İPİN UCUNDAKİLER – NESİM MALKİ, CAVİT ÇAĞLAR, EROL EVCİL

DİN FELSEFESİ ÜZERİNE
6 Ekim 2017
TÜRK ORDUSU KUŞATMAYI NASIL YARACAK
6 Ekim 2017

İPİN UCUNDAKİLER – NESİM MALKİ, CAVİT ÇAĞLAR, EROL EVCİL

Nesim Malki cinayeti, hiç kuşkusuz, yakın tari­hin en önemli “ekonomik” cinayetlerinden birisi olarak karşımızda duruyor. Sıradan bir borç-alacak çatışmasının çok ötesinde, Türkiye’nin içinde sav­rulduğu
“konsept”‘lerde önemli yansımaları olan bir
eylemdi Malki’nin öldürülmesi….


GİRİŞ
24 OCAK VE 12 EYLÜLDEN BUGÜNE TÜRKİYE 
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askerî darbenin kamuoyuna açıklanan gerekçesi, “Giderek ülkeyi bölünmenin eşiğine getiren anarşi ortamına dur
de­mek ve huzuru sağlamak”tı. Askerî yönetim, başta Orta Doğu coğrafyasında olmak üzere dünyadaki yeni düzenin ayak seslerini algılayabildiği
ölçüde, uyum projelerini hayata geçirmeye başladı.
 
Orta Doğu coğrafyası, aslında yer altı ekonomi­si diye tarif edilen, güç savaşına hiçbir zaman ya­bancı olmadı. Kavram ve kapsam olarak farklılıklar taşısa da, “kayıt dışı ekonomi” de yer altı dünyası­nın beslendiği önemli kaynaklardan birisidir. Belki de aralarındaki en önemli fark, yer altı ekonomisi­nin ağırlıklı olarak “zaten yasak olan” mal ve ürün­lerin alım satımını yapması, kayıt dışı ekonominin ise “yasak olmayan mal ve ürünlerin yasa dışı yol­larla” alımı satımı üzerine kurulmasıdır. 
Sonuçta, Türkiye, bulunduğu coğrafî konumun da katkısıyla,
yer altı ekonomisi için son derece ca­
zip bir merkez/köprü durumundadır.
 
Yer altı
ekonomilerinin kazancı da, riski de yük­
sektir. Bu riski azaltmanın en kolay
yolu da, bulun­
duğu
ülkede kendisini meşru zeminde koruyacak, aklayacak
ortaklar bulmaktır. Bu ortaklar, öncelikle ülkeyi yöneten siyasetçiler ve
bürokratlardır. Büyük
sermâye
çevreleri ise, yer altı dünyasıyla önemli öl­
çüde içli-dışlı olmak durumundadır. Çünkü sermâye­nin doğası, yer altı dünyasının tatlı kârlarına
yönel­
meye her zaman elverişlidir.
 
Orta Doğu’da özellikle Türkiye ve İran gibi dev­let geleneği uzun bir
geçmişe sahip olan ülkelerde, bürokrasi, etkinlik ve kalıcılık anlamında çoğu
za­man siyâsetin önünde yer alır. Askerî, idarî, mâlî alanlarda varolan
bürokratik yapı, geleneksel devlet şemasında siyâseti yönlendiren/dönüştüren
bir gü­ce sahiptir.
 
Türkiye, bu bürokratik egemenliğin en belirgin olduğu ülkeler arasına
ayrı bir öneme sahiptir. Cumhuriyeti kuran irâdenin “asker bürokrat”
yo­ğunluklu olması, öncelikle askerleri, bunun yanında da diğer bürokratik
kurumlan etkin kılmıştır.
 
Dünyanın herhangi bir yerinde mafyanın ve yer altı ekonomisinin, sistemin
dışında varlığım sürdür­mesi mümkün değildir. Mutlaka sistem içinde uzan­tıları,
ortakları ve koruyucuları vardır. Bu ilişkinin tanımı, nereden bakıldığına göre
değişebilir de. Sis­tem, kendi varlığını korumak için bu tür ilişkilerin
meşruluğunu savunabilir. Buna dair pek çok örnek Susurluk sonrasında yargılanan
ve yargılanamayan, “sistemi kendisi” kabul eden siyasetçi ve bürokrat
Özerinde yaşanmıştır. “Ne yapılmışsa sistem için yapılmıştır, kimseye
verilemeyecek hesap yoktur.” Zaten hesap soran da olmamıştır.
Legalleşen Mafya
Türkiye’nin özellikle son 20 yılda sokulduğu dış borç batağı dikkatle
incelendiğinde, aslında dünyanın pek çok yerinde uygulanan “programların
tekrar â$j$f. görülecektir. Nitekim, bu inanılmaz borç tuzağı 2000’li yılların
sonunda ve 2001 başlarında ülke ekonomisini tam anlamıyla çökertmiştir.
 
Bu programların -ki genelde IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası
kuruluşlar eliyle uygulanmaktadır. – uygulandıkları ülkelerde ortaya çıkan
sonuçlar ayrı çalışmaların konusu olacak kadar kap-. Ancak burada çalışmamızı
yakından ilgi-bir gelişme dikkat çekmektedir. Yeraltı i, giderek kendisini
meşru alanlarda ifâde başlamıştır.
 
dünyasının varlığı, hiç kuşkusuz her zaman uluslararası düzeyde
tanımlanmak zorundadır. aynı zamanda dünyadaki “sistem”e direnenleri
terbiye etme aracı olarak da önemlidir. Çetelerin ve onların siyâsî,
bürokratik, iktisadî işbirlik-yönettiği ekonomi,  giderek,
uluslararası , “onların istediği ölçülerde” entegre olur ve
güç “dize getirilir.”
1980’yi yıllardan itibaren Türkiye’ye bu gözle bakmak çok önemli analiz
imkanları sağlaya­caktır. Dünyadaki sistemin dayattığı “herşeyinizi pi­yasaya
emanet edin, o gereğini yapar” anlayışı, “devletin
küçültülmesi”, “siyâsî ve ekonomik libera­lizm” adı altında
sunulmuştur.
 
Başka bir deyişle bu, kamu gücünün etkinliğinin azaltılması ve küresel
sermâyenin yükselişiyle birlik­te “mafyanın meşrulaşması” demektir.
Zaman için­de de mafya, devletleşecektir.
 
İşte sık sık bir devrim olarak nitelenen 24 Ocak 1980 ekonomik kararları
ve ardından gelen 12 Ey­lül askerî darbesi, ilk bakışta çelişkili gibi görünse
de bu sürecin önünü açan iki temel operasyondur. Tür­kiye’nin uluslararası
sisteme tam uyumunun “teslimiyet’inin sağlanması için atılan bu iki adımın
getir­diği sosyal ve ekonomik felâketler ise artık saklanamayacak kadar gözler
önündedir.
 
24 Ocak kararlarının üç önemli ismi vardır. Başbakan Süleyman Demirel,
dönemin en kritik ekonomi bürokratı sayılan Turgut Özal ve yıl sonun­da
gerçekleşen darbenin başı olan Genelkurmay Başkanı Kenan Evren.
 
Demirel’in, son
derece dev­letçi bir yaklaşımla 24 Ocak kararlarına direndiği konusunda
anlatılanlar doğru bile olsa, sonuçta dö­nemin imza sahibi başbakanı olarak
yerini almıştır. Kaldı ki, tanımlamaya başladığımız sürecin Evren ve Özal’dan
sonraki cumhurbaşkanı da kendisi olmuş­tur.
 
Burada, sürece direnen aktörlerden de söz et­mek mümkün. Ancak genel
seyir, Türkiye’nin önemli ölçüde 24 Ocak- 1 2 Eylül penceresinden açı­lan
rüzgârlara teslim olmak üzere olduğunu gösteri­yor, 2001 yılında inanılmaz
boyutlara ulaşan eko­nomik kriz, çok kritik bir aşamayı temsil ediyor. Zi­ra bu
kez Türkiye’nin önüne konulan, bor madenle­ri, THY ve Telekom gibi son derece kritik
alanlarda radikal kararlar almasıdır ki, bunlar aşağı yukarı sü­recin önemli
ölçüde tamamlanmasını sağlayacaktır.
 
Nitekim, ülkede 1,5 milyon insanın geçim kay­nağı olan şeker pancar
üretimi konusunda alınan yeni kararla (şeker yasası), üreticilerin tümüyle
“uluslararası şeker piyasası”nın insafına terk edil­mesi, gazete
manşetlerine “Şeker devrimi olarak yansımaktadır, işin en tuhaf yanı ise
bu kararın al-tında, 1999 seçimlerinde bu kesimden en çok oy alan ve her zaman
” ulusal siyâset” izlemekle öne çıkan bir partinin, iktidar ortağı
olarak imzasının bulunmasıdır.
 
Yalçın Küçük‘ün de işaret ettiği gibi, 24 Ocak anlamı çok açıktı. Türkiye
ekonomisi, sonra ulusal ve yönetilebilir bir ekonomi olmayacaktı. Yabancı
paralar karşısında Türk lirasının sanayi ürünleri karşısında tarım ürünleri
fiyatlarının, kârlar karşısında işçi ücretlerinin serbest bırakılmasıydı.
Türkiye’yi üç ana sektörde, “turizm, inşaat ve tekstil’de kuşatan
sistemin, fuhuş sektörüyle birleşerek ortaya çıkardığı tabloyu Prof. Küçük
yorumluyor:
 
“Sentetik ‘tit’ (turizm, inşaat ve tekstil -N.G.-) sektörünün tekelli
bürokratik düzendeki parazitizm H$$ çürüme ile özdeş olduğunu söyleyebiliyoruz.
‘Tit’
 oldukça, çürüme ve kokuşma var demektir. Bunu ‘tit’ sektörünün en gelişkin örneği
olarak ileri sürdü­ğümüz Cavit Çağlar‘ın, arada bir vergi rekortmeni ilan
edildiği Bursa’yı incelediğimizde daha iyi görü­yoruz. Bursa, söz uygunsa,
Çağlar’ın ikta’sı ve tı­mar’ı durumundadır; yalnız yakın zamanın en önemli
ekonomik cinayetlerinden biri sayılan ‘tefe­ci’ Malki burada öldürülmüştür.
Bursa’nın hem em­niyet müdürü, hem de valisi, en inanılmaz skandal
aktörlerinden ikisi olarak gösterilmiştir. Her ikisi de bu iddialar zinciri
içinde görevden uzaklaştırdılar. Çağlar’a yurt olarak verilen Bursa, Amerikan
siyâ­set coğrafyasına göre Teksas oluyordu.
 
” (Y. Küçük, Tekelistan, YGS
Yayınları, İstanbul 2000, s. 248-249)
 
İşte Nesim Mâlki cinayeti, bu anlamda son dere­ce önemli ve girift bir
ilişkiler ağına işaret etmesi ba­kımından ayrı bir yere sahip. Zira Malki cinayetinin
etrafındaki ilişkiler, Susurluk’la ortaya çıkan yapıyla sürekli olarak
kesişiyor; hatta yapının belki de yete­rince ele alınmayan/ortaya çıkarılamayan
unsurları­na işaret ediyor. Cinayetle ilgili şu ana kadar ortaya çıkanlar belli
isimlere ve merkezlere işaret etse de henüz tetikçiler düzeyini aşamadı. Oysa
bu cinayet, maktulün bizzat kendisi başta olmak üzere, çok güç­lü ve deyim
yerindeyse tepede bulunan bir organi­zasyonu, âdeta yüksek sesle işaret
etmektedir.
KİM BU MALKİ?
 
Malki Ya da Tefeci Niso?
 
Nesim Malki, kimdi? Tunca Tekstil’in sahibi bir işadamı. Ya da aslında
herkesin açıklıkla ifâde ettiği gibi para ticâreti yapan, yani piyasaya faizle
para veren bir tefeciydi. Bursa’da yoğunlaşan, ama İstanbul’a ve dolayısıyla
uluslararası boyut-bir tefecilik ağıydı Malki’nin ortasında yapı. 
Nesim Malki’nin para kaynakları konusunda çeşitli bugüne kadar
cevapsızlığını korudu.
Bankacı Malki
Malki’nin sahip olduğu ve yönettiği mâlî organi­zasyonlar, elbette
çantasında ya da kasasında bu­lundurduklarından ibaret değildi. Gerek bir
azınlık mensubu olması, gerekse de hakkındaki olumsuz is­tihbarat istediği gibi
banka sahibi olmasını engelli­yordu.
Türkiye’de banka alamayacağını gören Malki, 1993 yılında KKTC’de Tunca
Bank’ı kurdu. Banka­nın kurulduğu Kıbrıs’ın özellikle yeraltı dünyasının itibar
ettiği bir bölge olması bir yana, bankanın ilk genel müdürü, adı daha sonra
sıkça duyulacak bir isim oldu; Emlak Bankası eski genel müdürü Şükrü
Karahasanoğlu.
Cavit Çağlar ve Alaattin Çakıcı’ya yakınlığı ile tanınan Mustafa Kefeli,
bu bankanın kurulması sıra­sında alacağı para nedeniyle Malki’yi topuğundan
vurdurtmuştu. Aslında Malki, Havyam Garipoğlu ta­rafından alınan Sümerbank’in
da gizli ortağı idi. İş­te tam o dönemde Tunca Bank’tan, Tütünbank’ın İs­tanbul
Şubesi’ne bir para transferi yapıldı. Bu para, bir süre sonra İzmir’den
çekildi. 685 milyar lirayı çe­kenin, o zaman ismi pek duyulmayan, asker kaçağı
Erol Evcil olduğu sonradan ortaya çıktı.
 
Malki, Engin Civan’ın vurulmasının ardından patlayan Emlakbank
skandalında adı sık sık geçen Bank Indosez’i satın almak istemiş, ancak
Hazine’nin izin vermemesi üzerine bu isteğini gerçekleştirememişti.
Malki’nin Ortaklık Zinciri ve Garipoğlu Malki’nin kontrol ettiği para
zincirinin izine pek çok yerde rastlamak mümkündü. Ama banka satın alma arzusu
onu her zaman ele verdi. Ö
rneğin özelleştirme kapsamındaki Sümer-bânk”ı Önce satın alan,
ancak ardından ihalenin ip­tal edildiği Hayyam Garipoğlu, Nesim Malki’den bu iş
için 26 (bir diğer iddiaya göre 25) milyon Dolar almıştı. Bu paranın 13 milyon
Doları Erol Evcil’e aitti. Başka bir deyişle Evcil’in içinde bulunduğu zin­cire.
Bankanın satış işlemleri bitince Evcil, Malki’den parasını geri istedi.
Malki parayı ödedi. Nesim Malki’nin ölümünden sonra, ortağı Erol Erkohen,
Garipoğlu’ndan 26 milyon Doları geri istedi. Garipoğlu, ödemeyi yaptı.
 
Ancak Evcil ve hâmisi Alaattin Çakıcı, Garipoğlu’nun peşini bırakmaya
niyetli değildi. İkisi de ayrı ayrı Şaripoğlu’nu aradılar: ” Verdiğimiz
paranın değeri ile bankanın şimdiki hisse değeri arasında fark var Şen
kazandın, bize de kazandır. Bugünün değeriyle bize 15 milyon Dolar
borçlusun” Yani 2 
MİL. Dolar fark isteniyordu. Hayyam Garipoğlu, Çakıcı’ya yalnızca l milyon
Dolar ödedi.
 
Bu durum, daha sonra ihalelere fesat karıştırma suçlamasıyla yargılanan
Hayyam Garipoğlu’nun ifâ­delerine şöyle yansıyordu: “Nesim Malki’den ortak­lık
için para aldım. Malki’nin ölümü üzerine de pa­rayı ailesine teslim ettim. Evcil,
benden bu amaçla para istedi, ama alamadı.”
 
Garipoğlu, kendisine Nesim Malki ile ekonomik ilişkisinin sorulması
üzerine, “Nesim Malki’yi tanı­rım. Sümerbank ihalesini kazanmıştım. Sonra
Mal­ki bana ortak olmak istedi. 25 milyon Dolar verdi ve bankanın yüzde 25’ine
ortak oldu. Bu ortaklık güvene dayalı bir ortaklıktı. İleride gerekli müsaade­yi
alınca, benim resmî ortağım olacaktı.” diyordu. 
Bu ortaklıktan sadece l ay sonra Nesim Malki öldürüldü. Garipoğlu,
Malki’den aldığı parayı Malki’­nin eşine, kızına ve parayı aldığı Erol
Erkohen’e ia­de ettiğini ifâde ediyordu.
“Erol Evcil, Nesim Malki öldük­ten
3 yıl sonra Malki ile ortaklığına dayanarak ben­den para istedi. Evcil,
Malki’ye para ödediğini ve za­rarda olduğunu söylüyordu. Ben ona muhatabım ol­madığını
söyledim, hatta araya Alaattin Çakıcı da girdi. Ancak para ödemedim. Bu olay
ticarî bir olaydır. Ben sadece banka için para aldım. Tekrar •ettim. Parayı
ihale sonrası 17 Ekim 1995’te al-. Bunun dışında bir durum söz konusu
değildir.” Garipoğlu’nun ifâdelerinde dikkat çekici olan iki daha vardı.
Kendisine Malki’den gelen para Demirbank üzerinden transfer edilmişti. Çok
sonra-tan el konulacak olan bu bankanın sahibi olan Cıngıloğlu ile Malki
arasındaki ilişkilere yönelik ilginç potlan taşıyordu bu durum. Nitekim Malki,
Evcil’in de aynı bankadan kredi almasını sağlamıştı. İkinci önemli nokta,
paranın ikinci 12.5 milyon Dolarlık bölümünün Bursa İş Bankası Şubesi’nden
gönderilmesiydi. Bu şube, İş Bankası Genel Müdürü Korukçu döneminde Erol
Evcil’e verdiği ilerle gündeme gelmişti.
 
Garipoğlu bu konularda mahkemeye şu ifâdeyi veriyordu:
“Malki bana Demirbank Şubesi’nden 12.5 milyon dolar gönderdi. Daha sonra
Bursa iş Bankası Şubesi’nden de sahibi bulunduğum İpeks firmasına da para
gönderildi. Kim gönderdi bilmem. Çünkü , Malki’den geldiğini biliyorum. Ben
Malki’den ı, Malki’den geldi. Ancak, onun adına başkası da göndermiş olabilir.
Ben bu paralan daha son-\estirme İdaresi’ne gönderdim.” dedi.
Uluslararası
Banka Sahipleri Yahudi!”
 Garipoğlu’nun, DGM Cumhuriyet Savcısı Aykut Cengiz Engin’in, “Malki
ile niçin ortak oldunuz?’ sorusuna

verdiği  cevap  hayli
ilginçti: 
“Nesim Malki
ortaklık önerdi. Çünkü uluslararası bankaların sahiplerinin Yahudi olduğunu
söyledi. Sonra, beni de ortak alırsan uluslararası bankalarda söz sahibi
olabilirsin, dedi. Bunun üzerine kabul et­tim.”
Tuncabank
Satılıyor
Nesim Malki’nin
bankacılık işleri genelde hiçbir
zaman iyi gitmedi. Sahip olduğu KKTC merkezli Tuncabank’ı, ölümünden sonra Yurtbank’ın sahibi Ali Balkaner aldı.
Balkaner,
Tuncabank’ı 5 milyon Dolar’a aldıkla­
rını açıklıyor ve bir süre için Erol
Erkohen’in kurucu
hissesinin korunacağını bildiriyordu. İşin elbette dik­kat çekici olan
yanı, Ali Balkaner’in de, Cavit Çağ­
lar, Kamuran Çörtük gibi isimlerin de
yeraldığı meş­
hur “aile”den olmasıydı. Nitekim o da ailenin diğer üyeleri gibi
bankasına el konulanlar kervanına katıl­
dı ve Yurtbank’a el konuldu.
Daha çok gayrimenkul piyasasında ve
inşaat sektöründe tanınan Yonca İnşaat’ın
sahibi Ali Bal­
kaner, Malki’nin bankasını 5 milyon Dolar’a satın almıştı. Bunun, 1.5 milyon Doları’nın peşin,
gerisi­
nin de 14 ayda taksitler halinde ödeneceğini ifâde ediyordu.
Tuncabank’ın
çoğunluk hisseleri Balkan er Aile­
si’ne geçerken, bankanın halen binde bir ve daha küçük paylar halinde KKTC kökenli bazı ortakları
bulunuyordu.
Ayrıca
öldürülen Nesim Malki’nin ortağı
ve kuzeni Erol Erkohen de bir adet
kurucu hisseyle
Tuncabank’ın ortaklan arasındaydı.
 
Balkaner, Tuncabank ile ilgili olarak şu
değerlendirmeyi
yapıyordu: “KKTC’de banka kurma giri­şimimiz yeni
değil. Biz grup olarak, Kıbrıs’ın Avru­
pa Birliği’ne daha önce
gireceğine inanıyoruz. AB’ ye
daha önce girme avantajını yakalamak istiyor- duk. Yani,
KKTC’de banka fikri, bizde uzun süre
önce oluşan bir
düşüncedir.”
 
Kıbrıs, “Kara Para Cenneti”
Ali Balkaner ne derse desin, Kıbns’ta
Malki’nin
ya da kendisinin niçin banka kurmak istediğini herkes çok iyi biliyordu.
Kıbrıs, off-shore, yani kıyı bankacılığı
olarak da adlandırılan sistemle, kara para için tam anlamıyla
bir cennet sayılıyordu.İsrail hattı gerçek
bir kara para hattı taşıyordu. Bu yüzden de Malki’den Balkan er’e pek çok isim
için bu bölge, iyi bir “aklama merkezi”ydi.
Ancak bunlardan daha dikkat çekici olan
bankanın
ve kiminle pazarlık yapılarak alındığıydı.Çok değil, bu satın
almadan 3 yıl sonra Yurtbank’ın içini
boşaltmaktan yargı önüne çıkarılacak olan Ali Balkaner’in bu konuda tek
muhatabı vardı: Avukat Aydoğan
Semizer. Malki Ailesi adına satışı, Avukat Semizer gerçekleştirmişti.
“Halen Malki Ailesinin avukatlığını yürüten Semizer,
benim de eski avukatım ve dostumdur. Satış
işlemlerini Aydoğan Bey yürüttü ve varılan anlaşma üzerine geçen hafta bir
protokol
imzaladık. Bankanın devir işlemleri,
verasetle ilgili
küçük pürüzler
nedeniyle tam olarak bitmemiş ola­
bilir.
Fakat yasal olarak şu anda bankanın tamamı­
nı satın aldık.”
“Malki’nin
Yüzünü Bile Görmedim”
Ali Balkaner,
Malki cinayeti ile ilgili ortaya çıkan
gelişmeler üzerine Tuncabank’ı satın
almaktan vaz­
geçmeyi düşünüp düşünmediğini soranlara “Peşina­tı ödemiş
olduk. Parayı ödemeden olsaydı, Tunca­
bank’ı satın almaktan
vazgeçerdim demek de istemi­
yorum. Ben banka satın alıyorum. Benim
mafya ile
veya bağlantıları ile de ilgim yok, olmadı da. Bir ku­ruşluk
alışverişim olmadı. Beni ne tehdit eden, ne de
vuran var.
Sonuçta mal satın alıyorum. O mal da çü­
rük çarık olsaydı almazdım.
Dahası Tuncabank’ı sa­
tanlar, bunlar basından izlediğim kadarıyla, mağdur durumdalar.
Mafya ile ilgisi yok. Paralan gitmiş. Ala­
caklarını silmişler, üste de
para vermişler. Nesim
Malki’nin de yüzünü görmüşlüğüm bile yok. Yemek bile yemedik,
kola da içmedik.”
cevabım veriyordu.131
Her Yerde Onun
Adı Var:
Avukat Aydoğan Semizer
Avukat Aydoğan
Semizer adı ilk kez Çakıcı-Ev
cil telefon konuşmasının yer aldığı kasetle duyuldu.
Ancak bankacılık sektörü, bu adı çok yakından tanıyordu. Malki’ye ait
Tuncabank’ın Ali Balkaner’e sa­
tışını gerçekleştirdi. Egebank’ın satışını da Murat Demirel’e o yaptı. Egebank yönetiminde olmasına rağmen,
son Türkbank satışında Korkmaz Yiğit’e danışmanlık
yaptı.
Malki
cinayetiyle ilgili ortaya çıkan gelişmeler,
Alaattin Çakıcı kasetleri, Erol
Evcil’den sonra, göz­
leri avukat Aydoğan Semizer’e çevirmişti.
Semizer’in adı,
Alaattin Çakıcı’nın, Türk Ticaret
Bankası’nm satışıyla ilgili olan
kasetlerden birinde
şöyle  geçiyordu:
…-Çakıcı: Ben
Aydoğan’ı sıkıştırdım. Egebank
işinde de o vardı. Bu işte de benim
dediğim insanla
ortak hareket etmezse, ben onu üzerim dedim.”
       Sernizer, bu durumu şöyle anlatıyordu: “Çakıcı
bana Türkbank konusunda danışmanlık teklif etti. Türk Ticaret
Bankası benim için namus meselesidir,
istediğime verecekler.”
         Semizer,
çoğunluk hissesi daha önce
Bayraktar’a ait olan Egebank’ın Cumhur-  başkanı’nın yeğeni
Murat Demirel’e satılması işleminde de
ön plandaydı. Semizer, banka
Demirel Ailesi’ne geçtikten sonra Egebank yönetimine de girmişti.
         Semizer, Egebank Yönetim Kurulu Üyesi
olma­
sına
rağmen, Korkmaz Yiğit Grubu’na da Türk Ticaret Bankası’nın
ihalesine
girişi sırasında ve sonrasında “
hukuk danışmanlığı” yaptı.
   Aydoğan Semizer’in adı kamuoyunda en fazla Türkiye Emlak
Bankası’na “özel anlaşmayla” hukuk
danışmanlığı yaptığı günlerde
duyuldu. Semizer, 1991’de hükümet
değişikliğinden sonra Engin Ci­
van ve
ekibi aleyhinde açılan bir dizi davaya, banka
adına imza attı.
Semizer, Malki
ve Evcil eksenindeki kritik rolü­
nü şöyle anlatıyordu :
“- Erol
Evcil’i tanıyor musunuz? Nasıl ve ne za­
man tanıştınız?
– Erol Evcil’i
Nesim Malki’nin öldürülmesinden
2-3 ay kadar sonra tanıdım. Benimle
tanıştıran Erol
Erkohen’dir. Erol Evcil’in İş Bankası, Demirbank ve İnterbank’la
anlaşmazlıkları vardı. Evcile o banka­larla anlaşmazlıklarını çözmek için ona
hukukî da­
nışmanlık yaptım. Nesim’in öldürülmesinden önce kesinlikle
tanımıyordum. Ticaret Bankası olayların­
dan sonra da uzaklaştım.
– Evcil’e daha
sonra görüşmeniz oldu mu?
– Olmadı diye
bir şey yok. Her zaman görüşme­
miz olmuştur. Aramıştır, birşeyler
sormuştur. Ama
hiçbir zaman resmî avukatı olmadım, davasını takip etmedim. İş Bankası, Demirbank ve
İnterbank’la olan anlaşmalarını yaptım.
Bunların hepsi de, ban­
kaların
verdiği kredilerin tasfiyesine yönelik hukukî
anlaşmalardır. Ya mal alınmış, mal verilmiş ya da parası ödenmiştir. Hepsi protokole bağlanmıştır.
– Evcil’in
bankalarla olan sıkıntısı neydi?
– İş Bankası ve
Ticaret Bankası ‘ndan büyük mik­
tarda kredi almıştı. Demirbank ve
İnterbank’tan da
aldığı krediler vardı. Nakit sıkıntısına düşüp,
ödeyemeyince bunların

çoğunu mal vermek suretiyle kapatmak zorunda kaldı. Mal vererek, ya da borçlana- rak tasfiye etti. Resmen vekâletini almadım.
Kaldı
ki vekâlet edebilirdim de.
Ancak adamın falancayı
öldürttüğünü,
öldürebileceğini, zan altında olduğunu hiçbir
şekilde bilmiyordum. Ben avukatım, iş geldiğinde,o işi almaktan daha doğal ne olabilir?
Bun-
lar da benim ihtisasım dahilinde
olan işlerdir. Banka anlaşmazlıklarıdır
.
Şunu söyleyeyim, gidip sorabilirsiniz Evcil adına gidip görüşme yaptığım,
anlaştığım
bankaların sahipleri,
yöneticileri beni özellikle istemişlerdir.
– Nesim
Malki’yi tanıyor muydunuz?
Nesim Malki ile
tanışıklığım, onun alacaklı olduğu kişilerin
avukatı olmamla başladı. Nesim Malki’nin o zaman 
Örtel
şirketinde iplik alacağı vardı.Şimdiki adı
Genel Tekstil.
Ben Genel Tekstil’in avukatıydım.
O Örtel’in borç tasfiyesini ben yaptım.Nesim Malki’yi, karşı tarafın avukatı olarak
tanıdım,
sonra ise ailesinin avukatı
oldum. Maki’nin ortağı Hayim Erkohen Bey’i iyi tanırdım. Birşey olursa 
gelir
sorarlardı bana. Mesela bir otel almak istedi,
bir ara onu
geldi sordu. Ticarî bilgime güvenirdi.
Bir banka almak istedi, sordu.
Ancak hiçbir zaman
resmen bir avukatı olmadım. Musevî cemaatinde iyi  bir itibarım vardır. Ailesi Nesim Malki’nin
ölümünden
 sonra Musevî
cemaatinin tavsiyesiy
le bana geldiler. Ben miras işlerini organize etmek
için vekalet 
aldım. Eşi ve
çocukları deneyimsizdiler,
avukatlıklarını sürdürmekteyim.
–  Hayyam Garipoğlu’yla tanışıyor musunuz?
Nesim Bey’in ölümünden sonra tanıştık.
Ne­
sim Beyin Sümerbank’ın paylarını aldığı ortaya çık­tı. Bu payların
Hayyam Bey’e geri satışında organi­
zasyonu ve sözleşmelerini ben yaptım. Hayyam Bey, Nesim Beyden aldığı paraya karşılık, bankanın
hisselerini vermiş. Nesim Bey’in
ölümünden sonra
aile, payları
devretmek istedi. Rehin sözleşmesiyle
bankaya
tevdî ettik. Sonra Hayyam Bey çeklerini al­
dı. Çeklerin bedeli kredi
olarak ödendi. O sırada Nesim Bey’in, o
parayı bankalardan kredi olarak al­
dığı ortaya çıktı. Bankalar
‘kredileri ödeyin’ diye üzerimize geldi. O
sırada şirkette, ailede para yok.
Çeklere karşılık Sümerbank’tan kredi
alındı ve o kredilerle alacaklı bankalara
borçları ödendi. Nesim
Bey Demirbank
ve yanlış hatırlamıyorsam Ticaret
Bankası’ndan
kredi alarak Hayyam Bey’e borç ver­
miş.
Nesim öldüğünde karşımıza pek çok borç çık­
tı.’
Malki’den
Demirel ailesine, Evcil’den Çakıcı’ya,
Emlakbank’tan Türkbank’a kadar her
yerde adı ge­
çen bu ilginç isim, en son Başbakan Yardımcısı Hü­samettin
Özkan’ın kayınvalidesi üzerinden yaptığı
para transferlerini, “gayr-ı
menkul satışı yapılmıştı”
diyerek savundu.
Hakkındaki bunca iddianın ardından,
kısa bir süre sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. Halen Egebank dahil pek çok davadan yargılanıyor. “Mal­ki
cinayetiyle ilgili bildiklerini anlatsa olayın tamamı
aydınlatılır.” değerlendirmesi yapılıyor; ama o zaman zaman müvekkillerine
önerdiği “susma hakkı’nı en çok kendisi için kullanıyor.
Demirbank-Evcil-Malki
 
2001 yılında el
konulan Demirbank’ın sahipleri
Halit Cıngıllıoğlu ile Malki arasında da oldukça ya­kın bir ilişki
vardı. Nitekim Malki, Evcil’in bu banka­
dan kredi almasına kefil olmuştu.
Türkiye İş
Bankası’nın Erol Evcil’e ait Eze Zey
tincilik’le ilgili kredi işlemlerini
incelemek üzere özel
olarak Bursa’da görevlendirdiği Krediler Müdür Yar­dımcısı Dündar
Parlar, hazırladığı raporda ilginç sonuçlara
ulaşıyordu:
Erol  Evcil’in,
Demirbank’tan perakende fiyat üzerinden
iplik aldığı ve bu iplikleri sübvanse ederek
istanbul’da faaliyet
gösteren EET Tekstil
 (Basısen
Genel Başkanı Metin  Tiryakioğlu’nun
oğlu Burak Tiryakioğlu, Bursa Şube Müdürü’nün
kardeşi Halit Ertaş ile Erol Evcil’in ortağı
olduğu,
Mart 1997’de kurulan şirket)
üzerinden ya da aracılığıyla
komisyon
ödeyerek piyasaya sürdüğü istihbaratı alındı.
. Bu işlemlerin teminatı olarak, geri döndüğü söylenen,  ancak bize gösterilmeyen zeytin inin Demirbank’a yönlendirildiği kanısına
ulaşıldı..
Mart ayı içinde
Demirbank’tan gelen bir yazının
içeriğinden Ankara bayii olan
Soylu-Eze’nin zeytin
çeklerini devrettiği anlaşıldı.”
“Erol Evcil ile  Kasım 1995’te
öldürülen Nesim Malki ve Demirbank sahibi arasında anlaşılamayan bir ilişki mevcuttur. Evcil, kolaylıkla fon yarattığı Malki’nin ölümü sonrasında malî darboğaza girdi. Son cümle Evcil tarafından da te’yîd
edilmektedir.
Cavit Çağlar ile
yaşanan sorunlara ve firmanın ihra­
câtının
Şubat
1996’da durdurulmasının da eklenme­siyle mâlî
sıkışıklığı arttı.
Evcil’in hem
kendisi hem de bankamız üst yöne­
timi tarafından çok iyi bilinen çevreler
tarafından id­dia edildiği üzere,
Bursa’da tekrar iplik ticareti yapa­rak kâr elde
etmesi tarafımızca olanaksız bulunmak­
tadır. Bursa’da iplik
alabileceği Çağlar Grubu zaten yaklaşık 18 milyon Dolar alacaklıdır.
Soyadını
Eşrefoğlu olarak değiştiren Evcil’e artık
itibar edilmemesi gerekir.”
Ortaya konulan
bilgiler ve değerlendirmeler çok
netti ve sonra ortaya çıkan gelişmeler de bunları doğrulayacaktı. Muhtemelen, İş Bankası raportörle­rini ve müfettişlerini en son dinleyen bizzat
banka­
nın yönetim kurulu olacaktı.
 
KARMAŞIK BİR ÜÇGEN:
MALKİ-ÇAĞLAR-EVCİL
Çağlar, tekstil dünyasının
devlerinden birisi olarak
yükseliyordu. 1992’den itibaren kabinede bakan olarak da
görev yapan Çağlar’ın işleri hızla büyüyordu.
Türkiye’nin o günlerdeki en gözde sektörlerinde de yatırımları vardı. İnşaat ve
turizm
 bunlar arasındaydı.
 
Bu yükselişi herkes dikkatle
izliyordu, ama bunlardan bir tanesi için Çağlar gerçek anlamda bir ideal ve hed
ef haline
gelmişti. Sigorta ve zeytin işleriyle
uğraşan bu dikkatli genç Erol Evcil’di. Evcil çalışkan olduğu kadar
hırslıydı. Gözünün önündeki
bu yükselişi dikkatle ve yakından izliyordu.Cavit Çağlar’la
tanışmak ve onunla yakınlaşmak için fırsat
kollamaya başladı. Sigorta ve zeytin
işlerini yar
ken, Bursa’nın ve o dönem Türkiye’sinin gözbebeği olan tekstille
yakından ilgileniyordu. Kararını v
ermişti. Türkiye’nin dünya çapında söz
sahibi olmaya başladığı
tekstile adım atacaktı.
 
Evcil, Bursaspor Yönetim Kurulu’na
girdiğinde,
hayatına yön verecek bir isimle tanışıyordu: Emni­yet Müdür
Yardımcısı Yusuf İlhan. Samimiyetleri
her geçen gün artıyordu. İlhan, Evcil’i Bursa’daki sermaye çevrelerine ulaştıracak zeminler oluşturu­yordu.
Terörle mücâdeleden sorumlu emniyet mü­
dür yardımcısı olarak, Bursa’da
herkesin tanıyıp saydığı bir isimdi. 
O dönem Yusuf İlhan’la Evcil sık sık
biraraya
geldiklerinde, gündemlerinde hep
bu konular vardı.
Daha hızlı büyümek
ve Bursa sınırlarının dışına taş­mak. Yusuf İlhan, sonraki yıllarda yanında
çalışaca­
ğı ve sağ kolu olacağı
Evcil’in tekstil sektörüne na­
sıl
bir iştahla baktığını biliyordu.
 
Evcil de artık
küçük sayılmazdı. Elinde 8 milyon
Dolar civarında bir sermayesi vardı. Depolarında 300 ton
kadar zeytini bulunuyordu. Sigorta işleri için
kullandığı 30-40 civarında da araca sahipti. Bu­
nun dışında kendi ifadesiyle “Bursa ‘nın önemli yer­lerinde 4 adet dairesi, Yalova yolu üzerinde bir
ar­
sası vardı.”
Ama daha hızlı kazanmalıydı. Bunun da adresi
tekstildi.
 
Yakın dostu
emniyetçi Yusuf İlhan, ona tam da
bunları konuşurken bir teklifte
bulundu. “Erol, sen
mutlaka Mustafa Çağlar’la
tanışmalısın.”
Evcil’in bundan sonraki hayatına yön verecek, onu
iplik’le
tanıştıracak teklif karşısına çıkmıştı. Heyecanlıydı, “Ne zaman
istersen”
cevabını verdi hemen.
 
Yusuf İlhan, Evcil’i çok bekletmedi.
Mustafa
Çağlar’la ikisini emniyetteki odasında kısa bir süre araya getirdi.
Erol Evcil, hızlı gece hayatı
ve  para harcamasıyla tanınan küçük
Çağlar’la ilk kez karşılaşmıyordu. Ama
tanışmaları Bursa Em
niyeti’ndeki bir
makam odasında gerçekleşti.
Mustafa
Çağlar’la dostlukları kısa sürede ilerle­
di; Evcil gece hayatı konusunda ondan daha temkinliydi, ama doğrusu onun hızlı hayatına zaman
za­
man takılmaktan da geri
kalmıyordu.
 
Çok geçmeden gündemlerine ticaret ve para da
hâkim oldu. Evcil projesini açtı yeni dostuna. “Tekstil piyasası ile
öteden beri ilgileniyorum. Bir dokuma
tezgâhı alıp kumaş üretmek
istiyorum.
Mustafa Çağlar, bu düşünceye itiraz
etmedi önce “Olabilir, istiyorsan yardımcı da oluruz. Ama
kumaşın

kârı yüksek değil, marka oluşturmak da zor.Eğer işin
.ticari
tarafını düşünüyorsan iplik işine gir.”
 
İpliğin Büyüsü
İki
yeni dostun bundan sonraki sohbetleri bu konu üzerin
de şekillendi. Evcil her defasında bu kadar
yakınında
olup bittiği halde
işleyişini yeterince bilmediği
ticaretin
ayrıntılarını öğrenmeye çalışıyordu.
 
Sigortacılıktan zengin olmuştu, zeytine büyük
yatırımlar yapmayı hedefliyordu.
Ama Mustafa Çağlar’ın anlattıkları
onu yavaş yavaş “ipliğin büyülü
dünyasına”
  doğru sürüklüyordu.Kim
üretiyordu, kim alıp, kim satıyordu? Küçük Çağlar’ı müthiş bir dikkatle
dinliyordu.Uzaktan izleyip bildiğini zannettiği bu dev alanda öylesine büyük
rakamlar, o kadar kısa sürede elde
ediliyordu ki, Evcil kararını hemen
verdi.
Bu iş ona göreydi. Çağlar elinden tutacak ve
ip işine girecekti.
Mustafa
Çağlar’ın hızlı hayatı Evcil’i ürkütünce,
araya biraz mesafe koymaya çalıştı. Ama
başlayan
akışın devam etmesini de istiyordu. Teklif yine Yu­suf İlhan’dan
geldi: “Gel Cavit Çağlara gidelim”
Böylece
Çağlar’la tanıştılar. Evcil, Cavit Çağ­
lar’ın kendisi hakkında fazlaca bilgi
sahibi olmasına
şaşırmış, bunu arkadaşı Yusuf İlhan’dan edindiğini düşünmüştü. Oysa Çağlar, adını çok
duyduğu bu gençle ilgili zannettiğinden çok
daha fazla şey bili­
yordu.
Oğlunun
hayatından duyduğu sıkıntıyı aktardı
Cavit Çağlar. “Süleyman
Demirel’e bu kadar yakın,
bir de bakan olunca hayli zor durumda
kalıyordu.”
Oğlu
ne kendisini, ne de yanındaki korumalarını dinliyordu.
Evcil’den rica etti. “Onunla yakın olur­
san, belki biraz çeki düzene girer.” Evcil, yeni tanış­masına rağmen gözünde çok farklı bir yerde olan bu adamın ricasını geri çevirmedi. Artık o da bir
parça
aileden sayılırdı. Çağlar’ın
kendisine hissettirdiği gü­
ven,
hırsını bir kat daha kamçılamıştı.
Piyasanın
hâkimi bir tek isimdi: Nesim Malki.
Çağlar’ın
ve diğer pek çok üreticinin de ipliklerini o
alıyor ve satıyordu. Yüksek miktarlarda alım yaptığı için de piyasayı o kontrol ediyordu. Fiyatları
yüksel­
tiyor, indiriyor, vadeli
iplik verip müthiş faizlerle pa­
ra
kazanıyordu. Zaten lakabı da Tefeci Niso’ydu.
 Evcil, Çağlar ailesinin “Yahudi”
diye söz ettiği
adamdan hiç hoşlanmadığını hemen farketmişti. Ama piyasa onun
elindeydi. İstese bir süre iplik al
mayıp Cavit Çağlar’ı bile köşeye
sıkıştırabiliyordu.
Kontrol
ettiği nakit parayla ilgili etraftan akıllara durgunluk
verecek rakamlar duyuyordu. Evcil, ürkmüştü. Nasıl bir piyasaya adım attığını
yavaş yavaş
farkediyordu. Ama artık
geri dönüşü sözkonusu ola
mazdı.
        Mustafa Çağlar, Evcil için hemen bir
strateji be­
lirledi, “istersen Niso’dan iplik alabilirsin. Biz de sa­na destek
oluruz.”
Nasıl ve hangi şartlarda alabileceğîni anlattı.
Gözlerindeki tatminsiz ifadeyi algılamakta
gecikmedi. “Eğer istiyorsan
ben sana el altın iplik verebilirim. Bana bir miktar para verirsen,
hemen bu işi
başlatabiliriz.”
Evcil, piyasanın işleyişine pek uymayan bu
teklifin, karşısına konulan asıl teklif olduğunu
 çabucak anlamıştı. Devlerin piyasa doğrudan
alıcı ve satıcı olma fikri öylesine cazipti ki
kabul etti. İlk anlaşmaları aylık
50 tondu.Kar
konusunda ölçü, Niso’nun koyduğu gibiydi.Bir tek farkla, bu kez Mustafa ile Evcil
kârı paylaşacaktı.
Evcil’in sigortacılıktan gelme
organizasyon yeteneği
hızlı hareket etme imkânı sağlıyordu. İşler de hızlı
ilerliyordu. Kısa sürede aylık alımını 100 t
ona çıkardı. Bu rakam piyasada gözle
görülmeden
satılabilecek boyutların üzerindeydi.
 
Malki Evcil’i
Farkediyor
Piyasanın hakimi, birkaç ay sonra ortaya
çıkan
bu yeni mal hareketliliğini farketti.
Kendisinin ayar­
layıp yönettiği bir
piyasada birileri kendi başına mal
alıp
satıyordu. Nesim Malki, kısa sürede işi kayna­
ğından çözdü ve Çağlar ailesine baskı yaparak Evcil’e iplik
vermemelerini söyledi. 1993 yılı Mayıs
ayından
itibaren Evcil iplik alamaz oldu. Kendisinin de, Çağlar ailesinin de memnun
olduğu kârlı alışve­
riş, en azından şimdilik sona ermişti. Cavit Çağ­lar’ın ifadesiyle “Vampir” yine
kazanmıştı. “Tek sa­
tıcı
olarak piyasayı sömürmeye devam ediyordu.”
 
Ama ne kadar eleştirse de
Cavit Cağlar’la Mal
ki’nin alışverişi devam ediyordu.
Çünkü iplik piyasa­sındaki akışı durdurmak ikisinin de işine gelmiyordu.
Çağlar’ın sıkıştığı yerde Niso ona yardım ediyor, kre­di alıyordu. Çağlar’ın Nergis’i o sıralarda piyasanın en büyüğü olmuştu. Ankara’daki ayağı hatarı sayıla­cak kadar da sağlamdı. Kısacası iç içe ve karmaşık bir ilişkileri vardı Cağlar’la Malki’nin. Evcil’in, bu tehlike­li ilişkide kısa sürede tarafların karşılıklı kullanacağı bir tetikçi durumuna geldiğini farketmesi ise, çok za­man aldı. Muhtemelen o zaman da iş işten geçmişti. Cavit Çağlar’ın devlete karşı, özellikle de öde­meler konusundaki gevşek tutumu, Malki’yi ürkütü­yordu. Oysa hem Malki, hem de ortağı Erkohen ai­lesi devletle karşı
karşıya gelmekten çok korkuyor­
du. Bu nedenle, Cağlar’la
ortaklıktan çok alışveriş
yapmayı tercih ediyorlardı
 
Niso, Evcil’i arıyor
Nesim Malki, Evcil işini
kolay çözmüştü; ama Çağlar’ın karşısına çıkardığı bu gözü pek genci
  de merak etmeye başlamıştı.Kısa sürede 100
tonluk bir malı piyasaya sürebilen bu yetenekli iş adamı ile tanışmak
istiyordu.Her zamanki gibi davrandı aracı kullanmadı.Evcil’i kendisi aradı ve
tanışmak istediğini söyledi.
”Eğer iplik
ticaretine devam etmek istiyorsan konuşabiliriz
.”
Evcil, becerikli olanın
piyasada kalıcı olabileceğini görmüştü.İşte şimdi iplik tekelini yöneten adam,
kendisini çağırıyordu.Mustafa Çağlar’ın uçağı ile İstanbul’a giderken beklenen
tanışma gerçekleşti.Malki’nin yakınlarına yaptığı değerlendirme ilginçti.
”Hırsı aklının önünde giden bir genç.” Yine
de onu hoş tuttu.Yakın dostu Hayim Erkohen ve oğlu Erol Erkohen’le tanıştırdı.
Erkohen ailesi,
Evcil’e çok yakın davrandı. Ki­mi
lerine göre bu yakınlık, Malki’nin isteği ile gerçekleşiyordu. Böylece tehlikeli bir rakip kontrol altında tutuluyordu. Hasta olan ve kısa bir süre sonra ölen Hayim Erkohen, Evcil’e iplik piyasasının ne acımasız olduğunu, Niso’nun pekçok kişiyi batırdığını anlatıyordu. Ama Evcil, bunları
dinleyecek durumda değildi. İpliğin büyüsü onu sarmıştı bir kez.
Malki Çağlar’ı Sıkıştırıyor
 
Cavit Çağlar, aile
fotoğrafında yer aldığı büyüklerinin
desteği ile yerini
sağlamlaştırmıştı. Milletvekilliği
ardından bakanlık,
büyüyen iş hacmi ile piyasanın
gözbebeği İdi. İşte bu güçlü
adam, ürettiği
ipliği
istediği gibi pazara süren Malki’den giderek| daha
fazla rahatsız olmaya başlamıştı. Onun tek alı­
cı olmasını istemiyordu.
Evcil’le yaptığı operasyon kısa sürede aleyhine dönmüştü, “ipler” iyice
gerilmeye başlamıştı.
Niso, olup biteni çok dikkatle izliyordu.
İstanbul
ve Bursa arasında mekik dokuyan bu adam hiç kuşkuşuz Çağlar’ın
siyâsî gücünü her zaman hesaba ka
tıyordu. Yükseliş döneminde ilişkileri
olabildiğine
yumuşak
tutmuştu.  Ama onun Evcil’le  kendisini hançerlemesini de hiç unutmamıştı.
Ancak
İstanbul’daki Facto Kapital Şirketi’ne sık sık uğrayan milletvekilleri ve
önemli isimlerle sade
ce
para konuşmuyordu Malki. Onlardan siyâsetini nabzını da alıyor ve yeni bir
dönemin yaklaştığını! görüyordu. Bu yeni
dönemde Cavit Çağlar’ın eskisi
kadar
güçlü olmayacağını da sezinlemişti. Cumhur­
başkanı Turgut Özal’ın ölümü
ve Başbakan Süleyman Demirel’in köşke çıkması iktidar dengelerimi sarsmıştı.
Çağlar, düşüşe
geçiyordu.
Niso, yavaş yavaş sıkıştırma
harekâtını başlattı.! Önce, yine tek satıcının kendisi olması gerektiğini söyledi. Bunun her iki taraf için de daha iyi
olacağı­
nı uzun uzun anlattı
Çağlar’a. Alacağı cevabı biliyor­
du aslında. Cavit Bey onu yanıltmadı.
Malki, hemen piyasanın ikinci ismine
yöneldi. İkinci üretici, bir süre sonra DYP’nin başına geçe­cek olan ve
başbakanlık koltuğuna oturan Tansu Çiller’in de gözdelerinden olan Ali Osman
Sönmez’den başkası değildi.
 
Çağlar bir kenara itilmiş ve iplik
alımları Sön
mez’den yapılmaya başlanmıştı.
Çağlar için sıkıntılı
günler başladı. 1993 yılı sonlarında elinde 6-7
bin
ton civarında stok birikmişti. İşin
kötüsü, siyâsî ibre­
nin lehine
döndüğü Ali Osman Sönmez’le Çağlar’ın arası öteden beri açıktı.
Hemen atağa
kalktı ve yeniden Evcil formülünü
harekete geçirdi.
Stoklarındaki ipliği alması için ona
teklifte bulundu. 5 bin ton iplik, Nisan 1994’de ödenmek üzere Evcil tarafından satın alınmıştı.
Evcil yine hızlı
hareket etmeye başladı. O kadar
ki 1994 yılı ortalarında Bursa piyasasında Malki’yi geçtiği konuşulmaya başlandı.
Çağlar stoklarını bir ölçüde
azaltmıştı. Ama bu kez de siyâsetin kıskacı
onu sıkıştırmaya başlamıştı.
Karşısında İstanbul sermayesinin
desteklediği bir başbakan vardı. Daha da kötüsü bu başbakan, ken­disinden hiç
ama hiç hoşlanmıyordu. Tansu Çil­ler in Bursa’daki yeni gözdesi Ali Osman
Sönmez olmuştu. Demirel’in has adamı Çağlar’la iyi geçin­meye hiç niyetli değildi.
Çağlar’ın Zor
Günleri
Cavit Çağlar’ın ise o güne kadar
sadece çayını içmeye gelen bankacılar, bu kez yolunu kesmeye başlamıştı.Ödenmeyen krediler için ard arda takibe uğruyordu.O kadar ki şirketlerinde çalışan
işçilerin ücretlerini
bile Evcil
karşılamaya başlamıştı.
Evcil kazandığı
paralarla tekrar zeytin işine yöneldi.
Bu alanda dünyanın en iyisi olmak gibi
büyük
bir hedef koymuştu önüne. Hızla Eze Zeytin’in fab­rika inşaatına başladı. Ancak
kazandığı paralar he­defi için yeterli değildi. Ama artık onun da gelişen siyâsî ilişkileri vardı. İş Bankası’ndan ciddi
miktarlar­
da krediler almaya başladı. Ardından da diğer ban­kalardan.
Bu arada Mustafa Çağlar’ın uçağını l
milyon 50 bin Dolara satın aldı. Zeytin
işini geliştirmek için sık sık İspanya’ya gidip geliyordu. Evcil’in uçak tut­
kusu
her geçen gün arttı. Fransa’dan bir Falcon 20 tipi uçak aldı. (Bu uçak daha
sonra Egebank’a, yani Murat Demirel’e
satıldı.) 2 milyon 250 bin Dolar’ın,
sadece 250 binlik kısmını peşin
ödedi. Kalanı için Demirbank’tan leasing
yaptı. Bu konuda elinden tu­tan isim Malki’den başkası değildi. Bu bankalar Ev­cil’in
kredi zincirinde sadece bir başlangıçtı.
Malki’nin
Evcil’e olan yardımı sadece bankalar­
la tanıştırmakla sınırlı değildi. Zeytin fabrikası için de
tanıdıklarını devreye soktu. İspanya’da bulunan ve Evcil’e zeytin fabrikası
kuran firmanın sahibi de Yahudiydi ve
Malki’yle de tanışıyordu.
Evcil’le Malki birlikte önce
İspanya’ya, oradan da New York’a uçtular.
Kaliforniya’da zeytinde dün­
ya devi olan Decarter firmasıyla görüşme
yaptılar. Bu arada da New York’ta uçak
almak için görüşme­
ler yaptılar. Falcon 50 tipi bir uçak alarak, İspanya
üzerinden Türkiye’ye döndüler. Aralarındaki
yakın­
lık iyice artmıştı.
Erol Evcil bu durumu, Malki’nin “Zeylin
işine merak salıp kendisine yakınlaşması”
olarak değer­lendiriyordu.
Oysa Malki’nin tek amacı vardı, raki­bini kendi alanından uzaklaştırmak. Bu
çekişmenin sonucunu, beklenmedik gelişmeler
tayin edecekti.

 

 

Önce ölen, ardından da öldürten
sahneden çe­kildi; ama perde arkasındakiler muhtemelen halen “dışarıda”.
MALKİ ÖLDÜRÜLÜYOR
İpler Geriliyor
Evcil’le Malki arasındaki ticarî
ilişkiler 1995 ortalarında gerilmeye başlamıştı. Evcil bu durumu, polis ifâdesinde şöyle anlatıyordu.
“1995 Ağustos ayından itibaren Niso’da bir te­dirginlik ve panik baş göstermişti. Bu arada
benim­
de Niso’ya olan iplikten dolayı
olan borcum artma­
ya başlamıştı. Niso’daki tedirginliği ben de
sezinlemiştim. Niso bir ara bana bu yeraltı dünyası denen âlemdeki faaliyetler
hakkında bazı şeyler sorarak, bunlar nasıl
yürütüyorlar faaliyeti gibi bilgi almaya
çalıştı. Ben konuyu açmasını
söyleyince, bana ken­disinin Alaattin Çakıcı tarafından tehdit edildiğini
söyledi ve bir konuşmasını kaydettiği bandı bana dinletti. Ben ilk defa
Alaattin Çakıcının sesini ora­dan duymuş
oldum, daha önceden kendisini ne gör­
müştüm ne de bir tanışmamız
olmuştu. Niso’nun bu olaydan çok
etkilendiğini gördüm. Bana bir taraftan
da Mehmet Ağan soruyor ve onunla bir irtibatımın olup olmadığını
soruyordu, bundaki maksadı Meh­
met
Ağarın o dönemde Emniyet Genel Müdürü ol­masından
dolayı idi. Belki ondan bir güç ve koruma
alabilir düşüncesinde idi.
Bunun dışında kendisi de koruma içgüdüsü
içerisinde güçlü insanları arayış ve
bulma
faaliyeti içerisine girmişti. Ancak herhalde
o j gücü sağlayamamış olacak, Alaattin Çakıcının iste­diği l milyon Dolar’ı ödemek zorunda
kalmış.”
Malki, Çakıcı’nm tehditlerinden
gerçekten ürk­müştü. Bu tehdidin hemen
ardından Cavit Çağlar’in 
tüm stok ipliklerini satın alması ise herkesin
dikkati
ni çekmişti.
Ayrıca, Mustafa Kefeli ile Alaattin
Çakıcının arasının iyi olduğunu biliyordu.
Aynı zamanda Mus­
tafa Kefeli’nin
Cavit Çağlar’la da aralarının iyi oldu­
ğunu ve aralarında bir bağlantı
olduğunu da duy­muştu. Bundan yüzden Cavit Çağlar’a tekrar yaklaşma gereğini hissetmişti.
“Niso’nun
anlattığına göre, kendisinin Kıbrıs’da
bir bakanla işi varmış, bunu Mustafa Kefeli hallet-l
mis. Mustafa Kefeli’ye bir para vermesi söz konusu imiş,  bu parayı vermeyince Mustafa Kefeli bunu
vurdurtmuş. Niso olayı bana öyle anlattı. Bu olay­dan etkilenen Niso, Alaattin
Çakıcı tarafından teh­dit edilince Alaattin Çakıcıya yakın olan Mustafa Kefeli ile irtibata geçmek ve bu soğukluğu
gidermek
için Cavit Çağları devreye sokuyor. Cavit Çağların
l bu tarihte mal stoklarının çok
olması ve mali kriz
 içerisinde
bulunması, Mustafa Kefeli ile yakın ilişki
i; içerisinde olması bunu
yaklaştıran sebep olarak görüyordu. Böylece Niso, Cavit Çağlar’dan yeniden stok malzemelerini alarak onu rahatlatıyor,
karşılı­
ğında da Cavit Çağlar,
Mustafa Kefeli yakınlaşma­
sından istifade ederek Mustafa Kefeli
kanalından Alaattin tehdidinden kurtulmayı
amaçlıyordu.”
Ancak Malki’nin bilmediği bir gelişme vardı. Ça­kıcı ‘nın yeni gözdesi
Evcil olmuştu.
Çakıcı, Evcil’i
Korumasına Alıyor
Evcil, Çakıcı’nın gücünü duymuştu, ama onu ta­nımıyordu. Şimdi ise bu gücün nefesini ensesinde hissediyordu. Hemen bir hamle yaptı ve o sıralarda tehdit edilen Malki’nin bu işi kendisinden bildiğini Çakıcı’ya iletmeyi başardı. Çakıcı öfkelenmişti. Küf­retti, “Ben onlara sorarım” deyip kapattı telefonu.
Artık Malki’nin karşısında Çakıcı’yla birlikte Ev­cil vardı. Ama bu arada Evcil’in işleri ters gitmeye başlamıştı. Malki’nin stoklarını almış, ancak borcu­nu ödeyemiyordu. “Zeytin
alımı yapacağını ve bu paraları şu anda
ödeyemeyeceğini”
söylemişti.
Mal­
ki, karşısındaki organizasyonu görmüştü. “Zarar yok sen çek ver, yeterli” dedi.
Bu arada Malki,
en büyük hayali olan banka al­ma konusunda adımlar atıyordu. Sümerbank’a Hay
yam Garipoğlu ile birlikte ortak
olurken, işin içine yine Evcil, dolayısıyla
Çakıcı girdi. Resmi olmasa da
Evcil, bankanın yüzde 25 ortağı olmuştu.
Üstelik Malki’ye olan borcu da giderek
artıyordu.
Bankalar kendisini sıkıştırmaya
başlamıştı. Üs­telik bu konuda Malki’nin de parmağı olduğunu biliyordu.Önce
kendisine krediler bulan bu adam şimdi on ipini çekiyordu.
 Zeytin işinden kısa sürede bu kredileri
karşılaması mümkün değildi. Malki’ye olan
çeklerinin va
desi de her geçen gün yaklaşıyordu.
Evcil, artık
kararını vermişti.
Tetikçinin
Tetikçileri
Erol Evcil, sigorta işleriyle
birlikte yükselmeye başladığında etrafında siyâset ve emniyet çevrele­rinden olduğu kadar, küçük çaplı yasadışı işlerle
uğ­
raşan isimler de boy göstermeye başlamıştı.
Bu isimlerden  en
önemlisi  Burhanettin Türkeş’ti.
Türkeş, Bursa’da bir süre bazı İslâm’i çevre­lerle irtibat halinde bulunduktan
sonra, zaman içinde onlardan koptu. Başka bir deyişle uğraştığı işler yüzünden
bu çevrelerden dışlandı. Artık farklı bir dünyada,
yasa dışı işlerin dünyasındaydı.
Cinayeti
organize edenlerden Şükrü Elverdi ise,
12 Eylül’den önce Bursa’da Ülkü Ocakları Başkan­lığı yapmıştı. Daha sonra Malki cinayetine adı
karı­
şacak olan Mehmet Sümbül, Fazlı Taştan ve Metin  Kaplan
gibi isimlerle bu dönemden beri tanışıyordu.
MHP davasında adı
geçince  1981’de Fransa’ya kaçtı. 10 yıl
boyunca orada kaldı ve bir Fransız ka­dınla evlendi. 1991’de Türkiye’ye döndü,
kısa bir; tutukluluk halinden sonra serbest kaldı.
12 Mart döneminin kudretli paşası Ali
Elver­di’nin yeğeni olan Şükrü Elverdi,
serbest kalınca es­
ki arkadaşlarını
buldu. Metin Kaplan ve Zeki Sesibüyük’le
birlikte Uludağ Üniversitesi’nin Görüklü Kampüsü’nde yurt kantini
işletmesi aldılar. Mehmet
Sümbül ve
Fazlı Taştan, Elverdi’nin payına eşit ola­rak ortak oldular.
Mehmet Sümbül,
Elverdi’yi cezaevi arkadaşı
olan Burhanettin Türkeş’le tanıştırdı. “Burhanettin, içerideyken bize iyi baktı. Müslüman bir
arkadaştır,
ama İslâmî çevrelerde pek
sevilmez.
Bu arada Elverdi
ve Sümbül, ANAP Bursa mil­
letvekili adayı da olan Fazlı Taştan’la ortak olarak Burimpeks A.Ş. adıyla bir tekstil şirketi
kurdular. Bu
çevrenin içine Sümbül’ün yeğenleri Oğuz Işıklı ve Zeki
Işıklı da katıldılar. Şükrü Elverdi 1994 yılında BOTAŞ’ın hizmet müteahhitliğini de aldı. 1997 Kasım’ından sonra
da BOTAŞ’ın sayaç okuma müte­ahhitliğini
yaptı. (Elverdi’nin bu ilişkileri ve Korkut
Eken’in de içinde yer aldığı
BOTAŞ’la ilgili ortaya çıkan Susurluk
zincirinin kesişmesi gerçekten dikkat
çekiciydi.)
    Evcil, Türkeş’le Tanışıyor
Erol Evcil’le Burhanettin Türkeş’in
tanışması kelimenin tam anlamıyla bir “iş”
vesilesiyle olmuştu. T
ürkeş
kaza yaptığı aracına ekspertiz raporu yüzün­den
para alamayınca, Evcil’e ilk ziyaretini gerçektirmişti. Evcil’in anlatımıyla “ufak
tefek bacaksız bir  adamdı.”
Türkeş, belinde
silahıyla Evcil’i ziyaret etti. Ancak
Evcil’in işleri kadar etrafı da güçlenmişti. Türkeş’in  silahını elinden alıp, ikna ettiler. Sonra da
silahıyla birlikte onu gönderdiler. Bu ilk tanışmanın ardından Türkeş, birtakım
aracılarla Evcil’e yakın­laşmayı denedi ve kısa sürede dost oldular.
1992’nin sonlarında Burhanettin
Türkeş, Elverdi’yi Erol Evcil’le tanıştırdı. O sıralarda Evcil’in Eşrefoğlu Sigortacılık Ara Hizmetleri oldukça iyi
iş ya
pıyordu. Evcil’le bu kişiler
arasındaki samimiyet gi­
derek arttı.Evcil’in iplik piyasasına girmesiyle birlikte Tür­keş, Elverdi ve etrafındaki isimlerle olan
ilişkileri iyi
ce yoğunlaştı. İplik
piyasasının ürkütücü havası, Evcil’i zaman zaman korkutuyordu. Onun için
etrafın
da çok sıkı bir koruma ağı geliştirmeye başladı. Zaman içinde bu
ağ, emniyetten siyâsete, mafyaya, hatta bazı
askerlere kadar uzandı.
Evcil
önceleri, Elverdi ve arkadaşlarına küçük ti
carî kapılar açtı. Hatta onlara iplik vermek için Metin Kaplan’la birlikte Hilal -Yıldız adlı şirketi
kurdur­
du. Ancak Elverdi, aldığı iplikleri satamadı ve geri verdi.
         Erol Evcil, bu fırsatı kaçırmadı.
Onlara iplik yasasında neler döndüğünü anlatmaya başladı. Piyasa bir Yahudinin
elinde âdeta esir olmuştu. Malki, iplikleri
peşin ve ucuz alıp, vadeli ve fahiş fiyatla
satıyordu.     
        Evcil’in anlattığı kârlı işler,  etrafındakileri Bir hayli etkilemişti.
“Yahudi Beni
Sıkıştırıyor”
Evcil, 1995
Eylül’ünde Şükrü Elverdi’yi bürosuna çağırdı.
“Seninle çok işimiz olacak
Şükrü. Adam ve si­lah ayarla.”
Elverdi, durumu
anlamıştı, fazla soru da sormadı zaten.
Bir hafta sonra tekrar büroda
biraraya geldiler. Evcil bu kez daha açık
sözlüydü. ” Yahudi beni iyice
sıkıştırdı. Bankaları
üzerime saldı. Eğer o ölmezse ben
biteceğim.”
Şükrü Elverdi, anlatılanları büyük
bir sessizlik içinde dinliyordu. Evcil devam etti. “Adam ve silah ayarlayıp bu işi halledebilir misin? Sana bunun
için
 1 milyon Dolar veririm.”
Elverdi’nin
işleri iyi değildi. Ayrıca Evcil’le sami­miyetini bir hayli ilerletmişti. “Tamam”
deyip yanın­
dan ayrıldı.
Hemen gidip Mehmet Sümbül’ün yeğeni
Oğuz Işıklı’ya durumu açtı. Ondan destek sözü aldı. “Bu­nun
için Muharrem Kutay ile görüşürüm.”
Kutay’la görüşüldü ve eylem için karar alındı.
“Biz Hazırız”
Elverdi, bunları gerçekleştirdikten
sonra Evcil’e Seldi. “Herşey tamam,
hazırlık yapıldı.”
Erol Evcil
temkinliydi. “Size Malki’yle ilgili istih­
barı bilgileri
vereceğim. Siz de buna göre tâkibatınızı
 yapın.”
Sonraki günler
bu bilgi alışverişi ve Malki’nin takibi
ile geçti. Malki, haftada iki gün,
Salı ve Perşembe Bursa’ya geliyordu. Artık Evcil’n emri bekleniyordu.

Ancak Erol Evcil, henüz kararını verememişti. Çünkü Malki’nin elinde önemli miktarda evrakı, yani çek ve senedi vardı. Elverdi’ye,
“Önce kaçıralım,ben işlerimi
halledeyim. Sonra siz öldürün.” teklifi­
ni yaptı. Ancak karşı taraf buna
itiraz etti:
“Kaçırmak çok riskli olabilir. Bunu yapamayız.”
Evcil, bu kez
başka bir öneride bulundu. ” Yahu
dinin
yanında sürekli olarak taşıdığı bir çantası var
Olaydan sonra bu çantanın da
alınması lazım.”
Evcil, çantayla
ilgili olarak pek de inandırıcı ol mayan bir yalan söylemişti:
“İçinde çok
kıymetli saatler var, onları alabiliriz.” Nitekim daha sonra  El
verdi’ye çantanın  içinde alacak-verecek listesini bulunduğunu söyledi.
Bu arada Evcil, Elverdi’ye küçük miktarlarda para ödüyordu.
Şükrü Elverdi’nin
daha sonraki ifâdelerine göre Evcil, işi garantiye almak için Burhanettin
Türkeş’le de ayrı bir anlaşma yapmıştı. Eğer Elverdi ekibi işi beceremezse,
Türkeş işi İstanbul’da yapacak ve l milyon
Dolar alacaktı.
Bu arada Oğuz
Işıklı, işi dayısı Mehmet Sümbül’e anlatmıştı. İşin ilginci, Sümbül de
Burhanettin Türkeş’ten yardım istemişti.
Böylece işin içine Süm
bül ve Türkeş de katılmış oldu.
Ve Malki
Öldürülüyor…
İki ayrı plan iptal edildi ve işin
Bursa’da bitirilmesi kararlaştırıldı.
Türkeş iş için iki tane adamını veriyordu. Tophane’deki bir çay
bahçesinde Şükrü Elverdi, Oğuz Işıklı ve Türkeş’in iki adamı buluştu­lar.
Bundan sonrasını Şükrü Elverdi’nin emniyete verdiği
ifâdelerinden izleyelim:
“28 Kasım 1995 günü sabahı
evimden İlhan Öztürk’e ait oto ile çıktım. Buski’nin önünde Oğuz’ları bekledim. Oğuz yanında iki kişi ile
birlikte
geldi. Bu şahısların gerçek isimlerinin Mücahit ve Emin olduğunu öğrendim. Oğuz aracın şoför koltu­ğuna,
Mücahit ve Emin’den birisi öne, diğeri arka sağa, ben de sol koltuğa oturdum.
Eylemi üçü ger­çekleştireceği için daha
kolay çıkacakları tarafa
oturdular. Sonra Malki’nin uçağını beklemek
için havaalanı etrafında tur atmaya
başladık.
…Nesim’in aracı çıkınca takip
ettik. Eylemi Nesim ‘in otosunun ilk durduğu
yerde yapacağımızdan,
bu güzergâh
üzerinde bulunan trafik ışıklarının bu­lunduğu kavşak olacaktı. Böylece aracı
takip etme­
ye başladık. Nesim Malki
sürekli cep telefonu ile gö­
rüşüyordu.
…Kavşaktan 5-6 km sonra ikinci
kırmızı ışık denk geldi ve otolar durdu.
Ancak Oğuz hemen ara
banın el frenini
çekerek diğer şahıslarla beraber in­di. Ve Nesim Malki’nin otosunun yanına
gittiler. Gi­
derken üçü de bellerinden tabancalarını çıkardılar ve ilk olarak Oğuz ateş etti. Ateş edilir edilmez ben
hemen arka koltuğa yattım. Oğuz ve diğerleri kafalarına külah takmışlardı.
…Yaklaşık 10-15
el ateş sesi geldi ve yarım dakika bile sürmedi.”
Şükrü Elverdi’nin ifâdesinde cinayet
anı böyle anlatılıyordu. Ama ondan bir yıl sonra yakalanan Burhanettin
Türkeş’in de olayda tetikçi olduğu, ilk sorgusunda
alınan ifâdelerde ortaya atıldı.
Eylemle ilgili
anlatımlar, zaman içinde birer bi
rer yakalanan isimlerle birlikte farklı anlatımlar kazandı.
Ancak daha sonra ortaya çıkacak ifâdeler ne kadar çelişkili olsa da, kesin
olan; Evcil’in bu cinâyet yüzünden birden
fazla kişiye para ödediği ve ta­
bii
cinayeti işleme talimatını verdiği.
Cinayetin hemen ardından Şükrü
Elverdi, Burhanettin Türkeş’i, o da Evcil’i arayarak “İşin tamamlandığını” belirtti.
Silahları Mehmet
Sümbül Alıyor
Olaylarda adı sürekli geçen, ancak daha sonra ki gelişmelerle birlikte Malki cinayetindeki rolü tam olarak anlaşılamayan Mehmet Sümbül’le ilgili ilk önemli ayrıntı cinayette kullanılan silahlan kendi is­teği ile almasıydı.
Polise verdiği ifâdede, silahlan de
nize attığını
söylemişti Sümbül. Bu silahların akıbe­
ti hâlâ bilinmiyor.
       Bundan sonra olup bitenler,
Evcil’in; Elverdi,
Türkeş ve Sümbül tarafından ayrı ayrı
tehdit edilip
ondan para kopartılması şeklinde gelişti. Şükrü Elverdi’nin ifâdelerinde yer alan bir diğer önemli iddia ise, ANAP Bursa milletvekili adayı Fazlı Taştan’in da cinayeti Evcil’in azmettirdiğini öğrenip, ondan 375 bin Mark para aldığı yolunda. Fazlı Taştan’ın, Evcil’den öteden beri aldığı borçları da bu vesileyle ödemediği yine aynı ifâdelerde yer alıyor.
“Evcil’i
Ağar Uyardı”
Malki soruşturmasının nasıl yürütüldüğü ve bu sırada ortaya çıkan
olaylar/ilişkiler zinciri tek keli­
meyle inanılmazdı.
Bunları sonraki bölümlere bıra­kıp, Şükrü Elverdi’nin aktardığı bir iddiaya
dönelim.
1998 yılının Şubat ayında Erol Evcil, yurtdışın­dan telefonla Elverdi’yi aradı. “Beni Ankara’dan aradılar. Nesim Malki cinayeti
dosyasını yeniden açacaklar. Sizi
alabilirler. Hemen yurtdışına çıkın.”
Elverdi, bu
konuda şu dikkat çekici iddiayı orta­
ya atıyordu: “Bende Erol Evcil’e kendisini Anka­ra’dan kimin
aradığını ve bu bilgiyi verdiğini sor­dum. O da bana Mehmet Ağar’in arayıp
söylediği­ni söyledi. Bunu duyunca inandım. Çünkü kendisi Mehmet Ağar’ı
tanıyordu ve iyi görüşüyorlardı. Hatta bir
konuşmamızda, bana kamuoyunda Susur­
luk
olayı diye bilinen olaydan sonra, İsrail’den gelen
silahlar için, bu silahları Ağar’in, kendi uçağı
ile ge­
tirdiğini söyledi.”
Elverdi, ifadesinde “Havaalanla­rından araştırılırsa o tarihlerde Evcil’in
uçağının İs­
rail’e gidip gitmediği
anlaşılacaktır.”
diyordu.
Bu iddiaların
doğruluk derecesi bilinmiyor. Ama
Pek çok olayda ve ilişkide adı geçen, suçlanan ve Çok önemli
devlet görevlerinde bulunan Mehmet Ağar da
Erol Evcil’e yakın olan isimler arasında yer alıyordu. Evcil’in, 1999 genel
seçimlerinde Elazığ’­
daki seçim kampanyasında Ağar’a büyük maddî destek
verdiği de o dönemde iddia edildi.
Tutuklanmadan önce Evcil’i bürosunda
zaman zaman ziyaret eden Ağar, seçim kampanyası sıra­sında da Evcil’in jipini
kullandı.  Erol Evcil’in baş harflerinden
oluşan “EE” plakalı Cheroke jip kam­panya
sırasında Ağar’a verilmişti.
Mehmet  Ağar ise, bizim bu konudaki sorularımız
üzerine, Evcil’i tanıdığını, ancak kendisinin Evcil’le ilgili  iddiaların hiçbir yerinde olmadığını ifade
ediyordu.           
Ayrıca, Evcil’in
uçağını kullanma konusunda so
ru soranlara da ilginç bir cevabı vardı. “Uçağa iki, üç kez
bindim. O dönemde devlette hiçbir görevim
yoktu. O dönemde bakan değilim,
umum müdür de­
ğilim. Evcil o zaman
kendi halinde bir işadamı. Ora­
daki,
Bursa ‘daki bazı işadamı arkadaşların vasıtasıy­
la rica etmişim. O gün
bana bu uçağı bulmuşlar,  göndermişler. O zaman hiç tanımıyorum. Yani her­kesi
kontrol mu edeceğiz? Veya gelse de ne olacak? Yalçın
Sünnetçioğlu’nun uçağına da bindik. Kaldı ki
o dönemde bu uçağı
muhtemelen ANAP’lılar da, SHP’liler de kullanmıştır. Seçim döneminde herke­sin uçağını herkes kullanıyor.”
Malki Öldürüldüğünde Kim Neredeydi?
Evcil’in
talimatıyla tetik çekilmiş ve Malki öldü­
rülmüştü. Ama hiç kuşkusuz bu cinayeti
sadece Ev
cil’le Malki’nin yer aldığı bir alanda ve diğer ilişkiler­den soyutlayarak
değerlendirmek mümkün değildi.
28 Kasım 1995’te Malki öldürüldüğünde
kimler hangi görevdeydi? İşte gazeteci
Gülçin Telci’ nin 31 Ekim 1998’ de köşesinde yayınladığı liste: 

 

 

Başbakan: Tansu Çiller, Başbakan
Yardımcısı: Deniz Baykal, Özelleştirmeden
Sorumlu Devlet Ba­
kanı: Ufuk Söylemez, Adalet Bakanı: Mehmet Moğultay,
İçişleri Bakanı: Nahit Menteşe, Jandarma Genel Komutanı: Orgeneral Teoman
Koman, MİT Müsteşarı: Sönmez Köksal,
Emniyet Genel Müdürü:
Mehmet Ağar, İstanbul Valisi: Hayri Kozakçıoğlu/Rıdvan Yenişen (Bursa’dan vekaleten geldi.), İs­tanbul
Emniyet Müdürü: Orhan Taşanlar (Sonra Necdet
Menzir)
 
“AYDINLATILAN”
CİNAYET
Tetikçiler
Yakalanıyor
Malki cinayetinin
soruşturması, önce uyutulan,
ardından çok sayıda isim üzerinden harekete geçen tuhaf bir inişli
çıkışlı seyir yaşadı. Soruşturmanın perde arkasında olup bitenlere geçmeden,
önce “görünen” soruşturmaları incelemek daha doğru olacak.
Cinayetten, tam üç yıl sonra, olayla
ilgili 20 ki­şi İstanbul Emniyeti’nde
sorgulanmaya başlandı. Ar­
dından bu isimler DGM ‘ye çıkarıldı.
Aralarında, o dönemde özelleştirilen Sümerbank’ın sahibi Hayyam Garipoğlu’nun da bulunduğu sanıkların evlerin­de
yapılan aramalarda, 8’i ruhsatlı olmak üzere 14 tabanca bulunmuştu. Ancak bunların cinayetle ilgisi kanıtlanamadı.
İstanbul Organize Suçlar ve Silah Mühimmat
Kaçakçılık Şube Müdürlüğü’nden yapı­
lan açıklamada, “İşadamı
Nesim Malki’nin 28 Ka­sım 1995’te Bursa’da öldürülmesiyle ilgili Emniyet Genel  Müdürlüğü’nün
koordinesinde İstanbul ve Bursa  emniyet
müdürlüklerince ortaklaşa çalışmalar
yapıldığı” belirtiliyordu.
Malki
cinayetiyle ilgili olarak yakalanan ilk kişi,
tetikçi Mehmet Sümbül’dü. İddiaya göre önceleri Sümbül
tetikçi olarak suçlanıyordu. Sümbül’ün sorgulanmasının
ardından, işadamı Hayyam Garipoğlu
da
sorgu zincirine katılıyordu.
Bu iki ismin
ardından, Bursa Emniyet Müdürlü
ğü Terörle Mücâdele Şubesi eski Müdür Yardımcısı Yusuf İlhan, firari tetikçi Oğuz
Işıklı’ın yeğeni Zeki Işıklı, İlhan Öztürk, Ömer Eker, Arif İrfan Eker, ANAP Milletvekili adayı Fazlı Taştan, Malki’nin
sa
hibi olduğu Tunca Tekstil’in mali işlerden sorumlu müdürü Bayram Bozdemir, cinayet sırasında şoförlük yapan Cengiz Ülksel, Burhanettin Türkeş’in
bal
dızı, çetenin kasası olarak tanımlanan Hamide Aykaç, olay tarihinde
Evcil’in baş muhasebecisi ok Sabri Köroğlu, Ahmet Ersöz, Esat Özgür, Mehmet Hanifi
Kaya, Bursa Terörle Mücâdele Şubesi’nde görevli
eski polis memurları Eyüp Garip, Atilla Yıl
maz ve Erdem Acar, Mehmet
Sümbül’ün eşi Mine Sümbül, Nesim Malki’nin ortağı Erol Erkohen gözaltına alınmıştı.
Gözaltındaki
polis memurlarının, olay öncesi is
tihbârât yaptıkları suçlaması vardı.
Verilen ilk bilgi
lere
göre, Nesim Malki’nin öldürülmesi olayında Erol Evcil’in azmettirici olduğu;
Mehmet Sümbül, Şükrü Elverdi, Oğuz Işık ve Burhanettin Türkeş’in” de tetikçi olarak görev yaptıkları belirtiliyordu.
Mehmet Sümbül’ün polis ifâdesinde, “cinayet
silahlarını, Yalova’dan feribotla
İstanbul’a gelirken denize attığı”
yer alıyordu. Erol Evcil, Şükrü Elver­di, Oğuz Işık ve
Burhanettin Türkeş ise olayla ilgili olarak
aranıyordu.
Erol Evcil’in
eski sevgilisi Gülben Ergen ise ifa­
desi alındıktan sonra serbest
bırakılmıştı. Gülben Er­
gen, polise “Erol bana, Fenerbahçe’de bir daire,
bir
jeep, bir de BMW aldı.” demişti.
Mehmet Sümbül
Ayrı bir kitap konusu olacak kadar ilginç ve bir o kadar da karmaşık bir hayat öyküsü vardı Mehmet Sümbül’ün. Malki cinayetiyle ilgili olarak da ifadesi alınan ilk isimdi ayrıca.
Sümbül, bu ifadelerinin ardından serbest bırakıl­dı. İşte ondan sonra esrarengiz bir biçimde ortadan kayboldu.
Son kez evinden ayrılırken ailesine, “Ben
Cavit Çağlar’ın yakınlarından şantaj yapıp para almaya gidiyorum.”
dediği
şeklinde tuhaf bir iddia ortaya atıldı. Sümbül’ün “Alışverişe
çıkıyorum”
dercesine bu sözü söylediğinin iddia edilmesi ne kadar
tuhafsa, polise kendi el yazısıyla verdiği
iddiaların üzerin­
de durulmaması da bir o kadar tuhaftı.
İşte devletin resmî raporlarında da
dikkat çekilen ve altı çizilen ifadelerden bir
bölüm:
•Bu olayla (Malki cinayeti,
-N.G.-) alakalı bir başka ilginç hadise daha duymuştum Şükrü den (Elverdi).
Bu, Malki’nin öldürülmesinden iki ay sonraydı zannederim. Şükrünün yazıhanesine
gitmiştim.
Şükrü içerde yalnız oturuyordu. Selamlaşmadan sonra, Şükrü yanımdaki koltuğa geldi oturdu. Sonra ilginç bir şey anlatayım dedi: ‘Ben ve Erol Evcil çeçen gün Cavit Çağlar’ın Sanayi’deki fabrikasına gittik. Cavit ile Erol görüştüler. Ayrıldığımızda Cavit, fanıma gelerek elimi sıktı. Dedi ki, ‘Bu olayın böyle bitmesini  biz de istemezdik. Dik başlılığının kurbanı oldu.’ Bize de ‘Dikkatli olun’ dedi.
Şükrü, Cavit Çağlar’ın bu sözleriyle Malki’nin alacak verecek
ertelemesinde Erol ile birlikte han ket ettiğini açıkça ortaya koyduğunu,  bundan da
hayrete öpüştüğünü bana anlatmıştı.
Sümbül’ün
Evcil’den ve Cavit Çağlar’dan bu ko
nuda para istediğine ilişkin pekçok
iddia var. Bunlar
ı
Çağlar da doğruladı. Ancak kendisinin asla para
vermediğini belirtti.
Malki’nin ortağı Erol Erkohen de
Sümbül’ün kendisinden tehditle para
istediğini ve aldığını iddi
ediyordu.
Bunlar bir yana asıl ilginç olan, Sümbül’ün
kaybolması ve daha sonra Hizbullah’ın
Kartal’daki
mezarevinde cesedinin bulunması oldu. Bu
nun ardından Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu tarafından yapıldığı ileri sürülen bir de sorgu
kaseti a
çınlandı. Burada,
öldürülmeden önce kendisine “Al
dığı paraları ne yaptığı” konusunda sorular yönelti­liyordu,  Muhtemelen bu, onunla yapılan son konuş­ma olmuştu.
Ancak Sümbül’ün Malki soruşturmasında
ser­best kaldıktan sonra nasıl kaçırıldığı
ve kimler tara­
fından yeniden sorgulandığı konusunda halen aydınlatılamayan
pekçok nokta var. O günlerde gün­deme gelen bir başka iddia, onun Malki
cinayetiyle çok yakından ilgilenen MOSSAD
tarafından kaçırıl­dığı ve sorgulandığı şeklindeydi.
Nitekim,
Sümbül’ün Malki cinayetindeki rolünü
Erol Erkohen, bizzat öğrenmişti. Olayı
yakından iz­
leyen MOSSAD’ın da Sümbül’ün neler bildiğini me­rak etmesi de
şaşırtıcı değildi.
Peki MOSSAD tarafından sorgulanan bir
isim, nasıl oluyordu da tamamen zıt bir başka örgütün evinde bulunuyordu. Bunun
iki muhtemel cevabı var: Ya mezar evle ilgili bilinenlerin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor ya da Orta Doğu’da sıkça
rast­
landığı gibi birbiriyle kanlı
bıçaklı örgütler arasında
açıklanması
zor “karanlık geçiş koridorları” var. Bu geçişlerin ayrıntılı
haritaları ise, elbette adı geçen bu
isimlerin boylarını kat kat aşacak
kadar yukarılarda olsa gerek.
Eğer bulunan ceset ona aitse, ki bu
son derece güçlü bir ihtimal- sadece Malki cinayetinin değil, Pek çok
olayın en kilit ismi olan Mehmet Sümbül artık
yaşamıyor.
Önce Elverdi,
Sonra Türkeş
Cinayetin kilit ismi Şükrü Elverdi, 3
Kasım 1998 akşamı kendi isteği ile İstanbul
DGM Savcılıs
ı’na teslim oluyordu.
Cinayette tetikçilik yaptığı gerekçesiyle hakkında gıyabî
tutuklama kararı çıkarılıp, yurt dışına çıkış yasağı konan Şükrü Elverdi,
Belçika’dan gelmiş ve  teslim olmuştu. Hepsinden daha ilginç olanı,
Elverdi’nin cinayetten l yıl sonra hacca gitmiş olmasıydı.
Bundan neredeyse
tam bir yıl sonra, 16 Kasım 1999’da da bu kez Burhanettin Türkeş, Türk ve Bulgar polisinin ortak operasyonları sonucu yakalanıyordu.
İlk iddialar, kırmızı bültenle aranan Tür
keş’in ” tetikçilik yaptığını
itiraf ettiği”
şeklindeydi.
Bursa Emniyet Müdürü Aydın Genç, Emniyet’ Müdürlüğünde
sorgulanan Burhanettin Türkeş’in cinayetin tetikçisi olduğunu itiraf ettiğini
açıklıyor- du. Emniyet Müdürü Genç, gazetecilerin Türkeş’in yakalanması ve sorgulanmasıyla ilgili ısrarlı
soruları
üzerine, “Malki cinayetinin tetikçisi olarak yakalanan Burhanettin Türkeş, sorgulamasında bu cinaye­tin tetikçisi olduğunu itiraf etti.” dedi.
Ancak Türkeş’in rolünün tetikçilik
mi, yoksa cinayeti organize etmek mi olduğu
konusundaki belir
sizlik halen sürüyor. Şükrü Elverdi’nin ifâdeleri, Türkeş’in
olaya bizzat katılmadığı, eylemin azmettiricileri arasında yer aldığı
şeklindeydi. Ancak Emniyet’teki ifâdesinin ardından Türkeş’e bir de olay yerinde
tatbikat yaptırılıyordu.
Burada kendisinin  cinayette aktif olarak görev aldığını söyledi
Türkeş.
Türkeş, tatbikatta ilk olarak,
Malki’nin öldürül­düğü gün olan 28 Kasım 1995 tarihinde İstan­bul’dan uçakla
geldiği Bursa Havaalanı’na getirildi. Yoğun güvenlik önlemleri altında korunan
Türkeş, önce cinayetin havaalanı boyutunu anlattı.
Malki‘nin öldürüldüğü
sırada şoförlüğünü yapan
ve saldırıdan yara almadan kurtulan Cengiz
Ülksel de daha sonra Türkeş ile konuşturuldu. Bursa Em­niyet Müdürü Aydın
Gencin yürüttüğü tatbikatın ikinci aşaması, Malki’nin öldürüldüğü Bursa-İzmir Çevreyolu’nun Özdilek sapağında gerçekleştirildi.
Malki’nin şoförü Cengiz Ülksel’in
araçta yerini almasının ardından Türkeş, polis minibüsünden in­dirildi. Türkeş,
saldırı anında aracın arkasında otu­ran
Malki’ye kendisinin sağ arka, cinayetin diğer te­
tikçisi Oğuz Işıklı’nin
ise sol arka taraftan ateş etti­ğini söyledi. Tatbikatta, cinayetin aranan tek
firari sanığı Oğuz Işıklı’nın görevini, Türkeş’in ifadeleri doğrultusunda bir polis memuru üstlendi.
Ve Evcil
Yakalanıyor!
Cinayeti Erol
Evcil’in işlettiği konusunda emni­
yete, askeri yetkililere, hatta basın kuruluşlarına
da­ha ilk 15 gün içinde ihbarlar gelmeye başlamıştı. Bu
bilgi ve istihbaratların niçin
değerlendirilmediğini daha sonra değerlendireceğiz.
Malki’nin Yahudi
olması ve tefecilikle uğraşma­
sı, cinayetle ilgili birbirinden farklı kurgulara
kolayl
ık sağlıyordu.
Nesim Malki
cinayetinde önemli ipuçları ele geçi­
ldi. İslâmî Cihad’ın üstüne yıkılarak siyâsî bir cinayet süsü verilmek istenen Malki cinayetinin
ayrın­
dan, bir polisin ihbarı
üzerine yavaş yavaş şekillendi.
itiraflar
sonucu ortaya bir isim çıkıyordu: Erol Evcil.
Cinayeti jandarma bölgesinde işleyen
katiller olaya karışan polisler aracılığı ile cinayeti İslâmî Cihad örgütünün
üstüne yıktılar. Polislerden biri jandarma ve emniyeti telefon kulübesinden
arayarak Yahudi Nesim Malki’nin, İslâmî Cihad
tarafından İs
rail’i protesto için
öldürüldüğünü bildirdi. Telefonda
ki polis, birkaç basın kuruluşuna da
aynı yönde i barda bulunmuştu.
Ancak cinayetin bu türden bir örgüt
işi olmadığı, istihbarat görevlisi bir polis tarafından 1997 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü ne ihbar mektubuy­la bildirilmişti. İstihbarat görevlisi, bilgi
notu şekli
de hazırladığı gayr-ı resmî ve imzasız raporunda cinâyeti tüm yönleriyle anlattı. Muhbir polis,
itiraf name gibi kaleme aldığı raporda, ” Yıllardan beri yan
larında
bulunup, onların her pislik işlerini
gördüm, yaşadım ve yaptım. Hepsini
biliyorum. Ama can güvenliğim yok. Malki’yi
Evcil ile bir işadamı öldürttü.
Yemin ederim ki, yakın tanığıyım.”
diyordu.
İtirafçı polis,
Evcil’in o dönemde Türkiye İş Ban
kası’ndan da 1.4 trilyon lira kredi
aldığını, ayrıca Ev
cil’in sigortacılık yaptığı yıllarda polis teşkilatının
si
gorta
işlerine bulaştığını da söylüyordu.
Maaşlı Emniyet
Mensupları
İtirafçı polisin raporunda, Bursa’da
görevli ve Susurluk skandalına adı karışmış bir üst düzey bir polis görevlisi de suçlandı. Halen üst düzey
görevde
bulunan polis görevlisinin
Evcil’den her ay düzenli bir şekilde banka
havalesi ile önemli miktarda para
aldığı
belirtildi.
Sonuçta Evcil ismi iyiden iyiye ortalıkta dolaş­maya başlayınca, Malki cinayeti soruşturması kap­samında
yakalanması için gıyabî tutuklama kararı çıkarıldı.
İstanbul DGM Başsavcılığı, işadamı Nesim Mal­ki’nin Bursa’da
öldürülmesine azmettirme ve çete kurma
suçlarından hakkında gıyabî tutuklama kara­
rı çıkarılan Erol Evcil’in yakalanması için Adalet Bakanlığı’na başvurdu. DGM Başsavcılığı, Evcil hak­kındaki İstanbul nöbetçi 6 No’lu DGM’nin verdiği
gı­
yabî tutuklama kararını gerekçe gösterdi ve yaka­lanması için gerekli işlemlerin yapılmasını
istedi.
Evcil için TCK’nin 64’üncü maddesindeki ‘Baş­kalarını cürüm ve
kabahat işlemeye azmettirenlere aynı cezanın
uygulanmasını’ öngören fıkrasına atıf­
ta
bulunuldu. Hakkında ‘Adam öldürmeye azmettir­
me’ suçundan gıyabî
tutuklama kararı bulunduğu kaydedildi.
Evcil hakkındaki İstanbul DGM Başsavcılığının yazısı Adalet Bakanlığı’na ulaştıktan sonra, kırmızı bülten çıkarılması için Interpol’e yazı yazıldı. Artık, Evcil için geriye
sayım başlamıştı.
Ancak Evcil’in,
üstelik de Bursa’da olduğuna ilişkin
kuvvetli duyumlar bulunmasına rağmen, ya­
lanması hiç, ama hiç kolay
olmadı. Dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar, Cumhurbaşkanı Demirel’in
direnişine rağmen İçişleri Bakanı Sadettin
Tantan tarafından merkeze alındı. Neredeyse ertesi gün denilecek bir zaman
dilimi içinde Evcil, Bursa’da yakalanıverdi.
Bakan Tanta’nın yorumu manidardı kararnamesinde niçin ısrar ettiğimiz
herhalde anlaşılmıştır.”
Evcil Eski Muhasebecisinin Evinde
Erol Evcil, 26 Ekim 1999’da Bursa’nın Mudanya ilçesi yakınlarında Bademli
Barış Sitesi’nde, eski muhasebecisi Hakan Karakurt’un evinde yakalandı Evcil
hakkında, İstanbul DGM tarafından verilen ayrı gıyabî tutuklama kararı
bulunuyordu. Olay gün sonra basına açıklandı.
Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücâdele İstihbarat Şube Müdürlüğü
elemanları, Bursa-Mudanya yolu Bademli mevkiindeki Barış Sitesi’nde Nalan ve
Hakan Karakurt kardeşlerin yaşadığı (B-3 ve B-6) numaralı villalara operasyon
düzenledi.
Site sakinleri, Nalan ve Hakan Karakurt kardeşler ile site bekçisi Ömer
Karatepe, eşi Gülcan ile  çocuğunun
ortadan kaybolması üzerine jandarmaya ihbarda bulundular. Olay yerine gelen
Mudanya jandarma ekipleri, (B-3 ve B-6) numaralı villaların kapılarının
kırılarak içeriye girildiğini ve bir şeyler yiyilip içildiğini, Nalan
Karakurt’a ait Clio marka otomobilin villanın garajında bulunmadığını tespit
ettiler.
Jandarma ekipleri, bu kişilerin kaçırılmış olabileceği üzerinde dururken,
Bursa Emniyet Müdürlüğü
Terörle Mücâdele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerinin, Erol Evcil’i, muhasebecisi Hakan Kara­kurt’a ait (B-3) numaralı villada yakaladıkları
öğrenil­
di.
Emniyet Müdürü:
“Bir Yıldır Bursa’da Olan Adamı
Yakaladık”
Dönemin Bursa Emniyet Müdürü Aydın
Genç, Malki cinayeti azmettiricilerinden Evcil’in, Terörle Mücâdele Şubesi’nde
bizzat kendisi tarafından sor­gulandığını
belirterek, hayli anlamlı açıklamalar ya­
pıyordu:
“B/r yıldır Bursa’da olan
adamı yakaladık. Te­rörle Mücâdele Şubesi’nde sorgulamayı bizzat ben yapıyorum. Sorgulamanın ardından İstanbul DGM’-ye
göndereceğiz. Soruşturma için gün talebinde bu­
lunacağız. Normal ve
olması gereken bir operas­yondu.
Bursa Emniyet
Müdürü Genç, Erol Evcil’in
“10 ay önce sahte pasaport kullanarak Türkiye ye giriş yaptığının
belirlendiğini”
söylüyordu. Genç ayrıca, Evcil ile birlikte aynı evde yakalanan Bursaspor es­ki başkanı Hüseyin Silahçı’nın da aralarında bulun­duğu
5 kişinin gözaltında tutulduğunu açıklamıştı. Evcil’in
bir süre Fransa ve İspanya’da kaldığı da bi­
liniyordu.
Yozgatlı Bir İşçi Pasaportu
Erol Evcil’in,
Türkiye’ye girişte kullandığı sahte
Pasaport, sahibi Süleyman Karadağ adlı
Yozgatlı bir işçi tarafından,
“yüklü miktarda para karşılığında” çıkarılmıştı.
Evcil Türkiye’ye gelmeden önce,
pasaportun kaybettiği gerekçesiyle
Almanya’nın Türkiye Büyü
kelçiliği’ne yeni pasaport çıkarmak için
başvuran Karadağ, yeni pasaportunda kendisinin yerine Erol Evcil’in fotoğrafını kullandı. Böylece Evcil
kendisine
biraz benzeyen Karadağ’ın
bu operasyonu ile Türki
ye’ye gelmeyi
başarmıştı.
Süper Zenginin Acı Sonu
Evcil’in sorgusu tam 7 gün sürdü.
Gözaltı süresi uzatılmış ve önce susan
Evcil, ardından uzunca bir ifade vermişti. Sorgusunun ardından İstanbul’a geti­
rilen Evcil’in iki polisin kolları arasında
güçlükle yü­
rüdüğü dikkat çekti. Bir ayağı aksıyordu. Her za- man şık giyinen Evcil, uzayan sakallan ve görüntü­süyle
gerçekten perişan durumdaydı.
Asker kaçağı olmasından
dolayı yattığı iki aydan
sonra,
bu kez sonu görünmeyen bir cezaevi yolculuğuna doğru yürüyordu. Erol Evcil’in
avukatı Erol Durukan, müvekkiline Bursa Emniyet Müdürlüğü­nde işkence yapıldığını iddia ediyordu.
Evcil, İstanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesi Sav
cısı Aykut Cengiz Engin tarafından dokuz saat boyunca sorgulandı. Nesim
Malki cinayeti, karapara ilişkileri,
ihalelerdeki usulsüzlük ve Alaattin Çakıcı
ile ilişkileri konusunda sorgulanan Evcil, daha sonra tutuklanması talebiyle Nöbetçi 4 No’lu DGM’ye sevk
edildi. 4 No’lu DGM’de Malki
cinayeti ile ilgili olarak
hakkında verilen gıyabî tutuklama kararı
vicahiye çevrilen Erol Evcil cezaevine
gönderiliyordu.
Evcil’in, kendisini o günlerde
konuşulan ve tam anlamıyla bir beklenti haline dönüşen af nedeniyle özellikle yakalattığını söyleyenler de oldu. Ama
Ev­
cil, yakalanmasından l yıl sonra
çıkan af kapsamın­dan, en azından şimdilik yararlanamadı.
Yeni
Tetikçiler!
Malki
cinayetiyle ilgili dava hâlen devam ediyor.
Burada dikkate değer son gelişme,
cinayeti kendile­
rinin işlediğini ileri süren Mücahit Çakal’ın gelip tes­lim olmasıydı. 5
Şubat 2001’de gelip Malki cinaye­
tinde tetikçi olduğunu öne sürerek teslim olan Mü­cahit
Çakal, Bursa Emniyet Müdürlüğü’ndeki dört günlük
sorgusunun ardından İstanbul Devlet Güven­
lik Mahkemesi’ne sevk edildi.
İlk sorgusunda
Nesim Malki’yi kendisinin öldür­
düğünü söyleyen Çakal, daha sonra ifade
değiştire­
rek,
Burhanettin Türkeş tarafından suçu üstlenmesi için
kiralandığını iddia etti. Çakal ifadesinde, dava­
nın tutuklu sanıklarından Burhanettin Türkeş’in kendisini cezaevinden telefonla aradığını öne süre­rek,
“Önce beni Burhanettin’in oğlu Tayyar Türkeş aradı. ‘Babam seninle görüşmek istiyor’ dedi. Bir süre sonra
Burhanettin’i Türkeş aradı. Hasta babamı
tedavi ettireceklerini ve bana ömür boyu bakacakla‘nı söyledi. 50 bin Dolar vereceklerdi. Üç
ayrı seferde, 500 ve 200 Dolar ile 120 milyon lira verdiler. Bir de takım elbise aldılar. Burhanettin Türkeş, olayın bütün ayrıntılarıyla anlatıldığı 4 sayfalık
metni
ni bana gönderdi. Bunu
ezberledim, hatta cinayet
işlendiği
kavşağa 3 kez giderek kendi kendime
tatbikat
yaptım. Gerçekte benim olayla ilgim yoktur
dedi.
Bursa Emniyet Müdürlüğü’nde sorgusu
tamamlandıktan sonra hakkında, “suç tashihi yaparak adli ve resmî mercileri yanıltmak” suçundan işlem yapılan Çakal, tutuklandı.
Çakal’ın böyle
bir ifâdeyle ortaya çıkmasının ne
deninin Malki davasının seyrini
değiştirmek olduğu
olayı Oğuz Işıklı ve Emin Mengi ile birlikte Malki’yi duydukları
kişisel nefret için gerçekleştirdiklerini be
lirterek teslim olan Mücahit Çakal’ın,
DGM’de görülen davanın seyrini değiştirmekte kullanıldığı ortay çıktı. Plana
göre, DGM’de görülen çete davası düşecek, adli bir cinayet olduğu için Mücahit
Çakal aftan
yararlanacaktı. Eğer plan gerçekleşseydi, aftan yararlanmak için son
gün Oğuz Işıklı da teslim olacaktı.
Ancak o günlerin en önemli gündem
madde olan af tartışmaları içinde bir konu dikkatlerde kaçtı. Şükrü Elverdi’nin
ifadesinde cinayeti işleye ve arabanın arkasında oturan iki tetikçinin isimler nin Mücahit ve Emin olduğu ve ” Türkeş
‘in adamları
  oldukları”   geçiyordu.   Yani
eğer,   bu  iki
isim
cinayet soruşturmasının seyrini değiştirmek için ortaya
çıkmışsa, bununla ilgili planın daha gerilere Şükrü Elverdi’nin ifâdelerine
doğru incelenmesi gerekiyor. Bir başka deyişle Elverdi de bu kurguya o zamandan
katkıda bulunuyordu.
Eğer Elverdi’nin
söyledikleri doğru ise, o zaman
da bu iki ismin gerçekten cinayetin
tetikçileri olma­
ları
gerekiyor. Bu sorular halen yargının önünde ve karara bağlanmayı bekliyor.
Bu bölüme son cümle: Cinayet için
gerekli ve yeterli miktarda tetikçi
yargılanıyor, Evcil de azmet­
tiren olarak yargı önünde. Üst kattakilerin
hatırını sormaya cesaret edense henüz çıkmadı.
Ama onların izini sürmek sanıldığı
kadar da zor değil. Çünkü bazen, o kadar
büyük ve pervasız adım
atıyorlar ki,
ayak izleri gece karanlığında bile görü­
lüyor.
Bakmaya cesareti
olanlar için.
CİNAYETİN KARA
KUTUSU
İsrail’e Kaçan
Adam: Erol Erkohen
Malki
cinayetiyle ilgili dava, aradan yıllar geç­
tikten sonra kilit isimlere
ulaşabilmişti.
Bunlar arasında
Malki’nin ortağı ve kendisi gibi
Yahudi olan Erol Erkohen’in ayrı bir
yeri vardı. Ba­
bası
Hayim Erkohen’in ölümünden sonra işlerinin başına
geçmiş ve Malki ile birlikte çalışmaya başla­
mıştı. Erkohen, Malki’nin İstanbul’daki sağ kolu, iş ortağı ve hepsinden önemlisi pek çok sırrını
paylaş­
tığı isimdi.
Sonradan azmettirici olarak
yakalanan, ancak Malki’nin cenazesinde yer almayı ihmal etmeyen Evcil, törenin hemen ardından Erkohen’e iki koru­ma görevlisi gönderdi. Ancak Erol Erkohen, bu ko­ruma görevlilerini iki gün sonra geri gönderdi.
Bu çalışmamızda
bize önemli yardımlarda bulu­
nan dönemin bir emniyet mensubu şu değerlendir­meyi yaptı: “Herkesin herşeyi
bildiği bir ortamda Erkohen’in Evcil’den
gelen bir korumayı nasıl
ğerlendireceğini
vann siz düşünün!”
Erkohen, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Örge Suçlar ve
Silah Kaçakçılık Şube Müdürlüğü ekil
tarafından gözaltına
alınmış, ancak İstanbul
tarafından serbest bırakılmıştı.
Erkohen, ayrıca Malki’nin öldürülmesinden sonra Erol Evcil’e ait borç senetlerini tehditle kendi geri verdiğini söylemiş ve Malki’nin faizle verdiği paraların hesabını tuttuğu kayıp defterin ise dönem Bursa Emniyet Müdürü Ahmet Demir’de olduğu iddia
etmişti.
“Tetikçiler
Beni Tehdit Etti”
Erkohen, polisteki ifâdesinde, cinayetten bir yıl sonra tetikçiler Burhanettin Türkeş ve Mehil Sümbül’ün kendisine Malki’yi öldürdüklerini diklerini açıklamıştı.
Erkohen, Türkeş ve Sümbül’ün kendisine, yüzden sana yüklü miktarda para kaldı, bize vermen
gerekiyor. Aksi taktirde sonun kötü
öl diyerek tehdit
ettiklerini ve 5 milyon Dolar para
tediklerini
söylemişti. Tehditler karşısında bu
lara
l milyon Dolar haraç verdiğini itiraf eden Erko
hen ifadesinde ayrıca, “Korktuğum için Erol’a gittim. Evcil
araya girerek Conrad Otel’de bi buluşma
gerçekleştirdi.   Orada
Evcil,  Mehmet Sümbül
Burhanettin
Türkeş ile buluştuk. Türkeş, ‘Biz Malki’yi
öldürdük, parayı vereceksin, yoksa seni
dururuz’ diye tehdidini tekrarladı ve 5 milyon Dolar istedi.Pazarlık
sonucu önce 1 milyon Dolar ödedim.” Demişti.
Erkohen Kaçıyor
Erol Erkohen önemli bir isimdi, hatta cinayetin öncesi ve sonrasıyla
ilgili en kilit isim olarak kabul
ediliyordu.
İfâdeleri sadece cinayetle ilgili değil, eko­
nomi
dünyasını sarsan pek çok olayla ilgili önemli
ipuçları
taşıyordu. Daha da İlginç olan, kendisinin de bu zincirin önemli bir parçası
olmasına rağmen
serbest bırakılmasıydı.
İstanbul DGM’den 20 Ekim 1998’de serbest bı­rakılan Erkohen, çok özel bir kaynaktan aldığı bil­giyle harekete geçiyordu. “DGM kararıyla sana yurtdışına çıkış
yasağı getirecekler, hazırlıklı ol.”
Erkohen için kendisine sızdırılan
bilgi sürpriz değildi aslında. Sürpriz
olmadığı kadar da bu tür du­
rumlar
için hazırlıklıydı. Sahip olduğu İsrail pasa­
portu ve kendisine
sızdırılan bilgiyle birlikte 22 Ekim 1998 sabahı İstanbul Atatürk Havalimanı’-ndan İsrail’e uçtu.
Aradan sadece
birkaç saat geçmişti. DGM’nin,
Erkohen’le birlikte Malki cinayetiyle ilgili
gözaltına
alınanların
hepsi hakkında yurtdışına çıkış yasağı verdiği
bildirildi.
Yasak karan
önce DGM’den Emniyet’e gönderil­
di- Ancak karanın sınır kapılarına
ulaşmasından sadece
birkaç saat önce Erkohen kaçmıştı. Ardından annesi Violet
Erkohen İsrail’e gidiyor ve komşu-“Birkaç hafta içinde döneceğiz.”
diyordu.
       “MOSSAD’ın Adamı Erkohen”
Olaylarla ilgili
görüştüğümüz ve bir süre Evcil’in yakınında bulunan bir avukat,
Erkohen’le
ilgili; çar
pıcı iddiaları gündeme getiriyor.görüştüğümüz ve bir süre Ev yakınında
bulunan bir avukat,
“Erol
Erkohen, MOSSAD ajanıdır, israil’den ge
len paraların teminatı olarak
Malki’nin yanında du
ruyordu.”
Evcil’in yakını
olan ismin iddiasına göre bu,söz
ler Erol Evcil’e ait. Evcil, bu sözleri
18 Kasım 1998
günü konuk olduğu Kadir Çelik’in Objektif programının çekimleri
sırasında da söyledi. Ancak
bu iddiaları programında kullanmadı.
Aynı kaynağa göre Evcil, Malki’nin
parasının çok olduğunu ve bunun kaynağının
İsrail olduğunu
doğruluyor.
“Malki’nin parası çoktu. Bursa
piyasasında mal üzerine çalışırdı. Örneğin
birinin birkaç bin
ton pamuğa ya da ipliğe ihtiyacı var. Alır,
borç gibi satardı
. Çok büyük miktarda malı, tesisi ya da fabrikayı elindeki nakit sayesinde çok ucuza
kapatır ve hemen satardı. Yanında sürekli
bavul çanta içinde
 büyük miktarda
nakit para, döviz vs. taşırdı. Çok tutumlu ve cimri bir adamdı. Mal mülk
heveslisiydi. Eve ya da arabaya para yatırmayı sevmezdi.
Erkohen
İsrail’de Konuşuyor
Nesim Malki’nin
öldürülmesinden sonra kiskaca
alınan ve çareyi İsrail’e kaçmakta bulan Erol Erkohen cinayetin
anahtar ismi olarak halen Türkiye’ye dönmedi.
dönmedi. Ancak soruşturmayı
yürütenler aradan geçen uzun yıllar sonrasında Erol Erkohen’i buldu­lar ve
ifâdesini aldılar. 8 Şubat 2000 günü DGM Savcısı Aykut Cengiz Engin ve Polis
Müdürü Adil Serdar Saçan, Erkohen’in ifâdesini aldı. Hem de Tel-Aviv’de.
Erkohen’in
ifâdeleri gerçekten çarpıcıydı. Ken­dilerinin
Malki’lerle yakınlığını ve ortaklığını anlata­rak başlıyordu sözlerine:
“Benim
babam Hayim Erkohen ile Nesim Mal­
ki’nin babası (Yasef Malki) çok eski
tarihlerden beri
iplik işinde ortak olarak ticâret yaparlardı. Nesim Malki’nin babası
öldükten sonra da bu ortaklık de­vam etti. Benim babam öldükten sonra onun
işleri­
ni ben devraldım ve Malki 28 Kasım 1995 tarihin­de Bursa’da
öldürülünceye kadar bu ortaklığımız de­
vam etti. Bizim ticâret alanımız
sentetik iplik üreti­
cilerinden bir bölümü peşin para, bir bölümü de va­deli olarak
satın aldığımız ipliğin yine vadeli olarak
iç piyasadaki
fabrikalara ve tüketicilere verilmesi
şeklinde oluyordu. Bu ipliği
genellikle Cavit Çağlar
ve Ali Osman Sönmez’den satın alıyor, zaman za­man
da ithalât yapıyorduk. Adı geçen bu kişiler ve
Nesim Malki
iplik piyasasında en büyük piyasa pa­yına sahip gruptuk.”
Erkohen,
kendilerinin, yani Malki ile ortak oldu­
ğu Tunca şirketleri grubunun Çağlar’ın
ipliklerinin
tek alıcısı olduğunu ifâde ediyordu, ama Çağlar’ın piyasaya başka
aracılarla iplik verdiğini de biliyordu,
Zaten tüm sorunlar da buradan
doğuyordu.
“Bu dönemde
az miktarda Osman Sönmez
de iplik alıyorduk. Bu dönemde Nesim Malki, Çağlar’a ait
ipliklerin tek alıcısı ve pazarlayıcısı oldu
ğu için bu ipliklerin fiyatını istediği
düzeyde tutabil
me serbestisine de sahipti. Zira gerekirse ipliği bir süre almamak ve
Cavit Çağlar’a ait stokların artışı
na sebebiyet vermek suretiyle onu
istediği
yakın satış yapmaya yönlendirebiliyordu.
Erol Erkohen’in
bundan sora anlattıkları Evcil’in
verdiği ifâdeleri doğruluyordu. Evcil,
Çağlar tarafın
dan piyasaya sürülmüş ve onların ayağına basmıştı.
1992 sonlarına
doğru veya 1993 yılı ortaların
da bizim iplik piyasasında düzenlediğimiz aksamalar
olduğunu gördük. Araştırma yaptığımız da Erol Evcil isimli kişinin de iplik
piyasasına girdiğini
, Nergis grubundan iplik aldığını ve piyasaya bizden  daha uygun fiyatlarla iplik vermeye
başladığını
tespit ettik. Bu konuyu Nesim Malki’ye intikal ettim, Çağlar’la
görüşerek Erol’a iplik vermemesini, is
tedi. Bu şekilde aralarında ihtilaf
doğdu ve 1994 yı
lında da Cavit Çağlar Niso’ya hiç iplik vermemeye başladı. Bunun
üzerine biz Osman Sönmezin  iplik
lerini satmaya
başladık. Erol Evcil de Çağlar’a ait ip
likleri satmaya başladı. Bu durum
rekabete yol aça
rak iplik fiyatlarının düşmesine yol açtı.”
Erkohen, burada
Malki’in izlediği taktiği gizli
yordu. İplik vermeyen Cavit Çağlar
değildi,
iplik almayarak onu köşeye sıkıştıran Malki’ydi
. Evcille
Malki’nin Yakınlaşması
Malki’nin ortağı
ve sırdaşı Erkohen,  Evcil’le
Malki’nin
yakınlaşmasını ifâdesinde şöyle anlatıyor.
“Özellikle
Niso’nun fiyat kırması sonucunda ip­
lik üreticisi olan Cavit Çağlar ve Osman
Sönmezin
mâlî yapıları sarsıldı. Bu durumdan Nesim Malki de az para kazanmak suretiyle kısmen
zarar gördü. Ancak asıl zarar, üretici
fabrikalarda söz konusu ol­
du. Bu
süreç yaklaşık bir yıl sürdü. Bu süreçte Erol
Evcil ile Nesim Malki tanıştılar. İplik fiyatlarını birlik­te belirlemeye ve birlikte hareket etmeye karar
ver­diler. Bunun yanı sıra birlikte spot işler de yapmaya
başladılar. Bu işler zeytincilik alanında
ortaklık, oto­
büs alım satımında
ortaklık, keza iplik işinde ortak­
lık
şeklinde devam ettirildi. Erol Evcil de, Cavit Çağ­
lardan aldığı iplik miktarını azaltarak Nesim
Malki’-
den de iplik almaya başladı.
Gerçi iplik alımı üreti­
cilerden ve
fabrikalardan yapılırdı, piyasanın uygu­
laması böyleydi. Ancak Erol Evcil ile Nesim Malki bu genel uygulamaya bir istisna olarak üretici
olma­
dıkları halde kendi aralarında
da iplik alım satımı
yaptılar.”
Erkohen’in bu
ifâdeleri, olaydan tam 5 yıl sonra
alınıyordu. Söylenen sözler, dikkat
çekici bir biçim­de , olup bitenin Malki ve Evcil arasında yaşanan bir
Serilime dayalı
olduğu üzerine kurgulanıyordu. Er­
kohen, cinayetten 5 yıl sonra, halen cezaevinde bulunan
Erol Evcil’le Malki’nin arasında olup bitenleri
giderek bir
olumsuz seyir izlediğini anlatıyordu.
Bu kuşkusuz
doğru, ama aynı ölçüde de eksik ve
yanıltıcı bir anlatımdı.
“Erol
Evcil’in Nesim Malki’ye olan borçları
yüksek meblağlara ulaşınca Nesim
Malki’nin
gözü korkmaya başladı. Keza
bizim de bankalara fab
rikalara olan taahhütlerimiz aksamaya başladı.-Evcil bu
dönemde çek karşılıklarını ödemeyi aksatınca Nesim Malki de onunla alış
verişini önce
yavaşlattı sonra da keserek ödemelerin yapılmasını istedi ve bekledi.
Yine bu dönemde Erol Evcil tarafın
dan vadesi gelen çekler de ödenmemeye
başladı.
Bunun üzerine Nesim Malki Bursa’ya giderek ödemelerin
yapılmasını istedi ve vadesi geçen,
ödenmeyen çekler
karşılığında yeni vadeli çekler
durumunda kaldı.
Erol Evcil tarafından
Nesim Malki’ye
116 adet çeşitli meblağlı çeklerin (310 milyon Alman Markı ve
222 milyon Amerikan Doları) dökümüne ilişkin listede görüleceği üzere büyük
çoğunluğunun yeni vadeleri 1996 yılının birinci ve
aylarına
aittir. Bu çeklerin belirtilen vadeleri g den Nesim Malki öldürülmüştür. Nesim
Malki
den önce artık bu çekleri icra takibine koyan sil etmeyi
düşünüyordu.”
Erkohen’in,
Malki’yle belki de çok daha
boyutlarda sorunları olan Çağlar’la ilgili
değerlendirilmesi ise bir hayli ilginçti:
“…Cavit
Çağlar, Nesim Malki ile barışmak
ihtilaflarını halletmek arayışlarına
başladı. Hatırladı
ğım kadarıyla Niso öldürülmeden bir iki ay önce görüşmeye ve
ticarî ilişkilere başlamışlardı.”
Oysa hemen herkes bu iki isim
arasındaki so­runların pek de öyle kolay
çözülecek cinsten olma­
dığını
biliyordu. Nitekim Malki’nin ölümünden son­ra hazırlanın bir jandarma
istihbarat raporunda Mal­
ki’ye
borçlular listesinde ilk sırada Cavit Çağlar yer
alıyordu.
“Sen Bana
Babanın Emanetisin”
Evcil,
Malki’nin cenazesinde gözyaşı döktükten
sonra, bu kez de onun yakınlarını teselli görevini üstlenmişti. Nesim Malki öldürüldükten 15-20 gün
sonra Erol Evcil İstanbul’a gelerek Erkohen’i Kara-
köy’deki ofisine çağırıyordu:
“Nesim
Malki’yi öldürenler aslında seni öldüre­
ceklerdi; ancak ben onların seni
öldürmelerini önle­
dim. Şimdi bu kişiler benim bu hareketim sebebiyle benden para
istiyorlar. Hatta ben onlara büyük mik­
tarlarda para ödemeleri de
yaptım. Bu nedenle sen
benim keşide ettiğim bu çekleri tahsile koymayacak­sın. Nesim
Malki’yi öldürenlere seni kurtarmak için
ödediğim paranın dışında kalan
borcumu ise kısa bir
süre sonra sana ödeyeceğim.”
Evcil, bu
alışverişten gerçek anlamda kâr edi­
yor, diğer yandan da kuşkuları
üzerinden dağıtmaya
Çalışıyordu. Eksik bildiği bir konu ise, ona çok pahalıya mal
olacaktı. Erkohen, İsrail gizli servisi MOS-
SAD’la iç içe olup biteni adım adım
izliyordu. Ken­disine ulaşan bilgileri de onlarla paylaşıyordu.
“Ben
kendisine, Nesim Malki’yi öldürdükleri için
Para ödediğin kişiler kimdir, diye sordum. Bana,
sen bunların isimlerini bilmesen iyi olur,
dedi. Keza
ben kendisine, benim için
bu fedâkârlığı neden yap
tığını
sordum. O da bana hitaben, sen babanın
 emanetisin, baban ölürken seni bana emanet
etti dedi
.. Erol Evcil, Nesim
Malki’nin öldürülmesi Vesilesiyle
benim
de öldürüleceğim intibaını yaratıp beni korkutmak
güya beni koruyacağı söylemiyle borçlu olduğu çeklerin tahsilini önlediği gibi,
bu çek
leri iade etmek veya iptal
ettirmek zorunda bıraktı.’
“Malki Sürekli Tehdit Alıyordu”
Erkohen,
Malki’nin ölümünden önce sürekli
olarak tehditler aldığını da belirtiyor. Bu tehditleri! başlayınca Nesim Malki İstanbul Valisi’ne ve
Emniyet Müdürü’ne giderek bu durumu bildiriyordu. Hat-1
ta İstanbul Valisi’ne Korkmaz Yiğit ile birlikte
giderek koruma talebinde de bulunmuştu.
Malki’ye korunması için yardımda
bulunanlar-1 dan birisi de ne ilginçtir,
Evcil’in kendisiydi!.
“Bir süre kendisine koruma
verdiler. Nesim Malki’nin bu şekilde tehdit
edildiği dönemde hatırla
dığım
kadarıyla ölümünden bir hafta on gün önce
Burhanettin Türkeş telefon açtı. Bu esnada telefona ben çıktım. Nesim Malki de yanımda bulunuyordu. Burhanettin
Türkeş, ‘sizi öldüreceğim’ diyerek ve ağır
küfürler ederek kendisine para ödememizi isti­
yordu. Telefondaki bu
konuşmayı Nesim Malki de duyuyordu. Bu tehditler
üzerine Nesim bana hita­
ben, ‘kapat şu telefonu öldürsünler bakalım’
dedi. Ben bunun üzerine Burhanettin Türkeş’e hitaben, Nesim Malki’nin dediği şekilde,
‘öldürün de baka­
lım’ dedim
ve telefonu kapattım.”
Erkohen
Katillerle Pazarlık Ediyor!
Nesim Malki’nin öldürülmesinden altı
yedi ay sonra Burhanettin Türkeş, Erkohen’i
arıyor ve gö­
rüşmeye davet ediyordu.
“Kendisine
daha sonra görüşeceğimizi söyleye­
rek Erol Evcil’i aradım. Zira
Burhanettin Türkeş ve
bunun gibi Bursa’da yasa dışı işler yapan bir kısım adamlar Erol
Evcil’in yanında yer alıyorlardı. Ve
Erol Evcil’in bunlara sözü geçiyordu.
Evcil, bana te­
lefon açarak seninle bir araya gelip görüşmek isti­yorlar, dedi. Ne
görüşeceklerini sordum. Para iste­
diklerini ve bunların yanında Mehmet
Sümbül diye
bir adamın da bulunduğunu ve bu adamın çok teh­likeli bir kişi
olabileceğini ve İstanbul Conrad Oteli’
nde bir buluşma ayarladığını söyledi. Nitekim on beş gün sonra onların bildirdikleri tarihte
İstanbul
Conrad Oteline Evcil ile
birlikte gittim. Otelde Bur­
hanettin
Türkeş, Mehmet Sümbül ve Şükrü Elverdi
bekliyorlardı.
Burhanettin Türkeş ile Mehmet Sümbül,
artık açık oynuyorlardı.
“Niso’yu
biz öldürdük, ama para­
sına sen kondun ve tek başına kaldın. Bize para ve­receksin
yoksa seni de öldürürüz.” diyerek beş mil­yon Dolar para istiyorlardı.
Evcil’in de araya girme­
siyle Erkohen, neticede 700-800 bin Dolar civarın­da bir para
ödemeyi kabul etti.
“Bu
tehditlerin devam ettiği süreçte Erol Evcil
de benden iplik istedi. Daha
önceki borçlarımı ödemediği halde kendisinden korkarak tekrar 200-300 top
civarında iplik vermek zorunda kaldığım
da bir miktar çek vermiş ise de
müşteri  olarak verdiklerinin bir kısmı
ödendi. Ama
bölümü yine ödenmedi.”
Burada dikkat
çekici olan “cinayeti biz iş
diyen bir grupla tanışmasına rağmen Erol Erkohen’in güvenlik güçlerine uzun bir süre,
neredeyse
3 yıl kadar, hiçbir bilgi
vermemesiydi. Asline
hiç şaşırtıcı
değildi. Çünkü Erkohen’in daha
kendilerine
sığınacağı İsrail makamları, bu kol
herkesten
daha ilgili davranıyorlardı ve biraz
pahalıya
da mal olsa, Erkohen onlara tüm gelişmeleri ak
tarıyordu.
Nasıl olsa,
işin sonunda masraflar fazlasıyla tah
sil edilecekti.
BİR GARİP SORUŞTURMA
Malki
cinayetinin belki de en önemli boyutla­
rından birisi, olayın jandarma
bölgesinde gerçekleş­
mesi
ve soruşturmada askerlerin de başından beri bulunmasıydı.
Bundan daha da ilginç olan, soruştur­
manın
seyrinde Erol Evcil’le ilişkili olan askerlerle il­
gili ortaya çıkan iddialar oldu.
Bu iddialar son
derece önemli belgelere ve ra­
porlara yansımasına rağmen, bugüne kadar ciddi bir soruşturmanın konusu bile olmadı.
Her şeyden
önemlisi, Malki cinayetiyle ilgili so­
ruşturma dosyasının oluşturulması ve
tetikçilere ula­
şılması, akıl almaz bir biçimde engellendi ve ancak yıllar sonra
bazı bulgular ortaya çıkarıldı.
Gazetelere
yansıyan haberlerin çok ötesinde bil-Si ve delillere ulaşılmıştı aslında.
Örneğin dönemin
Bursa Valisi Orhan Taşanlar’la ilgili İçişleri Bakanlı-
müfettişlerince hazırlanan bir ön inceleme rapor
unda, Malki cinayetinin perde
arkasına ışık tutacak
ölçüde bilgiler yer alıyordu.
(İçişleri Bakanlığı, Mülki’
ye  Mftş.
Raporu,   17.4.2000,   sayı:
52/3Î
147/20)
Taşanlar’la ilgili raporun, ulaştığı belge ve bilgiler kadar, ortaya koyduğu tespitler de son derece çarpıcıydı. “Malki
cinayetini soruşturmakla
hemen hemen tüm birimlerdeki bir kısım
görevlile
rin,
değişik dönem ve derecelerde kusurluluk  içinde bulundukları anlaşılmaktadır.”
Cinayetin
etrafındaki sır perdesinin aralanması
için görevli olan emniyet, jandarma başta olmak üzere neredeyse tüm kamu birimleri içinde, soruşturmada ihmali olanlar bulunuyordu.
Bu tespitlerin
ortaya konulması için iki ör
birime bakmak yeterliydi.
Bursa Emniyeti
ve İl Jandarma Komutanlığı!
Erol Evcil’in
Bursa’da oluşturduğu ilişkiler
da pek çok emniyet görevlisini kuşatan bir nasıl oluşturduğu önemli ayrıntılarla geç de olsa  kamuoyuna sunuldu. Ancak işin bir de
askerlerle
boyutu var ki, bu konudaki
iddialar halen, boşlukta
yankılanmaya
devam ediyor.
Soruşturmanın Yönü Değiştiriliyor
Malki
cinayetinin tam bir buçuk yıl sonra
jandarma ve polis tarafından hazırlanan bir soruşturmanın
daha başından itibaren nasıl nün
değiştirildiğini ortaya koyuyordu. Susurluk:
misyonu’na gönderilen evraka göre “Katillerin gali belirlenemediği için yakalama yönünde çalışma
yapılamamıştı.”
Soruşturmanın
ilerlediği yön ise çok daha fark­lıydı.
İsimsiz bir ihbar üzerine Malki’nin gerçek fail­
leri oldukları
gerekçesiyle üç Dev-Sol’cunun peşine düşülmüştü. Susurluk Komisyonu’na
gönderilen resmî yazılarda garip olan bir durum daha vardı. Malki cinayetinin
failleri olarak belirlenen bu kişilere ne tür bir işlem ya da takip
yapıldığından söz edilmi­yordu!
Evcil’in etrafında
adeta kalkan oluşturan Bursa Emniyeti de soruşturmayı bu yönde
derinleştirmişti. Malki’yi sabıkalı Dev-Sol’cuların öldürdüğü ihbarı üzerine
onların peşine düşülmüş ve bu yönde tuta­naklar hazırlanmıştı. Dönemin Bursa
Emniyet Mü­dür Yardımcısı Şevki Dinçal’ın 8 Nisan 1996’da ha­zırladığı ihbar
tutanağında şu ifâdeler bulunuyordu.
“Müdürlüğümüz santralini arayan
kimliği belirsiz bir
şahıs, Nesim Malki’nin, İstanbul’da oturan
Dev-Sol’-
dan
sabıkalı Turan Kartal, eşi Azaduhi Kartal ve Remzi
Onuk tarafından öldürüldüğünü ihbar etmiş,
bu şahıslara silahlan
İstanbul Gültepe mevkiinde Serhat
Otoparkı’nı çalıştıran Hüseyin Özcan’ın te­
min ettiğini beyan etmiştir.”
“Eşgali Belirlenemedi”
Cinayetle ilgili
ilk soruşturmayı yapan Bursa İl
Jandarma Komutanlığı, cinayetten tam
1.5 yıl son­
ra 24 Şubat 1997’de Bursa Valiliği’ne bir belge yolladı: “28
Kasım 1995 günü, Soğanlı Mahallesi, İzmir
yakın çevre yolu ile Bursa
Yalova yolu Işıklı kavşağında
silahla ateş edilmek suretiyle
öldürülen^
sim Malki olayının suç takip dosyasındaki tanık şoför Cengiz
Yüksel’in ifâdesinde hafif sakallı belirttiği kişinin eşgalini tam olarak tarif
edemediğ
inden, kişinin robot resmi yapılamamıştır, sakallı olarak
tarif ettiği kişinin de eşgali tam ol
tesbit edilemediğinden, bulma
yolunda herhangi bir çalışmanın yapılamadığını bilgilerinize arz
eden
Dönemin İl
Jandarma Komutanı Kıdemli
Hüseyin Yılmaz’ın olaylar zincirinde çok daha farklı bir yeri
olduğu sonradan ortaya çıkacaktı,
bölgesinde gerçekleşen cinayeti
araştırmakla görevl
i Jandarma Komutanlığı, “katillerin eşgali
belirlene
medi” diye soruşturma yapmadığını, üstelik bir yazıyla ifâde ediyordu.
Jandarma
Bölgesindeki Cinayet
Malki cinayeti,
jandarma bölgesinde işlenmişti.
Bu nedenle soruşturmada jandarmanın
ilgili birimleri görev alıyordu.
İstanbul
Jandarma Bölge komutanlığı emrindeki istihbarat timi bu soruşturmada önemli bir
görev
üstlenmişti. Bu timin resmî görevleri arasında genellikle teröre
karşı mücâdele, uyuşturucu ve kap kaç olaylarının takibi, emir verildiği
takdirde asayişe! yö
nelik olaylar hakkında bilgi toplayıp ilgili makamlara yardımcı
olmak yer alıyordu. Malki cinayeti
bu üçüncü sıradaki görev kapsamında istihbarat
ti
mi
tarafından ele alınıyordu.
İstihbarat tim
komutanları, aslında Bölge istih
bârât Şube Müdürü’ne bağlıydı. Ama
önemli olay­
larda bizzat bölge komutanı tarafından da görev ve­riliyordu.
Görevlerini yerine getirirken “Üstlerine
sözlü olarak bilgi
veriyorlar ve onlardan emir geldi­ği takdirde toplanan bilgileri yazılı olarak
sunuyor­lardı.”
Tim komutanı
Binbaşı Kadir Tahir’in 17 Mayıs
2000’de Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına verdi­
ği ifâdede bu konuda ilginç notlar yer alıyordu.
“Olayın (Malki cinayetinin
-N.G.-) olduğu dö­
nemde halen emekli tuğgeneral Mehmet Yüklü böl­ge komutanı idi.
Kendilerine bahse konu olayla ilgili
olarak elinizde bulunan klasörün
içerisindeki bilgile­
rin tamamını sözlü olarak ilettim. Kendileri yazılı
ola­
rak bu bilgilerin Bursa Cumhuriyet Savcılığı veya İl Jandarma
Komutanlığı ‘na rapor edilmesi emrini ver
selerdi mutlaka yazılı hale
getirilerek yayımlanırdı.”
Binbaşı Kadir
Tahir komutasındaki istihbarat ti­
mi tarafından elde edilen pek çok bilgi,
işte tam bu
noktada “ham istihbarat” olarak kaldı. Oysa bu de­lillerin
değerlendirilmesi ve boşlukların tamamlan­
masıyla cinayet soruşturmasında çok
daha hızlı yol
almak mümkündü.
Dosyalarda
Bekleyen Deliller
Olayı soruşturan timin ilk yaptığı işlerden birisi, inayetten kısa bir
süre sonra Bursa Cumhuriyet
Savcılığı’nın da istediği telefon
kayıtlarına ulaşmak
oldu.
     Malki’ye ait cep telefonu
görüşmelerinin kayıtları
Bursa İl Jandarma aracılığı ile Cumhuriyet Savcılığı’ndan
yazılı olarak istendi. Binbaşı Tahir’in elde
ettiği bu dökümler, soruşturma
timi tarafınca hazırlanan dosyaya konuldu.
    Daha sonra üzerinde pek çok tartışmanın
yapıl
dığı
bu telefon kayıtlarının elde edilmesi aslında
zor değildi. Olayı soruşturan
savcılık ya  Osmangazi İlçe Jandarması
bile istedikleri zaman
görüşmelerin dökümünü elde etme imkânına sahiptiler. Ama
nedense böyle bir talep gerçekleşmedi.
     İşin daha da ilginç yanı Binbaşı Kadir
Tahir
de elde ettiği ve halen dosyasında bulunan bu telefon görüşmelerinin
kaybolmasıyla ilgili daha sonra mahke
melerde ifâde vermek zorunda kaldı. Binbaşı Tahir’in tam da Malki cinayetini soruştururken, teamüllere uygun olmayan bir biçimde Hakkari’ye tayin edilmesinin ardından da bu görüşmeler kayıtları hazırlanan dosyada mevcuttu. Burada
delille
rin listesinin yanı sıra, 13 adet cep telefonuna ait dökümler de bulunuyordu.
Bu konuda yargılanan soruşturma
timinin komutanı olmuştu. Ama halen hiç
kimse, Bursa Cum
huriyet
Savcılığı’na, İl Jandarma Komutanlığı’
da
ilçe jandarmaya “Bu telefon kayıtlarını niçin” vermediği
konusunda
soru sormadı. Binbaşı geçtiğimiz yıl 17
Mayıs’ta Ankara’da verdiği ifadede
Talepleri
olsaydı mutlaka kendilerine verirdim” 
diyordu.
Kendisine
yöneltilen bir diğer suçlama, Erol Evcil ve Burhanettin Türkeş’le ilgili elde
ettiği telefon
kayıtlarını yetkili makamlara iletmemekti. Oysa elde edilen tüm
bilgiler, dönemin Jandarma Bölge Ko­
mutanı Tuğgeneral Mehmet Yüklü’ye
iletilmiş, an­
cak kendisi bunların istihbarı değeri olmadığını dü­şünmüş olacak ki,
bunlar yazılı hale getirilmemişti.
Oysa bunlar
arasında, daha o zamandan Burha­
nettin Türkeş’in, hatta sonradan yakalanan Emin Mengi’nin bile olaydaki rolleriyle ilgili önemli
bulgu­
lar vardı. Tüm bu gelişmeler
mülkiye müfettişlerinin
bile aklına
şu soruyu getiriyordu. “Acaba olayın fa­
illerinden birisinin ifadesiyle gerçekten de
cinayet­
ten önce ilgili birimler
ayarlanmış mıydı?’
Kimin hangi birimleri ayarladığı
henüz tama­men aydınlanmış değildi, ama
ortada bir gerçek var­
dı ki,
soruşturma bir türlü ilerlemiyordu. Emniyet,
savcılık ve jandarma tarafından yapılan incelemeler karşılarına çıkan Evcil isminin üzerine bir türlü
gide­
miyordu.
Evcil’in
Numaraları Araştırılıyor
Soruşturma kapsamında jandarma timi
bu kez Erol Evcil’e ait numaraların gizlice
tespit edilmesi
yolunda bir talebi
Bursa Jandarma Alay Komutanlığı’
na
iletmişti. Ancak komutanlık cevap vermekte
gecikince, bu kez komutana telefonla ulaşıldı, “cevabın çabuklaştırılması” istendi.
İl Jandarma Komutanı Hüseyin
Yılmaz’ın Evcil’le ilgili düşünceleri çok
farklıydı. Her nedense o
nun “Böyle
bir olaya karışmayacak kadar temiz bir çocuk
 olduğunu” etrafındakilere
söylüyordu. Evcil’in hesap kayıtları incelendiğinde ise gerçek ortaya
çıkacaktı. Komutan Hüseyin Yılmaz, emekli ol
duktan sonra Evcil’den düzenli olarak para alanlar
arasında kayıtlıydı.
Şirketin muhasebecisi
Bayram Bozdemir’in  ifa
delerine göre bu paralar şirketin
resmî kayıtlarına işlenmiyordu. Evcil’in
muhasebecisi Bozdemir’in ifa
delerine
göre şirketlerden Albay Hüseyin Yılmaz
Ağustos
ve Eylül 1998 aylarında iki kez 300
tutarında ödeme yapıldı. Ödenen
paralar, bir ajan daya
“Hüseyin
Yılmaz (Albay maaş)” diye kaydedil
mişti. Üstelik Hüseyin Yılmaz’ın
oğlu da Erol Ev
cil’in yanında sigorta stajını tamamlamıştı.
Soruşturmayla
ilgili elde edilen tüm bilgi
bu şartlar altında Bursa Jandarma
Komutanı Hüse
yin Yılmaz’a iletiliyordu. Komutan Yılmaz, Tahir’in
Evcil’le ilgili kuşkularını
“Bu şahsın içinde yer alması mümkün değil, olayı
ona yıkmak
istiyorlar.” cevabıyla reddediyordu. Binbaşı Tahir, Komutan Yılmaz’ın
olayın aydınlatılması
ile ilgili
hassasiyet göstermediğini Bölge Komutanı’na iletmiş, ancak sonuç
alamamıştı.
Evcil, Albay Yılmaz’a Para Ödüyor
Hem Malki cinayetiyle ilgili, hem de Bursa Valisi Orhan Taşanlar hakkında hazırlanan Mülkiye Müfettişleri raporlarında bir isme özellikle dikkat çekiliyor: Bursa İl Jandarma Alay Komutanı Yılmaz.
Bursa Osmangazi İlçe Jandarma Komute teğmen H. Ali
Karabattı, müfettişlere
“Hüseyin Yılmaz’ın olay öncesinde ve sonrasında
Evcil’le görüş­
tüğünü duyduğunu” ifâde etti. Aslında Karabattı’
nın (kendi el yazısıyla müfettişlere ulaştırdığı bilgi notu
tek kelimeyle
inanılmaz iddialar içeriyordu.
“Ben Bursa
ili Osmangazi İlçe Jandarma Komu­tanı iken Bursa-Yalova karayolu
üzerinde bir işada­
mının silahla vurularak hastaneye götürüldüğünün tarafıma
bildirilmesi üzerine, olay yerine hareket et­
tim.
…Olay sonrası Nesim Malki’nin iş
ortağı Erol Erkohen ifâdesinin alınması için
jandarmaya geldi­ğinde Erol Evcil de vardı. Ben Erol Evcil’i sonradan
hiç görmedim, kendisini basından tanıdım. İl Jan­darma Alay Komutanımız Albay Hüseyin Yılmaz’ın Erol Evcil’le olay öncesi ve sonrası tanışıklığı
oldu­
ğunu ve görüştüğünü
duydum.”
Albay Hüseyin Yılmaz ise aynı raporda
geçen ifâdesinde,
“Kendisine
ulaşan bir bilgi olsaydı, gere­
ğini yapacağını” söylüyordu. Jandarma
istihbarat ti­
minin hazırladığı dosya kendisine gösterilince ise “bu
dosyadan haberdâr olmadığını” iddia ediyordu.
“Evcil’le
Aman Aman Bir Samimiyetim Yok”
    Albay Yılmaz, Erol Evcil’le
öyle “aman
aman” bir samimiyetleri olmadığını, en fazla 4-5 kez görüş­tüklerini ifâde ederken, oğlunun sigortacılık stajını fabrikasında yapmasını da “olağan” buluyordu. Bu ilişki soruşturmayı yürüten müfettişlerce hiç de olağan
bulunmamıştı, aksine “ilişkinin boyutları reddedilemeyecek kadar yakın ve
aşikar bulunmuştu. 
    hiç de olağan
bulunmamış, aksine “İlişkinin
lan reddedilemeyecek kadar yakın
ve aşikâr”
muştu.
Emekli olduğunda
Evcil kendisine iş teklif
ve onu işe almıştı. Evcil’in yanında çalışan emekli asker
Salim Kukul, kendisine
adam olduğunu” söylemişti.
Evcil’in rnı
Bayram Bozdemir’e göre ise Salim Kukul Pz cil’in askerlik
sorunlarıyla yakından ilgilenip
başka bir iş yapmadan maaş alıyordu.
Evcil
Keşfediliyor!
O güne kadar
jandarma bölgesindeki her ı li olayda olay yerine gelen emniyet güçleri i
ki cinayetinde
hastaneye gelmeyi tercih et
Çünkü o sıralarda öteden beri yaptıkları ı Evcil’in etrafında kalkan olmakla meşgullerdi.
Soruşturmayı
yürüten jandarma istihbara^
nin  komutanı  Binbaşı
Kadir Tahir,   Bun emekli bir astsubay B.’den ilginç bir telefon du. “Bursa ‘ya geldiğinde bizi ara, sizi
misafir
çok iyi ahilerimiz
var.”
Binbaşı Tahir, kendisinden bir
telefon is bu numaranın Evcil’in şirketine
ait olduğu ör
kıyordu. Kuşkular Evcil
üzerinde yoğunlaşmaya’!
lamıştı.
Binbaşı Tahir, Evcil’i ziyarete gitti.
“Bursa’ya
acele gidip Erol Evcil’in tepkisii
cut dilinin ne anlatacağını öğrenmek
istedirm
den şirkete gittim, dışarıda karşıladı. Rengi heyecanlıydı.
Havadan sudan konuştuk. Ünit
filan çok sevdiğini ve misafiri
olmamızı istedi.”m
Zincir çözülmeye
başlıyordu. Bu arada Korkmaz
Yiğit ‘le yapılan gayr-ı resmî görüşmelerden sızan bilgiler de
olayın Evcil etrafında geçtiğini ortaya çı­
karıyordu.
Evcil’in
etrafında müthiş bir emniyet kalkanı ol­
duğu ve Özel Harekât’ta görevli üç polis memuru Yaşar, Gazi
ve Garip’in olaydan haberdar olduğu bilgisi
de soruşturma timine ulaşıyordu. Ama bu bil­
giler, jandarmanın üst düzeyinde bir türlü resmî is­tihbarata dönüşmüyordu. O sıralarda Jandarma Ge­nel Komutanı olan Teoman Koman’a bu bilgilerin ulaşıp ulaşmadığını ise tahmin etmek kolay
değildi.
Binbaşı Kadir Tahir’in Hakkâri’ye tayininden sonra istihbarat
timinin çahşmalan hemen hemen durma
aşamasına geliyordu.
Binbaşı Tahir’in
Bilgileri
Jandarma Bölge
Komutanlığı’na Binbaşı Kadir
Tahir tarafından yazılan raporda elde edilen bazı bulgular ve iddialar şöyle sıralanıyordu:
– Nesim Malki,
1995 yılının Nisan ayından baş-
‘ayarak en son Kasım 1995’e kadar telefonla teh­ditler almıştır. Bu tehditler yüzünden Kasım 1995’in ilk haftasında PTT’ye başvurup
telefonları-
m değiştirmiştir.
– Bu
tehditlerin kimler tarafından ve nasıl yapıl-
dığını yakınlarına anlatmamıştır. Ancak 24 1995’de Korkmaz Yiğit’le birlikte, İstanbul lisi Hayri Kozakçıoğlu’na giderek tehditleri mistir.
Ardından İstanbul Emniyet Müdürli resmî
müracaatta bulunmuş ve bir adet kor
lisi
verilmiştir. Ancak Bursa’ya giderken bu kc
yanında yoktur.
– Malki’nin
ketum bir kişilik olduğu, işlerinfj
blok yaptığı, her işiyle ilgili ayrı
avukatlarının
düğü, birbirleri ile temas etmedikleri, kendisini tutmadığı ve
kaynağı belli olmayan çok miktar
yit dışı para ile uğraştığı
öğrenilmiştir.
– Son 8 yılda işlenen cinayetler
inceleni Malki cinayetinin taktik ve yöntem
açısından
ri tespit edilememiştir.
Çok Özel
Değerlendirme Notlan
Aynı jandarma
istihbarat raporunda, bir
rüşme yapılan kişilerle ilgili konumlarını g notlar vardı. Bunlar hayli
ilginç değerlendi içeriyordu. Bu
değerlendirmeleri ifâdeleri
madan
aktaralım.
Meri B. Malki: Nesim
Malki, karısını ör
Mualla isminde bir kadınla aldattığı için pek tu diği gözlendi.
Kadının Büyükada’da kumart çalışan bir krupiye ile ilişkisi olduğu, ayrıca
bul’da bir
dostu olduğu ve buna Ortaköy’de
açtığı tespit edildi. Kadın aynı
zamanda kum?
n derecede düşkün. Niso’nun öldüğü gün Yiğit’in
karısına, Niso’yu Korkmaz bile koruv
serzenişte bulunduğu, eve gelen tehdit
telefon­
larını bizden gizlediği.
Erol Erkohen: Niso
öldükten sonra ölmekten
çok korktuğu için Evcil’den iki koruma aldığı. Mali yönden çekindiği
için Sümerbank olayını bizden giz­
lediği, daha sonra samimi olduğu,
herşeyi soruldu­
ğunda anlattığı. Ayrıca Niso’nun kadın kız konusu­na düşkün
olduğu. Herhangi bir bankada gizli hesa­
bı olabileceği. Niso’nun bütün alışveriş ve gayr-ı menkullerine 1/3 oranında ortak.
Korkmaz Yiğit: Yiğit
İnşaat firmasının sahibi.
Erzurumlu, Ermeni olabilir. Son 3-4 sene içinde aşı­rı derecede
maddî imkânlara sahip olduğu. Üst dü­
zey bürokratlarla çok samimi. Niso ile
Zincirliku-
yu’daki Yeşil Vadi evlerine ortak. Bahçeşehir’deki arsa yüzünden
Ağa Ceylan ile problemli. Niso ile il­gili geniş bir bilgiye sahip. Erkohen’in
bilmediği ko­
nular hakkında bilgisi var.
Hayyam
Garipoğhi: Maktulün (Malki’nin) daha
önceleri Bank Indosuez’i alamadığı için
banka alma
sevdasından Sümerbank’ı ortak olarak aldığı şahıs. Sümerbank’ı
alırken, 52 milyon Dolar’ın 26 milyon
Dolar’ını Niso vermiş. 26 milyon Dolar
için de be­
raber Vakıflar Bankası’ndan kredi kullanmış. Niso öldükten 3 gün sonra 4 milyon Doları
geri ödedi. *5 Nisan 1996 tarihine de 15
milyon Dolarlık çek
Veırniş. Sümerbank’ta Niso’nun hisselerinin kontro­
mâlî müşaviri Emre Burkçin yapmakta, aynı ^manda
Tuncabank eski Genel Müdürü Şükrü Ka-
>hasanoğlu,
Sümerbank’a genel müdür olmuştur.
Erol
Evdi: Eşrefoğlu Sigorta’nın sahibi.
Çağlar’ın
oğlu Mustafa ile tanıştıktan sonra
derecede
maddî açıdan yükselmiş. Niso ile
çekişmesinden yararlanıp Niso’nun en
büyük
olmuş. Niso’nun Korkmaz’dan önce en g şahısmış. Yanında birisi emniyet müdürü de polislikten ayrılmış 8-9 kişi var.
“Evcil’i
Sorgulayın, Olaylar Çözülür* |
Binbaşı Kadir
Tahir’in elde ettiği bilgiler <
berraklaşıyordu. Konuyla ilgili
inceleme yapa
fettişlere verdiği bilgi notunda şunları söylı
“Eylemin,
İstanbul ili ile bir bağlantısı
madiği, kimler tarafından
gerçekleştirildiği yÖ!f
yapmış olduğum çalışma ve aldığım istihbarı ı neticesinde,
maktulün öldürülmesi eylemini >
leştiren kişilerin Bursalı işadamı Erol
Evcil’de
mat aldıklarını haber aldım. Ancak olayı ger tiren kişilerin
kimler olduğu yönünde bilgi
olamadım.”
Asıl çarpıcı
açıklamalar bundan sonra gelj}
Binbaşı Tahir’in bu bilgileri aktardığı isimlerini si hayli
kabarıktı:
“Bu
bilgileri dönemin İstanbul Emniyet
Orhan Tasanlar, asayişten sorumlu
Emniyet.
Yardımcısı Deniz Gökçetin, Asayiş Şube Sedat Demir,
Müdür Yardımcısı Muzaffer
cinayet Büro Amiri Başkomiser Turan
YılmaziJı
lunduğu ortamda kendisine aktardım. İşadar Evcil’in
İstanbul’da bulunması muhtemel adn
den araştırılarak yakalanması, gözetim
altına alınıp
sorgusu yapıldığında olayın aydınlanabileceğim açıkladım.”
Ancak Tahir, onları ikna edememişti. “Evcil’i
gözaltına almak sıkıntılı olabilir. Siz
eylemi gerçek­
leştirenlerle ilgili
çalışma yapın!”
Evcil’in
sevgilisi Gülben Ergen’i takip etmek ise sonuç vermemişti.
Oysa jandarma
istihbaratının yaptığı çalışmada, eylemin Evcil tarafından yaptırıldığı duyumu
alın­
mıştı.
Ayrıca Evcil’le Alaattin Çakıcı arasındaki bağ­
lantılar da ortaya çıkmıştı.
Binbaşı Tahir’in bu bilgi
ve duyumları aktardığı bir önemli isim de Başbakan­lık Teftiş
Kurulu Başkanı Kutlu Savaş olmuştu.
Buharlaşan
Jandarma İstihbarat Raporları
Malki
cinayetiyle ilgili o günlerde Jandarma is­
tihbarata tarafından hazırladığı ifâde
edilen bir diğer
raporda Malki’nin alacak listesi ve pek çok önemli bilgi yer
alıyordu. Bu raporun akıbetinin ne olduğu
hâlâ bilinmiyor. İşin daha ilginç olan
tarafı, jandar­
ma tarafından hazırlandığı belirtilen iki rapordan bi­rincisinde
bulunan bazı bilgilerin ikincisinde yer al­
maması oldu. Bu raporla ilgili
yayınlanan haberler,
deyim yerindeyse deprem yaratacak kadar önemliy­di. Ama, tam
aksine gündeme bile alınmadı.’2
Oysa yıllar
sonra ortaya çıkan bilgiler, bu rapor­
larda yer alan hemen tüm bilgi ve
iddiaların doğru­
luğunu ortaya çıkardı. Birinci raporda, Malki cinayeti
konusunda,
Bursa Bölge Başkanlığı’nın bu konuda oldukçaıi sahibi olduğu
ifâde ediliyor. Rapora göre Mc
borç alanların çoğu geri ödeme yapmamışlardı durum, Erol
Evcil için de geçerliydi. Rapora j Evcil, Malki’yle olan ilişkisi boyunca, en
yüklü
tarda parayı, Malki’nin ölümünden 3 ay önce ti.
Söz konusu
raporda, cinayette Jandarma’njj
ihmali bulunduğu, ancak dönemin Bursa ti’nin cinayetle birinci derece ilişkisi olduğu belli  oluyordu.
Tetikçiler Emniyet mensubu, Şükrü
di’nin grubu ve Kürt Sıho lakaplı küçük çaplı latlar için görev alan bir şahıs.
MiT’in Bilgisi Var
İstihbarat
değerlendirmesinde, MİT Bursa
Başkanlığı’nın bu konuda oldukça bilgi sahibi ğuna da dikkat
çekiliyordu. “Bursa ‘da çok tanır,
bir işadamı ile
Mehmet Gedik ve ANAP’tan 
geçen Bursa
Milletvekili İbrahim Yazıcı ‘nın
dan dolayı, MİT olaya ağırlığını
koyamadı.”
Raporda, halen
görevde bulunan bazı askerler suçlanıyordu. “Bu kişilerin, asker kaçai
duklarmı
bildikleri halde Erol Evcil’e yardımcı
ol lan” da ifâde edilmişti.
“Mesut
Yılmaz Biliyor”
Rapordaki en önemli iddialardan biri,
Malki’yi Alaattin Çakıcı’nm “Borçluları sıkıştır ması” yönünde
tehdit etmesi. Malki, Refahyol dö­
neminde
“tehdit edildiğini” Mesut Yılmaz’a aktarı­
yor. Malki’nin Yılmaz’la yüz yüze mi, yoksa Eyüp Aşık aracılığıyla mı görüştüğü tam olarak bilinmi­yor. Fakat anlatılanlardan ortaya çıkan,
Yılmaz’m,
olayları ana hatlarıyla
bildiği.
Bir başka
istihbarı bilgiye göre, Nesim Malki’nin
parasını işleten Korkmaz Yiğit de,
Malki’yle birlikte
kendisine gelen tehdidi, “Borçlular bizi
öldürecek”
kaygısıyla Mesut Yılmaz’a ve dönemin İstanbul Vali­si’ne iletiyor.
Bu gelişmelerden haberdar olan Çakı­
cı, Malki ve Yiğit’i tehdide devam
ediyor.
Daha sonra Erol Evcil devreye girerek,
Nesim Malki’ye, “Benim Alaattin
Çakıcıyla aram iyi”
diyor
ve onun yanında Çakıcı’yla telefon görüşmesi yapı­yor. Malki’yi de onunla görüştürüyor. Malki, Erol Evcil’e
emânet oluyor. Hatta bazı alacaklarını Evcil aracılığıyla tahsil ediyor.
Malki’nin ortağı Erkohen, bu ilişkilerden
duyduğu rahatsızlığı Malki’ye anlatı­
yor.
Jandarma
istihbaratının raporuna göre cinayet, Bursa Polis Evi’nde planlanmıştı. Raporda
“Döne­
min Bursa Emniyet Müdürü Ahmet Demir olayı ört­bas eden kilit
görevlidir. Olayın, Jandarma ‘nın ka­
yıtsız kalması ve Emniyet’in üstünü örtmesiyle bu hale getirildiği açıkça ortadadır.” deniliyordu.
Raporda belki
de en dikkat çekici değerlendir­
iş, bugün bile geçerliliğini koruyan
bir tespit olarak
edilmiş: ” Üst düzey bazı politikacı ve işadam-bu olayın
dışında tutularak, birkaç küçük suç-
lu ile bu dosya
örtülebilir duruma getirilmek
yor.”
Jandarma
istihbarat raporuna göre, Nesil
ki, öldürüleceğini yakın çevresine sık
sık ifâ yordu. Malki’nin, sonunda MOSSAD’a
ve açıklamalar yaptığına da dikkat
çekiliyor,
(3)
Malki’nin
Alacak Listesi
Jandarma
İstihbaratı tarafından hazırlandı^
lirtilen, ancak daha sonraki raporlara
alınmay^ listeye göre Malki’nin borç verdikleri ve mil
şöyle:
1- Nergis
Holding: 107 trilyon lira (Malki,|
diği borcun karşılığında çek almış).
2- Nergis Air:
91 trilyon lira (Karşılığında
nat almış).
3- Mehmet
Gedik: 2.3 trilyon lira (Karşıhj!
çek almış).
4- Erol Evcil:
179 trilyon lira (Karşılığında^
almış).
5- Korkmaz
Yiğit: 108 trilyon lira (Karşılı
çek almış).
6- İbrahim
Yazıcı: 103 trilyon lira.
7- Hasan Canlar:
3 trilyon lira (Karşılığında^
almış).
8- Özdilek A.Ş.:
118 trilyon lira.
        9- Yahya Demirel: 15 trilyon lira.
10- Hacı Ali
Demirel (Veli Sözdinler aracılığıy­la): 143 trilyon lira (Karşılığında çek
almış).
11- Aksa Holding:
41 trilyon lira (Karşılığında çek almış).
12- Erol Erkohen:
39 trilyon lira (Karşılığında çek almış).
13- Özbek İnşaat:
17 trilyon lira.
14- Maya İnşaat:
11 trilyon lira.
15- AKS: 19
trilyon lira.
16- Medi Grup: 10
trilyon lira (Karşılığında çek
almış).
17- Altın Tavuk: 9 trilyon lira
(Karşılığında çek
almış).
Dövizle borç
aldıkları belirtilenler ise şunlar:
1- Kamuran Çörtük: 45 milyon Dolar
(Malki karşılığında ipotek almış).
2- Hayyam
Gariboğlu: 17 milyon Dolar (Karşı­
lığında ipotek almış).
3- Hacı Ali
Demirel (Veli Sözdinler’in kefil olma­
sıyla): 30 milyon Dolar (karşılığında
ipotek almış)
4- Ertaç Tinar: 16 milyon Dolar
(Karşılığında teminat ipotek almış).
5- Turgay Ciner: 23 milyon Dolar
(Karşılığında ‘potek almış).
Listenin en dikkat çekici yanı, Cavit
Çağlar ve Kamuran Çörtük’ün yanı sıra, Hacı Ali ve Yahya !’in de önemli
miktarlarda borçla listede yer alması.
Kısacası tam
bir aile fotoğrafı.
Soruşturma
“Emniyefte
Soruşturmanın jandarma tarafından
yürl kısmındaki “tuhaflıklar” neredeyse
aynen
düzeyinde de ortaya çıkıyordu.
Bu konudaki \
lere Emniyet
İstihbarat eski Daire Başkan Ve
nefi
Avcı ile başlayalım.
Avcı, o dönemde
İstanbul’da önce İstiht
be Müdürlüğü, ardından Emniyet Müdür Yardtî ğı görevlerinde
bulundu. Hanefi Avcı, soruş
yürüten müfettişlere verdiği bilgi notunda söylüyordu:
“Malki’nin
öldürülmesinden kısa bir süre
tahminen 10-15 gün sonra Nesim MaM Erol Evcil isimli Bursa ilinde muhtelif firmals Malki’nin ortağı
veya ilişkide olduğu işadar Malki’ye olan
borcunu ödememek için öldüı
yolunda
istihbarı bilgi alınmıştı. Bu bilgi zamğ
Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’a
arz Zannederim
o da cevaben
benzeri bilgilerin
ne intikal ettiğini söylemişti.”
Orhan Taşanlar’a bu istihbaratı
veren, rât Şube Müdürü Adem Demir’den
başkası d«
Gelen bilgiler arasında,
Evcil’in bazı gör« menfaat
ilişkisinde olduğu, cinayeti Bursa’da lat işleriyle uğraşan kişilere para
karşılığı yaf
da bulunuyordu.
Malki’nin ölümünden önce aldığı
tehdit
istanbul Emniyet
Müdürlüğü Asayiş Şubesi de ha­
berdârdı. Bu bilgi valilik üzerinden kendilerine
ulaş­
mıştı.
Cinayetten sonra da bu konudaki bazı bilgiler
aynı şubeye ulaşıyordu. Ne var
ki, dönemin Asayiş
Şube Müdürü, daha sonra başta rüşvet olmak üzere çeşitli suçlamalardan meslekten
atılan Sedat De­mir’den başkası değildi.
Hanefi Avcı’ya göre, aslında Sedat
Demir ve ekibi, oldukça önemli ve kuvvetli
bilgilere ulaşmıştı.
Ancak kendisi o
sıralarda Ankara’ya tayin edildiği
için işin devamını ancak basından
izleme imkânı bulmuştu. Soruşturmanın
İstanbul Emniyeti tarafın­
dan elde edilen
bilgiler doğrultusunda niçin derinleş-
tirilmediğine
ise “anlam verememişti.”
Olayı daha sonra gündeme getirmek
isteyen Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
Bülent Orakoğlu
da, yaptığı bu
girişimin bedelini “Köstebek davası
ile ödediğini” söylüyordu.’4
Ancak İstanbul
Emniyet Müdürü Orhan Taşan­
lar’a bu konuda bilgi verenler, sadece Avcı ve bazı
emniyet
mensuplarından ibaret değildi.
Çakıcı-Eken
Kaseti
Erol Evcil ve
Alaattin Çakıcı’nın başrollerinde
olduğu konuşma kasetleri uzun süre
Türkiye günde­
minden inmedi. Ancak Kasım 1998’de Aktüel Der-Sisi’nde
yayınlanan bir başka kasette ilginç bir ko­
nuşma deşifre edilmişti. Bu kez taraflar
Susurluk’un önemli iki ismi, Korkut Eken ve Alaattin Çat
“…Eken- Ben bunu şeye, Orhan
Bey’e  söylesem mahsuru olur mu senini Senin söylediğini söyleyeceğim.
Çakıcı- Valla
abicim işte..
lyf.fj
Eken- Yani, abi bir yardım et, filan dedi Belki, dedi, o dışarıdaki senin arkadaşının olabilir, dedi. Alaattin sen istemiyorsan ben mem yani.
Çakıcı- Yalnız bu şey, bu bana anlattığın için, patron var ya,
Eken-Heee…
Çakıcı- Onunla bir konuş. O okey derse musun, o İstanbul’dakine, benim
anlattıklarımı^
lat
Eken- Tamam Alaattin.
Çakıcı- Anladın mı abi ?
Eken-Anladım, tamam.”
Aslında Çakıcı’nın sıkıntısı, cinayetin kene üzerinde kalmasından endişe etmesiydi. Hane beple olursa olsun, cinayeti kimin işlediği koni da ayrıntılı bilgiler Orhan Tasanlar’a çeşitli dan ulaşmıştı.
Korki Haber
Veriyor: “Evcil Yaptırdı’
Korkmaz Yiğit, tıpkı Evcil gibi hızlı yüksel çöken zenginler arasında yer alıyor. Yiğit, 1978 lından sonra iş
hayatına atıldı. 1980 yılına hep İstanbul
dışında iş yaptı.

Yiğit, 90’h yıllarda daha çok İstanbul Etiler ve Ulus’ta yaptığı lüks konutlarla tanınan bir müteah­hitti. İkinci bankası Türkbank’ı alana kadar lüks
ko­
nut dışında yaptığı diğer işler
bilinmiyordu. 1997′-
nin Mart ayında Garanti Bankası’nın da sahibi Do­ğuş Holding’ten 85 milyon Dolar’a Bank Ekspres’i aldığında bile bu kadar “sükse” yapmamıştı.
Bank
Ekspres’ten sonra Ekspres Yatırım, Ekspres Lea-sing, Ekspres Factoring ve Ekspres Danışmanlık’ı kurarak inşaat sektörünün yanı sıra finans
sektörü­
ne girdi. Şirketlerinin
sayısını arttıran Yiğit, 1997
sonunda
tüm şirketlerini holding çatısı altında topla­
dı. Yiğit’in Türkbank’la başlayan çöküşü, basındaki büyük atılımlarını da bitirdi.
Yiğit’in,
Evcil’le olan en önemli irtibat noktala­
rından birisi ise Malki’ye olan borcu
konusunda Ev-
cil’i aracı yapması. Bunlann hepsinden önemlisi ise cinayeti kimin
işlediğini başından beri biliyor olma­
sı. Üstelik bunu çok önemli bir isme de
anlatmıştı.
Korkmaz Yiğit,
dönemin İçişleri Bakanı Kutlu
Aktaş’a, telefonda Malki cinayetinden Çakıcıyla olan ilişkisine
kadar pek çok konuda bilgi vermişti.
“Nesim
Malki’yi öldürülmeden bir ay önce tanı­dım. Ona kendi aramızda Niso derdik.
Erol Evcil ile
ortak olduğunu öğrendim. Evcil, Niso’yu sıkıştırıp Para alıyormuş, benden yardım
istedi. O sırada
Hayri Kozakçıoğlu
İstanbul Valisi idi. Ona götür­
düm,
durumu izah etti. Vali, konuyla yakından ilgi­lendiğini ifâde etmişti. Hayrı
Bey de ona önerilerde
bulundu. Çıktık. Bana hemen telefon geldi, ‘Ben Çakıcı, abi Niso’yu koruma, o benim ekmek kapım’
dedi. ‘Ben İstanbul’dan 15-20 kişiye her set ra çıkarırım, iki kere de Niso’ya sıra gelir,
rumaktan vazgeç’ dedi. ‘Peki kardeşim’ dedir
“Dinleyen Polislere İhbar Olsun!’
• (
Korkmaz Yiğit, “kimyasını
bozan” telefor
le anlatıyordu: “Çakıcı, beni Malki
cinâyetit gün sonra yine aradı ve Malki’nin öldürülme
Evcil’i sorumlu
tuttu. Dinleyen polislere ihbar
sı için telefonda bunları anlattığını
söyledi.”
Ve Tartışılan
Bürokrat: Orhan Taşanla
İstanbul Emniyet
Müdürlüğü’nden Bursa?j
olarak tayin edilen Orhan Taşanlar da,
Susı
recinde ve daha önce ortaya çıkan çeşitli te larda adı geçen
önemli bir emniyet mensul
Erol Evcil,
Malki cinayeti zanlısı olarak
ya başlandığında, Taşanlar da Bursa Valisi^ görev yapıyordu.
30 Ekim 1999 tarihli Hürriyet’te
Fatih yazısına hayli ilginç bir başlık
atıyordu: “J
Taşanlar’i; Taşanlar, Evcil’i.”
Altaylı’mn
gündeme getirdiği iddialar çar
Evcil’in bir yıl saklandığı Bursa’da,
üstelik Taşanlar
merkeze alındıktan sonra yakalanı doğrusu çok
dikkat çekiciydi. Altaylı, bir adimi
ileri giderek soruyordu:
“Evcil’i
koruyan Bursa Valisi Tasanlar
Taşanlar’i koruyan kim? Taşanlar pek çok kararnamesi’ni
atlatmıştı. Bu da Taşanlar’ın siyâset
jjstü bir hâmisi olduğu izlenimini uyandırıyordu. Son kararnamede de, Taşanlar’ın görevden alınma­sı çok zor oldu. Kararname Köşke takılıp durdu.
Süleyman
Demirel, iki valinin merkeze alınma­sına şiddetle karşı çıkıyordu. Bunlardan
biri Bursa
Valisi Orhan Taşanlar’dı. Kararname üç ayda imza­lanabildi.
Süleyman Demirel bu kez Taşanlar’i koru­
yamadı. Taşanlar, Süleyman Demirel’in
korumasına
rağmen tutunamadı. O tutunamayınca Evcil de ya­kayı el
verdi.”
Aile
Fotoğrafından Yansımalar
Orhan Taşanlar’ın dönemin
Cumhurbaşkanı Süleyman Demire!’le yakın
olduğunu aslında herkes
biliyordu.
Ama Bursa Valisi’nin
merkeze alınması sırasında adeta
bu yakınlığı belgeleyen bir olayı yine
aynı yazıdan okuyalım:
Orhan
Taşanlar’ın görevden alındığı haberi,
resmî açıklamadan önce basına sızmış ve
Kamuran
Çörtük’e ait BRT bu haberi vermişti. Sonraki geliş­meler dramatik.
Vali Taşanlar, Kamuran Çörtük’ü
arayarak haberi yapan muhabirin
kimliğini ve habe-
r> kimden aldığını öğrenmek
istemişti. Kamuran Çörtük de muhabire
sordurtarak haber kaynağını
öğrenip
Taşanlar’a bildirmişti.
Böyle bir
yaklaşımın basın ahlakıyla ilgisi olma-
için Basın Konseyi, Radyo D Haber Müdürü Şendir’in başvurusu üzerine bu olaydan dolayı
Çörtük’ü kınamıştı.
Bakın şimdi
siz şu ilişkiler ağına. Kamura tuk, görevden alınmasıyla ilgili bilgiyi sı
Süleyman Demirel’in korumasındaki Taşar diriyor.
Peki Kamuran
Çörtük kim?O 
 ‘İşte bu da benim ailem’ diyerek, Çat lar ve Ali
Şener’le birlikte fotoğraf çektirdiği^
damından biri.”
Daha sonra birer
birer yolsuzluk gündemi
şen bu garip aile fotoğrafındaki başka isimler1;
ların
yakınları, Malki cinayeti etrafında ortaya|j
ilişkiler zincirinde sürekli
karşımıza çıkıyordu. Genel
likle de Cavit Çağlar.
Taşanlar
Evcil’i Tehdit Etti mi?
Aile
fotoğrafının yansımalarını ve Çağlardı
raki sayfalara bırakıp tekrar Taşanlar’a Vali Taşanlar, Evcil’i kolladığı ve bunu bazı çi
ve emniyetçilerle yakınlığı nedeniyle yapt
alarmı her zaman reddetti.
Daha sonra bir
başka önemli iddia ortaya
Malki cinayetinin tetikçisi olarak yakalanan nettin
Türkeş, Taşanlar’ı, “Evcil’den 2 milyon
isteyip
alamadığı için Malki dosyasını açmakla]
luyordu. Bu durumu Türkeş’e bir başka
zanlı,
Elverdi aktanyordu.
“Dilleri Kesilecek!”
Taşanlar, bu
iddiaya büyük tepki gösteriy
8 Mart 2000 tarihinde Show TVde Reha Mı sorularını
cevaplandırırken, iddia sahiplerini “Ben haysiyetime dil uzattılar,
dilleri kesilecek.
” diye
âdeta tehdit ediyordu. Tasanlar, bu
konuda çıkan haberlere cevap verirken bir hayli de iddialıydı:
“Sayın
Muhtar, ben bu haysiyet cellatlarının
manşete taşıdıkları ifâdelerden
sonra bir araştırma yaptım. Burhanettin Türkeş’in ne şekilde ifâde ver­
diğine ulaşmak
istedim. Ben bu ifâdelere ulaştım. Burhanettin Türkeş’in, Orhan Taşanlarla
ilgili tek
bir satır, Orhan Taşanları ima edecek tarzda, ismi
geçecek şekilde bir ifâdesi varsa ben bu suçlamayı
kabul
ediyorum.”
Tutanaklara
Geçmeyen İfâdeler
Gerçekten de ne
Reha Muhtar’ın elindeki ifâde­lerde, ne de Taşanlar’ın gösterdiği metinlerde
böyle
bir söz ya da ima
yoktu. Ama gerçek kısa zaman sonra ortaya
çıkacaktı.
Orhan Taşanlar hakkında, merkeze alındıktan
sonra İçişleri Bakanlığı tarafından
görevlendirilen
iki mülkiye
müfettişi tarafından yapılan incelemede
müthiş bir bulguya ulaşılıyordu.
Bursa Emniyet Müdürlüğü tarafından
yapılan Sorguda, Burhanettin Türkeş,
Taşanlar’la ilgili iddiaya
gündeme
getiriyordu. Bu ifâdeler ses bandı kayıt­
lının deşifre metninde yer
alıyordu. Ayrıca aynı Edeler yine emniyetin
elinde bulunan video kasetler
de
görüntülü olarak bulunuyordu. Ama her nede
nse, Taşanlar’la ilgili bu kısımlar 20 Kasım 1999
li ifâde tutanağına
geçirilmiyordu.
Taşanlar’la ilgili ön inceleme raporunda ha önemli bir noktaya dikkat
çekiliyor ve kendi ifâdelerinde “Taşanlar
bana böyle bir bulunmadı. Ama Taşanlar’m kendisini ziyai
lenlere ‘Bu işin içinde Evcil var. Bu işi E yacağım’ dediğini duydum.” demesi şu sekil ğerlendiriliyor:
“Ma/k/ cinayetine
azmettirmekten yargıla
ta olan (Evcil’in), cinayetle ilgili dosyanın aç sı hususunda
Vali Orhan Taşanlar ile her ne
olursa olsun bir pazarlık içinde
bulunduğunu, t.
dan müfettişliğe itiraf etmesi azmettirici olu itiraf etmesi
mahiyetinde olacaktır. Bu neden
le bir teklifin geldiğini, yukarıda
açıklanan anlatımdan daha açık bir şekilde itiraf etmt
lenmemelidir.
Yani, özetle
İçişleri Bakanlığı raporunda,
in de Taşanlar hakkında, Burhanettin Türkeş’î
delerinde yeralan iddialan “dolaylı olarak ani
değerlendirmesi
yapılıyordu.
Nitekim raporun sonuç bölümünde
halen| kez valisi olarak görev yapan Orhan
Taşanlarl li “soruşturma izni verilmesi gerektiği kanaat
nucuna varıldığı” da belirtiliyor.
Aslında bunlar
Taşanlar’la ilgili yapılan ilk ı
turma talebi değil. Daha önce de
İçişleri
Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan bir raporda,   kamuoyunda
“örtülü  ödenek
olarak bilinen
ve Selçuk Parsadan’ın yargılandı
vayla ilgili Orhan Taşanlar’m da
aralarında bı
ğu bazı emniyet mensuplarının ihmal ve kusuru bu­lunduğu ifâde
edilmişti.
Taşanlar, “Nasıl
olup da kendisinin Bursa Vali­
liği’nden alınmasının üzerinden daha
bir hafta geç­
meden Evcil’in yakalandığı” sorularına, “Biz
çalış­
masını yaptık, onlar sadece bir ihbar üzere yakala­dılar.” cevabını veriyordu. Ama onun Bursa
Valiliği
ile ilgili hatırda kalanlar, imam-hatiplerde başlayan başörtüsü zulmüne
Bursa’da öncülük edip olayları tırmandırması oldu. 28 Şubat’ın mimarlarına
sıcak gelen bu uygulamalarını, gerçekte niçin bu kadar “abartılı” bir gerginliğe dönüştürdüğü ise^ sonradan ortaya
çıkacak skandallarla birlikte daha anlaşılır hale
geliyordu.
23 Ekim 1998’de
Bursa Olay TV’ye konuşan Orhan Taşanlar, hakkındaki iddialan şöyle yalanlı­yordu:
“Nesim
Malki cinayeti üzerindeki sır perdesini
ben kaldırdım.” Taşanlar,
soruşturmanın seyriyle il­
gili de bir hayli iddialıydı: “Faili meçhul
olarak bekle­
yen Malki cinayeti dosyasını, Bujrsa’ya vali olarak
Sidikten sonra ben açtım. Bu dosyayı açarken ya­
nımda bir kişi
vardı. Zaman içinde iki, üç, dört, sekiz
kişi oldu. Bu dosyayı takip
ettik. Operasyon aşama-
nda bu sayı on
oldu. Eğer onbirinci kişi varsa, ben
^nu yaptım, diyorsa buradayım, çıksın
karşıma.”
Kaybolan Deliller
Malki cinayeti soruşturmasını
yürütenlerin en Sl* karşılaştığı konu, kaybolan deliller oldu.
Neden-
se, Malki’ye ait ve onun
en önemli sırlarını
defterler,
bilgisayar kayıtlan, telefon görüşme
rer
birer ortadan yok oluyordu.
Evcil’e Teslim Edilen Çanta ve Kayıp
Malki
cinayetinin kilit ismi ve daha sonra
kaçan  Erol  Erkohen’in,
soruşturma  kaı verdiği bir ifâde son
derece dikkat
çekiciydi, hen,
“cinayetten sonra Bursa Emniyet Mudil
makamında
gördüğüm Malki’nin çantasını
çil aldı. Sonra çantayı Evcil bana verdi. de
Malki’nin alacaklarını kaydettiği özel
tu.” diyordu.
Bu tür cinayetlerin hemen ardından
sıkl sandığı gibi Malki’ye ait bilgi ve
belgeler bireri
ortadan kayboluyordu. Ama bu kez ortaya çok daha
ilginçti. Malki’nin çantası, olayda ^i sonra azmettirici olarak yargılanan
Evcil’e ediliyor ve çantadaki bir defter
kayboluyordu,
Malki cinayeti
çerçevesinde, İstanbul Müdürlüğü’nce ifâdesi alınan Erkohen’in if
işin emniyet
boyutuna ait çarpıcı bağlantılara
ediyordu. Erol Erkohen, Malki
cinayetinin
ardından
Bursa Emniyet Müdürü Ahmet Der makamına
çağrıldı.
Erkohen, “Makama
girdiğimde, Emniyet
rü Ahmet Demir, Erol Evcil ve Yusuf İlhan’la te oturuyordu,
içerde Nesim Malki’nin siyah
gözüme çarptı.” diyordu. Daha sonra Erol
Evciijj
kohen’i “Hadi benim büroma gidelim.” diyer« rosuna davet
ediyordu.
“Evcil çantayı da aldı, birlik-te bürosuna gittik. Evcil,
Malki’nin çantasını büroda
bana verdi. Ben çantayı açtığımda Malki’nin para ilişkilerini
tuttuğu defterinin olmadığını gördüm.”
Erkohen,
Evcil’e çantayı nereden aldığını sorun­ca, aldığı cevap, yatsıya kalmadan sönen
cinsten ol­
muştu. “Çantayı bana, Malki’nin
şirketinde çalışan
Mehmet Kaya verdi. Kendisi çantayı hastaneden al­mış.”
Ancak, Erol
Erkohen, çantanın peşini bırakma­
dı. “Oysa ben bu kişiye daha sonra sorduğumda, çantayı şirkete teslim ettiğini söyledi. Demek ki çan­ta hastaneden direkt emniyet müdürünün makamı­na getirilmiş.”
Defterle ilgili olarak sorgulanan dönemin Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücâdele Şube Müdür Yardımcısı Yusuf İlhan, çantada bulunduğu iddia edilen senet ve defteri görmediğini söyledi. Malki’­nin eşi Meri Malki ise cinayet sonrası kendisine boş bir çanta verildiğini açıkladı.
Evcil:
“Niso’nun Çantası Cihat’ın Elindeydi”
Erol Evcil, cinayetin azmettiricisi olarak yaka­landıktan sonra emniyette
verdiği ifâdesinde çanta
konusunda şunlan
söylüyordu:
“Niso’nun o
dönem İstanbul satış müdürlüğünü
Cihat Alkanlı cenaze işlerini takip
etmek üze-
re Bursa’ya geldi. Cihat Alkanlı cenaze işlerini takip
ettikten
sonra şirket merkezine geldi. Biz Erol Erko-
^en ile jandarmaya
gitmek için dışarıya çıktığımız-
da, benim ofisimin önünde sekreterle gör olan Cihat Alkanlı’yı gördüm. Elinde Niso’nı tası vardı.
Bu çantanın Niso’ya ait çanta
olduğunu görmez anlamıştım. Çünkü özelliği olan idi, 6 aydan bu yana da bunu
kullanıyordu Bursa’ya gelişinde de bu çantayı
getirirdi, îş
den kalkıp, Erol Erkohen ile birlikte janda Nesim Malki’nin özel eşyalarını almaya gider arada,
yani yanımızda bulunan Cihat Alk elinde
görmüştüm, ondan sonra çantanın
içerisinde
iddia olunan evrakların akıbeti bilgim yoktur. Bunu bilse bilse Erol Erkohen
j hat Alkanh
bilir.”
Malki’nin kayıp defteri üzerindeki
sır bulundu-bulunmadı tartışmaları arasında bir ortaya çıkmadı.
3 Kasım 1999’da
gazetelere yansıyan bir
“Malki’nin alacak defteri bulundu.” diyordu.
Yalova
yolu üzerindeki kırmızı ışıklarda
ö
len ünlü tefeci ve işadamı Nesim
Malki’nin çit
sonrası kaybolan alacak-verecek defteri Evi kalandığı
evde polis tarafından ele geçirildi.”
Haberde ayrıca
Malki’nin defterinin Bursa Emni
yet Müdürlüğü tarafından incelendiği ve adi çen kişilerin
de incelemeye alındığı ifâde ediliv,
“Hayır
Bulunmadı”
Ancak bu haber, nedense tam bir ay
sonra zat Bursa Emniyeti tarafından yalanlanıyorc Aralık 1999’da Bursa Emniyet
Müdürlüğü, kayıp defter için bir açıklama
yapıyor, ” Tefeci Malki’nin,
öldürüldüğü sırada otomobilinde bulunduğu ve cina­yetin ardından ortadan kaybolduğu iddia edilen
ala­
cak defteri, Erol Evcil’in
üzerinden çıkmamıştır ve
halen
bulunamamıştır.”
Kaybolan Sim
Kart
Türkiye,
kurallar dahilinde ya da dışında tele­
fonların en rahat dinlendiği ya da izlendiği ülke. Ama en kritik olaylarda gereken kayıtlara ve
görüş­
melere ulaşmak neredeyse imkânsız hale geliyor. Nesim Malki’nin özel görüşmelerini yaptığı cep te­lefonuna ait sim kart da aynı akıbete uğramıştı.
Mal­
ki’nin, sadece özel konuşmalarda kullandığı
cep te­
lefonu kartı, cinayetten
sonra kaybolmuştu.
Cinayetten hemen
ardından Malki’nin evine il­
ginç ziyaretçiler geldi. Gelenler polis olduklarını söylüyordu. Üç kişi, polis kimliklerini
göstererek,
Meri Malki’den eşinin cep
telefonunu istediler. Sim
kartını
aldıktan sonra telefonu geri veren bu kişiler,
soruşturma tamamlanınca kartı da geri getirecekle­rini söylediler.
Ancak “polisler”
kartın alındığına ilişkin hiçbir
^tanak düzenlememişlerdi ve sim karttan
bir daha
haber alınamadı. Zira telefonun numarasını ailesin­den bile
gizleyen Malki, numaranın kaydını da baş­kasının üzerine yapmıştı. Soruşturmayı
yürütenlerin
daha sonraki çabalan bu kartın sırrını maya yetmedi.
Evcil’e Emniyet
Kalkanı
Evcil, gerek
askerlik sorunuyla ilgili olar
rekse de Malki cinayeti soruşturmasında, n« aylarca
arandı ve bulunamadı. Bursa Emni^
eski ve yeni bazı mensuplarının Evcil’in et ciddî bir koruma kalkanı oluşturduğu, bizzat
inceleyen müfettişlerin raporlarında ifâde e
Burhanettin Türkeş’in 19 Kasım 1999’d
sa Emniyeti’nde verdiği ifâdenin bir bölümi
mak bile, Evcil’in nasıl bir ilişki ağının parçasıf
ğunu göstermeye yetiyor.
“Erol
Evcil’in başından beri söylediğim
niyet ile çok yakın ilişkileri vardı.
Tüm üst di
revülerle beraber yiyip içiyorlardı. Tabii ki Malki olayından
sonra Erol Evcil benim yakal
mı istemezdi. Ben yakalandığım takdirde ortaya çıkacak ve Erol zor durumda kalacakta
Ben de yapı
olarak bir yere saklanmayı
yen bir insanım. Rahat hareket eden,
dolaşafti
yim.  Hatta arandığım dönemlerde bir de Şevki Dinçal ve Ahmet Demir beni görmüş bunu
söylemişler. Erol bana, ‘Çok geziyorsun 
Müdür Ahmet
Demir ve yardımcısı Şevki Dir
le görmüş.’ diye beni uyardı. Buradan da
gizli
ı kilde korunduğumu düşünüyorum.”
Evet, Evcil de,
yakın çevresi de gerçekten sa’da bir hayli “emniyet” altındaydı.
Evcil’le yakın olan emniyet mensubu
isimler arasında Bursa eski Emniyet Müdürü Ahmet De-mir’le
ilgili iddialar ayrı bir yer tutuyor. Bursa ve da­
ha sonra tayin edildiği İzmir’de Emniyet
Müdürlüğü
yapan Demir, Evcil’den
rüşvet almak suçundan yar­
gılandı. Bu
dava kamuoyunda ses getirdi, ama asıl
bir
başka dava dikkatlerden kaçıyordu.
Ahmet Demir,
Evcil’in askerden kaçmasına göz
yumduğu için Bursa 3. Ağır Ceza
Mahkemesi’nde
yargılanmıştı. Evcil hakkında çıkarılan gıyabî tutuk­lama kararını
yerine getirmemekle suçlanıyordu.
Demir,
geçtiğimiz yıl Şubat ayındaki mahkeme­
sinde Evcil’den rüşvet aldığı
suçlamasıyla ilgili şunla­
rı söylüyordu:
“Yusuf
İlhan (Bursa eski Emniyet Müdür Yar­
dımcısı) ve Erol Evcil, kızımın Bilkent
Üniversitesi’ni
kazandığını duyunca burs vermek istediklerini söyle­diler. Önce
kabul etmedim, ama sonra ikna oldum.”
Ahmet Demir,
Malki cinayeti soruşturmasında
ihmali görüldüğü için Bursa’dan İzmir’e atandı, daha
sonra da İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı
raporlarla
birlikte açığa alındı. Raporlara göre, De-
mir’le Evcil arasındaki ilişki halen
devam ediyordu.
Yine raporlara göre kızı için verilen burs miktarları belirlenmişti,
ama Demir’in bizzat kendisine verilen
Paralar belirlenememişti. Ama İzmir’e
atanmasının
ardından hesaplarına kimliği belirsiz kişiler tarafın­dan 16 defada
toplam 3 milyar 100 milyon lira pa-
ra yatırıldığı tespit edildi.
Ahmet Demir,
Evcil için 5 adet silah ruhsatı dü- zenlemişti. Ayrıca Evcil aranırken “Belirtilen
te bulunamadı” yazılarının pek çoğunda ir lunuyordu.
Demir, geleceğini de Evcil’in Esre
sigorta şirketinde yaptırdığı 15
milyarlık sigc
garantiye almıştı.
Demir’le ilgili en önemli iddialardan
bir “Tefeci Nesim Malki’nin borç ve
alacak kaı,
içeren defteri yok
ederek, Cavit Çağlar’in da
nnda
bulunduğu işadamlarını kurtardığı.”
Bu le Malki’nin kimden ne
kadar alacağı olduğu
sunda Jandarma İstihbârâtı’nm yaptığı çalı şında kesin verilere ulaşmak halen mümkün ol*
“Malki’de Adınız Geçiyor”
Erol Evcil, daha
Malki cinayetiyle ilgili
dava açılmadan önce gelişmelerle ilgili suret rak “bilgilendiriliyordu.”
Yine Bursa eski Er
Müdürü olan Kemal Bayrak, Erol Evcil’in bulunan eski
Müdür Yardımcısı Yusuf İlhan’a n söylüyordu:
“Malki
konusunda sizlerin adı geçiyor,
yon yapmaya mecbur kalacağız.” Bu bilgi Evcil “ortalık
yatışıncaya kadar kalmak üzere”
dışına çıkıyordu.
Evcil’in yanında bulunan eski Emniyet
Yardımcısı Yusuf ilhan, gerek Ahmet Demir’1^
rekse de sonraki Emniyet Müdürü Kemal
Be olan ilişkide kilit rol oynamıştı. Ancak Yusuf
m asıl önemli rolü, Evcil’i, Çağlar ailesi ile Sı
olan İlhan, Evcil’i önce Mustafa Çağlar’la, daha
sonra da Cavit
Çağlar’la tanıştıran isimdi. Daha sonra ise
emekliliğini Evcil’in yanında çalışarak ge­
çirmeye başladı.
Bursa
Emniyeti’nde bu konuda rolü ya da ihma­li olmakla suçlanan daha çok isim vardı.
Nitekim bu
isimler daha
sonra Malki soruşturmasında yargı önüne
çıkarılacaktı.
Ancak burada
asıl önemli olan Bursa Emniyeti’-
nin haberdar olduğu pek çok bilgi
notunun, döne­
min daha üst düzey Emniyet yetkilileri tarafından da bilinmesiydi. Örneğin, bu konuda
düzenlenen ve Bursa polisinin ihmalini
ortaya koyan bir polis baş­
müfettişi
raporu, dönemin Emniyet Genel Müdürü
Alaattin
Yüksel’e de iletiliyordu. Ancak Yüksel ko­
nunun üzerine gitmemiş, daha
sonra da bu rapor “kaybolmuştu.”
Evcil’in Polisleri Zorda
Erol Evcil’le
yakınlığı başta olmak üzere hakkın­da çeşitli iddialar ortaya atılan İzmir
Emniyet Müdü­
rü Ahmet
Demir, İçişleri Bakanlığı tarafından 24 Ekim
1998’de açığa alındı. Hakkındaki soruşturma­
nın selâmeti açısından açığa alınan Ahmet Demir’le ”sili İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği (ki
mülkiye
başmüfettişi inceleme
yaptılar, ön çalışma tamam­lanınca soruşturmanın selâmeti açısından, Demirin
Çiğa alınması teklifinde bulundular. Mülkiye
müfet­
tişlerinin talebini uygun
bulan İçişleri Bakanlığı da
Demir’; Bursa Emniyet Müdürlüğü’nde uzun süreci den sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı ola! rev yapan ve şehirde herkes tarafından tanü suf   İlhan,
Malki cinayetiyle ilgili davada heÜ
tuklu
olarak yargılanıyor.
Malki’nin Ünlü
Ziyaretçileri
Nesim Malki’nin
ortağı Erol Erkohen’in
Ahmet Türkyılmaz ise daha sonra verdiği ifadede Malki’nin
İstanbul Şişli’deki Facto Kapital Şif
sık sık uğrayan bazı isimlerden
söz ediyordu;”
bul Emniyet Müdürlüğü Asayiş eski Şube Sedat Demir, Mali
Şube eski Müdürü Salih
ve Bursa eski Valisi Necati Çetinkaya. Daha ginç olan,
Malki’nin bu bürosuna yapılan kınına rağmen,
“borçlular ve hesaplara ait
rin bulunmamasıydı.” Oysa aynı tarihte yaytf
yerel Bursa
2000 Gazetesi’ne göre
“Malki’pı sapları bu binada tutuluyordu” ve
“Malki’ye’
olan işadamlarının yanı sıra, milletvekili ve rın da
isimlerinin bulunduğu liste ve çek-senet
konulmuştu.” Ancak haberin
aksine İstanbul
yeti Mali Şubesi’nde bu konuda hiçbir kayıt muyordu.
Sonuçsuz
Soruşturma
Malki cinayetiyle
ilgili yürütülen soruştur
dikkat çekici yönleri böyleydi.
Soruşturmadaki
olarak yer alan bir görevli, aksaklıkları teknik şöyle
özetliyordu:
“- Gerek Jandarma, gerek Emniyet, gerekse
de
ilgili
güvenlik ve yargı birimlerinde Malki soruştur­masının her aşamasında çok önemli
görev ihmalle­
ri tespit edilmişti. Ancak bu birimler ve görevliler hakkında açılan
soruşturmalardan ciddî sonuçlar alı­
namadı. İhmali bulunan bazı
görevlilerle ilgili soruş­
turma bile açılmadı.
– Profesyonel
bir cinayet, âdeta sıradan bir ey­
lem gibi ele alınarak, olay anında
bulunabilecek de­liller âdeta yok edildi. Oysa Malki’nin ekonomik gü­
cü, kaynaklan
uluslararası bağlantıları üzerinde çok
daha kapsamlı çalışmalar yapılabilirdi.
– Nesim Malki,
İstanbul’da yaşadığı halde ilişki­leri ve kontrol ettiği para zinciriyle ilgili
derin araş­
tırmalar yapılamadı. Bu konuda en başından itiba­ren işbirliği yapması gereken asker
ve Emniyet mensupları bunu sağlayamadılar.
Ayrıca cumhuri­
yet savcılıkları da
bu koordinasyon içinde yer alma­
dı.
Pek çok sorgu bilgisi başta olmak üzere önemli
deliller ortada kaldı ve gerekli birimlere ulaşamadı.”
EROL EVCİL: SİGORTA,
ZEYTİN, UÇAKLAR VE BİR CİNAYET
30 Yaşında
Zengin Bir Biyografi
vlazeteler, onun
ancak iki görevlinin kollarında
yürüyebilen bitkin fotoğraflarını bol
bol yayınladılar.
İşte
bu bitkin adam Emniyet ifâdesinde kendisini şöyle
tanıtıyordu:
“Ben
yukarıda hüviyet bölümünde görüldüğü gi­
bi Mudanya İlçesi Çepni Köyü
doğumluyum. Ço­
cukluğum ve ilk yıllarım köyde geçti. İlkokulu Çepni Köyü’nde okudum.
Orta okulu Bursa merkezdeki
Yıldmm Beyazıt Okulu’nda tamamladım, daha son­ra Bursa Merkez
Tophane Teknik Meslek Lisesi’ni
birincilikle bitirdim, Uludağ
Üniversitesi İşletme Fa-kültesi’ne kaydımı yaptırdım. İşletme Fakültesi 3. sı­nıfa
kadar okudum, daha sonra iş hayatımın yoğun­
laşması nedeniyle tahsilime devam
edemedim…”
Bu yorgun ifâdeleri veren adam,
aslında daha yirmili yaşlarının sonunda
ülkenin sayılı zenginlerin­den birisi olmaya doğru ilerleyen Erol EvciFden baş-
kası değildi.
Balıkesir’e dünyanın
en büyük zeytin tes
kurarak adından söz ettiren Erol Evcil, daha ortaya çıkan
olaylar ve ilişkiler zinciriyle
söz ettirdi. Eze markası adı altında
piyasaya
ğü zeytinlerle adını duyuran ve sonrasında “< Kralı” olarak anılan
Erol Evcil, daha 30
ken ülkenin sayılı zenginlerinden birisi oldu “Zeytin
Kralı”
olarak anılmaya başlandı. Te nesinde Uludağ
Üniversitesi İşletme Fakültesi
nü deniliyor. Tabi, sahte öğrenci belgeleriyl iddiaları saymazsanız.
Daha 20 yaşındayken kurduğu Eşrefe rizm Şirketi’nin ardından Evcil’in hayatı hızla i
ti. Sigortacılıkta kasko işi yaparken, yeni keşfetti, otomobil yedek
parçacılığı. Siyâset dünyasının önemli ismi
Cavit Çağlar’ın oğlu ” Musta
fa
Çağlar’la olan dostluğu onu “iplik işi” ile
di. O dönemdi iplik aldığı iki önemli isim va Çağlar ve Ali Osman Sönmez. Bu ilişkiler ve in
arkasında Cavit Çağların olduğu dedi* ilerleyen
yıllarda Malki cinayeti başta olmak|
pek
çok olayda gündeme gelecekti.
Evcil’i iplikle
uğraşırken tanıyanların
fazla değildi, ama asıl çıkışını Eze Zeytinleri ti. Kısa sürede Türkiye zeytin
rekoltesinin 80’ini kontrol edecek hale
geldi. Yıllık ihr
milyon Dolar’ın
üzerine çıktı.
Üç uçaklı
trilyoner olarak, önce pahalı 
ler, ardından
en küçüğü seçim gezilerine
sis etmekten başlayan “ilişkiler”
edindi. Özel zevkle­
rini soranlara “uçakla gezmek” cevabını
verdi. Bu
zevk daha sonra Susurluk zincirinin önemli isimleri­ni “uçakta
gezdirmeye”
dönüşse de Evcil’in pahalı
uğraşları olarak hafızalarda yer
aldı.
Evcil’in
biyografisini kısaca anlatmak gerçekten zor. Çünkü 30’lu yaşlara sığdırdığı
ilişkiler zinciri o
kadar karmaşık ve geniş ki, küçük ayrıntılarla bu bö­lümü şimdilik
noktalamak yerinde olacak.
Bunlardan belki
de en ilginç olanı, Evcil’in, zey­tin işinden kısa süre önce, İş Bankası’nın
ortakların­
dan olan Anadolu Sigorta’nm Bursa acentası olarak çahşmasıydı. İş
Bankası kısa süre sonra Evcil’in ha­
yatını değiştirecek kapılan ona
açacaktı.
Altın Anahtar İş Bankası
1994-96
arasında Ünal Korukçu başkanlığında­
ki İş Bankası yönetimi, Erol Evcil’e
toplam 30 kez
kredi kullandırmıştı.
Banka
yönetiminin 23 ayrı onay karan çıkarta­
rak Evcil’e verdiği kredilerin değeri
175 milyon Do-
tar’a ulaşıyordu. Banka Ünal Korukçu döneminde 1994-96 yılları
arasındaki 22 aylık bir süre içinde
Evcil’e, bu kredileri zor durumda
olduğunu bile bile
vermişti.
Bu kredilerin
bir bölümü doğrudan Erol Evcil’in
?ahsına açılmıştı. Kalan
bölümü ise Evcil’e ait olan
 Zeytin, Erev
Tekstil, Eşrefoğlu Sigorta, EEV
tornobil gibi şirketlere verilmişti.
Korukçu:
“Cesur Genel Müdür”
Kararların tümünün altında bir tek
imza Genel Müdür Ünal Korukçu’nun. Evcil’in
ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla
birlikte İş Bar
ki görevinden istifa
etmek durumunda kalarif!
Korukçu,   Evcil’in
hızlı   yükselişinde   gerç
önemli bir rol oynamıştı.
Kredilerin
zamanlamasına bakıldığında,
bölümünün DYP lideri Tansu Çiller’in Başb döneminde
tahsis edildiği dikkat çekiyordu. Vf
ca 23. son kredi paketi Refah-Yol
dönemine i önceki 22. kredi paketi de Anayol dönemine
maktaydı.
Aslında işin en
ilginç yanı, İş Bankası’nir
Evcil’in şirketlerine açtığı kredilere ilişkin ör rarlannın
hepsinin altında, banka yönetim ki
daki CHP’li üyelerin de imzalarının
bulunmg
CHP lideri Deniz Baykal’ın, Evcil’le ilişkili için ağır bir
dille suçladığı siyasetçiler yanında|f
tisinden 4 üyenin bu kararların altında
imzası
sına sessiz kalması ise hayli ilginçti. Baykal aile fotoğrafındaki
Kamuran Çörtük ve ,Çağlar
Holding’le olan yakınlığını ve “borsa gezini
bilenler
için ise, şaşırtıcı olan hiçbir şey yoktuk
Erol Evcil’e 18
Ekim 1994 tarihinde acili
milyarlık ilk kredi ile ikinci, üçüncü ve dördüne dilerin onay
kararlarında, o dönemde yönetim i lunda görev yapan Memduh Ekşi ile Cezmi
m da imzaları vardı. Ekşi ile Kartay,
1995 ayında yerlerini Ali Topuz ve Mustafa raktılar. Topuz ve Timisi, Evcil’e açılan toplam
16
ayn kredi paketinin tümüne imza atmakta sakınca görmediler. Ali Topuz’un 1995 genel seçimlerinde CHP’den milletvekili seçilmesinden sonra yerine
yi­
ne CHP kontenjanından Enis Tütüncü atandı. 2.5 trilyonluk 9 Ocak tarihli 1996 tarihli kredide
Mus­
tafa Timisi’nin imzası var. Daha
sonraki 22. ve 23.
kredi paketlerinde
hem Timisi, hem de Tütüncünün
imzalan
bulunuyordu.
İş Bankası ve CHP’lilerin bulunduğu
yönetim kurulu, Evcil’e adeta “Koş ya kulum!” dedirtecek kapıları açmışlardı.
Aslında
Evcil’in kredi alma konusunda farklı al­
ternatifleri de vardı. Nitekim bunlan da
değerlendir­
meyi ihmal etmedi.
Evcil, İş
Bankası ile Türkbank’m da aralarında
bulunduğu 6 bankadan aldığı yüklü
kredilerle ilgili
trafiği, 5 şirketten oluşan ‘Erol Evcil Grubu’ aracılı­ğıyla
yürütüyordu. Evcil’in, Eze Zeytincilik, E.E.V.
Otomotiv, Erev Tekstil, Erin
İnşaat ve Eşrefoğlu Si-
Sorta’dan
oluşan şirketler grubuna, İş Bankası ve Türkbank’m
yanı sıra, İnterbank ile Egebank, Em
lakbank
ve Toprakbank da kredi vermişti.
TBMM Susurluk
Araştırma Komisyonu’na ula-
?an belgeler gerçeği tüm açıklığı ile ortaya
koyuyor­
du. Evcil’e verilen kredilerde rekor İş Bankası ile sa-hşmda Alaattin
Çakıcı’nın da devreye girdiği Türk-
bank’taydı. İş Bankası, bugün faiziyle
birlikte 150
müyon Dolar’a ulaştığı bildirilen 101 milyon Dolar *redi
verdiği Evcil’in, 26.7 milyon Dolar tutarındaki
‘easing borcunu
da karşılamıştı –
Türkbank’m ise
işadamı
tan satın
alınma girişiminden trilyon Dolar’hk döviz
kredisin
ton liralık da dövize
endeksli kredi verdiği
çıkmıştı. Erol
Evcil’in, diğer yardımseverleri şö
Ulanıyordu:
Interbank’tan
15.8, Egeba^k’tan 4, Emle
kn 1.2 ve Toprakbank’tan da kredisi.
Türkbank’tanalınankredi deta ezbere bildiği bir olayla,       .
iptaledilen”bankihalesiyleilgiliydi
huşundaÇakıcı-KorkmazYiğitveEvcilekseru
gelişmeler önemli ölçüde kamuoyuna yansıdı.
Bir Televizyon
Program
Evcil’in
yakınında bulunan bir avukat, 18
1998’de yayınlanan Kadir Çel^’in
Evdl’te g
ü Objektif programıyla ilgili Ş
“Evcil, bu
görüşmede Tüf&ank için yapıl
ihaleden, Etibank’m alınması^ kadar
°lan
anlatacaktı. Anlatacağı diğer floktalar şunlardı
Etibank’a Hayyam
GaripO&u, Malki ve
 girdi. Ben
Türkbank’ta
medim. Malki de gayri müslU” olduğu için âl yüzde 49’unu
alabiliyordu. aldıkta sonra
 Malki’yle
beraber tamamım devralacaktık. Ayrıca çekimler sırasında Mesut Yılmaz ve Tur­gut
Yılmazla ilişkiler de konuşuldu. Evcil, program­
da Mesut Yılmaz’la kaç kez
görüştüğünü açıklaya­caktı. Çörtük’ün Türkbank’taki rolünü ve 37.5 mil­
yon Dolar’a
Türkbank’ı nasıl kapatmak istediğini ve
Çakıcı-Çörtük ilişkisini
anlatacaktı.”
“Kayıt
Dışı” Konular
Aynı kaynak,
Kadir Çelik’in yapılan çekimlerin
çok az bir bölümünü yayınladığını
belirterek, şu bil­
gileri aktarıyordu. Kadir Çelik, kayda Yener Kaya cinayetiyle
başlamıştı. Evcil, kaydı hemen durdur­
muş ve şunları söylemişti:
Yener Kaya ‘ya
girmeyelim. Oradan Tansu Çil­
ler’i anlatmam gerekir. Şu anda benim üzerime Çörtük ve Mesut Yılmaz geliyor. İki tarafı birden karşıma alamam. Ben şu an Mesut Yılmaz’a karşı­yım. Onun üzerinde duralım.”
Konuşmada kayda
alınmayan bir başka konu da
Berna Yılmaz’ın kullandığı BMW’nin
parasını Erol
Evcil’in vermesiydi. “Evcil’in elinde araba için
Tur­
gut
Yılmaz’a verdiği paranın banka makbuzu var.
Oysa basında bu konu ‘Turgut Yılmaz’ın
Berna ha­
nıma bir BMWhediye etmesi’ şeklinde yer almıştı.”
Alaattin Çakıcı
Erol Evcil’in
etrafındaki ilişkiler ağının tartışma
en  önemli ve  en
renkli  isimlerinin başında Çakıcı geliyordu.
Gerçi
Çakıcı’nın her yerde adı var ama,
Evcil’i evladı gibi koruduğunu her
vesileyle if
yordu. Nitekim Evcil’in önünde engel olarak ğü Adil Öngen’i
vurdurmaktan çekinmedi,
nm Evcil’le yaptığı görüşmelerin kasetleri ise nem ortalığı
ayağa kaldırdı, şimdi gündem
Çakıcı, Evcil’in asker kaçaklığı davasında, Nalıncı’yı
tehdit edenler kervanında yer alm
cikmemişti. Susurluk Komisyonu’na bilgi
ver niyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı ise in birkaç kez Çakıcı’yı
kiraladığını söylüyordu. Çakıcı’nın Evcil’le olan ilişkisi, her ne kadar ci!
ten hemen sonra onu ihbar etse de,
bunla: daha ötesindeydi.
Çakıcı ile
Evcil arasındaki ortaklığın bo
hiçbir zaman tam olarak ifâde edilmedi, atamalardan,
banka alımlarına gizli ortaklar
ya
kadar uzanan ilişkilerde, Evcil’in aslında
ha üst düzeyde bir
yapılanmanın görünürd olduğu da ortaya atıldı. Eğer işler planlandı
gitseydi,  Çakıcı’nın himayesinde ve
Evcil Korkmaz Yiğit gibi isimlerin
görüntüsüyle
güç merkezi oluşacaktı.
Mesut Yılmaza
istihbarat akışını sağlayan
Aşık’ın Çakıcı ile yaptığı görüşmeler, akıllarda cevaplanmayan
pek çok soru bıraktı. Çakıcı’nııfl gılanması konusunda ortaya çıkan sınırlam
lan hâlâ engelliyor. Yılmaz, Türkbank’ın özeli
mesi ihalesi çerçevesinde
çetelerle ilişkisi old diaları üzerine, kendisi hakkında kurulan Meçi
ruşturma
Komisyonu’nda aklandı.
Burada gündeme gelen bir başka iddia ise, Mesut Yılmazla
Çakıcı arasında yapıldığı ifâde edilen
görüşmeler. Buna ait kaset ya da
kasetler, tüm iddi­
alara
rağmen hâlâ ortaya çıkmadı. Ancak Eyüp Aşık’ın
yaptığı görüşmelerin seyri, ne şekilde olursa
olsun önemli birtakım bağlantılara işaret ediyor. Yıl-maz’ın, Nesim Malki cinayetinden sonra söylediği “bir gecede 700 trilyon el değiştirdi’ sözü ise, aslın­da Malki’nin alacak listesiyle
ilginç bir paralellik ar-
zediyor.
Çakıcı, Evcil
adına iş yapsa bile, asıl önemli ge­
lişme, Türkbank ihalesinde aldığı rol
oldu. Çakıcı’­
nın koruma
ve tehdidi altında yapılan ihaleyi bir başka
hızlı yükselen işadamı Korkmaz Yiğit almıştı.
Burada bir diğer önemli iddia, bankanın gizli ortak­larından birisinin de Evcil olduğuydu. Bu ilişki
kanıt­
lanamadı. Ancak Evcil-Çakıcı
ilişkisi ve Türkbank’ta
Çakıcı’nın
oynadığı rol, Evcil’in de bu işlerin içinde
olduğunu ortaya koyuyordu.
Çakıcı’nın
Yakalanma Tarih Dizini:
15 Şubat 1998: 5
tetikçinin, Cavit Çağlar ve Mehmet Ağar’ı
öldürmeleri karşılığında Alaattin Ça-
kıcı’dan kişi başına 7.5 milyar
lira alacakları açık-
tandı.
17 Ağustos 1998:
Alaattin Çakıcı kız arkadaşı ve  koruması ile birlikte Fransa’nın Nice kentinde
ya-
21 Ağustos 1998: Meral Akşener,
Çakıcı’nın Yalanması için Refah- Yol döneminde başlatılan çalışmanın, 55. Hükümet tarafından engelle belirterek, bunun altında kasıt olduğunu
24 Ağustos 1998: MGK toplandı.  Alaattin
Çakıcı görüşüldü.
ANAP, Eyüp
Aşık’ı savundu. ANAP,
telefon görüşmesi yaptığı gerekçesiyle istifa istenilen
Devlet Bakanı Eyüp Aşık’ın istifasınaj
olmadığını ileri sürdü.
l Eylül 1998:
Çakıcı’nın iade dosyası Fr
gönderildi.
13 Ekim 1998:
CHP’li Fikri Sağlar düze
basın toplantısında, Türk Ticaret Bankası’nu|| öncesinde
işadamı Korkmaz Yiğit ile Alaattin Çakı
cı arasında geçen Türkbank’ın satışıyla
ilgili, ni açıkladı. Türkbank’ın satışı araştırma için
ruldu.
22 Ekim 1998: Devlet Bakanı Eyüp Fransa’da yakalanan Alaattin Çakıcı’nın telefi; rüşmesinin
yer aldığı ses bandı gündeme Kasette
Çakıcı’nın Aşık’a söylediği şu ifâde
aldı: “Daha evvel yumruğu
yedi bak… Mes anlıyor musun? Kendisine
hizmet eden adariî
sevmez, anladın
değil mi?’
24 Ekim 1998:
Devlet Bakanı Eyüp Aşık
vekilliğinden istifa etti.
27 Ekim 1998: Başbakan’ın, şaibeli
Tür ihalesi konusunda sorumlu tuttuğu
bürokrat!*?
zetecilerin önüne çıkarması tepki topladı. İ Yılmaz, Alaattin Çakıcı-Korkmaz Yiğit ilişi* yıs’ta öğrendiklerini açıkladı. 4 Kasım
1998: ANAP Bursa İl Başkanı Meh­met Gedik, Malki cinayetinden dolayı İstanbul EGM’de yargılandı. Gedik, Malki’yi ve Cakıcı’yı
ta­
nımadığını belirtirken Erol
Evcil’in sadece ANAP’a ait araçlardan benzin parasını almadığını ifâde etti.
10 Kasım 1998:
Korkmaz Yiğit’in daha önce­
den hazırladığı video kaseti gündeme bomba gibi düştü. Yiğit l saat süren
konuşmasında Türkbank ihalesinden, Başbakan
Mesut Yılmaz ve Güneş Ta­
ner ile
görüşmelerine ve Alaattin Çakıcı ile ilgili teh­
dit telefonlarına kadar her şeyi bütün açıklığıyla an­lattı.
11 Kasım 1998:
CHP, hükümetin düşürülmesi
için gensoru hazırladı.
Korkmaz Yiğit’in
eşi Azbiye Yiğit, tehdit aldıkla­
rı gerekçesiyle İstanbul Valiliği’nden koruma
tale­
binde
bulundu.
3 Aralık 1998:
Fransa, idam edilmeyeceği ga­
rantisi verilmesi halinde Cakıcı’yı iade edeceğini
açıkladı.
7 Aralık 1998:
Fransa’nın Türkiye’ye şartlı ia­
desine karar verdiği Alaattin Çakıcı, “Türkiye’ye dönersem ben değil, başkaları düşünsün; siyâsîler
benden daha şerefsizdir.” dedi.
Yahudi
Sermayesinin Gözdesi Korki
Korkmaz Yiğit
için hafızalarda kalan “Çakıcı ile
tiği görüşmeler
ve bozulan kimyası”
oldu. Ama °nun arkasındaki güç merkezleri ve
karanlık noktalar
Yerinde yeterince durulmadı. Oysa Yiğit’in Yahudi
sermayesinin Türkiye’deki yeni gözdesi oldı
lunda çok önemli bilgiler vardı. Eğer
başarılı ol
di, Yiğit’in içinde bulunduğu sermaye grubı sonraki hedefi
GAP arazileri olacaktı. Ancakf
bank konusu ve Çakıcı ortaya çıkınca işler
Korkmaz  Yiğit’in
adı   Merkez  Bankasının
17’nci katındaki pazarlıktan sonra gündeme! muştu. 3
Eylül 1998 tarihinde saat 10.30’da yan ihale
turları sonunda 85 yıllık Türk Ticareîf
kası (Türkbank),  Korkmaz Yiğit İnşaat Ta A.Ş.’ye satılmıştı. Evcil’in bu satıştan sonra rina, “Demedim mi size Türkbank’t biz
alaca&
ye. Korkmaz Yiğit
de bizden”
diye sevinç çı£ atmıştı.
Türkbank’m isteklisi çoktu. Ancak ihale iç lif zarfı
alan 28 kuruluştan sadece 5’i teklif ver
28 kuruluş içinde
Koç Grubu da ihaleye gir
ler arasındaydı.
İhaleye girilmeden önce teklif verenlerini minleri
satışın 250-300 milyon Dolar’a gerç
ceği yönündeydi.
Ancak pazarlığın birinci tur
en düşük teklif 360 milyon Dolar, ihale bit ise Korkmaz Yiğit’in ulaştığı rakam 600 milyoir
lar’dı.
Bu gücün kaynağı olarak tek adres göste du.
Uluslararası bağlantıları bulunan Yahudi
yesi. Üstelik bu
grup, sermâye çevrelerinin
yabancısı değildi. Bu yapılanma daha öncöf Grubu içinde yer alıyordu. “Koç’u zengin
edeni
illiler” olarak biliniyorlardı. Ancak daha sor
grup Koç bünyesinden ayrılmıştı. Seçtikleri yeni “koçbaşı” ise Yiğit olmuştu.
Türk Ticaret Bankası’nın Korkmaz Yiğit’e satışı 8 Eylül 1998 tarihinde Hazine Müsteşarlığı tarafın­dan onaylandı.
Ama Yiğit-Çakıcı kasetleri “beşf olunca, işler de tersine döndü. Oysa bankanın yakın geçmişine bakıldığında bu satışa bel bağlayanların pek de ya­bancı olmadıkları görülüyordu.
Malki’ye Kredi
Veren Banka!
Mart 1995’te Türk Ticaret Bankası’nın yöneti­mini Oğuz Özkan ve ekibi devralmıştı. Özkan ve ekibi tarafından açılan kredilerin gerçek kullanıcıla­rı, kamu bankalarından kredi kullanamayan kişiler ile özellikle tekstil sektöründeki bazı kuruluşlardı.
Bu dönemde Türk Ticaret Bankası, Halit Na-rin’e l
trilyon lira, Mehmet Üstünkaya’ya 2 trilyon
lira, Cavit
Çağlar’ın Polien firmasına 3 trilyon lira,
Erol Evcil’e 3.5
trilyon lira kredi verdi.
Doğuş Tekstil adına, Kırgızistan’da bir firmaya verilen 5 milyon Dolar nakit kredi uçup gitti. Ve bu zincirin bir parçası olan Nesim Malki’ye de 6 milyon Dolar geri dönüşü riskli bir kredi verildi.
Özelleştirme öncesi hazırlıklarda hayli yol alın­mıştı!
l Mayıs 1997
Flash TV: Çakıcı Konuşuyor
Aslında dikkatli gözler için ortaya çıkan ilişkiler  hiç de şaşırtıcı değildi. Örneğin
Alaattin
Flash
TV’de yayınlanan 23. Saat prograr tığı
açıklamalardaki Tansu Çiller’i hedef al;
hakaret ifâdeleri o kadar ortalığı birbirine söylenenler de gündemin içinde kaynayıp git sa
Çakıcı, o akşam yaptığı açıklamalarla haylij
iddialarda bulunuyordu. Üstelik bu açıklama!) mâyesi Bursa merkezli olan bir özel kanalda, yordu.
Çakıcı’nın o
akşam yaptığı konuşmanın
lümünü burada hatırlayalım:
“Bugün
ülkeyi yönetenler milletimizi kaç
ne itmiştir. Sözde demokrasi adına yola
çıt
ler
ve çetesi ülkeyi kan, gözyaşı, yetim he
leli insanımızın emeğini, Türk
insanının top
sini ve parasını gasp etmiştir. Çiller ve çetesi â ra geldiği günden bugüne kadar
hegemon^ ayakta tutabilmek için devletin
değişik birir. kendine Stalin dönemindeki gibi bağımlı der
ye ve insan
haklarına düşman itler grubu muştur. Sayıları 50’yi geçmeyen bu itler medya patronlarına ve gazete sahiplerine terör uygulamaktadırlar…
…Çiller
yanlısı yayın yapan medya ve bas
ruluşlanna farklı, aleyhte yayın
yapanlara da
mik ve psikolojik terör uygulamaktadırlar. Size anlatmak
istediğim günlerdir medya ve
konmuş bulunan sansürü delmiş bulunmakta}
…Flaş TV’ye
ve mensuplarına, Sayın
laşan’a,  Kadir Çelik’e,  dünya görüşlerimiz olan Sayın Doğu Perinçek’e teşekkür ederim.
Demek ki, basın
ordusunda dürüst kalabilenler
bunlarmış. Bu ifâdeyi kullandığım için tüm basın mensuplarından özür dilerim.
Basın mensupları
ne yapsın, Özer Çiller ve Çe­
tesi babalarının çiftliği gibi devlet bankalarından medya patronlarına kendi denetiminde
bir basın oluşturmuşlardır.
Bunlar
ekmeğinden olmamak için ciddî konular
üzerine gidememektedirler.
Sayın Mesut Yılmaz, Kadir Çelikle
ilgili Erol Aksoy’u arıyor. Kendisine Kadir
Çelik’in programı­
nı neden
yanıtlamadınız… Eee, neden yayınlamadı-
nı diyor. Yanıt şudur: Yapamam efendim. Yayınlar­sam, Anayasa’nın 64. maddesi uygulanır, bankamı iptal ederler… Yılmaz’a ifade ediyor.
Medya
patronlarına devletin bankalarından kre­
di, bazılarına devlet ihalesi verilip
basın susturul­
muştur. Aylar evvel, üst düzey bir Emniyet görevli­sinin Susurluk
Komisyonu’nda vermiş olduğu ifâde
Şudur:
‘Erol Evcil isimli
işadamı Ticaret Bankası ‘yla il-
Sti Çakıcıyı kiralamış. Ve Adil Öngen’i tehdit et­miş. ‘
Beni ne bir
siyâsî irâde ne de bir holding patro-
nunun parası satın alamaz.
Adil Ongen yeşil
pasaportludur. Ve Hazine Dış
Ticâret Müsteşarlığı kimliği kullanır. Çiller’in
banka

konusunda müşaviridir.
Mehmet Eymür de MİT’e aldığı çete edendir.
Soruyorum, Ongen eski bir devlet ı
mı,
kendisi MİT müsteşarı mıdır, zırhlı ara
yor; Mehmet Eymür’ün 4 MİT
görevlisi taı aylardır korunuyor.
Yalı Çetesi’nin MiT’teki gözü, kulağı
Eymür, çeteye olan vefa borcunu ödemekte
Ticaret
Bankası’nın alımıyla ilgili önce
Kanal 6. Kanal 6’nın alınması, Ufuk
Söylem^
met Özal ve Erol Evcil bir araya gelip konuşa ‘Kanal 6’yı
alıp Çiller yanlısı yayın yaparsantğ
kayı size vereceğiz.’
Bunun
üzerine ben  devreye girdim. Özal’la
Mehmet Kurt, bir ağabeyim olan Kocabaş tarafından getiriliyor. Kanal 6’yı $ Ahmet Özal’a vereceğini söyleyince daha sc h çetesinin bilemiyorum, Rizeli Mehmet Üst mıdır, Özer Çiller midir… Üstünkaya’yı ara
Mehmet Bey dedim, biz Kanal 6 işini
Adil Bey bizden Özer Çiller’e verilmek milyon
Dolar istedi. Biz onlarla böyle anla
ki…
Komşunuzla lütfen konuşun, bu iş bitmez^
nü kötü olur.
Mehmet Bey’in
bana ifâdesi şu: ‘Çiller,
ni sever.’
Ben de dedim ki: “Bana bir banka
değil ne de verseler ben onlan sevmiyorum.
Çünktffî Türkiye Cumhuriyeti devletini ve demokrasiyi
lar. Orta Doğu ‘dan dünya düzenine çomak isteyen Mustafa Kemal düşmanlarını sırtına oluşturdular.” Bu nedenle sevmediğimi söy­ledim.
Burada
milletimize söz veriyorum, ya Yalı Çete-si’ni yok edeceğim, ya öleceğim.”
SORU: Türk
Ticaret Bankası işine gelmek isti­
yorum. Siz Adil Ongen’i vurdurdunuz mu?
ÇAKICI: Evet benim arkadaşlarım
tarafından vuruldu. Ben bunu da kabul
ediyorum.
SORU- Bu olay
banka satış işi ile alakalıdır. Bu arada 20 milyon Dolar rüşvetten bahsettiniz.
Bu 20
milyon Dolar rüşveti kim istedi?..
ÇAKICI- Adil
Ongen, Erol Evcil’den istiyor…
Özer Çiller’e verilmek kaydıyla. Ben de
az evvel za­
ten bu konuya açıklık getirdim. Mehmet Üstünka-ya’yla
görüşüyorum. Dediler ki yani 20 milyon Do­lar işi yoktu. Kanal 6’nın işini
halledin biz veriyoruz
dediler bize.
SORU- Bu Kanal 6
işi nasıl?..
ÇAKICI- Vallahi
Kanal 6 işi eee.. Ahmet Özal’ı
Ufuk Söylemez anyor. Diyor ki, senin arkadaşın banka almak istiyormuş, Erol… Alaattin’in de arka­daşı…
Bu Kanal 6’yı
Mehmet Kurt’tan alıp, tekrar, siz
Çiller politikası yayın yaparsınız biz
size bu bankayı,
Ticaret Bankası’nı… Orada İhsan Feyzibeyoğlu var, Çiller
ekibinden… Aynı çetenin oluşturduğu halka-
zinciri…
Ona imzayı
attıracağız… Tabii neticede ben çok
bir dostum ve ağabeyim olan Mehmet Koca-
baş’ı arıyorum.
Diyorum ki Mehmet Kurt
yın. Biraraya gelin. Bu konuya çözüm getirir olsun, Mehmet
Kurt da diyor ki, tabii beniı ğim parayı bana geri ödesinler, ben vereyiı
Onun üzerine
ben tekrar Mehmet Üsiüı
arıyorum. Ve anlatıyorum. Biz tabii bu 201 Dolar’ı vermeyince… Adil
Ongen, Tansu müşaviri olduğu gibi Ali
Balkaner’in de mı
yani.. Özel
müşavirdir. Bu bankayı Ali BalJ
pazarlıyor.
SORU-Peki
nedir?
ÇAKICI- Bazı
bilinmesi gereken şeylerin
oyuna aktarılması… Allah’a emanet olun.”
Çakıcı’yı
Kurtaranlar
Evcil de Çakıcı için üzerine düşeni
her  yaptı.
Çakıcı Fransa’da yakalanmadan önce
giden
polis ekibi, Çakıcı’nın yerini belirledi.
sonra ABD
polisi ile temas kuruldu. ABD’ll
ler, Çakıcı’nın yasalar nedeniyle ancak
24 s,
zaltında tutulabileceğini söylediler. “Eğer masını
istiyorsanız, Türkiye’den evrak göne gerekir.”
diye de
eklediler. Ama Çakıcı için rilen evraklar nedense eksik çıktı.
Bu eksik
evrakların arkasında ise Erol Ei
MiT’teki terfisi için gayret gösterdiği Yav vardı. Ataç, Evcil’i operasyondan haberdar ilk evrak eksik gitti. İkincisi gittiğinde ise Çc
değiştirmişti.” Evcil, İnterpol bağlantılı bir polis  aracılığı
ile ABD’ye eksik evrak göndertmişti.
n,n
yakalanmasının engellenmesi için ABD’ye gön­
derilen evrakların kasıtlı olarak eksik yollandığını, dönemin Başbakanı
Mesut Yılmaz partisinin Baş­
kanlık
Divanı’nda doğruluyordu.
Evcil’in MİT
Ayağı Yavuz Ataç
Ataç, MÎT’in dış
operasyonlardan sorumlu eski
daire başkan yardımcılarmdandı. Tevfik Ağansoy’u, polis tarafından aranırken yurtdışına
kaçırmış ve Çakıcıyı koruması altına
almıştı. Hatta onun yurtdı­şına giriş çıkışlarını organize ettiğini ileri
sürdü. Ça­
kıcı’nın üzerinden çıkan
diplomatik pasaport, Ataç
tarafından
verilmişti.
Evcil, onun
MiT’teki terfisi için koşturdu, ama
ortaya çıkan Çakıcı ilişkisiyle soluğu
Pekin Büyükel­
çiliği Hukuk Müşaviri olarak aldı. 27 Eylül 1998’de kendi isteğiyle
MiT’ten emekli oldu. Halen DGM’de
davası sürüyor. Suçlu bulunursa l
yıldan 5 yıla ka­
dar ceza alacak.
Adil Öngen’e
Saldırı
Evcil’le Çakıcı
arasındaki yakınlıkta, Adil Ongen
olayının özel bir önemi var. Çünkü bu
olay, bu iki
isim arasındaki ilişkiler kadar, çatıştıkları güçleri ve °nların perde
arkasını sergileyen bir gelişme.
“Bu adam
bankacı, devlet üst yönetiminde özel­
ikle Çillerler’e çok yakın bir insan.
Onlarla açık bir kanun
ı olan bu adamın banka açma yetkisi var, imkânlarar.”
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire
Yardımcısı Hanefi Avcı, 4 Şubat 1997
günü
TBMM
Susurluk Komisyonu’na yaptığı açıklc
borsacı Adil Öngen’i böyle anlatıyordu.
Adil Ongen,
İstanbul Balmumcu’da  İs
tanbul
Milletvekili Yusuf Namoğlu’nun ortağı
rosuna geldi.  Alaattin
Çakıcı’nın avukatı Can’la buluştu. Avukat Can, Öngen’e “Art bitirelim.” dedi. Çakıcı’nın kendisiyle konuşr tediğini
söyledi.  Ongen “Bakarız” yanıtını
‘f| ama Çakıcı ile konuşmadı. Bürodan çıktd men
sonra da kurşunlandı.
Tansu ve Özer
Çiller çiftine yakınlığı ile
Borsa Başkanı Tuncay Artun’un danışmanı, Halkla İlişkiler
Şirketi’nin ortaklarından eski
Öngen’in, 34 KNK 90 plakalı zırhlı Merç kurşun yağmuruna
tutulmuştu.  Koruması polis Hüseyin Yolcu
yaralandı, Ongen yara dan kurtuldu.
Adil Ongen,
İstanbul Menkul Kıymetler
nı’nın danışmanıydı. Yakın dostu Tuncay Ar ha sonra Çiller
tarafından İMKB’ye başkan
Özer Çiller,
1979’da Yapı ve Kredi Bant sahibi olan Çukurova Holding’in genel koor
rüydü. Ongen,
İstanbul Bankası’nın hesaplar
netlemekle görevlendirildiğinde Özer Çiller’le ti ve yakın dost
oldular.
Adil Ongen Yapı
Kredi’den sonra Çiller
nin
yalı komşusu Mehmet Üstünkaya’nm miz yıl
öldü) yanında çalıştı. Üstünkaya ile
yakın
dost oldular.
Beşiktaş
kulübünün eski yöneticilerinden
Üstünkaya, 1980
öncesinde Bulgaristan üzerin­
den yapılan silah kaçakçılığında Bulgarlar’ın en önemli şirketi Kintex’in Türkiye temsilciliğini
yaptı.
İsrail ile de yakın bağı olan
Üstünkaya’nm borsada
büyük
operasyonlarda adı geçiyordu.
Evcil ve Siyâset
Erol Evcil’in siyâset dünyasındaki ilişkilerini sa­dece bir parti ya da birkaç siyâsî ile açıklamak müm­kün değil. Zaten zaman içinde ortaya çıkan ilişkiler ağı, aslında parti ya da siyasetçilerden çok, farklı alanlarda bir araya gelebilen bir tür organizasyona işaret ediyor.
Tüm bunlara rağmen, Erol Evcil’in siyâsî ilişkile­ri konusunda son derece net açıklamalar ve iddialar da ortaya atıldı. Örneğin CHP Genel Başkanı Deniz Saykal,
partisinin 10 Kasım 1998 tarihli Meclis Grup
toplantısında ANAP lideri Yılmaz’a yönelik
son derece ağır suçlamalarda bulunuyordu.
“Yılmaz’la
Evcil İç İçe”
Baykal konuşmasında, Erol Evcil’in, Başbakan Yılmaza, “MİT’e
Yavuz Ataç’ı müsteşar yap.”
diye­
cek kadar ANAP’la içice olduğunu söylerken bir başka önemli
iddiayı daha gündeme getiriyordu: Hükümetin
yolsuzluk ve çete haberlerinin yazılma-
‘fiasj için gazetecilere baskı uyguluyor.” Deniz Bay-kal konuşmasında gazeteci ismi vermemişti, ama o Selişmeleri yakından izleyenler iki isim üzerinde
du-
ruVordu. Mehmet Barlas ve Nazlı Ilıcak. Her iki isim
de sudan sebeplerle
gazetelerinden ayrılmak’!
da
bırakılmışlardı. CHP Genel Başkanı’na
tidar
bunu çok bildik bir yöntemle sağlıyordu;
ya patronuna ekonomik yaptırım tehdidine narak.”
Baykal, bir
noktaya daha dikkat çekiyoı
cil’in ANAP’a yönelik finansmanının
sadece m
Teşkilatı’nın akaryakıt ihtiyacını karşılamak^ sa İl Başkanı Mehmet
Gedik’e cep telefonu
le sınırlı olamaz.” Baykal, bir ANAP millet Alaattin
Cakıcı’ya
“kuryelik yaptığım”, bir bakanın telefon
temasları kurup
“oradan aj ya git” dediğini, ANAP
grup başkanvekilk dapeşte’de, ”
Samimi yemekli toplantılarda
pazarlık
yaptıklarını” ortaya atıyordu. Baykc gücün bu ilişkilerin
aydınlanmasını önleyer
ni söyleyerek, konuşmasına devam ediyordu!
Türkiye bu
laubali ilişkilerle bu noktaya^
tir. Bu nasıl bir ilişkidir ki,
Malki’yi öldürten iş
Cumhurbaşkanının
onayı ve Genelkurmay^ nı’nın da oluru
gereken en kritik atama içit
kan’a
talepte bulunabiliyor. Ve Başbakan
ne hakla bunu istersin’ demesi
gerekirken Çakıcı ile ilişkisi var,
yapamam’ diyebiliyor.”
Ve Yılmaz
Konuşuyor: “Çete Sizin
Olayların başından beri yaptığı açıl dikkatleri üzerine toplayan Mesut Yılmaz’» kal’a cevabı çok geçmeden partisinin Meclisi nün basına kapalı bölümünde geldi. Başt maz, cinayetlerin Ciller’in başbakanlığı
döneminde
işlendiğini hatırlattı ve
ekledi: ”
Yardımcısı da Deniz Baykal’dı.” dedi.
Yılmaz,
karanlık işlerin çözümü için iki üç aya
daha ihtiyaçlan olduğunu
söylüyordu.
Mesut Yılmaz,
önceki hükümetleri çetelerle mü­
câdele etmemekle suçladı. “Çeteler bu
hükümetler­
den miras kaldı. Sümerbank özelleştirmesi, Nesim Malki ve Yener
Kaya cinayetleri sırasında Başbakan
Tansu Çiller, yardımcısı da Deniz
Baykal’dı.”
Yılmaz’in
suçlamaları ağırdı:
“Bütün çetelerin büyüyüp serpilmesi, 1993-1997 arasında. Baykal da geçen gün bizi suçlayan ifâdeler kullandı.
Kendi
döneminde işlenen yüzlerce cinayete karşı hiçbir şey yapmayacaksın, çeteler devleti yönetmeye kal­kacak, engel olmayacaksın, şimdi mücâdeleyi ya­pan
hükümeti engellemeye çalışacaksın. Bu nasıl iş?’
Bu olayların içinde siyâsîler ve devlet görevlile­
rinin de bulunduğunu söyleyen Başbakan, dil bilme­yen adamlann eksik evraklarla yurtdışına suçlu ya­kalamaya gönderildiğini, bunun için ciddiye alınma­dığını gösterdiğini belirtti. “Bizi korkutup bu mücâ­delelerden vazgeçirmek
istiyorlar. Ama içinden kim
çıkarsa
çıksın, kararlılığımızdan geri durmayacağız.
Bizi bunlarla irtibatlı göstermeye çalışıyorlar.”
Yılmaz,
mücâdele konusunda da bir hayli iddia­
lıydı: “Kimi
zaman ganimet paylaşmışlar, kimi za-
man gırtlak gırtlağa gelmişler.
Milliyetçiliği kullan­mışlar, milliyetçi diye kimseyi koruyamazsınız bu iş­
lerde. Bunların
siyâsî destekçileri var ama beni zer-
re kadar etkilemez. Bu mücadeleye en
büyük>
yeni bir hükümet olur. Biz çok yol aldık, çok lumuz kaldı.
İki üç aya ihtiyacımız var. Bir &
var, onların çıkarılması
lazım.”
“Her şeyi
organize ettik. İstanbul’da, Ha
yakalanan uyuşturucunun davaları ayrı
ayrı Araya tehdit, rüşvet, şantaj ve rufailer giriyordu
nuç alınamıyordu. Mafya korkunç bir
güç gelmiştir.”
Malki’nin
Kasasında 100 Trilyon
Mesut Yılmaz’ın yaptığı açıklamalarda
önemli bilgi ve iddialar, Malki cinayeti
konusı
di: “Buralarda
konuşulan rakamlar bütçe ra
gibi. Daha dün Nesim Malki’nin bir
kasası İçinden 100 trilyonluk çek ve senet
çıktı. Biz
nuda muhalefetten
yeterince destek görmedik.
Susurluk kazası Türkiye’ye Allah’ın bir lüt Tüm
pisliklerin ortaya dökülmesine neden tur”
Başbakan Mesut Yılmaz’a
göre, bütün çete
lantıları
kendisi ve devlet tarafından biliniyöl “Çetelere
haraç veren işadamları bana çete sordu.” Çete,
mafya, siyasetçi ve devlet bağle rında çok
önemli ipuçları yakaladıklarını beli Yılmaz,
TÜSİAD toplantısından ilginç bir da bulunuyordu: ” TÜSİAD toplantısında
bana
sorusu sordular. ‘Beni
sorumlu tutamazsınız’ de
Çünkü o
anda burada mafyaya milyonlarca haraç veren adamlar vardı. Ben kelle koltukta
câdele vereceğim, siz mafyaya haraç vereceksiniz,
sonra benden hesap soracaksınız. Yağma yok.”
TÜSİAD Yılmaz’ı
Yalanlıyor
Başbakan
Yılmaz’ın bu açıklamalarına işadam­
larının tepkisi sert oldu. TÜSİAD, bu
konuşmanın
ardından yaptığı yazılı açıklamada Yılmaz’ın sözleri­ni yalanladı ve
yapılan “Liderlerle Sohbet” toplantı­sında, Yılmaz’ın ANAP
Grubunda söylediği gibi bir
söz sarf etmediği belirtildi. Açıklamaya göre
Yılmaz,
TÜSİAD toplantısında “Temiz toplumda hiç eleşti­riye tahammülüm
yok. Temiz toplum öyle hiç riske
girmeden oturup temennide bulunulacak bir alan değil. Temiz
toplumu sağlamak için bu toplumda yaşayan
herkesin bunun riskini göze alması lazım.
Ben bu riski aldım.”
demişti.
Yılmaz-Evcil Köprüsündeki İsimler
Yılmaz ne derse
desin, Evcil ve Çakıcı ile olan
yakınlığı konusunda inkâr edemeyeceği
görüşmeler
ve kendisine
en yakın isimlerden Devlet Bakanı Eyüp
Aşık’ın kasetlere yansıyan konuşmaları vardı.
Erol Evcil ve
MİT mensubu Yavuz Ataç’ı Başba­
kan Yılmaz’a götürdüğü iddia edilen ANAP Bursa İl Başkanı Mehmet Gedik, bu konuda “Randevuyu
ben aldım ama Yavuz Ataç ile Erol Evcil’i Başba­kana,
simdi DYP Milletvekili olan İbrahim Yazıcı Sötürdü.”
açıklamasını yapıyordu. Mehmet
Gedik,
Evcü’le ortaklığı
bulunmadığını ve Nesim Malki’yi ta­
nımadığını
da açıklıyordu. Gedik, Erol Evcil’in ortağı olduğu ve bu iş
nı Başbakan Mesut Yılmaz’la buluşturduğu iç üzerine, polis tarafından gözaltına alınmış, İs DGM Başsavcılığında ifâdesinin alınmasından^ ra serbest bırakılmıştı. Suçlanan kahraman minin ikinci perdesi bu kez Bursa’da gerçc ve Mehmet Gedik partililer tarafından
coşkuyl<$|
şılanıyordu. Bir basın
toplantısı düzenleyen ANAPtan istifa ederek DYP’ye geçen Bursa
vekili İbrahim Yazıcıyı suçladı ve şunları söylüyc
“Erol Evcil ve Yavuz Ataç için
Genel mız Mesut Yılmazdan randevuyu ben
aldım.
Evcil ve Atacı Genel Başkana götüren kişi, DYP’de Milletvekili olan İbrahim Yazıcı’dır. Ataç o dönemde Yılmaz’la 3 saat görüşmüş,
ise dışarıda beklemiş. Yavuz Ataç
bant götür Mesut Bey bu iki kişiyi benim
getirdiğimi yanlış
söyledi.”
Mehmet  Gedik’in ilginç  bir de
isteği “DYP Genel Başkanı
Tansu Çiller, olayların
35 lanmasını
istiyorsa, kendi milletvekili İbrahim Yş
cı’dan bilgi alsın.”
“Allah Razı
Olsun, Bize Mazot Verdi”
“DGM’de
Erol Evcil’le hiç bir ortaklığım oh
ğını söyledim. Sadece biz Evcil’den
parti için
aldık. Biz bu tip yardımda bulunana ‘Allah ra sun’ deriz.
Evcil’in para yardımı olmamıştır,
yakıt yardımı olmuştur. Herkese partinin
kapıla
açtığımız gibi Erol Evcil’e de açmışızdır.” ANAP’h Mehmet
Gedik, 3 yıl önce Bursa’da öl­
dürülen Nesim Malki’yi hiç tanımadığını
ve bu işada­
mının Erol Evcil’le olan ilişkilerini de bilmediğini vurguladıktan
sonra, şöyle dedi: “Flash TV basıldığı
zaman Alaattin Çakıcı’nm konuşmasını
dinledim. Evcil’in de adı geçiyordu. O zaman
Erol Evcil’e ‘Se­
nin mafya ile ne
işin var?’ diye sordum. O da bana
‘Bu
önemli bir şey değil. İşadamıyım, herkesle görü­
şürüm’ yanıtını verdi.”
Oysa Evcil’in “kirli
işlerinden haberdar olma­
yan” ANAP’h Mehmet Gedik’in yıllardır kullandığı cep telefonu bile Erol Evcil’ aitti. Bu durum ortaya çıkınca Gedik, telefonu kapatmak zorunda kaldı.
Gedik de
Yalanlanıyor
Evcil ve Malki cinayeti zincirinde olaylar peşpe-şe patlak verince, o
güne kadar Evcil’le yedikleri iç­
tikleri ayrı
gitmeyenler birdenbire “Evcil’i hiç tanı­
mıyoruz.” ya da “Bir iki kez
karşılaştık.”
korosunu
seslendirmeye başlamışlardı.
DYP Bursa
Milletvekili İbrahim Yazıcı, Mehmet
Gedik’in iddialarını hemen yalanladı.
Kendisinin
Bursaspor Yönetim Kurulu Başkanı olduğu dönem­de, 1991 yılı
sonlarında Erol Evcil’in de kısa bir dö­nem yönetim kurulu üyeliği yaptığını
belirten Yazı­
cı, “Genç biriydi. Sigortacı olarak tanıyordum. Son-teki dönemde
Bursa’da tanımayan zaten yoktu. Me­
sut Bey’le tanıştırdığım doğru değil. 1995 yılında Gedik’in babasının cenazesine, Mesut Bey’le
birlikte
9ittik. Gedik, milletvekili, ben de ANAP Bursa İl
Başkanı’ydım.
Cenaze Bursa ‘nm llOkilome
ğmdaki Mustafakemalpaşa îlçesi’ndeydi. terle gittik.
Erol Evcil de cenazedeydi. Dem kadaştılar, o da cenazeye gelmişti. Bursalı ç
da hemşehrim
vardı. Bir arada olanları Bası”
‘Bu şu, bu bu’ diye takdim ettim. Tanıştı tokalaşma belki denebilir. Mesut Bey’in de dığını hiç zannetmiyorum. Ben Evcil’i hiçbir
Mesut Bey’e götürmedim.” diyordu.
Evcil ve Ataç’ı
Mesut Yılmaz’a kimin gö
konusunda taraflar birbirlerini suçlamaya ediyorlar. Ama Yılmaz, bu görüşmenin içe rinde halen kamuoyunu tatmin edecek bir açti yapmadı.
Yumruktan Sonra
Telefon
Mesut Yılmaz
Evcil’le ilgili iddiaları
“ı ben çıksam da üzerine gidin” diye
karşılasa
it       ı •’]
birinden ilginç
iddialar peşi sıra geliyordu.|
DYP Genel Başkan Yardımcısı Nahit Mente’
Kasım 1998’de
hükümetin yeraltı dünyasıytg batlarının
ortaya çıktığını ve Başbakan M<
maz’ın
Tez elden istifa etmesi gerektiğini’ sa\i
“Erol
Evcil’in ne cüretle Başbakanla görüşt” soran Menteşe, bir de iddia
atıyordu ortaya: “|
peşte ‘deki yumruklanma olayından sonra maz, Erol
Evcil’i aradı mı?’
“Mesut
Yılmaz, Erol Evcil’le Ortak Oln|
Mesut
Yılmaz-Evcil ilişkilerinde önemli bi«
iddia da, 4 Haziran 2000 tarihli
Aydınlık Gazetesi
tarafından gündeme getirildi.
“…Fransa’dan
Türkiye’ye
şartlı olarak iade edi­
len
Alaattin Çakıcı, Türkiye Büyük Millet Mecli-si’ndeki soruşturma komisyonu
üyelerine verdiği ifâdenin bir yerinde
teybi kapattırdı.
Çakıcı, teybi
kapattırdığında ANAP Genel Baş­
kanı Mesut Yılmaz’m kardeşi Turgut Yılmaz’m Erol Evcil’le ticari
ilişkilerini anlattı. Çakıcı’nın aynen şu
cümleyi kullandığı öğrenildi:
‘Benim bildiğim,
Turgut Yılmaz’m orada ve pek çok yerde parası var. Bunlara girmeyelim çok rica
ediyorum.’
Çakıcı ikinci
kez teybi kapattırdığında Demirel
ailesini anlattı. Demirel’in
akrabalarını geçmişte ko­
ruduğunu söyledi: Yahya Demirel ve Ali Şener. Ça­kıcı ‘nm
komisyon üyelerinden ricası yine aynı. ‘Lüt­
fen bu konulara girmeyelim.’
Alaattin
Çakıcı, TBMM Soruşturma Komisyo­
nu ‘na ifade verirken konuşmaları
kaydeden teybi iki
kez kapattırdı. Teybin kapalı olduğu sürenin kısa ol­duğu
belirtiliyor. Buna, Soruşturma Komisyonu Başkanı MHP’li Ali Güngör’ün
müdahalesinin ne­
den olduğu söyleniyor.”
Evcii’den Bir
Başka Şok İddia: “Rüşvetçi
Bakanlar”
Erol Evcil,
Emniyet’teki ifâdesinde, siyâset dün­
yasını yerinden oynatacak bir iddiada
bulunmuştu.
Evcil, DYP-SHP hükümetinin Ulaştırma Bakanı Ya- şar Topçu,
Devlet Bakanı Cavit Çağlar ve
netim Kurulu Başkanı Erman Yardelen’in> Special firmasından THY’ye alınan uçaklar 55 milyon Dolar komisyon aldıklarını iddia
Evcil ayrıca, bu
paranın öldürülen Nesim i
nin İsviçre’deki banka hesabı üzerinden ileri sürdü.
Türk Hava Yolları’na alınacak olan
ile ilgili olarak Eouro-Special isimli firmanın
rmm satımından dolayı o dönemde Devlet olan Cavit
Çağlar ve Ulaştırma Bakanı
Topçu ile dönemin THY Yönetim
Kurulu
olan Erman Yardelen’in bu alımdan 55 mil\ lar’a tekabül eden komisyonun yukarıda isir. çen üç şahıs arasında paylaştırılmak üzere yi Malki’nin İsviçre Swis Bank-Swis Lant Bank  üzerinden İsviçre’ye aktarıldığı ve burada
isr
tırlayamadığım yine Yahudi asıllı bir işadamı dan bankadan çekilerek ilgililere dağıtıldığını^ Malki’den öğrendim. Ayrıca bu konu ile il< bir banka dekontu göstererek, ‘Hiç kimse şey yapamaz,
elimdeki bu silah bende oldı
ra’dedi.”
Evcil-Çakıcı ve
Mesut Yılmaz Ekseı
Bir Köprü: Eyüp Aşık
ANAP’lı Eyüp
Aşık, Mesut Yılmaz’ın ist
sorumlusuydu. Ancak verdiği
istihbaratlar ve j
ra dayanarak Yılmaz’ın yaptığı açıklamalar, patronunu
çileden çıkardı ve kenara alındı.
Çakıcı’ya yapılan uzun konuşmaların
kahrama­
nı olan Eyüp Aşık, Neşe Düzel’e Erol Evcil’le olan yakınlıkları
konusunda bakın neler söylüyordu.’11
t(
Siz Evcil’le
tanışıyor muydunuz?
– Evet
tanıyorum. 1995’te bize, devletin banka­
sı Türkbank’ın satışından devlette
görevli bazı insan­
ların 20 milyon Dolar rüşvet alacağı bilgisi geldi. O günlerde Susurluk olayı daha
çıkmamıştı. Ben bu olayla ilgilenirken,
Alaattin Çakıcı beni iki üç kez te­
lefonla
aradı ve bana olayı anlattı. ‘Bu banka bize
söz verilmişti. Biz bu bankanın karşılığında bir hiz­met verdik. Biz sözümüzü tuttuk. Ama şimdi bizden 20
milyon Dolar rüşvet istiyorlar. Ben bu parayı vermiyorum,
bunlara savaş açıyorum.’ dedi. Ben bu
bilginin
kaynağına yeterince güvenmediğimden bu
bilgiyi
açıklamadım. Ama takip ettim. Erol Evcil’i
arattırdım, bu adam kimdir diye. Kendisiyle İstan­bul’da Cevahir’in otelinin lobisinde buluştuk. Bir
iki
saat konuştuk.
– Size neler
anlattı Evcil?
– Zaman içinde
ortaya çıkanları anlatmadı, Ça­kıcıyı çok sevdiğini fakat ortak olmadıklarını
söyle­di. Evcil’le görüştüğümüzde Malki cinayeti olmuştu.
Öugün de Malki
cinayetini Evcil mi işledi bümiyo-
rum, ama o gün bana Malki’yi
sadece tanıdığını söy-
lemişti.
– Peki siz,
Çakıcı’yla konuşmalarınızdan partini-
zin lideri Mesut Yılmaz’ı hangi aşamada ettiniz? Ya da kendisine hiç bu konuda bilgiı den tek başınıza, gizlice mi ilişkinizi sürdür
– Ben Mesut Bey’e her aşamada bilgi dum. Ayrıca topladığımız bilgileri de, bizi yönlendiriyorlar, kandırıyorlar diye karşılıklı yorduk. Mesela Türkbank konusunda MİTçM met Eymür beni biraz yönlendirmeye çalışti,/
– Devletin
askeri, Emniyet ve MİT gibi
örgütleri var. Ama anladığım kadarıyla
siz dan gelen bilgilere güvenmiyorsunuz, başt
bakan olarak oturup bir
istihbarat elemanı
diniz bilgi topluyor sunuz. Öyle mi?
– Onlar da bizi
kullandı. Mesut Bey’le
 biraz aramız
açıldı. Mesut Bey iktidara geh
biraz daha resmî yoldan yürütmeye kalktı. Tütemedi. Beş
altı ay sonra ‘Ben MiT’ten bilgi\
yorum’ diye itiraf etti. Mesut Bey,
benim ot ye ettiğim isimleri değil, onlara ters isimlet
kurdu ve aramız
açıldı.
– Peki siz
bakanlık yapmış birisiniz,
aranan bir sanık. Çakıcıyla görüşmelerinizi $ menizde amaç
neydi?
– Benim
mafyayla hiçbir ticari ilişkim yokğ
bank olayının peşine düşmüştük biz. Bana
çi
sizlik
yapıldı. Bakanlığım bitti, yargılandım sa Susurlukla ilgili bilgilerin belki
dörtte biri
çıktı. Ödül
alan birçok gazeteciye, televiz haberi, belgeyi ben verdim. Geldiler, rica Ben de çıkartıp, verdim. Yazdılar, ödül aldıla
– Siz,
Çakıcı’yla görüşürken onun MiT’le ilişkile­
rinden haberdar mıydınız?
– Devlete daha evvel çalıştığını
söylemişlerdi. Mehmet Eymür bana Çakıcı’yı
MiT’e kendisinin al­
dığını ve kısa
bir süre çalıştığını söyledi. Ama Ey­
mür,
Çakıcı için ‘İşe yaramaz’ diyordu.
– Türkbank’ta
yaşananlar Susurluk’un bir halka­
sı. Mesut Yılmaz, neden bir ucu mafyaya bağlı bir banka ihalesine doğrudan karıştı? Bir başbakanın mafyanın taraf olduğu bir ihaleye karışmasını
doğru
buluyor musunuz? Yılmaz’m bu
girişimlerini onayla­dınız mı?
– Evet
onayladım. Mesut Beyin Türkbank ihale­
sinde şeklî bir hatası olabilir ama
ilkesel bir hatası
yoktu. Bunu Mesut Bey’le bugün aramın iyi olma­masına rağmen söylüyorum. Mesut Bey,
Susurluk konusunda bize yardım eden emniyetçileri tasfiye etti. Benim tuttuğum emniyetçilerdi bunlar. Sırf
bi­
ze yardım ettiği için bugün hâlâ
tehdit altında olan
görevliler var.
Birtakım insanlar Mesut Bey’e geldi­ler ve onların söylediklerini daha doğru
buldu Mesut
Bey. Ben MiT’te birini
kendisine tavsiye ettiysem, o
adam
kayboldu gitti.”
EVCİL’E DOKUNAN
YANIYOR
Hâkim Nalmcı’nm
Hikâyesi
Erol Evcil’in
nasıl bir ilişki ağının içinde yeral-
dığını görmek için, belki de en ilginç
örnek, onu
yargılayan Hâkim Yüzbaşı Necati Nalıncı’nın öykü­sü olsa gerek.
Evcil’i asker
kaçaklığı suçundan tutuklayan Na­lıncı, bu kararıyla hayatının nasıl zindana
çevrilece­
ğini gerçekten tahmin bile edemezdi.
Bulunamayan
Adam
5 Mart 1997
tarihli gazetelerde son derece il­
ginç başlıklar yer alıyordu: “Çürükçü
zeytin kralı”,
asker kaçağı trilyoner.”
Herkesin
Balıkesir’e dünyanın en büyük zeytin işletmesini kuran kişi olarak tanıdığı Eze
Zej, nin sahibi Erol Evcil, sahte çürük raporuyla
ten kurtulmaya
çalıştığı iddiasıyla tutuklanr dünyasının “üç uçaklı trilyoner” lakabını
henüz
31 yaşında olan Evcil, Kuzey Deniz
mutanlığı tarafından yargılanıyordu.
Gazetelerdeki
haberlerde ayrıntıları yer
bile, Evcil’in mahkeme önüne çıkarılması aslı de kolay olmamıştı. Zira Evcil’in
sahte bir askerliğini ertelettiği tam 13 ay
önce tespit sine rağmen, bir türlü bulunamıyordu. Hızlı
nin kayboluşu şanına uygun olmuştu.
Çürükçüler Çetesi ve Çizik Atılanlar
Peki Evcil’in
sahte rapor alması nasıl açiı
mıştı? Aslında bu başlı başına Evcil’in takip bir dosya
değildi. Zaten “çürük rapor” işi
başına Evcil’in para verip organize
ettiği değildi.
İşin ucu 1995
yılı sonlarında ortaya çıkar
“çürük rapor şebekesi”ne dayanıyordu. basitti. Askerlik sorunu olan kişi, ameliyat mz yatırılıyor ve kendisine “çizik” atılıyordu.
Yani|
‘(#
liyat
olmuşçasına bir iz yapılıyor ve böylece “<
raporu” veriliyordu.
Erol Evcil’in
bu şebekeyle olan temasına
lanmasmdan tam 13 ay önce rastlanmıştı, nin hatta neredeyse dünyanın en büyük
aylardır “firar? konumundaydı ve
“bulunar
Nihayet Evcil,
konunun “uzmanlarımla yaf
^üşmelerin ardından 14
Şubat 1997’de teslim olma­
ya karar
verdi. Uzman isim daha sonraki aşamalar­
da Evcil için meslek hayatını tehlikeye atacak ölçü­de işler
yapan Yarbay Nihat Demirel’den başkası değildi.
Aslına bakılırsa Nihat Demirel, her ne kadar “Evcil’in anneannesi beni
aradı. Askerlik durumunu
anlattı.
Ben de teslim olsun fazlaca bir sıkıntı olmaz,
diye görüş belirttim.” dese
de, onun ve pek çok üst düzey
yetkilinin ilişkileri bu tür ifâdelere sığacak öl­
çüyü çoktan aşmıştı.
Evcil, yaptığı “üst
düzey istişarelerin ardından”
teslim olmaya karar verdi. Daha sonra da
ortaya çı­kacağı gibi bu konularda istişare edeceği en üst dü­zeyde
yetkililerle yeterince yakınlık kurmuştu. Ya­
kınlarının askerlikle ilgili
söyledikleri doğrusu nere­
deyse tamamen doğru çıktı. Ne var ki istişare
ettiği
“uzmanlar”, bir tek kişinin kararlı tutumunun işin seyrini
bozabileceğini hesaba katmamışlardı.
Yakınları onu
İspanya’da yeni satın aldığı bir te­sis için yurtdışında sanırken, Evcil ifâde
veriyordu.
Diğer sanıklar,
emekli Astsubay Güngör Atak,
Himmet Tepeli, Doktor Armağan Özel, Doktor Al­bay Bora Ataoğlu
ve Vatan Hastanesi eski Başheki­
mi Metin Tanker, Evcil’le birlikte
yargılanıyordu.
Mahkemede verilen ifâdeler Evcil’in söylediklerini
doğrular mahiyetteydi. Zeytin kralı ise ısrarla “As­
kerden kaçmak gibi bir niyeti
olmadığını, kendisi Çin yapılan işlemin
çürük raporu değil, bir yıl erte-‘eme raporu olduğunu ve ertelemenin
suç olmadığı-
n> bilmediğini”
söylüyordu. Ancak mahkeme 13 aydır firarî olan tahliye talebini reddetti ve duruşma ertelendiği sonraki duruşmalarda da benzer talepler re ve Evcil iki buçuk ay cezaevinde kaldı.
Çürükçüler Çetesi’nin
yaptıkları, sanat
başta
olmak üzere, pek çok ismin askerlik ya tamamen ya da geçici olarak
çözmek Sanatçı Cihat Tamer’in oğlu Yaşar
Atilla git
lerin de yer aldığı
davada, ilginç duruşmalar ı
yordu. Örneğin Dr. Armağan Özel, “imzas
edildiği gerekçesiyle”
tahliye ediliyor, ayrıca çak sanık da serbest bırakılıyordu. Kaçaklar» pişman olduklarını ve herkesten özür diledim söylemişlerdi. Ama sanatçılar ve ünlüler i yolları bitmiyordu. Nitekim Evcil’i yargılayan Necati Nalıncı, bazı sanatçıların dosyasının dığını müşâhade edecek, ancak yaptığı dan sonuç
alamayacaktı. Sonuçsuz başvur
ten
bedelli askerlikle birlikte ortadan kalkac
Fakat burada
ilginç olan Doktor Armağan^
in durumuydu. Daha sonra pek çok tanığın }| le ortaya çıkan ilginç bir iddia
vardı: “Ev atan doktor, Armağan
Özeldi.”
Oysa davada.! yerine başka bir isim
yargılanıyordu. Daha djjİj
olanı Dr. Armağan Özel’in daha sonraki döf Evcil’i yargılayan Hâkim Necati Nalıncı’yı suç lar arasında yer almasıydı.
Evcil’i
Tutuklamak Ya da “Ateşle Oynf
Asker kaçaklarına çürük raporu veren nin mahkemeleri ve
ardından ortaya çıkan isimler kamuoyunda dikkatle izlendi. Gazetelerde
davalıla-rln isimleri ve resimleri boy boy yer alırken,
olayla­
rın diğer tarafında bir başka
isim, başına gelecekler­
den habersiz olarak görevini yapmaya
çalışıyordu.
Erol Evcü’le
ilgili tutuklama kararını, 24 Ocak 1996 tarihinde Kasımpaşa Askerî Mahkemesi
ver­mişti. Karan veren Hâkim Kıdemli Yüzbaşı Necati Nalıncı, Askerî Ceza
Kanunu’nun 81’inci maddesi gereği çıkardığı tutuklama kararının ardından orta­ya
çıkacak olayları kuşkusuz tahmin bile edemezdi. Kararı imzalarken belki de çok az tanıdığı Evcil, da­ha sonra
onun için ömrü boyunca unutamayacağı bir kâbusa dönüştü. Avukatlarının ve onun
lehinde tanıklık yapmak isteyenlerin da
akıbeti pek farklı ol­
madı.
Evcil’in
Muhasebecisi Konuşuyor: “Onun İşini Paşalar Çözüyordu”
Erol Evcil’in yargı zincirinde doğrudan ya da do­laylı pek çok isim onun serbest bırakılmasını istedi. Ama Evcil’in daha asker kaçağı olarak yargılanma­dan oluşturduğu ilişkiler ve bizzat birlikte çalıştığı tazı eski üst düzey görevliler onun etrafında müthiş bir koruma kalkanı oluşturuyordu.
Bursa Emniyeti’nden ayrılan pek çok isim zaten Evcil’in yanında çalışıyordu. Bunlar arasında daha önce Bursa Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Yusuf İlhan önemli bir rol oynuyordu. Nite­kim Evcil’in Bursa Emniyeti’yle olan yakın ilişkileri Malki
cinayetiyle ilgili araştırmalarda geniş
çaktı. Evcil’e sadece Emniyet’ten
değil, lerden de önemli bir destek geliyordu. Bı
kısmı aile dostluğu, bir kısmı
rüşvet ilişkisi,
ise bazı üst düzey isimleri doğrudan şirket ne almak
şeklinde gelişiyordu.
İşte bu
zincirin bir başka önemli parçası?
in muhasebeciliğini yapan Bayram
Bozdemfel
çıkardı. Aslında Evcil’in şirketlerine şöylece atmakla bulunabilecek
bu bilgi, nedense Me
yetinin ardından başlayan soruşturmayla ve sebeci
Bozdemir’in ifâde vermesiyle ortaya
du.
Bozdemir,
Evcille ilgili verdiği ifâdede ‘
Tümgeneral Salim Kukul’un,
yönetim ki ikinci isim olduğu”
ortaya
çıkıyordu. Yine
mir’in
ifâdesine göre Salim Kukul, haftada’ kez uğruyor ve (1996 yılında) l milyar 50 ücret alıyordu.
Bozdemir’in
asıl ilginç açıklaması “Kuku
nm asıl işinin yönetim kurulu üyeliği
değil,),
askerlik
sorununu  çözmek”  
olduğu  şekli Bozdemir’in ifâdelerinde bulunmayan başka l dia
ise, Malki cinayetinden sonra daha da ör
zanıyordu: Salim Kukul
Paşa’nın, yakın güçlü ismi Jandarma Genel
Komutanı Teor
man’a yakın olduğu.
Nitekim Koman, emel*
ardından
Çağlar’ın şirketinde yönetim kuruhj ğini kabul etmekte sakınca görmemişti.
Tümgeneral  Salim
Kukul’la  ilgili  bir;,f
önemli bilgi, Dev-Sol örgütünün önde
gelen isimle­
rinden Sinan Kukul’la amca çocukları olmasıydı. Si­nan Kukul,
cezaevinden kaçtıktan sonra, Dev-Sol’-
un lideri Dursun Karataş’la
ayrılığa düşmüş, daha
sonra
İstanbul’da polis tarafından düzenlenen bir operasyonda
öldürülmüştü. Aynı operasyonda Dur­
sun
Karataş’ın eşi de ölenler arasındaydı.
Evcil, Bir Var Bir Yok
Herşeyi anlamak
kolaydı, ama magazin basının­
da boy boy fotoğrafları yer alan bir kişinin nasıl olup da bulunamadığı
ve kaçak olarak yaşadığını anlamak hiç
kolay değildi. Evcil’in o dönemde birlik­
te yaşadığı Gülben Ergen’le sık sık görüştüğü maga­zin basınına yansıyor, ancak izi bulunamıyordu.
An­
cak Evcil’i gerçekten yakalamak
isteyen kamu gö­
revlilerinin ısran,
etrafındaki çemberi iyice daralt­
mıştı.
Çürükçüler
Çetesi’nin müşterisi olan Evcil, uzun kaçış
macerasını nihayet noktalıyordu. Ancak Evcil’­
in 14 Şubat 1997’de gidip
teslim olmasında garip­likler vardı. ” Zeytin Kralı” nedense,
kendisini ara­yan mahkemeye değil, Gölcük Donanma Askerî Komutanlığına teslim
oluyordu. Tutuklanıp gönde­rildiği askerî cezaevi ise adlî yönden Yarbay
Nihat l’e bağlıydı.
Yarbay Demirci:
“Evcil Teslim Olacak”
Oysa Evcil’in teslim olmasından kısa süre önce ^Sananlar, olayları biraz daha anlaşılır kılıyordu. Evcil’in gıyabî
tutuklama karan sürüyor, ar
dişi bir türlü bulunamıyordu. İşte tam o Yarbay Demirel, Hâkim Nalıncı’dan bazı bulunuyordu:
“Evcil
gelip teslim olacak. Hemen ifâ
tahliye et. Aksi halde sıkıntıya
düşersin.
ya’ya gidip banka kuracak. Bir gün bile  kalırsa, onun sonu olur. Kendisi
Gölcük’e
Hm olacak. İstanbul’a getirtmeden bunları iyi olur.
Basını duruşmalara sokmamak ve haberi olmadan bu işleri yapmak iyi olur.
kelerinden taviz
vermek sana hiçbir şey
mez, ama çok şey kazandırır. Böyle bir nın karşısına
hayatta bir kez çıkar. Aksi hc
na geleceklerden sorumlu değilim.”
“Evcil’in
Arkası Sağlam”
Hâkim Nalıncı’nm mahkemelere ve soruşturan
müfettişlere verdiği ifâdelere
bay Demirel’in kendisine
söyledikleri sadecö
la sınırlı değildi. “Çok sayıda emekli komi letvekili ve
bakanın Erol Evcil’in arkasında
nü, bazı emekli asker ve emniyetçilerin
Evcil ı dan işe alındığını”
da söylüyordu Demirel.
îşte Yarbay
Demirel’in Evcil’le ilgili Hâl
hncı’ya söylediği birkaç cümle daha: “Erol delikanlılık
sökmez. Seni kardeşim kadar
Erol da benim kardeşimdir. Evcil’in
zaten
yok. Aptallık etme.”
Yarbay
Demirel’in asıl şaşırtıcı iddiası,
verilecek cezanın nasıl olsa Askerî
Yargıtay tarafın­dan bozulacağı ve Evcil’in orada da adamlan oldu­
ğu” yolundaydı. “Boşa
kürek çekiyorsun. Alaattin
Çakıcı ile Evcil çok iyi arkadaş. Başka
türlü yollar­
dan da bu iş halledilebilir. Türkiye’de üç kuruş için adam
öldürülüyor. Aptallık etme, yarın başın derde
girerse devlet
sana koruma bile vermez. Aslında Ev­
cil gibiler askere alınsa bile zaten
görünüşte askerlik
yapıyorlar.”
Nitekim sonraki
gelişmeler, Yarbay Demirel’in
söylediklerinde hiç de yanılmadığını ortaya çıkara­caktı.
Hâkim Nalıncı, kendisine
söylenenleri, başka arkadaşlarıyla
paylaşmayı ihmal etmedi. Önce hâ­
kim
arkadaşı Yüzbaşı İ. Nuri Tezel’e durumu anlat­
tı. Tezel, Yarbay Demirel’in benzer taleplerde daha önce de bulunduğunu anlattı. Hâkim Nalıncı’nın bu bilgileri paylaştığı çok sayıda arkadaşı daha
vardı.
Deniz Binbaşı Harun Serçe,
eski Adliye Yazıişleri
Müdürü Lemi
Kumru, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı
Cemil
Türk, Yalova Barosu avukatlarından Hakan
Gergeroğlu. Onlarla hem sıkıntısını paylaştı, hem de ülkenin içinde bulunduğu durumu konuştular. Ne var ki bu tanıkların ne gördükleri, ne de
duydukları
Nalıncı’nm başına
geleceklere engel olamayacaktı.
Hâkim Yüzbaşı
Nalıncı, Yarbay Nihat Demirel’-in taleplerini geri çevirdi. Evcil teslim olur
olmaz da
°nu kendi görev bölgesine getirtmek için işlemleri Islattı.
Demirel bu kez Nalıncı’yı arayarak “Onu İs-
tenbul’a
getirtmeden ifâdesini almasını ve serbest
blrdkmasmı talep
etti.”
Aldığı cevap öncekilerden farklı  olmadı.
Çürükçüler davasından
147 kişiden hiçbiri, -ki bunların pek isimlerdi-
bu kadar yakın ilgi ve destek gör
Hem de neredeyse işin birinci dereceden
lan tarafından.
Hâkim Nalıncı,
Evcil’in kim olduğunu vc|
daha yeterince anlayamamıştı. Ortaya çıt kadar hayret
ettiği verdiği ifâdelere de yar
Ama sonraki yıllarda yaşayacakları ona,
“£wi
vatandaş gibi davranmanın bedelin? çok ödetecekti.
Oral Çelik ve
Yarbay Demire!
Aslında o
günlerde Yarbay Demirel’in iş
rusu başından aşkındı. Çünkü askerlik sor kendisini
arayan ve “bilgisine başvuran” sade
Evcil değildi. İpekçi cinayetinden
Papa kadar her olayın içinde adı geçen çok ör başka isim de “sorununu
çözmesi için”
geliyordu: Oral
Çelik.
Demirel,
önceleri Oral Çelik’le yaptığı; nin ayaküstü olduğunu ve kendisini doğru
nımadığını
ifâde etti. Zaten ÇeHk’e de “as/ı
runu ile ilgili ayaküstü bilgi” vermişti. Anc dan Çelik’le
olan tanışmalarının birlikte ot
mek yiyecek düzeyde olduğu ortaya çıkac
Evcil, nihayet
Kasımpaşa Askerî Cezac
tirildi. Adalet yerini henüz bulmasa da, en doğru yöne
ilerliyordu. Ama Hâkim Nalınc
busu daha yeni başlıyordu. Yarbay Demirel, Evcil’in Aile Dostu
Evcil’in serbest kalması için Hâkim Nalıncı’ya
sürekli baskıda bulunan Yarbay Nihat
Demirel’i bi­
raz daha yakından
tanımak, aslında bazı ilişkilerin
pek
de tesadüfen kurulmadığını ortaya koyuyor.
Hâkim Yarbay
Nihat Demirel, 1950 Konya do­
ğumluydu. 1974 yılında mezun olduğu Ankara Hu­kuk Fakültesi’nin
ardından uzun yıllar Deniz Kuvvet­
leri çatısı altında çeşitli hukukî
görevlerde bulun­
muştu. Evcil’in tutuklama kararı çıkarıldığında, daha sonra onun
yargılanacağı Kuzey Deniz Saha Komu-
tanlığı’nda adlî müşavir olarak
görevliydi.
Demirel, önemli
bir ismin damadıydı. Bir dö­
nem milletvekili de olan, emekli bir general olan Orhan Sefa Kilercioğlu’nun kızı Goncagül Hanım ile evliydi. Evcil’le ilgili tutuklama kararını
çıkaran Hâ­
kim Necati Nalıncının
karşısına o günden sonra çok
sayıda
isim çıktı. Ama Yarbay Demirel, bunlar ara­
sında hep öne çıktı, hem de
sonradan bedel öde­yenlerden oldu.
Yarbay Demirel,
bir kez daha Hâkim Nalıncı’-
dan derhal Evcil’i tahliye etmesini istedi. Aldığı
cevap
,
“Ona herkese davrandığımız gibi davranıyo-
ruz.” oldu. Ama Yarbay
Demirel, daha sonra ken­
disini “Evcil’i kurtaran Yarbay” olarak
kayıtlara ge­çirecek girişimlerinde kararlıydı. Zira sadece kendi­
sinin değil,
ailesinin de Evcil’le yakın, hem de inanıl-
j^vacak ölçüde yakın ilişkileri vardı.
Bir kere Erol
tvcil’in büyükannesine oldukça samimîlerdi ve âile-Ce görüşüyorlardı.
Bunlardan daha da önemlisi Yar-
bay Demirel’in eşi, Evcil’in resmen eler çalışıyordu.
Yarbay’ın Eşi
Evcil’in Elemanı
Yarbay Nihat
Demirel’in sanık Erol Evcile 
yakınlığı,
aslında son derece açık bir biçiı
ediyordu. Erol Evcil’i, asker kaçaklığı
ve
düzenlemekten  yargılandığı
dosyadan
için olağanüstü çaba gösteren Yarbay Deı Gonca Gülendam
Demire!, sigortalı olarî şirketinde çalışıyordu. Bayan Demirel’in
sigortacılık
A.Ş.’ye giriş tarihi ise l Ağı
idi.
Bunlar Yarbay
Demirel’i daha sonrad? kurbanları listesine yazdıracak bilgiler olaf
Hâkim Yüzbaşı
Nalıncı, Yarbay Nihat
in tüm taleplerini geri çevirdi. Evcil teslim1;!
maz
da onu kendi görev bölgesine geti
lemleri başlattı. Evcil, nihayet
Kasımpaşa|
Cezaevi’ne getirildi. Adalet yerini henüz da, en azından doğru yönde
ilerliyordu.
Baskılar
Bitmiyor
Hâkim Nalıncı,
Evcil’i Cezaevi’ne teslim,!
Evcil’i korumak isteyenin sadece Yarbay madiğini
anlamakta gecikmedi.
Sıcağı sıcağına
ilk telefonunu, Kuzey
ha Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay roman’dan aldı. “Evcil
haksızlığa uğramış
önce tahliye edilmesi gerekir.” Nalıncı, hemen
ar­
kadaşı
Yüzbaşı Nuri Tezel’i aradı ve uyardı: “Mah­
kemedeki kıdeme göre, siz ikinci
hâkimsiniz. Size de bu türden tavassut ve
telkinler gelebilir. Dikkatli
ve
cesur olalım.”
Beşiktaş
Sevgisi!
Nalıncı’yı
arayanların sonu gelmiyordu. Bu kez
telefonda yine Albay Cengiz Toroman
vardı. Fakat
Toroman’ın bu kez farklı bir talebi vardı. “Futbol Fe­derasyonu eski
başkanı M. Kemal Ulusunun, Nalın­
cı gibi Beşiktaşlı olduğunu ve kendisini
ziyaret et­
mek istediğini” söylüyordu. Hâkim Nalıncı, “Buyur­sun gelsin,
tanışmaktan mutluluk duyarım.”
dedi.
M. Kemal Ulusu,
Nalıncıyı makamında ziyaret etti. Uzun süre Beşiktaş üzerine konuştular. Ulusu,
birdenbire
muhatabının hiç beklemediği bir soruyu
yöneltti: “Erol’un durumu ne
olacak?’
Hâkim, önce
kimin kastedildiğini anlayamadı.
Mesele yine Evcil’di. M. Kemal Ulusu, “Evcil’in
ya­
kın dostları olduğunu, akrabalarının kızlarıyla evle­neceğini ve
başarılı bir işadamının tutuklu kalması­
nın ekonomiye zarar
vereceğini”
anlattı ve ekledi: ‘Evcil’in çok sayıda avukatı var,
ama yeterli değil.
Acaba siz bir avukat önerebilir misiniz?’ Talep ger-Çekten
inanılmazdı. Bir davanın hâkiminden aynı
davayla ilgili avukat tavsiye etmesi
isteniyordu. Ya
da aslında “yardım etmesi.”
Hâkim Nalıncı,
davanın hâkiminin kendisi oldu-9unu hatırlatarak “Bu sözleri duymamış
kabul ettiği-
n/” belirtti. Nalıncı, arkadaşı İ. Nuri Tezel mak üzere yine
hukukçu dostlarına bu tatsız ti anlattı.
Ve Çakıcı
Telefonda!
Hâkim
Nalıncı’nın telefonu bu kez başka
tarafından aranıyordu. Kendisinin Alaattin olduğunu söyleyen bir kişi, Nalmcı’ya bildik t« rini sıralıyor ve Evcü’e rakiplerinin iftira
attığı
lüyordu. Evcil’in etrafında
bakanlar, millet
ve komutanlar
olduğunu söyleyen Çakıcı, Ne
ikinci
bir yol daha öneriyordu: “Çoluk çocuc onları düşün, ne istiyorsan
söylemen yeterli.’1
Hâkim
Nalıncı’nın cevabı ise hiç değişme
“Hayır,
asla”
Nalıncı, Erol
Evcil-Alaattin Çakıcı ilişkisini^
rihte bilmediği için kendisini arayanın “sesini
tiren” Yarbay Nihat Demirel olabileceğini de dü. Yine de
Hâkim Tezel’i arayıp “Beni böyle j aradı. Başıma bir iş gelirse
takipçisi olun.
ihmal etmedi.
Üst Düzey Bir
Komutan
Hâkim
Nalıncı’nın Evcil’le ilgili aldığı öğüt
baskılara her gün bir yenisi
ekleniyordu. Bu lefonda kendisinin emekli Kuvvet Komutanı Beyazıt olduğunu
söyleyen bir kişi vardı. Tal
nıydı. “Evcil’i bırak..”
Nalıncı’nın
yanında yeğeni Avukat
da bulunuyordu. Nalıncı telefonun sesini yükselte­rek, konuşmayı
yeğenine dinletti. Neşe Kaya daha
sonraki aşamalarda bu görüşmeyi bizzat
doğrulayan
bir dilekçeyi yetkililere sundu. Arayanın Beyazıt Pa­şa olup
olmadığını bilmesi mümkün değildi. Yine de arayan kişiye yargılama konusunda
bilgilerinin yan­
lış olduğunu aktardı.
Arayan kim olursa
olsun, en azından Vural Be-yazıt’ın ismini fütursuzca kullanma cesaretini taşı­
yordu. Bu ise
olayın boyutlarını artık iyiden iyiye or­
taya koyuyordu. Evcil’in koruma kalkanı
tek keli­
meyle “tepelerdeydi.”
Askerî Yargıtay
Üyesi: “Servet Düşmanlığı
Yapma”
Hâkim Nalmcı’ya
gelen baskılarda talep aynıydı, ama bunların ifâde ediliş biçimleri farklıydı.
Bu defa
arayan, Askerî Yargıtay  Dâire
Başkanı Albay Gü
ner Bozkurt’tu. Nalıncı bürosunda yalnız değildi, ya­nında Sabah
Gazetesi’nden muhabir Sedef Şenkal
ve eski Asteğmen Avukat Hakan Gergeroğlu
vardı.
Hâkim Nalıncı,
Albay Güner’i staj yaptığı Aske­
rî Yargıtay’dan tanıyordu. Albay Güner,
Nalmcı’ya
Kendisini takdir ettiğini ve ileride Askeri Yargıtay’a 9elmek
istediğinde yardımcı olabileceğini”
söyledi. Konu kısa
sürede Evcil’e geldi. Nalıncı telefonun se­
sini yükseltti ve yanındakilere
dinletti.
Güner Albay,
ona “Evcil’in başarılı bir işadamı
olmasından ve
yanında çalışan insanların mağduri-
Vetinden ve tahliye konusunda cesur davranması gerektiğinden”  sözetti.   “Kendisi
de sıty mahkemelerinde birçok tanınmış
işadamına
(j tahliye karan vermişti.”   Ve
ardından ekk
vet düşmanlığı
yapma.”
Hâkim Nalıncı,
baskılardan iyice bune
ne
de olayların basına yansımasını, hem seyri
için, hem de Türk Silahlı Kuwetleri’nl|
rumda bırakacağı için istemedi. Bu telef ör bir süre sonra Evcil’in duruşması vardı, tahliye edilmedi. Baskılar sonuç vermemişti^fj
Hâkim Nalıncı,
bir yandan davayla ilgili ı
lan yürütüyor, diğer yandan başta Hâkim ri Tezel olmak
üzere yakınında olanlara olı
aktarıyordu.
“Evcil’i
Mağdur Ediyorsunuz!”
İşte bu
görüşmelerden birisinde iki hc
bet ederken, Nalıncıya yine Askerî Yar Albay
Güner Bozkurt’tan telefon geldi. Albayı
ko
nuşmasını iki hâkim de dinliyordu. Bu sertleşmişti.
“Evcil’i
mağdur ediyorsunuz. Basından duydu
ğunuz için onu tahliye edemiyorsunuz.
Kişis
ve görüşlerinizi dosyaya sokuyorsunuz. Ev referans olan bir Askerî Yargıtay
üyesi oturuyor. Erol’u ve ailesini yakından
tanıyaf)
Nalıncı’nın
cevabı da bu kez aynı ölçüdut
du: “Ben neyi nasıl yapmam gerektiğini Evcil gibilerinin servetlerinin ardında karanl ler yatıyor. Bir Askerî
Yargıtay Dâire.
far ulaşmalarından
üzüntü duyuyorum. Bu davada
benzer
yüzlerce sanık var. Ama nedense beni sade-
ce Evcil için
arıyorsunuz. Eğer kararlarım yanlışsa,
zaten
hukukî denetime açık. Evcil’i yalnızca herhan­gi bir vatandaş gibi
görüyorum.”
Rapor:
“Evcil Turp Gibi”
Hâkim Nalıncı,
kendisine gelen tüm baskılara rağmen yasal süreci işletmeye devam ediyordu. İki
duruşmada onu tahliye etmemişti. Baskıların ve teh­ditlerin ise sonu
gelmiyordu. Telefonla kendisi ve eşi tehdit ediliyor, Evcil’in peşini
bırakmaları isteni­yordu.
Nalıncı’nın
dosyada önemle incelediği bir konu
vardı: “Evcil’in
gerçekten askerlik yapabilecek du­
rumda olup
olmadığı.”
Bunun için onu İstanbul De­niz Hastanesi Başhekimliğine sevk ettirdi. Kasım-paşa’daki Başhekimlik Evcil’in sağlam olduğunu mahkemeye 2 Nisan 1997 tarihinde 880 No’lu ra-Porla bildiriyordu. Çürükçüler çetesinden alınan ra­por işe yaramamıştı. Hâkim Nalıncı, raporun bir ör­neğini de Milli Savunma
Bakanlığı’na gönderdi.
Mudanya:
“Evcil’i Askere Alın”
Evcil’in bağlı bulunduğu askerlik şubesi Mudan-^ olduğu için, çok geçmeden gerekli yazıları ta-mamlandı ve “Erol
Evcil’in en yakın askerlik şubesi-ne teslim edilmesi”
istendi.
Bu arada Evcil 2
aylık hapis cezasını tamamla-
dl9′ için, 10 Nisan 1997’de Hâkim
Nalıncı tutuklu-
luk halinin kaldırılması kararını verdi. Artık ya Askerlik
Şubesi’nin ifâde ettiği süreç
Yani Evcil, cezaevinden alınıp, en yakın asl besine
götürülecek ve askere alınacaktı.
Ama “Zeytin
Kralfnm
imdadına, “başk
yazlamayan” bir
resmî yazı yetişecekti. ye
tındaki imza ise şaşırtıcı değildi.
Evcil Kurtuluyor
Cezası tamamlanan Evcil için artık asker
görünmüştü. Cezaevinden çıkarılıp, en yakırj| lik
şubesine teslim edilecekti. Bağlı bulundu|
danya Askerlik
Şubesi, bu yönde resmî ye
makamlara bilgi ve değerlendirme
yazısı
İşte tam bu sıralarda İstanbul’a tayin aynı zamanda
Kasımpaşa Cezaevi’nin de ar
Yarbay Nihat Demirel, kimse
için yazılma},
me alıyor ve “Evcil’in şubeye teslim edilmesi rek yok.” diyordu.
Demirel, Kuzey
Deniz Saha Komutanlığİl
Mahkemesi’ne yazdığı 1997 tarih ve 660 zıda, Erol
Eşrefoğlu (yani Evcil)’nun tahlif
ben serbest bırakılmasını istiyordu.
Sanıkla ilgili
yargılama sürecinin sona
ve raporunun sahteliğinin kesinleşmediği, denle de
tutukluluk hali kalkınca “yo/e/amai
olmayacağı” yorumunu yapan
Yarbay Der cil’in yurtdışına kaçışıyla devam eden süreci)
yordu. Böylece
Kuzey Deniz Saha Komutaı
ve
Yarbay Nihat Demirel’in imzasıyla  müteakiben sanığın salıverilmesi” isteniyordu.
Kısa bir zaman sonra Malki cinayeti için güven­lik güçlerini peşinden koşturan Evcil, serbest kalı­yordu. Evcil’in ilk işi ise, tabii ki askerlik şubesine gi­dip “sü/üs”ünü almak değil, yurtdışına çıkmak olu­yordu. Malki cinayeti nedeniyle tutuklandığında ise, suçu ağır ceza gerektirdiği için, askerliği askıya alı­nıyor, bu arada çıkan kanun gereği bedelli askerlik hakkı elde ediyordu.
Evcil’in Sahte
Belgeleri
Hâkim Necati Nalıncı, Evcil dosyasının peşini bırakmaya hiç niyetli değildi. Oturup dosyasını ince­lemeye başladı. Karşısına çıkanlar inanılmazdı. Ev­cil’in daha önce iki yıl için askerliğini te’cil ettirdiği öğrenci durum belgesi sahteydi.
31 Kasım 1987 tarihinde Evcil’e ait olarak veri­len öğrenci belgesindeki fotoğraf ona ait değildi. Oysa bu belge Evcil’in askerliğini tam 2 yıl ertelet­mesini sağlamıştı. Çok dikkatli olması bile gerekme­yen gözler, o fotoğrafın Evcil’e ait olmadığını göre­bilirdi. Ama gördürmeyen Allah gördürmüyordu iş­te! Evcil’in bu
konuda aldığı iki belgeden birisi 1985’tc, ikincisi
ise 1987’de alınmıştı. İki fotoğraf­
taki
kişilerin aynı olduğunu iddia etmek için hayal
gücünü zorlamak bile gerçekten yetersiz kalıyordu.
Bu Evcil’in düzenlediği ne ilk, ne de son sahte belgeydi. Evcil daha önceden de sahte bono düzen ’emekten yargılanmış ve mahkum olmuştu. 1991 bu konuda
hakkında açılan davadan,
ğustos 1994 tarihinde mahkum
olmuştu,  İkinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği cezai! tay tarafından da onaylanmış ve kesinleşmiş^
Eşref oğlu mu,
Evcil mi?
Evcil’le ilgili
tüm resmî evraklarda dikkat edilmesi gereken
bir önemli nokta vardı. Soyadı
bazen sadece bazen Eşrefoğlu olarak geçiyor, bazen ikisi’!
yazılıyordu.
Aslında mesele
Erol Evcil’in 1994 yılmdajj
ğı bir başvurudan kaynaklanıyordu.
27 1994’de verdiği bir dilekçeyle
mahkemeye J
ran Evcil’in avukata,
ilginç bir talepte bulunı
“Müvekkilimin
soyadı, ev hayvanlarına
lir bir sıfattır ve bu durum toplumca saygın nümü olan
kendisini oldukça rahatsız etmekâ
Mahkeme bu talebi, şahitlerin de
beyanlanyla||
lu kabul ediyor ve soyadı Eşrefoğlu olarak d«| liyordu.
Buraya kadar
sorun yoktu. Sadece küçük | rıntı dışında. Erol Eşrefoğlu, inanılmaz       ^
ki rakamlara ulaşan ticarî
faaliyetlerinde ze
man Evcil soyadı ile imza atıyordu.
Hâkim Nalıncı belgeleri tespit
ettikten , Yarbay Demirel’e gidiyor ve “Kol
kanat ger®
kişinin yaptığı
sahtekârlıklardan”
söz
ediyor
bay, resimlere bakıp
Nalıncı’ya “Bu Evcil’in
h, artık Erol’la uğraşmaktan vazgeç’ deyinc ipler iyice kopuyordu.
Ancak Nalıncı’nın
sonra kendisinin
başına geleceklerden, Evcil’!! zamanı kalmayacaktı. Ama Yarbay Demirel
«eriye dönülmez bir süreç işlemeye başlamıştı.
Yarbay Demirel
Yargılanıyor
Evcil’i serbest
bıraktıran Yarbay Dernirel’le ilgili iddialar, Mudanya Askerlik Şubesi’nin
şikâyeti ve Milli Savunma Bakanlığı’nın “görevini
suistimal da­
vası” açmasıyla mahkeme önüne getirildi. 14
Mayıs 1999 itibarıyla Yarbay Demirel’in mahkemesi baş­ladı.
1. Ordu
Komutanlığı Selimiye Askerî Mahke-mesi’nde başlayan duruşmalarda Demirel,
tutuksuz olarak yargılanıyordu. Yarbay Demirel, mahkemeye eşi Goncagül Hanım’ın
Evcil’in şirketinde çalıştığını anlattı. Demirel, Evcil’in anneannesinin
kendisini
aradığını ve ona “Gelsin teslim olsun, sadece iki ay ceza
alır.”
dediğini de aktardı. Hâkim Nalıncıya Ev­cil’le ilgili
baskı yaptığı iddialarına ise şu karşılığı ver­
di: “Ben onu sadece
Evcil’in durumunu öğrenmek
için aradım. Baskı yapmadım.”
Ancak Yarbay
Demirel’in ifâdeleri kendisini kur­
tarmaya yetmedi. 30 Haziran 1999’da
Yarbay Ni­
hat Demirel, l
yıl 2 ay hapse ve 3 ay 22 gün de memuriyetten
men cezası aldı. Ceza ertelenmedi ve
para
cezasına da çevrilmedi. Böylece Yarbay Demi
rel daha önce
etrafında bir dizi insanın hayatını ka
rartan Erol Evcil’n
kurbanları arasında yerini aldı.
Yarbay’dan
İtiraf: “Ben de Emir Kuluyum’
Evcil’le ilgili bu gelişmeler o dönem
basında Sevgilisi Gülben Ergen’in mallarına tedbir konulma
sı dışında yeterli ilgiyi bulamadı. Gelişmeleri yakın­
dan izleyen ve daha sonra kendisini davanın
içinde
tanık olarak bulan gazeteci
Tuncay Opçin ise olay­
ların ardından
Yarbay Demirel’le konuşarak, “Evcil
işinin yukan havale’ni yazdı. Opçin, Evcil-Demirel ilişkisini başından beri yakından izlemişti. Nitekim, daha sonra Hakim Nalıncının daha sonra­dan yargılandığı davada da tanık olmak için
yazılı
ifâde verecekti.
Yarbay Demirel,
Evcil yüzünden sanık sandalye­
sine oturunca, Opçin’in yazdığı Aktüel Dergisine, işleri daha da
yukarı tırmandıran inanılmaz bir açık­
lama yapıyordu: “Ben emir
kuluyum. ‘Evcil serbest
kalsın’ yazısını o zaman Kuzey Deniz Saha Komu­tanı olan İlhami
Erdil Paşa’nm bilgisi dâhilinde yaz­
dım. Ben adlî müşavir olarak onun adına hareket ediyordum.”
Yarbay Demirel bir de itirafta
bulunuyordu: “Benzer bir yazıyı
başka hiçbir tutuklu için kaleme
almadım.”
Demirel, bu
konuşmada Oral Çelik’le olan gö­
rüşmesini ve Evcil’le olan yakınlığını
da anlatıyordu.
Artık Avukatlık
Bile Yapamıyor
Yarbay
Demirel’in çabalan hem Erol Evcil için
hem de her davadan zaman aşımıyla
kurtulan Oral
Çelik için son derece “yararlı” olmuştu. Evcil aske­re alınmadan kurtulmuş ve yurt dışına
kaçmıştı-Oral Çelik ise tam silah altına
alınacakken, birden­
bire “psikolojik
bozukluğu”
olduğu teşhis edilmiş ve
iade” altına alınmıştı.
ıa tüm bunların
hiç de yarar sağlamadığı tek î¥arbay Nihat Demirel olmuştu. Çevresinde ge-vaad
eden ve önemli rütbelere terfisine kesin rle
bakılan Demirel, emekli olmuştu,
dihat Demirel için önünde meslekî
anlamda tek ıtif kalıyordu, serbest avukatlık yapmak. Bu la İstanbul Barosu’na
başvuruda bulunuyor, |k İstanbul Barosu
Yücel Sayman’ın başkanlığın-
ıu değerlendiriyor ve 17 Ağustos 2000 ta-loturumunda,
Nihat Demirel’in “İstanbul Barosu sına
kayıt olma” başvurusunu reddediyordu,
ıcak, Erol Evcil’in
etrafındaki ilişkiler yuma-ı, daha çok isim
vardı. Yarbay Demirel gibi bir-
liştisnanın dışında bunlann çoğu bu
işlerin için-|zarar görmeden sıyrılmayı başardılar. Bir de bu yolu nedense hep
Susurluk köprüsünden >rdu.
plâkim Nalıncı
Sanık Oluyor
Tekrar biraz
geriye, Hâkim Nalıncı’nın yasadık-
ı dönüyoruz. Necati Nalıncı, Evcil’le
ilgili ısran-
iından kısa sürede kendisini sanık sandalyesi-tacak bir sürecin
içine giriyordu,
iarbay
Demirel’in girişimleri sonuç vermiş ve ı’yla
ilgili soruşturma başlamıştı. Soruşturma-
iten Millî Savunma Bakanlığı Teftiş Kurulu olan Hâkim
Albay Sadık İnan’a, Nalıncı fjjiteni
anlattı. Evcil’in sahte öğrenci belgelerini
ye gelişmeleri aktardı.
Ancak Albay İnan, bun-
larla ilgili
herhangi bir işlem yapmadı. Ancak Müfet­
tiş İnan, Hâkim Nalıncı hakkında, çürükçüler dava­sında yargılanan diğer sanıklarla ilgili “ara
karar ge­
reğini 13 gün sonra
yapmak”
suçundan dava açtı. Artık Nalıncı da sanıklar kervanına katılmıştı.
Necati Nalıncı,
hakkındaki davayla ilgili hazırlık
yaparken, bir yandan da olup biteni
derli toplu ola­
rak üstlerine anlatma kararını sürdürüyordu. Karşı­sına
her an yeni bilgiler ve inanılmaz ört-bas işlem­leri çıkıyordu. Bunlardan bir
tanesi son derece dik­
katini çekmişti.
Sanat
dünyasının ünlü bir isminin sanık olduğu
bakaya dosyası bir yıl boyunca hiçbir
işlem yapılma­
dan bekletilmişti. Kendisiyle ilgili soruşturmayı yürü­ten Albay Sadık
İnan’a bu olayı da aktardı. Ama Hâ­
kim Nalıncı da dahil kimse, bu
dosyalardan Susur­luk olayına uzanan uzun ve karanlık bir koridor çı­
kacağını tahmin
edemezdi.
Kurtarılan
Sanatçı “Ferda Anıl Yarkın”
Hâkim Necati Nalıncı, artık
yargılayan değil, yargılanan konumundaydı.
Bu süreçte yine kendi­
siyle ilgili
davayı yürüten yetkililere karşılaştığı olay­
ları ve elindeki belgeleri ulaştırmaya devam etti. Na­lıncı, kendisiyle ilgili soruşturmayı başlatan
Albay
Sadık İnan’a yine askerlikle
ilgili ilginç bir bilgi ak­
tardı. Bu
kez askerlik sorunu olan, bir ünlü pop sa­
natçısı Ferda Anıl Yarkın’dı.
Sanatçı
Yarkın’ın bakaya dosyası bir yıl boyun­ca hiçbir işlem yapılmadan
bekletilmişti. Üstelik bu
olayları üzerine gelen müfettiş tarafından da 1998 tarihinde tutanakla tespit
edilmişti, ügili, Askerî Savcı Yüzbaşı Hakkı
Çelik
Hâkim Nalıncı tarafından suç
duyurusun-
luldu.
ıcı aynı zamanda
komutanlığın adlî müsavi-
Hâkim Albay Avni Emirler’in de bu konuda
olduğunu belirterek, bu konuyu da
kendi asında ekliyordu. Bu arada kendisine
bilgi
halde bu konuda işlem yapmayan
Albay
 ilgili de aynı şekilde suç duyurusunda bu-du Nalıncı. Böylece Evcil’in askerlik soru-
başlayan
gelişmeler, üst üste çıkan dosya-
tlerle birlikte
bir dizi yeni soruyu ve soruşturma
beraberinde getirmişti.
atçının dosyası
ile ilgili girişimler de tıpkı Ev-
plduğu gibi sonuçsuz kaldı ve daha
sonra Ferda Anıl Y
arkın, 28 günlük bedeli askerlik yayasından yararlandı.
lıncı, Atilla
Kıyat’a Anlatıyor
Nalıncı, inancını yitirmeden bu kez,
o olan Atilla Kıyat’a durumu anlattı, erde Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi ve Komiyon sözcüsü olan Koramiral Atilla Kıyat’a tüm
bel-İŞslim etti. Ancak Kıyat’ın bu bilgilerle ilgili ne
halen öğrenemedi.
işler öyle
sürprizlerle ilerliyordu ki, kim-
peklemediği gelişmeler ortaya çıkıyordu. Bu alan Atilla Kıyat
Paşa, her nedense Deniz Kuvvetleri’nin
geleneklerine aykırı olarak erken
emekli
ediliyordu. Oysa o dönemde kendisinin ter­
fisine kesin gözüyle bakılıyordu. Bu sürpriz gelişme için kulislerde konuşulan bazı nedenler, o dönemde
basına da yansıyordu. Öncelikle Kıyat’ın
bazı kuvvet
komutanlarıyla olan
fikir ayrılığından bahsediliyor­
du.
Konuşulan, hatta yazılan bir neden daha vardı.
Kuzey Deniz Saha Komutanı iken yaşanan bazı tat­sız olaylar ve Yarbay
Nihat Demirel’in Evcil’le ilgili
yaptıkları.
Bunların oluşturduğu akıntı, Kıyat Paşa’-
yı da erken emekliliğe götürmüştü iddialara göre.
Nalıncı Tayin İstiyor
Olup bitenin
akışı, Hâkim Nalıncı’yı artık görev
yapamaz hale getirmişti. Yarbay Demirel
ve diğer
isimlerin baskıları sonucunda 2 Aralık 1998 tarihin­de komutanlıktan
tayinini istedi.
Bu arada Nalıncı, kendisine yönelik
tehdit ve baskılan mahkeme önüne getirmek
için dava açma­
ya karar verdi. Başta
Yarbay Demirel ve Albay Av-
ni Emirler
olmak üzere bu kişileri Milli Savunma Ba­
kanlığına şikâyet etti. Ayrıca yine kendisiyle ilgili soruşturmayı yürüten müfettiş hakkında da ” Görevi­ni kötüye kullandığı, astlarının suçunu gizlediği
ve
tanıklara baskı yapıldığı”
iddiasıyla dava açtı.
Nalıncı, o
sıralarda henüz 2 aylık evliydi. Bar­
tın’a, harcırahı bile verilmeden apar
topar gönderil­
di. Hakkında ise kabarık bir dosya oluşturuldu: Dört görev
suistimali, bir görev ihmali ve bir de irtikaba
eksik teşebbüs. Şimdi Nalıncı’nın
hayatındaki tutuk­
lanma ve hapis günleri başlıyordu. Isurluk Köprüsü ve Avni-Arif e tirler Ailesinin askerlik sorunuyla ilgili Hâkim Nalıncı’-ıkemelere sunduğu ifâdelerde bir başka isim I Yarbay Demirel kadar öne çıkıyordu: Albay llmirler.
lıncı’mn iddialarına göre Albay Avni Emirler, Ferda Anıl Yarkın’a değil, Evcil’e yardımcı arasında önemli bir role
sahipti.
Albay Emirlerle ilgili suçlamalar sadece ibaret
değildi.   Çürükçüler dosyasında
|i bir yeri olan Dr. Armağan Özel’e, davayla il-i bilgilerin ulaşmasında Emirler’in önemli ro-ştu.
|j. Armağan Özel hakkında, Çürükçüler Çetesi Hâkim Nalıncı tarafından tutuklama ka-arılmıştı. İşte o günlerde Kuzey
Deniz Saha
ılığı Adlî Müşaviri olan Albay Emirler, Hâ-ıcı’dan
Armağan Özel’in dosyasını istemiş-
ekçesi son derece
ikna ediciydi: “O zaman
fDeniz Saha Komutanı olan Koramiral
İlhamı
ayı görmek istiyordu.”
usul kanunlarına göre komutanlann bu görmesinin bir sakıncası olmadığını düşü-Nalıncı, dosyayı verdi.
bu bilgi ve
belgeler davanın sanıklarından
ı Özel’e daha doğrusu avukatı Mahmut Kü-:ırılıyordu.
Mahmut Küçük, Nalıncı davasında
rol oynayan isimlerden birisi olacaktı.
Ay-
abeyi
Avukat Muammer Küçük ise, Çakıcı âi-
leşinin davalarına bakan bir isim olarak
biliniyordu
Albay Emirler ve Dr. Armağan Özel arasında bu irtibatın
dışında başka bir avukatın ismi daha ortaya
çıkıyordu: Yine askerlikten kurtulmak
için hile yap­
makla
suçlanan işadamı sanık Muzaffer Kılavuza avukat
olarak önerilen Uğur Önder. İşin ilginç yanı,
sanığa bu avukatı öneren Albay Avni Emirler ol­muştu. Albay Emirler’in sanıklara önerecek düzeyde
yakın olduğu Avukat Uğur Önder ise,
kamuoyunun
yakından tanıdığı bir
isimdi. Özel Harekât Dâiresi
eski
Başkanvekili İbrahim Şahin başta olmak üzere
Susurluk sanıklarının avukatı olarak görev yapmıştı. Sanık işadamı Muzaffer Kılavuz’un iddiasına gö­re, Avukat Uğur Önder kendisine, “Albay
Emirler’-
le olan yakınlığını
öne sürerek, bu işlerin içeriden
takip edilebileceğinr
söylemişti. Tüm bunların orta­ya çıkması ise sanık iş
adamının Uğur Önder’i avu­
katlıktan azletmesiyle olmuştu.
Bayan Emirler ve
Kaçak İranlı Davası
Avukat Uğur Önder’in Susurlukla olan avukatlık irtibatı, aslında hiç de
tesadüf değildi. Kendisi İstan­
bul Emniyeti’nden aynlma bir
isimdi ve yine İstan­bul Emniyet Müdür Yardımcısı Arife Emirler’in de
yakın arkadaşıydı.
Arife Emirler, Nalıncı dosyasında en dikkat çe­kici isimlerden birisi. Zira Albay Avni Emirler’in eşi olan Arife Emirler’in, çok önemli bazı olaylarda adı geçiyordu. Bunlardan en fazla dikkat çekeni, Evcil ve sonradan da Malki dosyasının hiç kuşkusuz en iÜ isimlerinden
olan Bursa eski Valisi Orhan
ılar’la birlikte yargılandığı davaydı, ava konusu olan isim İran uyruklu
Lokman Pasaportta sahtecilik suçundan
yargıla-
İfranlı ile ilgili Emniyet
kayıtlarına girmesi gere-
bilgiler
bilgisayara yüklenmemişti. Arife
ve
daha sonra Susurluk dosyasının flaş ismi
f Ayhan Çarkın’ın da aralarında bulunduğu bir l’görevlinin suçu ise, yakalanan İranlı kaçağı
sı-
ı etmeleri gerekirken, bunu yerine getirme-lydi. İranlı kaçak önce Emniyet Müdürlüğü’ne, fen da teslim ve tesellüm tutanağı ile özel Harp |Daire Başkanlığı’na teslim edilmişti. Yani İbra-“ahin’in birimine. Aynı davada Orhan
Taşanlar
ılı kaçak hakkında sahte
belge düzenlemek-
şjrgılanıyordu.
ife Emirler, Ayhan Çarkınla birlikte,
bu so-ada “zaman aşımfna uğrayarak
kurtuluyor-
til’in askerlik
dosyasının hararetle tartışıldığı
ise Arife Emirler, İstanbul Emniyet’inde yardımcısı olarak
görev yapıyordu. Bayan  burada da eşinin isteği ile Hâkim Nalıncı bürö ve cep telefonlarını dinletmekle suçlan da garip olan yanı, Arife Emirler’in “bu eterde herhangi bir suç unsuru bulunamadı-I Hayıflandığı” da dava dosyalanna geçen bir ”      oldu.
ay Emirler’le
ilgili Hâkim Nahncı’nm ortaya
ü iddialar arasında bir tanesi, Emirler’in uya- rı cezası
almasına neden oldu. ” Çizikçi” Doktor Ar­mağan Özel’le olan
ilişkisini önceleri reddeden Avni
Emirler bu konuda bir uyan cezası aldı.
Hâkim Nalıncı ve eşi, aynı zamanda
avukatı olan Ayşe Altınöz, Avni Emirlerin
gerek telefonla, gerekse de bizzat kendilerine yönelik tehdit ve kü­
fürlerini yetkili makamlara duyurdular. Bu konuda ellerinde bulunan bilgi ve tanıkları da bu
şikayetle­
riyle birlikte dosyaya
eklediler. Fakat Albay Emirler’-
in
Hâkim Nalıncı’yı tehdit etmesiyle ilgili soruşturma
ise “zaman
asimi”
na uğratılanlar arasında yerini çoktan aldı. Hâkim Nalıncı ise, üstlerine hakaret et­mekten yeni bir soruşturma ile karşı karşıya kaldı.
Nalıncı Cezaevinde
Hâkim Nalıncı,
kendisine yönelik baskı ve teh­
ditleri mahkeme önüne getirme konusunda kararlıy­dı. Başından
beri bu konuda karşısına çıkan isimle­
ri, başta Yarbay Demirel ve Albay
Emirler olmak
üzere Milli Savunma Bakanlığı’na şikâyet etti. So­ruşturmayı
yürüten müfettiş hakkında da görevini
kötüye kullanmaktan ve “astlarının
suçunu gizle­
mekten”
dava açtı. Ama
baskılara dayanamadığı için de tayinini
istemişti. Henüz yeni evliydi ve Bar­
tın’a,
harcırahı bile verilmeden apar topar gönderil­
di.
Bartın’daki yeni
görevi disiplin subaylığı idi. Na­
lıncı iki aylık eşini İstanbul’da
bırakıp giderken, sa­kin geçireceği günlerin sayısı fazla olmayacaktı.
Albay Avni
Emirler, Evcil’in dosyası ile başından
ilgileniyordu. Bu dosyanın gizli bilgilerini,
Ev-
sahte ameliyat
yaptığı iddia edilen Dr. Arma-közel’in
avukatına ulaştırmıştı. Albay Emirler, l
1998 tarihinde bu kez bizzat
Nalına ile ilgili lyette bulunuyordu. Oysa aynı kişi Nalıncı’nın kçüler Dosyasında  yargıladığı
isimlerden faat elde etmekle
suçlanıyordu.
Sanıklara Baskı
Yapılıyor
Evcil’i
yargılamakla başlayan olaylar, inanılmaz
ie gelişmiş ve nihayet Hâkim Nalıncı’yı
da sa-
arasına katmıştı. Hakkındaki suçlamalar hep üzerinde
hassasiyet gösterdiği konulardı,
 görev suistimali, bir görev ihmali ve bir de
irti-
Nksik
teşebbüs. Sırada hapis günleri vardı.
îâkim Nalıncı,
kendisiyle ilgili dava dosyasında-
ifâdeleri  okuyunca
gözlerine   inanamadı.
Mahmut Küçük, Nalıncı’nın Dr. Armağan
önce para konuştuğunu, ancak daha sonra vazgeçtiğini
anlatıyordu. Alınan tüm tanık
inde
benzer tuhaflıklar vardı. Nitekim, bu ta-
ömeğin J. S. daha sonralan
kendisinin îediği sözlerin de zapta
geçirildiğini ifâde ede-
ötta bunu
yazılı olarak mahkemeye sunacaktı .
,
bu çabalar olayların seyrini değiştirmeye yet-
Nalıncı daha
sonra Avukat Mahmut 
 bir görüşmeyi kayda alıyor ve burada “Ona
haksızlık ettiklerini”
açık biçimde ifâde ı. Nalıncı
aleyhinde ifâdesi olan bir diğer ta-
nık J. S. ise, kendisine
Yarbay Demirel tarafından yalanlar söylendiğini ve kandırıldığını”
söylüyor
ve
ekliyordu:
“Zarar vermeyeceklerini ve yalnızca tayi­nini çıkaracaklarını
söylemişlerdi.”
Daha sonraki duruşmalarda ortaya
çıkan bir başka çarpıcı gerçek vardı.
Alınan tüm teftiş ifade­
lerinde
Müfettiş Sadık İnan’ın yanında Albay Avni
Emirler de bulunmuştu. Bunu sadece adı geçen iki tanık değil, davanın diğer tanıkları da ifâde
ediyor­
du. Yani tanıklar baskı
altında olduklarını ifâde edi­yorlardı. Hem de fısıltıyla değil, bizzat yazılı
metin­
lerle.
Hâkim
Nalıncı’nın yargılandığı dava dosyasının
ilginç noktalarından birisi de,
soruşturmayı başla­
tanların,
tüm bankalara ve tapu şubelerine yazılar yazıp,
Nalıncı ve yakınlarına ait para ve mal varlığı­
nı araştırmalarıydı. Ne
mal, ne de para kaydına rastlanamamıştı.
Hakkındaki
davaların işleyişi müthiş bir hızday­
dı. Kısacık bir zaman dilimi içinde tüm
duruşmaları
yapılmıştı.
Bu konularda hakkında açılan davalar devam
ederken, önce terfisi durduruldu ve ardından
tutuklandı ve tam 49 gün cezaevinde kaldı.
Oysa yasalar gereği 30 gün içinde
tutukluluk halinin incelenmesi gerekiyordu.
Bu nedenle Nalın­
cı’nın avukatı Ayşe Altınöz, hem bunu yapmayan hâkimlerle ilgili şikâyette bulundu ve hem de
reddi
hâkim talebinde bulundu. Aynca
da tazminat dava­
sı açtı.
Tüm bunları
yaparken elinde bilgi, belge ve da-
smlisi davayla
doğrudan ilgili olan, bir kısmı
ifâdesi alınıp,
daha sonra pişmanlık duyan
ayıda tanık vardı.
!’Nahncı Mahkum Ediliyor
seme iki aylık sürede 9 duruşma yaparak laz bir
hızla davayı tamamladı. Hâkim Nalın-
adet görevi
suistimalden esas yönünden bera-
i Diğer davalardan
ise toplam 4 yıl 9 ay ceza
l İşin tuhaf yanı cezalarıyla
ilgili yasada mevcut
|,hiçbir indirim uygulanmadı, paraya
çevrilmedi
içlenmedi. Meslek hayatı boyunca hiçbir şikâ-soruşturmaya muhatap olmayan Nalıncı :e mahkum olmuştu.
Ama yargı süreci daha
lişti.
falına için ifâde edilen suçlamalar birbirinden ama belki de en tuhafı kendisinin başından aşkalarıyla
ilgili ortaya koyduğu bir suçlamay-
vet istemek.
ikim Necati Nalıncı için, Evcil davası ve son-rüşvet gerçekten çok önemliydi. Ama iste-»larak değil,
teklif edilen olarak.
lüşvet Teklifi
İâkim Nalıncı, hukuk tarihine geçecek bir hızla inmiş ve mahkum edilmişti. Kendisiyle ilgili lalardan belki de en tuhaf olanı, “sanıklardan temin etmek”ti kuşkusuz. Oysa Hâkim Na-Idavanın başından beri ilginç rüşvet teklifleriyle itap olmuştu. Nalıncı’nın
uzun süre Sahil Güvenlik Komutanh-
ğı’nda birlikte çalıştığı ve yakın
arkadaşı olan İsmail
Bülent Selvi de bu teklifin tanıklarından birisiydi.
Selvi, mahkemeye yazılı olarak verdiği ifâdede şu
çarpıcı iddiaları
gündeme getiriyordu:
“Avukat Mahmut Küçük bana, Dr.
Armağan Özel adında bir müvekkili olduğunu
ve Nalıncı’nın
görev yaptığı mahkemede yargılandığını anlattı. Kendi inancına göre dosyanın beraate gittiğini söy­ledi.
….Avukat
Mahmut Küçük, bana Necati Yüzba-
şı’ya iletilmek üzere Armağan Özel’in
beraatini sağ­layabilmek için açıkça 50 bin Dolar önerdi. Bana da
bu işin gerçekleşmesi durumunda
ayrıca hakkımı vereceklerini belirtti.
Müthiş sinirlendim ve bizde sa­
tılık
adam olmadığını söyledim. Böyle bir görüşme­
nin yapıldığını Necati Yüzbaşı’ya söyleyemeyeceği­mi anlattım.”
 
28. 11. 1995
tarihinde Nesim Malki’nin öldü-rülOşOnden
sonra cereyan eden olaylar:
 
Olayı anlatmadan önce, yukarıda izah
ettiğim Malki’yi öldürme sebeplerini
toparlayacak olursam,
Niso bir kere bankalarla çalışmamı engellemiş ve kredi
alma limitlerimin önüne geçmişti. Niso ile yaptığım iplik alışverişinden dolayı
daha önceden vadeli olarak kesip kendisine
verdiğim 2 trilyon tu­tarındaki çekleri Niso bekletmeyip işleme koyacak­
tı. Bir taraftan zeytin fabrikasını kurma ve iç ve
dış
piyasaya açılma olanaklarım
bitmiş olacaktı, diğer
taraftan
Cavit Çağlar ile aram açık olması nedeniy­le iplik alım işlerini devam
ettiremeyecektim. Ban­
kalardan daha önceden almış olduğum kredilerin geri
dönüşünü sağlayamam dolayısıyla bütün mal varlıklarım
elimden gitmiş olacaktı. Kısa zamanda
kazandığım
bütün mal varlıklarımı kaybetme tehli­
kesi
ile karşı karşıya kalmıştım. En önemli neden de
Niso gibi bir adam birisini ağına aldı mı bitirmek için sonuna kadar gidebilecek güce sahipti. Tüm bu se-
bepler Niso’yu ortadan kaldırmakla
zorunlu olduğu­
mu ve başka bir çıkış
yolu bulamadığımı gösteriyor­
du.
İşte Niso cinayetini işlememin daha doğrusu az­
mettirici olarak tasarlayıp, öldürtmenin sebepleri bu şekilde sıralanıyordu.
Niso’nun
öldürülmesi eylemi için aklıma gelen
ilk isim daha evvel kendisinden
bahsederken 12 Ey­
lül öncesi birkaç olaydan dolayı sabıkası bulunan es­ki ülkücülerden
Şükrü Elverdi oldu. Öldürme eyle­minden yaklaşık 1.5 ay kadar, Ekim ayı 20’leri
ola­rak hatırladığım bir gün, Bursa ilinde araç ile dola­
şırken
kendisine Nesim Malki’yi öldürtebileceğimi
söyledim. Kendisi de bana büyük bir
soğukkanlılıkla
“O iş kolay hallederiz.” dedi.
Daha sonra yine
Şükrü Elverdi’nin şirket merke­zinde benim yanıma geldiği bir gün başbaşa
olduğu­
muz bir sırada
kendisine bu konuyu tekrar açtım. Bu olayı
ne kadar bir fiyata yapabileceğini sordum.
O da bana hitaben, olayı 2 milyon Dolara gerçek­leştirebileceğini ifâde etti. Ben de kendisine
fiyatın
biraz düşürülmesini teklif
ettiğimde, 1.5 milyon Do­lara bu işin bitirileceğini, öldürme eyleminin gerçek­
leştirileceği yer konusunda ise İstanbul ve Bursa
ih­
timalleri söz konusu idi, ancak o
sıralar İstanbul ilin­
de koruması
olduğu için İstanbul’da bu eylemin ger­çekleşmesinin mümkün olmadığını söyledi.
Eylemde yer
alacak olan eylemciler, kullanıla­
cak silahlar ve eylemle ilgili diğer
ayrıntılar üzerinde
durmadık. Bana “Sen bu işe hiç karışma, askıya
iş­
kenceye dayanamazsın, bunun için detayları hiç bil­meyeceksin.”
dedi.
Bu konuşmadan sonra öldürme
eylemini ihale ettiğim Şükrü Elverdi yanımdan ayrıl­dı. Daha
sonraki görüşmelerimde Şükrü Elverdi ey­
lemle ilgili keşif istihbarat çalışması
yaptıklarını söy­
ledi. Ancak bana bu iddia pek inandırıcı gelmiyor­du. Çünkü çalışma yapıyoruz derken
sağda solda yemek yiyerek vakit geçiriyorlardı. Bu itibarla bu olayın Şükrü tarafından gerçekleştirilebileceğine
ih­
timal vermiyordum. Ama bu arada zaman zaman ihtiyaçtan olduğunu söyleyerek çeşitli miktarlarda para
istiyordu. Bu arada Şükrü’nün eylemde yer alacak
şahıslardan Oğuz Işıklı ile Muharrem Kutay’ı
bilgilendirdiğini, lakin Muharrem Kutay’ın bu ey­lemde yer alamayacağını, Oğuz Işıklı’nın bu
konuyu yine benimle iplik ticâretinde ilişkim olan eski ülkü­
cülerden
Burhanettin Türkeş’e aktardığını öğren­dim.
Burhanettin Türkeş’in Şükrü Elverdi’ye öldür­
me eylemi karşılığında benim vaad ettiğim 1.5 mil­yon Dolar’dan bir milyon Dolar karşılığında bu
işin
bitirilebileceğini söylediği,
Şükrü’nün de bu konuyu
kabul ettiğini,
daha sonra Şükrü ile yaptığım bir gö­
rüşmede
öğrendim.
Bu değişiklikten
dolayı bende öldürme eylemiy­
le ilgili herhangi bir fikir değişikliği olmadı.
Yine öl­
dürme eyleminden
bir önceki gün olan 27. 11. 1995 tarihinde
Şükrü Elverdi şirket merkezime ge­
lerek
benimle görüştü ve daha sonra yanımdan ay­
rıldı. Aynı gün Nesim Malki ile birkaç kez telefonla görüştüm. Bu görüşmelerden 28. 11. 1995 Salı gü­
Bursa’ya geleceğini biliyordum. 28. 11. 1995 günü
sabah şirket merkezine giderek mutad işlerimi
takip ederken yaklaşık saat 11.00 sularında Erol Er- kohen’in
beni telefonla araması neticesi Niso’nun vurulduğunu
öğrendim.
Benden konuyla
ilgilenmemi istediği için ben de
şirketimde Eze Yönetim Kurulu Başkanı
olarak çalı­
şan emekli Emniyet Müdürü Yusuf İlhan’ı arayarak birlikte, Niso’nun
getirildiği Fevzi Çakmak Caddesi
üzerinde bulunan Vatan Hastanesi’ne
gittik. Gittiği­
mizde hastanenin önünün kalabalık olduğunu, o ta­rihte İl
Jandarma’dan bir binbaşı ile İl Emniyet Mü­
dür Yardımcılarından Zeki Özcan’ı hastane
önünde gördüm. Zeki Özcan bana “Hayırdır, benzin atmış,
bir şeyin mi
var?”
diye sordu. Ben de ona, “Her gün birlikte olduğum adam ölmüş, gülüp
oynayayım mı?”
dedim.
Hastaneye girdiğimde Niso’nun
öldüğünü öğ­rendim. Daha sonra hastaneden
aynlarak dönemin
İl Emniyet Müdürü
olan Ahmet Demir’in yanına git­
tim.
İçeriye girdiğimde Yusuf İlhan ve sanayici Ce­
lal Sönmez’i Ahmet Demir’in makamında gördüm. Bu arada Niso’nun
1/3’lük ortağı olan Erol Erko-hen beni telefonla aradı ve olayla ilgili bilgi
aldı. Kendisine gelip gelemeyeceğini
sordum. “Uçağını
gönderirsen
gelirim.”
dedi. Ben de küçük
uçağımı
Erol Erkohen’i aldırmak üzere İstanbul’a gönder­dim. Ahmet
Demir’in makamından ayrılarak Erol Erkohen’i getirecek küçük uçağı karşılamak
üzere Bursa Havalimanı’na gittim. Buradan Erol Erko­hen’i teyzesinin kocası Metin … isimli şahısla birlik­te alarak Vatan Hastanesi’ne geldik.
Tekrar Erol
Erkohen ile birlikte Ahmet Demir’in
makamına uğradığımızda Ahmet Demir, Erol
Erko-
hen’e başsağlığı
dileyerek kendisini teselli etti ve olayla
jandarmanın ilgilendiğini söyledi. “Biz her za­
man senin
yanındayız.”
dedi. Aynı dileklere Celal Sönmez de katıldı, daha sonra İl Emniyet Müdürlü-ğü’nden aynlarak şirket merkezine ben, Erol Erko­hen, Yusuf İlhan ve Metin … ile birlikte gittik.
Bura­
da birkaç saat kaldıktan sonra
Erol Erkohen olayla
ilgili Niso’nun
İstanbul’daki yakınlarını bilgilendirdi.
Niso’nun o dönem İstanbul satış müdürlüğünü ya­pan Cihat Alkanlı, cenaze işlerini takip etmek üze­re
Bursa’ya geldi. Biz Erol Erkohen ile jandarmaya
gitmek için dışarıya
çıktığımızda benim ofisimin önünde
sekreterle görüşmekte olan Cihat Alkanlı’yı
gördüm. Cihat Alkanlı’yı
gördüğümde Niso’ya ait olan çanta da elinde
idi. Şükrü Karahasanoğlu’nun
da
geldiğini duydum.
Biz buradan
çıkarak Osmangazi Jandarması’na
gittik. Buradaki işler bittikten sonra
cenazenin İs­tanbul’a nakli için küçük uçağımı Cihat Alkanlı’ya tahsis ettim.
Biz de Erol Erkohen ve Şükrü Karaa-
hasanoğlu ile birlikte İstanbul’a Cihat Alkanlı’dan önce gittik. Biz İstanbul Havalimam’na indikten
bir
müddet sonra da Cihat Alkanlı
Niso’nun cenazesiy­
le birlikte aynı
havalimanına geldi. Buradan cenaze­
nin hastaneye nakil
işleri gerçekleşti ve Niso’nun evine
uğrayarak eşi Meri Malki’ye başsağlığı diledik­
ten sonra İstanbul’dan
dönüş yaptım. Ertesi gün tekrar Bursa’dan
İstanbul’a giderek cenazesine ka­
tıldım, defin işlemini takiben Bursa’ya
tekrar geri döndüm.
Öldürme işleminin gerçekleştirildiği
gün beni eylemle ilgili kimse aramadı,
olaydan iki gün sonra
Şükrü Elverdi
telefonla beni arayarak herhangi bir
olumsuzluğun
olmadığını söyledi. Bu arada hatırla­
dığım
kadanyla 2-3 milyar civarında bir para istedi.
Ben de bu parayı şirket elemanianndan birine tali­mat vererek kendisine ödedim. Hatırladığım, olay­dan birkaç gün sonra ilk dilimini 100 bin Dolar
ola­
rak Çekirge civarında kendime ait jeepte verdim. Öldürme eylemine karşılık olarak anlaştığımız 1.5 milyon Dolar’lık parayı ise yedi-sekiz aylık bir
süre­
de, çeşitli dilimler halinde,
çoğunu Dolar olmak kay­
dıyla diğer
kısmını da iplik olarak Şükrü Elverdi’ye
ödedim. Nesim Malki’nin öldürülme eylemiyle ilgili çok daha teferruatlı bilgiyi size resmî alınan bu
ifâ­
dem öncesi vermiştim. Teybe
kaydedilen bu ifâdele­
rim detaylı bir şekilde alındığından orada da konu
açık olarak izah edilmiştir. Onlar da
doğrudur.
Benim gerek yukarıda verdiğim ve
gerekse ön sorguda verip de teybe kaydedilen ifâdelerimde bahsettiğim gibi, Nesim Malki’nin öldürülmesi eyle­mini söylediğim sebeplerden dolayı sadece ben ta­sarlayarak yaptım. Eylemi gerçekleştiren de Şükrü
Elverdi ile ona bağlı olarak çalışan diğer kişilerdir.
Bunların dışında hiçbir kimse ne finans açısından
ne
de öldürülmesi açısından eyleme
iştirak etmemiştir.
Sadece
ifâdemin diğer kısımlarında da belirttiğim gi­
bi Alaattin Cakıcı’nın adamı olan Hüsnü Gülen ile İstanbul’da yaptığımız bir konuşmada kendisine içi­ne düştüğüm sorunları anlatmış, çıkmaza girdiğimi söylemiş, bundan ancak Nesim Malki’nin öldürül­mesiyle kurtulabileceğimi belirtmiştim. O da benim
bu görüşümü tasdiklemiş ve küfürlü
bir ifadeyle,
“Gebersin
Yahudi”
şeklinde beyanlarda
bulunmuş­tu. Ancak bu düşünce olarak söylediğim fikirdi, öl­
dürüp öldürmeyeceğim hakkında kesin bir ifâde kul­lanmadım. Bunların dışında hiçbir kimsenin bilgisi
ve iştiraki yoktur.
Eylemi ben
Şükrü Elverdi’nin grubuyla anlaştığı­
mız para karşılığında planlayarak
gerçekleştirdim.
Nesim Malki’nin öldürüldüğü gün ben daha önceki
ifâdelerimde söylediğim gibi, önce hastaneye, ora­
dan Emniyet’e gitmiş ve daha sonra da
işyerime gelmiştim. İstanbul’dan gelen Erol
Erkohen ve aynı gün diğer yerlere uğrayıp benim işyerime gelmiş ve
hatta beraber olmuştuk. İşyerimde otururken yanı­mızda hatırladığım kadanyla Cihat Alkanh da vardı.
Ben bir ara İşyerimde bu çantayı
Cihat Alkanh’nın
elinde görmüştüm.
Bu çantanın Niso’ya ait çanta
olduğunu
görür görmez anlamıştım. Çünkü özelliği olan bir çanta idi, altı aydan bu yana
da bunu kulla­nıyordu. Her Bursa’ya gelişinde de bu çantayı geti­
rirdi. İşyerimden kalkıp Erol Erkohen ile
birlikte jan­
darmaya Nesim Malki’nin
özel eşyalarını almaya gi­
derken, bu
arada yani yanımızda bulunan Cihat Al­
kanh’nın
elinde görmüştüm, ondan sonra çantanın
ve
çanta içersinde olduğu iddia olunan evrakların
akibeti hakkında bilgim yoktur. Bunu bilse bilse Erol Erkohen ile Cihat Alkanh bilir.
Benim askerlikle
olan problemim yaklaşık 1996
yılı içerisinde ortaya çıktı. Arena programında yer alan aralannda
benim ismimim de bulunduğu birkaç kişiyle ilgili olarak, bu işte bize yardımcı
olan heye-
tin ortaya çıkartılması ve bizi ameliyat eden grubun yakalandığını
öğrendim. İstanbul’da emekli albay
olan ismini hatırlayamadığım bir sahsa
gittim ve
adamla görüştüm, o tarih itibariyle gıyabî tevkifim çıkmamıştı. O
dönem İstanbul Mali Şube’de Başko-
miser olan Hasan …’in konuyu takip
ettiğini öğren­
dim. Başkomiser Hasan’a nasıl ulaşabileceğimizi
düşünürken dönemin Bursa Emniyet Müdürlüğü
Asayiş Şube Müdürü olan Serdar Ortaç’in
kendisini
tanıdığını öğrendim. Serdar’ı aradım, Başkomiser Hasan’ın izinde olduğunu, daha sonra
Hasan’ın emekli olduğunu ve soruşturmanın
da kendisinden
alındığını öğrendik.
Yaklaşık bundan bir ay kadar
sonra
benim gıyabî tevkifim çıktı. Ondan sonra ben
mümkün olduğu kadar uçağı kullanmıyordum, çün­kü dönemin İl Emniyet Müdürü Ahmet Demir’e laf gelir diye Bursa’da çok fazla gözükmüyordum. İs­tanbul büromu daha fazla kullanıp işlerimi buradan
yürütüyordum. Daha sonra gelerek
teslim oldum,
kaçak olduğum bu süre
yaklaşık bir yılı kapsıyordu.
Kaçak
olduğum süre için Yusuf İlhan bana ‘Ortalık­
ta fazla gözükmeyeceksin, Ahmet Demir ile çok sık görüşmeyeceksin, Bursa Emniyeti’nden hiç kimsey­le yüz yüze gelmeyeceksin’ dedi. Benim bu işimi Bursa Emniyeti’nden Serdar Ortaç’m idare ettiğini biliyordum. Bu konuyla ilgili detayı bant
kaydında
çok geniş anlattım.
Erol Erkohen’i
önceden de tanırdım, ancak tica­
rî faaliyetlerimiz daha ziyade Niso ve
bir dönemde
babası olan Hayim Erkohen ile yürütüldüğünden fazla bir
samimiyetimiz yoktu. Hayim Erkohen’in
daha önceden ölmüş olması ve bu
cinayetle de Ni-
so’nun öldürülmesi Türkiye piyasasında büyük bir iş hacmi olan Tunca firmasını yürütmekle
sorumlu Erol Erkohen’i işin başına
getirmişti. Tabi Erol Er-
kohen bizim
Niso ile olan geçmiş dönemdeki önem­li iş ticâretimizi bilmiyordu. Ancak
firmada daha ön­
ce Niso’ya verdiğim
ve ödemelerim gereken 2 tril­
yon
civarındaki iplik almamdan kaynaklanan çekler
vardı. Durumumun bozuk olduğunu söyleyerek Erol Erkohen’e de bunu bir müddet ertelemesini söyle­dim. Bundan önce de çeklerin durup durmadığını ve bankadan aldığım krediler karşılığında bu
çeklerin
kullanılıp kullanılmadığını
sordum. Erol çeklerin durduğunu ve herhangi bir çekin de kullanılmadığı­

söyledi, ben de ona itimat telkin olsun diye Ni-so’nun vermiş olduğu iki adet çeki Erol’a geri ver­dim. Bu çekler
Niso’dan verdiğim çeklere karşılık daha
önceden almış olduğum 200 milyon Dolar ve
250 milyon Mark tutarındaki
çekleri benim Bur-sa’daki işyerimde verdim.
Erol yıl sonuna
doğru kredilerin ödenmesi için
300-350 milyar TL.’lik paranın ödenmesini sordu, ben de
ödeyebileceğimizi söyledim. Bu arada ticarî
faaliyetlerim de kötüye doğru gidiyordu,
bankadan
artık yeteri
derecede kredi alamıyordum. Hamle yapmış olduğum zeytin işi de sekteye uğramaya
başlamıştı. Cavit Çağlar da bana gittikçe
cephe al­
mıştı. Eylemden sonra Erol
Erkohen de gerek polis ve gerekse adliyede verdiği ifâdelerinde bana yük­
lenmiş, o dönemde benim askerlik nedeniyle dışan çıkışımı da ileri sürerek, “£ro7 Evcil
yurtdışına çıktı,
tehditlerde
durdu.”
şeklinde ifâdeler
kullanmış.
Bu arada
basında ve dış ortamda Niso’nün çan­tasının içerisinden defterin alınmasıyla
ilgili bilgiler
sızmıştı. Ben Erol Erkohen’e böyle bir şey olup ol­madığını sordum. Erol Erkohen de “Çantayı
ben, senin yanında büroda çalışan kızdan
aldım ve Cihat
Alkanlı ile karısına
gönderdim.”
diye beyanda bu­lunmuştu.
Esasen ben Niso’nün yanında hiç böyle bir
defter görmedim. Bu tamamen uydurma bir ha­
ber. Erol’la bundan başka çok önemli bir işbirliğimiz olmadı. Bununla ilgili detay bilgileri daha
önceki ka­
yıt olunan ifâdemde
verdim.
Ben 18 Ağustos’ta İstanbul’dan Yüksel
Çağlar ile beraber yurtdışına çıktım, bir gün önce de Pa­ris’te Alaattin Çakıcı yakalanmıştı. Beni orada
Şük­
rü Elverdi karşıladı.
Yurtdışına
çıkmadan önce yani Nesim Malki’nin
öldürülüşü olan 1995 Kasım ayından
yurtdışına çı­
kışım olan
18 Ağustos 1998’e kadar geçen süreci kısaca
özetleyecek olursam:
Malki’nin
öldürülmesinden sonra iş hayatım tam
bir düzene girmemişti. Niso ondan önceki süreçte bankalara kredi kullanmam açısından etki yaptığın­dan kredi kullanamaz duruma düşmüştüm ve bu du­rum
devam ediyordu, iplik piyasası zayıflamıştı. Kredi
alamamamdan dolayı zeytin işlerim sekteye
uğramıştı. Ödeme güçlüğü çekince İş Bankası mü­dahalede bulundu, bu arada Alaattin Çakıcı ile
olan
samimiyetim ve daha sonra anlatacağım işbirliği hızlandı, çünkü düştüğüm ümitsizlik içerisinde
çıkış
yolunu Alaattin ile beraber
olmakta görmüştüm.
Benim iş
hayatımda İş Bankası’ndan toplam aldığım
kredi tutarı 96 milyon Dolar’dır. Bunun dışında 26 milyon Dolar da leasing almıştım.”……………………..
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: