyucunun tanınmadığı, meclisin fiilen inkâr edildiği bir olaydır.
5. BÖLÜM
ERGENEKON
DAVASI VE DARBECİNİN DEMOKTAT AYAĞI
Yargıyı yargı yapan en önemli
unsurlardan biridir güven. Eğer ki yargı bile kendi içinde güvensizlik
addediyorsa adaletli bir yargılamadan bahsetmek mümkün değildir. Ergenekon
davası sürecinde davanın açılmasından rahatsızlık duyarak tepkilerini
acımasızca dile getirenler kadar bu davaya destek olup kimsenin ulaşamayacağı
bilgi ve belgeleri yayınlayanlarda bu sürecin sağlıklı işlemesine engel
olmaktadırlar
Darbelerin meydana gelmesinde dış
güçlerin Ankara üzerindeki baskıları muhakkaktır. Eğer meclis istenileni
yapmazsa asker darbe sopasını göstererek yönetimi istediği noktaya çekmeye
çalışır. İşte Başbakanın 27 Nisan Muhtırasına karşı sert tavır sergilemesi
askerin her zaman yaptığı sopa gösterme numarasının artık kimseyi
korkutmadığını, bu ülkenin böylece cesur liderlere sahip olduğu sürece geriye
değil hep ileri gideceğini, geçmişte bize darbe gibi kötü anları yaşatanlara
hesabının sorulacağını göstermiştir.
Gerçek olan Ergenekon davasının
sonucu değil, dava sonunda bu ülkeye yapılan yanlışların hesabının
sorulabilmesidir…
….
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: