GLAİDONUN İLK DÜELLOSU — DARAĞACINDA BİR BAŞBAKAN

BÜTÜN DÜŞMANLARA KARŞI — AGAİNST ALL ENEMİES : İNSİDE AMERİCA’S WARR OR TERROR
7 Ekim 2017
TÜRKİYE CUMHURİYETİ RUSYA FEDERASYONU İLİŞKİLERİ – Prof.Dr. Haydar ÇAKMAK / Doç.Dr. Mehmet Seyfettin EROL
7 Ekim 2017

GLAİDONUN İLK DÜELLOSU — DARAĞACINDA BİR BAŞBAKAN

27
Mayıs 1960 Darbesi, Türkiye tarihinde büyük bir kırılma noktasıdır. Pe
şi sıra
gelecek darbeleri tetiklemi
ş, yıllar süren karışıklıklara
neden olmu
ştur. Gündeme getirilen bazı kurumlar
demokrasinin önünü tıkamı
ştır. Adnan Menderes darbe öncesi
dört koldan saldıran ve kayna
ğı bilinmezlerde yer
alan büyük bir güce meydan okudu ama bu kanlı düelloyu kaybetti. Onun
kaybetmesi ülkesinin kaybetmesiydi, ama halk bunu çok geç anlayacaktı.
 
Cumhuriyetin
kurulmasından 1930’lu yıllara kadar birçok sancılı dönem atlatan Türk Demokrasisi
çok partili döneme geçi
ş denemelerinde, çok defa
hazır olmadı
ğını gösterir neticeler vermişti. Ne
zaman Cumhuriyet Halk Partisinin kar
şısına
bir muhalif parti çıksa ülkede isyan çıkıyordu. Ve bu isyanlar Halk Partisinin
iktidarını güçlendiriyordu. Ola
ğanüstü hal ilan
ediliyor, ola
ğanüstü yetkilerle donatılan harp
mahkemesi idam sehpalarını kuruyordu. Bu kitapta da bunun bir örne
ğini
görece
ğiz.
Tarihin ayrıntılarında gizledi
ği ve şairin
ifadesiyle “hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi” kaidesince, tekrarlanan
darbelere ı
şık tutacak, Türk demokrasisindeki hastalıkları
te
şhise
çalı
şacak
roman tadında bir tarih çalı
şması.
 
Böyle
bir girizgâhtan sonra kitapta geçen olayların kronolojik sırasına ve kısaca
konu ba
şlıklarına
göre önemli ayrıntılarına de
ğinelim.
 
Menemen
Olayı’dan sonra Mustafa Kemal Pa
şa
Batı illerine yurt gezisine çıkmı
ştı.
Bu gezi, Serbest Cumhuriyet Fırkası kapandıktan sonra memlekette Halk
Partisinden ba
şka siyaset yapılacak yer kalmadığı
için CHP Aydın
İl Başkanı
olan Ali Adnan için bulunmaz bir fırsattı.
İl başkanlığına
kadar yükselen Adnan Bey’in bu ani yükseli
şi bazılarının
şmanlığına
sebep olmu
ş, Mustafa Kemal Aydın’a gelirken kulağına,
Aydın
İl Teşkilatının
Serbest Fırka elemanları ile dolduruldu
ğunu
fısıldamı
şlardı. Mustafa Kemal önyargılarıyla
Aydına gelmi
şti. Sonunda Adnan Bey’e Aydın’daki
çiftçilere “Te
şvik ve Kredi” konularını anlatabilmek
için fırsat do
ğmuştu. Mustafa
Kemal onu tam dört saat dinlemi
şti. Konuşmalarını
be
ğendiğini,
bunları Ankara’da ilgililere iletece
ğini söylemişti.
Adnan Bey sevinçten havalara uçuyordu. Tüm bunlar siyasette ba
şarısının
ilk tesciliydi adeta. 1931’de Halk Partisi Aydın Milletvekiliydi. Ankara’ya ta
şındı,
siyasetin ve ülkenin ba
şkentindeydi artık…
 
Adnan
Bey için siyaset hayatı
şimdi başlamıştı. Tarım
bakanı olmak istiyordu. Bu dü
şüncesini açmak için Başbakan
İsmet
Pa
şa
ile görü
ştü. Ancak
İsmet
Pa
şa eski
Serbest Fırkalı genç vekilin yükselmesini istemiyordu; hatta Ankara’dan uzakla
ştırmak
için onu parti müfetti
şi olarak tayin etti. Ülkeyi
kasaba kasaba, köy köy gezmek i
şi verilmişti
ona. Bu bir nevi sürgündü ama Menderes bu durumu avantaja çevirdi. Gitti
ği
her yerde dostlar edindi, halkın sorunlarını yakından gördü. Gelecekte
uygulayaca
ğı politikasını bu dönemde belirledi.
 
Yıl
1937.. Artık
İsmet Paşa
Mustafa Kemal ile bir çok konuda anla
şamıyordu.
Mustafa Kemal’in kendisini çeki
ştirdiğini
haber alan
İnönü, Atatürk’ün yanına gidip o güne
kadar içine attıklarını döker: “devlet içki sofrasından idare edilmez!” diyecek
kadar da ileri gitmi
ştir. Sonuçta İnönü
istifasını vermek zorunda kalmı
ş, onun yerine Başbakanlığa
Celal Bayar getirilmi
ştir.
 
10
Kasım 1938’de Mustafa Kemalin vefat etmesiyle Cumhurba
şkanlığı koltuğuna aday
Mare
şal
Fevzi Çakmak ile 1934-38 döneminin
İçişleri
Bakanı
Şükrü
Kaya vardı. Ancak bu ikilinin arasındaki husumet, ikisinin de ‘O olmasın da
İsmet
Pa
şa
olsun’ deme noktasına gelmesiyle sonuçlanır. Böylece bu anla
şmazlıktan
yararlanan
İnönü, aradan sıyrılıp Atatürk’ün koltuğuna,
vefatından iki gün sonra geçer.
 
İnönü
otoritesini güçlendirmek için çalı
şmalara
ba
şlamıştı. Göreve
ba
şladığının
ikinci ayında meclisi fesh etti ve seçime gitti. CHP’nin de ba
şkanı
olarak listeleri kendi eliyle hazırladı. Ba
şka
da bir parti olmadı
ğı için listeye girenler
meclise de girdiler. O artık ülkenin Milli
Şefiydi.
İngiltere’den
basılıp da gelen Türk Lirasının üstünden Atatürk’ün resimlerini bile çıkartıp kendi
resmini koyacaktı.
 
İkinci
dünya sava
şının başlaması
ile tüm dünyayı saran ekonomik kriz sava
şa
girmese de Türkiye’yi büyük sıkıntılara sokmu
ştu. İsmet
Pa
şa bu
sıkıntıları a
şmak için yeni vergiler icat etti. Bu
yıllarda köylülere yaranmak isteyen
İsmet
Pa
şa,
“Çiftçiyi Topraklandırma Yasası”nı çıkarmak istedi. Buna en büyük tepki Adnan
Menderes’ten geldi. Meclis’te yasa tasarısına kar
şı
yaptı
ğı
sert konu
şmalar Menderes ismini başkentin
siyasi çevrelerinde duyurdu.
 
Böylece
yıllar sonra CHP kendi içinde bir muhalif kanat çıkarmı
ştı.
Bu kanat partiden ihraç edilecekleri günü bekleyedursun, Almanların sava
şı
kaybedece
ğini anlayan İsmet
Pa
şa
Almanya ile ili
şkilerini kesmiş, tek
parti idaresini bitirece
ğini söyleyerek ABD ve
müttefiklerine göz kırpmaya ba
şlamıştı.
 
Celal
Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan, CHP grubuna Dörtlü
Takrir adlı bir önerge verdiler. Önerge ülke yönetiminde özgürlükçü bir anlayı
ş içeren
düzenlemeler yapılmasını öngörüyordu. Dörtlü Takrir reddedildi. Sonuç olarak
Menderes, Koraltan ve Köprülü partiden ihraç edildiler. Aynı gruptan olan Celal
Bayar ise önce milletvekilli
ğinden sonra da CHP’den
istifa etti. Celal Bayar, 1 Aralık 1945’te parti kuracaklarını açıklamı
ştı. İnönü
tarafından Çankaya Kö
şküne çağrılan
Celal Bayar, Cumhurba
şkanı’ndan gerekli desteği alır
ve 7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kurulur.
 
İkinci
dünya sava
şı bitmişti. Savaşın
sonucuna göre Amerika’ya yakınla
şan İsmet
Pa
şa
bir de Amerika’dan para yardımı koparmayı ba
şarmıştı.
Amerika’nın yaptı
ğı bu ekonomik katkıdan sonra
Türkiye’de bazı
şeylerin değiştiği görüldü.
Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlü emri ile 10 Ekim 1935’te kapattı
ğı “Mason
Dernekleri” 1948 yılında
İsmet İnönü’nün
emri ile tekrar faaliyete geçer.
 
CHP
demokratik açılımlarını 10
Şubat 1949’da “Seçim
Kanunu’nu” kabul ederek taçlandırdı. Ve Meclis 14 Mayıs’ta genel seçimlerin
yapılması kararını  aldı.
 
Adnan
Menderes seçim çalı
şmalarını yürütmek için
yurdun dört bir yanını dola
şş, gittiği
her
şehirde
binlerce insan meydanlara akın etmi
şti. Seçimleri
kazanmak i
şten bile değildi
ama bir korku hep vardı. Valilerin, kaymakamların ve emniyet te
şkilatının
halka müdahale edece
ği kulaktan kulağa
yayılıyordu.
 
Ve
14 Mayıs seçim günüydü… Demokrat parti almı
ş başını
gidiyordu.22 Mayıs 1950 TBMM’de 408 Demokrat Parti milletvekili, 69 CHP’li ve 1
tane de Millet Partili vardı. Bu tablo halkın iradesinin adil bir seçim
sonucuna yansımı
ş halini resmediyordu. CHP
tarihinin en büyük bozgunu ile kar
şı
kar
şıyaydı…
 
DP’nin
zaferi Cumhurba
şkanlığı seçimleri
ile doru
ğa yükseldi.
İki
aday vardı. DP Bursa Milletvekili Celal Bayar, CHP Malatya Milletvekili
İsmet
İnönü…
Sonuç: Celal Bayar 384,
İsmet İnönü
66; ve yeni Cumhurba
şkanı Celal Bayar.
 
Başbakanlık
ile
şereflenen
Adnan Bey’in gözleri ı
şıldıyordu, ne diyeceğini
bilemiyordu. Celal Bayar’ın iste
ğiyle
aynı zamanda Parti Ba
şkanlığını
da üzerine aldı.
İsmet Paşa
hem Cumhurba
şkanı, hem de CHP başkanlığını
bir arada yürütüyordu. Demokrat Parti ise farklı bir yol izleyecekti, cumhurba
şkanı
tarafsız kalmalıydı.
 
Seçimlerden
sonra korkulan olmamı
ştı. 15 Mayıs sabahı yüksek
rütbeli bazı subaylar
İsmet Paşa’nın
makamına çıkmı
şlar ve “emredin Paşam!”
demi
şlerdi.
Bir ihtilal hazırlı
ğında oldukları belliydi.
Ancak
İsmet
Pa
şa,
her
şeyin
bir zamanının oldu
ğunu çok iyi biliyordu.
 
Menderes
seçim gezilerinde vaat etti
ği gibi Ezanın Türkçe
okunması ile ilgili Arapça ezan okuyanları cezalandıran kanunun de
ğiştirilmesini
sa
ğladı.
Böylece halkın de
ğerlerine sahip çıkmış halk
gözünde özgürlü
ğün sembolü haline gelmişti.
 
Menderes
Hükümeti, 31 Temmuz 1951’de “Atatürk’ü Koruma Kanunu”nu yürürlü
ğe
soktu. Bu kanunun çıkma sebebi ise Atatürk’ün heykellerini kıran Ticaniler
adındaki  tarikattı. Ticanilerin sözde
lideri Kemal Pilavo
ğlu ve müritlerinden bir grup
CHP’ye üye yapılmı
ş, tarikat üyeleri köylerde
toplantılar düzenleyerek parti propagandası yapıyorlardı. Tarikat üyeleri
Atatürk büstlerini parçalamaya devam edince
İsmet
İnönü,
konu
şmalarında
Ticanilerin faaliyetlerini örnek vererek Demokrat Partiyi “irtica”yı hortlatmakla
suçluyordu. Oysa DP iktidarı sahte
şeyh
Kemal Pilavo
ğlu’nu 10 yıl hapse mahkûm edecek kanunu
çıkarmı
ştı.
 
Yıl
1952… Ahmet Emin Yalman adında bir gazeteci. Yahudi asıllı, sonradan Müslüman
olmu
ş bu
ki
şi İslamiyet’i
ortaça
ğın skolâstik
şüncesi
ile bir tutan bir zihniyete sahipti. Ba
şbakan
Menderes’in çıktı
ğı yurt gezilerinden bir durağı
olan Malatya’da ba
şbakandan mülakat almaya çalışıyordu.
Yalman, mülakatın imkânsız oldu
ğunu anlayınca Başbakan’ın
kongrede söyledi
ği sözlerden, özellikle
dindarlı
ğa
vurgu yapan kısımlarını alıp bir “irtica” haberi metni yazmaya koyuldu. O
bunlarla me
şgulken sabah olmasını bekleyen biri daha
vardı, Hüseyin Üzmez.. Gün ı
şıdığında
hayatları hepten de
ğişecekti.
Tabi vatanı kurtarmak da vardı i
şin içinde…
Sonra o an geldi
ğinde ona söyleneni yaptı ve
gazeteciyi PTT binasının önünde sırtından vurdu. Yakalandıktan bir süre sonra
ziyaretine esrarengiz bir misafir gelmi
şti.
O ki
şi
eski bir ittihatçı, efsane istihbaratçı E
şref
Sencer’den ba
şkası değildi.
Adı bir devlet yöneticisine suikast giri
şimine
karı
şınca
yurt dı
şına
kaçmı
ş,
1936 yılına kadar geriye dönememi
şti..Şimdi
de o efsane haliyle kalkıp gelmi
ş,
henüz lise ö
ğrencisi olan bir mahkuma İngilizce
ö
ğrenmesi
için gramofon hediye etmi
şti. Hüseyin, bu esrarengiz
adamın geli
şinden sonra kimseden tek fiske tokat
yememi
şti… Bir
gün bir ba
şka misafir kapısını çalacaktı. Ona yurtdışında
müthi
ş bir
i
ş
teklifinde bulunacaktı. Ermeni terör örgütü ASALA’ya kar
şı
sava
şmak…
Daha yirmi yılı a
şkın bir süre sonra ortaya çıkacak
bir terör örgütüne kar
şı mücadele için hazırlık yapıldığını
o günlerde nereden bilecekti… Bu teklifi kabul edecek olanın Abdullah Çatlı
olaca
ğını
ise kimseler bilmiyordu.
 
İrtica
yaygarası koparmaya ba
şlayan solcular Demokrat
idareye kar
şı hücuma geçmişti. İktidar
partisinde bulunanlar sa
ğ-sol ikisine de çatmaya başlamıştı.
 
Ve aşk… Ankara
Operası’nın ünlü sopranosu Ayhan Aydan’ı ilk gördü
ğünde
büyülenmi
şti Adnan Bey… O muhteşem güzelliği
ile 12 yıllık Mukaddes Hanım a
şkını bile bitirivermişti.
Her ikisi de liseli bir genç kadar rahat ve pervasızdı. Adnan Bey Ankara’da
bulundu
ğu günlerde
resmi bir randevusu olmadı
ğı akşamlar
Sa
ğlık
sokaktaki eve gelir, bu evde gece yarılarına kadar kalırdı. Menderes iki arada
bir derede kalmı
ştı, ama iki kadınından da
vazgeçemiyordu. Siyasetteki korkusuz, tavrını a
şk
hayatında da sergiliyordu. Bu durum muhaliflerine büyük bir koz vermi
şti.
Onlar çoktan hazırlıklara ba
şlamışlardı
bile… Bu a
şkı fotoğraflamak
da Ulus Muhabiri Cüneyt Arcayürek’e dü
şştü…
 
Adnan
Beyin asıl korktu
ğu Ayhan Hanım’ın hamile
kalmasıyla ba
şına geldi. Çaresiz kalmış ve
do
ğuma
izin vermi
şti. Ancak bebek doğar
do
ğmaz ölmüştü.
 
Yıl 1955…
Gündemde Kıbrıs meselesi var. Ajanslar Yunanlıların Selanik’teki Atatürk’ün
evine bir ses bombası attıkları haberini geçiyor. Kontrolü elden kaçırmamak
için önlemler alınıyor, halka sa
ğduyu
ça
ğrıları
yapılıyordu.6 Eylül’de Menderes haberi Ankara Ekspresinde alıyor…
İstiklal
caddesindeki Rum i
şyerlerinin yağmalandığını,
evlerin yakıldı
ğını, kiliselerin kundaklandığını
söylüyorlar. 7 Eylül, Ba
şbakan İstiklal
Caddesi’nde… Gördü
ğü manzara dehşet
verici… Ve belki de O farkında olmasa da düellonun bir tiyatrosu sahneye konmu
ş ve
1. Perde oynanmı
ş…  Perdeler kapanmış ve
bir sessizlik çökmü
ş sokaklara…
 
Yıllar
geçtikçe kapalı kapılar ardında planlar yapıladursun Menderes yeniden ülke
kalkınmasına yo
ğunlaştı.
Birçok yerde “Verem” ile mücadele edecek sa
ğlık
ocakları açtı. 7 Ekim 1957 seçimlerini, biraz dü
şüş yaşasa
da Demokrat Parti kazandı. Sonrasında Menderes mesaisinin önemli bir kısmını
İstanbul’a
ayırdı.
İstanbul’un
hemen hemen her soka
ğına bir şantiye
kurdu. Altyapı çalı
şmalarını tamamladı. Tüm bu
hizmetlere kar
şın içeride muhalefet eleştirilerin
dozunu arttırıyordu. Yapılanlarını hiç birini be
ğenmiyor,
eksik aramaya, yerli yersiz ele
ştirilerle göz kapama
muhalefetine devam ediyordu.
 
Muhalefet
hükümeti diktatörlükle suçlamaya ba
şlamıştı.
Gazetelerde yayınlanan makalelerin de etkisiyle
İstanbul’da
ö
ğrenciler
artık her fırsatta ayaklanıyorlardı.
İlginç
olan
şey
ise Eylemlere katılan ö
ğrenciler ile askerler
arasındaki dayanı
şmaydı. Komutanlar,
polislerin teslim ettikleri ö
ğrencileri, yemek
yedirip doyuruyor, ak
şam olunca da dışarıya
salıveriyorlardı. Gelece
ğin generali, o zamanın subayı
İsmail
Hakkı Karadayı (Genelkurmay Ba
şkanlığı
yaptı) gün gelecek bu olayları büyük bir gururla telefonda anlatırken ses kaydı
gündeme gelecekti.
 
İstanbul’da
sıkıyönetim ilan edilmi
şti. Polis çekildi yerini
asker aldı. Asker birden sertle
şti. Beyazıt
Meydan’ında binlerce ö
ğrenci toplanmıştı…
Silahlar patladı. Ö
ğrenciler sağa
sola kaçı
şırlarken, kurşunlardan
bir tanesi Orman Fakültesi ö
ğrencisi Turan Emeksiz’e
isabet etti. Emeksiz hayatını kaybetti.
İstanbul
Erkek Lisesi ö
ğrencisi Nedim Özpolat ise tankın üstüne çıkmak
isterken paletlerin altında kaldı ve feci bir
şekilde
can verdi.
İkinci günü ölen ya da yaralanan olmadı
ancak fısıltı gazetesi hızlı bir
şekilde
yayıldı; polis binlerce ö
ğrenciyi öldürmüş,
et-balık kurumunun dev makinelerinde kıyma yapmı
ştı…
 
Menderes
ve Zorlu halka dayandıkları sürece yıkılmayacaklarını dü
şünüyorlardı.
Prof. Dr. Ali Fuat Ba
şgil bir durum değerlendirme
toplantısında, aslında alkı
şlara güvenilmeyeceğini
ifade etmi
şti. Celal Bayar sert davranılması
taraftarıydı, tahrikçiler cezalandırılmalıydı.. Menderes ise ikisi arasında
kalmı
ş
olayların yatı
şması için ne yapılması gerektiğini
kestiremiyordu. Ayaklananlarla yüzle
şmek
için kar
şılarına
çıkmak istedi ve dedi
ğini de 5 Mayıs’ta yaptı. Bir
genç kar
şısına
dikildi ve yakasına yapı
şarak “hürriyet istiyoruz!”
deyince O da Ona “evladım bir ülkenin ba
şbakanının
yakasından tutuyorsun, daha ne hürriyeti istiyorsun!”  diyerek tarihe geçecek cevabını verdi… Deniz
adlı gence…
 
Dinlemelere
takılan birçok görü
şme CHP’li teşkilatların
eylemcilerle ve darbecilerle ili
şkisini
kanıtlıyordu aslında. Buna ra
ğmen Menderes yine
sırtını halka dayamak için yurt gezilerine ba
şladı.
İsmet
Pa
şa’nın
erken seçim talebine kar
şılık seçimlerin en kısa
zamanda yapılaca
ğını ve bunalımın aşılacağını
söyledi.
 
19
Mayıs’ta darbe giri
şimi söylentileri üzerine
kutlamalar bütün yurtta yasaklandı. 21 Mayıs’ta Ankara’da Harp Okulu ö
ğrencileri
Kızılay Meydanı’nda toplandılar.
Şener
Eruygur (gün gelecek Jandarma Genel Komutanı olacaktı), Hur
şit
Tolon (gün gelecek 1.Ordu Komutanı olacaktı), Tuncer Kılınç (gün gelecek MGK
Genel Sekreteri olacaktı) ve Çetin Do
ğan’ın
(gün gelecek 1.Ordu Komutanı olacaktı) da aralarında bulundu
ğu
Harbiyeliler mar
şlar eşliğinde
Sıhhiye’den geçip Zafer Çar
şısının önüne kadar
geldiler. Bu yürüyü
şe katılanlar arasında Adnan
Menderes için sürpriz bir isim vardı, çocukluk arkada
şı, yıllardır
yanından ayırmadı
ğı Milli Savunma Bakanı Ethem
Menderes.
 
Ve
Darbe… 26 Mayıs… Menderes Eski
şehir Şeker
fabrikası lokalinde yeme
ğe davet edilmişti.
Bir ara telefona ça
ğrıldı. Meclis Başkanı
İstanbul
Üniversitesi profesörlerinin protesto hazırlı
ğında
oldu
ğunu
haber vermi
şti. Uzun gecenin sabahında Özel Kalem Müdürü
kar
şısına
dikilecek ve Ba
şbakanlığın işgal edildiğini
haber verecekti. Yolun sonuna gelinmi
şti.
Bir havacı albay, rica emir karı
şımı
bir ifade ile karargâha gitmeleri gerekti
ğini
söyledi.
 
Sabah
tüm Türkiye alı
şık olmadık bir sesle uyandı.
İnsanları
yataklarından sıçratan tok sesli Kurmay Albay Alparslan Türke
ş, üniversite
hocalarının eline tutu
şturduğu
metni okudu. Radyolardan defalarca tekrarlanan konu
şmayı
duyanlar duymayanlara haber verdi. Caddelerde tanklar devriye atmaya ba
şladı.
Darbeciler tüm pencerelerden bayrak sarkıtılmasını istemi
şti.
CHP’liler bayraklarını asmı
şlar bayram ediyorlardı.
 
27
Mayıs günü cadı avı ba
şlamıştı.
Demokrat Partili bakan ve milletvekilleri darbeciler tarafından elleri ile
konmu
ş
gibi bulunuyorlardı. Aynı gün içinde telefonlarına sarılan CHP’liler aklına
gelen kaç DP’li varsa ihbar etmi
şti.
Sadece Sivas’ta çevre illerden gelenlerle beraber tutuklanıp hapse atılan 70
bin insan vardı.
 
Cuntacı
subaylar emir komuta zincirini tamamlamak için Cemal Gürsel
İzmir’den
gelene kadar lider olarak Tümgeneral Cemal Madano
ğlu’nu
tayin ettiler. Madano
ğlu ilk olarak devrin seçkin
hocalarını, profesörleri toplantı yapmaya ça
ğırmakla
i
şe başladı.
Ve gördü ki profesörler bu i
ş için çoktan planlar
yapmı
şlardı
bile. Profesörlerin  “38 ki
şilik
komite kurulacak Devlet Reisi de hükümet reisi de siz olacaksınız” teklifi askerler
için kula
ğa hoş
geliyordu. DP’lileri ne ile suçlayacaklarını soran Madano
ğlu’na
cevapları hazırdı. “Siyasi kudret, asıl devlet kudreti ile manevi ba
ğlantısını
kaybetmi
ştir.”
Atatürk inkılâplarına kar
şı yapılan tazyikle,
üniversite gençli
ğine ve hocalarına karşı
harekete geçilmi
ştir. Hükümet Anayasa’yı
ihlal etmi
ştir. 1924 Anayasası işleyemez
hale gelmi
ştir!” O zaman anayasa işleyemez
hale gelmi
şse DP iktidarının ne suçu vardı demeye
kalmadan profesörler çoktan Anayasa hazırlıklarına ba
şlamışlardı
bile… 
 
Nihayetinde
“Geçici Anayasa” TBMM’nin görev ve yetkilerini 38 ki
şilik
Milli Birlik Komitesine devretti. Bakanlar Kurulu MBK tarafından seçilecek,
atama yetkisi MBK Ba
şkanı Cemal Gürsel’de olacak
ve MBK ölüm cezalarını onaylamak da dâhil denetim ve azletme yetkisine sahip
olacaktı. Yine bu anayasa DP’lileri yargılamak için “Yüksek Adalet Divanı”
kurulması hükmünü getirdi.
 
Orgeneral
Cemal Gürsel 28 Mayısta Genelkurmaya gelmi
ş ve
ilk i
ş
olarak CHP Lideri
İsmet Paşa’yı
aramı
ş ve “emirleriniz
bizim için Peygamber buyru
ğudur!” demişti. İsmet
Pa
şa,
gerde
ğe
girecek damat gibi seviniyordu. Cumhurba
şkanlığı
koltu
ğu
onu bekliyordu. Ancak bir sorun vardı. Genç subaylar geldikleri gibi
gitmiyorlardı!
 
Yassıada
günleri ba
şlamıştı.
Tutukluları farklı farklı ko
ğuşlara
almı
şlardı.
Partililer için sefalet günleri ba
şlamıştı.
En çok da Menderes için. Tek ki
şilik koğuşta
kalıyordu. Kapısında bir asker hiç ayrılmıyordu, konu
şması
da yasaktı. O da Berrin hanıma mektuplar yazıyordu. Ada kanunlarına göre bir
mektup 50 kelimeyi geçmemeliydi… Mektuplar askerlerce açılıp okunurdu. Bazen
saygı ifade eden kelimelerin üstü karalanır, “inek, dü
şük,
kuyruk” gibi hakaretler yazılırdı.
 
Adada
Menderes’e manevi baskı yapılıyordu. Yakla
şık dört
ay sonra kısa süreli dı
şarıya çıkardılar. O da Ordu
Foto-Film Merkezi’nin çekti
ği “Düşükler
Yassıada’da” filminde figüranlık yapması için. Adaya geli
şini,
günlük hayatını yemek yemesini aslında olmadı
ğı şekilde
filme çekmek için figüranlık yaptırdılar… Ve bu filmi de yurdun dört tarafında
oynattılar… Herkes gözünde büyüttü
ğü
Menderes’in dü
şkün hallerini görmeliydi.
 
İşkenceler,
intiharlar ve ölümler… Bunlar Yassıada’da kapalı kapılar ardında gerçekle
şiyor
ve hakikat olup olmadıklarını bilmeyen ailelerine intihar ettikleri
söyleniyordu. Çeli
şkili açıklamalar o kapalı
adanın içersinde hiç iyi
şeylerin olmadığı
fikrini vermeye yetiyordu…
 
4
Temmuz 1960’da Amerika, Türkiye’ye 1 milyar lira yardımda bulundu. Darbeci
askerlere yardımın kar
şılıksız olmadığı
belliydi. Korgeneral Cemal Madano
ğlu’nun
yıllar sonra itiraf etti
ği gibi Amerika Gizli Servisi
(CIA), hangi kurumdan kimin emekli edilece
ğine
dair sicil dosyalarını da gönderdi.
İşten çıkarmalar
ba
şladı.
Binlerce insan i
şten çıkarıldı. Yargıdan,
devlet kurumlarından, hatta yasal bir dayanak olmaksızın yurt genelindeki
fabrikalardan bile binlerce insan i
şten çıkarıldı.
Ama sorunlar bir türlü çözülemiyordu. Ekonomi altüst oldu. Devirmek kolaydı ama
askerler yeniden in
şa etmenin zorluğunu hiç
akıllarına getirmemi
şlerdi.  
 
Askerler
birçok konuda ayrılı
ğa düştüler.
Bazıları
İsmet Paşa’nın
kendilerine teklif etti
ği “senatörlük” teklifini
kabul ettiler. En kısa zamanda seçimlerin yapılmasını istediler. Ba
şta
Alparslan Türke
ş olmak üzere bazı komitacılar
ise buna kar
şı çıktılar. Senatörlük gibi bir kıyağı,
darbe yaparken menfaat gütmeyece
ğiz
yeminine aykırı buldular. Ama siyasete atılma iste
ğinden
de geriye durmadılar.
 
Mahkeme
ba
şlıyor.
Yassıada’da spor salonundan bozma devasa bir mahkeme salonuna 592 sanık sıra
ile getirilip oturtuldular. 15 yargıç, 11 ki
şilik
savcı heyeti ve 228 sanı
ğın idamını istemek için hazırlanmış
kabarık bir iddianame. Heyet Heybeliada’da kaldıkları oteldeki muameleden ve
kendilerine tahsis edilen Atatürk’ün “Savarona yatı” ile yaptıkları Bo
ğaz
Gezilerinden olacak, gayet dinç ve sa
ğlıklı
görünüyorlar.
İzleyici tribünlerinin ön taraflarında
Kuleli Askeri Lisesi’nden getirilmi
ş,
Menderes’i yuhalayacak, savcı konu
ştuğunda
da hararetle alkı
şlayacak öğrenciler
oturtulmu
şlardı. Bunlardan bir tanesi de kendi
ifadesiyle Veli Küçük’tü. (Bir gün gelecek yıllar sonra
İstanbul
13.A
ğır
Ceza Mahkemesi’ndeki duru
şmada Yassıada’daki mahkemeye
kendilerinin de ö
ğrenci olarak götürüldüğünü
söyleyecek, ortamı o günkü mahkemeye benzetecekti.)
 
Mahkemede
önce Anayasa’yı ihlal davası görü
şülüyor.
Eski bakanlardan mahkemenin i
şleyişine
itirazlar gelince Mahkeme Ba
şkanı Salim Başol o
tarihi sözü a
ğzından kaçırdı: “Sizi buraya tıkan güç
böyle istiyor.”
 
İkinci
dava Bebek Davası… Ayhan Aydan’dan yeni do
ğmuş gayri
me
şru çocuğunu öldürttüğünü
iddia ettiler. Duru
şmaya Ayhan Hanım da geldi ve
Adnan Bey’e kar
şı olan hissiyatını anlatarak,
bebe
ğin
do
ğum
anında tüm müdahalelere ra
ğmen öldüğünü
söyledi. Darbeciler bu davada da bo
şa çıktılar.
Ama artık i
ş rant sağlamaya
dönü
şş
sivil gazetecilerin girmesinin yasak oldu
ğu
duru
şma
salonunda Ordu Foto-Filmin çok sayıda çekmi
ş
oldu
ğu
pozlar, Dolmabahçe’deki büroda açık arttırma ile yüksek fiyatlarda gazetelere
satılıyordu. Ayhan Hanımın hissiyatını anlatırken döktü
ğü gözyaşları
içindeki foto
ğrafları da iyi paralara satılmıştı.
Böylece bir insanın mahrem hayatı tamamıyla magazinle
şip tüm
halka Menderes’in aslında dindar biri olmadı
ğı gösteriliyordu.
 
Örtülü
Ödenek Davası… O dönemde Örtülü ödenek harcamalarında hesap vermek mecburiyeti
dahi yokken Menderes her yaptı
ğı masrafın kuruşuna
kadar yazılmasını söylüyordu. Ve bir cımbız: 10 kuru
ş
Savcı ve hâkimler bu cımbızı Menderesin bir kadına aldı
ğını
iddia ettiler, onu küçük dü
şürmek için gazeteler örtülü
ödenek davasını “cımbız” davasına dönü
ştürdüler.
Oysa o cımbız bir tavuk için alınmı
ştı.
Menderes yabancı bir misafir getirece
ğini
son anda haber verince Berrin Hanım da aceleyle bir tavuk aldırdı. Ba
şbakanlığın aşçıbaşısı,
tavu
ğun kıllarını
temizlemek için cımbız alınmasını istedi ve cımbız alındı. Müste
şar
Ahmet Salih Korur da aldı
ğı talimat gereği cımbızın
parasını da deftere kaydetti. Bir cımbızın parasını bile yazdıracak kadar titiz
olan bir ba
şbakanı mahkeme heyeti, darbeci askerler
ve onların güdümündeki askerler “metresine cımbızı bile devletin parası ile aldırmı
ş
diye yaygara kopardılar.
 
14
Eylül, ak
şam saatlerinde, Menderes’in hücresine
beyaz önlüklü biri geldi. Esrarengiz adam önlü
ğünün
cebinden bir enjektör kutusu çıkardı. Menderes, do
ğrulmuş,
kendisine neden i
ğne yapıldığını
soruyordu. Önlüklü adam ise sadece sustu, gülümsedi ve Menderes’in koluna i
ğneyi
yaptı. Biran kolunda uyu
şma hisseden Menderes adama
te
şekkür
etmeyi de ihmal etmedi. Bir süre sonra vücuduna da
ğılan
uyu
şukluk
arttı. Ba
şı sol tarafa düştü.
Nöbetçi subay durumu fark edince Menderes’in odası bir anda yo
ğun
bakım odasına dönü
şüvermişti.
 
Menderes
15 Eylülde koma halindeyken, mahkeme salonunda kararlar açıklanıyordu. Her idam
kelimesinde yer yerinden oynuyordu sanki.
İdamlık
yakınları kriz geçiriyorlardı. Birileri de kıs kıs gülüyordu…
Ve
15 Eylül’den sonra
İmralı adasına götürülen
idamlıklar sırasıyla birbirinden habersiz, kaldıkları hücrelerinden alınıp infazları
gerçekle
ştiriliyordu.
Zorlu, Polatkan ve di
ğerleri…
 
ABD
Ba
şkanı
John Kennedy, idamların durdurulması için Cemal Gürsel’e bir mesaj gönderdi.
Kennedy’den önce Eisenhower, Cemal Gürsel’e kamuoyundan uzun süre saklanacak
olan destek mesajı göndermi
ş, ekonomik yardım için
Kongre engelini a
şacak formül bulmuştu.
Ve bu para askeri olmayan alanlarda da kullanılabilecekti. Ama bu yardım da kar
şılıksız
de
ğildi.
Milli Birlik Komitesi içindeki 14 a
şırı
milliyetçi isim, tasfiye edilecekti. Amerika’da, Kennedy’nin ba
şkan
olmasına aylar kala paralar Türkiye’ye gelmeye ba
şlamıştı.
Acaba Kennedy, Menderes’in idamını durdurabilecek miydi? Acaba Menderes,
Amerika’nın izni çıkmaz korkusuyla mı zehirlenmi
şti? Acaba
Kennedy ailesi ile Menderes ailesi arasında bir benzerlik ya
şanacak
mıydı? Cevaplanması gereken çok soru vardı.
 
Menderes’in
zehirlenmesi ku
şkularını ortadan kaldırmak
gerekiyordu… Ethem Menderes’in de tavsiyesiyle, ada komutanı Tarık Güryay,
Adnan Menderes ile görü
şerek kendi kendini zehirlediğine
iknaya çalı
ştı, ancak Menderes böyle olmadığını
söyleyince akla gelmeyecek bir yol denediler. Ba
şkalarının
kendisi yüzünden ceza almasına asla izin vermeyece
ğini
bildikleri Menderes’e durumu söyleyip ikna ettiler. O da “ben kendi kendimi
zehirledim, bunalımdaydım kriz geçirdim”
şeklinde
ifade verdi. Bu durumda bile merhametinden bir
şey
kaybetmemi
şti.
 
Ve
17 Eylül’de Adnan Menderes idam sehpasına çıkartılır… Sarho
şken
apar topar evinden alınan Cellât Kemal’in sandalyeye tekmeyi vurmasıyla dört elif
miktarı Allah sesi yükselir. Bu haykırı
ş
binanın alt katındaki ko
ğuşlardaki
mahkûmlar tarafından da duyulur. O anda fırtınayla karı
şık şiddetli
bir ya
ğmur
ba
şlamıştır.
Bu ya
ğmur
olayı infazda bulunan tüm görevliler tarafından hayretle izlenir.
 
O
günden sonra bir sarho
şa astırılan Türkiye
Cumhuriyeti’nin ba
şbakanı Menderes’in adını birçok
anne ve baba do
ğan erkek çocuklarında yaşattılar.
Halk ona sahip çıkamamanın vicdan azabını böylece telafi etmek ister gibiydi,
ama düelloyu kaybeden Menderes de
ğil Türk
milletiydi. Yıllar bunu kanıtlarcasına acılarla gelecekti.
 

 

Ve o
karanlık güç…
İkinci düellosunu da Çankaya’nın
Kalbindeki Zehir’de gizleyecekti… Gladio’nun ajanları Ergenekon’dan çıktılar ve
artık her yerdeler… 
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: