HANEFİ YOLDAŞ (GİZLİ ÖRGÜT NASIL ÇÖKERTİLİR)

YENİ ORTAÇAĞ
7 Ekim 2017
KUR SAVAŞLARI
7 Ekim 2017

HANEFİ YOLDAŞ (GİZLİ ÖRGÜT NASIL ÇÖKERTİLİR)

İsmail Saymaz tarafından kaleme alınan ve Mart 2011’de Kalkedon Yayınlarından çıkan
HANEFİ YOLDAŞ! kitabı, Devrimci Karargah Davasınının “Hanefi Avcı gibi
cemaat veya iktidar karşıtlarının ve sol muhalefetin Ergenekon Kabusu’ olma
vasfını taşıdığı iddiası” tezini işlemekte ve sıra söz konusu çevrelerce
yaşanan tedirginliğin bir ifadesi olarak “Sıra Kimde” sorusu
sorulmaktadır.
Davayla
ilgili olarak “22’si tutuklu toplam 55 sanığın yargılandığı üç ayrı
Devrimci Karargâh Davası’nda sanıklardan yalnızca dördünün örgütle ve
eylemlerle ilişkisine dair kuvvetli kanıtların olduğu” ileri sürülmekte ve
buradan hareketle davada garipliklerin olduğu ima edilmektedir.
Kitapta
yer alan “o flash bellek kimin?… o
flash bellek delil sayıldı… tesadüfe bak… devlet internetten öğrendi… ev
nemli paket kuru… parçalı sol özenle birleştirildi… iktidar klavyenin
ucunda… yasal parti çökertildi… annen ergenekon’u aramış… Hanefi ile
mücadele planı… 2 şema 12 örgüt… dergine girerken gördük… iş yerine girip
çıkıyormuşsun…”
gibi başlıklar ve bunlara yapılan vurgularla
okuyucuda “Devrimci Karargah Davasının Emniyet’in düzmece kanıtlarla
oluşturduğu sanal bir dava olduğu” izleniminin uyandırılmaya çalışıldığı
değerlendirilmektedir.

 

Yukarıdaki
başlıkların Odatv’nin manşetlerinden farksız! olduğunu görünce elbette
okuyucuda ayrı ve daha anlamlı bir izlenim uyanıyor!.. Yukarıdaki başlıklar ile
Odatv’nin manşetleri sanki aynı ‘el’in ürünü!…
Konuyla
ilgili dikkat çeken başlıkları/noktaları ayrıntılarıyla kitapta olduğu gibi hiç
bir yorum ve değerlendirmede bulunmadan aynen olduğu gibi aktaralım.

…”Uyuşturucu ve borç batağına düşmüş bir deniz subayı
olarak” diye başlıyordu, 15 Temmuz 2009’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü
Elektronik Şube Müdürlüğü’ne gönderilen 7468 numaralı e-mail… Kim tarafından
gönderildiği bilinmeyen ve ‘Bir Deniz Subayı’ ibaresi yeterli bulunan ihbar
üzerine 17 Temmuz 2009’da 11 adrese baskın yapıldı…

Tesadüfe Bak
§  Alperen Erdoğan, Yakut Aksoy, Tarık Ayabakan ve Burak
Düzalan’ın beraber kaldığı Değirmendere Yüzbaşılar Mahallesi İstiklal Caddesi
Paksan Apartmam’ndaki evlerinde yapılan
aramada ise ‘iki cihanda bir araya gelmeyecek’ bulgulara aynı anda ve hatta iç
içe ulaşıldı.
İddianameye göre, “Girişe göre sol tarafta mavi renkli
koltuk takımının altında” Öcalan’ın ‘Diriliş TamAnılandı, Sıra Kurtuluşta’
adlı kitabı bulunmuştu. Ve iddiaya göre, kitap içinde bir DVD vardı. DVD’de ise
çocuk ve hayvan pornosu görüntüleri yer alıyordu… “İkametin girişe göre
sol tarafında bulunan banyoda, banyo dolabının altında” sekiz paket kubar
esrar, dört paket toz esrar, altı Ectasy hap çıktı. Alperen Erdoğan’ın odasında
da, iddiaya göre, “Gardırobun üst orta kısmında valizlerin altında sarılı
vaziyette zulalanmış olan pakette” de esrar ve hap çıktı.
O Flash Bellik Kimin?
Ve
son olarak, “Yine salon olarak kullanılan kısımda şüpheli Tarık
Ayabakan’ın eşyalarının bulunduğu yerde 1 adet DATA Traveler 2 GB
04183-332A00LF ibareli Kingston marka flash bellek” bulundu. Bu bellekte
neler mi vardı?
§  Fişlemeler… Aynı flash
bellek, savcılık için ‘cevher’ değeri taşıyordu.
İçerisinde neler yoktu ki? Kadın Yüzbaşı Burçin Öztürk’e ait özel
görüntülerden Ergenekon belgelerine; 486 kişinin isminin karşısına ‘PKK’,
‘Şıh’, ‘Hırsız’, ‘Homo’, ‘Hristiyan’, ‘Komünist’ ve ‘Çocuklara karşı ilgisi
var’ gibi değerlendirmelerin yazıldığı nottan; İşçi Partisi’in siyasi
metinlerine…
16 ay sonra… TÜBİTAK
Bilirkişisi Yılmaz Çankaya’nın raporunun dosyaya ulaştığı açıklandı.
Çankaya’dan, belleğin Ayabakan’a ait bilgisayarda kullanılıp kullanılmadığım
belirlemesi istenmişti. Yapılan incelemede, sonuç şu olmuştu: “Yapılan
inceleme sonucunda USB depolama cihazının, dizüstü bilgisayarda kullanıldığına
dair herhangi bir emare tespit edilememiştir.” Flash bellek sahipsiz
kaldı. Yani, bahse konu flash bellek, Tarık Ayabakan tarafından hiç
kullanılmamıştı. Ayabakan ile Alparslan Erdoğan, Burak Düzalan ve Yakut Aksoy o
gün salıverildi. Ve ‘Amirallere Suikast’ davasında tutuklu sanık sayısı ikiye
düştü. Fakat şu sorular havada kaldı…
 
Ev Nemli, Paket Kuru…
Alperen
Erdoğan, eve bir ay önce taşınmıştı. Arama sırasında evdeydi. Sorguda, evi 8
Temmuz 2009’da temizlediklerini, her tarafı ıslatmış olduklarını söyledi. Bu
nedenle, uyuşturucu bu tarihten sonra konulmuş olmalıydı. Önce konulmuş
olsaydı, nemli olurdu ki, kuruydu. Erdoğan’ın diğer itirazı şuydu: Gardırobun
üzeri tozlu olmasına rağmen oradan çıkarılan paket tozsuz ve temizdi. Neden?
Ayrıca Erdoğan, polise yardım etmişti. Verdiği sopayla banyodaki uyuşturucuya
ulaşılmıştı. Garip değil miydi?
Devrimci
Karargâh, 27 Nisan 2009’da aldığı ağır darbe karşısında toparlanma
arayışmdaydı. Örgüt Türkiye’deki dört kişilik hücresini yitirmişti. Zaten
fotoğrafa göre, örgütün ülkedeki tüm varlığı bu ‘hücreden’ ibaretti. Örgütün
lideri olduğu ileri sürülen 55 yaşındaki Serdar Kaya Hollanda’da, diğer üst
düzey yöneticileri ise diğer Avrupa ülkelerinde yaşıyordu. Kaya; Yılmazkaya ve
arkadaşlarının yerini dolduracak bir örgütlenme için ‘tuşa’ basmıştı… Devrimci
Karargâh, Avrupa’da uzun süredir yayınlanan, değişik sosyalist örgüt ve
çevrelerin üyelerinin yazı yazdığı bir platform işlevi gören, Demokratik
Dönüşüm dergisi içerisinde de yer alıyordu. Ancak bu dergi, örgütün
görüşlerinden çok, ‘sosyalistlerin birliği’ konusunu gündemine alıyordu.
Derginin son dört sayısında, örgütün adı bile geçmiyordu. Ancak kaydetmek
gerekir ki; Devrimci Karargâh, Devrimci Cephe ve Demokratik Dönüşüm’ün internet
siteleri, Hollanda’da aynı IP adresinden yayınlanıyordu. İronik olan da buydu:
Demokratik Dönüşüm örgütün legal yayın organı ise, zor yoluyla iktidarın
alaşağı edilmesini hedefleyen Devrimci Karargâh, neden dergileri için,
olabilecek en ‘pasifist’ çağrışımlı ismi yeğlemişti? Geriye bir tek, militan
kazanmak kalmıştı. O da zaten örgüt liderlerinin mesai harcamasına gerek kalmaksızın,
kendiliğinden Devrimci Karargâhı buldu. Bu kişi, sosyalist örgüt militanlarının
karakteristiğiyle uyuşmayan, daha çok kriminal bir görünüm sergileyen, 32
yaşındaki Ulaş Erdoğan’dı. Erdoğan, Devrimci Karargâh’a nasıl ulaşmıştı? Çok
kolay! Serdar Kaya ile aynı yöntemle; yani, e-maille…
 
Devlet İnternet’ten Öğrendi
 
Dava
dosyasına göre devlet, Devrimci Karargâhı 1. Ordu’ya havan saldırısı sonrasında
ve üstelik örgütün bu eylemi üstlenmesiyle öğrendi. Yani yurttaşlarla aynı
anda, hatta internet meraklısı bir kısım yurttaşlardan da biraz sonra… Devrimci
zKarargâhın internet sitesinden yaymladığı bildiri ve yazılarla yetinecekti.
Çünkü Emniyet Genel Müdürlüğü’nün elinde bundan fazlası yoktu.
İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 19 Aralık 2008’de, Devrimci Karargâhın yasadışı
örgütler listesinde olup olmadığına dair bilgi istemesi üzerine o dönemin
Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Gülcü, 7 Ocak 2009’da, kendilerinde
böyle bir liste bulunmadığını ancak bazen soruşturmalardan hareketle ‘Değerlendirme
Raporu’ hazırladıklarını belirterek, şu yanıtı verdi: Gülcü: Biz de internetten
okuduk
 
§  “Devrimci Karargâh ile ilgili yapılan araştırmada;
07.08.2008 tarihinde İstanbul ilinde Selimiye Kışlasına yönelik havan saldırı
eylemi ile, 01.12.2008 tarihinde Ak Parti İstanbul İl Binasına gönderilen ve
patlayan bombalı paket eyleminin söz konusu yapılanma tarafından isimli
internet sitesinden üstlenildiği, Ancak aynı yapılanma tarafından
gerçekleştirildiği değerlendirilen 23.08.2008 tarihinde Karacaahmet Mezarlığı
yakınında bulunan parça tesirli ve zaman ayarlı bombaya patlamadan önce uzman
ekiplerce müdahale edildiğinden gerçekleştirilmek istenen eylem başarıya
ulaşamamıştır. Bu yüzden üstlenilmediği değerlendirilmektedir. “
…İstanbul
Terörle Mücadele ve İstihbarat şubelerinin elinde bile bundan daha fazla bilgi
vardı. Ve bu bilgiler, daha sonra eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı
tarafından ‘Cemaat Operasyonu’ diye addedilen bir soruşturma sonucunda
görevinden alınan Mustafa Gülcü’den saklanmıştı…
Sonraki
duruşmaya kalmadan, üç ay sonra, 3. Devrimci Karargâh operasyonu patladı.
Aslında üçüncü operasyonun işaretleri, iki operasyonda verilmişti.
Özellikle
2. Devrimci Karargâh soruşturmasında gözaltına alınan veya tutuklanan
sanıkların geçmişte ya da bugün ait oldukları sosyalist gruplar, hazırlanan
polis fezlekesinde, Devrimci Karargâh’a katılmış sayıldı.
Fezlekeye
göre; Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ın takipçisi olan hareketlerden Sosyalist Dayanışma
Platformu (SODAP) ile Devrimci Sosyalist İşçi Hareketi (DSİH), yani Kaldıraç
Dergisi de bu yapılanmaya katılmıştı. Gerçekte, yasal alanda var olan bu
grupların ne Devrimci Karargâh ile ne de birbirleriyle bir benzerlikleri vardı.
Yine fezlekeye bakılırsa, Devrimci Karargâhın bünyesinde farklı örgütlerden
ayrılmış kişiler de vardı:
§  “Ayrıca farklı terör gruplarından (KURTULUŞ, MLKP, TDP, TSİP,
KDH, DEVRİMCİ DİRENİŞ) ayrılan kişilerin bulunduğunun belirlendiği…”
Ne
var ki adı geçen bu gruplardan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) hiçbir
zaman şiddete yönelmemişti. Üstelik halen yasal faaliyet yürütüyor. Kurtuluş,
yasadışı mücadeleye yıllar önce son verip yasal alanı tercih etmişti. Artık SDP
veya Sosyalist Parti’de temsil ediliyor. Türkiye Devrim Partisi’nin (TDP) 20 yıldır
bir silahlı eylemi görülmüyor. Bu hareketin taraftarları artık yasal alanda
mücadele veriyorlar. Komünist Devrim Hareketi (KDH) 2000’li yılların başında
dağılmıştı. Devrimci Direniş diye bir sol grup ise hiç olmadı. Anlaşılan polis; fezlekesinde, bir Devrimci
Karargâh hayaleti yaratıyordu…
Yasal
Parti Çökertildi
SDP
Genel Başkanı Rıdvan Turan, 2009 yılında bu göreve seçildi. Tutuklanana değin
Sancaktepe’deki bir özel tıp merkezinde doktorluk yapıyordu. Evli ve bir bebek
babasıydı. Sorguya göre, 39 yaşındaki Turan’ın da aralarında olduğu SDP’liler
en azından 5 Şubat 2010’dan bu yana takip altındaydılar. Ve telefonları
dinleniyordu. Turan, 24 Eylül 2010’da savcı karşısına çıkarıldığında, sanılanın
aksine birkaç soru yöneltildi. Başlıca soru, Devrimi Karargâh ile SDP arasında
varlığı savunulan ilişkiydi… Dr. Rıdvan Turan, bu soru karşısında şu yanıtı
verdi: “DBH yasal bir oluşumdur. Çeşitli gruplar tarafından demokratik
mücadele ve demokrasi cephesi için kurulmuştur. Bizim partide böyle bir
oluşumda yer almaktadır. Devrimci Karargâh ile uzaktan yakından ilgisi
yoktur.”
Soru:
Üyenle niye buluştun? Partisinin İstanbul il ve Kadıköy ilçe örgütünde
bulunduğu öne sürülen tabanca ve silahlara ilişkin olarak Turan, “Eğer
bulunduysa beni de şaşırtmıştır. Çünkü bizim siyaset tarzımız şiddete dayalı
değildir. Bu malzemelerin il ve ilçe yönetiminin bilgisi dahilinde olmadığını
düşünüyorum” dedi. Kimi telefon ko-nuşmalarının suç kabilinden
yöneltilmesi, Dr. Turan’ı kızdırdı: “Mesleğim ve parti genel başkanı olmam
nedeniyle yaptığım günlük görüşmelerdir. Bunlar niçin tape edildi? Suç unsuru
varmış gibi bana soruldu, anlayabilmiş değilim…
Osman
Baha Okar, bilimsel alanda yayınlanan ‘Bilim ve Gelecek’ adlı aylık bir sol derginin
editörüydü. Hakkında üç ‘kanıt’ gösteriliyordu… Sonuncu ‘kanıt’ ise Akar’ın
Zonguldak’ta yaşayan annesi Fatma Okar’ın, Ergenekon’da tutuksuz yargılanan
Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akaya ile 27 Haziran 2007-1 Mart 2008 arasında
gerçekleşen 24 telefon görüşmesiydi. Daha önce iki ayrı davanın sanıkları
arasındaki telefon bağının, ‘kanıt’ sayıldığı görülmüştü ancak ilk kez bir
sanık, annesinin telefon görüşmelerinden sorumlu tutuluyordu…
İş Yerine Girip Çıkıyormuşsun!
Okar,
diğer sanıklar gibi fiziki takibe de alınmıştı. O fark etmese de 18 Eylül
2010’da arkasında polisler vardı. Okar, tutanağa göre, “terör örgütünün yapılanmasını
deşifre etmek amacıyla” izlenmiş ve çalıştığı bilimsel dergiye,
Türkiye’nin her yerinde dağıtılan bir bilim dergisinin binasına giriş çıkışı
kaydedilmişti:
§  “Terör örgütünün yapılanmasını deşifre etmek amacıyla…
Osman Baha Okar isimli şüphelinin fiziki takibinde; Saat: 12.30 sıralarında
Kadıköy ilçesi Caferağa Mahallesi Moda Caddesi Zuhal Sokak Gül Apt. No: 9
sayılı yerde bulunan Bilim ve Gelecek Kitapevi isimli işyeri çevresinde
görüldüğü ve işyerine girip çıktığı, daha sonra saat: 15.45’te Bilim ve Gelecek
isimli iş yerine tekrar girdiğinin görüldüğü belirlenmiştir.”
Dergine Girerken Gördük
Hakan
Soytemiz ise bir başka dergide, Leman grubu çatısında çıkarılan politik bir
dergi olan Reci’de yazıyordu… Emniyet, 24 Mart 2010’da Soytemiz ve iki
arkadaşını İstanbul Sultangazi’de bir kafede teknik takibe almış, araçla
arkalarından gidip Şişli’ye kadar izlemişti. Soytemiz, son olarak, yazarı
olduğu derginin kültür merkezine girerken görüntülenmişti.
§  “Taksim’e gelerek burada üçünün araçtan indiği, E.T. ile
A.Ş.’nin İstiklal Caddesi üzerinde TKP’lilerin yaptığı yürüyüşe katıldıkları,
şüpheli Soytemiz’in Şişli/İmam Aslan Sokak No: 18 sayılı adreste bulunan Red
Kültür Merkezi’ne giriş yaptığı, daha sonra E.T. ile A.Ş.’nin de aynı yere
geldikleri…”
Hanefi
İle Mücadele Planı
TEM
Şube, 25 Ekim 2010’da savcıya gönderdiği 19386 sayılı evrakla, “Haliç’te
Yaşayan Simonlar/Dün Devlet Bugün Cemaat:” adlı kitabı nedeniyle Avcı’ın
Ergenekon ile bağının araştırılmasını önerdi. TEM Şube, varlığı tartışmalı olan
‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ ile Avcı’ın kitabı arasında bağ kuruyordu: ‘Ergenekon
da yazdırmış olabilir’…
§  “Başsavcılığınızca hazırlanan ve Hanefi Avcı’ın
kitabında bahsettiği, Ergenekon Silahlı Terör örgütüne yönelik iddianamelere de
konu olduğu gibi, örgütün faaliyetleri arasında ‘Dezenformasyon Amaçlı
Faaliyetlerin’ de bulunduğu… örgütün faaliyetleriyle ilgili “Yurt İçi ve
Yurt Dışı Örgütlenmeye Yönelik Faaliyetler” başlığı altında, diğer
faaliyetlerin yanında “Kontrol altındaki medya kuruluşlarıyla
dezenformasyon amaçlı faaliyetler”in de bulunduğuna yer verilmiştir. Ayrıca…
Dursun Çiçek imzalı “İrticayla Mücadele Eylem Planı” isimli planın
“Medya Faaliyetleri” başlığı altında bulunan 3. maddede; “Ergenekon
kapsamında tutuklanan TSK personelinin masum olduğu, irticayla etkin şekilde
mücadele ettikleri için üzerlerine iftira atıldığı şeklinde haberler
yayınlanacaktır” şeklinde, “Kara Propaganda Faaliyetleri”
başlığı altında bulunan 1. Maddede ise; “Son dönemde geniş yankı bulan ses
kayıtları konusunda bilgi kirliliği yaratmak üzere irticacılar tarafından
yayınlanmış gibi gösterilecek ama dinleyenlerin bizi haklı bulacağı tarzda ses
kayıtları düzenlenecektir” şeklinde ibarelerin olduğu tespit edilmiştir. Yine
son dönemde ülkemizde faaliyet yürüten yazılı ve görsel bazı yayın
organlarında, Hanefi Avcı’nın bahse konu kitabının, iddia olunun Ergenekon
Silahlı Terör Örgütü tarafından bir dezenformasyon faaliyeti kapsamında
yazdırılmış olabileceğine dair yayınların da yapıldığı tespit edilmiş olup…”
Odatv’ye baskın Belirtmek gerekir ki savcının bu oluru doğrultusunda İstanbul
TEM’in nasıl bir inceleme yürüttüğüne dair ek klasörlerde herhangi bir evrak
bulunmuyor. Fakat bu yazışmadan dört ay sonra, 14 Şubat 2011’de ‘Odatv’ adlı
muhalif internet sitesine yapılan Ergenekon Operasyonu, kimi ipuçları sunuyor.
Odatv’nin
kurucusu Soner Yalçın ve site çalışanları Barış Terkoğlu ile Barış Pehlivan’ın
tutuklandığı bu operasyonda, bilgisayarda ‘Ulusal Medya Planı 2010’ başlıklı
bir dijital evrakın bulunduğu iddia edildi. Ergenekon belgeleri referans
alınarak hazırlandığı ileri sürülen bu evraka göre, Hanefi Avcı’ın kitabının
gazetecilerce yazdırıldığı savunuluyordu.
Soner
Yalçm’ın varlığını reddettiği bu dijital yazı, Odatv’nin Avukatı Hüseyin
Ersöz’e göre, bir ‘spam virüsle’ bilgisayara yüklenmişti.
Bu
belirsizlikte yapılabilecek bir çıkarsama varsa, o da; Avcı’ın kitabı ve Odatv’dt
bulunduğu ileri sürülen bu yazı üzerinden, iktidar karşıtı diye bilmen
gazetecilerin, “Hanefi Avcılı kabuslara” uyanmasının yakın
olduğu…  
İstanbul
TEM, Devrimci Karargâh soruşturmasında 13 kişi tutuklandıktan sonra, 24 Eylül
2010’da, 130 sayfalık bir fezleke hazırlayıp savcıya gönderdi. Fezkekeye iki de
şema eklenmişti. Şemalardan ilki, iddiaya bakılırsa, “Devrimci
Karargâh”ın Tarihçesi’ydi…
Bu soruşturmada emniyetin
‘Bir Bilen’i haline gelen Gizli Tanık Son Tezgah
’ın anlatımlarından yararlanılarak hazırlanan şemada, örgütün
kurucusu olarak, Yalçın Küçük gösterilmişti. Fotoğrafta Küçük, Abdullah Öcalan
ile el sıkışıyordu. Küçük’ün fotoğrafının altında ‘1979’ yılı yazıyordu. Bu
tarih, Küçük’ün eski Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) ayrıldığı tarihi işaret
ediyordu. Siyasi hayatta var olduğu sürece tek bir şiddet eylemine bulaşmamış
TİP, Küçük’ün solunda, emniyetin şemasına yerleştiriliyordu.
Küçük’ün
sağında ise ‘Sosyalist İktidar’ dergisinin amblemi vardı. Bu amblemin
devamında, aynı geleneğin kurduğu Sosyalist Türkiye, Sosyalist İktidar ve
Türkiye Komünist partilerinin amblemleri vardı. Orhan Yılmazkaya ve
arkadaşlarının 1999’da Sosyalist İktidar Partisi’nden ayrılmış, o tarihe değin
bu partide üye veya yönetici olarak görev almış olmaları da şemada işlenmiş
haldeydi. Oysa bu üç yasal parti bir kez olsun şiddete yönelmemiş, tüm
seçimlerde seçmenin karşısına çıkmıştı…
Ergenekon
soruşturmasına mesafeli yaklaşan TKP’nin adının, polis şemasında yer alışı,
bütünüyle Tanık Son Tezgah’ın iddialarına dayandılıyordu…
İkinci
şema, son operasyonda haklarında işlem yapılan sanıkların geçmişte yer
aldıkları iddia edilen sol gruplar üzerinden tasarlanmıştı. Bu şemada örgüt,
Ergenekon sanığı ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek üzerinden
Ergenekon ile ilişkilendiriliyor. Perinçek’in Devrimci Karargah ile ilişkisi
ise ‘Amirallere Suikast Davası’nda tutuksuz yargılanan dört teğmende çıktığı
savunulan flaş bellekteki dijital notlara dayandırılıyor. Kitabımızın ilk
bölümünden anımsatmak gerekiyor ki, bu flaş belleğin dört askerden herhangi
birinin, bilgisayarında kullanılmadığı TÜBİTAK raporuyla ortaya çıkmış,
teğmenler 1,5 yıllık tutukluluktan sonra tahliye edilmişlerdi. Fakat İstanbul
TEM, bunu görmezden geliyordu…
Şemaya
göre Devrimci Karargâh’a, 12 ayrı örgütten kopmuş sanıklar katılmıştı. Polise
göre Ergenekon ile TİKKO, DHKP/C ile JİTEM bu örgüt için ele ele vermişti.
Şemada adı geçen 12 örgüt şöyleydi: 16 Haziran, Bedrettini Hareket, Ergenekon,
JİTEM, TKP/ML TİKKO, TKP/ML Hareketi, DHKP/C, MKLP, TDP, Kurtuluş, Komünist
Devrim Hareketi ve SDP…
Savcının
son iddianamesinde, 14’ü tutuklu, ikisi firari, 22 sanık bulunuyor. Hanefi Avcı
ve eşi Şenal Avcı dışındaki tüm sanıklar için ‘örgüt üyeliği’ suçlaması
yöneltiliyor. Buna rağmen en yüksek ceza, 51 yıla kadar hapisle Hanefi Avcı
için isteniyor. Şenal Avcı’ya, örgütle ilişkili bir suç yüklenmiyor.
Firari
sanıklar Mahir Sayın ve Yaman Yıldız hakkında ise yakalama emri verildi. İlk
duruşma tarihi, 13-14 Nisan 2011’e bırakıldı.
Evet…
kitapta yer alan hususlar kısaca böyle…
Nasıl?
“Devrimci
Karargah Davasının Emniyet’in düzmece kanıtlarla oluşturduğu sanal bir dava
olduğuna” kanaat getirdiniz mi?
 
Yoksa…
Kitapta
“Rüyasında dahi bir araya gelmeyeceğini varsaydığınız
kesimlerin/kimselerin ortaya çıkan kirli çamaşırlarını alelacele yıkama” telaşını
mı görüyorsunuz?

 

Elbette
ki karar da sizin… Takdirde….
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: