ERMENİSTAN Terörist Bir Hıristiyan Devletinin Sırları

ERGENEKON KAZANINDA KURBAĞA
7 Ekim 2017
ASYADA ÇARKLAR NASIL DÖNÜYOR
7 Ekim 2017

ERMENİSTAN Terörist Bir Hıristiyan Devletinin Sırları

Ermeniler
Selçuklu (lO-l2. yy) ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu (l3-2O. yy)
dönemlerinde Türk hakimiyetinde en yüksek yaşam standartlarına sahip olarak
yaşıyorlardı. Hatta çok dinli, çok ırklı Osmanlı İmparatorluğu’nda Sultan
kendilerine “en sadık teba” onurunu bahşetmişti.
l89O’da
ufacık bir Ermeni çetesi Müslümanların topraklarını ve mallarını ele geçirmek
amacıyla terörist ihtilalci bir hareket başlattılar. Bu Ermeniler atalarının
üçbin küsur yıl önce bu topraklara sahip olduğunu iddia ediyorlardı. Oysa terör
kampanyasına başlamadan önce 5OO yıl boyunca Hıristiyan Ermenileri ile Müslüman
Türkler barış içinde yaşamışlardı.
Önceleri
sorun yaratanların sayısı o kadar azdı ki Osmanlılar umursamadı. Ancak Rusya
Osmanlı İmparatorluğu’nu işgal edince bu Ermeniler işgalcilerle işbirliği  yaptılar, zira göz diktikleri ve bu amaçla
kumpas kurdukları Osmanlı topraklarını Rus Çarı kendilerine verecek
zannediyorlardı. O amaçla Osmanlı savaş hattının arkasında yıkıcı terörist
saldırılarını arttırdılar. Bu saldırılar Osmanlı birliklerine zarar veriyor ve
Ruslarla savaşını engelliyordu. Osmanlı hükümeti savaş bölgesinin arkasındaki
bütün Ermenileri göndermek zorunda kaldı. Bu, ulusların binlerce yıldır
kendilerini sadakatsiz olarak algıladığı kişilerden korumak için yaptığıyla aynıdır.
Bunun
yakın tarihli bir örneği, Japonlar 7.l2.l94l’de ABD’ye  saldırdıktan
sonra  Başkan Franklin
Roosevelt’in 9OO6 sayılı emriyle Amerikalı Japonların Batı kıyılarından iç
bölgedeki tecrit kamplarına zorla gönderilmesidir. Batı kıyısı yalnızca Japon
saldırıları açısından değil, casusların düşman için bilgi toplama ihtimali
açısından da hassas bölge olarak addediliyordu. Tabii ki Amerikalı Japonlar,
ilerlemekte olan Japon ordularıyla birleşmek üzere Amerikan savaş hatları
arkasında ordu kurmamışlardı. Böyle bir ihtimalin korkusu bile ABD hükümetinin
onları tecrit etmesine yol açmıştı.
Osmanlıların
l9l5’de yaptığı şey de farklı değildi. Ancak bu sefer Ermeniler gerçekten
Osmanlı hattı arkasında terör uygulamış, gerçekten ilerleyen Rus ve Fransız
ordularıyla işbirliği yapmış, Osmanlı İmparatorluğu’ndan koparmaya çalıştıkları
topraklardaki Türkleri gerçekten etnik temizliğe tabi tutmuştu.
Hikayenin
acı tarafı, ondan sonra Ermenilerin Amerika’daki ve dünyadaki Hıristiyanları
kandırmak için neler yaptığıdır. Ermeni liderler Hıristiyan dünyasına maaşlı
ajan göndermişler ve yüzbinlerce Hıristiyan’ın korkunç Türk Müslümanlarca
katledildiği hakkında gerçek dışı hikayeler anlatmışlardır. Bu sayıyı da git
gide büyütüp  l,5 milyona çıkarmışlardır.
Oysa Amerikalı tanıklar çatışma bölgesinden sağ salim ayrılan Ermenileri
gözleriyle görmüşlerdir. Ermeniler II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin
Yahudilere yaptıklarına dünyanın nasıl tepki verdiğini görmüş ve 43 yıldan
sonra Türklerin korkunç bir “soykırım” uyguladığı çığlıklarını atmışlardır.

 

 

Osmanlı
İmparatorluğu I. Dünya Savaşı’na girip kaybetmeseydi bugün Ermenistan diye bir
devlet de olmayacaktı. Müttefiklerin savaşı kazanmasına hiçbir katkıda
bulunmadıkları, hem de her yerde azınlıkta oldukları halde müttefiklerin
Karadeniz’den Akdeniz’e kadar Osmanlı topraklarına el koyup kendilerine
vermesini, silah, cephane ve askeri birlik temin etmesini istiyorlardı.
Propaganda, ajitasyon ve terörle Türkleri karşılık vermeye provoke ediyorlar,
böylece müttefiklerin müdahalesini sağlayacaklarını umuyorlardı. Ermenilerin
yürüttükleri vahşeti ve Müslüman kurbanları Batı kaynakları kaale almıyordu.
Ermeni para-militan serseriler (Daşnaklar ve Hunçaklar) sayısız Müslüman’ı katlettiler.
l9l8’de
savaş bittikten sonra ufak bir diktatörler çetesi Rusya’da denize kapalı dağlık
bir bölgenin hakimiyetini ele geçirdi ve kendilerine Ermenistan Cumhuriyeti
adını verdi. Yeni devletin ilk yaptığı iş, toprak kapmak amacıyla komşu
Gürcistan ve Azerbaycan’a sinsice saldırmak oldu. Savaş galibi müttefiklerden
de ödüllerini istiyorlardı: Osmanlılardan tazminat ve toprak. İkisi de
verilmedi. Fransızlar ve İngilizler Ocak l9l9’da başlayan Paris Barış
Konferansı’nda kendilerine bir sandalye
bile vermediler. Ermeni iddialarına kanmamışlardı.
Bu arada
Ermeniler aynı zamanda Ruslarla gizli pazarlıklar yürütüyordu. Neticede tek bir
kurşun sıkmadan Sovyetler Birliği’nin bir parçası haline geldiler. l988’de
bağımsızlıklarına kavuşmalarına rağmen Ruslarla yakın ilişkilerini
sürdürmektedirler. Kendi istekleriyle verdikleri askeri üslerde Rus birlikleri,
MIG jetleri ve SAM füzeleri konuşlanmış durumdadır. Amerikan hükümetinden ve
tüm dünya Hıristiyanlarından iane toplamaya da hiç ara vermemişlerdir.
Amerika’daki
Ermeni Meclisi son on yılda l,5 milyar
$ toplamayı  başardığı  gibi, Türkiye veya Yakın Doğudaki diğer
Müslüman uluslarla ilgili herşeye karşı yoğun muhalefet kampanyası
yürütmektedir. Ermeni teröristler Amerika’da ve dünyada yarattıkları çeşitli
terör olaylarında 7l kişiyi öldürüp
387 kişiyi yaralamışlardır.
Amerika’nın
ve tüm dünya Hıristiyanlarının gerçekleri görme zamanı çoktan gelmiştir.
 
ERMENİSTAN
 Terörist Bir “Hıristiyan” Devletinin Sırları
Osmanlı
İmparatorluğu l298’de kurulmuş ve kurulduğundan itibaren Hıristiyanlığa ve
diğer dinlere hoşgörülü bir tutum izlemiştir. İlk zamanlarda Hıristiyan
köylüler, kendilerini Hıristiyan feodal beylerin mezaliminden kurtardığı için
Osmanlı fetihlerini sevinçle karşılıyorlardı. Osmanlılar, onların hayatlarına
kanun ve düzen getiriyor, aynı zamanda din özgürlüğü tanıyordu.
Osmanlılar
Hıristiyan Konstantinopol’ü l453’de fethettiler. O günden sonra bu muhteşem
şehir İstanbul oldu. Osmanlı sultanı Ortodoks Hıristiyanlarını zaten daha önce
tanımıştı. l46l’de Bursa Ermeni Piskoposu Hovahim Ovaksim’i Osmanlı İmparatorluğu’ndaki
tüm Ermenilerin patriği ilan etti. 7O binden fazla Ermeni’yi Kırımlılardan
kurtardı. Bu Hıristiyanlar, Hıristiyan Bizans devleti tarafından Kırım’a
sürülmüştü.
Bunu
izleyen 3OO yıl boyunca Müslümanlarla Ermeniler arasında dostluk hüküm sürdü. O
zaman, Hıristiyan toplulukları arasına Avrupalı kışkırtıcılar henüz girmemişti.
Ermeniler
Osmanlı İmparatorluğu içinde güven kazandılar ve Sultan’ın sadık tebaası olarak
tanındılar. 
l536’da
Osmanlı Hükümeti Fransa ile bir anlaşma yaparak Fransızlara tüm Osmanlı
İmparatorluğu’nda ticaret serbestisi tanıdı. Kutsal yerlerin muhafızlığı
imtiyazı da verildiğinden, Fransa Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bütün
Katoliklerin hamisi sıfatı kazanmış oldu.
Osmanlı
İmparatorluğu gerileme dönemine girince Rusya, Avusturya, İtalya ve diğerleri
Osmanlı topraklarını almaya başladılar. Savaşlar savaşıldı, anlaşmalar
imzalandı. l774’de Osmanlılarla Ruslar arasında imzalanan anlaşma ile, Ruslara
Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Hıristiyanlar adına müdahale etme imtiyazı
tanındı. Bu imtiyaz, Osmanlı’nın iç işlerine Avrupa müdahalesinin kapılarını
açmıştı. Osmanlı İmparatorluğu içinde yaşayan Hıristiyanların Batı dünyasıyla
dostluk kurmasının başlangıcı oldu. Osmanlı imparatorluğu içinde yaşayan
azınlık gruplarında milliyetçi hareketlerin doğmasına yol açtı.
Osmanlı
İmparatorluğu’nun gerileme dönemine girmesiyle Ermeni liderler Osmanlı
Sultanlarının o güne kadar kendileri için yaptığı bütün iyilikleri
unutuverdiler. Bu nankör Ermeniler, Avrupalı güçlerin koruması altında bedavadan
Osmanlı topraklarını ele geçirmek için Avrupalılarla dalaverelere başladılar.
Aynı liderler bir taraftan da sultanlara sadıkmış gibi rol yapıyorlardı.
“Müslümanlara
karşı Hıristiyan” kartını ilk oynayan Ruslar oldu. Çar deli Petro (l689- l725)
Ermeni sadakatsizliğini kullanarak Kafkaslara saldırdı. Ermeni ihaneti Çariçe
Katerina döneminde (l762-l796) de devam etti. Ruslar l796’da Derkend’i
kuşatınca 
Ermenilerin
şehirdeki su kaynakları hakkında bilgi iletmesi, savaşı Rusların kazanmasını
sağladı. Ermeni başpiskoposu Argutinokii Dolgurukou l79O’da verdiği demeçte
“Rusların Ermenileri Osmanlı hükümranlığından kurtaracağına inanıyorum” dedi.
Ermeni Kilisesi’nin l8OO’lerden bugüne, Rusları desteklemesinin, onlarla
işbirliği yapmasının sayısız örneği vardır. l8O8’de Çar I. Alexander Ermeni
Kilisesi Katolikosu Daniel’e, Ruslar lehine casusluk yaptığı için madalya verdi.
Rusya
Osmanlı İmparatorluğu’nu devirmek ve sıcak limanlara kavuşmak için Ermeni
desteğine ihtiyaç duyuyordu. Bu yüzden onlara Karadeniz’den Akdeniz’e kadar
Doğu Anadolu’da “Büyük Ermenistan” vaad etti. Oysa Ermeni halkı tarihinin hiç
bir döneminde buralara sahip olmamıştı. Aslında gerçekten bağımsız bir
Ermenistan da hiç olmamıştı. 3OOO yıl kadar önce, fazla ömürlü olmayan minik
bir krallık yaşamıştı sadece.
l8OO’lerin
ortalarında Rusların birkaç Ermeni’nin zihninde yarattığı “Büyük Ermenistan
Hayali” bugüne kadar devam etmiştir. Rusların hiçbir zaman yerine getirmeyi
düşünmediği bu vaadi alıp işlemişler ve bu toprakların “tarihi vatan” olduğunu
ileri sürmüşlerdir. Hiçbir şey gerçeklerden bu kadar uzak olamaz.
l85O’lerden
itibaren Anadolu’da yeni sesler duyulmaya başlandı: Avrupalı ve  Amerikalı misyonerler. Bu Hıristiyan
misyonerler Osmanlı hükümetinin başına çok işler açtı. Farklı ülkelerden gelen
misyonerler birbirleriyle kavga halindeydiler. Fransa ve Avusturya Katolikleri
koruyordu. Protestanları İngiltere ve Amerika besliyordu. Ruslar Ortodoks
Kilisesini destekliyordu. Bu büyük güçlerin her biri yakında öleceğini
düşündükleri “Avrupa’nın hasta adamı” (bu terimi ilk kullanan Çar I.
Nikola’dır.) üzerinde kendi etkisini arttırmaya çalışıyordu. Kendi
misyonerlerini korudukları iddiasıyla aslında kendi milli çıkarlarına hizmet ediyorlardı.
Ruslar,
Akdeniz’in sıcak sularına ulaşarak İngiltere’nin Hindistan yolunu kesmek için
Ortodoks Ermenileri kullanıyordu. İngilizler, Rusya ve Fransa’yı
durdurarak  Hindistan’a olan göbek bağını
korumak için Protestan Ermenileri kullanmaya çalışıyordu. Fransa, Yakın
Doğudaki çıkarları için Katolik Ermenilerden yararlanıyordu. Yalnızca
Amerikalıların kesin bir milli amacı yoktu.
Bütün
güçler, Osmanlı hükümetinin iç işlerine karışmak için Hıristiyanlığı
kullanıyordu. Gerçekte ise herbirisi Osmanlı topraklarından bir parça kapmaya
çalışıyordu. Başka bir deyişle Avrupa devletleri, akbabalar gibi saldırıp ölü
Osmanlı kemiklerini toplamaya hazırlanıyorlardı.
l877-l878
Osmanlı-Rus savaşından hemen önce Ermeni Patriği Varyabotyan İstanbul’da
İngiliz elçisiyle yaptığı görüşmede, Balkanlardakilere verilen hakların
aynısını istedi. Ermenilerin çok tahrik olduğunu, gerekirse isyan
çıkarabileceklerini, bunun hiç de zor olmadığını belirtti.
l882 Ocak
ayında İngiliz Konsolosu Binbaşı William Everett, İstanbul’daki İngiliz elçisi
Lord Dufferin’e gizli bir rapor sundu. Raporda, Rusların desteğiyle Ermeni  ayaklanma 
hareketinin
git gide güçlendiği, Rus ajanların Ermenileri kışkırttığı, amaçlarının  Osmanlı topraklarını ele geçirmek olduğu
bildiriliyordu. Raporun ekinde, Erzurum’daki Ermeniler arasında dolaştırılan
bir belge yer alıyordu. Bu belge, gizli bir orduya katılmak için başvuru
formuydu. Katılan her Ermeni, özgürlük için savaşmaya yemin ediyordu.
l887’de
Avetis Nazarbekyan Cenevre’de Hunçak (Çan) adını verdiği bir politik hareket
başlattı. Bu “cinayet şebekesi” denilebilecek örgüt Marksist-Sosyalist ilkelere
dayanıyordu. Türk Ermenilerin kaderi bu Rus Ermenisi anarşistlerin eline
geçti.  Ermeni tarihinde bu bir dönüm noktasıydı.
Nazarbekyan
en pervasız, en militan Ermeni elebaşlardan biri oldu. Amacı, Müslümanları
Ermeni teröristlerin şiddetine maruz bırakmak, Müslümanlar kendilerine cevap
verince de “barbar Müslüman Türkler masum Hıristiyanlar Ermenileri katlediyor” diye
yaygara koparmak, böylece Avrupa devletlerini Ermeni devleti kurmaya ikna
etmekti.
Hunçak
liderler sadık adamlarına “her yerde, her durumda bulduğunuz her Türkü vurun” emrini
veriyordu. Bu teröristler Müslüman Türkleri soğukkanlılıkla öldürdükleri gibi,
kendilerine yardım etmeyi reddeden Ermenileri de öldürüyorlardı.
Hunçakların
parti programına bir bakın:
l. Mevcut düzen ihtilalle yıkılıp yeni bir düzen
kurulacaktır.
 2.    Partinin
ilk hedefi Türk Ermenistanı’na siyasi ve ulusal bağımsızlık kazandırmaktır.                    (Oysanüfusun sadece üçte birini teşkil ediyorlardı.)
3.    Bu
hedefe ulaşmak için başvurulacak araçlar propaganda, provokasyon, terör,
örgütlenme ile köy ve işçi hareketidir. Terör yalnız Osmanlı hükümetine
karşı  değil, tehlikeli addedilen
Türklere ve Ermenilere karşı da kullanılacaktır.
4.
İhtilali
gerçekleştirmek için en uygun zaman, Türklerin savaşta olduğu zamandır.
5.    Türk
Ermenistanı bağımsızlığa kavuşturulduktan sonra ihtilal Rusya ve İran’a da
yayılacak ve Federatif Ermenistan kurulacaktır.
Bunlara
bir de l89O’da, Rus üniversitelerinde eğitim görmüş üç kişinin kurduğu Devrimci
Ermeni Federasyonu (Daşnaksutyan) ilave oldu.
Daşnakların
da parti programı Hunçak’larınkine benziyordu:
l. Vuruşan çeteler örgütlemek,
  2.
Söz veya eylemle halkı
ihtilale teşvik etmek,
  3.
Halkı silahlandırmak,
  4.
Hükümet yetkililerini,
gammazları, hainleri vurmak ve terörize etmek,
  5.
Kamu kurumlarını
yağmalamak, yıkmak.

 

 

Devrimci
Ermeni Federasyonu kurulduğu ilk gün bir terör örgütü olarak kurulmuştu.
Ermenistan’ı I. Dünya Savaşı’ndan sonra hakimiyetine alan bu örgüt olacaktı.
Yine bu örgüt günümüze kadar devlet destekli terörünü sürdürmüştür.
Bu
dönem, bağımsız devlete ulaşmak için Ermeni terörünün bir araç olarak
kullanıldığı dönemdir. Bu dönem aynı zamanda propaganda, yalan ve aldatmacanın
önde gelen silah olarak kullanıldığı dönemdir. Korkunç Müslüman Türklerin
kendilerini yıldırdığı ve katlettiğine, Hıristiyan Batıyı ikna etmeye
çalışıyorlardı. Oysa Diyarbakır’daki İngiliz viskonsülü Tomas Boyacıyan bile
Osmanlı hükümetinin Ermenilerin katli için emir verdiği yolundaki ithamlara “böyle
bir emir verilmediğini kesinlikle söyleyebilirim” diyor ve ilave ediyordu “aksine,
Ermeniler kendi aralarındaki sorunlar yüzünden birbirlerini öldürüp
suçu Müslümanların üstüne
atıyorlar.”
Ermeniler,
yabancı bir devletin Osmanlı İmparatorluğu’na girip istedikleri toprakları
silah zoruyla alması, sonra da 6 vilayeti Ermenilere vermesi için ellerinden
geleni yapıyorlardı. Ermeniler bu vilayetlerin kendi “ata yadigarı” vatanları
olduğunu iddia ediyorlardı. Oysa Ermenilerin yutturmaya çalıştıkları bu
palavranın önemli bir açmazı vardı: bu vilayetlerin hepsinde Ermeniler nüfusun
küçük bir azınlığını oluşturuyorlardı. l892’de İngiliz Dışişleri Bakanlığının
Coğrafya bölümünde vilayetlerin nüfus dökümü şöyle verilmişti.
İl
Müslüman
Yunanlı
Ermeni
Diğer
Toplam
Erzurum
5OO.782
3.725
l35.O87
22
639.6l6
Sivas
839.5l4
76.O68
l7O.433
l.O86.Ol5
Diyarbakır
337.644
9.44O
79.l89
45.233
47l.5O6
Harput
5O4.946
65O
69.7l8
575.3l4
Van
247.OOO
79.998
lO3.OO2
43O.OOO
Bitlis
257.862
2lO
l3l.39O
9.l62
398.624
Toplam
2.687.748
9O.O93
665.8l5
l57.4l9
3.6Ol.O75

“Uyruk altındaki
Ermeni sevimsiz, zalim, dalkavuk, ilkesiz,
yalancı ve hırsızdır; özgürlüğü verilince bu kötü
özelliklerinin hiçbirini kaybetmediği gibi, ilaveten
küstah, baskıcı ve despot olur. Bir çeşit sinsi hırsız kurnazlığına sahip
olduğundan, cahillerin arasında zeki yerine geçer.”

“Türklere karşı yapılan tek taraflı ve gerçek dışı bilgi saldırısı
hangi halka karşı yapılırsa yapılsın, uzun süre
cevapsız kaldığı takdirde düşmanlık ve nefret doğuracaktır. Bunu
da ortadan kaldırmak kolay olmayacaktır. Ne zaman elime batıdan haberler veren bir gazete
alsam dua ediyorum, `Tanrım, ne olur bunlara inanmama izin verme’ ”

“Sefil
Türk halk üç gün boyunca vahşiler çetesinin şehvet ve zulmüne teslim oldu. Cinsiyet
ve yaşa bakılmıyordu. Kadınlar ve çocuklar
öldürülmeden önce işkenceden
geçiriliyordu. Katliam öylesine korkunçtu ki gerilla lideri Koloktrones’in
kendisi bile, kasabaya girdiğinde kale duvarlarından itibaren atının nallarının
hiç yere değmediğini söylemişti. Zafer yolunda cesetler halı gibi serilmişti. İki günün sonunda
geriye kalan berbat
haldeki, her yaştan
ama çoğunluğu kadın ve çocuk 2OOO
kadar Müslüman komşu
dağdaki bir uçurumun kenarına götürülerek hayvan gibi
kesildiler.”

“l9. yüzyılda ve 2O.
yüzyılın başında Doğu Anadolu ve Kafkas tarihi denen şeyin büyük kısmı gerçekte,
bölgenin kontrolünü ele geçirmek isteyen etnik grupların propagandasıdır. Bu
tür tarih yazarları kendi gruplarının kayıplarını

“Kısa
süreli Ermeni hakimiyetindeyken olanlar, hep aynıydı: silahsız Müslümanların kaçırılması ve öldürülmesi, Müslüman pazarların, mahallelerin,
köylerin yakıp-yıkılması, ayırımsız yağma ve tecavüz”

“Erzincan tam bir
trajedi sahnesiydi. Kuyular Müslümanların cesetleriyle doluydu. Kesik
bedenler, kollar, bacaklar, kafalar her tarafa
saçılmıştı. Askerler
gömülmemiş ll2, kuyularda-hendeklerde
6O6 ceset buldular. Tabii ki gerçek
sayı bunun çok üstündeydi. Yol yaptırma bahanesiyle şehirden alınan 65O
Müslüman’ın akıbeti hiç
bilinmedi.”

“İnsanlık
adına, Müslüman halkın idaresi Ermenilerin eline bırakılmamalıdır. Disiplinsiz
Ermeni birlikleri sürekli vahşet uyguluyor. Adalet varsa, biz ilerde bunlardan ahlaken sorumlu tutulacağız.”

“General Dro ile görev
yapan kendi subaylarım savunmasız köylerin bombardıman edilip işgal edildiğini,
kaçamayan herkesin zalimce öldürüldüğünü, köyün talan edildiğini, hayvanlara el
konduğunu, köyün de yakıldığını rapor ettiler. Bu eylem, Müslümanları yok etmek
için düzenli ve sistematik şekilde
uygulanıyordu.”

“Rus Ermenileri savaşın (I. Dünya
Savaşı) çıkışını başlangıçta büyük coşkuyla
karşıladılar. Kendilerine Türk Ermenilerini kurtarıp
sınırsız ilerleme sözü veren
Çar Nikola’ya bağlılık yemini ettiler.
İyimserlikle dolu Rus Ermenileri çarın
ordusuna
 lOO.OOO  adam
 vermenin  yanında  Türk  Ermenistanının  `kurtuluşuna’ yardımcı olmak üzere
yedi adet gönüllü
çete kurdular. Gönüllülerin partizan taktikleri
ve engebeli arazi
hakkındaki bilgileri Ruslar
için çok yararlı
oldu. Fakat Ermenilerin
umutları
l9l6’da sönüverdi. Rus yetkilileri
aniden gönüllü birliklerin lağvını,
Ermeni sivil hareketin durdurulmasını emrettiler. Bu ani dönüş, Ermenileri yasa boğdu.

“Kanunsuzluğun ve ıstırabın ortasında, hükümet kurma geleneğinden yoksun bir şekilde uğraş
verdiler. Ülke Türk Ermenistanı’nı özgür kılmak için bir ihtilal grubu olarak yaratılmıştı; yasal
iktidar organizmasına dönüştürme niyeti yoktu, o
şekilde yapılandırılmamıştı. İdareye benzer tek şey, Erivan’da l9l5 Van direniş kahramanı Aram Manukyan ve
tanınmış partizan komutan Dro (Dresdomat
Kanayan’ın kısaltılmışı) nun diktatörlüğüydü.”
(Hovanisyan)

“l9l8’e gelindiğinde Ermeni diplomasisinin emeklerinin boşa çıktığı anlaşılmıştı. İronik bir çelişkiyle Ermenistan
Osmanlı İmparatorluğu’na avuç açtı” (Hovanisyan)

Ermenilerle
Türkler arasındaki konferans başladığında “Ermeniler, Ermenistan
Cumhuriyeti’nin kurulmasını hoş gördüğü için Osmanlı İmparatorluğu’na teşekkür
edecek kadar tevazu gösterdiler. Görüşmeler sırasında bir Türk sözcüsü Ermenilerin sorunlarının Kürtlerden,
askeri yetkililerden ve yerel yetkililerden kaynaklandığını söyledi ancak
Ermenileri de Osmanlı
vatanına ihanetle suçladı.” (Hovanisyan)

“l9l8’de
Almanya ile imzalanan ateşkesin hemen arkasından Amerikan Gıda Dairesi Avrupa
kıyılarına kargo üstüne
kargo gönderdi. Yardım operasyonunu
Herbert Hoover Fransa’dan yönetiyordu.

l9l9’da
Ermeniler denizden denize bedava toprak ele geçirmek için lobi yapıyorlardı.
İstedikleri şuydu: “Aynı isimde ayrı bir devlet kurulup Milletler Camiasının
gözetimi altına girmesi önerildi. Yeni devletin sınırlarını tabiat belirlemişti. Batıda
anti-Toroslar, doğuda Toroslar mükemmel doğal sınır oluşturuyordu.
Trabzon ve Karadeniz limanları, Adana ve Akdeniz limanları, 6 Türk-Ermeni
vilayetine Kars ve Erivan katılacaktı. Ancak Ermenilerin bir sorunu vardı:
çizilen sınırlar içindeki her yerde Ermeni
nüfusu %3O-35’i aşmıyordu. Dolayısıyla self-determinasyonun daha
liberal bir tanımına ihtiyaç vardı.” (Hovanisyan)

“Osmanlı
ordusu baştan aşağı silahsızlandırılacaktı. Ancak müttefikler İç Anadolu
vilayetlerinde bunu mecbur kılan ciddi önlemler almadılar. Türk Ermenistanı Rusya’ya
giden su yolları
üzerinde değildi. Mondros
Mütarekesinin bu temel zaafı Ermenistan’ı destekleyenlerce hemen fark
edildi. Ermeni Parlamentosu Türk Ermenistanı’ndaki tüm Osmanlı ordularının
lağvını ve gerekirse bölgenin askeri
işgalini talep etti.”
(Hovanisyan)

“Mayıs l9l9’da İtalyan
birlikleri Küçük Asya’nın güney kıyılarına çıkarken, Paris’te Türkiye
ile daha ılımlı bir anlaşma
yapılması yolunda bir görüş oluştu. Böylece Barış Konferansı Ermenistan’a manda gücü, kesin sınırlar ve garantili
bir gelecek bahşetmek yerine tavsiye, gözetim ve danışmanlıkta bulunmak üzere
yerleşik bir komiser tayin etmişti. Ermeniler altın fırsatın ellerinden
kaçışını umarsızca seyrettiler. Ermenistan tanınmamış, Paris Konferansı’ndan
resmi sandalyeden yoksun bırakılmıştı. Büyük güçlerin hiçbiri Türk
Ermenistanı’nı işgal etmeye veya hiç değilse Ermenistan ordusunun bunu yapması
için gerekli eleman veya malzeme teminine yanaşmamıştı.” (Hovanisyan)

“Amerika’yı Ermenistan
meselesine bulaştırmak ve böylece dikkatimizi tüm Yakın Doğu sorunundan
uzaklaştırmak için sürekli baskı yapılıyor. Ermeniler çektiklerinin çoğunu
kendi başlarına kendileri getirdiler; İngiliz yetkililerin ve Amerikan
misyonerleri ile yardım kuruluşlarının teşvikleri, ahlaksız Ermeni liderlere
agresif taktikler uygulama cesareti vermiştir. Amerika, Ermenistan’a girme baskılarına boyun eğmemelidir. Kafkaslarda
kalması gereken İngiltere’dir. İngiltere Kafkaslara bencil sebeplerle girdi,
şimdi de bencil sebeplerle çıkıyor. Beni Türk taraftarı olmakla suçluyorlar.
Mutlak doğru dışında hiçbir şeyin taraftarı değilim
ve bu yolu izliyor, benimle
aynı kanaatte olmayanlara
metelik vermemeye çalışıyorum. Türk taraftarı olduğum zannediliyor çünkü
oralarda bulunun 2 milyon Ermeni kadar 2O milyon Müslüman’ın da çağdaş
uygarlığı kazanmasına yardım edilmesi gerektiğine inanıyorum.” (Hovanisyan)

“Erivan etrafına
çekilen demir zincirden söz ederek ulusu kaynaklarının son zerresine kadar
ileri sürmeye davet etti. l9l9 Ağustosu’nun
ortasında parlamento seferberlik ilan
etti ve yardım
talebinde bulunmak üzere
İngiltere, Fransa, İtalya, Amerika, Yunanistan, Romanya, İspanya,
Portekiz, Belçika, Hollanda, Norveç, İsveç,
İran, Çin ve Japonya’ya ajanlar
gönderdi. Seferberlik çileyi,
açlığı, salgınları arttıracak, yeni yetimler yaratacak, ulusu büsbütün
çökertecek olsa da, Türklerin elinde yok olmaya karşı tek seçenekti. Binlerce

Tarihçi
McCarthy’ye göre “diğer raporlar, örneğin Harbord ve King-Crane raporları
kamuoyuna adamakıllı duyurulmuştu. Niles ve Sutherland’in raporu Harbord’ın raporu yanında kamuoyunun bilgisine
sunulmalıydı ama sunulmamıştı. İnsan, gösterilen kanıtlar iktidardakilerin
duymak istediği cinsten değildi diye düşünmekten kendini alamıyor.”

“Ermenistan’ın Osmanlı
İmparatorluğu’ndan ayrılması bir türlü gerçekleşmedi. Bu arada müttefik
kuvvetler bölgeden çekildi, toplumsal ve ekonomik huzursuzluk baş gösterdi,
Amerika umursamaz davrandı ve Türk direniş hareketi siyaset sahnesine çıktı.
Erivan Cumhuriyeti’ni ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yalnızca doğu sınır
vilayetlerini içine alan
küçük bir Ermeni devleti kurulması fikri genel
kabul gördü. Ermenistan’ın denizden denize toprak planları kenara atılacak ancak
Türkiye’de kalmış Hıristiyanların güvenliği teminat altına alınacaktı.
Kilikya’da da özel bir idari rejim kurulacaktı. l92O Londra Konferansı öncesinde genel tutum
buydu.

İngiliz
dış işlerinden Edwin Montegu “Yeni Ermenistan devletindeki bütün Osmanlı
uyrukluların tüm mallarının ellerinden alınıp kuşaklar
boyu yaşadıkları topraklarından kovulması önerisini esefle karşılıyorum” diyordu. (Hovanisyan)

İskenderun’a
yayılan büyük Ermenistan hayali gerçeklere ve mantığa tamamen aykırıdır.” (Hovanisyan)

“Delegeler Karadeniz’de
Tirebolu’dan başlayıp güneye, Kelkit üzerinden Harput’a uzanan bir çizgi
çizdiler. Ermeni delegelerine talep ettikleri toprakları ele geçirebilecekler mi diye sorulduğunda Akaravyan kendilerine 5O.OOO
askere yetecek silah, cephane ve müttefik kuvvetlerin bayrakları
altında ilerleme prestiji verilirse işgal
edebileceklerini söyledi.” (Hovanisyan)

“Ermenilerin daha önce
yaptığı hesaplara göre Osmanlı İmparatorluğu’nda uğradıkları zarar l9 milyar, Rusya’da 5 milyar Fransız Frangı
idiydi. Ermeni liderler komisyona hiçbir halkın Ermeniler kadar eziyet
çekmediğini, Ermenilerin sürüldüğünü, soyulduğunu, yağmalandığını ve
katledildiğini, dolayısıyla Türkiye hükümetinin bunu tazmin etmesi gerektiğini
anlattılar. Komisyon Türklerin muazzam toprak kayıpları ve kamu mallarına el
konacak olması dolayısıyla yeterince cezalandırılmış olacağını belirterek
anlaşmaya azınlıklara tazminat ödenmesi
yolunda madde konmamasını oybirliğiyle kabul etti.” (Hovanisyan)

“Ermeni meselesi müttefikleri o kadar
bıktırmıştı ki 2O Nisan’daki San Remo üst konsey toplantısında usulden sempati
sözcükleri veya iyi dilekler bile
olmadan Ermenileri ortada
bırakıverdiler.” (Hovanisyan)

“Müslüman nüfusun
yaşadığı zorluklar dikkatleri Devrimci Ermeni Federasyonu Daşnaksutyun’a yöneltti. Avrupa’daki diplomatik çevreler, gizli operasyonları ve siyasi vahşetiyle tanınan bu partiye hiç
güvenmiyorlardı. Daşnakların artık
legal bir örgüt haline gelip Ermeni hükümetinin başında olması
Ermenistan’ın imajına zarar veriyordu.” (Hovanisyan)

“Girmemiz
istenen şu eşekarısı kovanına bir bakalım. Mandamız istenen ülkenin çevresinde
25O milyon Müslüman yaşamaktadır. Müslümanlık, Hıristiyanlıktan daha büyük bir
hızla yayılmaktadır. `Ağza alınmaz Türk’ diyenler, bedeviyi aşağılayanlar,
İslam’ı hor görenler, unutmayın ki dünya nüfusunun 25O milyonuna hakaret
ediyorsunuz. Dinle ve kan bağıyla
birbirine bağlı bu insanlar soygunlara, yağmalara, tahakküme ilelebet mi
boyun eğecekler?

“Bize Ermenilerin bir el bile kaldıramadan kesildiği, bütün ailelerin öldürüldüğü söyleniyor. Türk askerlerin
evlere girip bütün aileyi domuz öldürür gibi öldürdüğü fakat Ermenilerden başka
hiç kimsenin ölmediği hikayeleri anlatılıyor. Karşı tarafın hiç kayıp vermemesi
mümkün olabilir mi? Hiçbir şey yapmadan öylece durup
öldürülmeyi mi beklediler?”

Dolayısıyla bu dava her iki tarafın
Doğu barbarlığıyla aynı yöntem ve taktiklere
başvurduğu, yüzyıllara dayanan bir nefret davasıdır. Bu lağım çukuruna
Amerika’nın girmesi isteniyor. Bir defa girdi mi de, tek bir Amerikan askerinin kanı dökülse bile Amerika
olayın arkasında durmak
zorunda kalacaktır.”

“Sovyet
Hükümetiyle imzalanan anlaşmada Karabağ, Zangegur-Nahçıvan geçidinin Kızıl Ordu
denetimine geçmesine razı oldular. Müttefikler buna çok kızdı. Fransız komiseri
`Ermenistan artık bir müttefik addedilemez, hatta düşman kampında bile
addedilebilir’ dedi.

“l3 Eylül sabaha karşı
Oltu’daki Türk askeri kuvvetleri önden ve arkadan hücum etti. Fiziksel ve
askeri uykuda olan Ermeniler çapraz ateşe yakalanmışlardı. 2OO’den
fazla kayıpla toplarını-tüfeklerini bırakıp
cepheyi terk etmek zorunda kaldılar.

“Türk ve Ermeni halkları
asırlardır komşu olarak yaşamıştır. Sağduyu,
Türkiye ile Ermenistan Cumhuriyeti’nin karşılıklı saygı ve menfaate
dayanan, barışçıl ilişki içinde olmasını amirdir. O yüzden askerlerinizin
Ermenistan sınırlarına doğru ilerlemesini anlamıyoruz. Çatışma nedenlerini
açığa kavuşturmak ve barışçı bir çözüm bulabilmek amacıyla bizim ve sizin
temsilcilerimizin bir görüşme yapabilmesi için hükümetimiz hükümetinizden tarih
ve yer bildirmesini rica eder.”

“l9l8
yılına kadar Türk ve Ermeni halkları arasındaki uzun ve kanlı savaşların
esasta, Doğu Anadolu’ya hakim olmak isteyen Rusların yol açtığının farkındayız.
Rus İmparatorluk rejiminin çökmesini takiben Rusların geri çekilmesinden sonra
Ermeni çetelerinin gerçekleştirdiği korkunç katliam karşısında Türkiye’nin
soğuk kanlılığını koruması sayesinde bir sükunet dönemine girilmiştir.
Devletinize karşı bizi sert önlem almaya zorlayan şey, Ermeni birliklerinin aralıksız saldırısıdır.” (Hovanisyan)

“Ermeniler,
Müslüman yurttaşlarıyla uyum ve eşitlik içinde yaşama arzusunu izhar
etmişlerdi. Oysa Ermeni hükümeti iki yıllık varlığı süresince, Ermeni

“Moskova’da Ermeni-Sovyet müzakereleri İngiliz Dışişlerinin Ermenistan’ı yeni
baştan değerlendirmesine yol açtı. Raporlar Ermenileri aşağılayıcı ifadelerle
doluydu.: güvenilir olmayışları, boş yere ortalığı ayağa kaldırdıkları, kendi
yetersizliklerinin suçunu başkalarına atma yetenekleri, korkaklıkları,
değersizlikleri, hayalperestlikleri vs. İngilizler tarafından
silahlandırıldıkları halde Rus Ermenistan vilayetlerini ellerinde tutmayı
becerememişken Türk Ermeni vilayetlerini istemeye
devam etmeleri İngilizleri Ermeni meselesinden
ve Ermenilerin kendilerinden yaka silker hale
getirmişti.” (Hovanisyan)

“Türklerin
binlerce Ermeni’yi katlettiğine dair raporlar dolaşıyor ortalıkta. Bu raporlar
o kadar sık tekrarlanıyor ki öfkeden kanım beynime sıçrıyor. Kendi Amerikalı
görevlilerimizin ifadelerine göre bu Ermeni raporları tamamen asılsızdır. Bu
sahte raporların, aksini ispatlamaya meydan vermeden Amerika’da dolaştırılması
bir dehşettir ve kesinlikle Ermenilere iyilikten çok kötülük yapmaktadır. Bence Ermenileri bu işten vazgeçirmeliyiz, yalnızca haksız
oldukları için değil,
aynı zamanda kendilerine de zarar verdiklerinden.”

“Müzmin hastalık gibi derine kök salmış bu zehirli yaratıkları (Yahudiler) söküp
atmak bazen zor oluyor. Bunları
yok etmek için bir ulusun
(Naziler) olağandışı
yöntemler kullanması vahşet
olarak nitelendiriliyor. Bir cerrahi ameliyatta kan akması doğaldır. Bu şartlarda diktatörlük kurtarıcı rolü oynar.”

“ll-l2 Mart gecesi Ermeni
kasaplar Erzincan ve çevresindeki halkı süngüden geçirdi. Bu barbarlar
kurbanlarını 8O’li gruplar halinde çukurlara atıyordu. Yaverim bu şekilde 2OO
çukur ortaya çıkardı. Bu dünya uygarlığına karşı işlenmiş bir suçtur.”

“Köylere giden yollar
Müslümanlara ait süngülenmiş bedenlerle, kesik kol- bacaklarla, dışarı
çıkarılmış iç organlarla doluydu. Çoğu kadın ve çocuktu. Ölümleri organize eden
doktorlar ve yardımcılarıydı; öldürme işlemini de Ermeni ordusu yapıyordu.
Büyük çukurlar açılıyor, savunmasız insanlar çukurların kenarına getiriliyor,
hayvan gibi kesilip çukura atılıyordu. Çukurun başında duran Ermeni
sesleniyordu `7O ceset oldu, bu çukur daha lO tane alabilir’. Onun üzerine lO Müslüman daha parçalanıp çukura
atılıyor, sonra da çukurun üstü kapatılıyordu. Veya
cinayetlerden sorumlu Ermeni bir evi 😯 Müslüman’la dolduruyor, sonra da teker
teker kafalarını kesiyordu. Erzincan katliamını takiben Ermeniler Erzurum’a
doğru çekilmeye başladılar. Yol üzerindeki
Müslüman köylerin tamamını
yaktılar, canlı insan
bırakmadılar.”

“O günlerde Ermeniler Erzincan çevresindeki Türklere karşı tasvir
edilemeyecek zalimlikte cinayet işliyorlardı. Türkler silahsız ve savunmasızdı.”

Daşnak
terör örgütü bu vilayetlerde ihtilal hazırlığına başladı. Silah toplama ve
terör kampanyası merkezi Rus Ermenistan’ıydı. Kendilerine ermeni Kilisesi de
çok yardım ediyordu. Kilise yetkilileri Osmanlı ve Rus topraklarında rahatça
dolaşıp gerekli iletişimi sağlıyorlardı. Kiliseler cephanelik ve terörist
barınağı işlevi görüyordu.
Ancak bazı
yabancılar olayların ardındaki gerçeği görüyorlar, raporlarında bildiriyorlardı
(Kitapta bunların pek çok örneği var. Bu özette, yalnızca bazıları yer
alacaktır.).
l895’de İngiliz parlamento üyesi Sir Ellis Bartlett
terör kampanyasına ilişkin bir broşür
yayınladı. “Türk-Ermeni olayları hakkında ortalıkta dolaşan söylentilerin
çoğu,
en hayali, en kötü
ruhlu kafalar tarafından üretilmekte ve yayılmaktadır. Kışkırtıcıların amacı Ermenilerin çilesini durdurmak değil, İngiltere’de Türkiye’ye ve Türklere karşı duyguları harekete geçirmektir. Osmanlı sultanının Hıristiyan tebaaya hiçbir özgürlük tanımadığı yolundaki Ermeni  iddiaları külliyen yalandır. Dörtyüzyıldır hiçbir hükümet
Osmanlı İmparatorluğu kadar hoşgörü göstermemiş, din özgürlüğü tanımamıştır.
Her tür din -Yunan, Musevi, Nestoriyen, Katolik ve diğerleri- mükemmel bir
ibadet ve öğreti özgürlüğüne sahiptir. Türkler geçmişte daha az cömert
olsalardı, bugünkü sorunların çoğunu yaşamayacaklardı. Aynı dinden olmayanlar Fransa,
Almanya, hatta İngiltere’de yakılırken Osmanlı hükümeti tebaasına tam bir din
özgürlüğü tanımıştı. Ne yazık ki Ermeni kaynakları tarafından uydurulan bu dev
aldatmacaya İngiliz basını
da alet olmuştur.”
İngiliz
viskonsülü Yüzbaşı Dickson, Büyükelçi Lowther’e yazdığı 3O Eylül l9O8 tarihli
raporda şöyle diyordu:
2O.
yüzyılın başında Ermeni teröristler, denizden denize bir devlet yaratacaklarsa,
dışarıdaki Hıristiyan ülkelerin yardımına ihtiyaçları olduğunu fark ettiler.
Bunun  üzerine Daşnaklar o sırada 5O
yıllık olan “ata yadigarı” vatanlarına destek bulmak için adamlarını tüm
dünyadaki Hıristiyan ülkelere gönderdiler. Daşnaklar, yabancı ülkelerdeki bu
Ermenilere “Ermeni Kolonileri” adını verdiler. Bu koloniler ve onların
etkiledikleri ermenofiller, hükümetleri 5O yıllık “eski” vatanlarını aktif
biçimde desteklesin diye yoğun lobi kampanyaları başlattılar. Bu dönem
Ermenilerin asılsız “Hıristiyanlığa karşı Müslümanlık”kartını oynamalarının
yoğunlaştığı dönemdir. Bu güçlü siyasi lobi bugün de devam etmekte, koloni
mensupları gerektiğinde kendi çıkarlarını uyruğu olduğu ülkenin çıkarlarından
üstün tutmaktadır.
Adana’daki Ermeni isyanında Adana patriğinin ve
Kozan kilisesinin büyük rolü vardır. Bu kilise isyanı planlayan ve yürüten
teröristlerin karargahıydı. Piskopos “cinayete karşılık cinayet; silahlan, her
Ermeni için bir Türk öldür” vaazı veriyordu.
l9l4’de I.
Dünya Savaşı yaklaşırken Ermeni militanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa
gireceği umuduyla hazırlıklarını arttırdılar. Katolikos Kevork V, “Ermeni
Meselesi” adını verdiği konuyu çözümlemek için bir plan ortaya koydu. Bu dini
lider, Müslümanlar büyük çoğunluğu oluşturmasına rağmen Anadolu’nun “Ermeni
Vilayetleri”nin tek bir otonom eyalet haline getirilip başına da Ruslar  tarafından atanan Hıristiyan bir vali
getirilmesini önerdi. Ruslar bu planı kabul ederse Katolikos Ruslara Osmanlıyla
savaşlarında bütün Ermenilerin destek vereceğini vaad etti.
Kuşkusuz
Rusların Ermenilere göz diktikleri Osmanlı topraklarını bedavadan vermeye asla
niyeti yoktu. Ancak Daşnaklar Rusya ile pazarlıklarını sürdürdüler. İngiliz
diplomatı R. McDowell bir raporunda Rusların Türkiye’de casusluk yapmak ve
kargaşa yaratmak için Daşnak derneğini epeyce kullandığını bildiriyordu.

 

 

Ermeniler
bir taraftan Türklerin dostu, Osmanlı hükümetinin sadık tebaası gibi
görünürken, bir taraftan da Rusya’nın aktif yardımıyla Van, Bitlis, Erzurum,
Karahisar, Sivas, Kayseri ve Diyarbakır’da örgütlendiler. Buralara silah sokup
kiliselerinde ve okullarında sakladılar. Ondan sonra da, çoğu Osmanlı ordusu
kaçağı olan bul serseriler Müslüman köylülere saldırıp katletmeye başladılar.
Ermenilerin
Doğu Anadolu’da gittikçe artan vur-kaç saldırıları üzerine, Osmanlı  Ordusu komutanlığı Ermenilerin örgütlü bir
isyan planladığını fark etti. Osmanlı subayları bu kanaatlerinde haklıydılar.
2 Kasım
l9l4’de Ruslar Osmanlı sınır bölgelerini işgal etti. l9l5 Şubat’ında Ermeni Daşnak terörist örgütü 3O üyeden oluşan bir
savaş komutanlığı kurdu. Bu terörist savaş komutanlığının başında Karahisar
piskoposu bulunuyordu. 2O Şubat’ta Osmanlı birliği papazların teröristleri
saklayıp koruduğu Arak manastırında saldırıya uğradı. l3 Nisan’da bir Ermeni çetesi Van’ı ele geçirip hemen hemen tüm
Müslüman halkı katletti.
Osmanlı
hükümeti Ermeni Kilisesi’nden vur-kaç saldırılarının durdurulmasını talep etti.
Hükümet, Ermeni patriğiyle yaptığı toplantıda, ordunun ilerlemekte olan
Ruslarla savaşını engelleyen terörist saldırıları durdurmadıkları takdirde
ciddi önlem alacağını ve Ermenileri ordunun arkasıdan çekeceğini bildirdi.
Ermeni patriği ve Ermeni elebaşları bunu zaaf işareti olarak gördüler ve
Osmanlı hatları arkasından hücumlarını arttırdılar. Gerilla tarzı vur-kaç
saldırıları orduya ve yerli halka çok zarar
veriyordu.
l2 Mayıs l9l5’de İngiltere’nin Kahire komiseri Sir Henry
McMahon Londra’ya gönderdiği gizli mesajda Ermenilerin Türk ordusu için büyük
çaplı sorun yarattığını
bildiriyordu.
24 Nisan
l9l5’de Osmanlı hükümeti Ermenileri bütün stratejik bölgelerden çıkarma kararı
aldı. Bu karara Ermeni isyanları ve gerilla hareketleri sebep olmuştu. 26 Mayıs
l9l5’de Osmanlı hükümeti, İçişleri Bakanlığına Doğu Anadolu’daki vilayetlerden
Ermenileri boşaltma emri verdi. Yeni isyanlar ve gerilla hareketleri
örgütleyemeyecek kadar uzağa gönderileceklerdi.
Şu tarihi gerçeğe
bakın: Bu kararın
İstanbul’da alınmasından tam üç gün önce, yani
2l Nisan
l9l5’de Echmiadzin Katolikosu Ruslara, Osmanlı hükümetinin Ermenileri
katlettiğini söyledi. Hükümet henüz tehciri başlatmadan, daha tek bir Ermeni
çantasını hazırlayıp evden
ayrılmamışken nasıl katliam
olabilirdi ki?
Katliam
iddialarının esas kaynağı olan Echmiadzin Kilisesi, Ermenilerce 3O3 yılında
yapıldığı ve bu yüzden kendilerinin dünyanın en eski Hıristiyanları olduğu
iddia ediliyordu.
Ruslar
Londra, Roma ve Washington’daki büyükelçilerine Echmiadzin Katolikosunun
“Ermeni  protestosunu”  destekleme
talimatı  verdi.  Rusların
amacı  bu   ülkelerdeki 
kamuoyunu
etkilemek ve böylece Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşa
girmelerini sağlamaktı.
23
Mayıs l9l5’de Osmanlı
hükümeti 4. Ordu komutanlığına ilk tehcir emrini verdi.   Emir şöyleydi: “Devletin güvenliğini ve
mevcudiyetini korumak için, yürütmekte olduğumuz savaş üzerinde kötü etkisi
olan bu zararlı faaliyeti müessir ameliyelerle yıkmak ve yok etmek şart
olmuştur.” Bu emrin soykırımı içermesini bırakın, aksine emrin son paragrafında
Osmanlı Dahiliye Nazırı katliama yol açabilecek hareketlerde bulunulmamasını
özellikle uyarıyordu.
Dahiliye
nezaretindeki 7 Aralık l9l6 tarihli
bir belgede 7O2.9OO Ermeni’nin tehcire
tabi tutulduğu, bu iş için l9l5’te 25
milyon kuruş, Ekim l9l6 sonuna kadar
86 milyon kuruş harcandığı ve yıl sonuna kadar da l5O milyon kuruş daha
harcanacağı yazılmıştır.
Türkler
Ermenileri katletmek isteselerdi bu işi yapıp bitirir, tehcire 26l milyon kuruş
harcamazdı. Osmanlı hükümeti mali açıdan zaten berbat haldeydi; sokağa atacak
parası yoktu. Bir servet harcayarak Ermenileri yerlerinden kaldırmak, sonra da
öldürmek olacak iş mi? 
 
24  Mayıs
l9l5’de müttefikler Rusya’nın isteğine uyarak Osmanlı hükümetini “Ermeni
katliam”ından sorumlu tutacaklarını söylediler.
Osmanlı
Bakanlar Kurulu Ermenilerin Doğu Anadolu’daki Osmanlı savaş hattının arkasından
uzaklaştırılmasını ta 3O Mayıs’ta onayladı; yani Rusya, İngiltere ve Fransa’dan
oluşan müttefiklerin daha henüz başlamamış tehcirde gerçekleşen  “Ermeni katliamları”ndan Osmanlıları sorumlu
tutacağını bildirmesinden tam 6 gün sonra.
9 Aralık
l9l5’de Patrik, Hindistan’da tutulan 25O Ermeni savaş  esirinin
Kıbrıs’ta  eğitilip Fransız
yabancılar lejyonuna katılmasını teklif etti. Patriğin oluşturduğu bu Ermeni
Legion d’Orient, Doğu Anadolu’da yaşayan masum Müslümanlar için “kutsal terör”
oldu. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir bölük savaş sırasında ve  sonrasında sivillere karşı bu Ermeniler kadar
vahşi ve boğaz kesici olmamıştır. Nereye gitseler  sivil halkı terörize ediyorlar, Müslümanları
katlediyor, ırzına geçiyor ve soyuyorlardı. Bunların yaptıklarını Amerikalı ve
İngiliz yetkililer bile raporlarında belirtiyorlardı.
l9l7’de
Bolşevik İhtilali başladıktan sonra Osmanlılarla savaşmakta olan Rus birlikleri
çabucak cepheyi terk edip evlerine döndüler. Rusların boşattığı Türk
topraklarını Ermeniler işgal etti.
İngiliz
ordusundan Binbaşı E.W.C. Noel, Ermenilerin eline geçmesinden birkaç ay sonra
bu toprakları teftiş etti. Şahit olduklarını resmi bir dosya halinde İngiliz
hükümetine rapor etti:
 
“Rus ordusu ve onlara
eşlik eden Hıristiyan intikam ordusunun işgal
ve harap ettiği bölgelerde l9l6 baharı ve yazında 3 ay dolaştıktan
sonra hiç tereddüt etmeden söylüyorum ki en az Türklerin aleyhine sunulan kadar
Türklerin de düşmanlarına karşı davası var. Yerel halkın ve tanıkların hemen
hepsinin ifadesine göre, Ermenilerin tahrik ve yönlendirmesiyle hareket eden
Ruslar ellerine düşen sivil
halkı hiç ayırım
yapmadan kesip biçmiş,
katletmiş.
Rowanduz ve Nell yörelerinde gezen bir seyyah,
Hıristiyanların Müslümanlara
karşı
işlediği korkunç
suçların yaygın ve toplu delillerini görecektir.”
Ermeniler
Müslümanları bu topraklardan atmak için çabucak cinayet, yıkım ve tecavüz
kampanyasına giriştiler. Böylelikle bu topraklarda Müslüman
kalmayacağından,  Ermeni devleti
kurabileceklerine inanıyorlardı. Terör kampanyasının sebebi buydu ve bu
politika bugün Azerbaycan’da da aynen sürdürülmektedir. Milliyetçi hareketin
başlamasından bu yana terör ve şiddet Ermenilerin resmi politikası olmuştur.
Ermeni Rus bir yazar ise bu günlerden söz ederken, “Ermeni
liderlerin terör kampanyası düzenlemekteki amacı devlet kurmak değil, bölgede
yaşayan Müslümanları yok etmek, Müslümanların mallarını çalıp yağmalamaktı” demektedir.
2l Şubat
l9l8 tarihli bir İngiliz raporundan: “Ermenilerin
katliam yaptığından hiç kuşkum yok. Bu konuya ne kadar az dikkat çekilirse o
kadar iyi olur.”
Batı
dünyasında birçok bilimadamı ve yazar mutabıktır ki aldatmak ve yanlış bir
resim çizmek amacıyla gerçeklerin tarih sayfalarında bu denli saptırıldığı
nadir görülmüştür. Ermeniler İsa uğruna şehit olduklarına Hıristiyan dünyasını
inandırmak için tekrar tekrar masallar uydurmuşlardır. Bunu yaparken de
Hıristiyanların, Hıristiyan olmayan herkese karşı duydukları önyargı, korku ve
nefretten yararlanmışlardır.
İstanbul’daki
misyoner okulu Robert Kolej’in ilk müdürü Peder Cyrus Hamlin  l87O’lerde Londra’da bir propaganda bürosu
kurulduğunu, bunun da tek amacının Türkleri ve Müslümanları kötü gösterecek
haberler yaymak olduğunu söylüyor ve şunları ilave ediyordu:
Eskiden
beri Hıristiyanlar insanları din ve ırkına göre yargılamışlardır. Gençken
okuduğumuz, Hıristiyanlığı Müslümanlardan kurtarmak için kutsal topraklara giden
beyaz atlı “Hıristiyan” şövalyeler, Müslümanlardan çok daha fazla insan
öldürmüşler, şiddet uygulamışlardır. Hıristiyanlığın gerçek hikayesi hiç güzel
değildir.

 

 

l8OO’lerde
Kafkaslarda ve Balkanlarda yaşayan halkın çoğu Müslüman’dı. l923’e gelindiğinde
bu durum değişmiş, Müslümanların çoğu yok olmuştu. l82O ile l923 arasında
evlerinden ve topraklarından çıkartılan Müslümanlardan 5.5 milyondan fazlası
savaşlardan, açlıktan veya hastalıktan ölmüştür.
Bu
bölgelerde yaşanan Hıristiyan trajedisi ve ölümleri Hıristiyan dünyasında bolca
anlatılmıştır. Ancak Müslümanların çilesi pek az kayda geçmiştir.
Balkan,
Anadolu ve Kafkas bölgelerinin haritasına yakından bakıldığında bugün
oralardaki devletlerin nüfuslarının oldukça homojen olduğu görülür. Bu
devletler yakın tarihte savaşlarla ve ihtilallerle yaratıldı. Bunların hepsi
bir zamanlar Osmanlı topraklarıydı. Bu nüfusların din ve ırk homojenliği etnik
temizlikle sağlandı. Bir başka deyişle bu devletler Müslümanların çilesinden
yaratıldı.
Osmanlı
İmparatorluğu muazzamdı. Makedonya ve Arnavutluk’tan Avrupa ve Asya
Türkiye’sine, oradan da Orta Doğu ve Kuzey Afrika’ya yayılıyordu. Osmanlı  hükümeti
22 ayrı
ulusa egemendi. Bu ulusların hiçbiri bugünkü Türkiye’ye karşı Ermenilerin
taşıdığı kadar nefret, öfke ve intikam duyguları taşımamaktadır.
Milliyetçilik
Osmanlı İmparatorluğu’na l9. yüzyılda Batı Avrupa’dan geldi. Birçok Hıristiyan
ekonomik durumunu düzeltmişti, şimdi de politik güç istiyorlardı. Bu da
İmparatorluk sınırları içinde mümkün değildi.
Milliyetçilik
hareketinde kiliseler büyük rol oynadı. Zira bazı ders kitaplarının ve lobi
gruplarının iddiasının aksine, Osmanlı hükümeti imparatorluk içindeki bütün
dinlere özgürlük, dini gruplara özerklik tanımış, kimseyi Müslüman olmaya
zorlamamıştı. Kendilerine “Hıristiyan” diyen kişiler bu özgürlüğü kullanarak
yandaşları arasına anti- Osmanlı milliyetçi duygu ve tutumu yaydılar. Sadece
farklı şekilde inandıkları için Osmanlı Müslümanlarının tanrıya inanmadığını
söylemek çok kolaydı.
Müslümanları
toptan öldürmek ve yerlerinden-yurtlarından etmek suretiyle bölgede ilk
ayaklanmayı başlatan Yunanlılar oldu. Bu diğerlerine de örnek oldu. Yunan
başpiskoposu Germanos’un sözleri “Hıristiyanlara barış, konsüllere saygı,
Türklere ölüm”, ihtilal çığlığı oldu. Ayaklanma yayıldı ve git gide daha fazla
Müslüman katledildi veya ölesiye
işkence gördü. Bunlar arasında kadınlar ve çocuklar çoğunluktaydı. Bazı
kasabalarda tüm Türk nüfus bir araya toplanıyor ve mezbahada koyun keser gibi
kesiliyordu. Tripoli’de olanlara bir bakın:

 

 

Yunanlılar
Türkleri, geçmişin küllerinden bağımsız bir Yunanistan yaratamayışlarının
müsebbibi olarak görüyorlardı. Gerçekte ise bütün Müslümanların soğukkanlılıkla
katli, siyasi hareketin utanç verici bir şekilde “din” altında maskelenmesinden
başka bir şey değildi. Osmanlılar düzeni tekrar ele geçirinceye kadar
25.OOO’den fazla Türk öldürülmüştü.
Yöntem hep
aynıydı: bölgeyi Türk Müslümanlardan temizleyip yeni bir milliyetçi Hıristiyan
kimlik oluşturmak. Yunan din adamları ayaklanmanın ön cephesinde, piskoposlar
ve papazlar başındaydı. Ayaklanmayı halkın kendisi başlatsaydı ihtilalle
sonuçlanır mıydı, çok şüpheli. Yunan Ortodoks Kilisesi, Hıristiyan Bizans
İmparatorluğu’nun yeniden doğumu için İstanbul’a kadar uzanan bir “Büyük
Yunanistan” düşlüyordu.
Yunanlıları
kendi isyanları, ayaklanmalarıyla Ermeniler, Bulgarlar ve Ruslar izledi.
Osmanlı imparatorluğu çoktandır bir çöküş dönemi içindeydi; bu yüzden bu farklı
halklar için başarı şansı vardı. Geriye dönüp bakıldığında görünen o ki,
Osmanlılar imparatorluk içinde yaşayan halkların kimlik, din, dil ve adetlerini
yüzyıllar boyunca korumalarına izin vermesiydi, l9. yüzyıl isyanları hiç
olmayabilirdi.  Dolayısıyla,  Osmanlı İmparatorluğu kendi dini saygı ve
hoşgörüsünün kurbanı oldu denebilir.
l4.
yüzyılda Rus İmparatorluğu batıya doğru yayılmaya başladı. Deli Petro
(l689-  l725) dönemine gelindiğinde
Müslüman etkisi epeyce azalmıştı. Ruslar yayılırken Osmanlıların yaptığı hatayı
yapmadılar. Fethettikleri topraklardaki halkın Hıristiyanlıktan farklı dinine
hoşgörü göstermediler. Ruslar Müslümanlardan aldıkları toprakları temizleyip,
başka yerlerden getirdikleri Ermenilere veriyorlardı. İşte, Ermenilerin daha
sonra “tarihi vatanımız” iddiasının başlangıcı bu l8. yüzyıldır. Oysa
Müslümanlar bu topraklarda çok daha uzun süre
yaşamıştı.
Yerlerinden
edilen ilk önemli Müslüman grup Kırım Tatarlarıydı. Bunu diğerleri izledi.
Rusların Osmanlı Müslümanlarını yerlerinden etmesi, bugünkü problemlerin
başlıca sebebidir.
Sıcak su
limanları arayan Rusların Batıya doğru her ilerleyişinde Müslümanlar
topraklarını terk etmeye zorlanıyorlar, direnirlerse katlediliyorlardı. l9.
yüzyıl Müslümanlar için bir terör dönemiydi; yüzyılın başında Balkanlarda,
Kafkaslarda ve Anadolu’da yaşarlarken, nüfuslarının büyük bir bölümünü pogromlara
(örgütlü  katliam anlamına gelen İbranice
bir terim), etnik temizliğe kurban verdikten sonra ellerinde kala kala Anadolu
kaldı. Tüm Hıristiyan dünyasında Yunanlıların, Ermenilerin ve Bulgarların
ölümlerinden söz edilir, Müslümanlarınki hiç anılmaz. Oysa onların çektikleri
bütün Hıristiyan kayıplarının toplamından fazlaydı. Tanınmış tarihçi ve yazar
Justin McCarthy durumu şu sözlerle değerlendiriyordu:
iştahla abartırken, düşman grupların da kayıp verdiğini
görmezden geliyorlar. Bu
yüzden muharebelere `katliam’, harplere `soykırım’ etiketi koyma eğilimi doğdu.
Aksi, iki tarafın da vurduğunu, iki tarafın da öldüğünü itiraf etmek olurdu.”
l827-l829
Osmanlı-Rus Savaşı’nda Erivan bölgesinde büyük
çaplı  Müslüman- Hıristiyan
değiş-tokuşu oldu. l855-l856 ve l877-l878 savaşlarına  gelindiğinde
o  kadar çok sayıda Ermeni göç
etmişti ki bugün Ermenistan denen bölgede Ermeniler  ilk defa çoğunluğu oluşturmuştu. İşte
Ermenilerin “eski” vatanları gide gide ancak l85O’lere gitmektedir.
l895 ve
l896 isyanları ne Ermeni köylerinin çok yoksul olmasından, ne de onlara
Müslüman saldırılarından kaynaklanmıştı. Gerçekte bu köyler komşularına nazaran
daha varlıklıydı. Olay, Ermeni komitacıların ve kilisesinin Batılı güçler ve
Rusya ile işbirliği içinde Osmanlı İmparatorluğu’nu çökertme gayretleriydi.
Ermeni isyancıları Mart l9l5’e gelindiğinde iyice örgütlenmişler, Rus
silahlarıyla donanmışlar ve Osmanlı
İmparatorluğu’na saldırmaya hazır hale gelmişlerdi. Sinyal verilince Van’daki Ermeniler
karakollara ve Müslüman
evlere saldırmaya başladılar. Silahları şehre
gizlice soktuklarından, saldırı
tam bir sürprizdi. Van’da hızla ilerlediler,
Müslüman bölgesini yaktılar,
yakaladıkları her Müslüman’ı öldürdüler.
Bu
saldırılar, Balkan Hıristiyanlarının uyguladıkları taktikle yürütülüyordu. İlk
önce, karşı koyanları öldür, bütün camileri ve şehrin Müslüman bölgesini yakıp
yık. Kaçabilenleri yollarda soy, katlet, ırzına geç. Hala kurtulan varsa açlık
ve hastalıktan ölsün.
24 Mayıs
l9l5’de, savaş bölgesinde yaşayan Ermenilerin tehcirine başlanması emri çıktı.
Osmanlı
hükümetinin fermanı okunduğunda hükümetin niyeti açıkça görülür: Ermenilerin
barış içinde kaldırılıp başka yere yerleştirilmesi. Bugünkü Ermeniler,
Ermenilerin katledilmesi için başka gizli emirler yayınlandığını iddia ediyorlar.
Bunun saçma bir iddia olduğunu, Ermenilerin dünya Hıristiyanlarından daha fazla
para ve yardım koparmak amacıyla uydurulmuş bir palavradan başka bir şey
olmadığını tarih kanıtlamaktadır.
Gerçekte
temel sorun şuydu: Osmanlı hükümeti öylesine zayıf düşmüştü ki göç ettirecek
gücü kalmamıştı. Ermenileri yola çıkarıp koruma görevi yerel yetkililere
verilmişti. Onların ise yeterli adamı ve donanımı yoktu.
Bir
taraftan Ermeni isyancılarla gerilla savaşının, diğer taraftan da Ruslarla
askeri savaşın tam ortasında olan yerel yetkililerin muazzam boyutta bir
hareketi nezaret etmesi bekleniyordu. Oysa yetkililerin emrinde az sayıda
“normal polis”ten başka kimse yoktu.

 

 

Yetkililer
bir tercih yapmak zorunda kaldılar: ya Ermenileri iyi korunan büyük gruplar
halinde gönderecekler ve böylece şehirleri ve köyleri Ermeni gerillalara karşı
korumasız bırakacaklardı, yahut ta geriye kalan sadık vatandaşlarını
koruyacaklardı. Yetkililer sağduyuyla davrandılar. Ufacık polis gücünü tehcir
edilen hain Ermenileri korumak için yanlarına vermeyi reddettiler ki daha sonra
Ermeni gerilla çeteleri saldırdığında şehirleri ve köyleri savunmasız kalmasın.
Ermenileri
koruma sorumluluğu gerçekte Osmanlı hükümetinindi. Ancak Osmanlı hükümetinin de
sorunu yerel yetkililerin aynıydı. Problemi kendi yaratan hain vatandaşlarını
korumaya gönderemeyecek kadar az askeri vardı. Ermenilerin Osmanlı savaş
cephesinin arkasından ikmal hatlarını çökerttiği kesindi. Osmanlı birliklerinin
hain Ermenileri korumaya sevk edilmesi hiçbir şekilde mümkün değildi. Osmanlı
hükümeti lOO yıllık Rus savaşlarındaki tecrübesiyle, savaşı kaybederlerse
başlarına geleceği biliyordu. Müslümanlar tekrar ülkeden çıkmaya zorlanacak ve
onları da Rus askerleri korumaya kalkmayacaktı.
Tehcir edilen sadakatsiz
Ermenilerin güvenlik altında olmaması kötü olaylara yol açtı: tıpkı yıllardır
Ruslar tarafından sürülen Müslümanların başına geldiği gibi. Yerel Osmanlı
yetkililerin Ermenilerden çaldığına dair raporlar var. Birçok yerel Müslüman,
eski hesapların acısını çıkarmak ve Ermenilerin geride bıraktıklarını satıp kar
etmek için bunu fırsat bildi. Kısasa kısas, zira yıllardır Hıristiyanların da
Müslümanlara yaptığı aynısıydı.
Ermenilerin
maruz kaldığı en büyük tehlike, kervanlara baskın yapan göçebe Kürt
kabileleriydi. Giden her grupla birlikte gönderilen az sayıdaki yerel polis
onları korumaya yetmiyordu. Kürtler genelde Ermenileri kitle halinde kesmediler
ancak bazılarını öldürdüler, kadınları kaçırdılar, insanları soydular.
Arkasından, açlık ve hastalık ölümleri getirdi.
Prof.
McCarthy
, savaştan sonra Osmanlı hükümeti İngiliz denetimine geçtiğinde açılan
l397 ceza davasını belgelemektedir. Bu davalar, Ermenilere karşı suç işlediği
iddia edilen Türklere açılmıştı. Bunlardan dördü idam cezası aldı ve ceza infaz
edildi.
Osmanlının
bu adaletine mukabil, Ruslar veya Ermeniler kendi halklarını Müslümanlara karşı
savaş suçu işlemekle itham etmemiş, dava etmemiş, mahkum etmemiştir. Bu dönemde
Müslümanların kayıpları Ermenilerin dört katı olduğu halde hiçbir Rus veya
Ermeni savunmasız Müslümanlara karşı işledikleri korkunç suçların cezasını görmemiştir.
Osmanlılar
Ermenileri sürmekle askeri açıdan doğru bir karar vermiş oldular, zira
Ermeniler gittikten sonra cephe arkasındaki Ermeni saldırıları hemen durdu.
Osmanlılar yerel desteği ortadan kaldırınca gerillalar iş göremez oldular.
Liderlerinin kendi hükümetlerine ihanet edip Ruslarla işbirliği yapma kararı
dolayısıyla binlerce Ermeni vatandaşı yerlerinden yurtlarından edilmiş, korkunç
bir bedel ödemiş oldu.

 

 

Osmanlı
İmparatorluğu’nu Ruslar ve Ermenilerin istilasından kurtaran tek şey l9l7 Rus İhtilali oldu. Yurtlarında ihtilal
başlayınca Rus askerleri cepheyi terk edip evine döndü. Ruslar gidince onların
yerini alan Ermeni gerillaları iyice azıttılar. McCarthy’nin sözleriyle:
Osmanlı
askerlerinin ilk hücumunda Ermeniler hemen çekilmeye başladı. Zaten hep böyle
yaparlardı; gerçek birliklerle karşılaşınca silahları atıp kaçarlardı.
Ermeniler
kaçarlarken davalarını kaybettiklerini, Doğu Anadolu’yu artık ne  kendilerinin, ne de Rusların işgal
edemeyeceklerini anladılar. Bu yüzden, geriye bir şey bırakmamak için
ellerinden ne melanet gelirse yaptılar. Örneğin:
 “Ermeni davasını ve bir Ermeni devleti kurulmasını
gönülden destekleyen İngilizler
bile Ermenileri Türklere yapılan katliam
konusunda resmen uyardılar. Bu katliamlar devam edecek
olursa dünyanın sempatisini kaybedeceklerini söylediler.”
İngiliz
Albay Rawlinson:
Amiral
Mark Lambert Bristol l9l9’dan l927’ye kadar Amerikan donanmasının Türk suları
komutanı ve ABD Yüksek Komiseri olarak Türkiye’de görev yaptı. Raporları kongre
kütüphanesinin belgeler bölümünde saklanmaktadır. Amiral Bristol şahsi
günlüğünde şöyle diyordu

 

 

Bu kitapta
Richard Hovanissian’a ve onun yazdığı 4 ciltlik “Ermeni Cumhuriyeti” adlı tarih
kitabına sıkça atıf yapılacaktır. Aslında bu kitabın adı “Terör Kampanyası –
Ermeni Aldatmacası” olmalıydı.
Prof.
Hovannisian Ermenilerin göz koyduğu bütün topraklardan Ermeni Türkiye’si,
Ermeni Rusya’sı, Ermeni platosu şeklinde söz ediyor. Bu ifade, Hovannisian’ın
kitabında geçen “üstü örtülü” iddialardan yalnızca biri. Bu “Ermeni toprakları”
iddiası l89O’lardan beri Amerika’yı ve dünyayı aldatmak amacıyla
kullanılmakta.  Hıristiyanların iddiaları
gerçeğe, doğruya veya çağdaş uygarlıkların tarihsel ilerleyişine dayanmıyor.
l9lO tarihli Encyclopedia Brittanica’ya göre Ermeniler talep  ettikleri
bölge nüfusunun yalnızca %l5’ini oluşturuyorlardı.
Günümüz
Türkiye’si tarihi topraklar üzerine kurulmuştur. 4OO.OOO yıl öncesinde
buralarda insanların yaşadığına dair kanıtlar mevcuttur. İncil’in “Küçük Asya”
dediği bu topraklardan 29 büyük uygarlık geliş geçmiştir. Milattan önce
2OOO-6OO yılları arasında hüküm süren Hititlerden sonra Anadolu’da büyük
uygarlık izleri bırakanların bazıları şunlardır: Frigler, Urartular,
Lidyalılar, Traklar, Galatlar, Persler, Yunanlılar, Romalılar, Biritanyalılar,
Suriyeliler, Komageneler, Pontuslar, Bizanslılar ve tabii ki Osmanlılar.
Minicik Ermeni krallığı tarihte yalnızca çok kısa bir süre yaşayıp
kaybolmuştur. Büyük uygarlıklardan biri olarak sınıflandırılması mümkün değildir.
Bu
topraklara küçük bir eşkıya grubunun Ermeni Türkiye’si ve Ermeni platosu demesi
gülünç değil mi? Bir taraftan terörist kampanya yürütüp bir taraftan da
“soykırım sanayii” kurarak Hıristiyan dünyasını kandırıp soyma amacı güdüyor
yalnızca.
Ermeni
profesörün önyargılı, üstü kapaklı, tarihi gerçeklere aykırı ifadelerinden bir
örnek de şu: Hovanisyan dört ciltlik kitabın tamamında İstanbul’dan
Constantionple olarak söz ediyor.
İstanbul M.S. 33O’da
I. Konstantin’in zamanında, yani Roma İmparatorluğunun sonuna doğru yeniden
kurulmuştu. Dentara Roma (İkinci Roma) veya Nea Roma (Yeni Roma) da deniyordu.
Ancak bu dönemde Bizanslılar Konstantinopol adını      
kullanmıyordu.    Büyüklüğü         dolayısıyla    sadece   polis    (şehir)  diyorlardı.   “Nereye gidiyorsun?” sorusunun cevabı “eist
enpolin (istinopolin)” idi. İstanbul adının  kökeni budur.                Araştırmalar
ll. yüzldan itibaren bu ismin kullanılğını ve Türklerin
şehri bu isimle tanıdığını göstermektedir.
İstanbul
sözcüğü, Kolomb’un Amerika’yı keşfinden en az 5O yıl öncesinden beri
kullanılmaktadır. İstanbul adını kullanmayı reddetmek ya cahilliktir yahut da
küstahlık. Konstantinopol teriminin kullanılması, “Hıristiyan” anlamına gelen
bir kod adıdır ve günümüz Türkiye’sinin halkı %98 Müslüman olduğundan bu büyük
ulusa bile bile yapılan, hesaplı bir hakarettir. 548 yıl önceki adı kullanılan
başka bir yer var mı dünyada?
Bu kitapta
Hovanisyan’dan yapılan çok sayıdaki alıntıların sonuna yazarın ismi
konmaktadır.

 

 

“Ermeni
Cumhuriyeti” kitabı, kesin gerçeklere dayanmaktan uzaktır. Ermenileri hoşnut
edecek bir tarih yaratmak amacıyla önyargılı görüşler, yarı doğrular, kasıtlı
yanlışlıklarla dolu olup bazı gerçeklerden de hiç söz edilmemiştir. Bu tür
“ısmarlama tarih”in gerçek bilim adamlığıyla veya Hıristiyanlıkla ilgisi
yoktur.
Ermeni
profesörün, “Müslüman Türklere” karşı “Hıristiyan Ermenilerin” hayatına daha
fazla değer verdiği de açıkça görülmektedir. Ne yazık ki bu “benim” halkımın
hayatı “senin”kilerden daha değerlidir tutumu tarih boyunca korkunç savaşlara
yol açmıştır. Ermeni Hıristiyanlığının utancı şudur ki hem Müslümanlar, hem de
Hıristiyanlar aynı tanrıya tapmaktadırlar.
Profesör
Hovanisyan bile kabul ediyor ki:
Daha sonra Sovyet
hükümetinin yayınladığı Rus arşivlerine göre Çarlık stratejisi aslında mantıklıydı. l9l6 ortalarına gelindiğinde Rusya,
İngiltere ve Fransa, Osmanlı
İmparatorluğu’nu parçalama müzakerelerini tamamlamışlardı. Fransa Ermeni Platosu’nun batı ucunu,
Kilikya (Adana ve çevresini içine
alan bölge) ve Suriye sahilini; İngiltere
Mezopotamya’nın çoğunu ve Suriye’nin iç kısmını Rusya
ise Boğaziçi kıyılarını ve Türk Ermenistanı’nın büyük kısmını alıyordu.
 
Şimdi anlaşılmaktadır ki Rusya’nın savaş
sonrası planlarında Türk Ermenistan’a
özerklik verilmesi hiçbir şekilde yer almıyordu. Aksine, bölge, Romanof
imparatorluğunun ayrılmaz bir
parçası olarak birleştirilecek ve daha sonra
Rus köylüleri ve Kazaklarla doldurulacaktı. l9l6 yazında Rus orduları Ermeni platosunun çoğunun denetimini ele geçirmiş olduğundan, artık Ermenilere iyi davranmaya
ihtiyaç kalmamıştı.” (Hovanisyan)
Rusların
Osmanlı topraklarını kendi ulusal çıkarları için işgal ettiğini öğrenmek
Ermenileri neden bu kadar şaşırtmıştı ki? Zamanın başlangıcından beri savaşlar
hep bu amaçla yapılmıştır: başkasının toprağına sahip olmak; kazanılan
toprakları başkasına vermek için değil. Ermeniler Çar’ın kocca ordusunu getirip
Ermenilere toprak kazandırmak için Türklerle savaşmasına sevinmişler, Çar’ın
gelme sebebinin bu olmadığını öğrenince de hayal kırıklığına uğramışlardı.
Şimdi de komünist Rus hükümetinin gelip, göz diktikleri Osmanlı topraklarını
almalarına yardım edeceğini sanıyorlardı. Tabii ki hevesleri kursaklarında kaldı.

 

 

I.   Dünya
Savaşı’nın tozu yatışırken, küçücük bir Ermeni grubu Rusya’nın ufak bir dağlık
bölgesini ele geçirip aslında diktatörlük olan bir “Cumhuriyet” kurdular.
“Tanınmış
Partizan komutanı” dediği Dro, silahsız ve savunmasız köylere saldırma
başarılarıyla tanınmıştı. Hem de gerçek askerle karşılaştığında bırakıp kaçan
cinsten.
Yeni
diktatörlük kurulduğu günden komşularıyla dalaşmaya başladı: Gürcistan ve
Azerbaycan sınırları içinde bir milyon kadar Ermeni yaşadığını iddia ediyorlar
ve bu toprakları istiyorlardı. Tıpkı şimdiki gibi.
Yeni hükümeti pek çok sorun bekliyordu: açlık,
hastalık, kargaşa, anarşi, suç, yolsuzluk vs. İnsanlar güpe gündüz soyuluyor,
öldürülüyor, hükümet kanun ve düzeni yerleştiremiyordu. “Soğuktan ve açlıktan
sağ kalanlar başta tifüs, bulaşıcı hastalıklardan kitleler halinde kırılıyordu.
Her hafta sokaklardan yüzlerce ceset toplanıyor, toplu mezarlara gömülüyordu. O yıl yalnızca başkentte lO.OOO kişi
soğuk, açlık ve hastalıktan öldü.” (Hovanisyan)
Ermeni
halkının gerçek soykırımı işte bu sefaletti: bütün bunları da başlarına açan
kendi diktatör elebaşlarıydı. Osmanlı İmparatorluğu içinde isyan başlatmışlar,
halkı bu korkunç hallere sürüklemişlerdi.
Ermenistan
diktatörlüğü daha başlangıçta sağ kalmak için diğer ulusların yardımına
ihtiyaçları olduğunu fark etti. Avrupa, Ukrayna ve Sovyet Rusya’ya Ermeni
ajanları gönderildi. Hovanisyan’ın ifadesiyle, bu uluslar Ermenilere can sıkıcı
dilenci muamelesi yapıyordu.
Eğer Osmanlı İmparatorluğu gerçekten Ermenilerin iddia ettiği gibi l9l5-l9l9
arasında soykırım uygulamış idiyse, yeni kurulan
Ermenistan neden
l9l8, l9l9 ve l92O’de yardım için Osmanlı
İmparatorluğu’na başvuruyordu?

 

 

Ermeniler bir taraftan İstanbul’da Osmanlı
hükümetiyle görüşmeler yürütürken bir taraftan da güçlü Avrupa devletlerinden
yardım sağlamaya çalışıyordu. “Ermeni misyonu, haritalar, tablolar ve
istatistik veriler göstererek Ermenistan’a bırakılan küçük kayalık arazide
hiçbir ülkenin yaşamını sürdüremeyeceğini kanıtlamaya çalışıyordu.” (Hovanisyan) Tabii ki hemen
söyleyelim, Avrupalıları etkilemek için kendi verilerini
kendileri yaratmışlardı.
Bu sözde Ermenistan devleti yok olup tarihe
karışmaktan tek bir şey sayesinde kurtuldu: “Ermeni tarihinin o kritik anında
Amerika Birleşik Devletleri imdada koştu,
hayat verdi, umutları canlandırdı, yeni
ufuklar açtı.” (Hovanisyan)
Amerikalılar
Ermenistan’ın imdadına yetişmişti çünkü Ermenilerin maaşlı ajanları Amerika’ya
gitmiş, Hıristiyanlığa karşı Müslümanlık kartını oynamışlar, sempati kazanmak
için hayali katliam hikayeleri anlatmışlardı. Planları işe yaramıştı zira bu
hikayelerdeki yalanları ortaya çıkaracak Müslümanlar yoktu karşılarında.
Nihayetinde Hıristiyan Ermeniler hiç yalan söyler miydi? Ermenilerin uydurma
masallar zokasını Hıristiyanlar misinası, iğnesi ve ağırlığıyla yuttular.
Hıristiyanların iyi niyeti, maaşlı Ermeni ajanlarınca ahlaksızca kullanılmış,
istismar edilmişti.
ABD
 Kongresi  l9l8
 şubatında
 lOO  milyon
 dolarlık
 yardım
 yasa
 kabul  etti. Bu fon, düşman
olmayan ülkeler yanında,
Küçük Asya’da şimdi
veya daha önce Türk uyruğunda olan Ermeniler,
Suriyeliler, Yunanlılar ile diğer Hıristiyan ve Musevi nüfus için kullanılacaktı.” (Hovanisyan)
Görüldüğü
gibi anti-Türk, anti-İslam lobisi Kongrede iyi iş becermişti. Türklerin
Ermenilerden çektiği, Ermenilerin Türklerden çektiğinden daha fazla olmasına
rağmen bu tutum bugün de sürmektedir. Bu trajik savaşın hikayesinin iki yüzü
Amerikan halkına hiçbir zaman anlatılmadı. Sebep basitti. Ermeniler Hıristiyan
olduğu halde Türkler değildi. Osmanlı hükümetini devirmeye kalkışmakla
Ermenilerin kendi başlarına çorap ördüğünü Amerikalılara anlatmaya ne gerek vardı?
Şu işe bir bakın. Ermeniler 5OO yıllık barıştan
sonra Osmanlılara ihanetlerinin mazereti olarak azınlıkta olduklarını ve özgürlüklerini istediklerini
gösteriyorlardı. Oysa şimdi, I. 
Dünya
Savaşı sona erince, büyük bir Müslüman çoğunluk üzerinde kayıtsız şartsız
egemenlik istiyorlardı.
Ocak
l9l9’da Paris’te Müttefik Barış Konferansı toplandı. Ermenistan, eşit  kimlik
olarak konferans masasında sandalye talep etti fakat yalnızca organize
devletlerin katılacağı gerekçesiyle reddedildi.
Paris
Barış Konferansı’nın koridorlarını arşınlayan Ermeni ajanları  devletlerine denizden denize” toprak
verilmesi için yalvardılar. Yalvardıkları diğer konular da
l. Ermenistan Cumhuriyeti’nin tanınması,
2.    Türk
Ermenistan’dan, yani 5OO yıldır yaşadıkları topraklardan Müslüman sakinler
sürülüp yerine Ermeni mültecilerin yerleştirilmesi,
3.
Türk Ermenistan’ın
müttefik askerlerce işgali,
4.
Ermenistan’ı mandası
altına alacak bir ülke seçilmesi,
5.
Osmanlı hükümetinin
tazminat ödemesi.
 
Paris’te
bu taleplerin hepsine ya hayır dendi ya da çekimser kalındı. Ancak Ermeniler
propaganda faaliyetlerini hiç kesintisiz ve artarak sürdürdüler.
Paris
Konferansı 28 Haziran l9l9’da sona erdi. Konferans bildirgesi Versay Anlaşması
olarak tarihe geçti. Böylece Avrupa meseleleri çözüme kavuşturulmuş, Milletler
Camiası doğmuştu. Anlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nu kapsamıyordu. Bu konu daha
sonra ele alınacaktı. Nitekim, 3l Ocak
l9l8’de Mondros Mütarekesi yürürlüğe girdi. Buna göre:
Anlaşılan
tarihçimiz faturaları müttefiklerin vergi mükelleflerinin ödediğini, bunların
da bir an önce askerlerini çekip eve dönmek istediklerini anlamıyor.
Yakın
doğuda en büyük güce sahip olan müttefik İngiltere’ydi. Ancak bunlar da sayıca
az ve fazla dağınıktı. Genelkurmay Başkanı Sir Henry Wilson birliklerini eve
getirmeye çalışıyordu.
Mütarekeyi takiben İngiliz, Fransız ve Amerikan
savaş gemileri İzmir yakınlarındaki sulara gönderildi, “zira buralarda İtalyan
donanması görülmüştü. Ayrıca   Türklerin 
yeniden başlayan mezalimine maruz kalan
Hıristiyan nüfusu savunmak
için Smyrna’ya Yunan askeri çıkarıldı.” (Hovanisyan)
Gerçek
şuydu ki, Yunanlıların da Osmanlı topraklarında gözü vardı ve Türkiye’yi istila
etmek için “Hıristiyanları koruma” bahanesini kullanıyorlardı. İtalyanlar da
kendilerine toprak kapmak için Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden
yararlanmaya çalışıyorlardı.
Başka bir
deyişle müttefikler Paris’te ve daha sonraki konferanslarda Ermeni iddialarının
her birini incelemiş ve dayanaksız olduğu gerekçesiyle reddetmişti.
Amerika’nın
Osmanlı İmparatorluğu’na hiç savaş ilan etmemiş olmasına rağmen Ermeniler
Versay Anlaşması’nın Osmanlı İmparatorluğu’yla barış yapmamasına itiraz
ettiler. Hiç savaşa girmediyseniz barış anlaşmasına ne gerek olsun ki? Tamam,
İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar ve İtalyanlar Osmanlılarla savaşa girmişti.
Bu devletlerin her biri Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayıp aralarında
paylaştırmak istiyordu. Ermeniler, yalnızca sadık müttefik olduklarını iddia
etmekle pastanın bölüşümünden pay kapacaklarını sanacak kadar saftı. Böylesine
aptalca bir suiniyetin gerçekleşmesi mümkün değildi tabi. Binlerce zavallı
Ermeni kendi diktatörlerinin hırsının kurbanı olmuştu.
Ermeniler
bölgede büyük güçlerden birinin bulunması, kendilerine denizden denize
bedavadan toprak sağlaması, bu topraklara Ermenilerin yerleştirilmesi için her
yönden girişimlerini sürdürüyorlardı. İngilizler, bunun çok fazla adam ve para
gerektireceğini ve Rusya’nın eninde sonunda bölgeyi kendine bağlayacağını ileri
sürerek bölgeden çekilmeyi planlıyordu.
Amerikan
hükümeti savaştan zarar görmüş bölgeleri kalkındırmak için kurduğu ARA  ve ACRNE yardım komitelerinin başına Genel
Müdür olarak müstakbel Amerikan Başkanı Herbert Hoover’ı atadı. Hoover
olağanüstü başarı gösterdi, ancak bir yerde sorun yaşıyordu: Ermenilerin
bulunduğu bölgede. Ermeniler yardımın dürüst bir idareci olan Hoover’in elinden
geçmesini istemiyordu. Zira lobicilikle bütün dünya Hıristiyanlarından
kopardıkları yardımı diktatörler kendi aralarında bölüşmek istiyordu. Bu sırada
Ermeni liderler Amerika’dan borç almak için de çabalarını sürdürüyorlardı.
Hoover bu teminatsız borç talebini reddetti.
 
“Raporlarında ve Paris’teki görüşmelerde Hoover Ermenilerle işbirliği yapmanın sakıncalarını vurguladı. Ermenistan’ın `Avrupa’nın
Fakirler Evi’ olduğunu, Ermenilerin kötü savaşçılar olduğunu ve kuşaklar
boyunca kendi kendilerini savunamayacaklarını,
onları
eski yerlerine yerleştirmek için 5O-lOO.OOO yabancı asker ve her yıl en az lOO milyon
$ gerekeceğini uyardı.”
(Hovanisyan)
 
Paris’teki
müttefikler Ermenilerin “denizden denize toprak” talebini inceleyip onların bu
toprakları ele geçiremeyeceği, geçirseler bile karışık nüfus yapısı ve
yüzyıllara dayanan ırk düşmanlığı dolayısıyla yönetemeyecekleri yolunda nihai
rapor verdiler.
Amerika’nın
Ermeni meselesine bulaşmasını engelleyen “en muhalif ses” Amiral Bristol’den
çıkıyordu. Bristol Amerika’daki ilgili her kurum, kuruluş ve yetkiliyle kurduğu
iletişimde, yaygın “korkunç Türk portresi ve şark Hıristiyanlarının çektiği
azaplar” yutturmacasına kanmış sorumlu Amerikalıları uyandırmak istiyordu.
Bristol şunları söylüyordu:
Amiral
Bristol’ün modern Türkiye’yi yapılandırma vizyonu olmasaydı Türkiye soğuk savaş
döneminde komünist Rusya’nın bir parçası olurdu. Türkiye Amerika’nın dostu  ve NATO müttefiki olamayacaktı. Sovyetler 3OO
yıldır göz diktikleri, hayati önem taşıyan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını,
Ege ve Akdeniz’deki sıcak limanları nihayet ele geçirseydi tarihin seyri nasıl
değişecekti kim bilir?
İngilizler
yöreyi terk etmeye hazırlanırken Ermeniler çılgına döndü. Diktatörlerce
yönetilen Ermeni Parlamentosunda Avetik Sahakyan:
müttefik asker Konstantinopol, Trabzon, Batum,
Tiflis, Bakü’deyken Ermenilerin kaderine düşen
Ermeni halkı kasaplarının elinde yok olmak
idiyse, iç kaldıran çığlıkları insanlık vicdanına duyurmaktan ve
şerefiyle ölmekten başka
çare yoktu.”
(Hovanisyan)
Akıl almaz
bir ifade bu. Hovanisyan hangi şereften söz ediyor? Savaşı kendileri
başlatmışlar şimdi de Türkleri “Ermeni halkı kasapları” olmakla suçluyorlar.
Şeref dediği Osmanlı İmparatorluğu’na ihanet, komşu Gürcülere düşmanlık,
Azerilere nefret ve saldırganlık mı?
Ne yazık
ki bu mesajlar yurt dışındaki Ermeni temsilcilerini ve Ermenofil dernekleri
mahmuzladı; l9l9 Şubatı’nda devlet
başkanlarına, dışişleri bakanlarına ve daha aşağıdakilere yüzlerce mektup yazıp
Ermeni davasını sunmak için görüşme talep ettiler. En önemli iddiaları da,
yabancı birlikler çekildiği takdirde kalan Ermenilerin Türkler, Tatarlar ve
Kürtler tarafından öldürüleceğiydi.
İngilizler
l5 Ağustos l9l9’da yalnızca 2OOO asker
bırakarak bölgeden çekilmeye başladılar. Ermeni liderlerin, İngilizler giderse
katledilecekleri yolundaki feryat ve figanları tabii ki gerçekleşmedi.
2O Mart
l92O’de Başkan Wilson Yakın Doğudaki etki alanlarını araştırmak için “Müttefikler
Ortak Soruşturma Komisyonu” kurulmasını önerdi. Bu misyon, başkanları Oberlin
Koleji’nden Henry King ve Robert Kolej mütevellisi Charles Crane’in  adlarından esinlenerek “King-Crane Komisyonu”
olarak adlandırıldı. Komisyon pek çok konuyu inceleyecekti. Bir tanesi de
Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması teklifiydi.
King-Crane Komisyonu atandıktan yalnızca 5 ay sonra,
28 Ağustos’ta raporunu tamamladı. Rapor, Filistin, Suriye, Mezopotamya ve
Osmanlı İmparatorluğu’na ilişkin tavsiyelerde bulunuyordu. Türklerle ilgili
olarak komisyon şöyle diyordu: “Yakın Doğuya istikrar ve dünyaya barış
getirebilmek için Avrupalı Kuvvetler Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayıp istismar etmemelidirler. Anadolu,
Türklerin vatanı olarak saldırıdan
uzak tutulmalıdır.”
Ermeni
azınlığın Müslüman çoğunluğu yönetmesini onaylamayan King-Crane, Ermelerin
arazi taleplerini emperyalist ve gerçekçilikten uzak bir yorumlama olarak
tanımlıyordu. Eski tarihte çok kısa bir dönem hariç, Kilikya’dan Kafkaslara
uzanan geniş bölge hiçbir zaman tamamıyla Ermenilere ait olmamıştı. Dolayısıyla
Ermeni devleti Rus Ermeni vilayetleri ve Rusların l9l6-l9l7’de işgal ettikleri Trabzon,  Erzurum, Bitlis ve Van vilayetleri ile
sınırlı kalmalıydı. (Komisyonun, Rusların işgal ettiği bu vilayetleri neden
dahil ettiği raporda açıklanmıyor.)
Komisyon Ermenilerin taleplerini neden geri
çevirdiğini şöyle açıklıyordu. “Bu tavsiye, Ermenilerin en doğru menfaatleri
göz önünde tutularak, onlara hayali değil, gerçek
bir fırsat tanımak için yapılmıştır. Ermeniler çok fazla isteyip hepsini
kaybetme tehlikesindedirler.” (Hovanisyan)

 

 

ABD
hükümeti Ermeni iddialarını araştırmak için ayrıca Yüzbaşı Emory Niles ve Sivil
Arthur Sutherland’i Doğu Anadolu’ya gönderdi. Bu ikiliye durumu inceleyip
gerçekleri ortaya çıkarma talimatı verildi. Niles-Sutherhand raporu daha sonra
Yakın Doğuya Yardım için Amerikan Komitesi (ACNRE)nin maddi yardımlarına
dayanak teşkil edecekti.
Niles ve
Sutherland yöreyi karış karış gezerek görüp duyduklarını etnik ve dini
mülahazaları dikkate almadan kayda geçirdiler. Bu ikili Hıristiyan Ermeniler
kadar  Türk Müslümanların da berbat
durumunu tespit etti. Şahit oldukları acıların çok  büyük çoğunluğu Müslümanlardaydı.
Neden bu
rapor saklanmış ve daha sonraki Amerikan Soruşturma Komisyonlarınca
kullanılmamıştı? Neden bugün bu raporun ABD arşivlerinde yalnızca kısmi bir
kopyası “çok farklı konulara ait belgelerin arasında iyice saklanmış, ne mutlu
ki yok  edilmemiş, ancak gömülmüş” olarak duruyor?
Niles-Sutherland
raporu Ermenilerin Türklere uyguladığı vahşet ve mezalimi bütün çıplaklığıyla
anlatmaktadır. Üstelik güvenilir olduğundan hiç kuşku yok çünkü Türklere karşı
önyargılı olmalarına rağmen Ermenilerin yaptığı kötülüklerin delillerini
yazmışlardır.
Raporda
bir zamanlar refah içinde olan bu yörelerin Ermeni isyanından sonra nasıl
metruk hale geldiği görülmektedir. Niles ve Sutherland dolaşırlarken mahvedilen
hasatları, evleri, insan yaşamlarını görmüşlerdi.
Müslümanları,
Ermenilerin kaçışının hemen akabinde görmüşlerdi. Hıristiyan Ermenilerin
insanlık kardeşlerine neler yaptığını görmek korkunçtu.
Raporun
kanıtlarına göre, Türklerden kaçan Ermeniler geçtikleri her bir Müslüman
şehrini ve köyünü yakıp yıkmışlardı. Cinayet, tecavüz, kundaklama, işkence çok
yaygındı. Ermeni kiliseleri, mahalleleri, köyleri hiç dokunulmamış halde
dururken Müslümanlara ait bütün kamu binaları ve camileri yok olmuştu. Van ve
Bitlis’te Müslüman halkın yalnızca %lO’u sağ kalmıştı.
Rapor
şöyle sonuçlanmaktadır:
 
“Bu
topraklarda gördüğümüz maddi kanıtlar bizi şu gerçeklere ikna etmiştir:
Birincisi Ermeniler Müslümanları çeşitli zulümlerle büyük çapta katletmiştir,
ikincisi  de  Ermeniler
kendi  şehirlerinin  ve
köylerinin  uğradığı  yıkımların 
çoğundan kendileri sorumludur. Sonuçta geriye bütünüyle harap olmuş bir ülke
ve
eski nüfusun dörtte biri kalmıştır.”
Tarihçi McCarthy “Ölüm oranı 3O yıl savaşları veya
Veba Salgını (Kara Ölüm) gibi dünya tarihindeki büyük
felaketlerin ötesindeydi. Tabii ki ölenler
yalnız Müslümanlar değildi.
Ermeni kayıpları da göz ardı edilemez. Ancak dünya Ermenilerin acıları hakkında yeterince
bilgi sahibidir. Dünyanın,
doğu Müslümanlarının çektiği
acıları ve yaşadığı dehşeti
de dikkate almasının zamanı gelmiştir. Müslümanlar aklı durduracak
sayıda katledilmişler veya açlıktan, hastalıktan kırılmışlardır.” demektedir.
Amerika’nın
Ermeni meselesini soruşturması, Tuğgeneral James Harbord başkanlığındaki askeri
komisyonla devam etti. Harbord grubu bölgede 2.OOO km.ye 
yakın yol
yaptı fakat King-Crane gibi onlar da Van ve Bitlis gibi vilayetlere gitmeden
durum hakkında görüş belirttiler. Harbord Komisyonu’nun bütün tercümanları
Ermeniydi dolayısıyla Türklerin ne düşündüğünü doğru yansıtması beklenemezdi.
Ermenilerin gösterdiğini görüyor, Ermenilerin söylediğini duyuyorlardı
yalnızca.
Ancak
Harbord raporunun en önemli yönü bölgede yaşayan veya sağ olarak göç ettiği
tespit edilen Ermeni sayısı hakkında bilgi vermesidir. Bu sayı l.528.OOO’dir.
Osmanlı vergi kayıtlarına göre bölgede savaş öncesinde yaşayan Ermeni sayısı
l.3OO.OOO, Hovanisyan’a göre 2.OOO.OOO dur. Savaş bölgesi dışında, İstanbul,
İzmir ve diğer vilayetlerde yaşayan Ermeniler tehcire tabi tutulmadığına göre
l,5 milyon kişinin soykırıma uğramış olması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Anlaşılan Ermeniler tehcire tabi tutulan her Ermeni’yi soykırım kurbanı kabul
ediyorlardı. Sürgün soykırım  değildir.
Ermenilerin     bütün     halkla     ilişikler    kampanyalarına    rağmen  Amerikan   Kongresi Ermenistan’ı  tanımayı  ve    resmi     yardım     yapmayı     reddetti.     Ermeniler     yardım alamayacaklarını anlayınca Amerikan vergi  mükellefinden borç almaya çalıştılar ve sonunda  l6  milyon
 $ı  %5  faizli
 borç,
 l2  milyon
 $ı  hibe  olarak  28  milyon
 $’lık  gıda
yardımı koparmayı başardılar. Ama tabii Ermenistan kendi özgür iradesiyle Rusya’yla birleşip komünist olduktan
sonra ABD’ye olan
bütün borçlarını reddetti
ve l cent dahi
ödemedi.
Hovanisyan
şikayet ediyor:
Fransa Başbakanı Clemanceau da tavır değiştirmişti. `Ermeniler
münasebet kurulmayacak kadar tehlikeli bir halktır. Çok fazla para isteyip
karşılığında bir şey vermezler. İster Cumhuriyet, ister başka bir şey kursunlar
ama Fransa’nın bu amaçla harcama yapmasını beklemesinler’ diyordu.”
(Hovanisyan)
Fransız
delegasyon sekreteri Philippe Bertholot “Ermenistan’ı kurmanın en büyük zorluğu
şudur: bu bölgenin hiç bir yerinde Ermeniler çoğunlukta değildir.
Ermenistan’dan 5OO km uzakta, Kilikya’da onlara bir yer ayrılması veya
Trabzon’dan
Doğruydu,
göz diktikleri bu bölgelerin hiç birinde Ermeniler çoğunluğu oluşturmuyorlardı.
Başka bir ifadeyle, Ermeniler ihanet, sırtından bıçaklama ve saldırganlıkla
“Büyük Ermenistan” hayalini gerçekleştirselerdi, azınlık hakimiyeti doğacaktı.
Böylece Güney Afrika’dan onlarca yıl önce dünyanın ilk “Aparteid”ini yaratmış
olacaklardı. Dolayısıyla Ermenilerin “2O. yüzyılın ilk soykırımı” diye
yutturmaya çalıştıkları şey aslında 2O. yüzyılın gerçekleşmemiş ilk aparteid
girişimiydi.
Ermeni-Rus
flörtleri Trans-Kafkas Devletleri arasındaki ilişkilerde komplikasyon
yaratıyor, İngilizlerin ve diğer müttefiklerin kuşkularına yol açıyordu.
Müttefikler Avrupa’da Polonya, Çekoslovakya gibi savaş sonrası kurulan pek çok
devleti tanımış olmalarına rağmen, Rus iç savaşının sonucu belli oluncaya kadar
Trans-Kafkas Devletlerini (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) tanımayı askıya
aldılar.
l92O’de
Beyaz Rus Ordusu geriledi. Müttefikler, Rusların Kafkasları istila edip İran’a
doğru ilerlemesini önlemek için Kafkaslarda Bolşevizme karşı bir tampon bölge
oluşturmanın yararına inandığından, lO Ocak l92O’de Paris’te toplanan Dışişleri
Bakanları Gürcistan ve Azerbaycan’ı tanıma kararı aldı. Bu iki ülkede büyük
kutlamalar yapıldı. Müttefikler Bolşevizm tehlikesine karşı bile Ermenistan’ı
de facto devlet olarak dahi tanımaktan çekinmişlerdi.
Ancak bu
haydut Ermeniler, müttefiklere, Bolşevik yayılmayı önlemek için Gürcistan  ve Azerbaycan’la işbirliği yapma sözü verince
(ki bu vaadin Ermenilerin en büyük yalanlarından biri olduğu birkaç ay içinde
anlaşılacaktı) l7 Ocak’ta Ermenistan
da bir de facto devlet olarak tanındı.
“Coşkulu kutlamalar sırasında İçişleri Bakanı halka
hitabında, Ermenistan’ı kalbi Erivan’da, elleri İskenderun’da,
kafası Karabağ’da, ayakları da Diyarbakır ve Karadeniz’de olan bir deve
benzeterek `Dev asırlardır uyuyordu, bazıları canlı olduğundan   bile
kuşku   duyuyorlardı.   Fakat
biz   hiç   durmadan
kalbinin çarptığını,
ellerinin çalıştığını biliyorduk. İnanıyoruz ki yakında bu titan, bacaklarını
gerip ayağa kalkacaktır.’ dedi.” (Hovanisyan)
Titan gerçekten ayağa
kalktı ama komşularına saldırmak için. Müttefiklerin Ermeni haydutlar konusunda
korktukları başlarına gelmiş, bu serseriler tanındıktan yalnızca 4 gün sonra
Dro komutasında komşu topraklarda terör estirmeye başlamışlardı. (Kitapta
Ermenistan’ın Azerbaycan ve Gürcistan’a saldırıları, uyguladığı zulüm, vahşet,
dehşet   ve  çifte  standart  bütün
ayrıntılarıyla
anlatılmaktadır.   Ancak onları  da koyduğumuz takdirde bu özet özet
olmaktan çıkacak, çeviri olacaktı.)
Londra Konferansı Ermeni
meselesini lO. oturumunda ele aldı. Avrupa ülkelerinin her birinden iki
temsilciyle l7 Şubat l92O’de
oluşturulan komisyon Ermeni iddialarını dinleyecekti. Komisyon Ermenilerin
talep ettikleri toprakların sınırını haritada çizmelerini istedi.
Şu
sahtekar dalaverecilere bir bakın. Bu serseri güruhunun, müttefiklerin her
birinin bayrağı altında başka bir ulusun topraklarına yürüme hakkını istemesi
akıl almaz bir şey. “Kendilerine prestij verecek”miş. Gerçekte ise bu
bayraklara ateş açılmasını planlıyorlar, böylece küçük pis savaşlarına Avrupalı
müttefikleri sürükleyebileceklerini umuyorlardı.
Komisyonun ikinci oturumunda Ermeniler işgal edilen
bu topraklara nerelerden kaç Ermeni getirilip yerleştirileceğini gösteren
toplam 8OO.OOO kişilik bir liste sundular. Üstelik bu listeye “Arap
vilayetlerine dağılmış binlerce
Ermeni veya Kilikya, Smyrna ve
Konstrantinopol’de yaşayan birkaç
yüzbin kişi dahil
değildi. (Hovanisyan)
Hovanisyan’ın
kendisi Türkiye’nin her yerine dağılmış 2 milyon Ermeni olduğunu söylüyor.
Amerikalı tanıkların l.549.OOO Ermeni’nin Arap ülkelerine gittiğini gözleriyle
gördüğüne ve başka illerde birkaç yüzbin kişi yaşıyor olduğuna göre l,5 milyon
Ermeni’nin Türklerin “soykırımında” öldüğünü nasıl iddia edebiliyor? Bu yeni
Büyük Ermenistan’ı popüle edecek Ermeni mülteciler nereden gelecekti?
Hıristiyan oldukları için İsa gibi dirilecekler miydi yoksa? Daha da doğrusu,
hiç ölmemişler miydi?
Londra
Konferansı’nda Ermeni mülteci sayısı sorununa ilaveten Gürcistan ve Azerbaycan
da komisyona kendi toprak ve sınır davalarını sundular. Oysa Ermeniler bu iki
ülkenin de topraklarının çoğunu istiyorlardı.
Komisyon
Ermenilerin hayallerini gerçekleştirmesinin yalnızca Ermeni ordusuyla mümkün
olmadığı, müttefiklerin 2-3 yıl boyunca l5-2O.OOO asker, silah, cephane ve para
sağlaması lüzum edeceği gerekçesiyle Ermeni taleplerini reddetti.

 

 

Ermeni
liderlerin gönlünden geçen iki temel konu Hıristiyan dünyasından sadaka ve “tazminat”tı.
Yani açıkçası Avrupalı müttefikler bütün gerçekleri
değerlendirmişler, Ermeni liderlerin dilenmelerini ve tazminat taleplerini
dinlemişler, sonunda uydurma hasar iddialarına sıfır dolar vermişlerdi.
Hovanisyan’a sormak lazım. “Elebaşılarınızın ayaklanma başlatıp savaş bölgesindeki insanların sürülmesine yol açmasından, başka ne sonuç bekliyordunuz ki? Utanç verici
ihanetinize ödül mü?” Aradan 85 yıl geçtiği ve mahkemede davayı kaybettikleri
halde bugün Türkiye’nin tazminat ödemesi için mızıldanmaları, yalvarmaları,
dilenmeleri tuhaf değil mi?
Olaya bir de şu açıdan
bakın: İstanbul l9l8-l922
arası 4 yıl İngiliz işgali
altında
olduğundan tüm Osmanlı
kayıtları müttefiklerin denetimi 
altındaydı. “Savaş suçları”
ithamı üzerine adil bir mahkemede gerçek delilleri adamakıllı incelemişler ve yalnızca dört kişiyi “savaş esirlerine
kötü muamele” ile suçlayıp ölüme mahkum
etmişlerdi. Topu topu dört kişi l,5
milyon kişiyi nasıl öldürebilirdi? Aynı şekilde Malta adasında
yargılanmayı
bekleyen Osmanlı yetkililerini de serbest bırakmak zorunda kalmışlardı.
Yoksa müttefikler Osmanlı’nın çok yakın dostu
olduklarından onları kayırıyorlar mıydı?
İngiliz
Başbakanı Lloyd George, İtalyan Başbakanı Francesco Nitti, Fransız Mareşal
Foch, Ermenilere, sahip olmamaları gereken şeyleri vermenin doğru olmadığını,
Mustafa Kemal’e karşı ne kendilerinin ne de Amerika’nın asker göndereceğini
belirttiler. Buna rağmen
“San Remo konferansında
üst konsey Damat Ferit Paşa’yla imzalayacakları barış anlaşmasına, Arap
vilayetlerinin, Trakya’nın, İzmir’in ve Türk Ermenistanı’nın büyük bir bölümünün Türkiye’den ayrılması ve her türlü mali,
ekonomik ve askeri denetimin kendi ellerinde olması yolunda hükümler koydular.
Osmanlılar, Osmanlı ordusunun imparatorluk sınırları dışında ilerlemediğini, ölüm
ve yıkıma yol açmadığını, bu kadar büyük
toprak kaybının Milletler Camiasının self-determinasyon ilkesine aykırı
olduğunu, böylesine sert 
tedbirlerin Türkiye’nin geri kalanının da
egemenliğini tehlikeye düşüreceğini söyleyerek
itiraz ettiler. Barış
şartlarının açıklanması ülkede
şok, depresyon ve öfke
yaşattı. Daha önce
Meclis-i Mebusan’ı feshetmiş olan Damat Ferit
Paşa’nın prestiji iyice düştü.
Mustafa Kemal’in Kuvay-ı
Milliyesi’ne katılım arttı.
23 Nisan l923’te Ankara’da
“Büyük Millet Meclisi” adı verilen yeni yasama organı kuruldu.” (Hovanisyan)
Özgür
dünya, milliyetçi güçleri harekete geçirerek günümüz Türkiye’sini kurduğu için
Mustafa Kemal Atatürk’e şükran borçludur. Bu dev önder komünizm selinin batıya
doğru yayılmasını durduran kişidir. Ermeniler komünistlerle pazarlık ve işbirliği
yapıyorlardı. Ermenilere bugünkü Türk toprakları verilseydi ne olurdu bir
düşünün. Sovyetler Birliği sıcak limanlara ulaşmış olacak ve belki de hiç
çökmeyecekti.  Sovyetler Türkiye’nin geri
kalanına ve Kıbrıs’a da saldırabilirlerdi. Düşünsenize, Sovyetler Kıbrıs’ın ve
doğu Akdeniz’in tüm kontrolünü ele geçirmiş, doğuda uydu devlet Suriye, batıda
güçlü komünist partileriyle Rusya’ya eğilimli İtalya ve Yunanistan, güneyde
yine uydu devletler Libya ve Cezayir. İşte size “Domino Etkisi”. Müttefikler l9l9 ve l92O’de Ermenilerin açgözlü
taleplerine razı olma hatasını yapsalardı tarihin akışı değişecekti.
Avrupalı
müttefiklerin Ermenistan’ı “de facto” ülke olarak Ocak’ta tanımasına rağmen ABD
nihayet 23 Nisan l92O’de tanıdı. ABD’nin bu tereddüdü haksız değildi. Yalnızca
birkaç ay içinde Amerikan yetkilileri bu teröristlere de facto statüsü
vermekten bile pişman olacaktı. Nitekim “de facto” devlet olur olmaz Dro’nun
Ermeni eşkıya çeteleri Kafkaslarda terör kampanyasına girişti. İngiliz baş
komiseri Oliver Wardrop yeni Ermeni hükümetini 4 Ocak’ta yani de facto
statüsünü kazanmasından yalnızca dört gün sonra uyararak askerler Müslüman
yerleşim yerlerine saldırıyı derhal durdurmadığı ve suçlular cezalandırılmadığı
takdirde “müttefiklerin tavsiyelerini sürekli ihlal eden Ermenistan’a her türlü
sempatinin ve yardımın kesilmesi” yolunda rapor vereceğini bildirdi.
Hovanisyan da itiraf ediyor ki Daşnaklar iktidar
için sahtekarlık ve vahşete sığınan eşkiyalar çetesinden başka bir şey değildi.
Kendilerini ve yaptıklarını bilen Avrupa hükümetlerinin güvensizliği boşuna
değildi. Bir İngiliz yetkilisinin sözleriyle: “Her zaman için Daşnak politikası
yabancıların sempatisini kazanmak ve müdahalesini sağlamak amacıyla Ermenilerle
Müslümanlar arasında huzursuzluk yaratmak olmuştur.”
3O Nisan
l92O’de bütün Kafkaslara Kızıl Ordu hakim oldu. Gürcistan buna  kahrolurken Ermeniler sevinçle karşıladılar.
Bunun üzerine Ermenistan yardım komitesi başkanı Albay Haskell personeline Erivan’ı terk etme emri verip kendisi de 
hemen
Londra’ya döndü. İngiliz dışişlerinden Dwight Osborne, Haskell ile görüşmesini
şöyle
anlatıyor:
 
“Haskell Ermenistan’la çok ilgiliydi. Ermenilerin şimdiki durumu ve geleceğine
dair duyduğum en kötü tanımlamayı yaptı: ”Ülke bir çöl ve halkı da profesyonel
dilencilerden başka bir şey değil. Varlıklı Ermeniler açlıktan ölen
vatandaşlarına metelik koklatmıyor, sokaklarda ölen çocuklara bakmadan geçiyor,
mülteciler için hastanede çalışmayı reddediyorlar. Hemşireler hastane
malzemelerini çalıp satıyorlar. Ermeniler hırsız, yalancı, olabilecek en
aşağılık, nankör yaratıklar Yurtseverlik duygusu hiç yok. İdari veya siyasi
kapasiteden,para ve kaynaktan yoksun bir ülke. Yurtdışında servet toplamış
Ermeniler ne vatanlarına dönüyorlar, ne de katkıda bulunuyorlar.’ ”
(Hovanisyan)
Albay
Haskell’in, sözde “vatanlarından” kaçan Ermenilerin bir daha dönmediği yolundaki
sözleri bugün için de geçerlidir. Herhangi bir Ermeni bir kere çıktı mı,
Rusya’ya bile gitmiş olsa bir daha geri dönmez. Son lO yıldır (l99l-2OOl)  l  milyondan fazla Ermeni vatanından
kaçtı. Ülkenin nüfusu 3.7 milyonken %27
azalarak 2.7 milyon oldu. Bu oran lO yıl içinde Amerika’dan 82 milyon
insanın ayrılması, Kaliforniya, Teksas, Florida ve New York’un tamamen
boşalması demektir.
(Kitapta
Ermenistan’daki açlık, sefalet ama özelikle de yöneticilerin hızsızlığından,
yolsuzluğundan ve ahlaksızlığından uzun uzadıya söz edilmektedir.)
Diktatörlerin
iyi becerdiği tek şey, tüm Hıristiyan dünyasına maaşlı ajanlarını gönderip hem
yardım dilenmek, hem de bu hükümetlerin Ermenistan’ı desteklemesi için lobi
yapmak hatta bu amaçla seçimleri etkilemeye çalışmaktı. Tıpkı şimdiki gibi.
Hiçbir
yabancı devletin Amerikan Kongre seçimlerini etkilemek amacıyla lobicilik
yapmasına, dışarıdan yönlendirilen koloniler kurmasına ve politik örgütlenmeler
oluşturmasına izin verilmemelidir. Ermenistan’ın Amerika’da ve bütün Hıristiyan
dünyasında yaptığı şey işte budur.
Amerika’dan
istedikleri de askeri ve ekonomik yardım yanında Amerikan mandasıydı. Başkan
Wilson Ermenilerin manda talebini senatoya getirdi.
Wilson
24 Mayıs l92O’de Senato’ya gönderdiği mesajda Ermeni halkının ihtiyaçlarının
farkında olduğunu ve Amerikan halkının derin Hıristiyan’ca sempatisini dile
getirdiğini, görev zamanı geldiğini söyleyerek Amerikan Kongresi’nden
Ermenistan’ı korumak için manda yetkisi istedi.
“Ermenistan’a duyulan sevgi,
ülkemizin tüm Hıristiyan kadın ve
erkeklerinin yoğun ve samimi duygularıdır. Bu cömert insanlar yardımlarıyla
Ermenistan’ı kurtarmışlar, davasını
kendi davası yapmışlardır” dedi.
Ermeni
hükümeti, Ermeni Kilisesi’nin de yardımıyla ABD tarihinin ilk “yabancı ulus”
dalaveresini başarmıştı. Çok hasta durumda olan Başkan Wilson Ermenilerin
oyununa gelmiş, kandırılmıştı.

 

 

Senato’da
çoğu Ermeni tarafını destekleyen, onların Hıristiyanlığını, çektikleri  eziyetleri vurgulayan uzun konuşmalar
yapıldı. Missouri Senatörü Reed ise gerçekleri söyledi:
Bu insanlar nelere
maruz bırakıldılar? İngiltere Mısır’ı istediğine karar verdi ve silah
zoruyla Mısır’ı aldı.
Yine silah zoruyla
İran ve Mezopotamya’ya el koydu.
 
Amerika’dan daha fazla hakkı olmadığı halde Fransa
silah zoruyla Cezayir’in muazzam
topraklarını istila
etti. Bu tam
anlamıyla bir Force
Majeur, bir talandı. Ben burada bir bütün olarak
Müslüman dünyasından söz ediyorum, yalnızca Türkiye’den değil. Bu Müslüman dünyası
birbirine din bağıyla bağlıdır. Ben hayal kurmuyorum; ben, dünyadaki devlet
adamlarının yıllardır belirttiği korkuyu dile getiriyorum:
ektiğimiz bu haksızlık, şiddet ve
vahşet tohumlarından günün birinde kanlı bir ürün biçeceğiz.
Müslüman
dünyası tehlikeli bir şekilde birleşmiştir. Bu tehdit yakın bir zamanda kendini
korkunç
bir ayaklanmayla kendini gösterebilir.
 
Davet edildiğimiz arı yuvası, horoz dövüşü çukuru,
işte budur. Toprak üstüne
toprağa silah zoruyla el konmuş,
halk üstüne halka
boyun eğdirilmiş, askerlerin idaresiyle 25O milyonun
kalbinde nefret yangını çıkarılmıştır. İsyan üstüne isyan gerçekleşmiştir ve bu
insanlar imanlarına tutundukları ve damarlarında
cesaret kanı aktığı sürece de isyan üzerine
isyan çıkacaktır.”
Senatör
Reed, Ermeni mandasını reddetmekte haklıydı. Nitekim topraklarının İngilizler
ve Fransızlar tarafından fethine gerçekten Müslüman dünyası isyan etti. Fransa
ve İngiltere Müslüman topraklarını işgalin bedelini kanla ödemiş, sonunda geri
çekilip terk etmek zorunda kalmışlardır.
Gerçek
şuydu ki, uygun şekilde tehcir edilen Ermenilerin yanında çok az sayıda Türk
kanun adamları ve askeri vardı. Ermeni Kilisesi’nin isyan vaazı verdiğini ve
cemaatına silahlanmayı öğrettiğini bilse Senatör Reed ne derdi acaba? Kanıtlar
I. Dünya Savaşı başladığında
Ermenilerin  adamakıllı  silahlanmış
olduğunu  göstermektedir. Osmanlı

 

 

tehcir
kervanlarının neredeyse tamamının Ermenilerden oluştuğu tartışılmaz. Senatör
Reed’in dediği doğrudur – karakter sahibi bir halk, bu şartlar altında kendini
korurdu. Burada sorulacak soru şudur: Ermeniler bu kadar silahlıyken, neden
böylece durup ailelerinin öldürülmesine seyirci kaldılar?
Ermeniler,
kendilerinin cesur ve korkusuz savaşçılar olduğunu, müttefiklerin I. Dünya
Savaşı’nı kazanmasında büyük rol oynadıklarını (oysa kanıtlar  bunun
aksini gösteriyor) iddia ediyorlar. Eğer bu kadar korkusuz ve cesur
idiyseler, o kadar nefret ettikleri “korkunç Türk”e karşı neden kendilerini
savunmadılar?
Senatör
Reed gerçeğin tam kalbine parmak basmıştı. Türk katliamı olmamıştı çünkü
kendini koruma teşebbüsü olmamıştı. Bu masalı uydurma fikrini ilk düşünen
Ermeni papazı, “katliam”, “kesme” kelimelerini kullanırsa hikayesinin daha
inandırıcı olacağını fark etmişti.
“General
Harbord elinden geldiğince lehte bir rapor yazmış,. Sayfa üstüne sayfa, Ermenilerin patetik durumuna ve Türklerin mezalimine ayrılmış. Bunlar katı,
soğuk gerçeklerle ilgilenmesi gereken bir askerin kaleminden değil, diksiyon ustasının
fırçasından çıkmış. Ortaya,
bir Ermeni dostunun
bir Ermeni resmi çıkmış. Yazar
tecavüz edilen kadınlar, açlıktan ölen çocuklar, yanan evler, köleleştirilen
erkekleri uzun uzadıya tasvir ettikten sonra şu önemli cümleyi söylüyor: `Ermenilerin
tehcir edildiği, savaş değmemiş bölgedeki köylerin Türk şeytanlığı yüzünden
harap olduğuna hiç kuşku yok. Fakat Ermenilerin Ruslarla birlikte ilerlediği ve
geri çekildiği yerlerde yaptıkları intikamcı mezalim Türklerinki kadar insanlık
dışıdır. Ermeni’nin kendisi de kan suçundan ari değildir. Irk bağı olan vahşi
Aryan Kürdü ondan nefret eder.
Kürtler bu
misyona gözyaşları içinde yalvararak Ermenilerden korunma istemiştir.
Ermenilerin kendilerini köylerinden kovduğunu, en zalim şekilde katlettiğini
söylemişlerdir.
Aynı iddia
Erzurum ve Hasankaleliler tarafından da yapılmış, içinde yüzlerce Türkün öldüğü
yanan binalar gösterilmiş, 43 köyün Ermenilerce yok edildiği bildirilmiştir.
Bunları İngiliz konsolosu da doğrulamıştır. Bir Rus yarbay, `o günlerde
Ermeniler Erzincan dolaylarındaki zavallı Türk halka karşı anlatılmaz
zalimlikte cinayetler işlemişlerdi. Türkler silahsız ve savunmasızdı demiştir.’
Vietnam’da
olan da tam budur. Amerikan askerleri öldürülünce ABD savaşa tümüyle girmek
zorunda kalmıştır. ABD l92O’de Ermenistan’a girseydi Ermenistan 2O. yüzyılın
ilk Vietnam’ı olacaktı.

 

 

Netice
olarak l92O’de Ermeniler Amerikan Kongresi’nin beş yılda çeyrek dolar maliyetle
72.OOO asker gönderilmesini onaylaması için lobi yapmışlar (hem de ABD Osmanlı
İmparatorluğu’na hiç savaş açmadığı halde) ancak Senato bunu reddetmiştir. ABD
Senatosu, nankör Ermeni sürüsüne Müslüman topraklarını vermek için Amerikan
gençlerini tehlikeye sokmamakla doğru kararı vermiştir. ABD hükümetinin ve
Amerikan vergi mükellefinin Ermenistan’a hiçbir şey borçlu olmadığı açıktır.
Ermeniler,
4OO yıl önceden başlayarak toprakları Avrupalılar tarafından alınan Amerika
yerlileri ile aynı konumdaydı. ABD hükümeti kurulduktan sonra bile
Kızılderililere aynı politika sürdürülmüştür. Uluslar ve uygarlıklar tarihinde
bir devleti yeniden uzatmak için saat 3OOO yıl öncesine döndürülemez.
l92O
Baharında Kızıl Ordu ilerleyip, “karşılıklı Ermeni-Müslüman katliamlarını
durdurmak amacıyla Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar tüm Kafkas dağlarını
egemenlik altına almıştı.” Müslüman kadınlara ve çocuklara saldırmayı iyi
beceren General Dro’nun bütün tehditlerine rağmen Ermeniler kuyruklarını
bacakları arasına
kıstırıp
tek bir ateş açmadan teslim oldular.
Eylül l92O’de Türk
kuvvetleri eski Rus-Türk sınırı üzerinden Ermenistan’ı vurma cesaretini gösterdiler. Ermeni cephesinin elimine
edilmesi, Mustafa Kemal’e ordularını batıdan gelen Yunan tehdidine
yoğunlaştırma fırsatı verecekti. Ermeniler yaklaşan hücum konusunda sık sık
uyarmışlardı fakat müttefikler, Anadolu müttefik ve Yunan askeri
kuvvetleriyle kaynıyorken ve tüm dünya
bir
`insanlık borcu olarak’ çok çile çekmiş Ermenilere
sempati duyarken Türk milliyetçilerin harekete
geçeceğine inanmamıştı.”
Şimdi de
laf, çok çile çektikleri için `dünyanın Ermenistan’a insanlık borcu’ oldu. Bu
insanlar kendi çoraplarını kendi başlarına ördüler. Dünya birisine borçluysa, o
da Mustafa Kemal ve Türk milliyetçilerine şükran borcudur. Atatürk Osmanlı’nın
bağrında gerçek halk devrimini gerçekleştirmeseydi Sovyet Rusya nerelere kadar
gelirdi bir düşünün.
Oltu’daki
Türk Operasyonu’na Müttefiklerden veya Sovyetlerden hiçbir tepki gelmemişti.
Zira artık Batıda Ermeni uyarıları kuşkuyla karşılanıyordu. Ermeniler sık
sık yaklaşan hücum;
pan-türkik, pan-islamik entrika, Sovyet-Türk

 

 

çatışması
uyarıları yapmış, ancak hiç biri
gerçekleşmemişti. Hatta `Ermeniler ne
zaman en yüksek sesle şikayet etse, kendileri mutlaka kuşkulu bir eylem
içindedirler’ şeklinde bir kanaat hasıl olmuştu.
29 Eylül’de Mustafa Kemal zaferi
ilan ederken Türklerin komşularıyla barış içinde yaşamak için mümkün olan
herşeyi yaptığını, fakat Daşnakların bu samimi arzuyu dikkate almadığını,
aksine Türk ordusuna ve Kulp, Kağızman,
Oltu gibi yerlerde Müslüman nüfusa saldırılarını yoğunlaştırdığını açıkladı.”
(Hovanisyan)
3l Kasımda Ermenistan Dışişleri Bakanı Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne bir telgraf çekti:
Bu sözler,
gerçeğin terörist Ermeni elebaşları tarafından inanılmaz şekilde
çarpıtılmasıdır. Ermenilerin 8OO yıl boyunca Türklerle barış içinde yaşadığı doğrudur
fakat l89O’larda bu barış sona ermişti çünkü Ermeni elebaşları Osmanlı
İmparatorluğu’nun legal hükümetini devirmek için gizli bir terör kampanyası
başlatmışlardı. Şimdi başları sıkışınca bu diktatörler barış çağrısı yapıyordu.
Oysa  daha iki ay önce kendileri saldırı planlıyordu.
Ermenistan
Dışişleri Bakanının “büyük yalanının” aksine doğrudan, Türkler gerçeği
açıklayan sözlerle cevap verdiler.
Ermeniler
oyalamaya ve total yenilgiyi ertelemeye çalışıyorlardı. Türkler yeni bir akın
başlattılar ve herşey bir hafta içinde bitti. Ermeni hükümetine boyun eğmekten
başka yapacak bir şey kalmamıştı. l8 Kasım
l92O’de Ermeni teröristleri Türklerin yazdığı mütareke anlaşmasını imzaladılar
ve savaş bitti. Hovanisyan bile kabul ediyor ki:

 

 

Cumhuriyeti’ne haksızca bağlanmış bölgelerdeki
Türk-Müslüman nüfusunun büyük bir bölümünü yok etmişti. Türk hükümeti bu savaşa
ulusun teritoryal bütünlüğünü savunmak ve Ermeni aşırılıklarını durdurmak amacıyla girmişti.” (Hovanisyan)
Bu
sıralarda Milletler Camiası örgütlendi. Ermeni diktatör teröristler üye kabul
edilmek için yalvardılar fakat Milletler Camiası bu terörist rejime kesinlikle
“Hayır” dedi.
“Bu
arada Sovyet stratejistleri, Ermenistan’ın Sovyetleştirilmesinin zamanı
geldiğine karar vermişlerdi. 29 Kasım l92O anlaşmasıyla Ermenistan Cumhuriyeti
Sovyet Sosyalist Ermeni Cumhuriyetine dönüştürüldü.” (Hovanisyan)
Sovyet
uydusu haline gelmiş olmalarına ve Anadolu’yu ellerine geçirme hayalleri
söndüğü halde maaşlı Ermeni ajanları dış ülkelerde yaygaralarını
sürdürüyorlardı.
Amiral Bristol’ün 28 Mart l92l tarihli bir
mektubundan:
l93O’ların
başında Almanya’da Adolf Hitler iktidara geldi. Bu Almanya, Ermenilerin daha l3 yıl önce savaştıklarını ilan ettikleri
aynı Almanya idi. Tipik bir Ermeni tarzıyla bu minicik devlet Nazilerle
anlaştı, zira henüz başlamakta olan II. Dünya Savaşı’nı Almanların kazanacağını
düşünüyorlardı. Silahsız Müslüman köylerine saldırılarıyla tanınan General Dro,
Alman savaş hazırlıklarına katıldı. 8l2.ci Ermeni Lejyonu ve taburu örgütlendi.
Daha sonra 2O.OOO askere çıkan bu tabur Kırım’da, Kuzey Kafkaslarda ve
Hollanda’da Almanlarla birlikte savaştı.
Taburun
askerlerine, Ermenilerin geçmişteki askeri becerilerine uygun özel bir görev
verildi. Bu Ermeni askerlerin çoğu, yeni ele geçirilen ve işgal edilen
topraklarda polis birlikleri olarak kullanıldı. Bütün Yahudileri ve Almanların
talep ettiği diğer istenmeyen

 

 

varlıkları
casuslukla buluyor ve yakalıyorlardı. Ellerindeki sayı belli bir rakama
ulaşınca sürü halinde toplayıp, milyonlarca Yahudi’nin kitleler halinde
katledildiği temerküz kamplarına götürüyorlardı.
Ağustos l935’e gelindiğinde Ermeni basını Hitler’i
öve öve bitiremiyordu.
l9 Ağustos
l936 tarihli Daily Hairenik gazetesinden bir örnek:
Yahudiler
hakkında daha pek çok kötü yazılar içeren Hairenik, Boston’da yaşayan Ermeniler
tarafından İngilizce bastırılıyor ve dağıtılıyordu. Devrimci Ermeni
Federasyonu’nun (Daşnaksutyun) Boston’daki arşivlerinin araştırmalar için
kamuya açık olmamasının sebebi belki de budur. Belki Ermeniler II. Dünya
Savaşı’nda Nazi Almanya’sına verdikleri aktif desteğin kayıtlarını adil ve
dürüst tarihçilerin incelemesini istemiyorlardır.
l942’de
Avrupa’daki bir çok Ermeni genci Nazilere aktif destek verdi, orduya katıldı.
Ermeni Devrimci Federasyonu liderleri Alman Askeri İstihbaratıyla yakın
işbirliği içindeydi. I. Dünya Savaşı’nda Ruslar için yaptıkları en iyi şeyi
yaptılar: Casusluk. l94l’den Eylül l944’e kadar Ermeniler Türkiye’deki ve tüm
Orta Doğudaki Nazi İstihbarat temsilcileriyle yakın işbirliği içinde Alman
propagandasının yayılmasına ve Yahudilerin yakalanmasına yardımcı oldular.
Savaşın
ilk yıllarında Ermeni liderler, Almanya’nın savaşı kazanacağına inanıyorlardı.
Kendilerine Rus ve Türk topraklarını vermesi için Almanya’ya her türlü
dalkavukluğu yaptılar.
II.   Dünya
Savaşı’nın gidişatı yön değiştirip müttefikler lehine döner dönmez Ermeni
bukalemunları Alman gemisinden atlayıp, fareler gibi yüzerek kaçtılar.
Almanlara sırt çevirip müttefiklere secde etmeye başladılar.
Savaştan
sonra Ermeniler, Hitler’in l9l5’de Ermenilerin katliama uğradığı hakkında
beyanlarda bulunduğunu iddia ettiler. Bu tamamen asılsız bir iddiadır; ileri
sürdükleri delillerin sahte olduğu ispat edilmiştir.
Ermeniler
l944’e kadar lO yıl boyunca Hitler’i ve Nazileri aktif biçimde destelemiş
olmalarına rağmen savaştan sonra Hitler’in kendilerine karşı olduğunu iddia
etmeye kalkıştılar. Rutger Üniversitesi’nin “Journal of Law and Religion” adlı
gazetesi Nuremberg Nazi Savaş Suçları mahkemesinin yeni keşfedilen delillerini
internet üzerinden yayınlamaktadır. Bu belgeler. II. Dünya Savaşı öncesinde ve
süresince Ermenilerin Hitler, Naziler ve Almanya’ya verdikleri destek hakkında
soru ve cevapları içermektedir.

 

 

Nazilerin
Hıristiyanlığı ortadan kaldırıp kendi politik ihtiyaç ve görüşlerine uygun saf
Aryan ırksal dini yerleştirmeye çalıştıkları malumdur. Ermeniler de bu yüzden
mi kendi minik devletlerini dini ve etnik olarak temizlemişler, geriye yalnızca
kendi kilisesine bağlı, saf “Aryan Ermenilerini” bırakmışlardır?
Irk
saflığına önem veren, “beyaz” olmayan veya kendilerinden farklı mezhepteki
Hıristiyanlara hayat hakkı tanımayan bu minicik yere Hıristiyan dünyası
milyarlarca dolar pompalamayı nasıl sürdürebilir?
Ermeniler
l9l5’deki sözde soykırım için Türkiye’nin özür dilemesini istiyorlar. Nazileri
destekledikleri ve binlerce Yahudi’nin katliamında oynadıkları rol için önce
kendileri özür dilemeden bunu nasıl isteyebilirler?
Resmi,
devlet kontrolündeki Ermeni Kilisesi l93O ve l94O’lardaki bu anti-Hıristiyan
faaliyetlere neden hiç tel’in etmedi?
Ermeni
karakterinde geçmişte yaptıkları hata ve haksızlıkları itiraf etme alışkanlığı
bulunmadığı gibi, başkalarının fikrini çalmada da üstlerine yoktur.  Kendileri savunmasız Yahudilerin yakalanıp
kamplara gönderilmesinde Nazilere yardım
ettiklerine
bakmadan , kalkıp Washington’da Beyaz Saray’ın iki blok ötesinde Ermeni
Soykırım Müzesi kuruyorlar.
Amerikalı
Ermeniler, Ermenistan’ın Nazilere verdiği destekten gurur duymaktadırlar. Bunun
kanıtı şudur. Teröristliği ve Nazi desteği tescilli General Dro Kanayan’ın
Amerika’da gömülü cesedini çıkarıp, kahramanlık töreniyle Ermenistan’a
gömdükleri gibi gençler için Dro Liderlik Enstitüsü kurdular.
Amerikalı
Ermenilere gelince, l9l8’den bu yana bu grubun faaliyetleri incelendiğinde
terörizme yardım ve yataklık eden Ermeni politikasını desteklemek için yılmadan
çalıştığı görülür. Başlıca amaçları Amerikan hükümetinden ve halkından para
koparmak ve Türkiye aleyhine faaliyetlerde bulunmaktır.
l992’de “Hıristiyan” Ermenistan komşusuna aniden saldırdı. Ermeni özel
kuvvetleri çevre tepelerden Azeri köylerine saldırıp uyumakta olan 5.OOO’in
üzerinde erkek, kadın ve çocuğun
boğazını kesti. Ermeni
örgütlerinin bilinçli ve sistematik gayretleri sayesinde bu saldırı Amerikan kamuoyunda pek yankı
yapmadı; oysa Japonların Pearl Harbor’a baskınından veya
ll Eylül olayından pek farkı yoktu.
Bu
“Hıristiyan” Ermeniler bir milyonu aşkın çaresiz Müslüman’ı evlerinden kovdu.
Bugüne kadar da beş kuruş ödemedi. Azeri hükümeti tepki olarak bütün Hazar
Denizi limanlarını, kendine ait limanı bulunmayan Ermenistan’a kapattı. Böylece
ezeli düşmanlarına gerekli ambargoyu koymuş oldular. Azerbaycan ayrıca
Ermenistan’ın ithalatını nakletmek için karayollarını kullanmasına izin
vermedi.

 

 

Amerika’daki
Ermeni kolonisi mensupları Kongrenin Azerbaycan’a yardımı kesmesi  için lobiciliği başladılar. Amerika’da
Amerikalı Azeri lobisi bulunmadığından, Azerbaycan’ın Ermenistan’a karşı
“illegal ambargo” koyduğu yolunda federal yasa çıkartmak çocuk oyuncağı oldu.
Bu yasaya göre, Azerbaycan hükümeti, Ermenistan’ın Azerbaycan’la savaşmakta
kullanacağı askeri malzemeyi ithal edebilmesi için kendi limanlarını ve
karayollarını açmadığı sürece Amerikan dış yardımı kesilecekti.
Amerika’nın
böyle bir karar verip Azerbaycan’a dış yardımı kesmeye ne hakkı var? Meksika
bize saldırsaydı sonra da askeri malzeme nakletmek için Teksas limanlarını
kullanmak isteseydi Amerika aynı şekilde ambargo koymayacak mıydı?
Başkan
Bush, terörle savaşta Azerbaycan’ın desteğini alabilmek için, Ermeni  desteğiyle çıkan 9O7 sayılı bu yasayı
kaldırması için Kongreye rica etti. Başkan Bush Azerbaycan’a yardım etmenin
Amerika’nın menfaatine olduğuna karar vermişti. Tabii ki Ermeni örgütleri,
koloni mensupları Başkanı bu karardan caydırmak için ortalığı ayağa kaldırdılar.
Aynı lobi son lO yılda
Amerikan hükümetinin Ermenistan’a l.4 milyar $’ı aşkın yardım yapmasını sağlamıştır. Bu miktar kişi başı olarak, dünya üzerinde herhangi
bir ulusa
yapılan yardımdan daha fazladır. Oysa aynı süre
içinde Rusların da Ermenistan’a
l milyar dolarlık
askeri teçhizat ve silah yardımında bulunmasına ne dersiniz? Ermeniler
küçücük,
sözde bağımsız cumhuriyetlerinde askeri üs kurması için Rusları  davet ettiler. Türkiye’ye bitişik
arazilerinin büyük bir kısmını bedelsiz olarak tahsis ettiler. Ruslar da bayıla
bayıla kabul etti tabi. Ermenistan hala Vladimir Putin Rusya’sının bir uydusu
gibi davranmaktadır.
Ermeni terörizmi yalnızca geçmişe
ait değildir. Yakın zamanda faaliyet gösteren terörist grupları şunlardır:
Ø  Armenian
Secret Army for the Liberation of Armania (ASALA) Ermenistan’ın kurtuluşu için
gizli Ermeni Ordusu
Ø  Ermeni
soykırımı için adalet komandoları
Ø  Yeni
Ermeni direniş grubu
Ø  Ermeni
Grup 28
Ø  Yeni
Ermeni direniş
Ø  Ermenistan
kurtuluş cephesi
Ø  Soykırıma
karşı Ermeni militan komandoları
Ø  Ermeni
gizli ordusunun yeni Ermeni direnişi
Ø  Kara Nisan
Ø  3
Ekim
Ø  9
Haziran Örgütü
Ø  6.
Ermeni kurtuluş ordusu
Ø  24
Eylül intihar komandoları
Ø  Orly örgütü
Ø  Ermeni
dünyayı cezalandırma örgütü
Ø  Ermeni
Kızıl Ordusu
Ø  Ermeni
devrimci hareketi
Bu
isimler, bu korkakların dünyanın her tarafında insanlara kahpece
saldırdıktan  sonra kullandıkları
isimlerden bazılarıdır. O kadar çok yerde, o kadar çok sayıda saldırıda
bulunmuşlardır ki yalnızca onların eylemlerini anlatan bir kitap yazılabilir.
Özellikle Amerika’da pek çok olay gerçekleştirmişlerdir.
l. 27
Ocak l973’de Santa Barbara, Kaliforniya’da Amerikan vatandaşı Gürgen Yanıkyan
Türk Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i öğle yemeğine
davet etti. Kuşkulanmayan diplomatlar dostane daveti kabul etti. Yanıkyan iki
konuğunu öldürdü. Müebbet hapse mahkum oldu.
2.    26
Nisan l973’de New York’ta Türk Enformasyon Bürosu’na konan bomba zamanında
bulunup etkisiz hale getirildi. Olayı, Yanıkyan’ın tahliyesini isteyen Yanıkyan
Komandoları üstlendi.
3.    4
Ekim l977’de Los Angeles Üniversitesi’nde (UCLA) Osmanlı Tarihi okutan Profesör
Stanford Shaw’un evine bombalı saldırıda bulunuldu. Ermeni 28 grubu üstlendi.
4.    5
Ağustos l98O’de “Ermeni Grubu” Birleşmiş Milletler binasının karşısındaki Türk
Evi’ne boya bombaları attı. Ermeni 28 grubu üstlendi.
5.    6
Ekim l98O’de Los Angeles’ta Başkonsolos Kemal Arıkan’ın evine 2 molotof
kokteyli atıldı. Arıkan yaralandı.
6.    l2 Ekim
l98O’de Hollywood’da bir Amerikalı Türk’e ait seyahat acentesi bombalandı.
7.    3
Şubat l98l’de Los Angeles’ta İsviçre Konsolosluğu önünde bomba bulundu. Talep:
Avrupa’da terörist faaliyetleri dolayısıyla tutuklu bulunan Suzy Mahşerciyan’ın
serbest bırakılması.
8.    3
Haziran l98l’de Los Angeles’ta ve San Francisco’da Türk folklor gösterileri,
bomba konması yüzünden iptal edildi.
9.    26
Haziran l98l’de Los Angeles’ta Swiss Banking Corp. ofisi önünde bomba  patladı. (6 Haziran Örgütü)
lO.
2O Ağustos l98l’de Los Angeles’ta İsviçre Hassas Aletler ofisi bombalandı. (6
Haziran Örgütü)
ll. 2O Kasım l98l’de Los Angeles’ta Türk
Başkonsolosu ağır yaralandı. (JCAG)

 

 

l2. l3 Ocak l982’de Toronto’da Türk Başkonsolosluğu bombalandı ve
ağır hasar
gördü.
(ASALA)
l3.
28 Ocak l982’de Türk Başkonsolosu Kemal Arıkan arabasıyla işine giderken 2
terörist tarafından suikasta kurban gitti. Hampig Sasunyan müebbet hapse mahkum
oldu.
l4. lO Mart l982’de Massachusetts’te Türkiye Fahri
Konsolosu Orhan Gündüz’e ait
hediye
dükkanı bombayla uçuruldu. (JCAG)
l5. Orhan Gündüz 2 ay sonra 4
Mayıs l982’de öldürüldü. Katili
yakalanamadı.
l6.
8 Nisan l982’de Ottowa Ticaret Ataşesi Kani Güngör apartmanının garajında ağır
yaralandı. (ASALA)
l7. l8 Mayıs l982’de, Toronto’da Ermenilerden topladıkları
haraçları ülke dışına kaçırmaya çalışan 4 kişi yakalandı.
l8. l8 Mayıs l982’de Tampa, Florida’da Türk Fahri Başkonsolosu
Nasuh Karahan
bürosunda
saldırıya uğradı.
l9.
26 Mayıs l982’de Los Angeles’da Swiss Banking Corp.un bürosu bombalandı.
(ASALA)
2O.
3O Mayıs l982’de Los Angeles’da Air Canada kargo ofisine bomba koymaya çalışan
3 ASALA üyesi yakalandı.
2l.
27 Ağustos l982’de Ottowa’da Askeri Ataşe Atilla Altıkat arabasında suikasta
kurban gitti. (JCAG)
22.
26 Ekim l982’de Los Angeles’da, Filedilfiya Fahri Konsolosluğunu bombalamaya
hazırlanan 5 Ermeni teröristi yakalandı.
23. 2l   Ocak
 l982’de   Anaheim,   Kaliforniya’da   bir
 Ermen fırınında   9
 adet
 boru
bombasına el kondu.
24.
29 Mart l984’de Los Angeles’ta ARA Türk Olimpiyat Takımına tehdit mektupları
gönderdi.
25.
l2 Mart l985’te Ottowa’da silahlı 3
terörist Türk Büyükelçiliği’ni basarak Kanadalı güvenlik elemanını öldürdü,
Büyükelçi Coşkun Kırca’yı ağır yaraladı, eşi ve kızını rehin aldı. (ARA)
Olaylar
yalnız Amerika’da cereyan etmedi; Ermeni teröristler tüm dünyada 7l kişiyi öldürüp 387 kişiyi yaraladılar.
Böylesine yaygın ve örgütlü terör kampanyasını kim yönetiyor? Faturaları kim
ödüyor? Teröristleri kim eğitiyor? Uygar dünyada yapılan bu haksız,  kahpece
saldırılar  konusunda  Gregoryen
Ermeni  Kilisesi  neden sessizliğini

 

 

koruyor,
tel’in etmiyor? Böyle Hıristiyanlık mı olur? İsa nefret ve  intikam öğütlememişti bize. Ermenistan
hükümeti bu insanlık suçunu durdurmak için neden hiç çaba göstermiyor, aksine
terör ve cinayeti alttan alttan desteliyor? Sadaka toplamak için bütün dünyaya
adam göndermeyi biliyor da, terörü durdurmayı bilemiyor mu?
Amerika’daki
Ermeni nefret vakalarının hepsinin Amerikalı Ermenilerin yoğun halde
yaşadıkları bölgelerde cereyan ettiğini okurlar fark etmiştir. Bu etnik
toplumlar neden sessiz kalıyor?
Ermeni
teröristler Amerikan topraklarında bu saldırıları gerçekleştirirken Amerikan
hükümeti neden bu ufacık ülkeye milyarlarca dolar yardım yapıyor? Amerikan
Kilise grupları neden sözde “Hıristiyan İnsani Yardımı”na milyonlarca dolar
pompalamayı sürdürüyor?
l92O’de
kursaklarında kalan “Türk Ermenistanı’nı” “Birleşik Ermenistan”a dönüştürme
hevesiyle Ermenistan’ın Türkiye’ye saldırması, bugün bile hiç eksilmeyen
tehlikedir. Rusya’nın Ermenistan’la anlaşması olduğundan bu haydutlar güruhuna
arka çıkmak zorunda kalacaktır. Böyle bir durumda Amerika, bir NATO üyesi olan
Türkiye’nin yardımına koşmak zorunda kalacaktır.
Ermeniler,
hem Türk, hem Ermeni üyelerle bir “Uzlaşma Komisyonu” kurulmasını
önermişlerdir. Ancak Ermeni geleneği burada da uygulanıyor ve Türkler
Ermenilerin yaptığı kötülükler hakkında konuşamıyorlar; Ermenilerin uydurma
masallarını kabul etmek zorundalar.
8
Ağustos 2OOl tarihli “Turkish Times” gazetesinde “Uzlaşma Komisyonu”na ilişkin
geniş bir haber yayınlandı. Komisyon üyelerinin ortak açıklamasında şöyle
deniyordu: “Hepimiz, bu komisyonun bir soykırım olup
olmadığının tespitine yönelik
olmamasında hemfikiriz. Uluslararası toplum ve biz, bunun (soykırım)
tartışılmaz bir gerçek olduğunu zaten kabul etmiş bulunuyoruz ve bu gerçek,
görüşmelerimizin temelini oluşturacaktır.” Bu inanılmaz bir tutum. Kimseden
resmi onay almamış, kerameti kendinden menkul bu sözde komisyonun Ermenilerce
oluşturulan gündemine bir bakın:
l. Amerikan hükümetinin l9l5 soykırımını tanımasını ve
Türklere tazminat ödetmeyi
sağlamak,
2.    Türk
toplumunu ve liderlerini soykırım olduğuna ve bunu itiraf etmenin Türkiye’nin
menfaatine olacağına ikna etmek,
3.    Atalarının l9l5’te soykırım
yaptığını biliyorlar mı diye Türk okul çocuklarını düzenli
biçimde sınavdan geçirmek,
4.    Türkler
bu komisyonun bu direktiflerini kabul etmezlerse Türk hükümetini ve halkını
“çağdaş uygar ulusların normlarına uygun davranmaya hazır değil”  şeklinde yaftalamak.

 

 

Komisyonun Türk üyelerinden Özdem Sanberk “niyetimiz
gerçeğin ne olduğunu bulmak değil, gelecek
için yeni ufuklar
açmak ve karşılıklı anlaşmayı güçlendirmektir”
diyor. Başka bir üye, İlter Türkmen, “komisyonun görevi tarihi bir yargıda
bulunmak değildir” diyor.
Ancak bu
Amerikalı gözlemcinin bakış açısı tamamen farklı. Herşeyden önce, nasıl  olur da Türkler oturup böyle bir konuyu
yalnızca Ermenilerin oluşturduğu gündemle konuşmayı kabul ederler, bu yazarın
aklı havsalası almıyor. “Uzlaşma”, bir noktada buluşması gereken iki tarafın
varlığına işaret eder. Ermeniler kendi taleplerini çok iyi ortaya koymuşlardır.
Şimdi, “uzlaşma” için Ermenilerin ne yapması gerektiğini söyleme sırası
Türklere gelmiştir. 
 
Bence Türk tarafı Ermenilerden şunları itiraf ve  kabul etmelerini istemelidir:
l. Osmanlı İmparatorluğu’nu çökertmek için 3O yıl boyunca
silahlı mücadele verdiklerini,
2.    Nüfus
çoğunluğunu oluşturmadıkları halde Müslüman topraklarını ele geçirmek  için Rus kuvvetleriyle iş birliği yaparak
Osmanlı İmparatorluğu’na ihanet ettiklerini,
3.    Osmanlı
İmparatorluğu’nun kendini savunmaya ve Ruslara yardım ettikleri gerekçesiyle
savaş hattı arkasındaki bütün Ermenileri tehcire yasal hakkı olduğunu 
(Amerika da aynı
gerekçeyle II. Dünya Savaşı’nın başında Batı kıyısındaki  Amerikalı Japonları iç bölgelerdeki tecrit
kamplarına
göndermişti.)
4. l9l5 öncesinde ve sonrasında
çatışma bölgesindeki Türkleri katlettiklerini – bu savaşın Ermenilerin iddia
ettiği gibi tek taraflı olmayıp hem Ermenilerin hem Türklerin hayatlarıyla
korkunç bir bedel ödediğini,
5.    Osmanlı
döneminde olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de her dinde, tam bir özgürlükle
ibadet edildiği halde Ermenistan’da resmi Gregoryen Kilisesi dışında hiçbir din
ve mezhebe izin verilmediğini, Türkiye’deki pek çok Ermeni kilisesine karşılık
Ermenistan da tek bir cami olmadığını,
6.    l8OO’lerin
ortalarından beri Müslümanlara eziyet ve terör uygulamayı sürdürdüklerini,
7.
Bu uygulamayı Ermeni
kilisesinin de tasvip ettiğini.
Ermeni
hükümeti l9l9’da Paris Barış Komisyonu önünde uzun ve duygusal bir sunum
yaparak Osmanlılardan “tazminat” taleplerini ortaya koymuştu. Barış Konferansı,
sistematik kitlesel cinayet de dahil olmak üzere bütün ithamları dinleyip
delilleri değerlendirdikten sonra “Hayır” demiş ve “Sıfır” vermişti. Ve bu konu
da l9l9’da kapanmıştı.

 

 

Ermeniler
artık gerçeği kabul etmeli ve bu konunun l9l9’da kapandığını, bir daha hiç söz
edilmemesi gerektiğini kamuoyuna açıklamalıdırlar.
Ankara’daki
İngiliz Büyükelçiliği’nin 23 Haziran 2OOl tarihli basın bildirisinden:
 “O günün İngiliz hükümeti
ve daha sonraki
hükümetler l9l5-l9l6 katliamlarını
korkunç bir trajedi olarak görmüşlerdir. Her iki tarafta da can kaybı
olduğundan bu konudaki yoğun duyguları anlıyoruz. Ancak olayların, l948
Birleşmiş Milletler Soykırım
Konvansiyonu’nda spesifik tanımı
yapılan `soykırım’ kapsamında yorumlanması gerektiğine inanmıyoruz.
Hükümetimiz, daha önceki İngiliz hükümetleri gibi delilleri incelemiş ve
bizi bu olayların soykırım olarak tanımlanmasına ikna etmeye yetecek derecede
kesin olmadığı yargısına varmıştır. Zaten l948 Birleşmiş Milletler Soykırım
Konvansiyonu uygulamada geriye dönük (retrospektif) işlememektedir. l9l5-l9l6’da Doğu Anadolu’daki olayların yorumu
halen tarihçiler arasında bir tartışma konusudur.”
Ermenilerin
kendilerinin soykırım uygulayıp uygulamadığı hakkında son sözü neden Ruslara
bırakmayalım? Bugün Moskova’daki Rus arşivlerinde bulunan yüzlerce dosyadan üç
Rus subayının ifadelerini koyalım. Bu ifadeler, Ermenilerin 2O. yüzyılın ilk soykırımını gerçekleştirdiğini hiç
kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır. I. Dünya Savaşı’nın başında
Osmanlı topraklarını işgal eden Rus ordusu komutanı General Odishe Liyetze:
 Yarbay
Griyaznof’un resmi raporundan:
Erzurum ve
Deveboynu komutanı Yarbay Tverdokhleboff:

 

 

Öyleyse bugünkü Ermeniler atalarının bu dehşetini nasıl olur da utanmadan
inkar ederler? Nasıl olur da asla gerçekleşmemiş olan “l9l5 Ermeni katliamı”
için Türk hükümetinin özür dilemesini isterler? Asla gerçekleşmemiş bir şey adına
nasıl olur da soykırım müzesi ve anıtı
dikerler?
Bütün bu
gerçekler ışığında Hıristiyanlar kendilerine sormalıdırlar: milyarlarca vergi
dolarlarının Ermenistan’a gönderilmesine devam edilsin mi? Ermeniler Kongre
üyelerini satın almak veya etkilemek için seçimlerde l4 milyon $ harcadılar diye Amerika Azerbaycan’a ayırımcılığı
sürdürsün mü?
Ermeniler
Müslümanları temizlemeyi hiç aralıksız sürdürüyorlar (bugün için
Azerbaycan’da). Uygar dünyada bu tür bir davranışın yeri yoktur ve Amerika bu
terörist ülkeye sadaka vermeyi kesmelidir.
ll Eylül 2OOl
tarihini – aşırı
dinci Müslümanların New
York ve Washington’a saldırdığı günü – her Amerikalı sonsuza dek hatırlayacak.
Amerikalılar, Orta Doğunun bazı
bölgelerinde yapılan kutlamaları da unutmayacak.
Birçok
Amerikalı soruyor, “Müslümanlar neden ABD’den nefret ediyor?” diye. Ne yazık ki
Müslümanların Amerikalılardan hoşlanmamasının sebebi var. Bu kitap, bu
sebeplerden birini belgeliyor. Hatta kitabın adı “Müslümanların Amerikalılardan
nefret etmesinin haklı bir sebebi” de olabilirdi.
Ancak
Türkler, %97 Müslüman olmalarına rağmen, ABD’den nefret edenlerin görüşünü
paylaşmamaktadır. Dünyadaki tek demokratik Müslüman ülke olan Türkiye,
Hıristiyanlık tarihi açısından da dünyanın en önemli ikinci ülkesidir.
Dolayısıyla, küçücük bir Ermeni-Amerikalı grubun ABD’de Türkiye’ye karşı nefret
kampanyası yürütmesi bir trajedidir. Bu küçük grup, 3O küsur eyalet meclisine, l9l5 soykırımı iddiasıyla Türkiye’ye
saldıran kararlar aldırmayı başarmıştır.
Ben,
Ermeni-Amerikalıların l5O yıllık “tarihi” anavatanlarına hem Türklerden, hem
Amerikalılardan mega-dolarlar kopartmak amacıyla uyduruk hikayeler yaydığını
gösteren kanıtlar buldum. Bu kitap birçoğu ermeni kaynaklarından olmak üzere
tarihi belgelere dayanmaktadır. Kimin doğru söylediğine, kimin kendi bencil
çıkarları için masallar uydurup yaydığına kendilerinin karar vermesi için,
Amerikalı Hıristiyanları tüm kayıtları incelemeye davet ediyorum.
ll Eylül’de olanlardan sonra Müslüman dünyasıyla mümkün olduğu kadar
sıkı bağlar oluşturmamız çok
önemlidir. Hıristiyan olduğunu iddia etse bile Ermenistan gibi terörist bir
devleti desteklemeye devam
etmenin bir anlamı
yoktur.
Kongrenin,
kendilerine Ermeni diyen küçük fakat yaygaracı bir grubun siyasi baskısına
boyun eğmesi doğru değildir. Bu küçük devletin l9l8’den bu yana başlıca
ihracatı terör, başlıca ithalatı tüm dünyadaki Hıristiyanlardan dış yardım olmuştur.

 

 

Ben Azeri,
Gürcü veya Türk değilim. Ben Ermeni değilim. Ben, İskoç ataları l686’da
Amerika’ya gelmiş bir İskoç-Amerikalıyım. Güneyliyim, baptistim ve bir vergi
mükellefiyim. Kitabı yazmak için Washington, Roma, Paris, Londra, Moskova ve
İstanbul’da yoğun araştırmalar yaptım. Ermenistan’da da araştırma yapmak
isterdim ama onların arşivleri kamuya açık değil. Başkent Erivan’daki ve
Devrimci Ermeni Federasyonu’nun Boston bürosundaki dosyalar hala
araştırmacılara ve kamuya kapalı. Ne saklıyorlar? Devrimci Ermeni
Federasyonu’nun (Daşnaksutyun) merkezi neden ABD’de?
Bazı
Amerikan vatandaşları Ermenistan’ı araştırıp bulgularını yayınladılar ancak bu
kişilerin hepsi Ermeni terör kampanyalarının hedefi oldu. Yürürlükteki Ermeni
tutumuna göre kendileriyle aynı fikirde olmayan herkesi ölümle tehdit etmek
mubah sayılıyor.
Bu kitabın
yayınlanacağı açıklanınca daha kitap piyasaya çıkmadan Amerikan Ermeni
Meclisi’nin zalimce saldırısına maruz kaldım. Bu meclis, merkezi Washington’da
bulunan mega-milyon dolarlık bir menfaat lobisi. 4O-5O kişilik profesyonel
kadroya sahip. Bu özel çıkarlı ermeni lobi örgütünün tek amacı,
becerebildikleri kadar  Amerikan vergi
mükellefi dolarlarını Ermenistan için koparmak. Bu da, son lO yılda,  l,5 milyar $’a ulaştı.
Türkiye
II. Dünya Savaşı’ndan beri Amerika’nın gerçek ve sadık bir dostu ve ortağı
olmuştur. Türkler Kore’de, Körfez Savaşı’nda ve diğerlerinde Amerikan
Birlikleriyle yan yana savaştılar. Ermenistan neredeydi? Her seferinde karşı
tarafta.
Bütün
okurlardan kitabı önyargısız bir zihniyetle okumalarını rica ediyorum. Okur
gerçeği gördükten sonra, İsa adına Müslüman dünyasına yapılan muazzam
haksızlığı düzeltmek için ne yapacağına kendi karar verecektir. 
 
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: