KOD ADI DARBE
7 Ekim 2017
CEHALET–BİLİMİ İLERİYE TAŞIYAN GÜÇ
7 Ekim 2017

ERGENEKON GÖLGESİNDE İHANETİ YAŞAMAK

Erdal SARIZEYBEK
1956 yılında Kırşehir’in Kaman’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini, Adana’da tamamladı. Kuleli
Askeri 
Lisesindeki öğrenimini müteakip 1976 yılında Kara Harp Okulundan Jandarma
Te
ğ
men olarak mezun oldu.
 
1992 yılına kadar Jandarma
Genel
Komutanlığının çeşitli
birliklerinde b
ölük komutanı olarak görev yaptı. Şemdinli Jandarma Hudut Tabur Komutanı olarak görevli iken, PKK’lı teröristlerle üç büyük çatışmaya katıldı. Halkın desteği ve Mehmetçiğin kahramanlığı sayesinde te­rör örgütüne dönemin en büyük darbesi vuruldu. Bu
ba
ş
arı­dan dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri
Liyakat Madalyası ile tal­
tif edildi.
 
Fransız Yüksek Seviyeli
Jandarma Subay Okulunda ö
ğ
renim yapan Sarızeybek, 1996-98
yıllarında Paris Yardımcı Askeri
Ataşesi olarak ülkemizi
yurt d
ışında temsil etti. 1999- 2005 yılları
arasında sırasıyla Van, Manisa,
Ş
anlıurfa il ve Hudut Jandarma Komutanlığı görevlerinde bulundu. 2005 yılında atandığı Ankara Uzman Jandarma Alay Komutanlığı görevin­de iken, albay rütbesinde kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
 
Doğu ve Güneydoğu Anadolu hudutlarında on yıl görev yapan Sarızeybek, zorlu
geçen yılların anılarını üç kitapta dile getirdi.
Ş
emdinli’de Sınırı Aşmak, Hesaplaşma, Ya Gazi Paşa Duyarsa, İhaneti Gördüm ve Son Harekât isimli kitapları yazdı.
 
Kan Uykusu televizyon
belgeselinde terörle mücadele yılları­
nı dinlediğimiz Erdal Sarızeybek, evli,
iki çocuk babası olup
Fransızca
bilmektedir.
 
kitapta kısaca:
 

Yazar, hayatı boyunca bir şeyler için
mücadele vermenin zahmetkarlığını anlatmaktadır. Kendisi Albay rütbesinden
emekli olmasına rağmen bir köşeye çekilip, artık kendi dünyasında yoğrulamamayı
başaramadığından dolayı sitem etmektedir. Yaptığı mücadelenin kendisi için
değil ama yavrularımıza daha iyi bir gelecek ve aydınlık bir Türkiye için
olduğunu beyan etmekte, Ergenekon soruşturmasında kendisi ve kendisi gibi
ülkesini seven insanların nasıl haksız yere iftiralar atılarak suçlanmaya
çalışıldığından, kendilerini temize çıkarmak için yaptıkları girişimlerden
bahsetmektedir.
Ergenekon nedir? Ergenekon: Türkleri
için yeniden doğmak ve yeniden var olmak anlamına gelen destanın adıdır.  Gök yeleli bir bozkurtun dağların arasından çıkarak
Türklere yol göstermesidir. O güne (NEVRUZ) adını verdiler ve o gün Türklerin
bayramı oldu. Pek, ne oldu da şimdi bu ad sözde terör örgütüne verildi.
Çocukluğumuzda Türklerin var oluşunu çıkış yolunu anlatan Ergenekon, şimdi
zihnimizde kara bir bulut oluşturuyor. Bu durum yarının geleceği çocuklarımıza
da aynı şekilde lanse edilecek.
Ergenekon sözü ne zaman ortaya çıktı. Erol
Mütercimler tarafından. Erol Mütercimler kim peki; ünlü komplo senaryoları
yazan bilim adamı. Erol MÜTERCİMLER savcılığa verdiği ifadesinde; Ergenekon
sözü ilk Memduh ÜNLÜTÜRK tarafından söylenmiş. Memduh ÜNLÜTÜRK kendisine bunun
çok eski tarihlerde söylendiğini Ergenekonun Türkiye’de çok eskiden bu yana var
olduğunu ve 12 Eylül darbesinden sonra dağıldığını 1971 yılında darbe için hem
sağcıları hem de solcuları kullandıklarından bahsetmiş. Ama yaptığım
araştırmada MÜTERCİMLER ilk Ergenekon sözünü 96-97 yılları arasında Can DÜNDAR’ın
40 dakika adlı programında kullandığını öğrendik. Bu programda MÜTERCİMLER Ergenekon
yapılanması içerisinde Valilerin, iş adamlarının, gazetecilerin ve şu anda köşe
yazarlığı yapan şahısların olduğundan bahsetmekte ama söz verdiği için isim
kullanamadığından bahsetmektedir. Bu söylemleri ile kendinden oldukça emin olan
MÜTERCİMLER savcılığa verdiği ifadesi okunduğunda, söz konusu yapıyla ilgisi
olduğu açık; kendisi ya bu işin içinde ya da içinden kendisine bilgi akışı
sağlayan birisi var. MÜTERCİMLER “Uluslar arası Susurluk “adlı metninde daha
geniş bilgilere yer verdiği gözüküyor. Oramiral KAYACAN ile yapılan görüşmelere
geniş yer veriyor. Metnin devamında ise Ergenekon denilen örgütün Dev-Sol’un
yanında ülkü ocaklarını da taşeron olarak kullandığını dile getiriyor. MÜTERCİMLER
konferansın sonuna doğru merkez’in yasal bir kurum olduğunu Ergenekon ile TSK
yı ayrılmaz bir bütün gibi gösteriyor. Devamında MÜTERCİMLER, örgütün ilk
eyleminin TPK tutuklaması olmadığını, ilk eylemin Selanik’e atılan bombalar
olduğunu dile getirmiştir. MÜTERCİMLER’in adı sözde Ergenekon İddianamesi’nin
birçok bölümünde bulunuyor. Kendisi Ergenekonu anlatırken, 40 dakika
programının sunucusu Can DÜNDAR kitabını yazıyor. MÜTERCİMLER bizim ünlü
köstebek Yalçın Tanfer gibi serbest bırakıldı. Üzülerek söylüyorum ki, TCK daki
etkin pişmanlık yasasından yaralandırıldı.
Tuncay Güney’in gözüyle Ergenekon
Ergenekon’dan bahseden ikinci isim
Tuncay GÜNEY’dir. Tuncay Güney 2001 polis sorgusun da bu grubun adının Veli
küçük değil Ergenekon olduğunu söylemiştir. ERGENEKON NATO’nu komünizme karşı
kurmuş olduğu, Amerika’nın örgütlemiş olduğu bir guruptur. Örgütün
yapılanmasının askeri ağırlıkta olduğu, değişen dünya kavramıyla sivillerin de
içeri alındığını belirmektedir. Siviller derken: profesör, gazeteci vb… Fakat siviller
olabildiğince az oranda kullanılmaktadır. Tuncay Güney o yıllarda Ergenekon u
araştırdığını söylüyor. Ümit OĞUZTAN’ın sayesinde bazı bilgileri Veli Paşa dan
aşırttım diyor. Ümit OĞUZTAN a bu bilgileri sızdıran kişi ise Erol MÜTERCİMLER’dir.
Tuncay Güney evinin aranması sırasında LOBİ’lere dikkat çekiyor. Polislere
lobiler’in mutlak alınmasını söylüyor. Lobiler’in içinde yakın zamanımızın
Ergenekonun iş adamları örgütlenmesinin olduğunu dile getiriyor. Doğu
PERİNÇEK’in Veli Paşaya “YENİDEN YAPILANMA” diye sunduğu bir teorisi var.
Bu alınan ifade ve sorgulamalardan
sonra, soruşturma savcılığı Ergenekon Terör Örgütünün ülkemizde uzun yıllar
faaliyet gösterdiği 1999 yılı içerisinde örgütün yenileşme çabaları içerisine
girdiğini ve artık sivil kişileri de yapılanma içerisine dâhil edildiğini
bildiriyor. Savcılık aynı zamanda ülkemizde derin devlet ifadesi ile anılan
yapının Ergenekon yapılanması olduğu ve ülkemizin kalkınması önünde engel olan
bir örgüt olduğunu belirtmektedir.
Sarızeybek kendisinin Ergenekon
içerisine çekişliyle ilgili şunları anlatıyor: Şanlı Urfa Alay Komutanlığına
atandığımda mutluydum. Taki yılların köstebeği Yalçın Tanfer ile tanışana
kadar. Yaşadığımız, özlediğimiz mutluluğu aldı götürdü bizden. Tanfer’in
iddialarının aksine, Urfa’daki yolsuzluk davasından aklandık. Ama mesleğimize
küstük. Tanfer’in yakalanmasını sağlayan da suçlu bulunanda biz. Adalet geç de olsa
tecelli etti. Ama bizden çok şeyler götürdü. Arkasından Tanfer, 10 yıl hapis
cezası aldı. Biz de arkasından Albaylıktan gönüllü emekliye ayrıldık. Tanfer’in
yaptıkları yetmiyormuş gibi şimdi de Ergenekon İddianamesin de bizden
bahsetmiş.”…. Erdal Sarızeybek’in Veli Küçük ile arası iyidir…”Arası iyidir ne
demek ya. Hadi yılların köstebeği Tanfer’i tanıyorum. Hakkımızda ifade veren
biri daha var. M. Ali Özaltın. Ben kendisini hiç tanımam. İsmini bile duymadım.
İfadesinde “…sendika genel başkanı Mustafa Özbek’in Emekli Albay Erdal
Sarızeybekle arası iyidir. Kendisine maddi destek sağlar…”İddianamedeki
ifadenin yayınlandığı gün M.Ali Özaltın dan şikayetçi oldum. Ertesi gün BDDK aralarında
benim de bulunduğum 143 kişinin, kiralık kasalarımız olup olmadığını
soruşturmuş.
Tabi adımızın iddianamede bu kadar
geçmesinden sonra savcı Zekriyya Özle tanışmamız kaçınılmaz olmuştu. Savcı Öz beni
aradı. Görüşme için randevu istedi. Ben de olur dedim. İfadeye başlar başlamaz
Savcı Öz beni çok kırdı.”Çok başarılı bir Subaymışsınız sizi harcamışlar” dedi.
Neyse dedik. Savcı Öz Urfadaki bütün dosyaları incelemiş, haklılığımıza
değindi. Ben, Sayın Savcım bana bir ses bandı kaydından bahsetmiştiniz dedim. Öz,
bana onda önemli bir şey yok dedi. Veli Küçük ile Yalçın Tanfer’in eşi arasında
geçen bir telefon konuşması. Sizin lehinize olan bir konuşmadır, dedi.  İfade verip çıkarken bir Savcı daha Albayım,
“çok başarılı bir Subaymışsınız sizi harcamışlar” demez mi? Ne kadar zoruma
gitti anlatamam.
Savcı Öz’ün bana davranışlarına çok
kırıldım. Tanık olduğum için ifademin tutanağa geçirilmesi gerekirdi. Tutanağa
geçirilmedi. Böyle bir durum beni halk karşısın da suçlu bir konuma
düşürüyordu. Böylece masumiyet karnem, diğer gözaltına alınan komutanlar gibi
ihlal ediliyordu. Savcı Öz’e buradan şunu da sormak istiyorum. Bizim şimdiye
kadar gizli bir işimiz olmadı, devlet aleyhine bir işimiz olmadı, biz bu toprağa
ve insanlarına gönülden bağlı insanız, yapılanlar açık; siyasi irade PKK terör
örgütü ile mücadele etmediğini görmekteyiz ve bunu her platformda dile
getirmekteyiz. Hal böyle iken bizler nasıl bir muamele ile karşı karşıya
kalmaktayız. Savcı Öz hakkında suç duyurusunda bulundum. Bir sonuç çıkmadı.
Benimle görüşen diğer bir başka isim
İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı oldu. Dostum olan bir Emniyet Müdürü Avcı
sizinle görüşmek istiyor demesi üzerine görüşmeyi kabul ettim. Kızılay
bölgesinde ki karargâhına gittim. Hanefi Avcıyla selamlaşıp hal hatır sorduktan
sonra bize ilk sözü “çok başarılı bir Subaymışsınız sizi harcamışlar” oldu. Savcı
Öz ile aralarında bir benzerlik var değil mi? Kararı siz verin. Daha sonra
Hanefi AVCI Urfa’da geçirmekte olduğumuz soruşturmadan bahisle,  neden böyle bir muameleye uğradığımız
konusunda kendisine –Bülent Arınç’ın evinde irtica ile ilgili araştırma
yapmıştık, -Yalçın TANFER isimli şahsın General İsmail EVCİ tarafından bize
gnderilmesinin ardından Tanfer ile ilgili yapılan araştırma sonucu şahsın
dolandırıcılık yaptığını tespit ederek şahıs hakkında adli işlem yapmamız ya da
–General Levent ERSÖZ’ ün bizim üzerimizden bazı telefon numaralarının
tespitini istemesi ve buna karşı çıkmamız olduğunu söyledim. Konu hakkında bana;
biz sizi tanıyoruz albayım, iyi bir insansınız ve yardımcı olabilirsek size
seviniriz dedikten sonra kendisine teşekkür ederek, mücadelemizi yasal
yollardan sürdüreceğimizi beyan ettikten sonra yanından ayrıldım. Şimdi yıllar
sonra bu davada Hanefi AVCI, Tuncay GÜNEY ve Levent ERSÖZ’ün olması bizi yıllar
öncesine götürdü ve düşünmeye başladık.
Burada Ergenekon davası ile ilgili
olarak yapılan yanlışlıklara değinmek  gerekmektedir. Bizce bu soruşturma izçerisinde
karanlık kalan çok yönler bulunmaktadır. Ba karanlıkta kalan kısımlar
açıklanmadıkça da şu anda Ergenekon denen davadan yargılanmakta olan ve suçları
sabit bir şekilde kantılanmamış olan insanların “suçsuzsa nasıl olsa ortaya
çıkar” mantığıyla şerefleriyle oynanmamalıdır. Karşı çıkıyıyoruz aynı zamanda
bu soruşturmaya bu ismin verilmesine. Ergenekon Türklerin şanlı tarihlerinde en
büyük destanın adıdır. Ergenekon isminin böyle bir suç soruşturmasına kod isim
olmaması gerekirdi. Bir grup medya bu durumdan faydalanır gibi Ergenekon ismini
devamlı gündemde tutmakta ve 7 bin yıllık şanlı tarihimizi zedelemektedir.
Tarihimizi kimsenin bu şekilde yok etmesine seyirci kalamazdık. Adallete
hepimiz inanıyoruz, ama burada şoruşturma ile ilgili kurallar tamamen ihlal
edilmektedir. Soruşturmanın gizliliği konusu kalmamıştır. Soruşturma ile
yapılan her şey anında madyaya yansımaktadır. Soruşturma ile ilgili şüpheli
konumunda bulunan şahısların kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmamasına
rağmen yandaş medya bu şahısları şuçlu olarak göstermektedir. Soruşturmanın bütünlüğü
de ayrı bir tartışma konusudur. Şöyle ki soruşturma dosyalarına tek bir numara
verililr. Ama bu dosyaların her birine farklı bir numara verilmiştir. Bir çok
faili meçhul olaylar bu iddianemede birleştirilmiş ve bu durumda içinden
çıkılmaz bir hal almıştır. Unutulmaması gereken adalet herkes içindir.
Sıra soruşturmadaki köstebeklerde. En
çok konuşulan isim Yalçın Tanfer olmuştur. Peki, ama kimdir bu Yalçın TANFER? Kimisine
göre “Sahte General” kimisine göre ise Korgeneral rütbeli bir asker, kimilerine
göre MİT yöneticisi…Karısı bile onun ne iş yaptığını bilmemektedir. İşin
doğrusu Manisa ili Salihli ilçesi nüfusuna kayıtlı, Osman oğlu 1954 doğumlu
olan Tanfer çek senet işiyle uğraşır. İlk Eşinin köylüsüdür. Manisa
Salihli’dendir. MİT yöneticisi olarak ta kendini tanıtmıştır. Manisa’da beyaz
eşya işi ile uğraştığı zamanlarda bir çok kişiyi dolandırmıştır. Veli küçük ile
tanışmasını bilemiyorum ama iflas ettikten sonra Ş.Urfa’ya giderek orada Bucak
aşireti ile çeşitli kanunsuz işlere girmiştir. Tutuklandıktan sonra içeride
koğuş arkadaşı Yalçın’ın sürekli ağladığını, çerkez milliyetçiliği yaparak
namaz kıldığını söylüyor. Ama doğru olan bir şey var ise oda Veli Küçük ile
olan yakın ilişkisidir.
Nereden geliyordu Veli Paşa ile bir
dolandırıcı olan Tanfer’ın ilişkileri. Veli Küçük’ün savcılıkta bu şahıs ile ilgili
söyledikleri de ortadadır. Veli Küçük Manisa Kırkağaçda görevli iken av
merakından dolayı Manisa Salihliden olan Tanfer ile tanışmışlardı. Daha sonra
Mardin’e atandığımda Tanfer zaman zaman yanıma gelerek beni ziyartelerde
bulunmaya devam etmekteydi. Daha sonraları anladım ki Karadeniz bölgesinde
Tanfer isimli şahıs benim adımı kullanarak bazı kanunsuz işlere girdiğini ve bu
şekilde de kendisine kazanç elde ettiğni öğrendim ve o zamandan sonrada kendisine
tavır koydum. Veli Küçük’ün yaptıkları tespitler doğrudur. Evet Yalçın
Tanfer’in taktiği önce insanlar ile tanışır sonra o insanlarla samimiyet kurar,
daha sonra da o insanların isimlerini kullanarak kendilerine çıkar sağlarlar.
Bir diğer köstebekte herkes tarafından
çok iyi bilinen Tuncay GÜNEY. Bu iki köstebekte birbirleri ile akadaşlar ve
ikisininde ortak arkadaşları şu anda Ergenekon suruşturması kapsamında örgütün
lider kadrosunda olduğu iddia edilen Veli Küçük. Yalçın GÜNEY’in Veli Küçük ile
tanışmaları ise KÜÇÜK’ün Kocaeli Alay Komutanı olduğu zamanlarda yani 90’lı
yılardadır. Yani Tanfer ve Tuncay birbirlerini tanımaktaydılar. Ancak Tanfer
Ş.Urfada verdiği ifadede ne Tuncay’dan nede başka bir generalden bahsetmektedi.
Ancak 2001 de Polis sorgusunda Tuncay Güney, Yalçın Tanfer’den bahsetmektedir.
Nasıl olmuştu da ortaya çıkmıştı bu
ergenekon. Trabzon il Jandarma Komutanlığı’nı arayan ve isim ve kimliğini
belirtmeyen şahıs Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığının karşısandaki tek
katlı binanın çatısında elektrik direğinin yanında el bombası ve C-4 patlayıcı
maddeler var, şeklinde bir ihbarda bulunur. Belirtilen ikamette yapılan arama
sonucunda 27 adet savunma ve taaruz tipi el bombaları bulunur. Ardından arkası
kesilmek bilmeyen operasyon dalgaları ve bu dalgalar sonucunda ardı arkası
bitmek bilmeyen tutuklama kararları…Yapılan araştırmalar sonucu günümüzde devam
edegelen durum hasıl olmuştur.
Bu soruşturmada ismi geçen iki kişi
daha bulunmaktadır. Bunlar Ümit oğuztan ve Turgut Büyüykdağ’dır. Bu iki şahsın
önemi ise Tanfer’i ve Güney’i tanıyan kişiler olmasıdır. Ümit oğuztan savcılığa
vermiş olduğu ifade de; Tuncay GÜNEY’ i 1998-1999 yıllarında strateji dergisini
yayınlamasından bilirim. O dönem derginin muhabir aramasından ve akşam
gazetesinde çalışan bir arkadaşımın tavsiyesi ile muhabir olarak işe başladı ve
siyasi ve aktüel bir dergi olması münasebeti ile siyasi haberler getirmesi
gerekiyordu ve muhabire görede iyi haberler getirirdi. Ancak dikkatimi çeken
şey kamuoyunda bulunen ve adından sıkça söz edilen Veli Küçük’ü istediği zmana
arayarak çok rahat iletişim kurabilmesidir. Diğer isim olan Turgut Büyüykdağ…
peki bu Turgut Büyüykdağ kim? Bu şahıs Tuncay Güney’in patronu olan şahıstır.
Üstelik Tuncay Güney’i ABD’ye gönderen şahıstır. Ancak Turgut Büyüykdağ’ın adı
soruşturmada geçmiyo. Yoksa şahıs Güney’in işbirlikçisi ya da ABD ayağı
olabilir mi? Soruşturma kısmında adı geçmeyen Turgut Büyüykdağ ismi Mahkeme
sorgusu bölümünde karşımıza çıkıyor ve şahıs ne tesadüftür ki Yalçın Tanfer tanıdığı
ve bağlantıları olduğu ortaya çıkmıştır.
Buradan haraketle üzerinde durulması
gereken asıl konunun YalçınTanfer olduğu ortadadır. Bu şahıs 2003 yılında
Şanlıurfa’da Hilmi Özkök’ün adını kullanarak dolandırcılık yapmaktan
tutuklanmış ve şahsın daha önceleri de uyuşturucu madde bulundurmaktan sabıkalı
durumdadır. Şahıs yargılanması sonucunda 9 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış
ve yargıtay tarafından ceza onanmıştır.
Ümit Oğuztan, Turgut Büyükdağ bu
isimler kilitleri açacak olan anahtarlardır. Tanfer ve Güney’i her ikisini de
yakından tanıyan iki isim. Oğuztan, Güney’i Strateji dergisine işe alan
isimdir. Peki Oğuztan Tanferle nasıl tanışmıştır? Oğuztan şöyle anlatıyor: Turgut
Büyükdağ parası bittiği için Strateji dergisini kapattığını söyledi. Fakat
Güney le birlikte Büyükdağ dergiyi çıkartmaya devam etmiş. Turgut Büyükdağ ile
Veli Küçük ü Tuncay Güney tanıştırmış. Turgut Büyükdağ’ın aracılığı ile ben de
Yalçın Tanfer İle tanıştım. Bana Fahriye Erdal’ın Fener Rum Patrikhanesin de
saklandığını, yurt dışına kaçıp estetik yaptırdığını söyledi. Tanımam için de
bana fotoğraf verdi. Bana Turgut Büyükdağ tarafından takdim edilip, tanıtıldığı
için güvenmiştim. Verdiği bilgiler asılsız çıktı.
Faili meçhul olaylar, ortaya çıkan
cephanelikler. Faili meçhul olayların neredeyse hepsi Ergenekon a bağlanmış.
Ortay çıkan silahların da bu örgüte ait olduğu iddia ediliyor. Hepsi gülünç,
bir oyun. Geçenlerde asit kuyularının ortaya çıktığı iddia ediliyor. Zaten o
dönemlerde PKK tarafından toplu katliam yapıldı veya düzenlediğimiz
operasyonlar sonucu öldürülen yüzlerce terörist var. Ortaya çıkan silahlara
gelince, zamanında Körfez Savaşları sırasında Irak sınırından binlerce Iraklı
silahlarıyla birlikte Türkiye’ye, sınırdan kaçak olarak girdi. Dönüşte
silahlarını burada bıraktılar. Ergenekon soruşturması ortaya çıkınca herkes
gözaltına alınırım korkusuyla silahları elden çıkardı. Hadi bunlar neyse de bu
silahları aranması sırasında polisimizin canı hiçe sayıldı. Gece karanlığında
kuyular kazdırıldı.
Zeybek son sözlerini şöyle dile
getiriyor: Türkiye Enerjisini boş yere harcıyor. Önce Özal’ın bu ülkeye miras
bıraktığı, Sayın Başbakanımızın akıl almaz siyasi tavırlarıyla doruğa
çıkarttığı PKK terör örgütünü bitirsin. PKK da siyaset yapılmaz. Bunca vatan
uğruna ölen Türk gencinin kanının hesabını kim verecek. Ama şu anki iktidar PKK
yı bitirecek hiçbir eylem planında bulunmuyor. Bu ülkenin komutanlarını
tutuklayacaklarına, laik düzeni yıkmaya çalışan, silahlı bir grup olmadığı için
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından serbest bırakılan Fettullah Gülen ve
yandaşlarının peşine düşsün. Yapılan irticai faaliyetlerinden dolayı… Artık
herkes gözünü açsın. Küresel güçler tarafından üzerimizde oynanan oyunları
görsün.
Zeybek adalet hakkındaki görüşünü şu
şekilde dile getirerek kitabına son veriyor:”Yarın adaletin kimin için tecelli
edeceği belli olmaz.”
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: