HANEFİ AVCI’NIN ÇENESİ VE PARANOYALARI
7 Ekim 2017
DEVLET İÇİN DEVLETE RAĞMEN
7 Ekim 2017

GÖLGE İKTİDAR 1 NUMARANIN İZİNDE

Söz konusu kitabın genelinde iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü ile ilgili geçmişten günümüze kadar gelen yapılanması ve
soruşturma sürecine ilişkin bilgilerin yoğun olarak işlendiği görülmüştür.
 
 Ergenekon; 
 
Osmanlının son dönemine
baktığımızda İttihat ve Terakki’ye kadar uzanan, darbeci-cuntacı has ve ana
damardan beslenen, sosyal yaşamı ve devleti kendi ideolojisine göre şekillendirmeye
çalışan, devlet içerisinde hücre tipi konuşlanmış ve kümelenmiş merkezi ve
derin yapılanma olduğu görülmektedir.
Cumhuriyetin
Osmanlı geleneğinden devraldığı ittihat geleneği, Türkiye’nin Nato üyesi olduğu
1952’den sonra merkezileştirilerek kurumlaştırılmıştır. 12 Eylül öncesi bu
merkezi yapı parçalara ayrılmasına rağmen Özel Harp Dairesi, 1990’lı yıllarda
tasfiye edilene kadar kendi özel misyonunu korumayı başarmıştır. Daha sonra yer
üstü ve yer altı kollarıyla yoluna devam eden bu yapılanma, TSK içerisinde
Doğan GÜREŞİ’in başkanlığı döneminde gerçekleştirilmiştir.
1952’de
Türkiye’nin NATO’ya girmesinin akabinde karşılaştığımız bu derin yapılanmanın
adı, resmiyette Özel Harp Dairesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yapılanmaya
ilişkin “Gladyo, Kontrgerilla veya Rüzgar Gülü” ifadelerle anılmaya başladığı
dönemler olmuştur.
Özellikle
12 Mart 1971 muhtırasının akabinde, Kontrgerilla ifadesinin çok sıkça kullanır
olmakla birlikte, Ergenekon isminin günümüzde ön plana çıktığı görülmektedir.
Ergenekon en net açıklaması ile “günümüzdeki en aktif ve en derin yapılanmanın
adıdır” denilmektedir.
Ergenekon
yapılanmasının kuruluşun ile ilgili bazı rivayetleri ele alacak olursak;
rivayetlerin birinde Ergenekon’un 51 yıl önce yani 1957 yılında ordu
içerisindeki 9 subayın başarısızlık ile sonuçlanan darbe girişimiyle kurulduğu,
sonucunda ise bu darbe girişimini ihbar eden bir subay 2 yıl hapse mahkum edilmiş,
fail dokuz subay ise serbest bırakılmıştır.
Avrupa’da
değişik isimler altında anılan ve ülkemizde Özel Harp Dairesi’ne karşılık gelen
bu yapılanmanın kuruluş aşamasında Alparslan TÜRKEŞ ve Turgut SUNALP’ın yer
alması, Ergenekon tarihinin bu iki isimle anılmasına sebep olmuştur. 1960
yılından günümüze kadar çeşitli aşamalardan geçen bu yapılanma son olarak AK
Partinin kuruluş tarihi olan 2001 yılından itibaren faaliyetlerini hızlandırdı.
 
KİTAPTA KISACA……….
12
Haziran 2007 günü İstanbul İli Ümraniye İlçesi Çakmak Mahallesinde bulunan bir
gecekonduya yapılan operasyonla gerçekleştirilen çalışmanın sonucunda (27) adet
el bombası ele geçirilmiştir.
El
bombalarının incelenmesi neticesinde alınan parmak izlerinin emekli Astsubay
Oktay YILDIRIM isimli şahsa ait olduğu tespit edilmiştir. Aramanın yapıldığı
gecekonduda Ali YİĞİT ve Dayısı Mehmet DEMİRTAŞ isimli şahısların alınan
ifadeleri doğrultusunda özellikle Ali YİĞİT’ in verdiği ifadelerin kayda değer
olduğu ve ifadelerin incelenmesi neticesinde; Oktay YILDIRIM’ın ev ve işyerinde
gerekli aramanın başlatıldığı, işyeri olan İstanbul Reina’da kimi zaman budygard
kimi zaman da Mesaj TV’ de program yapımcısı olan Oktay YILDIRIM’ın bilgisayarı
içerisinde “LOBİERGENEKON” isimli
bir dosya ve dosya içerisinde de “Lobi
Çok Gizli Aralık 1999”

başlıklı olan Ergenekon yapılanmasına ait bir şemanın bulunduğu, ayrıca
üstdüzey askeri yetkililerce hazırlanmış gizli andıç belgeleri ile birlikte
geçmiş dönemde gerçekleşmiş olan ‘Danıştay
saldırısı – Hablemitoğlu Cinayeti – Cem ERSEVER Cinayeti – Eşref BİTLİS Olayı’
ile
üst düzey emekli askerlere ait özel bilgi notlarının olduğu tespit edilmiştir.
Başlangıçta
sıradan bir çete operasyonu olan olayın bir anda boyut değiştirdiği ve elde
edilen dokümanlara istinaden soruşturmayı yürüten savcılarca yapılan
incelemeleri sonucunda ismi Ergenekon olan gizli bir yapılanmanın ortaya
çıktığı görülmektedir. Oktay YILDIRIM’dan ele geçirilen dokümanlarda savcılar
tarafından yapılan incelemelerde Ergenekon yapılanmasının “Merkez, Finans ve
Ticaret, Analiz ve Değerlendirme, Araştırma ve Bilgi toplama, İletişim ve
Propaganda, Teori ve Senaryo, Uluslararası İlişkiler” şeklinde (9) bölümden
oluşan gizli bir örgüt olduğu tespit edilmiştir.
Ele
geçirilen dokümanlar ışığında bu (9) departmanın; Ergenekon oluşumunun en üst
komuta kademesi olarak adlandırılan Ergenekon Konseyi tarafından oluşturulduğu
ve yapılanmanın;
“En
alt kademede departman olarak adlandırılan kısımda görevli kişilerin sadece
kendi başkanlarını, departman başkanlarının da
bağlı oldukları  (5) sivil
yöneticiden birini, bu (5) sivil yöneticinin de sadece üstlerindeki (2) görevli
sivil yöneticiyi, bu (2) sivilin de sadece Ergenekon konseyi üyelerini, Konsey
üyelerinin ise bahse konu Ergenekon yapılanmasının (1) numarasını bildikleri şeklinde
birbirinden bağımsız hücre tipi olarak yapılanmış bir örgüt” olarak
tanımlanmaktadır
Ayrıca
dökümanlarda Ergenekon yapılanmasının zorunluluk olarak oluşturulduğu, örgütsel
faaliyetlerine ilişkin gelişmelerin gereksinim olacağı belirtilmiş ve bu örgütlenmenin
TSK bünyesinde faaliyet göstereceğinden bahsedilmiştir.
Savcıların
ifadeler doğrultusunda hareket ettiği, ifadelerde ismi geçen ve Oktay YILDIRIM’la
bağlantısı bulunan, ayrıca Danıştay saldırısı sonrası şüpheli olarak gözaltına
alınan ve daha sonra serbest bırakılan Muzaffer TEKİN isimli şahıs ile ilgili
olarak ev ve işyerinde gerekli aramaların başlatıldığı, bahse konu şahsın ev ve
işyerinde yapılan aramalar sonucunda;
Oktay
YILDIRIM’dan çıkan belgelerle benzerlik gösteren belgeler elde edildiği, ayrıca
Muzaffer TEKİN’den ele geçirilen CD arşivinde görüntülerin mevcut olduğu, bu
görüntülerde geçen isimlerin sorulduğu polis sorgusu esnasında şahsın çok geniş
halkadaki ilişkileri ve bağlantıları deşifre edilmiştir.
Böylelikle
soruşturma kapsamında takibe alınan şahıslarda sayı artmış ve pek çok sivil
toplum kuruluşları da izlenmeye başlanmıştır. Oktay YILDIRIM ve Muzaffer TEKİN
ile bağlantısı tespit edilen emekli binbaşı Mehmet Zekeriya ÖZTÜRK’ün ev ve
işyerinde yapılan aramalarda pek çok emekli askerin geçtiği not defteri ve bu
not defterinde pek çok faili meçhul cinayetlere ilişkin notlar ile bazı önemli belgeler
ele geçirilmiştir. Belge sayısı arttıkça soruşturmanın seyrinin değiştiği, ele
geçirilen dökümanlarda ve ifadelerde ismi geçen bazı şahıslara da yönelik
operasyonlar başlatılmıştır.
Operasyonlar
sonucunda pek çok mühimmat ele geçirilmiş ele geçirilen mühimmatlar içerisinde
bulunan el bombalarının farklı olaylarda kullanıldığı ortaya çıkarılmış, elde edilen
belgelerde Danıştay Saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine atılan el bombası
olaylarına da rastlanılmıştır. Diğer bir konu ise Danıştay sanığı olan
Alparslan ARSLAN isimli şahsın Muzaffer TEKİN’le Doğuş Faktoring isimli
şirkette bağlantılarının bulunmasıdır.
Muzaffer
TEKİN’in şirketin ortaklarından olduğu ve Alparslan ARSLAN’ın da bu şirketin
avukatlığını yaptığı ortaya çıkarılmış, bu şirketin uyuşturucu parası ile
kurulduğu kara para aklamaya aracılık yaptığı yönünde bilgiler elde edilmiştir.
Ayrıca Danıştay sanığı Alparslan ARSLAN’ın babasının polise verdiği ifadede
oğlunun Veli KÜÇÜK ve Muzaffer TEKİN ile Ulusal Haber ve Vatansever Kuvvetler
Güç Birliği Derneği vasıtasıyla tanıştığından bahsetmektedir.
Her
elde edilen belge operasyon sinyali vermiştir, nitekim Muzaffer TEKİN’den çıkan
belgeler sonucunda, 3 temmuz 2007 günü İstanbul, Ankara ve İzmir illeri başta
olmak üzere pek çok ilde eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirilmiştir.
Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketine yönelik gerçekleştirilen bu
operasyon sonucunda; ”Ergenekon, Devleti Yeniden yapılandırma raporu ve Ayrık
otu master Planı” isimli belgeler ele geçirilmiş, belgelerde örgütün amacına
götürecek araçların belirlenmesi, Teknolojiye bakış ve tam bağımsız milli
devletin yeniden yapılandırılması” şeklinde plan oluşturulduğu, bu amaca ulaşmada
gizli ve açık yapı olmak üzere iki yolun ve oluşturulacak gizli yapının temel
esasının “gizlilik” olduğu, yapı içerisinde yer alacak şahısların sabit ve
ancak ölümle değişebileceğinden bahsedilmiştir.
Daha
sonra elde edilen bilgilere istinaden 22 Ocak – 21 Mart 2008’e kadar süren ve
(33) kişinin gözaltına alınarak (26) kişinin tutuklandığı 1.dalga operasyonu
gerçekleştirilmiştir. Tutuklular arasında Veli KÜÇÜK, Emekli Albay Fikri
KARADAĞ, Emekli Yüzbaşı Zekeriya ÖZTÜRK, Avukat Kemal KERİNÇSİZ, Susurluk
Hükümlüsü Sami HOŞTAN, Doçent Doktor Emin GÜRSES ve Doçent Doktor Ümit SAYIN
gibi önemli isimler de yer almıştır.
Operasyonun
ardından İstanbul Başsavcısının kamuoyuna 2 bin 455 sayfa ve 441 klasörden
oluşan Ergenekon İddianamesi ile ilgili olarak “Ergenekon’un silahlı bir terör örgütü” olduğunu açıklamasıyla
soruşturma resmileştirilmiştir. Ele geçirilen belgelerde bir takım şahıslar
hakkında ölüm listesinin hazırlandığı, devlete ait gizli damgalı pek çok
bilgilerin bulunduğu, ayrıca Emekli Tuğgeneral Veli KÜÇÜK’ ün arşivinin ele
geçirildiği, ayrıca Doğu PERİNÇEK ile ilgili bilgilerin mevcut olduğu tespit
edilmiştir.
21
Mart 2008 günü başlayan ve 7 Haziran 2008 gününe kadar devam eden 2. dalga
operasyonunda Doğu PERİNÇEK, Cumhuriyet Başyazarı İlhan SELÇUK ve İstanbul eski
Rektörü Kemal ALEMDAROĞLU isimli şahısların bulunduğu pek çok kişi gözaltına
alınmış şahıslardan (10)’u tutuklanmıştır. Ancak İlhan SELÇUK ve Kemal
ALEMDAROĞLU ilerleyen yaşları ve sağlık durumlarından dolayı serbest
bırakılmışlardır. Merkezi İşçi Partisi ve Aydınlık Dergisi olan operasyonda
elde edilen bilgi ve belgeler bir sonraki operasyonun sinyalini vermiştir. 2.
dalga operasyonundan itibaren başta Aydınlık Dergisi olmak üzere pek çok medya
kanalı Ergenekon soruşturmasını sulandırmaya ve yıpratmaya başlamışlardır.
Ayrıca bazı emekli-muvazzaf askerler ile ilgili olarak andıçlar, fotoğraflar ve
ses kayıtları üzerinden soruşturma etkilenmeye çalışılmıştır.
 1 Temmuz 2008 Salı günü 3. dalga operasyonu
gerçekleştirilmiş, aralarında Emekli Jandarma Genel Komutanı Şener ERUYGUR,
Emekli 1.Ordu Komutanı Hurşit TOLON, Emekli Tuğgeneral Levent ERSÖZ, Emekli
Albay Hasan Atilla UĞUR, ATO Başkanı Sinan AYGÜN, Cumhuriyet Gazetesi yazarı
Mustafa BALBAY ve tetikçi Osman GÜRBÜZ isimli şahısların da aralarında
bulunduğu (13) kişi hakkında gözaltı kararı alınmıştır.
Gözaltına
alınan şahıslardan Hurşit TOLON, Şener ERUYGUR, Hasan Atilla UĞUR, ATO Başkanı
Sinan AYGÜN ve Tetikçi Osman GÜRBÜZ tutuklanmış, AK Parti Balıkesir Eski
Milletvekili Turan ÇÖMEZ ve Levent ERSÖZ’ ün yurtdışında olmalarından dolayı
gözaltına alınamamıştır.  
Tutuklamalardan
sonra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz BAYKAL başta olmak üzere pek
çok medya yazarı tarafından Ergenekon soruşturmasına yönelik tepkilerin devam
ettiği, ayrıca soruşturma ile ilgili akademisyen, gazeteci, hukukçu çok sayıda
şahısların bir araya geldiği ve sulandırmaya yönelik eylem planı oluşturulduğu,
yapılması muhtemel bu sulandırma eylemleri ile ilgili olarak 14 Temmuz sabahı
Ergenekon iddianamesinin açılanacağı hakkında bilgiler, soruşturmaya cephe alan
kesimleri harekete geçirdi. Hukukçu, akademisyen, gazeteci gibi toplumca
fikirlerine önem verilen şahıslar tarafından yapılan toplantılarda 22 maddeden
oluşan ”Acil senkronize reaksiyon
uyarısı”
adı altında bir eylem planı hazırlandı.
Hazırlanan
bu metindeki amaç iddianamenin açıklanması ile birlikte medya üzerinden hızla
sulandırma politikalarının yürütülmesi idi. Bu planda özellikle şu ifadelere
çok önem verildi;
Soruşturma
hakkında ana haber bültenlerinde geniş yer verilerek ağır eleştirilerle
yorumlanacağı, bu bültenlere canlı yayın konuklarının davet edilerek soruşturma
hakkında görüşleri alınacağı ve görüşlerinde iddianamenin çürütülmesi,
delillerin hafife alınarak tepki çekmemek kaydıyla aşağılanmasının planlandığı
kararlaştırılmıştır.
Ayrıca
iddianamenin mahkemeye verilmesine müteakip çok uzun olduğu gerekçe
gösterilerek, iddianamenin özeti adı altında zayıf ve tutarsız tarafların ön
plana çıkarılmasının kararlaştırıldığı, iddianamenin ortaya çıkması ile
birlikte “fasa fiso,  her yere kon,
bombanın pimi, telefonun tapesi, mezara tahliye, tape davası, hastaneye
tahliye” gibi topluma mal olacak adlandırmalarla dejenere edilmesinin yapılan
planlar arasında yer aldığı,
Tüm
bunlara ek olarak emekli ve muvazzaf paşalar tarafından tutulan defter
kayıtları, kamera kayıtları şeklinde buna benzer materyallerin hukuka aykırı
deliller olduğundan bahisle hükme esas alınmaması gerektiği ve bu konuda yargı
organlarını etkilemeye yönelik girişimlerde bulunulmasının gerekliliğine
ısrarla vurgu yapılmasının planlanmasıdır.   
Diğer
taraftan Türk Silahlı Kuvvetleri açısından soruşturmaya bakılacak olunursa, TSK
Ergenekon soruşturmasını başından beri yakından takip etti ve Ağustos 2007
tarihinde Soruşturma konulu yazı ile bir anlamda Ergenekon soruşturmasına
müdahil oldu. 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’de bir gecekonduda ele
geçirilen el bombaları ile başlayan operasyon kapsamında gelinen son aşamaya
kadar ne kadar mühimmat ele geçirilmişse, TSK tüm soruşturma belgeleri ile
operasyonlarda ele geçirilen mühimmatlara ait teknik raporlardan oluşan bütün
dökümanları ilgili savcılıktan istemiştir.
Bahse
konu dökümanların tamamı soruşturmayı yürüten savcılar tarafından askeri
savcılığa gönderilmiş ve soruşturma derinleştikçe Ergenekon ile bağlantılı
olduklarından şüphelenilen muvazzaf subaylar listesi de aynı savcılıklar tarafından
askeri mercilere gönderilmiştir. Bu bilgi alış verişi neticesinde 1 Temmuzdaki
operasyonun şekillenmesinde sivil ve askeri savcılıklar arasındaki diyalogun
çok önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır.
İddianameyi
ele alacak olursak;
14
Temmuz 2008 tarihinde silahlı terör örgütü olarak açıklanan Ergenekon’un dava
sürecinin başladığı ve bu soruşturmanın toplumun bütün kesimlerinde farklı
dalgalanmalara sebep olduğu da aşikârdır. Bir yanda “Darbelere son” sesleri
yükselirken diğer tarafta “Millet Ordu El Ele, Hainler Mecliste Yurtseverler
Hapiste” şeklindeki sloganlar öne çıkmaya başlamıştır.
Bu
ayrılıkçı tutumlar ideolojik gibi gözükse de daha çok demokrasi vurgusunun bu
şekilde yüksek bir dille ele alınması, demokrasi tarihi açısından çok önemli
bir aşama olarak görülmektedir. Toplumsal çoğunluğun artık, Gölge İktidar
istemediği gerektiğinde tankların üzerine çıkabilme iradesini meydanlara ve
alanlara yansıttığı görülmektedir.
Ergenekon’a
sahip çıkma mitinglerine gelecek olursak, bunların yeni bir olay olarak
karşımıza çıkmadığı, “27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül” süreçlerinde bu tür slogan
ve gösterileri ziyadesiyle tecrübe edilmiştir. Yeni olan durum ise, mahalle
değişikliğidir. O dönemde Milliyetçi unsurlar üzerinden sürdürülen psikolojik
harekatın günümüzdeki en önemli enstrümanı tutucu sol kesimdir.
Ergenekon
yargı önünde olmakla beraber, davanın sonucu kadar atki alanı da önemlidir.
Nasıl sonuçlanır ise sonuçlansın Türkiye en başta güvenlik güçleri ile, sivil
toplum kuruluşları ile, siyasi iradeleri ile, halkı ile eskisi gibi olmadığı
anlaşılmaktadır. Yakın geçmiş ile yüzleşme ve hesaplaşma korkusu bile
anti-demokratik unsurları frenleyecektir. Önemli olan siyasilerin ve toplumun
her kesiminin demokrasi olgusuna her yönüyle sahip çıkma arzusunu sürekli canlı
ve dinamik tutmasıdır.     

 

Sonuç
olarak; bu dava ile gerek güvenlik kuvvetlerinin gerekse toplumun, daha refah
ve dünya arenasında söz sahibi bir Türkiye’yi yarınlara bırakabilmek için, her
ne isim altında olursa olsun ülkenin ve demokrasinin zararına olan bütün oluşumlara
karşı asla pirim vermeyeceği görülmektedir……..
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: