FBI’IN EİNSTEİN DOSYASI

(KİTAP ÖZETİ)

Fred Jerome tarafından kaleme alınıp daha sonra Ahmet Fethi tarafından Türkçeye çevirisi yapılıp bize kazandırılan FBI’IN EİNSTEİN DOSYASI isimli bu eser, 2006 yılında Merkez Yayıncılık San. Ve Tic. A,Ş. tarafından Türk okurlarına sunulmuştur. Toplamda 404 sayfadan oluşan bu kitap, yaklaşık olarak 77 sayfadan mürekkep olan kendi içerisinde de kısım kısım ayrılmış ek-dipnotlardan oluşmaktadır. Kitap aynı zamanda birçok resim ve resmi belge ile görecelilik taşımaktadır.  Fred Jerome bu eseri kaleme almasında ki sebebi tamamen bir tesadüf olarak görmektedir. Fred Jerome yaptığı farklı bir çalışması olan ve bu kitabı hazırlarken halen devam eden bir çalışması – Yirminci Yüzyılın En Önemli Bilim Haberleri Üzerine Bir Kitap Projesiyle- ilgili araştır­ma yaparken, ölümünden sonra yayınlanan Einstein’la ilgili gazete yazıları rastlamıştır. 9 Ey­lül 1983 tarihli New York Times’ın ekonomiye ayrılan on yedinci sayfasında, küçük bir başlık ile karşılaşmıştır: FBI, Einstein’ı Bir Casus ve Adam Kaçırmayı Planlayan Biri Olarak Fişlemiş; Bu başlığı görünce ilk aklına gelir yazarın bu konu hakkında bir proje yazmak. Yalnız ilk etapta bir dergi yazısı için düşündüğü durum daha sonrasında yerin yeni bir kitap yazmak olarak yerini almıştır. Daha sonrasında yazıları takip ettikçe karşısına çıkan korkunç bir gerçek vardır.  Bu korkunç gerçek FBI tarafından Einstein ın 22 yıl boyunca karalama kampanyası içinde takip edilmesi.  FBI’ın Albert Einstein aleyhinde 22 yıl boyunca yürüttüğü karalama kampanyası, Fred Jerome’un yazdığı kitapla açığa çıkarıldı. FBI yaşamı boyu Einstein’ı izlemiş ve hakkındaki rapor 1800 sayfayı bulmuştu. FBI’a göre ünlü bilgin bir Sovyet casusu ve komünistlerin arkasındaki “büyük isim”di! FBI’ın Albert Einstein aleyhinde 22 yıl boyunca yürüttüğü karalama kampanyası, Fred Jerome’un yazdığı FBI ın Einstein Dosyası adlı kitapla açığa çıkarıldı. 20. yüzyılın en önemli bilim insanı diyebileceğimiz Albert Einstein ile ilgili dosya ise ilk kez, Florida Üniversitesi profesörlerinden Robert Alan Schwartz tarafından 1983’de The Nation dergisinde yayınlanan bir makaleyle gün ışığına çıkarıldı. Dosyanın yüzde 25’inden fazlası gizli tutulmaya çalışıldıysa da, yazar Fred Jerome tarafından haber alma özgürlüğünün kısıtlandığı gerekçesiyle açılan dava kazanıldı. Böylece gizli kalan kısımlar da ele geçirilmiş oldu. Elde edilen son bölümle, toplam 1800 sayfalık dosyanın daha detaylı incelenmesi mümkün olabildi.

Albert Einstein, modern zamanların en ünlü bilim insanı olarak anılmaktaydı. Uzay, mekân ve zaman kavramlarını değiştiren bir fizikçiydi. Dağınık saçları ve çorapsız giydiği ayakkabılarıyla hep göze batan bu çok yönlü bilim insanının gizli kalmış tarafı Einstein, 1879 yılında Güney Almanya’nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, eğitimli bir ev hanımıydı. Bu kadar sade bir yaşamdan daha sonra Einstein kendisini devletlerin akıl almaz siyasetleri ve savaşları arasında görecekti. Einstein hayatı boyunca insanlığa hizmet etmekte kendinden hiçbir zaman ödün vermedi. 1940’ta A.B.D. yurttaşlığına alınmadan önce, Einstein’ın siyasal uğraşları, Naziler’in Yahudi karşıtlığının ve faşizmin yıkımına odaklanmıştı. Bir kez daha, ününü kullanarak, sığınmacıların A.B.D.’ye göç etmelerine izin verilmesi için, hükümete dilekçe verdi, ama geri çevrildi. Sonra, Eleanor Roosevelt’e eşini ikna etmesi için rica eden diğer Avrupalı aydınlara katıldı, ama sonuç aynıydı. Bu, Einstein’ın FDR (1) yönetimiyle ilk çatışması değildi. İspanya İç Savaşı’ndaki Franko karşıtı güçleri, etkin olarak ve açıkça destekledi. Nazi Hava Güçleri, İspanyol köylerini bombaladığında, Birleşik Devletler, Britanya ve Fransa’yla birlikte, Cumhuriyetçi güçlerin cephane gereksinimini hiçe sayarak, düzmece bir “yansızlık” ambargosu uyguladılar. Einstein’ın da katkıda bulunduğu örgütlü gösterilere ve çağrılara karşın, ambargo kaldırılmadı ve (savaş sonrası, A.B.D. yardımıyla) İspanya’nın başına çöreklenmiş buyurgan düzen, ayakta kaldı. Abraham Lincoln Tugayı’ndan yaklaşık 3,000 Amerikalı gönüllü, Cumhuriyet’le savaşma komutuna uymayıp hükümetlerine karşı çıktılar. Einstein, onların, başından beri, ateşli bir destekçisiydi.

1939’da, Nazilerden kaçıp A.B.D.’ye sığınmış Leo Szilard’ın kendisini ikna etmesiyle, Einstein, Başkan Roosevelt’e, nükleer araştırmalarında Alman ilerlemesiyle ve Almanların bir atom silahı geliştirme olasılıklarıyla ilgili uyarıda bulunmak üzere bir mektup yazdı. Mektup, A.B.D.’nin böyle bir bomba yapmasına yol açtı. Bu, Einstein’ın en çok anımsanan kamusal edimidir. Bununla birlikte, hükümetin Einstein’ın köktenciliğinden duyduğu korku ve Einstein’ın kendisinin ilgisizliği, O’nu Manhattan Projesinde yer almaktan alıkoydu.

Einstein kendisinin daha öncesinden ön ayak olduğu “atomu ayrıştırarak” enerji elde etmek için kullanma düşüncesini kullanan Nazilere karşı, 1939’da ABD başkanı Franklin Roosevelt’e bir mektup yazarak, Nazilerin nükleer silahları geliştirebileceği uyarısında bulundu. Bu mektup, müttefiklerin ilk atom bombasını yapmalarında önemli rol oynuyordu. Ama yine de Atom Bombası bulunmuş ve o zamanki güçlü devletlerden olan Japonya’ya karşı kullanılması düşünülüyordu. Nitekim de öyle oldu ve önce Hiroşima’ya ardından da Nagazaki’ye atom bombası atıldı.

Savaştan sonra, Einstein, Hiroşima ve Nagazaki’nin küle döndürülmesini protesto etti. Fred Jerome, Londra Pazar Ekspresi Gazetesi’ndeki 1946 tarihli bir söyleşiyi anmaktadır. Bu söyleşide Einstein, “Japonya’ya atom bombası atılmasını, Truman’ın Sovyet karşıtı dış siyasetine bağlıyor” ve “FDR yaşasaydı, Hiroşima asla bombalanmazdı” diyordu. Jerome, bu söyleşinin, FBI tarafından tutulan ve kalınlaşan Einstein Dosyası’na hemen eklendiğini belirtiyor.

Savaştan sonraki ilk yıllara, hükümet ve iş çevrelerinde, A.B.D.’nin uluslararası ve yurtiçi amaçlarını desteklemek için manipüle edilmiş bir komünizm karşıtı çılgınlık, damgasını vuruyordu. Manhattan Projesinde ki, daha önce, Mayıs 1945’te Almanya’nın yenilmesi ile Ağustos’ta Hiroşima’nın bombalanması arasındaki aylarda bombanın kullanılması üzerine tartışma yürüten bilim insanları, bombanın getirdiği tartışma konularında deneyimlilerdi. Birçoğu, Birleşik Devletler ile Sovyetler Birliği arasındaki bir çekirdek silahı yarışından korkuyordu. Bu olasılığa karşı kulis yapmak için, Atom Bilimcileri Acil Durum Komitesi’ni kurdular ve Einstein, genel başkanlığı kabul etti. Bu konumda Einstein, ilk iş olarak, A.B.D. gücünün askerci genişlemesiyle ilgili görüşlerini belirtmek üzere, Dışişleri Bakanı George C. Marshall’la görüşmek istedi. İsteği geri çevrildi, ama bir orta düzey Atom Enerjisi Kurulu yetkilisiyle görüşmesinde, Truman’ın dış siyasetinin Sovyet karşıtı bir genişlemecilik olduğunu söyledi. ‘Amerikan barışı’nın, A.B.D.’nin imparatorluk tutkusu olduğunu belirtti. Atom Bilimcileri Acil Durum Komitesi’nin çekirdek karşıtı iletisi, ciddi bir kamusal karşılık buldu, ama sonunda, öbek, ordudan atomsal gelişmeyi çekme ve onu uluslararası denetim altına alma amaçlarına ulaşamadılar.

Einstein’ın 1940’lardaki bir diğer başlıca siyasal uğraşı, Birleşik Devletlerde, ırkçılığın, ayrımcılığın, linçin ve beyaz üstünlüğü görüntülerinin süregelmesi üzerineydi.  

Einstein eski başkan Roosevelt in yaşaması halinde daha savaşa Rusya katılmadan çözülebileceği inancındaydı. Bombanın sivillere karşı kullanılmasını istemeyen Einstein ve bazı nükleer bilimcilerinde çabaları sonuç vermemişti. Birçok Yahudi bilim adamı için bombanın amacı Hitleri durdurmaktı ancak Einstein bunun nükleer savaş çıkaracağını ve büyük yıkımlara sebep olacağını düşünüyordu.

Einstein Atom Bombası projesi ile ilgili tek söz yada imada bulunmaması konusunda Churchill ve Roosevelt tarafından savaş zamanı güvenlik ihlali olabileceği konusunda uyarılmıştı. Ayrıca Atom Bombası projesinde yer alan bilim adamları da bombanın Japonya ya karşı kullanılmaması konusunda Roosevelt ikna etmeye çalışıyorlardı. Projede yer alan bir grup bilim adamı da bombanın Japonya ya karşı kullanılmaması konusunda savaş bakanına bir rapor hazırlayarak bunun Amerikanın ahlaki önderliğine zarar vereceği konusunda uyarıda bulundular. Savaşta kullanılacak olan Atom Bombasının insanların yaşamadığı bir yerde kullanılarak Japonya’nın ikna edilebileceğini düşünüyorlardı.  Tüm bu çabalar Beyaz Sarayın politikasını etkilemedi.

Bilim adamları bombanın sivillere karşı kullanılmasına karşı çıkmalarına rağmen Amerikan basını tam tersine Hiroşima’dan ve Nagazaki’den gelen haberleri büyük sevinçle karşılamış hatta bazı gazeteler savaştan sonra demokrasiye zemin hazırlanması için birkaç bomba daha atılması çağrısında bulunmuştu. Amerika da ulusal bir kutlama yaşanıyordu.

Basında yer alan haberlere karşılık birçok Katolik kilise lideri bombalamayı Hıristiyan uygarlığa ve ahlaki hukuka indirilmiş en ağır darbe olarak niteleyerek kınadı. Bununu yanında çok küçük bir gazeteci grubu da yine bu sevince katılmadı ve en büyük trajedi olarak nitelendirdiler. Önceleri sevinmelerine karşılık Afrika kökenli Amerikalı topluluğundan da tepkiler yükselmeye başlamıştı. Afrika kökenli Amerikan medyası Truman’ın açıklamasında kullandığı “bir canavar gibi davranmak” kelimesi ile ırkçı bir savaş yürüttüğü duygusunu uyandırdığını yazdı.  Ancak eleştiriler artınca Truman Hiroşima’nın askeri önemi olan hedef olduğunu ve bu 2 atomun atılması ile her iki taraftan da onbinlerce insanın hayatını kurtardığını savundu.

Nükleer bombaların neden olduğu yıkım ve insanlık dramı karşısında, Birçoğu Manhattan projesinde çalışmış olan bilim adamlarının oluşturduğu örgütler Amerikanın her tarafında filizlenmeye başladı. Bunların kimi suçluluk duygusu ile kimide bunun küresel yok olma tehlikesi anlamına geldiğine inanarak hareket ediyorlardı.

Manhattan projesinde yer alan bir grup bilim adamı nükleer silahların uluslar arası kontrolünü amaçlayan Atom Bilimcileri Federasyonunu kurdular. Daha sonra bu yapı genişleyerek Amerikalı Bilim İnsanları Federasyonuna (FAS) dönüştü. Bu yapı bir yıl içinde 2 ayrı örgütün daha kurulmasına da yardım etti.  50 kadar sendika. Kilise ve sivil örgütü temsil eden Ulusal Atom Bilgilendirme Komitesi; nükleer silahların tehlikesi konusunda birçok etkinlik düzenleyerek halkı bilinçlendirmeye çalışıyordu. Başka bir grupta yine bir dergi yayınlayarak bu girişimlere katkıda bulunuyordu. Ancak kısa süre sonra bu işin maliyetinin arttığı ve bunun finanse edilmesi gerektiği anlaşıldı. Bunun için nükleer karşıtı diğer gruplara kaynak temin etmek için kurulan ve tüm üyeleri Manhattan projesinde çalışmış olan Atom Bilimcileri Olağanüstü Komitesinin  (ECAS) başına Einstein getirildi. Halkı bilinçlendirmek için 200 000 dolar gerekiyordu ve bunun için Einstein imzalı bir çağrı çıkardı.  Bu çağrı yerini bulmuştu ve 11 000 den fazla kişi bu çağrıya cevap vererek 400 000 dolar ECAS a katkı sağlandı. Grup potansiyel nükleer felaketle ilgili uyarıları posta ve radyo yolu ile 250 000 den fazla kişiye ulaştırdı. Ayrıca politika cephesinde de faaliyette bulunan ECAS kongrede atom enerjisinde araştırma yetkisini ordunun egemen olduğu ve tamamen gizli bir kuruluşa verecek May-Johnson yasa tasarısının kabul edilmemesini sağladı. Hiroşima’yı izleyen 2 yıl içerisinde Amerikan kamuoyunda bombaya olan halk desteği %69 dan %55’e gerilemiştir. Bu arada nükleer karşıtı olanların oranı ise 2 kat artmıştır. Değişen zamanla birlikte Amerikalıların hatta FAS üyelerinden birçoğunun aralarında bulunduğu bir çoğunluk artık değişime uğramış ve atom bombası üretimine sıcak bakmaya başlamıştır.

Amerikanın dış politikası soğuk savaşla birlikte tamamen değişti. Artık keskin bir milliyetçilik anlayışı hâkimdi. Büyüyen soğuk savaş nükleer karşıtı grupları da etkilemişti ve ECAS zayıflamıştı. Hatta grubun bazı üyeleri ABD dışişleri bakanlığı ile daha yakın ilişkiler içinde olunması gerektiğini savunmaktaydılar.

FBI ECAS’ı bir ulusal güvenlik felaketi olarak görüyor ve komiteyi sürekli izliyordu. ECAS’ın halkı eğitmesi FBI için nükleer sırları açığa vurmak anlamına geliyordu. Bu konuda FBI’ı asıl harekete geçiren şeyse ECAS başkanı Einstein’dı. Bu karalama kampanyası olarak ta devam etti ve o günün gazete başlıklarından Washington Times’te ki yer alan başlıkta “Bilim İnsanları Atom Sırlarını Açıklamak İçin Para Arıyor Albert Einstein” yazıyordu.

Bir FBI iç tezkeresinde; atom enerjisinin uluslar arası denetimi ile ilgili olarak 60 tan fazla yabancı bilim adamı ile Einstein mektuplaşmaktadır. Bu oluşum ile Amerika da meydana gelen gelişmelerden diğer bilim adamları haberdar edilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca Einstein hakkında da nükleer konularda tam bilgiye sahip olduğu ve Manhattan projesi konusunda tam bilgiye sahip olduğu gibi yanlış bilgiler yer almaktaydı.  Ancak 5 yıl önce Einstein’a sakıncasız belgesi verilmemesinde ve bu sebeple Manhattan projesinde yer almamasında etkili olan FBI bugün kendi kayıtlarını bile kontrol edememiştir.  Kendi yanlış bilgilerinden tedirgin olan FBI korkularını Atom Enerjisi Komisyonuna (AEC) taşıdı.  AEC ise Einstein in bir danışman olmadığını ve hiçbir zaman Manhattan projesinde çalışmadığını anlattı.

ABD ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasındaki soğuk savaşın etkisi ile Amerika’da bir “iç tehdit” paranoyasının başlaması SSCB’nin kuruluşuna kadar gider. Bu paranoyaya göre komünistler ABD’nin bütün damarlarına sızmaya, rejimi yok etmeye çalışmaktaydılar. Bu paranoya, rejim destekli medyasının ve “rejim bekçiliğine soyunan” bazı zevatın da gayreti ile ABD’de epey yaygınlaştırılır. Cumhuriyetçi Parti’ye mensup Wisconsin Eyaleti senatörü Joseph McCarthy toplumda gördüğü sıradışı herkesi “komünist” ilan eder, sıradışı her şeyi de “komünizm”e bağlar. McCarthy, elinde hükümet için çalıştıklarını ve Komünist Parti’ye üye olduklarını iddia ettiği 205 kişinin listesi olduğunu söyleyerek kamuoyunun karşısına çıkar. Medyanın desteğini almasıyla McCarthy başta Senato’yu ve kamuoyunu bu konuda oldukça etkiler. 20 Şubat 1950 tarihinde Senato’da yaptığı 6 saatlik konuşmasında devletin çok önemli birimlerinde 80 kadar etkili kişinin komünist olduğunu ve Harry Truman yönetiminin buna karşı bir tedbiri olmadığını ileri sürer. Listeyi önce 80 kişiye, daha sonra da 50 kişiye düşürmesine rağmen tek bir sanığın dahi komünist olduğunu ispatlayamaz.

ABD de bu yıllarda antikomünist yapılanmalar meydana gelmiş ve Amerikan karşıtı faaliyetleri soruşturma komitesi HUAC ve senato iç güvenlik alt komitesi SISS gibi oluşumların başını çektiği birçok yapı meydana gelmiştir. Senatodaki şaşaalı günlerinde McCarthy komitesi neredeyse hemen her gün yeni bir haber ortaya çıkarıyordu. Eski sol bağlantılarını itiraf eden bir tanık ya da amerikan yaşamının başka bir yerinde ortaya çıkarılan diğer bir kızıl.  Kongredeki duruşma salonları tanıkların ya iş birliği yaptıkları ya da işlerini kaybetmekle karşı karşıya kaldıkları, bazende kongreye hakaretten hapis cezasına çarptırılmakla karşı karşıya kaldıkları kan dökülen yerler olmuştu. Bu komiteler binlerce insanı ifade vermeye çağırıyordu ve sadece McCarthy komitesi yüzden fazla oturum gerçekleştirmişti bir yıl içerisinde.

Bu dönemde iş birliğini reddeden binlerce kişi işinden atılmıştı ve bunların sayısını bildirmek çok zordu. 

Komiteler artık duruşma salonlarını da aşmışlar ve her gün haberlerde ve televizyonlarda yer alıyorlardı.  1950’lerin ilk birkaç yılı Einstein için mutlu bir dönem olmamıştı.  Amerikalı çocuklar Kore savaşında ölürken ülke bir Rus nükleer saldırısı korkusuyla antikomünizm çılgınlığına kapıldı. Halk bu korku içinde iken iş adamları da aile tipi nükleer barınak satarak bu korkuyu kara dönüştürmekteydiler.

Einstein’ın mektupları üzüntüsünü dile getiriyordu ve her yerde Alman yankılarını duyuyordu. Belçika kraliçesi Elizabeth’e Amerikalılar şevkle Almanların yerini aldı diye yazıyordu.

McCarthyizm’in yeni uygulamaları aşırı milliyetçilikte en önde gelenler idi. 1953te McCarthyizm’in yeni hedefi Kitaplar ve öğretmen temizliği idi. Çok sayıda besteci, sanatçı ve yazar kara listeye alınanlar arasında yer aldı.

Birçok kitap kominizim propagandası yaptığı gerekçesi ile yasaklandı. Ayrıca iş birliği yapmayı reddeden öğretmenlerde işlerinden atılıyordu. Bir ay sonra kitap yasaklama olayı artık yakmaya dönüşmüştü ve yasaklanan kitaplar yakılıyordu.

Einstein’ın bir yazısı 1951 de Amerika’dan söz ediyordu ve dürüst insanlar umutsuz bir azınlığı oluşturuyorlar demekteydi.  Ama 1953’e gelindiğinde iş birliği yapmayı reddedenlerin sayısı işini kaybetme pahasına da olsa çoğalmaya başlamıştı. Einstein’ın kongre engizisyoncularına meydan okuma kararı bu direnişten güç aldı ve ona güç kattı. Açık bir kapışmada kaybedeceklerini kestiren McCarthy HUAC ya da herhangi bir komitede Einstein’e karşı celp çıkmadı.

William Frauenglass Mayıs 1953 ta Einstein a bir mektup yazarak, bir destek açıklamasının eğitimcilerin ve kamuoyunun bu cehalet saldırısına direnmesini sağlamada yararı olacağını savundu.  Sonuçta Einstein William Frauenglass a bir mektup gönderdi ve mektubu New York Times’a gönderme konusunda anlaştılar. Mektup Birinci sayfa haberi olarak yayınlandı ve Başlığı “Einstein, Kongrenin Çağırdığı Entelektüellere Tanıklık Yapmayın Diyor” şeklinde idi.

Yazıda yeterince kişi ciddi bir adım atmaya hazır olursa başarılı olurlar. Yoksa Entelektüeller kendilerini bekleyen kölelikten daha iyi bir şeye layık değildirler, şeklindeydi. Einstein’ın adı ve sivil itaatsizlik çağrısı tüm dünyada mektubu önemli bir haber konusu haline getirdi. Daha sonraki yalarda politikacıların, babasının ve halkın saldırısına uğradı ve alkışlarıyla karşılandı. Böylece daha fazla direnişi teşvik etti.  Senatör McCarthy Einstein’ı Amerikan düşmanı ilan etti. Daha sonra senatör McCarthy gibi düşünen aşırı muhafazakârlar biraz daha ileri giderek onu nankör mülteci vb. söylemlerle kınadılar ve suçladılar. Bu karalama gazeteler tarafından da sürdürülüyordu. Medya Einstein karşıtı toplu başyazılarıyla toplu saldırıya geçse de editörlere gelen mektuplarda başka fikirlerde vardı. Bu fikirlerden birini Times 26 Haziranda yayınladı. Mektupta gazetede yayınlanan yazıların Amerikanın geçmişine ters olduğu ve yeniden kraliçenin egemenliğine girmek istenildiği izleniminin uyandığını yazıyordu.

Einstein’ın aynı yıl birlikte olduğu protesto ortağı George VVuchinich kızıl ürküntünün çalışma tarzında yeni bir perde açar. Çünkü George VVuchinich bir savaş kahramanıydı. Savaş yıllarındaki hizmetlerinden dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiş CIA adına Rusya’da çalışması karşılığında onur madalyası teklif edilmiş bir askerdi.  George VVuchinich de komünist partiye hiç katılmamasına karşılık tehlikeli komünist olarak, orduya komünist sızması ve nüfusun araştırılmasını yürüten SISS önünde ifade vermeye çağrıldı.

George VVuchinich komite önünde senatörlere meydan okudu ve siyasal bağlantıları ile ilgili sorulara üstün hizmet haçı takdirnamesini okudu.  SISS böyle bir meydan okumaya hazır değildi çünkü üstün hizmet haçından haberleri yoktu. Birkaç sorudan sonra George VVuchinich i serbest bıraktılar. Ertesi sabah indianapolis stardaki manşet eski subay Jenner’a meydan okuyor şeklinde idi.  Bu haber ayrıca Einstein’ın Frauenglass’a mektubu ile aynı gün Times’ta yayınlanıyordu. Soruşturmadan sonra da FBI George VVuchinich konusunda iş adamlarını taciz ederek George VVuchinich’i işsiz bırakmayı sağlıyordu ama yöneticisi eski bir OSS emektarı olan bir şirkte çalışmaya başlamıştı ve şirket FBI ın tehditlerine aldırış etmemişti.

Mac Carthy nin o yılki birçok hedeflerinden biride ikinci dünya savaşı sırasında savunma tesislerine komünist sızmaydı. Özelliklede Mimarlar, Mühendisler, Kimyacılar ve Teknisyenler  (FAECT) federasyonuydu. Federasyonun kurulmasında yardım eden Shadovvitz de mahkemeden celp almıştı. Shadovvitz Einstein ile görüşerek savunmasını nasıl yapacağına karar verdi. Savunmadan önce bir ön görüşme yapıldı. Ön görüşmede genelde soruları kapalı bir oturumda kongre avukatı sorardı. Ancak Shadovvitz Einstein’ın adını anar anmaz tüm soruları McCarthy sordu ve sorgulamayı o yaptı. Açık duruşmada ise Einstein’ın öğüdü ile sorulara yanıt vermeyeceğini söyledi. New York Times ertesin gün manşetini Tanık Einstein’ın Öğüdü Üzerine Kızıl Olup Olmadığını Söylemiyor şeklinde attı.

FBI’ın Einstein dosyasında bu olaylara pek fazla yer verilmemiş olup kongre duruşmalarını protesto başlığı altında basın haberlerinin yer aldığı bilgileri ve yayınlanan bazı makaleleri içermekteydi.

McCarthyizm Amerika da bir salgın haline gelmişti. Sadakat kurumları tehlikeli kitaplardan sonra hedefini tehlikeli öğretmenleri çevirmişlerdi. Frauenglass’ın sorgulanması ve ardından işine son verilmesi münferit bir olay olmayıp 1953–1956 yılları arasında New York City okullarından 156 öğretmen işini kaybetti.

Kore savaşı kayıpları, gelecekten ümidin olmayışı ve sonunda ateş kes beraberinde yaygın bir rahatlama duygusu getirdi. Kamuoyunun ruh hali barışa doğru kaymıştı. Bu dönemde McCarthyizme direniş daha önce sessiz kalan birçok kişide canlanmaya başladı. Bunlardan en çok ses getireni nisanda New York senatörü Helbert Lehman’ın McCarthyizmi kınayan bir konuşması oldu. Ayrıca bir grup Protestan kilisesi lideri de eş zamanlarda McCarthyizmi vaazlarla kınadılar. Diğer ülkelerde de aynı şekilde karşıt bir tutum sergileniyordu. Einstein’ın Frauenglass’a yazdığı mektup başkalarını da direnişe katılmaya teşvik etti ve bunlardan iki öğretmen daha Einstein’ın mektubunu dayanak yaparak ifade vermeyi reddetti.

Einstein’ın mektubu bu kişilere destek verirken bu kişilerinde direnişleri Einstein a moral veriyordu.

Hoover’in Einstein’a karşı casusluk davası 1954 ten itibaren çözülmeye başladı. Hoover’a iletilen casusluk raporları hep cılız iddialarla kalıyor ve Einstein’ın dünyaca ünlü bir bilim adamı olması yada geçmişi ona itham edilen tüm bağlantıların kısır kalmasını sağlıyordu. Hoover savaş sonrasında Almanya’dan gelen göçmenlerden Einstein karşıtı güvenilir kaynak olabileceğini düşündüyse de, Einstein aleyhine inandırıcı tanıklık yapan çıkmadı. Çoğu söylentiden ibaret şeylerden bahsettiler. Israrla bir tanık yada delil aradılarsa da ulaşamadılar.  Hoover’ın ısrarları üstüne G–2 sonunda Einstein’ın eski arkadaşı olan Max Von Laue ile görüştü. Ancak Max Von Laue arkadaşı ve meslektaşı hakkında söyleyecek kötü bir şey olmadığını tekrar etti. 

Ülke içinde, Earl VVarren’ın başkanlık ettiği liberal bir Yüksek Mahkeme okullarda ırk ayrımını yasakladı, aynı dönemde başkan Eisenhower sağcı Cumhuriyetçileri fazla ileri gitmemeleri konusunda uyardı. McCarthy uyarıyı dinlemeyip, “komünistleri barındırdığı” için ABD Ordusuna saldırınca, bu onun son saldırısı oldu. Sonuçta aralıkta Senato tarafından kınanmasına ve siyasal sahneden hızla kaybolmasına neden oldu. .Bu kaybolma McCarthyizm’in sonu anlamına gelmiyordu Kızıl ürküntü, HUAC oturumlarıyla, kara listelerle yıllarca devam etti.

Hoover sonunda Ocak 1955’te Nevvark’lı ajanlara Helen Dukas’la görüşme izni vermesi teslim oluşunun işaretiydi. Beş yıl boyunca Einstein’la dost olan kimseyle karşılaşmayarak Einstein soruşturmasını gizli tutmuştu. Dukas yirmi beş yıldır Einstein’ın sekreteri ve kâhyası olarak çalışıyordu.  Artık ailenin bir üyesi olmuştu. Yıllardır süren bir sadakatten sonra, suçlayıcı bir bilgiye sahip olsaydı bile, bunu FBI’a anlatmayacaktı. FBI ajanları Dukas’la Alman komünistlerle ilgili araştırmada yardım almak istiyor gibi yaparak görüşme yaptılar.  Görüşmede Dukas, ajanlara çok inandırıcı geldiği için daha sonra Dukas’ın güvenirliğini dahi sorgulamadılar. 18 Nisan 1955’te Einstein 76 yaşında öldü. Hoover dosyayı resmen kapattı. Dosyada Hoover’ın kapatması gereken izler vardı. Çünkü dosyaya kaynaklık eden bilgilerin bir bölümü Hoover’ın tehlikeli saydığı Gibarti’ye aitti ve bu bilgiler FBI‘a kaynaklık yapıyordu. O nedenle Gibartiye ait olan bilgilerde ona ait olduğuna dair hiçbir delil bırakmak istemiyordu. Hoover Nevvark ve New York’taki SAC’ ları FBI’ın kayıtlarını değiştirmek için uğraştı ve ülkedeki tüm şubelere tüm mektup ve raporlarda Louıs Gibarti’nin verdiği tüm bilgilerin adıyla ona atfedilmesini bildirdiler. Bu aynı zamanda Louıs Gibarti’nin kariyerininde son bulması anlamına geliyordu. Çünkü FBI da gizli muhbirin kimliğinin açıkça bilinmesi o muhbirin kariyerinin bitmesi anlamına gelmektedir.

Hoover’ın çoğunlukla saçmaca, bazen komik uygulamalarına gülmemek ve şaşmamak elde değil. Einstein olayında bu uygulamalar, diğer şeylerin yanı sıra, Berlin sokaklarında Keystone Kops oynamayı, Einstein’ın oğluyla ilgili tamamen uydurma bir “rehine” masalının peşine düşmeyi, açıkça kafadan çatlak ve sahtekâr muhbirlerin uydurduğu fantezileri ciddi bir biçimde izlemeyi kapsar.

Ama Einstein yalnız değildi. Biyografici David Robinson’a göre Charlie Chaplin’in dosyası yanlışlıkların yanı sıra “aptallıklarla ve şapşallıklarla” doluydu1 ve Franklin Folsom, 1930larda Amerikan Yazarlar Birliği’nin başkanıyken, FBI’ın Chaplin dosyasını, adlan dışında hiçbir benzerlikleri olmayan başka biriyle nasıl yıllarca karıştırdığını anlatır. McCarthy-Hoover Kızıl avının hedefi olanlar arasında, bu tür “yanlış erkek” (ve kadın) öyküleri boldur. Gizli bir Adalet Bakanlığı incelemesi, FBI veri tabanında yüzde 50lik bir hata payı buldu. Yani, her iki FBI olgusundan biri, olgu değildi. McCarthy, Hoover ve tayfalarının amacı hiç bir zaman doğruluk olmadı. İki yönlü hedefleri vardı: Birincisi örgütlü solun yani komünizmin katı tavırlı liderliğini etkisiz bırakıp felce uğratmak – sendikalarda, okullarda, akademide ve eğlence sektöründe komünistleri ve onlara yakın olanları etkili konumlardan söküp atarak; ikincisi ve belki de daha önemlisi, geride kalan kişi yada kişilerin gözünü korkutup hem zihinsel, hem sözel olarak onları tamamen etkisiz bırakmak.

Yakın zamanda görmüş olduğumuz ve 11 Eylül sonrasın da hat safhaya çıkan Yanlış insanların tutuklaması, yanlış ipuçlarına dayanılarak insanların taciz edilmesi Amerikan kafa yapısına hükümet korkusunun aşılanmasına ve insanları devamlı surette paranoyak şeklinde yaşamasına yardım etti. FBI’ın “hedef hataları” tacizinin korkutucu sonucu, ihbar edilen suçluları ve şüphelileri ararken bazen yanlış dairelerin kapılarını kırıp içeri giren polisin yarattığı etkiye benziyordu. Bu tür korkutucu ” hedef hataları ” saldırıların kurbanları nadiren bir özür ve yeni kapı aldıklarında bile, kapılarına kaç tane yeni kilit takarlarsa taksınlar bu kilitler korkularını dışarıda tutmaya yetmezdi. Hoover’ın Amerikalıların gözünü korkutma yöntemi, Ron Kessler’in “elektrikli süpürge yaklaşımı dediği şeydi – odadaki ya da toplantı salonundaki ya da örgütteki herkesi toplayıp temizle. Eski bir Başsavcı olan Tom Clark’a göre Hoover: Bu halkın yalnızca yüzde bir kadarının gerçekten kötü olduğunu kabul ediyordu, ama kamuoyuna sanırım yüzde on diyordu. Her zaman kendine göre tehlike saydığı bu azınlık onun için Rus hükümetini küçük bir grubun devirdiği olayı ile her zaman tehlike arz ediyordu. Hoover’ın bu yaklaşımın etiğiyle ilgili bir sıkıntısı yoktu; ama görüntüde başka bir resim çiziyordu. Tamamen tüm sıkıntısı bu bir grubun Amerika’ya zarar verme ihtimaliydi. Her zaman en iyi yüzünü göstermeye meraklı olan Amerika’nın bir numaralı polisi, daha demokratik bir görüntü verme gereğini görüyordu – milyonlarca Amerikalı korkutulsa da, hâlâ Yurttaş Haklarına inanıyordu. Nisan 1950’de Hoover (ya da yazara göre onun yazar hayaleti), Anayasal hakları korumak için her an tetikte bekleyen daha kibar, daha sevecen bir FBI resmetti. Yavrukurtların refahı ve ülkesinin iyiliğinden başka bir şey düşünmeyen Hoover’ın, Bunu hiçbir şey, daha önce aktarılan klasik açıklaması kadar açık göstermez: “Masum bireylere ömürleri boyunca ‘yapışıp kalacak’ herhangi bir eylemde taraf olmak istemem.”

Ne var ki Hoover’ın halkla ilişkilerden sorumlu olan elemanları onun demokratik yanını ön plana çıkartmaya çalışırken, FBI’ın McCarthyizmin yani birliklerinin rolü yeni başlıyordu. Radikalleri ya da şüpheli radikalleri izleme, işverenlerini “ziyaret” etme, insanları arkadaşları ve siyasal ilişkileri konusunda birbirlerinin arkasından muhbirlik yapmaya zorlama, şu andaki ve gelecekteki kamu çalışanlarının geçmişini hertürlü ihtimale karşı arşivleme. Fred Jerome kitabı hazırlarken faydalandığı kaynaklardan olan, Masum kurbanlar: Schrecker (Many Are the Crimes),isimli kaynaktan faydalanarak Schrecker’a göre, “Truman’ın 9835 sayılı başkanlık kararnamesi kapsamında gerçekleştirilen ilk 7.667 soruşturmanın yaklaşık beş yüzü, başka bir kişiyle ilgili bilgiye dayanmıştı. Yani bu bilgilerin hiç birisi sağlam bir tahkikat neticesinden meydana gelmemişti. FBI’ın suçlayıcıları gizli kaldıkları için, böyle bir karışıklığın sonucu genellikle kişinin işini kaybetmesi oldu. Kampçılıktan hoşlanan elli yaşındaki FDA müfettişi Kendrick Cole, dağda yürürken Amerika Doğa Dostları derneğinin (Yıkıcılar Listesinde bulunan bir grup) bazı üyeleriyle karşılaştığı ve onlardan 1,5 dolarlık yakacak odun satın aldığı için işini kaybetti.

Ne var ‘ki, McCarthyizmin özü FBI’ın hataları değil, sol düşünceli insanları hedef almasıydı. Yukarıdaki örnekte bu tür yüzlerce örnekten yalnızca biridir radikal görüşlü ya da bağlantılı yedi bin küsur insanın işten atılması, şuan ki Amerika’nın ellilerdeki korku toplumunun temelinde yatan esas adaletsizlikti. Einstein, işten çıkarılan ve hapse atılan binlerce insan hakkında konuşmayı tercih etti ve onlar adına hep yürümeye çalıştı. Einstein olayında, Hoover’ın FBI’ı beceriksiz tarzına karşın, kimi neden izlediğini kesinlikle biliyordu. Einstein’ın neredeyse ünü ile birleşen bağımsız ve sol eğilimli siyaseti, onu, Amerika’yı bir siyasal koyun sürüsüne dönüştürmeye çalışanlar için büyük bir tehdit haline getirdi.

Einstein’ın siyasal mirası ikili bir tarihsel şansızlığa uğradı: Hoover için Einstein’ın sol tarafı potansiyel bir sıkıntıydı. Einstein’ın kolaylıkla herkese anlatabileceği şeyi -çok sayıda sol zihniyetli radikal örgütü desteklediğini- “ispatlamak ” için tonlarca kimisi uydurmaca delilleri topladıktan sonra, Hoover bu bilgiyi açıkça kullanamayacağının farkına vardı. Yani daha fazla bir şey olarak, bir casus bağlantısı gibi bir şey olmadan olmazdı; Einstein çok ünlüydü ve ilkelerinden ödün vermezdi. Einstein, Hoover, McCarthy & Co’nun özenle yarattığı Kızıl-Tehlike imgesini bozmakla tehdit ediyordu. Kalabalığın arasında küçük bir çocuğun kral çıplak di­ye bağırması, yeterince kötüydü

. Ama mesaj Einstein’dan gelince… O zaman, anlaşılacağı üzere, FBI Einstein’ın “komünist cephe grupları”nı toplamasına, listelemesine ve kataloglamasına karşın, Hoover bu bağlantılardan herhangi birini açıklamaya, hatta medyaya sızdırmaya -bir casusluk bağlantısıyla ortaya çıkamadıkça- en ufak bir ilgi göstermedi.

İkili darbenin ikinci kısmı ise, Einstein araştırmacılarının ve biyograficilerinin Hoover’ın Kızıl yeminden Einstein’dan daha fazla korkmuş olmalarıdır. Dünya Einstein’ın ortanın solunda durduğunu öğrenince Einstein’ın adının zarar göreceğinden korktukları için, Einstein’ı susturdular, “tartışmalı” bağlantılarını -özellikle de Yurttaş Haklan Kongresi ve Lincoln Tugayının Dostları gibi ırkçılık karşıtı ve sol örgütlerle- etkisiz göstermeye çalıştılar. O zamanın önemli bilimsel dernekler ve akademilerin yanı sıra kitle iletişim araçları da bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmadılar ya da çok az şey yaptılar. Yazara göre tarihteki ve bilimdeki heybetine karşın, Hooverizm Einstein’ı incitti. Einstein’ın siyasal faaliyetleri ve görüşleri -özellikle bugünün yaralı toplumuna biraz merhem olabilecek ırkçılık karşıtlığı- Einstein tarihçileri tarafından silindikçe ve sağ saldırılardan korkan bilim insanları tarafından susturuldukça imajı verimsizleştirdi ve bu noktada Hoover kazandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir