ERGENEKON PKK SÜRECİNDE KABUĞUNU KIRAN TÜRKİYE

ZİHNİN GELECEĞİ
7 Ekim 2017
ERGENEKON ÖTESİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ
7 Ekim 2017

ERGENEKON PKK SÜRECİNDE KABUĞUNU KIRAN TÜRKİYE

Yazar; Birlik beraberliğin ehemmiyetini, farklılıkların zenginlik olarak ele
alınması gerekti
ğini, toplum içerisinde zararlı olarak addedilen veya marjinal düşünce
yap
ısına sahip şahıs ve grupların ötekileştirilmemesini, ülkelerin en önemli zenginliğinin eğitimli, insiyatif
kullanabilen insan potansiyeli oldu
ğunu ifade etmekte bu durumu Kucakayıcı Vizyon
olarak tanımlamaktadır.
Türk kimliğini etnik kimlik olarak değil Anadolu’da tarih, kültür ve kader birliği yapmış bir arada yaşayan insanlar olarak
tanımlamakta, tarihin hiçbir döneminde Türk Milletinin etnik milliyetçilik
yapmadı
ğını, tüm insanlığa İslam ahlakına dayanan sevgi ve hoşgörü ile baktığını ifade etmekte, Türkiye
Cumhuriyeti’ni Osmanlı
İmparatorluğunun mirasçısı
olarak g
örmekte,
Balkanlardaki,
Kafkaslardaki, Orta Asya’daki, Orta Do
ğu’daki Çeçenistan’daki gelişmelerin
bizi yak
ından ilgilendirdiğini dile getirmektedir.
Günümüze kadar ülkemizin politikasını belirleyenlerin, toplumun değer yargılarını hassasiyetlerini gözetmeden yönlerini sadece batıya dönerek politika
belirlediklerini, bu iradeyi ortaya koyan zihniyetin de
ğişim ve dönüşüme ayak uydurmaları, yurtta ve
dünyada barı
şın önünü açmaları gerektiğini değerlendirmektedir.
  

 

2007 Genel seçimlerinden alınacak dersleri 6 başlık altında değerlendirmekte,  ilk olarak Türk halkının geleneğini
bozmayarak, anti demokratik e
ğilimleri, bu eğilimleri meşrulaştırmaya çalışanları, yandaşlarını
cezalandırdı
ğını ve mağdur gördüğü kesimi de
yaln
ız bırakmadığını, ikinci
olarak, sonuçlar ulusal do
ğruları inkâr
edenlerin,
ülke insanı ile barışık olmayan,
onu hor, hakir, bilgisiz gören, tepeden bakan seçkinci bir anlayı
şın başarısızlığa mahkum
oldu
ğunu,  üçüncü olarak, artık Türk
insanının partileri takım tutar gibi tutmadı
ğını, rasyonel,
akılcı davrandı
ğını dördüncü
olarak, halkın kavgacı siyaseti cezalandırdı
ğını Bu bağlamda Atatürk’ü, Milliyetçiliği, Kurtuluş Savaşı‘nı, Çanakkale
Sava
şı‘nı hatta İslam’ı istismar
eden fanatik kesimlerin halk taraf
ından tasvip edilmediğini,
toplumu gruplara, kompart
ımanlara ayırmayı amaçlayan
radikal ak
ımlara prim vermeyeceğini ve bundan sonra da halk
tabanı olmayan bu hareketlerin halk tarafından dı
şlanacağını ortaya
koydu
ğunu, beşinci
olarak, fizik kanunlar
ı kadar açık olmasa
da, sosyal ili
şkilerde kucaklayıcı vizyonunu kazandığını, dışlayıcı vizyonun
kaybetti
ğini. bu bağlamda işçisi, köylüsü, fakiri, zengini
ile aynı masada oturabilen, aynı tastan çorba içebilen zihniyetin kazandı
ğını, sırça
saraylardan halka bakan, kendini halkın tarihinden, de
ğerlerinden
soyutlayan zihniyetin kaybetti
ğini, altıncı olarak, Türkiye’de neredeyse her kesimin,
ekonomideki, siyasetteki istikrarın devamını istedi
ğini ve 2002
öncesinde Anayasa’nın fırlatılması ve takip eden krizler gibi yeni maceralara
atılamayacaklarını ortaya koydu
ğunu ifade etmektedir.   
Demokrasi’lerde
yönetimin kayna
ğının halk olduğunu, önemli
geli
şmelerde halkın iradesinin ortaya konulması noktasında
Referanduma gidilmesinin Demokratik bir tutum oldu
ğunu, 12 Eylül 2010
tarihinde yap
ılan referandumda bireysel hak ve özgürlükler ile
ilgili olarak yeni hakların sa
ğlandığını, Yargı
ile ilgili önemli düzenlemelerin getirildi
ğini, HSYK ve Anayasa Mahkemesi
ile ilgili yapılan de
ğişikliklerle yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanacağını, bu
kurumlar
ın daha demokratik bir şekil alacağını, Anayasa
Mahkemesine bireysel ba
şvuru hakkı getirildiğini, darbe
yapanlar
ın yargılanmasının sağlandığını, Askeri
Mahkemelerin görev alanlarının daraltılması ve daha ba
ğımsız
olabilmeleri ba
ğlamında düzenlemeler
bulundu
ğunu, çalışma hayatı ve ekonomi ile ilgili bazı
yenilikler getirildi
ğini dile getirmektedir.
Referanduma
“evet” demenin, “Anayasa’yı hukuk devletinde, demokrasilerde
halk yapar darbeciler de
ğil” anlamına geldiğini, Referandumda
“hayır” demek ise ben bunların hiçbirini, demokrasiyi, hukuk
devletini, yargı ba
ğımsızlığını önemsemiyorum
ve istemiyorum anlamına gelece
ğini, Referandum sonucunda BDP ve MHP’nin kaybedeceğini, BDPnin söylemini
bölgedeki ma
ğduriyete, devlet eli ile yapılan yanlışlara, anti
demokratik uygulamalara, hukuk devletindeki zafiyetlere, parti kapatmalar
ına, faili
meçhullere dayandırdı
ğını fakat referandumu boykot
etmenin tezat te
şkil ettiğini, MHP’de taban ile tavan arasında uyum sorunu
oldu
ğunu, MHP tabanının CHP çizgisinde
onlarla omuz omuza g
örüntü vermesini içine
sindiremedi
ğini, CHPnin ise zaten statükoyu temsil ettiğini bu bağlamda
kaybeden olmayaca
ğını fakat değişim ve
yenilik iddias
ında olan Kılıçdaroğlunun uzun
vadede genel ba
şkanlığının
sorgulanaca
ğını, DP’nin ise Türk siyasi
hayatında etkin olamayaca
ğını belki de
tamamen silinece
ğini, başta Ak Parti olmak üzere, Saadet
Partisi, Büyük Birlik Partisi, do
ğru yerde, demokratikleşme ve hukuk
devleti savunuculu
ğu konumunda bulunmalarından
Referandumdan kazançlı çıkacaklarını de
ğerlendirmektedir.
Kamuoyunda
Ergenekon süreci ile ilgili dezenformasyon sürecinin ya
şandığını, Yargı
kurumlarının AK Parti aleyhine karar verdi
ğinde, Yargı Bağımsızlığı ve Tarafsızlığından ve
karara sayg
ı duyulmasının söylendiğini,
sözkonusu Ergenekon operasyonları oldu
ğunda Polis ve Yargı kurumları üzerinde şaibe oluşturulmaya çalışıldığını, yargı
kararlarının sorgulandı
ğını, iddia
edilen Ergenekon Ter
ör Örgütünün uzun yıllar farklı şekillerde
devlet kurumlar
ına nüfuz ettiğini, İddia edilen
örgütün çoğu kutsalı
kullanarak büyük bir kesimi etkisi altına almı
ş olma ihtimalini, bu nedenle geniş bir sempatizan
kesimin oldu
ğunu, demokraside meşruiyetin, gücün kaynağının halk olduğunu,  halktan meşruiyeti alıp, halk
adına halkın yönetilebilece
ğini, kendilerini halkın üstünde
konumland
ıran halkı cahil, bir şey anlamaz,
y
ığın ve sürü olarak tanımlayan zihniyetin
halkın iradesinin yönetime dahil olmasını hazmedemedi
ğini dile
getirmektedir.
Ülkemizin
sıklıkla darbeleri, muhtıraları, darbe te
şebbüslerini yaşadığını, Balyoz, Ay
I
şığı, Kafes, Sarıkız gibi
adlarla an
ılan darbe planlarının ciddiyetini, bu tür yaklaşımlar karşısında yetkili
kurumlar
ın gereğini yapmasını, darbe
planlarının tüm milletimize kar
şı olduğu, bu
nedenle siyasi fark g
özetmeksizin tüm
kesimlerimizle ortak tav
ır alınması gerektiğini, darbe
planlarına kar
şı;
Yargı Bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile
demokrasi ve insan haklarının tesis edilmesini, güçlü bir istihbarat ile darbeci
zihniyetin her kurumda tespit edilebilece
ğini, dış bağlantıları, illegal
örgütlerle ba
ğı ortaya çıkarılabileceğini, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin kendisini tekrar verimlilik,
şeffaflık, hesap verebilirlik, demokrasiye bağlılık gibi farklı
a
çılardan öz eleştiriye tabi tutması gerektiğini, TSK’ya asli vazifesi dışında
y
ükler yükleyen ihtilal dönemi hukuk kurallarının ortadan
kaldırılmasını, cuntacı zihniyetin istismar etti
ği tüm toplumsal, ekonomik
sorunların çözülmesini, demokratik reformların yapılmasını, mezhepsel kutupla
şma, etnik
kutupla
şma, ideolojik kutuplaşma ve bölücülüğün ortadan
kaldırılmasını ifade etmektedir.
Terör
sorununun ülkemizin milli bir sorunu oldu
ğunu, PKK’nın ilk saldırılarını 1984 yılında başlattığını ve günümüze kadar
devam etti
ğini, bu uzun sürede farklı partilerden birçok hükümetin işbaşına geldiğini fakat
teröre bir çare bulunamadı
ğından Türkiye
2011’de hala ter
örle mücadele etmeye devam ettiğini, 1999 yılında
Öcalan’ın yakalanması terör saldırılarında duraklamaya neden olsa da, terör
örgütünün
yeni stratejilerle evrilerek yoluna devam etti
ğini ve
yaptı
ğı saldırılarla yok olmadığını gösterdiğini, örgüt
Marksizm ile ba
şladığı yoluna
etnik milliyet
çilik ve halk ile barışabilme bağlamında İslam’ı da
kullanarak devam etti
ğini beyan etmektedir.
Terörle
mücadelede, alı
şılagelmiş sert güç yöntemi dışında, yapılacak
sosyal, ekonomik, hukuksal reformlarla sorunun
çözülebileceği inancı ile
“K
ürt Açılımı“,
“Demokratik Açılım”, “Milli Birlik ve Karde
şlik”
isimleri ile an
ılan bir projenin uygulamaya koyulduğunu,  bu cesur projeyi AK Parti hükümetinin bedellerini
göze alarak ortaya attı
ğını ve
uygulamaya koydu
ğunu, bu açılımı toplumun büyük kısmı desteklese de,
muhalefet partilerinin pozitif ele
ştiriler yaparak projeye katkı yapamadığını, fakat her
şeye rağmen adımlar atılmaya, reformlar gerçekleştirilmeye
ba
şlandığını dile
getirmektedir.
Artan terör
saldırılarının Türkiye’deki iktidarı yıpratarak istikrarsızlı
ğı, kaosu
hedefledi
ği, demokratik açılımı, Anayasa
reformu ba
şta olmak üzere demokratikleşmeyi engellemeye çalıştığı, muhtemel
bir darbe i
çin kasıtlı yada kasıtsız zemin
hazırlanmaya çalı
şıldığı, Türkiye’nin dünyadaki
imaj
ına itibarına zarar verildiği, Türk dış politikasının
önü kesilip dikkatinin içeriye çekilmeye çalı
şıldığını değerlendirmektedir.
PKK Terör
örgütünün homojen bir yapıya sahip olmadı
ğını, Öcalan’ın da örgütte tek
hakim olmad
ığını, örgüt içerisinde
bar
ış ve savaş yanlısı farklı seslerin
bulundu
ğunu, bir yandan demokratik açılım kapsamında sosyal,
k
ültürel ve ekonomik yaklaşımlar
benimsenirken di
ğer yandan güvenlik boyutu ile mücadelenin
yürütülmesi gerekti
ğini ifade etmektedir.
  
Demokratik
açılımın ve di
ğer iç politikadaki ve dış politikadaki açılımların başarısı için
demokrasi ve hukuk devletinin olmazsa olmaz bir
şart olduğunu, temel
sorunun me
şruiyetin kaynağı olan halkın
temsilcilerinin tam iktidar olamaması, devlet aygıtına hukuk devleti
çerçevesinde hükmedememelerinden kaynaklandı
ğını,  birinci sınıf Batılı demokrasi modellerine
uygun bir
şekilde gerekli düzenlemelerin yapılmasının,
Türkiye’deki demokrasinin evrensel standartlara yükseltilmesinin
şart olduğunu, bu
temel sorunun di
ğer sorunların çözümü için ön şart olduğunu aksi
takdirde, iç ve dı
ş politikadaki açılımların tam başarıya ulaşmasının zor
oldu
ğu gibi zaman içerisinde sabote edilmeleri,
kesintiye u
ğratılmalarının da
ihtimal dahilinde bulundu
ğunu,
Tüm vatandaşlarda insan
haklar
ı, demokrasi, hukuk devleti bilincinin yerleşmesine
yardım edilmesi gerekti
ğini, vatandaşlar kendilerini siyasi platformun neresine
koyarlarsa koysunlar, kendilerinin bir bütünün parçaları olduklarını idrak
etmesi gerekti
ğini, biz kaç kişiyiz değil, biz bir aileyiz diyebilme bilincinde olmasını,
Eğer Türkiye
demokrasisini evrensel standartlara çıkartabilirse, hayat standartlarını Avrupa
standartlarına çıkarmı
ş, teknoloji üreten, devlet halk kucaklaşmasını sağlamış, cazibe ve
cayd
ırıcılığı olan saygın küresel bir güç olmuş Türkiye’nin
ön ko
şulunu sağlamış olacağını,
Kısacası,
bölgede ve dünyada barı
ş olacaksa, Türkiye bu açılımları dikkatli
bir
şekilde gerçekleştirmek, iç
ve dı
ş politikada kangren olmuş sorunları çözmek, halkını farklı
kesimleriyle ve devletle kucakla
ştırarak, bünyesini güçlendirmek
ve bu sorunlu b
ölgede saygın, bölgede ve dünyada sözüne itibar
edilen, cazibe ve cayd
ırıcılığı olan bir ülke olmak
zorunda oldu
ğunu dile getirmektedir.
Türkiye’deki
parlamenter sistemde devletin daha zor yönetildi
ğini, daha bürokratik ve daha
fazla manipülasyona açık hale geldi
ğini, Başkanlık siteminin daha etkin, daha
dolambaçsız, daha hızlı ve verimli oldu
ğunu, Türkiye’de hangi sistem uygulanırsa uygulansın
biz kimiz sorusu tam cevaplanmadıkça, toplumsal realiteler inkar edilmeyip
özümsenmedikçe, halk devlet barı
şıklığı sağlanmadıkça, devlet
kurumlar
ı arasında ahenk sağlanmadıkça, reformlar
tamamlanmadıkça, tam demokrasi tesis edilmedikçe, me
şruiyetin
kayna
ğı tam olarak halk olmadıkça, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı sağlanmadıkça, vesayetçi zihniyet
ve derin yap
ılanmalar tasfiye edilmedikçe hiçbir sistemin
bizim sorulanlarımızı kendili
ğinden çözemeyeceğini ifade
etmektedir.
Öğrenci
olaylar
ının marjinal gruplar tarafından gerçekleştirildiği, bu
gruplar
ın tüm öğrencileri
temsil etmedi
ğini, demokrasi çerçevesinde değerlendirildiğinde, öğrencilerin veya başka kişilerin
taleplerini, ele
ştirilerini, protestolarını şiddet kullanmadan,
hukukun sınırları içerisinde ortaya koymalarının en temel hakları oldu
ğunu, öğrenci
olaylar
ında, bazı öğrenci
grupları
şiddet kullanmazken, diğer bazılarının şiddet kullandığı, Polise
sopalarla sald
ırıldığı, trafiğin uzun süre kapatıldığı, diğer insanların
ma
ğdur bırakıldığı bu yaklaşımın
demokratik haklar
çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini, öğrencileri yönlendirmeye
çalışan, illegal
örgütlerle bağlantı
içerisindeki provakatörlerin hedefinin Türkiye’nin demokratikle
şmesi ve
istikrar
ını kesintiye uğratmak olduğunu değerlendirmektedir.
Sonuç
olarak
İdarenin halkı yönlendirmesi,
kanalize etmesi gerekti
ğini, halkın önüne bünyesine uygun projeler
koyulmasını, her
şeyden önemlisi yapılası gerekenler
listesinin ba
şına, stratejik hedeflerin başına,
“lider”, “global bir güç olmu
ş Türkiye” hedefinin
oturtulmasını, hem demokratik, hem ekonomik, hem de dı
ş
siyasetteki d
önüşümü devam
ettirip tamamlayacak, k
ısacası çağ atlatacak
parti ve iktidarlara ihtiya
ç duyduğunu ifade
etmektedir.    
Kucaklayıcı
Vizyon her
şeyden önce kendisiyle, ailesiyle, komşusuyla,
toplumuyla kom
şu ülkelerle ve insanlıkla ve
hatta di
ğer canlı ve cansız varlıklarla barışık olmayı, yani çevresini
sevmeyi gerektirir. Her
şeyi bir bütünün uyumlu parçaları
olarak görür. Dünden bugüne, tarih göstermi
ştir ki, kucaklayıcı vizyonla
bakanlar b
üyümüşler, güçlenmişler, yönetmişler, saygı görmüşler ve dik
durabilmi
şlerdir. Dışlayıcı-dar
vizyonla bakanlar kendileriyle, kom
şularıyla, toplumlarıyla, dünya ile savaşmışlar, küçüldükçe küçülmüşler, ne
sayg
ı görmüşler, ne de
onurlu dik bir duru
ş sergileyebilmişler ve üzerlerinden
s
ıkıntı hiç eksik
olmam
ıştır. Keşke Hrant
Dink’i de kucaklayabilseydik, barda
ğın dolu tarafına bakıp Dink’in
de bu ulusa katk
ı yapabileceği gerçeğini görüp, desteğimizi, yönlendirmemizi
bu y
önde yapıp, enerjimizi bu yönde
harcayabilseydik. Yine de, gecikmi
ş de olsak, kucaklayıcı bir
vizyonla bakmaktan ba
şka çaremiz yok.
“Ben
kimim?” veya “Biz kimiz?” sorusuna
ş
öyle cevap
vermektedir. Türkiye Cumhuriyeti vatanda
ş
ları Osmanlı‘nın demografik, kültürel anlamda bir minyatürüdür. O büyük
medeniyetin
üyelerinin renklerini, şekillerini,
g
üzelliklerini, özelliklerini yansıtmakta,
sembolize etmektedir. Bu bir zafiyet de
ğ
il, bir güzelliktir, renk cümbüşüdür,
zenginliktir. Büyük ideallerin, akrabalıkların, dostlukların sembolüdür.
İş
te ülkemizde Türk milleti
denildi
ğ
inde etnik bir grup değil bu renk
c
ümbüşü, dünden bu güne bir
medeniyetin son halkas
ı olan Anadolu’yu son sığınak olarak
g
örüp sığınan insanlar
kastedilmektedir. Hatta Balkanlarda Türk oldu demek Müslüman oldu anlamına
gelir. Ba
ş
kaları da, hatta bizi can düşmanı olarak görenler de,
bunu kastetmektedirler. Bu ba
ğ
lamda, yine soyutu somutlaştırmaya çalışırsak, bizim
milletimiz
öyle birçok kenarlı elmastır ki, rengini ortak inançtan,
tarihten, ortak ideallerden alır ve bu elmasın birçok kenarı bulunmaktadır. Her
bir kenar ise bu bütünün mütemmim cüzleri, yani ayrılmaz parçaları olan Bo
ş
naklığı, Arnavutluğu, Yörüklüğü, Çerkezliği, Türkmenliği, Lazlığı, Kürtlüğü, Araplığı, Gürcülüğü… temsil
etmektedir. Fiziksel bir d
önüşüm değil sanki
kimyasal bir d
önüşüm ve etkileşim olmuş ve bu
insanlacr ortak inanç ve ideal potasında bütünle
ş
ip bu
milleti olu
ş
turmuşlardır. Bizim İstiklal Marşımızı baba tarafından Arnavut, anne tarafından Özbek olan M. Akif
Ersoy yazmı
ş
tır. Bizim ahlakımızda etnik milliyetçilik
yapmak, insanlar
ın şeceresini araştırmak yoktur. İslam ahlakı vardır. Bizim içimizde gayrimüslime de yer vardır biz 1490’larda ispanyadan
kovulan Yahudilere kucak açabilmi
ş
ecdadın torunları olduğumuzun farkındayız.
2007 Genel
Seçimlerinden alınacak dersleri
şu şekilde ifade ediyor Türk halkı geleneğini
bozmayarak, anti demokratik e
ğilimleri, bu eğilimleri meşrulaştırmaya çalışanları, yandaşlarını cezalandırmış ve mağdur gördüğü kesimi de
yaln
ız bırakmamıştır. ulusal
do
ğruları inkâr edenlerin, ülke insanı ile barışık olmayan,
onu hor, hakir, bilgisiz g
ören, tepeden bakan seçkinci bir
anlay
ışın başarısızlığa mahkum
oldu
ğunu göstermiştir. Türk insanı partileri takım tutar gibi
tutmamakta, sayın Onur Öymen’in iddiasının tersine rasyonel, akılcı
davranabilmektedir. halk kavgacı siyaseti cezalandırdı. Bu ba
ğlamda Atatürk’ü, Milliyetçiliği, Kurtuluş Savaşı‘nı, Çanakkale
Sava
şı‘nı hatta İslam’ı istismar
eden fanatik kesimlerin halk tarafından tasvip edilmedi
ğini,
toplumu gruplara, kompart
ımanlara ayırmayı amaçlayan
radikal ak
ımlara prim vermeyeceğini ve bundan sonra da halk
taban
ı olmayan bu hareketlerin halk tarafından dışlanacağını ortaya
koydu. i
şçisi, köylüsü, fakiri,
zengini ile aynı masada oturabilen, aynı tastan çorba içebilen zihniyet kazanmı
ş, sırça
saraylardan halka bakan, kendini halk
ın tarihinden, değerlerinden
soyutlayan zihniyet kaybetmi
ştir. Türkiye’de neredeyse her kesim, ekonomideki,
siyasetteki istikrarın devamını istemi
ş ve 2002 öncesinde Anayasa’nın fırlatılması ve takip
eden krizler gibi yeni maceralara at
ılamayacaklarını ortaya
koymu
şlardır
12 Eylül
2010 tarihinde halkımız referanduma gitti. Referandumlar temsili demokrasilerin
zorlandıkları çok önemli durumlarda, vatanda
şlara direk olarak karar alma
mekanizmas
ında rol vererek demokrasileri güçlendirmekte,
halk
ı daha duyarlı, aktif hale getirmektedirler.
Demokrasilerde me
şruiyetin kaynağı, kişi veya bir
s
ınıf olmadığına, halk
oldu
ğuna göre, önemli gelişmelerde hâkimiyetin
ger
çek sahibi olan halka dönülerek kararın onun
tercihine b
ırakılması anlaşılabilir ve
demokratik bir durumdur. Bu nedenle referandumlar
ı küçümsemek
demokrasiyi k
üçümsemek, demokrasiyi küçümsemek halkı küçümsemek
anlam
ına gelir. Temsili demokrasinin ötesinde halka direk
söz hakkı verdi
ği için mümkün olduğunca
referandumlar
ın sayısının artmasında rejimin
me
şruiyeti bakımından fayda
vard
ır
Anayasa’yi,
kanunları halkın me
şru temsilcileri olan meclis yapar. Kanun devletinde
ise bir
şekilde yapılmış kurallar
sorgulanmaks
ızın uygulanır. Türkiye’nin
ger
çek bir hukuk devleti ve birinci sınıf bir
demokrasi olabilmesi i
çin darbelerle kirletilen legal
yap
ının, başta Anayasa
olmak
üzere halkın meşru
temsilcileri olan meclis taraf
ından tekrar temizlenmesi,
dünyadaki birinci sınıf demokrasilere benzer bir yapının tekrar dizayn edilmesi
gerekir. Bu ba
ğlamda Anayasa değişiklik paketi büyük anlam içermektedir.
Dolay
ısıyla 1980 darbesi sonrası hazırlanmış şimdiki
Anayasa’n
ın değiştirilmesi aslında geç kalınmış bir
zorunluluktur.
Anayasa değişiklik
paketine “evet” demek bizim siyasi g
örüşlerimizin ötesinde,
ilkesel olarak “ben de birinci s
ınıf demokrasi
istiyorum”, “Bir
İngiliz, Fransız kadar birinci sınıf
demokrasiyi, sa
ğlık hizmetini, eğitim hizmetini…
hak ediyor ve istiyorum” anlamına gelir.
Anayasa değişikliğine
“evet” demek, “
ülkemde herkes, her kurum şeffaf olmalı, hesap
vermeli, kontrols
üz güç güç değildir”
demektir.
Anayasa
paketine “evet” demek Anayasa Mahkemesi ve HSYK’nın yapısı ve üye
seçimlerinin demokratikle
şmesi, çoğulcu bir
zihniyetle farkl
ı kesimlerden insanların seçilebilmesi,
kapal
ı devre çalışan sistemle
belirli bir zihniyetin yerle
ştiği bir yer olmaktan söz konusu
kurumlar
ın çıkması anlamına gelir.
Anayasa paketine
“evet” demek, YA
Ş kararları ile disiplinsiz oldukları iddiası ile Silahlı
Kuvvetlerden ili
şiği kesilen, fakat daha önce bu
kararlara yarg
ı yolu kapalı olduğu için mağduriyetlere
sebep olan uygulaman
ın sona ermesi, YAŞ kararlarına karşı da yargı yolunun
açılması anlamına gelmektedir.
Anayasa
paketine “evet” demek daha önce darbe yapanlara yargı yolunun
açılması ve bundan sonra darbe planlayanların caydırılması anlamına gelir.
Referandumda
“evet” demek milletten gasp edilen hakkın millete geri iade edilmesi
olacaktır. Anayasa reform paketi halkın iradesini üstün kılma çabasıdır.
Eğer takiyye
yap
ılmıyorsa, hangi siyasi görüşten olursak
olal
ım, dünyada birinci sınıf
demokrasilerin nas
ıl işlediği, kurumlar
aras
ı ilişkilerin nasıl olduğu, yargının
durumu, silahlı kuvvelerin durumu, yürütmenin durumu görülecek ve Türkiye’deki
referanduma giden paketin bu ba
ğlamda anlamlı olduğu,
demokratikle
şme bağlamında olumu olduğu görülecektir.
Referandumda “evet” demek,
ülkemde kurumlar arası ilişkilerin
dizaynının birinci sınıf demokrasi örneklerine göre yapılanmasını istiyorum
demek anlamına gelmektedir. Yargı ba
ğımsız tarafsız olsun,
silahl
ı kuvvetler kendi işini yapsın, siyasete
m
üdahale etmesin, idare yargı denetimi
alt
ında olsun demektir. Bu bağlamda 2010
yılında siyasi açıklamalar yapan ABD’li, Fransız ve
İngiliz
generallerin ordudan uzakla
ştırdıkları hatırda
tutulmal
ıdır. Türkiye’de
birinci s
ınıf bir demokrasi gerçekleşirse tüm halkımız sağcısı ile
solcusu ile daha mutlu olacak ve yeni ortamdan yararlanacaklardır.
Referanduma
“evet” demek Anayasa mahkemesi yerindelik denetimi yapmasın, siyasi
ve ekonomik bedel ödenmesin, kuvvetler ayrılı
ğı ihlal
edilmesin, me
şruiyetin kaynağı halktır, anlamına
gelmektedir.
Referanduma
“evet” demek, “Anayasa’yı hukuk devletinde, demokrasilerde halk
yapar darbeciler de
ğil” anlamına gelmektedir.
Referandumda
“hayır” demek ise ben bunların hiçbirini, demokrasiyi, hukuk
devletini, yargı ba
ğımsızlığını önemsemiyorum
ve istemiyorum anlam
ına gelecektir. Referandumda
“hayır” çıkması durumunda muhalefet sanki bu güvenoyu imi
ş gibi erken
seçim için baskı yapacak ve Türkiye’nin istikrarı,dı
ş politikası, ekonomisi
ve demokratikle
şme çabaları zarar görecektir.

 

Kısacası,
referandumun sonucu bundan böyle Türkiye’de statüko mu, yoksa millet mi
kazanacak bunu belirleyecektir. Bu bakımdan bir genel seçimden daha da
önemlidir. Yapısal de
ğişiklikler getirmektedir ve daha sonraki yapısal değişikliklere önemli zemin
haz
ırlamaktadır
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: