İSTİHBARAT RAPORLARINDA İSRAİL’İN GAP SENARYOSU

SUNUŞ

Son günlerde ayyuka çıkan ve medyaya da yansıyan İs­railli şirketlerin ve İsrail Devleti ve İstihbaratıyla ilişkili şa­hısların, GAP bölgesinden toprak alma eylemleriyle ilgili bilgiler, bu kitabın yazarı Hasan Taşkın tarafından bölge­de bir haber çalışması yapılmasıyla ortaya çıkmıştır. Bu çalışmayla birlikte anlaşılmıştır ki başta gerçekten manipülasyon gibi görünen olayın, bölgede sağır sultanlar ta­rafından bile bilinen ve tartışılan oldukça geniş boyutları vardır.

Tartışma bölgede çok boyutlu yapılmasına rağmen, temelde bu bölgede toprak alımında bulunan Yahudile­rin, Tevrat metinlerini kaynak alarak GAP bölgesi toprak­larını “Vaadedilmiş Topraklar” statüsünde düşünmesi, İs­railliler tarafından yapılan tüm çalışmaların bu teoreme uygun bir kriterle yapıldığı izlenimini doğurmaktadır.

Bu konu Hasan Taşkın tarafından çalışmanın bütünün­de değerlendirilmektedir. Ancak, İsrail Devletinin, İsrail is­tihbarat kaynaklarının ve uluslararası Yahudi lobilerinin Türkiye üzerine yaptıkları kurguları iyi anlayabilmek için belki de önce Filistin topraklarındaki süreci bilmek ve an­lamak gerekecektir.

Bu yüzden çalışmanın bu bölümünde bu konu üzerine birkaç şey söylemek daha anlamlı olacaktır.

FİLİSTİN…

20. yüzyılın özellikle son yarısında savaşlar da dahil olmak üzere, uluslararası arenalarda yapılan yüzlerce tar­tışmada Filistin ve İsrail Devleti olgusu ve sınırları temel olgu olarak yer almıştır. Bu gün iç içe geçmiş gibi görü­nen bu devletlerin sınırları aslında oldukça değişken bir yapı arzetmektedir. Toplamı Türkiye topraklarının % 4’ü kadar olan bu toprakların tamamı 28.220 kilometrekare­dir. Bölgenin tarihsel ve güncel merkezi binlerce yıllık ta­rihsel sorunlara neden olan Kudüs’tür.

28.220 kilometre karelik bu toprak, bugün hem İsrail hem de Filistin devletine ev sahipliği yapmaktadır.

Birleşmiş Milletler kararı ile tanınan, resmi İsrail Devle­tinin toprakları bu coğrafyanın oldukça büyük bir bölü­münü içermektedir. Bugün İsrail’in uluslararası anlaşma­larla elde ettiği toprak miktarı 20.000 kilometrekare civa­rındadır. Yani bölgedeki toprakların büyük kısmı İsrail devletine aittir. Ancak kalan toprakların yarısından fazla bölümünde de İsrail işgali devam etmekte ve uluslararası anlaşmalarla Filistin halkına verilen topraklar da İsrail’in kontrolü altında bulunmaktadır.

Yaklaşık 8.5 milyon kişinin yaşadığı topraklarda, 6 mil­yon kişi yeşil hat diye adlandırılan bölgede, 1 milyon kişi Gazze’de, 1.5 milyon kişi ise Batı Şeria’da yaşamaktadır.

Filistin nüfusunun yaklaşık 1 milyonu İsrail’in uluslara­rası resmi sınırı kabul edilen yeşil hat içindeki bölgelerde yaşamaktadır. Yani bugün İsrail Devleti sınırlan içerisinde yaşayan Yahudilerin toplamı 6 milyon civarındadır ve bu sayı dünyanın çeşitli yerlerinden gelen Yahudi göçmenler­le sürekli artmaktadır.

Filistin halkının İsrail işgaliyle başlayan göç ve mülteci hayatı bugün hala devam etmekte, bu da bölgedeki nüfus yapısının belli noktalarda yoğunlaşmasına yol açmaktadır. Yine uluslararası veriler göstermektedir ki, Gazze bölge­sinde 400 metrekarelik bir alanda yaşayan 1 milyon Filis­tinliye karşılık, bazı bölgelerde bu onda bir bile değildir. Bu da Filistin halkının savaşın dışında bir yoksulluğa mah­kûm edilmiş olmasının başka bir göstergesidir.

İSRAİL…

İsa’dan binlerce yıl öncesine dayandırılan Tevrat metin­leri, tarihsel süzgeçten geçtikten sonra bu gün de varlığı­nı ve Yahudiler açısından kutsallığını sürdürmektedir. Tevrat metinlerinden yola çıkılarak süreç değerlendirmesi yapıldığı takdirde, bugün İsrail ve Filistin ortak sınırlarının bulunduğu topraklar 4000 yıldan daha uzun süredir savaş ve gözyaşı toprakları olarak anılagelmiştir. Musa Nebiden bu güne taşınan tarihsel miras, süreç içerisinde her ne kadar dönüştürülmüş ve değiştirilmiş gibi görünse de, bölgenin binlerce yıllık savaşa dayalı toplum ve kabile özelliği bugün hala varlığını sürdürmektedir.

Tarihsel kaynaklara göre, M.S. 132 yıllarında Roma’ya karşı ayaklanan Yahudilerin ayaklanmaları Roma devleti tarafından çok kanlı bir şekilde bastırıldı ve binlerce Ya­hudi çok feci bir biçimde öldürüldü. Hayatta kalan Yahu­diler ise ölümden kurtulabilmek için dünyanın dört bir ta­rafına dağıldılar. Roma İmparatorluğu tarafından dünyanın çeşitli yerlerine dağıtılan Yahudi toplumunun Ortado­ğu’ya geri dönme ve burada bir devlet kurma planı, Osmanlı’nın son dönemine denk gelen bir faaliyettir. 19. yüzyılın, milliyetçilik akımları açısından en güçlü faaliyet­lerin yürütüldüğü ve Filistin topraklarında egemenliğini sürdüren Osmanlı’nın batılı devletler tarafından yok edil­me senaryolarının hazırlandığı yüzyıl olduğu da düşünül­düğünde, Yahudi toplumunun binlerce yıla yayılan Yahudi devleti hayalinin neden bu dönemde güçlendiği kolayca anlaşılacaktır.

Yahudi devleti projesi çerçevesinde, Filistin toprakları­na Yahudi akını önce Avrupa’dan başladığında, tarihler 18. yüzyılın ikinci yarısını henüz gösteriyordu. 18. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Filistin topraklarının oldukça büyük bir bölümüne Yahudiler yerleşmişti ve bu yerleşimciler bu­rada kuracakları Yahudi devletinin planlarını yapıyorlardı. 18. yüzyılın son döneminde yani 1896’da Theodor Herzl’in başkanlığında kurulan bir ekibin önderliğinde, Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kurulması fikri ilk defa dillendirildi. 1897 yılında İsviçre’nin Basel şehrinde Herzl önderliğinde toplanan 1. Siyonist Kongresi, Ortadoğu’da bir Yahudi devletinin kurulması ile ilgili temel hedefleri belirleyerek, Yahudi devletinin kurulması ile ilgili ilk adımı atmış oldu.

Yapılan bu kongreden sonra tüm dünyadaki Yahudiler örgütlendiler ve Filistin’de kurulacak Yahudi devletinin altyapısını oluşturacak kararlar almaya başladılar.

Bu çalışmalar sırasında, Yahudi siyasetçiler, dünya tica­retini elinde bulunduran Yahudi toplumunun ticaret a- damlarıyla organize maddi fonlar oluşturdu ve 20. yüzyı­lın başına gelindiğinde, Theodor Herzl bu fonlarda birikti­rilen parayla II. Abdülhamit’ten Filistin topraklarını bir bü­tün olarak satın almayı teklif etti. Ödenecek paranın dı­şında Osmanlı’nın tüm dış borçlarının üstlenilmesi de bu teklifin içerisindeydi. Ancak Herzl’in, Osmanlı devletini ekonomik anlamda güçlendirecek, ancak siyasal anlamda çökertecek bu teklifi II. Abdülhamit tarafından reddedildi. Herzl’in bu teklifinin II. Abdülhamit tarafından reddedilmesiyle birlikte Yahudi örgütleri Ortadoğu’daki faali­yetlerine daha da ağırlık verdiler. Takvimler 1914 yılını gösterdiğinde ise, uluslararası fonlarda biriken paralarla, Filistinlilerden satın aldıkları topraklarda 100.000’e yakın kişiden oluşan bir Yahudi kolonisi kurulmuştu bile.

İSRAİL DEVLETİNE DOĞRU

Sonraki süreçte, Yahudi toplumunun Filistin toprakla­rında yeni koloniler oluşturması, Yahudi cemaatleri ve ör­gütlerinin güçlü olduğu batılı ülkeleri harekete geçirdi ve Sykes – Picot antlaşmasının 1916 yılında imzalanmasıyla birlikte Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasının önü açılmış oldu.

Bu antlaşmadan sonra Yahudilerin Ortadoğu’ya göçü hızlandı ve uluslararası Yahudi toplumu, Avrupa devletle­rinin ve özellikle bu bölgeyle ilgili her zaman açık-kapalı hesapları olan İngiltere’nin desteğiyle, Filistin toprakla­rında daha fazla mevzi kazanmaya başladılar.

Birinci Dünya savaşı da Yahudilerin Filistin toprakların­daki devlet yaratma kurgularına yardımcı oldu ve Osmanlı’nın bölgedeki gücünü tamamen yitirmesiyle birlikte bölgedeki kontrol tamamen Avrupa devletlerinin özellikle de İngiltere’nin eline geçerek Yahudi devletinin önünü açmış oldu.

Ama Filistin topraklarındaki asıl plan, II. Dünya savaşı­nın karanlık atmosferinde, öncelikle Almanya’dan, ama temel olarak tüm Avrupa’dan soykırım korkusuyla kaçan Yahudilerin Filistin topraklarına gelmesiyle işlemeye baş­ladı. 1940’lara gelindiğinde, Filistin’deki Yahudi toplu­munun nüfusu yarım milyon civarındaydı.

 ARAP İSRAİL SAVAŞLARI

İkinci dünya savaşında ortaya çıkan ve sonrasında çığ gibi büyüyen Yahudi enformasyonu, ileriki yıllarda tüm dünyayı kontrol altına alarak özellikle Avrupa’da ve Ame­rika’da büyük bir Yahudi sempatisi yarattı ve aslında belki de Alman faşizminin yarattığı Yahudi soykırımı görüntü­sü, İsrail devletinin güçlü bir destekle kurulmasına neden oldu.

Hitler faşizminin ve ona bağlı iktidarcıkların son bul­masıyla birlikte orta Avrupa’dan kaçarak dünyanın çeşitli yerlerine yerleşen Yahudiler, Yahudi lobilerinin de deste­ğiyle Filistin topraklarına akın ettiler ve 2. dünya savaşın­dan sonra Filistin topraklarında yeni ve geniş mevziler edindiler.

194O’lı yılların sonuna gelindiğinde, tüm dünyadaki Yahudi lobicilerinin baskılarıyla, Birleşmiş Milletler tara­fından oluşturulan Filistin Özel Komisyonu, Filistin topraklarının Yahudiler ve Araplar arasında paylaştırılmasını ve kutsal şehir Kudüs’ün uluslararası bir kutsal şehir Kudüs’ün uluslararası bir statüye kavuşturul­masını önerdi. Arap devletleri, Birleşmiş Milletler’in bu önerisine şiddetle karşı çıktılar, ancak Arapların tüm çaba­larına rağmen 15 Mayıs 1948’de Yahudiler İsrail Devleti­nin kurulduğunu tüm dünyaya ilan ettiler.

Arap ülkelerinin, İsrail Devletinin oldu-bittiye getirile­rek kuruluşunu savaş sebebi saymasıyla birlikte Ortado­ğu’da yeni ve kanlı bir süreç başladı.

ARAP-İSRAİL SAVAŞLARI

İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte Mısır, Irak, Ürdün, Suriye ve Lübnan birlikleri İsrail’e karşı saldırıya geçtiler. Ancak neredeyse tüm dünyanın desteğini alan İsrail ordu­su bu saldırıya direndi ve Arap birliklerini geri püskürttü.

Bu savaş Araplara pahalıya mal olmuştu. Çünkü savaş sonrasında İsrail, topraklarını daha da genişletti ve sonuç­ta yaklaşık 8 ay süren savaş, 24 Şubat 1949’da İsrail ile Mısır arasında yapılan barış antlaşmasıyla son buldu.

Savaşın bitmesinden kısa bir süre ve İsrail devletinin kuruluşundan yaklaşık bir yıl kadar sonra, İsrail Devleti Birleşmiş Milletlere kabul edildi ve bu manevrayla üzerin­deki Arap baskısını hafifletmeye çalıştı.

Bölgede yaklaşık 7 yıl kadar süren sessizlik ve barış, 1956 yılının Ekim ayında tarafların tekrar savaş alanında karşı karşıya gelmesiyle son buldu. Ancak bu savaş Bir­leşmiş Milletlerin müdahalesiyle fazla uzamadan bitti.

Bu savaşın BM müdahalesiyle son bulmasından sonra, İsrail 1.  savaşta  işgal  ettiği topraklara dünyanın çeşitli noktalarından getirdiği Yahudi göçmenleri yerleştirmeye başladı ve bu tarihten sonra Yahudi nüfusu Filistin top­raklarında artmaya devam etti.

Ancak bu sessizlik de çok uzun sürmedi ve Araplarla İs­rail devleti arasında üçüncü bir savaş daha patlak verdi. 5 Haziran ile 10 Haziran 1967 arası, yani tam 6 gün süren bu savaş, tarihte 6 gün savaşları ismiyle yerini aldı ve İsra­il’in topraklarını yaklaşık 4 kat büyütmesiyle son buldu.

Dünya devletlerinin Filistin topraklarına yapılan bu sal­dırıya önce göz yumup, sonra da İsrail’in hedefine ulaş­masıyla birlikte savaşa müdahale etmesi, bugün hala sürmekte olan Filistin dramının ana nedenlerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Bu savaş sonrasında İsrail, Gazze ile birlikte Sina yarı­madasının tamamını almakla kalmamış, aynı zamanda BM tarafından uluslararası statüye tabi tutulan Kudüs’ü de topraklarına katmıştır.

İsrail’in kuruluş tarihi olan 15 Mayıs 1948’den sonra bu coğrafyada yapılan her savaş, İsrail’in bu bölgedeki konumunun daha da sağlamlaşmasına ve topraklarının genişlemesine neden olmuştur.

Sonraki yıllarda İsrail saldırganlığı artarak devam etmiş ve 1980’li yıllara gelindiğinde batılı ülkelerin ve Ameri­ka’nın da desteğiyle İsrail bölgedeki en büyük güç haline gelmiştir.

SONUÇ OLARAK…

Filistin topraklarının, Yahudiler tarafından parça parça ele geçirilişi ile ilgili bir süreç değerlendirmesi yapmak ge­rektiğinde görülüyor ki; GAP bölgesindeki süreç de bun­dan çok farklı değildir.

İstihbarat raporları değerlendirildiğinde de ortaya çık­maktadır ki, eylemlerinin gayrimeşruluğu uluslararası tüm legal platformlarda tescillenmiş bir devletin, Türkiye’nin bazı kesimlerindeki topraklarının, belki yüz yıl sonrası için kurguladığı senaryo, bu gün oldukça sinsi bir şekilde uy­gulanmaya çalışılmaktadır. Tıpkı geçen yüzyılda Filistin halkının toprakları üzerinde uygulandığı gibi.

Bugün tüm dünya ile birlikte biz de televizyonlarımız­dan bize aktarılan soykırım görüntülerini bir filmin karele­ri gibi kanıksayarak izlemekteyiz.

Bir halkın toptan yok edilmesi görüntüsü vicdanları ne kadar rahatsız ediyor gibi görünse de, uluslararası örgüt­lerin bu konuya yaklaşımda kimi zaman duyarsızlığı, kimi zaman ise çaresizliği yüreklerde yaratılan yaranın her ge­çen gün biraz daha büyümesinden başka bir işe yara­mıyor.

Sinsi bir planla ele geçirilen bu topraklarda gün geç­miyor ki bir Filistinli öldürülmesin, onlarcası yaralanmasın, işkence altına alınmasın.

Uluslararası bazı kaynakların bildirdiğine göre, sadece duvar operasyonunun başlamasından bu yana, 1000’e yakın Filistinli ölmüş, binlercesi yaralanmış ve binlercesi de gözaltına alınmıştır.

Bir trajedi şeklinde karşımıza çıkan bu görüntüler ve haberler, İsrail’in geçen yüzyılda, Filistin topraklarında ortaya koyduğu oyun sonucunda ele geçirdiği topraklarda gerçekleşmektedir.

Bilinmelidir ki; İsrail güneydoğu topraklarını ele geçir­diği takdirde, tüm geçmişinde kendisine kucak açarak yok olmaktan kurtaran Türk halkına, Tevrat metinlerini kriter alarak çok daha acımasız davranacaktır.

Filistin topraklarındaki bu tek taraflı haksız savaş, çeşit­li tarihlerde, değişik yoğunlukla, yüz yıldan beri devam etmekte ve ne zaman sonlanacağı da bilinmemektedir. Çünkü İsrail’in “Vaat edilmiş Topraklar” inadı bu savaşın o topraklarda bir tane Filistinli kalmayıncaya kadar devam edeceğine dair veriler sunmaktadır.

Biraz tarih bilgisi olanlar bilirler ki, tarihin hiçbir fo­neminde ve yerinde bu coğrafyadaki gibi bir savaş ya­şanmamıştır. Bu kadar küçük bir toprak parçası için, yüz­yılı aşan zamandır yapılan savaş, İsrail’in Tevrat kaynaklı teoremine ölümüne bağlılığından başka bir şey değildir.

Bu coğrafyada 20. yüzyılın ilk yarısında oynanan oyun­lar, bugün Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan toprak­lar için de oynanmaktadır. İsrail devletinin ve istihbaratı­nın konuyla ilgili tutumu ve bölgedeki yoğun faaliyetleri, bunun böyle olduğunu açık bir şekilde göstermektedir.

Bu çalışmanın omurgasını oluşturan ve çalışmanın so­nunda ek olarak verilen istihbarat raporları, İsrail’in böl­gedeki faaliyetlerini oldukça açık bir şekilde ortaya koy­maktadır.

Aslında Türkiye İsrail ile sıcak ilişkileri bulunan ender İslam ülkelerinden biridir. Ve son 15 yılda ikili ticaret gra­fiği  sürekli  yukarıya  doğru  tırmanmaktadır.  Türkiye’nin Ortadoğu politikası ve bu bölgedeki çıkarları, belki de İs­rail devleti ile ilişkisini zorunlu kılmaktadır, ancak bu ilişki son zamanlarda sürekli karşı taraf lehine gelişen bir ilişki izlenimi vermekte ve Türkiye’yi askeri ve teknolojik ba­kımdan İsrail’e mahkûm etmektedir. Bu da Türkiye’nin si­yasi anlamda elini zayıflatmakta ve İsrail’in Türkiye top­raklarındaki faaliyetlerini daha da pervasız bir şekilde yü­rütmesinin önünü açmaktadır. İstihbarat kaynaklarının hazırladıkları raporlar bu pervasızlığı açık bir şekilde gös­termektedir.

                                                                                                                                   Mustafa Demir

 

 

 

 

 

 

 

1.BÖLÜM

GAP’TA İSRAİL İŞGALİ

Güneydoğu’da çalışan bazı İsraillilerin, GAP bölgesinde Türk vatandaşları üzerinden arazi alımı yaptıkları bölgede sürekli konuşuluyordu. Ancak konuşmaları doğrulayacak kaynaklara ulaşmak bir türlü mümkün olmuyordu. Konu­nun hem ulusal, hem de bölgesel öneminin kamuoyuna doğru bilgilerle iletilmesini sağlamak için, bölgede ciddi bir araştırma yapmak gerekiyordu. Tabi güncel ve doğru bilgilere ulaşmak için, araştırmanın bölgedeki enformas­yon kaynaklarını elinde bulunduran kaynaklar aracılığıyla yapılması şarttı.

Bu nedenle bölgede inceleme yaptım. Bölgede dillendi­rilen onlarca, hatta yüzlerce dedikodunun arasından ger­çeklere ulaşmak oldukça zor oldu. Ama bu çalışmalar es­nasında, bölgede dillendirilen dedikoduların kaynağına, yine bölgede çeşitli ülkeler ve şirketler vasıtasıyla yapılan çalışmaların neden olduğu ortaya çıktı. Bu kadar dediko­dunun olduğu bir yerde istihbarat kaynaklarının hiç bir şey yapmaması düşünülemezdi. Hele konu ülke toprakla­rının paylaşılması söylentisi ise. Bu işin içinde toprak ko­nusunda sabıkası bulunan İsrail gibi bir devletin olması da konunun daha da ciddi araştırılmasını sağladı.

Bölgeyle ilgili çalışmalara ilk başladığımda, GAP bölge­sinde, 1998 yılından bu yana bir istihbarat çalışması ya­pıldığını tespit ettim. Yapılan istihbarat çalışmalarının ne olduğu yönünde de ayrı bir çalışma yaptım. Bu çalışmala­rım sonrasında, kimi zaman bölgesel, kimi zaman da kü­resel ama her durumda oldukça güçlü ve zaman zaman kökü bölgesel bazı devletlere uzanan şirketlerin, bu böl­gede yaptıkları çalışmaların neler olduğu konusunda bilgi sahibi oldum.

Edindiğim ilk bilgiler GAP bölgesindeki senaryonun ya­zarının İsrail devleti olduğuydu. Oyuncuları genellikle Mu­sevi kökenli Türk vatandaşları olan bu senaryonun hedefi ise, İsrail’in Tevrat kaynaklı teoremi “Vaat edilmiş Toprak­lar” idi. Konunun gündeme taşınmasıyla birlikte devlet yetkilileri üzerine düşeni yaptı belki. Ama bir eksikle… Bölgede yasal şirketler aracıyla bölge halkına ne oyunlar oynandığını anlatamadı. Uluslararası şirketlerin baskısıyla halkı uyarmak için gereken yapılamadı.

Bölgede yaptığım araştırmalardan sonra, istihbarat kaynakları tarafından uzun zamandır sürdürülen çalışma­lar sonucunda elde edilen raporlar ile GAP’ta oynanan oyunun ne olduğu konusunda gerçek bilgiler edindim. Bu bilgilerin çok kısa bir bölümünü Nokta’da yazdım. Bu haberin ardından yabancılara arazi satılması konusu gün­deme bomba gibi düştü. Ama her nedense, İsrail’in sinsi bir plan içinde GAP bölgesini ele geçirmek için yaptığı esas çalışmanın üstü kapatıldı. Yani İsrailli kaynakların Mu­sevi Türk vatandaşlarını bu işte kullanması gibi konular hiç işlenmedi. Ayrıca yetkililer beni aradılar ve bu olayı tespit etmenin mümkün olmadığını belirterek işin içinden çıktılar. Nokta’da yazdığım yazının ardından İsrail’de de konu gündeme geldi. İsrailli yetkililer oldukça telaşlandı­lar. İlerleyen sayfalarda bu telaşlarını Nokta’ya yaptıkları açıklama ile nasıl ortaya koyduklarını okuyacaksınız. Basın da Nokta’daki yazımdan sonra yabancılara toprak satışını işledi. Ama esas yapılanlar göz ardı edilerek. Tempo Der­gisi İsrail’in GAP’ta sulama sistemi ve ticari faaliyetlerini ne kadar üstün teknoloji ile yaptığını yazdı. Kimi haber­lerde de İsrail’den çok diğer ülkelerin Türkiye’de mülk al­dıklarını sayfalarına taşıdı. Ama İsrail’in “Vaat edilmiş Topraklar” planını uygulamaya çalıştığı akıllara bile geti­rilmedi. Veya getirilmek istenmedi.

İşte tespitler ve isimlerle GAP’ta oynanan oyunlar…

İsraillilerin, güneydoğudaki Türk vatandaşları üzerin­den, tapularla arazi aldıklarını tespit eden istihbarat ra­porlarında öne çıkan bir isim var: Abraham Tümen.

İlerleyen sayfalarda GAP’ta yapılan çalışmaları anlatan istihbarat raporlarının ayrıntılarını bulacaksınız. Ama önce Şanlıurfa’daki Koç-Ata Sancak Süt ve Et Besi Tesisinde teknik eleman olarak görev yaptığı söylenen Abraham Tilmen ile yaptığımız görüşmeye yer verelim. Çünkü ra­porda Tilmen’in bütün bu ‘organizasyonun’ merkezindeki isim olduğu ve dahası MOSSAD’la ilişkisi olduğu iddia edi­liyor. Nokta dergisi adına bilgisine başvurduğumuz Tilmen, İngilizce konuşuyor.

  1. Tilmen: Telefonumu nereden aldınız?

Nokta: Adınızı bazı raporlarda duyduk. Şanlıurfa’da çalıştığınız, 450 bin dönüm arazi satışıyla ilginiz olduğu söy­leniyor.

  1. Tilmen: Size bu fıkrayı kim anlattı? Benim orada bir metrekarem bile yok.

Nokta: Satın almıyorsunuz. Arazi alımlarını organize ettiğiniz iddia ediliyor.

  1. Tilmen: Tamam, evet. Benden ne istiyorsunuz?

Nokta: Bu doğru mu

  1. Tilmen: Hayır, doğru değil. Kimse benim çatıştığım toprakları satın almıyor. Ben bir Türk firması için çalışıyo­rum. Bu firmanın adı da Koç-Ata Sancak. Eğer benim ne yaptığım hakkında bir bilgi istiyorsanız orayı arayın, be­nim görevimi tam olarak anlatsınlar. Numarası da 0414…. Sekreteri M. ile konuşun ve ona benim ne yaptı­ğımı sorun, o size detaylı bilgi verecektir. A. ve İ. ile de görüşebilirsiniz.

Nokta: Ne kadar zamandır Türkiye’de bulunuyorsunuz?

  1. Tilmen: 4 yıl oldu.

Nokta: İki ayda bir İsrail’e gittiğiniz doğru mu?

  1. Tilmen: Hayır altı ayda bir gidiyorum.

Nokta: Urfa’daki göreviniz tam olarak nedir?

  1. Tilmen: Süt merkezinin yöneticisiyim.

Nokta: Sizinle İsrail arasında bir bağlantı var mı?

A.Tilmen: Kesinlikle yok, size bunu kim söyledi bilmiyorum ama sizi temin ederim ki o bir yalancı. Koç-Ata Sancak’ı aradığınızda size doğru bilgiyi verecektir.

Şirketin İdari İşler Müdürü Ahmet Öğrenci ise, Abraham Tilmen’in şirketin ilk kuruluşunda İsrailli A&Y isimli bir taşeron firma bünyesinde şirkete hizmet verdiğini söy­ledi. ‘Daha sonra bu taşeron firma ile şirketin sözleşmesi feshedildi. Abraham Tilmen ve Shotomo Nitsan isimli İki İsrailli’yi şirket bünyesine aldık. Çünkü ziraat konusunda çok deneyime sahipler’ dedi. Öğrenci, Tilmen ve Nitsan’ın teknik eleman olarak çalıştığını da ifade ederek, ‘şirket dı­şında, İsrail hükümeti tarafından başka bir görevleri olup olmadığını bilmiyoruz. Abraham sık sık gezer. Hem İsrail’e hem de Antalya’ya gider, orada bir evi var’ şeklinde de­vam etti. Öğrenci’nin verdiği bu bilgiyle birlikte, Abraham Tilmen’in ‘Süt merkezinin yöneticisiyim’ sözü yanlış çıktı. Dahası Nokta’da haber çıktıktan hemen sonra Tilmen Tür­kiye’den ayrılarak İsrail’e gitti ve iki ay kadar süre Türki­ye’ye hiç gelmedi. İşler durulunca şimdi öğrendiğime göre yine Türkiye’de…

Abraham Tilmen’in adının önemle çizildiği istihbarat raporunda üzerinde durulan detaylara gelince…

Tesisin çalışmaları kapsamında, İsrail’den getirilecek dört bin büyükbaş hayvanın, köylülere karşılıksız dağıtıl­ması için çalışmalar yürütülüyor. Bu hayvanlar ‘yem ihti­yacının kendilerinden satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı’ şartını kabul edenlere dağıtılıyor.

Ancak ‘istihbarat’ bu ‘bilgilerle’ sınırlı kalmıyor. GAP bölgesine araştırma için geldiğini söyleyen başka İsraillile­rin de sık sık toprak analizleri yaptıklarını belirten rapor ‘arazi alımı’ sırasında izlenen yöntemleri de bir bir sıralı­yor.

Bölgede Türk Şirketleri ile ortak çalışma yürüten İsrail firmaları, sulama sistemlerinde son teknolojiyi Türkiye’ye kazandırmaktalar. Ancak bu, uzun soluklu bir oyunun görünen yüzü. İsrailliler bu görüntü ile daha rahat çalış­ma ortamı bulmaktadırlar. Yani hedefe doğru ilerlemeye her ne pahasına olursa olsun devam ediyorlar…

SU UĞRUNA

Minareden atlayan çocuklar…

İnsanı koltuğundan zıplatan bu görüntünün hemen ardından, çocukların aslında suya atladığını görmek, ilk zamanlar şaşırtıcı geldi herkese. Bu ‘garip’ görüntünün ardındaki gerçek, on yıllardır suya hasret toprakların suyla buluştuğunun resmiydi aslında. Ama artık bu görüntünün ‘ilgi çekici’ yanı kalmadı. Çünkü Halfeti’nin su altında ka­lan caminin minaresinden atlayıp serinleyen çocuklara hepimiz alıştık.

Ne var ki bu görüntünün ardında artık başka bir tablo var şimdi. Ve o tablo şimdiler de ‘gizli’ raporların sayfala­rında yer alıyor. Nedeni ‘o görüntü’deki suyun, yabancılar için çok şey ifade etmesi. İştahı kabaranlar’ özellikle ‘su sorunu’ yaşayan Ortadoğu ülkeleri. Hatta raporlara göre, tam olarak da israil. Çünkü İsrail, Güneydoğu Anado­lu’dan toprak satın alıyor.

Ne kadar arazi aldılar?

İstihbarat, 1998 yılından bu yana sürdürdüğü GAP bölgesindeki çalışmasını tamamladı. Yapılan bu çalışmanın sonucunda da ayrıntılı bir rapor ortaya çıktı.

Raporda, GAP bölgesinde Yahudi kökenli 60 Türk va­tandaşının, adam başı 5 bin ile 10 bin dönüm büyüklü­ğünde arazi satın aldıklarının altı çiziliyor ve toplam 450 bin dönüm olarak ifade edilen bu arazilerin asıl sahipleri­nin ise, bölgede çalışan İsrailliler olduğuna işaret ediliyor.

Rapordaki bu çarpıcı ‘bilginin’ ayrıntılarında, arazileri satın alan kişilerin maddi durumlarının, bu arazilerin alımı için gereken finansal kaynak için asla yeterli olmadığına dikkat çekiliyor. İstihbarat raporları tarafından açıklanan bu ‘tespiti’, bazı İsrailli işadamlarının, daha doğrusu işa­damı ‘görünümündeki’ kişilerin, bu arazilerin alınmasında kullanılan paranın kaynağı oldukları ‘istihbaratı’ izliyor. Kaynağın adresi ise, aynı istihbarat birimlerine göre İs­tanbul.

Sedat Bucak’a da teklif gitmiş

Bunca ‘gizli’ bilginin bir de ‘aleni’ boyutu var. O da, bugün Urfa’da köylüsünden bürokratına tüm bölge halkı­nın bu tabloyu ‘konuştuğu’ gerçeği. İsraillilerin toprak alımının bu derece açığa çıkmış olmasının nedeni kuşkusuz toprak sahiplerine ‘teklifler’ götürülmüş olmasıdır. Öyle ki, raporlardan biri, Sedat Bucak’a da teklif gittiği, ancak Bucak’ın ‘kesin’ bir dille teklifi reddettiği bilgisine dahi yer veriyor. Sedat Bucak bu konudaki iddiayı doğruluyor ve İsrail’in Kuzey Irak ve Türkiye çerçevesinde bu konuda ça­lışma yaptığına dikkat çekiyor. Yani İsrail, yayılma politi­kasına Irak ve Türkiye’yi de dahil etmiş bulunmaktadır.

İsrail’in devlet olma yolunda kat ettiği mesafeyi giriş yazısından anlayabiliriz.  Dahası “Vaat edilmiş Topraklar” için İsrail’in Tevrat’tan aldığı emir tüm Tevrat metinlerin­de bulunmaktadır.

Neresi-Neden?

“Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları ek­siksiz yerine getirir, Tanrınız RAB’bi sever, yolla­rında yürür, O’na bağlı kalırsanız, RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların toprak­larını mülk edineceksiniz.

Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a, Fırat Irmağından Akdeniz’e ka­dar uzanacak.

Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.

Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyu­yorum:

Bugün size bildirdiğim Tanrınız RAB’bin buyruk­larına uyarsanız kutsanacaksınız.

Ama Tanrınız RAB’ bin buyruklarını dinlemez, bil­mediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğ­rayacaksınız. (Tesniye, 11:22-28)”

Türkiye’nin onda biri hedefte

Arazi satın alma operasyonu, raporlardaki belirlemele­re göre ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzalarını kapsıyor. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin,

Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak ‘hedefteki’ öncelikli iller.

GAP bölgesinin yüzölçümü 75 bin 358 kilometre kare. Yani Türkiye’nin onda biri. Bugüne kadar ‘alımı gerçekleş­tirilen’ toprakların yüzölçümü yaklaşık 413 kilometre kare. Bir başka deyişle İstanbul’un yarısından fazlası kadar bir toprak İsrailliler tarafından satın alınmış durumda. Yine de tapuların üzerinde ‘şimdilik’ Türkiye Cumhuriyeti va­tandaşlarının isimleri yazıyor.

Güneydoğu yeni Filistin mi?

Ortadoğu’da ‘bu toprakların bir bölümü benim’ diye­rek Filistin’i bir köşeye sıkıştıran İsrail’in, bu kez çağın ko­şullarına ayak uydurarak 30-40 yıl içinde Türkiye’de de aynı tabloyu uygulayacağı ‘gizli’ rapora yansıyan başlıca ‘endişe’. Suyla birlikte güneydoğuya giren ve ‘tarım tecrübesini paylaşmak’ istediğini söyleyen İsrail’in, gerçekte suyun ve ‘adı var kendisi yok’ petrolün kontrolünü ele ge­çirmek için arazi satın aldırdığı, aynı raporun ‘temel kay­gısını’ oluşturuyor.

Ticari faaliyet mi, yoksa?..

Raporda GAP bölgesinde 1998 yılında başlayan ‘dikkat çekici’ faaliyetler ve isimler de sıralanıyor. Ticari faaliyet ya da iki ülke arasındaki ilişkiler kapsamında gerçekleşen ziyaretlerin içinden ‘ayıklanan’ bazı başlıklar ve isimler öne çıkarılıyor.

  • ‘Genel merkezi İsrail’de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Joseph Dloomy ve Su Kay­nakları Geliştirme Müdürü Shalom Harel, GAP ile il­gili çalışmaları yerinde görmek amacı ile Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret etti.’
  • ‘Şuana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldı­ğı, bu kadarının da gizli pazarlık yürüttüğü ‘
  • Toprak satın alan veya talepte bulunan İsrailli fir­maların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde olduğu ‘

Resmi Ziyaretler

Bu isim ve başlıkların hemen ardından yine ‘dikkat çe­kici’ bir dizi resmi ziyaret de raporun satırbaşları arasında. 1998 sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman’ın Türkiye’ye gelip, gezisinin önemli bölümünü GAP’a ayırmasını ‘kayda değer’ bulan raporda, şu yorum da yer alı­yor:

28 Ağustos 2000’de Ankara’nın bu seferki misafiri İsra­il Başbakanı Ehud Barak’tı. Her ne kadar geliş sebebi ‘Or­tadoğu barışı’ idiyse de, Barak’ın, basın toplantısında ‘GAP’ta ki altı ihaleye talibiz’ cümlesini sözlerinin arasına sıkıştırması anlamlı.

Çalışmaların ticari faaliyet şemsiyesi altında yapıldığını anlatan raporda oldukça detaylı ibareler yer alıyor.

GAP’ta alüminyum sulama boru ve ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-lsrail ortak yatırımı hususunda giri­şimler de söz konusu. Bunun yanı sıra seracılık, tarımsal mekanizasyon, müşterek çiftlikler kurulması yolunda işbir­liği çalışmaları da sürdürülüyor.

Yine Soros

Dünyanın ünlü para simsarı George’Soros’un ortağı ve Şubat 1999’da ‘Milenyum GLK’ adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers için de GAP Böl­gesi çok şey ifade ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers’ın, eşi Paige Parker’la gerçekleştirdiği Türkiye gezisinde, Türk medyası 500 bin dolar değerindeki özel yapım aracına büyük yer verdi. O günlerde internetteki sitesinde Interna­tional Heraid Tribune’de yayınlanan bir makalesinde, Ya­hudi kökenli ABD’li vatandaşları GAP bölgesinde arazi sa­tın almaya davet ediyordu.

Savaşlar artık tapu dairelerinde

Raporlar bu ‘sabırlı’ çağrıların yavaş yavaş hayata geçtiğini ortaya koyuyor. Bugünün koşullarında artık Maraş’ı Kahraman, Urfa’yı Şanlı, Antep’i Gazi yapan tablolar rafa kalkmış durumda. Anlaşılan o ki, savaşlar artık cephelerde değil, tapu dairelerinde veriliyor.

Ve bugün gelinen nokta! Raporlar güneydoğuda İs­tanbul’un yarısından daha büyük alanın ‘dolaylı’ olarak İs­raillilerin eline geçtiği alarmını veriyor. Buna birçok ya­bancı istihbarat kaynağının da verileri eklendiğinde, orta­ya İsrail kontrolünde bir Ortadoğu tablosu çıkıyor. Çünkü yabancı kaynakların raporlarına göre, İsrail bu bölgede ‘Kürtlerin aslında Musevi oldukları’ propagandasını yapı­yor.

İstihbarat Raporlarına göre sistem nasıl işliyor?

Rapor İsrailli işadamı ya da görevlilerin izledikleri yön­temleri de ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. ‘İstihbaratlara’ göre, ilk iş bölgede ekonomik zorluk çeken aşiret reisleri tespit ediliyor ve ardından ‘aracılar’ devreye sokuluyor.

Buralardaki topraklarda gelecek gören Yahudiler, bir yerine beş vererek Şanlıurfa ve Mardin’de Yahudi kökenli Türk vatandaşları aracılığıyla arazi alımına başladılar. Hat­ta bu konuda Şanlıurfa yöresinde birbirleriyle yarışmakta­dırlar. Bölgede bulunan Süryaniler de Kızıltepe’de arazi alımlarına yardım etmektedirler.

Son yıllarda, İsrail’in GAP ile güneydoğunun kutsal ve bereketli toprakları üzerindeki emel ve niyetleri açıklığa kavuştu. Türkiye ve İsrail hükümetleri arasında faiz kredili ve içeriği net açıklanmayan, kredi süresi faiz oranı ve bu­na benzer koşulları belli olmayan, 1  milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması, Türkiye’nin bağımsız, hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına vurulan en büyük darbedir. Bu firmalar ‘haham’ gözetiminde noterle eko­nomik ve ticari ahlaka ve uluslararası prensiplere, şartlara uymayan uzun vadeli bir sömürü taktiğidir.

İsrailli işadamları rolündeki görevliler, bölgede görevli kamu personelini ‘hizmet içi eğitim’ kapsamında tertiple­dikleri gezilerle İsrail’e götürmektedir. İsrail’e yapılan bu gezilere özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları, mahalli gazete sahipleri ve çalışan­larını, ziraat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir şahısları dahil etmektedirler.

İsrail şirketleri bazı gübre bayiliklerini, yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları şahıslar ile yapacakları temasta, kendi kuruluşları gibi kullanmaktadırlar. İsrailli işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorluğu içerisinde olan hatta Ziraat Bankası’na borçları bulunan toprak sa­hibi ve çiftçiler ile ilgilenmektedir.

Özellikle basınçlı sulama teknolojisi ve slaj mısır (yemlik mısır) üretimindeki uygulamalarını, üretimde pay sahibi olmak için yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Mardin Kızıl­tepe’den, Şanlıurfa Harran’a kadar binlerce dönüm arazi bu amaçla kullanılmaktadır. Susuz ve taşlık bir bölge olan Karacadağ’da toprak alma ve kiralama girişiminde bulu­nan İsrailli şirket yetkilileri, özellikle Türkmen aşiretlerinin olumsuz cevapları ile karşılaşıyorlar. Buna rağmen, rapor­lara göre, 50 bin dönüm kıraç arazinin 15 yıllık kirası pe­şin verilmek bile istenmiştir

-Zaman içerisinde dünyanın en gelişmiş seralarının yer alacağı planlanan Şanlıurfa/Karaali’de, halen üretim ya­pan seralardan bazılarının İsrailli şirketlerle ortak olduğu ve bu bölgede İsrail’in yatırım çalışmalarına devam ettiği bilinmektedir.

GAP projesinin üretim aşamasına geldiği son yıllarda ve özellikle de terörün inişe geçtiği 1998 yılından itibaren, yabancı devletlerin ve bu devletlere ait şirketlerin GAP bölgesine ilgisinin arttığı gözlenmektedir.

Bu ülkeler, önceleri terör ve insan hakları ihlalleri gibi olayları incelemek maksadıyla, parlamenterleri ve konso­loslukları vasıtasıyla bölgeyi kontrol altında bulundurma­ya çalışırken, bugün aynı görevlilerine ticari personelini de ilave etmiş durumdadırlar.

Ulusal ve mahalli basın organlarında yapılan yayınların incelenmesi ve bölge halkı ile yaptığım mülakatlarda, özellikle İsrailli işadamlarının bölgede dikkati çekecek yo­ğunlukta faaliyetler içerisine girdiği ve her geçen gün iliş­kilerini derinleştirdiği anlaşılmaktadır.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)’nin işbirliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların ülkelerine bakıldığında karşımıza iki ülke çıkmaktadır: ABD ve İsrail. İşbirliği yapı­lan İsrail kuruluşunun adı ise MASHAV (İsrail Uluslararası İşbirliği Merkezindir.

BASINDA YER ALAN HABERLER

Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi (BKİ)’nin ortak yayınladığı “Tarım Bülteni”nde konu ve satır aralarına serpiştirilmiş bazı dikkat çekici bilgi­ler vardır. Yalnızca bu bilgiler irdelendiğinde dahi İsrail’in bölgeye olan olağanüstü ilgisi açıkça ortaya çıkacaktır.

Bu bültende yer alan bazı detayların bulunması nede­niyle bültenin ana fikrinin bulunduğu paragrafları buraya almakta fayda olduğuna inanıyorum.

“1999 yılının 26 Ocak – 26 Mart tarihleri arasında çe­şitli ülkelerden gelen 35 öğrenci ile 5 İsrailli uzman böl­gede 2 aylık uygulama çalışması yapmaya başlamışlardır.”1

Aynı bültende, ‘İSRAİLLİ YETKİLİLERİN BÖLGEYE AKIN­LARI’ başlığı altında şu açıklamalara yer verilmektedir:

“Genel merkezi İsrail’de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Müdürü Mr. Joseph DLOOMY ve Su Kay­nakları Geliştirme Müdürü Shalom HAREL, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek ve incelemelerde bulunmak amacı ile 24-26 Kasım 1998 tarihleri arasında Şanlıurfa ve Mardin illerini ziyaret ettiler.

Ayrıca çiftçi eğitimi ve yayım faaliyetleri kapsamında İsrail Hükümeti ile İdaremiz arasında imzalanan protokol çerçevesinde İsrailli uzmanlar tarafından 14-24 Aralık 1998 tarihleri arasında GAP illerinden gelen yayım uz­manlarının katıldığı hizmet içi eğitim yapılmıştır.

GAP Bölgesi Tarım İl Müdürlükleri, Tarım Kredi Koope­ratifleri, GAP İdaresi ve Köy Hizmetleri Araştırma Enstitü­sünden gelen 41 uzmana verilmiş olan ‘Çiftçi Eğitim Ve Yayım Faaliyetleri’ konulu kursun açılışı 14 Aralık 1998 tarihinde GAP BKİ Başkan Yardımcısı M. Kaya YAŞINOK ve İsrail Büyükelçi/iği Maslahatgüzarı Amir MAİMON tarafın­dan yapılmış olup, 24 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir. ‘2

Yasin YAĞCI’nın araştırması olarak kaleme alınan ve “GAP’TA SOĞUK SAVAŞ” başlığı ile Aksiyon dergisinde yayınlanan yazıda konu çok boyutlu olarak ele alınmıştır;

“GAP idaresi son yıllardaki durumunu şu şekilde açıklıyor; ‘Bugün üç yabancı sermayeli yatırım inşaat ha­linde olup, birinin ise anlaşması imzalanmış bulunmakta­dır. Bu yatırımlardan biri tekstil (% 33 İsviçre), biri inşaat malzemesi (% 50 Almanya), biri cam elyaf!/ boru (% 50 ABD) ve biri de gıda (% 50 İsrail) yatırımlardır.’

İstihbarat raporlarına göre ayrıca, GAP bölgesinde şu ana kadar 67 İsrail firmasının toprak satın aldığı, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlıklar yürüttüğü kaydediliyor.”

İsrail’in GAP bölgesindeki toprak çalışmalarının önün­deki muhtemel engellerden biri, MGK’dır. Çünkü gerekti­ğinde MGK stratejik noktalarda bulunan kimi toprakların satışı ile ilgili olumsuz görüş bildirerek satışına engel ola­bilmektedir.

İsrail şirketlerinin, Türk Milli Güvenlik Kurulunun bu engelinden (toprak satışlarına onay verilmemesi) kurtul­mak için buldukları yol ise çok basittir; bazı yerli firmalar ile ortaklık kurmak.

Bölgede yerli firmalarla ortaklık kurmuş onlarca yabancı şirket tüm yasal engelleri aşarak dolaylı  bir biçimde toprak satın almış durumdadır.

Bu arada bütün bunların dışında, İsrail’in bölgede ça­lışmalar yapmasını meşrulaştıran gerekçeler de yok değil­dir. Mesela basınçlı sulama sistemleri konusunda dünya­nın ileri ülkelerinden birisi İsrail’dir. Bu da İsrail’in bölge­deki faaliyetlerini kimi noktalarda meşru bir zemine oturtmaktadır.

İsrail, GAP bölgesindeki faaliyetlerini çeşitli biçimlerde sürdürmekle birlikte, tüm dünyada ortaya koyduğu dezenformasyon yöntemleriyle de kendisine yeni mütte­fikler yaratarak siyasi geleceğini garanti altına almanın ve belli konularda tüm dünyada yarattığı olumlu bakışın güçlenmesi için de çaba sarf ediyor.

İsrail, son yıllarda Ortadoğu halkları üzerinde açıkça hissedilen şiddetli Siyonizm baskısının yerini yavaş yavaş daha sistemli üretilen karşı istihbarat yöntemleriyle siyasi amaçlara bırakmakta.

Bunlardan biri de Özellikle Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt­leri etkilemek ve onları daha sıkı kontrol altına almak amacıyla üretilmiş söylentilerdir.

Kürtler Museviymiş!

İsrail yalanlasa da kuzey Irak’taki varlığı konusunda or­taya çıkanlara bir türlü engel olamıyor. İsrail merkezli en­formasyon kuruluşlarının Ortadoğu’daki yeni oyunu daha çok Kürt Halkı üzerinedir. İsrail devleti destekli bu kuru­luşların üzerinde çalıştıkları tez ise oldukça çarpıcıdır: Kürt Yahudiler.

Saddam Hüseyin yönetiminin ABD tarafından devril­mesiyle birlikte, Kuzey Irak’ta, ABD ve Kürtlerden oluşan iki bilinmeyenli denkleme bir üçüncü boyutun daha ek­lenmekte olduğunun ilk işaretleri geçen yıl gelmeye baş­ladı…

Bu denklemle bağlantılı olarak, İsrailli bilim adamları son on yıldır yaptıkları genetik araştırmaların sonuçlarını açıkladılar.

Sürecin işlemesiyle birlikte İsrail ve ABD’de eş zamanlı yapılan açıklamalara göre Sefuerdi Yahudileri ve Kürtler, binlerce yıl öncesinden baba tarafından gen akrabası idi­ler. Yani aynı soydandılar.

ABD de faaliyet gösteren ‘İsraeli Kurdish Friendship League’ adlı örgüt bu iddiaya hemen sahip çıkarken, Amerikalı yazar Kevin Brooks da Yahudi ve Kürtlere bir tav­siyede bulunmakta gecikmiyor ve: “Bu durum ümit ederiz ki Kürt ve Yahudileri, son yıllarda sahip oldukları dostluk ilişkilerini sürdürmeye teşvik eder,” diyor.

 

Anayurt mu?

Yahudilerle Kürtlerin, akrabalık temelinde bir araya ge­tirilmelerine yönelik bu araştırma ve yayınların hemen ar­dından, basın yolu ile uçurulmaya başlanan başka sinyal­ler o dönemde dikkatleri pek de üzerine çekmemişti. Saddam zamanında, Kuzey Irak’ın, Araplaştırılması politi­kası uyarınca, özellikle Zaho Bölgesi’nde yaşamakta olan 150 bin dolayındaki Kürt Yahudi, baskılara dayanamaya­rak İsrail’e göç etmek durumunda kalmışlardı. Aralarında İsrail Savunma Bakanlığına kadar yükselen İsak Mordehay gibi Kürt Yahudiler, Saddam yönetiminin sona ermesin­den sonra niçin anayurtlarına dönmesinler di ki?

Ortaya ilk atıldığı dönemlerde aralarında gerekli ilişki kurulamayan bu iki haberin hangi amaca hizmet ettiği kı­sa bir süre sonra anlaşılacak, ancak Türkiye, atın Üsküdar yolunu yarılamasından sonra uyanarak duruma, o da “dostlar alış verişte görsün” kabilinden müdahale edecek­ti.

Kuzey Irak’ta da aynı tablo var

Bütün bu senaryoların tek bir merkezde toplanması ile aslında ortaya konulan tüm bu tezlere, varsayımlar vasıta­sıyla yeni eklemeler yaparak, İsrail’in 4000 yıl öncesine dayayarak bu güne taşıdığı bir senaryo damgasını vuru­yordu. Bu “Vaat edilmiş Topraklar” bilmecesinin 21. yüzyıl yansımasından başka bir şey değildi.

Tam da bu aralar ortaya çıkan istihbarat raporları, İsra­il’in Kuzey Irak’ta geniş araziler satın almakta olduğunu göstermekte. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın, bu konuda duy­duğu rahatsızlığı İsrail’e ilettiği haberleri gazetelerde yer alırken, İsrail’in karşı açıklaması gecikmedi. İsrail’e göre “Bu haberler gerçekleri yansıtmamaktaydı, İsrail, Kuzey Irak’ta Türkiye den habersiz davranmak düşüncesinde de­ğildi ve bunu dile getiren kişi Başbakan Şaron’un kendi­siydi.”

Bu arada Türkiye’nin dikkatleri, Süleymaniye’de asker­lerimizin başına geçirilen çuval gibi başka olaylara çevril­miş, İsrail’in Filistin’de uyguladığı aşırı güç kullanımı ve devlet eli ile işlenen suikastlar gündeme yerleşmişti.

Aynı sıralarda Amerika mahreçli üç haber peş peşe Türk kamuoyunun gündemine düştü. New York Times, Kürtlerin, Kuzey Irak’taki demografik ve siyasi harita ile oynayarak bölgeyi Kürtleştirdiğini, Kerkük çevresinde top­lanan binlerce Kürdün kente girmek üzere beklediğini ya­zıyor, ertesi gün New Yorker dergisi, Pulitzer ödüllü ve Ebu Garip Cezaevindeki işkenceleri ortaya çıkaran Seymour Hersh imzalı bir başka haberi piyasaya sürüyor­du.

Ajanlar eğitiyor.

Hersh’in, İsrail’in Washington ve Ankara Büyükelçileri ile KYB lideri Talabani tarafından yalanlanan haberine gö­re, İsrailli ajanlar bir süredir Kuzey Irak’ta Kürtlere ko­mando eğitimi vermekteydiler. Bu eğitim geçen yıl ABD’li yazar Kevin Brooks’un sözünü ettiği, Kürt ve Yahudiler arasında son yıllarda görülen dostane ilişkilerin bir sonucu muydu bilinmez ama bilinen, bu haberin Ankara’ya bom­ba gibi düştüğü ve yalanlamalara karşın büyük bir rahat­sızlık yarattığı idi.

Çok uzun olmasa da Ortadoğu’daki diğer devletler ile kıyaslandığında oldukça eski olan Türk – İsrail ilişkileri, bu ve daha çok Irak savaşı sonrası meydana gelen buna ben­zer olumsuzluklarla birlikte yepyeni bir mecraya kaydı.

Daha çok olumlu gelişen ilişki Irak savaşı sırasında ve Kuzey Irak’taki İsrail – Kürt ilişkileri neticesinde karşılıklı sözlü tartışmalarla başka bir boyut kazandı ve sonuçta oldukça gerilimli bir süreç başlamış oldu.

Bu olumsuz olaylarla birlikte devam eden sinir harbi İsrail başbakan yardımcısının bir televizyon programındaki tavrıyla birlikte açığa çıktı.

İsrail Başbakan Yardımcısı neden sinirlendi?

Resmi temaslar için Ankara’ya gelen İsrail Başbakan Yardımcısı Ehud Olmert, gazeteci Fatih Altaylının televiz­yondaki Teke Tek programına katıldı. Altaylının soruları, İsrail’in Kuzey Irak’taki faaliyetleri ile ilgili iddialar üzeri­neydi.

Altaylının, Kudüs Üniversitesi’nden bir profesörün, bir İsrail gazetesindeki yazısını referans alarak Olmert’e yö­nelttiği soruları Olmert ‘dedikodu’ şeklinde yanıtladı ve tepkisini; “Bunlar aptalca hikayeler. Biz Türkiye ile çok ciddi ilişkileri olan bir ülkeyiz. Bu saçma hikayelerle ilgi­lendiğimizi mi sanıyorsunuz?” sözleriyle dile getirdi.

Altaylı, bu iddialar üzerine geri çekilmedi ve “sizin de­dikodu dediğiniz şeyler, bugünün gündem maddesi. Yanılıyorsam, yanılıyorsun deyin” diyerek tartışmayı alevlen­dirdi. Altaylı’nın bu sözü Olmert tarafından tekrar yalan­landı ve somut hiçbir bilgi ortaya koymadan “Biz hiç bir şekilde Kuzey Irak’ta herhangi bir faaliyete girmedik, Kürtlerle ilişkiye girmedik. Ben İsrail hükümetini temsilen buraya geldim ve eğer yok diyorsam lütfen bana güvenin” dedi.

GAP bölgesinde İsraillilerin arazi aldığı yönündeki ilk haberim Nokta Dergisi’nde yayınlandıktan sonra, her ka­fadan bir ses çıkmaya başladı. Ancak yazdığım her şey is­tihbarat raporlarına dayanıyordu. Bunun dışında ortaya çıkan  söylentiler  ise  işin  gerçek  boyutunu  gölgeleyecek şekilde bilinçli bir şekilde ortaya atılıyordu. Dini hassasi­yetlerle ortaya atılan kimi iddiaların gerçeklerle çok da fazla bağlantıları olmamalarına rağmen, İsrail’in bölgede­ki faaliyetlerinin temelde “Vaadedilmiş Topraklar” ekseni­ne oturduğunu inkâr etmek de mümkün değildir.

“İsrail’in Gizli hesabı Yok diyorsam yoktur”

Nokta Dergisinde benim imzamla yayınlanan İsrail’in GAP bölgesinde toprak aldığı haberinden sonra konuyla ilgili birçok haber yayınlandı ve tartışmalar yapıldı.

Türkiye’de bu değerlendirmeler yapılırken konu İsrail kamuoyunda da yankı buldu ve İsrail hükümeti savunma­ya yönelik adımlar atmaya başladı.

Bu adımlar kapsamında İsrail’in İstanbul başkonsolos yardımcısı Moşe Kanfi Nokta Dergisine geldi. Konuya ver­dikleri önem buradan da belliydi. Nokta’ya gelişi sırasında ben başka bir görev için dışarıda idim. Ancak benim yok­luğumda Kanfi ile röportaj yapıldı. Kanfi, verdiği röpor­tajda iddiaları kesin bir dille yalanladı ve İsrail’in bölgede­ki tüm çalışmalarının ticari çalışmalar olduğunu iddia etti.

İşte Kanfi’ye sorulan sorular ve Moşe Kanfi’nin yanıtla­rı:

  • Güneydoğu Anadolu’da askeri ya da istihbarata yö­nelik herhangi bir İsrail etkinliği hakkında resmi bilginiz var mı?

‘Ne İsrail askerinin, ne istihbaratının ne de başka bir grubun Türkiye’nin güneydoğusunda ya da Kuzey Irak’ta bir etkinliği var. İsrail’in Güneydoğu Anadolu’daki varlığının tek nedeni, GAP’taki 22 İsrail şirketidir. Kuzey Irak’ta ise hiçbir varlığımız yok.

Şirketlerimiz, 1998’de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in İsrail ziyaretinin ardından, Türk hükümetinin sun­duğu anlaşmalarla GAP’a gitti. Türkiye’nin tarım alanında yüksek teknolojiye ihtiyacı vardı, İsrailli firmalar barajlar, sulama sistemleri ve kanal yapımıyla ilgili bütün araştır­maları ücretsiz yapmayı teklif etti. Bunlar dünya çapında iş yapan şirketlerdir. Güney Amerika’dan Filipinlere, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan bir alanda, hatta Ürdün ve Mı­sır’da bile iş yaptılar. Dertleri toprak ya da gayrimenkul satın almak değil, kar etmektir.’

– Peki, nereden ortaya çıktı bu iddialar?

– Türkçe’de bir deyiş vardır…   ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Bizde de aynısı var.  Bakın İsrail’den iki gün önce döndüm. Orada, Türkiye’de bizim toprak satın aldığımız iddialarıyla  savaşmak zorundayım   dediğimde bana inanmıyorlar. Emin misiniz? Türkler bunlara inanıyor mu? Neden GAP’ta toprak afalım ki? Diye soruyorlar İs­tanbul’a döndüğümde İsrail hakkında yazılanlar beni şoka uğrattı. Ben bile iddiaların, aslında dedikoduların diyece­ğim, bu seviyeye geldiğine inanamadım.’

Sözüm şerefim üzerine orada işimiz yok.

  • Türkiye’de bu iddiaların tartışıldığından İsrailli yetkili­lerin haberinin olmaması bana pek mantıklı gelmiyor.
  • ‘Farkındalar di ancak seviyesi ve ciddiyeti hakkında bir fikirleri yoktu. Bu seviyeye geleceğini düşünmediler.’
  • Sizin deyiminizle işler ‘bu seviyeye geldiğinde’, İsrailli yetkililerin değerlendirmeleri ne oldu peki?

İsrail’de istihbarat açısından, askeri ve siyasi anlamda en yetkili makamlara defalarca, bu doğru mu, orada bir şeyler yapıyor muyuz? Lütfen bana doğruyu söyleyin çün­kü konsolosluk adına konuşması gereken benim, bilmem gerekiyor? Dedim. Bana, Moşe, seni yüzde yüz   temin e- deriz ki, rahatlıkla iddiaları reddedebilirsin, orada yapacak işimiz yok dediler.

  • Abraham Tümen adını duydunuz mu?
  • ‘Hayır’
  • O’nun istihbarat birimlerinizle ilgisi olsa, MOSSAD,evet bizden der miydi?
  • ‘İnanın bana, size yetkili makamlar derken, gerçekten en yetkili makamdan söz ediyorum. Sizi yüzde yüz temin ederim, şerefim üzerine konuşuyorum ve söz veriyorum ki orada hiçbir şey yapmıyoruz.’
  • Türkiye’nin endişesini görüyor musunuz?
  • ‘Hassasiyeti biliyoruz. Bölgede Türkiye’nin çıkarları aleyhine olacak bir şey yapmayız. Ankara’nın izni ve işbirli­ği olmadan asla bir şey yapmayız zaten.’
  • Bu iddiaların ardından resmi olarak güneydoğuya git­meniz istendi mi?

‘Hayır. Ayrıca, Yahudileri yaşamaları için Kuzey Irak’a geri gönderdiğimiz iddiaları da var. İsrail’in amacı Yahudi­leri geri yollamak değil,  dünyadaki/eri bir araya getirip onlara bir sığınak yaratmaktır.  1950’ler de yaklaşık 65 bin Yahudi,  Kuzey Irak’tan İsrail’e geldi.  Çünkü bu bölgede kendilerini güvende hissetmediler. Neden geri dönsünler?Kişi başına düşen yıllık gelirin 70 bin dolar olduğu bir ülkeden ayrılıp, bin dolardan az olduğu bir ülkeye gitmeyi kim, neden ister? Orada ev alsa, arsa alsa ne olur ki?

  • Çıkış noktası, İsrail’in suya olan ihtiyacı değil mi?
  • ‘Evet ama biz GAP’tan İsrail’e nasıl su götüreceğiz ki?Develerle mi? Su zaten Irak’tan ve Suriye’den geçerek ge­ Biz nasıl alalım GAP’tan? Bu tamamen bilim kurgu­
    dur. ..

Aynı tarihlere denk gelen bir başka gün ise Tapu Ka­dastro Genel Müdürlüğü de tartışmalardan uzak kalamadı ve konuya dahil oldu. İsrailli işadamlarının ve onlar tara­fından organize ve finanse edilen diğer kişilerin faaliyetle­rinin, medya aracılığıyla tartışma konusu edilmesi süre­cinde, “yabancılara toprak satışı” konulan yoğun tartışı­lınca Tapu Kadastro da bir açıklama yaptı.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı, yabancıların Türkiye’de taşınmaz mal edinmesinin çok açık ve net şe­kilde izlendiğini vurguladı ve ‘bu iş başıboş değil’ dedi.

Zeki Adlı, basında yer alan yabancıların Türkiye’de gay­rimenkul edinmesine ilişkin haberlere açıklık getirmek amacıyla, Genel Müdürlük binasında bir basın toplantısı düzenledi. Ancak, sadece yabancıların gayrimenkul edin­mesini değerlendirdi. Türkiye’de her isteyen kişinin istedi­ği yerde, istediği şekilde gayrimenkul alamadığına işaret eden Adlı, ‘Bu iş titiz şekilde, hem hükümet hem ilgili ku­ruluşlar tarafından koordinasyonlu ve sağlıklı şekilde izle­nip, değerlendiriliyor’, diye konuştu ve çalışmanın önceki bölümünden de hatırlanacağı üzere, aşağıdaki metinde yer alan açıklamalarda bulundu.

2644 sayılı Tapu Kanununda yapılan değişiklikle, ‘yabancı uyruklu gerçek kişiler ile yabancı tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketlerinin Türkiye’de taşınmaz mal ve sınırlı ayni haklar edinimlerine’ ilişkin esaslar getirildiğini anlatan Ad­lı, ancak bu kişiler ve şirketlerin Türkiye’de edinebileceği alanın 30 hektar ile sınırlandırıldığını ve bu miktarın, an­cak hükümet izni ile aşılabildiğini belirtti. Yabancıların taşınmaz alımlarında, özellikle turizm bölgelerine rağbet ettiğine ve bu bölgelerdeki yazlıklar, siteler ve beldeler genellikle köy sınırları içinde bulunduğundan, köylerde taşınmaz mal edinimini yasaklayan maddenin yürürlükten kaldırıldığına dikkati çeken Adlı, bununla ayrıca yatırımları teşvik etmeyi amaçladıklarını söyledi.

TKG’ye göre kim ne kadar mal edinmiş?

2644 sayılı Tapu Kanununun yürürlükte olduğu 1934 tarihinden. Temmuz 2003 tarihine kadar, toplam 58 ül­kenin 38 bin 229 vatandaşı tarafından, 37 bin 336 adet taşınmaz mal edinildiğini anlatan Adlı, yabancı gerçek ki­şiler tarafından edinilen taşınmaz malların toplam alanı­nın ise 265 bin 872 dönüm olduğunu, bu alanın büyük kısmının da Suriye uyrukluların Hatay, Gaziantep, Kilis bölgelerindeki taşınmaz malları olduğunu belirtti. Yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği 19 Temmuz 2003 tarihin­den günümüze kadar da, toplam 48 ülkenin 7 bin 138 va­tandaşı tarafından 6 bin 80 adet taşınmaz mal edinildiği­ni kaydeden Adlı, bunun 5 bin-713’ünün satış, 445’inin ise intikal ve miras gibi farklı nedenlerle edinilen mallar olduğunu söyledi.

Değişiklik sonrası İngiltere başı çekiyormuş

Kanun değişikliği yürürlüğe girmeden önceki dönem­de, Türkiye’de en fazla taşınmaz mal edinen 10 ülkenin başında 12 bin 355 adet taşınmaz mal ile Yunanistan’ın bulunduğunu belirten Adlı, bunların yaklaşık 11 bininin Türk kökenli Yunan uyruklu vatandaşlara ait olduğunu bildirdi. Toplam 9 bin 709 taşınmaz ile ikinci sırada bulu­nan Almanya’yı ise 4 bin 573 adet taşınmaz ile Suriye’nin izlediğini anlatan Adlı, 2003 yılından önceki dönemde en çok taşınmaz mal edinilen illerin başında ise 9 bin 49 gay­rimenkul ile İstanbul, 5 bin 562 adet taşınmaz ile de An­talya olduğunu kaydetti. Adlı, yasa değişikliğinin yürürlü­ğe girdiği 2003 tarihinden itibaren de, Türkiye’de en fazla taşınmaz mal edinen ülkelerin başında 2 bin 402 adet taşınmaz ile İngiltere, bin 428 adet taşınmaz ile Almanya, 482 adet taşınmaz ile de Hollanda’nın bulunduğunu, en çok taşınmaz edinilen illerin başında ise Antalya, Muğla ve Aydın’ın geldiğini söyledi.

2003’ten bu yana 44 Trilyonluk satış yapıldı

Kanun değişikliğinin yapıldığı 2003 yılından bu yana, tapu kayıtlarına geçen yabancıların satın aldığı taşınmaz malların bedelinin 44 trilyon lira olduğunu bildiren Adlı, bunun Merkez Bankası reel kayıt değerinin ise 600 milyon dolar olduğunu vurguladı. Bugüne kadar Türkiye genelin­de 45 bin 252 yabancı uyruklu gerçek kişilerin 43 bin 307 adet taşınmaz edindiğini belirten Adlı, bunun 15 bin 908’inin arsa, arazi, 4 bin 526’sının binalı arsa, 22 bin 873’ünün de bağımsız bölüm olduğunu kaydetti. Türkiye’nin 780 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünden yabancıların mülkiyetinde olan alanın 269 bin 296 dönüm olduğuna dikkat çeken Adlı, bunun 10 binde 3 civarında olduğunu söyledi. Adlı bu arada, yabancıların taşınmaz mal ediniminin 2004 Ağustos ayı itibarıyla, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 26 artarak 3 bin 564 adet olarak gerçekleştiğini vurguladı.

Suriyelilere, 1939’den beri taşınmaz mal satışı yasak Türkiye’de yabancılara ait toplam 269 bin 296 dönüm­lük alanın 241 bin 451 dönümlük kısmının Suriye uyruklu yabancılara ait olduğuna işaret eden Adlı, dolayısıyla Suriye uyruklular dışında tüm yabancı ülke vatandaşlarının edindiği alanın, 27 bin 845 dönüm olduğunu söyledi. Ad­lı, Hatay’ın Türk sınırlarına dahil olduğu 1939 yılından bu yana Suriyelilere taşınmaz mal satışının yasak olduğunu ve bu tarihten mal ediniminin söz konusu olmadığını be­lirtti.

Suriyelilerin 1939 yılından önce aldığı gayri menkulle­rin de Hazine tarafından kontrol edildiğini anlatan Adlı, Suriye uyrukluların Türkiye’de edindiği toplam 4 bin 590 adet taşınmazın daha çok Hatay, Gaziantep, Kilis ve Mar­din illerinde bulunduğunu ifade etti. Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Adlı, şöyle devam etti: ‘Türk vatandaşları­nın Suriye’de, Suriye uyrukluların ülkemizde, mevcut taşınmaz mallarından daha fazla taşınmaz malı bulun­makta olup, iki ülke arasında uzun süreden bu yana em­lak müzakereleri sürdürülmektedir. Buna karşılık, Suriye uyrukluların   ülkemizdeki  taşınmaz   mallarıyla   ilgili   herhangi bir tasarruf yaptırılmamakla birlikte, devletimizin kontrolünün sağlanması amacıyla bu mallar kayıt altına alınmıştır.”

TKG’ne göre GAP’ta İsrail uyrukluların taşınmazı yok!

GAP bölgesinde yabancıların edindiği taşınmaz mallar­la ilgili de basına açıklamalarda bulunan Adlı, bölgedeki toplam 9 ilde 939’u 1939 yılından önce Suriye uyruklulara ait olmak üzere, toplam bin 961 adet taşınmaz olduğunu bildirdi. Resmi kayıtlara göre GAP bölgesinde İsrail uyruk­lular adına kayıtlı bir taşınmaz bulunmadığına dikkati çe­ken Adlı, Türkiye genelinde ise toplam yüzölçümü 63 dö­nüm olan 133 adet taşınmaz malın, 101 İsrail uyruklu kişi tarafından edinildiğini kaydetti.

Yabancıların aldığı en büyük alan 19 dönümmüş(?)

Daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Adlı, yü­zölçümü bakımından Türkiye’de yabancıların satın aldığı en büyük arazilerin, Türkiye’de doğup daha sonra yabancı ülkelerin vatandaşlığına alınan kişilere ait olduğunu anlat­tı. Adlı, ancak yabancı isimli kişilerin ülkede aldığı en bü­yük alanın 19 dönüm olduğunu söyledi. İsrail uyruklu kişi­lerin, Türk vatandaşları adına gayrimenkul alıp almadığına ilişkin soru üzerine Adlı: “Normalde satış işlemlerinde ki­min adına satış yapıldıysa, onun adına geçerlidir. İsraillile­rin mal almaları serbestken, neden başka adlarla alsın­lar?” diye sordu. Basında çıkan haberler sonrası, GAP böl­gesine kamu kuruluşlarından yetkililer gönderdiklerini an­latan Adlı, bu incelemelerin kamuoyunu bilgilendirmek ve resmi olmayan satış varsa bunu öğrenmek için olduğunu söyledi. Adlı, “geniş arazilere sahip olmak isteyen kuşku yaratacak kişiler olup olmadığına” ilişkin soruya karşılık da, kurum ve kuruluşlarla periyodik iletişim halinde ol­duklarını belirterek, “bugüne kadar tehlike noktasında bir şey hissetmedik” dedi.

Ciddiyet anlaşılmadı galiba?

Tapu Kadastro Genel Müdürü Zeki Adlı, İsrail’in GAP bölgesinde taşınmazı olmadığını söylüyor. Ancak istihba­rat raporları, İsrail’in çok gizli bir plan dahilinde, GAP’ta ki su kaynaklarını kendi lehine çekmek için çalışma yap­masının yanı sıra, teknolojik olarak sulama projeleri adı altında Türk şirketlerle ortak çalışma yaptığını belirtiyor­lar.

İsrail, 450 bin dönüm araziyi da Musevi kökenli Türk vatandaşları aracılığı ile satın alıyor. Nasıl ki Suriye, Tür­kiye’den toprak alma konusunda sabıkalı, İsrail’in de tari­hi itibariyle aynı uygulamaya alınması gerekirdi. İsrail GAP’ta yaptığı arazi alımlarında piyon olarak kullandığı Türk vatandaşlarına, özel bir anlaşma imzalatmaktadır. Şu ana kadar bu anlaşmalarla ilgili yazılı bir detay medyaya yansımamakla birlikte, bu bölgede ekonomik güçleri bin­lerce dönüm arazi almaya yetmeyen isimlerin varlığı bu anlaşmaların varlığıyla ilgili iddiaları güçlendirmektedir.

İşte bu aşamada Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün çaresizlik içinde olduğu ortaya çıkıyor… Bunu açıklamasa da zor durumda kaldığı nokta burası. Ancak askeri kay­naklar işin detaylı boyutunu mercek altına aldılar bile…

Bana en son gelen bir bilgi de konunun ne derece önemli olduğunu ortaya koyuyor. Konya’nın Karapınar ilçe­sinin Askeri Stratejik Bölge olduğunu herkes biliyor. Bu alanda uluslararası askeri atışlar yapılır. Ayrıca bu alan Ka­ra Kuvvetleri Komutanlığı, Eğitim Doktrin Komutanlığının bulunduğu yerdir…

İşte burada yeni bir gelişme yaşanıyor. İsrailli işadamla­rı ‘Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi’ adı altında bir ça­lışma başlattılar. Ve bölgede bu çalışmayı yürütmek için 40 bin dönüm arazi kiraladılar. Bu işe aracılık eden ise Ka­rapınar İlçesi Ereğli Belde Belediye Başkanı ile 3 Bölge Mil­letvekili… İddiaya göre, İsrail buraya da teknoloji getire­cek. Stratejik yer olan Karapınar’a…

CHP Meclise taşıdı

Diğer yandan istihbarat raporları Nokta’da açıklandık­tan sonra, konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de taşın­dı. CHP işin takipçisi olacağını belirtti. Raporların tama­mını kitabın ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz…

CHP Grup Başkan Vekili Haluk Koç, yabancıların son dönemde Türkiye’de çok büyük araziler satın aldığını bil­direrek, “ülke toprakları ayağımızın altından kaymaktadır” dedi.

Koç, bir grup milletvekili ile birlikte Parlamentoda dü­zenlediği basın toplantısında, Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra 1984 yılına kadar ülke topraklarının yabancılara sa­tışına izin verilmediğini anımsattı. Bugün ‘Lozan’la perçin­lenen Anadolu topraklarının korunması konusunda duyar­lılık gösterenlerin paranoya ile suçlandığı’ bir dönemden geçildiğini kaydeden Koç, ülke işgallerinin geçmişte oldu­ğu gibi bugün de sadece topla tüfekle yapılmadığına dik­kat çekti. Ülke topraklarının korunmasını sağlayan yasal düzenlemenin iki kez ‘küreselleşme döneminin ilk siyasi aktörü’ olarak nitelendirdiği eski Başbakan Turgut Özal tarafından delinmek istendiğini ifade eden Koç, bu yasa­ların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini anım­sattı. Geçen yıl da ‘karşılıklı olmak ve yasal sınırlamalara uymak’ kaydıyla yabancı uyruklu gerçek kişilerle ticari şir­ketlere Türkiye’de mülk edinme hakkı tanındığını belirten Koç, CHP’nin bunun iptali için de Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu anlattı. “Ülke topraklan bu getirilen uygu­lama ile ayaklarımızın altından kaymaktadır” diyen Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:” (Bu tehlikeye kulak verin) de­mek bazıları tarafından paranoya olarak adlandırılabilir, dinozorluk olarak görülebilir. Dinozorluk, paranoya bu değildir. Geçmişten bugüne bu uygulamanın Türkiye’yi topsuz, tüfeksiz, silahsız bir ekonomik işgalin pençesine götüreceğini söylemek yurtseverliktir, bu ülkeyi sevmek, bu ülkeye sahip çıkmaktır. (Milli Görüş gömleğini çıkart­tık) diyen bir emperyalist aferin için kalıptan kalıba giri­yor, dediğim için bana tazminat davası açan yeni bir ak­tör bulundu ve yasa çıkartıldı. Anlaşılan bunlar sevgili ho­calarının rahle-i tedrisatından da iyi geçememişler.”

Kimse bizim kadar cömert değil

CHP Malatya Milletvekili Muharrem Kılıç’ta basın top­lantısında yaptığı açıklamada, “Bir yılda vatan toprakla­rından 277 bin dekarlık kısmı elden çıktı” dedi.

Kılıç, bu miktarın sadece gerçek kişilerin aldığı bölüm olduğunu da belirtti. Kars Milletvekili Selamı Yiğit’te Suri­ye vatandaşlarının sınır bölgesinden, Yunan vatandaşları­nın da Ege Bölgesi ve Trakya’dan büyük topraklar aldıkla­rını söyledi.

‘Hiçbir ülke bizim kadar cömert değil’ diyen Yiğit, açık­lamasında şunları söyledi:

“Karşılıklılık ilkesi bu yasada olmasına rağmen işlemiyor. Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya tarım ve orman arazilerinin yabancılara satışını 2010 yılına ka­dar yasaklamıştır. Polonya’da ise bu süre 12 yıldır. Litvanya ve Estonya’da da AB’ye girmeden önce, yabancı­lar arazi satışı yasaktır. Rusya Federasyonu sınır bölgele­rinde arazi satışına asla izin vermiyor. İsrail’in toprakları­nın yüzde 80’i devlete aittir. Bunları kendi vatandaşları bi­le satın alamaz. AB’den müzakere tarihi bile alamamış Türkiye’nin bu kadar aceleci davranmasını ülkenin bütün­lüğünü tehlikeye sokacak bir uygulama olarak görüyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin kararını sabırsızlıkla bekliyoruz.”

Bu arada devletin bazı kurumları arasında da ciddi bir diplomasi yaşanıyordu.

‘Adalet Bakanlığı’nın Gizli Genelgesi’

CHP Grup Başkan Vekili Koç, 2 Kasım 2001 tarihinde Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün, Cumhuriyet Başsavcılıklarına gizli bir ge­nelge göndererek, Yunan uyruklu kişilerin kıyı ve sınır bölgelerinde mülk edinmelerine izin verilmemesini istedi­ğini bildirdi. Bu duyarlılığın gizli genelgeyle geçen hükümet döneminde gösterildiğini kaydeden Koç: “Adalet Ba­kanı zina ile uğraşacağına biran önce bu konuda neler ol­duğunu açıklasın. Üç maymunu oynayarak siyaset yapa­mazsınız. Ülke topraklarında kabadayılık yapmak kolay, kabadayılığı ülkeyi koruyarak yapın”, diye konuştu.

En fazla Yunanlılar

CHP Milletvekillerinin dağıttığı haritalara göre yüzde 31.7 ile en fazla Yunan vatandaşları Türkiye’den mülk edindi. Yunanlıları yüzde 28 ile Alman vatandaşları, yüzde 12.2 ile İngilizler, yüzde 11.6 ile Suriyeliler izliyor.

Türkiye’de yapılan bu tartışmalar devam ederken, aynı konu KKTC’nde de gündeme geldi ve KKTC Meclisi topla­narak alelacele KKTC topraklarının yabancılara satılmasıy­la ilgili yasalarını yeniden düzenledi ve yabancıların top­rak alımını oldukça ağırlaştırıcı kararlar aldı. Yavru vatan uyandı. Ancak Türkiye iyi niyetini koruyor.

Yavru Vatan Kıbrıs uyandı!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, Annan Planı’nın Kıbrıs’ta taraflara sunulmasının ardından önemli oranda artış gösteren yabancı uyrukluların KKTC’den taşınmaz mal almasına karşılık ilgili yasada köklü değişik­liğe gitti. Bakanlar Kurulu, yabancı uyrukluların KKTC’de taşınmaz mal edinmelerini düzenleyen yasadaki değişikli­ği onayladı. Buna göre, yabancılar bundan sonra KKTC vatandaşları gibi mülkiyet hakkına sahip olamayacak, sa­tın  aldıkları  taşınmaz  mallar üzerinde intifa  (kullanma.- faydalanma) hakkını 125 yıllığına alacak. Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, yaptığı açıklamada, satıcı mülkiyeti devrettiği anda mülki­yetin devlete geçeceğine işaret ederek, devletin de yaban­cıların bu taşınmaz mallan 125 yıl süreyle kullanmasına imkân tanıyacağını anlattı. İlgili yasada önemli bir deği­şikliğe gidildiğini belirten Celal, son aylarda yabancılara mal satışındaki eğilimin artması üzerine, devletin hukuk makamlarıyla istişare halinde bu tedbirin alındığını ve ya­sa tasarısının ivedilikle meclise sevk edildiğini bildirdi. Ce­lal, bir soru üzerine, yasanın geriye dönük değil, yürürlü­ğe girdiği tarihten itibaren uygulamaya gireceğini belirtti. Bugüne kadar kaç yabancıya taşınmaz mal satıldığının belli olmadığını kaydeden Celal, Bakanlar Kurulundan izin talebi öncesinde mal sahibi ve alıcı arasında sözleşmeler yapıldığını, bunları tespit etmenin pratikte mümkün ol­madığını söyledi.

İsrail için su hayatın kendisi

“israil için su o kadar önemlidir ki biz, 1967’de Arap­larla savaşa biraz da su kaynaklarını kontrol altına alabil­mek için girdik”

Moşe Dayan, 1967 savaşındaki İsrail’in Ordu Komuta­nı.

Hakan Türk’ün ‘Büyük Komplo’ adlı kitabının ‘Nil’den Fırat’a su politikası’ bölümünün girişi bu sözle başlıyor.

Hakan Türk, kitabının bu bölümünde şu görüşlere yer veriyor:“Kapalı kapılar arkasında Türkiye aleyhine alınan karar­ların acaba kaç tanesinden hükümetlerin veya devletin is­tihbarat birimlerinin haberi olmaktadır? Bunun en basit bir örneğini vermem gerekirse, Türkiye’den çıkan Dicle ve Fırat nehrinin sularıyla ilgili ‘Barış Suyu’ ismi altında Tür­kiye’nin çoğunlukla haberi olmadığı veya yapılan toplantı­lar bittikten sonra haberi olduğu kararlar alınıp, bu karar­ları uluslararası kanunlarla pekiştiriyorlar. Bizimse iş işten geçtikten sonra bütün bu olanlardan haberimiz olmakta­dır.

İsrail su krizini aşabilmek için, şimdiye kadar çoğu uluslararası hukuka göre illegal olan çeşitli projeler geliş­tirdi. Sürekli artan nüfusuna su sağlamak için, Ürdün hat­ları ağıyla Tel-Aviv’e su pompalıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’nın hemen altında yer alan ve yağmur sularıyla bes­lenen su katmanları da İsrail’in elinde. Bu arada Arap ku­yularının kullanımını da kapsayan bazı düzenlemeler, Batı Şeria’daki Filistinlilere giden su akışını kısıtlıyor ve su Ya­hudilere aktarılıyor. İşgal altındaki Golan Tepeleri’nin su­yu da İsrail’e akıyor. Tüm bunlara rağmen Yahudi Devleti’nin suya açlığı bitmiyor.

Hayfa Üniversitesinden Arnold Soffa’ya göre, İsrail fe­laketin eşiğine gelmiş durumda, suda 2000 yılından sonra yüzde 3O’luk bir azalma bekleniyor. Kıyılar sığ ve toprak­lar gittikçe tuzlanıyor. İsrail’in su ihtiyacının önemli bir bölümünü sağlayan Kinneret Gölü’ndeki su seviyesi kritik bir düzeye erişmiş halde. Yüzde 60’ta olan ve su kaynak­ları sınırlı olan İsrail, susuzluk içinde kıvranıyor. İsrail DSl’si konumundaki Mekorot’un  Su  Kaynakları  Dairesi Başkanı Rafı Boaz, İsrail’de İngilizce olarak yayınlanan The Jerusalem Post Gazetesi’ne Ocak 7996’da yaptığı açıkla­mada, zaten suyu tasarruflu kullanan İsrail halkına, daha fazla tasarruf yapmaları çağrısında bulundu.

İsrail’in söz konusu su krizi, onu illegal politikalara yö­neltiyor. Yahudi Devleti, on yıllardır işgal altında tuttuğu Arap topraklarındaki sulan çalıyor. İngiliz The independent Gazetesi, Yahudi Devleti’nin söz konusu su gaspını şöyle anlatıyor:

Likudpartisinin programında ‘Su bizim hayatımız, böy­le olunca da bu nesneyi bize karşı daima iyi niyet gösteri­sinde bulunmayabileceklerin eline teslim etmemeliyiz” deniliyor. İşgalin başlangıcından bu yana Filistinlilere beş kuyu açma izni verildiği halde İsrailliler, 40 derin kuyu açarak Filistinlilerin toplam kuyularından çıkardığından da­ha çok su elde ediyor. İsrail ortalama Filistinlilerin dört misli fazla su elde ediyor. Nitekim Filistinliler, ‘çöle hayat getirdiler, ama bizim sularımızdan’ diyorlar… Binlerce yıl önce Yitzhak, ülkelerinde iki kuyu açmak için Filistinlilerle savaşa girmişti. Bugün o kuyular tekrar açılmış durumda ve geleneğe uyularak, onlara kin ve nefret “ihtilaf”adı ve­rilmiş.

İsrail’in kullandığı suyun büyük oranı, özellikle Batı Şeria’da gerçekleştirilen kullanım, uluslararası hukuka gö­re oldukça fazla. Bir İsrail vatandaşı bir Filistinlinin kul­landığı suyun beş katını kullanıyor. Filistinliler ise bu suya İsrail vatandaşlarının ödediklerinin üç katını ödüyor. Filis­tinliler İsrail’in kendilerine ait su kaynaklarını çaldığını şöyle anlatıyorlar:

‘İsrail suyumuzu çalıyor’… Batı Yakası’nın altında bü­yük bir su gölü var. Aslında bu suyun tümü bize ait olan topraklarda kalıyor. Ama İsrail burada açtığı kuyuları çok derin kazıyor ve hemen suyun hepsini çekiyor. İşgal altın­da tuttuğu Batı Yakası’ndaki su kaynaklarının yüzde 90’ını İsrail kullanıyor. Bize içecek su bırakmıyor. Gerçekte işga­lin nedenlerinden biri bu. İsrail 25 yıldır bizim suyumuzla çölde vahalar yaratıyor. Hatta Lübnan’ın güneyine girme­sinin nedenlerinden biri de gene su. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi barış masasına otururken kullan­dığı mevcut su kapasitesinden bir damla taviz vermek istemiyor. Statükoya devamdan yana. Ortadoğu barışının ana konularından biri olan su üzerindeki anlaşmazlığı gi­dermek için uluslararası uzmanlara başvurmak istiyoruz. Hiç olmazsa bir geçiş dönemi boyunca kişi başına bir mik­tar belirleyip, İsrail’in suyu bu kişi başına düşen miktara göre bir eşitlik ilkesi üzerinden hareketle dağıtmasını istiyoruz. Bizim talebimiz bu. Ama İsrail tutuyor, bize Gazze’de su arındırma sistemleri kurmamızı öneriyor. Olacak şey değil. Feci pahalı bir sistem bu. Öyle ki Coca-Cola içmek daha ucuza geliyor.

Evet, İsrail’in suya olan ihtiyacı giderek artıyor. Ancak bir de buna vaadedilmiş toprakları koyarsak, GAP’ın ne kadar önemli olduğu anlaşılır.

Şimdi İsrail kaynakları GAP’ta varolmalarının tek nede­ninin ticaret olduğunu belirtiyorlar. Peki tarihsel bir süreç ve sürdürülen politikaları hiçe mi sayalım? Bunlara bir di­yecekleri yok mu? Herkes konuşuyor. Ama İsrail susuyor. Sadece icraat yapıyor… “

  1. BÖLÜM

SONUÇ OLARAK…

İSRAİL’İN GÖZÜ GAPTA

Reagan döneminin şahin isimlerinden biri olan ABD Savunma eski Bakan Yardımcısı Richard Perle, ne gariptir ki Amerika’da Türkiye’nin lobisini yapmak için seçilmiş olan şirketin de başkanıdır.

Richard Perle önceki yıllarda, İsrail hükümeti lehine bilgi sağlaması konusuyla da gündeme gelmiştir. Bazı id­dialara göre, 1970 yılında FBl’ın düzenlediği bir operas­yon sonucunda Perle, İsrail Elçiliği’ne gizli bilgileri aktarır­ken yakalanmıştır. Bilinmektedir ki çeşitli zamanlarda tüm dünyada İsrail adına lobi faaliyetlerinde bulunan Richard Perle, diğer yandan da güneydoğuda bir Kürdistan fikrini canlı tutmaya çalışan isimlerden biridir. Ancak Perle Kürdistan fikrini canlı tutan tek Amerikalı da değildir.

Amerikan senatosunda görev yapan Yahudi senatör Stephan Solarz da bu fikrin önemli destekçilerindendir. Yahudi senatör Stephan Solarz her fırsatta İsrail’e sada­katle bağlı olduğunu belirtmekte ve İsrail için iyi şeyler yapmış olmakla övünmektedir.

1989-90 yıllarında Türkiye’ye gelen turistler arasında İsrail’e sığınan Kürt Yahudilerinden bir grup da bulun­maktadır. Bu grup o dönemde Diyarbakır’daki Iraklı Kürtmülteci kamplarını ziyaret etmiş ve ciddi iddialara göre MOSSAD yararına bilgi toplamıştır. Bu da İsrail’in güney­doğuya ilgisinin çok da yeni bir olgu olmadığını ortaya koymaktadır.

İsrailli işadamlarının son dönemlerde resmi yollarla yaptıkları GAP çıkartmaları da konunun bir başka çarpıcı yönüdür… İsrailli işadamları GAP bölgesinde yer alan bir­çok ticaret odası ile nedeni açıkça belli olmayan çok derin ilişki içerisine girmişlerdir. Bir gazetenin haberine göre, Gaziantep Ticaret Odası Genel Sekreteri Mesut Özçal bir süre önce, İsrailli 20 işadamının GAP’la ilgili yaptıkları zi­yaretle ilgili olarak, İsrailli işadamlarının Gaziantep’e ziya­retlerinin çok olumlu geçtiğini belirterek, İsraillilerin GAP’la ilgili bütün gelişmelere açık olduklarını belirtikleri­ni ifade etmiştir.

Elinizdeki kitabın bütün bölümlerinde yer aldığı gibi, İsrail’in ve İsrailli Yahudilerin güneydoğu bölgesine ilgisi açıktır. Ve bu faaliyetlerini çeşitli nedenlerle açıklamakta­dırlar. Bu nedenlerin başında ise, İsrail’in çok yeni tekno­lojilere sahip olduğu tarım teknolojisinin GAP bölgesinde kullanılmasıdır. Bu nedenle İsrail tarımsal yardım adı al­tında bölgede rahatlıkla faaliyet göstermektedir. Bir dö­nemin TOBB Başkanı Yalım Erez; “İsrail’in dünyaca ünlü zi­rai firmaları olan Cargill, Continental, Grain, Philip Brother, Mark Rich aracılığıyla GAP bölgesindeki tarım için yüksek teknoloji getirebilir” demiştir.

İsrail’le yapılan bu “tarımsal işbirliği” yönteminin, perde arkasında İsrail tarafından ne amaçla kullanılabileceğini düşündüğümüzde ise konu biraz daha netleşmektedir.

İsrail’in, İsrailli işadamları vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafında çeşitli konularda faaliyet gösterdiği bugün bili­nen ve kabul edilen bir gerçektir.

İsrail’in bu faaliyetleri ön planda teknolojik işbirliği gibi görünüyorsa da özellikle GAP bölgesinde gittikçe ivme kazanan faaliyetler İsrailli din adamlarının da katkısıyla başka bir kimliğe bürünmektedir.

Bütün bunlar değerlendirildiğinde elimizde çok net bir gerçek vardır. İsrail GAP ile yakından ilgilenmektedir ve bunu gizlememektedir.

İsrail neyin peşinde?

Buraya kadarki verilerden de anlaşılacağı gibi, İsrail’in Güneydoğu Anadolu’yu içine alan kutsal sınırları ve suya olan acil ihtiyacı, GAP ile yakından ilgilenmesine yol açı­yor. Kuruyan topraklar GAP ile yeşeriyor. Yeşerdikçe de verimlilik artıyor. Dolayısıyla da İsrail’in gözü önünde bu­lunan bu verimli toprak ve dolu dolu akan suya dönüyor. İsrail GAP konusunda Türkiye ile işbirliği yapmak istediği­ni, İsrail’in su kaynaklarından yoksun olduğunu, Türki­ye’nin ise zengin su, toprak ve işgücüne sahip bulundu­ğunu her fırsatta belirtiyor.

Simon Peres bir açıklamasında İsrail’den bahsederek; “Nüfus artıyor. Suyu üretmek için imkân yaratamazsak, bu kez su için savaşacağız” demiştir.

İsrail’e en yakın ve yoğun su kaynaklarının Türkiye’de olduğu gerçeğini düşündüğümüzde, Peres’in bu açıkla­masının kime karşı yapıldığı anlaşılacaktır

İsrail Hayfa Üniversitesinden Prof. Armon Sofer’de 1990’da verdiği demeçte, “Orta Doğu’da su kaynaklarının kullanımı yüzünden savaş çıkacak” demiştir.

Ortadoğu’da çok ciddi bir su problemi olduğu bütün dünyanın bildiği bir gerçek. İsrail ve işgal altındaki top­raklarda kişi başına düsen su miktarı gittikçe azalmakta­dır. Bu da İsrail’i gittikçe daha da radikal stratejik kararlar almaya zorlamaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, İsrail, bölgesindeki suyun tamamını kontrol altına almak istemektedir. Çünkü su İs­rail için yaşamsal öneme sahiptir. Vaat edilmiş toprakların içinde bulunan Ürdün nehrinden, Yarmuk ve Bati Şeria’daki kaynaklardan İsrail büyük miktarda su sağla­makta ancak bu su İsrail’e yetmemektedir. Versay Barış Konferansında 1919’da ileri sürülen Siyonist Haritaya Litani Nehri de dahildir. İsrail 1982’de Lübnan’a saldırı­şında bu nehri kontrol altına almak istemiş ancak başarılı olamamıştır. Sadece bu olay bile suyun İsrail için ne kadar önemli bir şey olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Sudan, Etiyopya ve Türkiye

Etiyopya’nın İsrail güdümlü dış politikası, gözleri Türki­ye ve Sudan üzerine çekmektedir, Türkiye’deki Yahudi lo­bisinin çeşitli alanlardaki yoğun baskılan her geçen gün artarken, GAP bölgesinde her geçen gün Tel-Aviv merkezli yeni manevralar yapılmakta, yeni stratejiler geliştirilmek­tedir. Sudan’ın İsrail için stratejik önemi İsrail’in bu ülke ile ilgili çeşitli hesaplar yapmasına yol açmıştır. İsrail Devleti’nin kontrolünde bulunan ajanlar vasıtasıyla Sudan’da

ortaya çıkan karışıklıklar, bu devletin uluslararası arenada çok ağır baskılara uğramasına neden olmuştur. Bu gün Sudan devleti bir yığın etnik çatışmanın içerisinde boğu­lan bir devlet durumundadır. Ve bazı iddialara göre tüm bu çatışmaların merkezinde İsrail ajanları bulunmaktadır,

İsrail bunu hep yapıyor…

İsrail’in, güneydoğuda kurulacak “İsrail Kontrollü Kürt Devleti” ve su savaşı senaryoları, İsrail’in bu bölgedeki ça­lışmalarının temelini oluşturmaktadır. MOSSAD-Barzani-Kürt Yahudileri işbirliği ile Kissinger ve AbramoWitz gibi kurmayların katkılarıyla, İsrail bir taraftan Kürt sorunu ile ilgili yeni öneriler getirirken, bir taraftan da ABD’deki stratejistlerine savaş senaryolarını yazdırmaktadır.

Su sorununun Ortadoğu’da bir savaşa yol açacağı fikri ilk olarak 1986 yılında ClA’nin Uluslararası Stratejik Araş­tırmalar Merkezi tarafından ortaya atılmıştır. Merkezi Washington’da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, 1986’da ‘Ortadoğu’nun Su Sorunu’ başlıklı bir rapor yayınlar. Raporda; bölgedeki kuraklığın artacağı, nehir debilerinin azalacağı, günlük hayatta su­yun petrolden daha değerli olacağı gibi araştırma sonuç­larına yer verilir ve bir de kehanette bulunulur: “Nil, Ür­dün ve Fırat… Ortadoğu’da, gelecekteki bir savaş, mutla­ka bu üç nehrin sularının paylaşılmasından çıkacak”…

İsrail GAP ‘ta ne arıyor?

İsrail’in  şu  andaki  su  ihtiyacının  önemli   bir bölümü Taberiye Gölü’nden karşılanmaktadır. Oysa Taberiye Gölü’ne akan Litani Nehri Lübnan üzerinden gelmekte ve bu gölün kontrolü İsrail’in sınırlan dışında kalmaktadır. İsra­il’in Güney Lübnan’ı İşgal etmesinin temel nedeni budur. Çünkü İsrail bu işgal planıyla hem stratejik bir alanı kont­rol altına almış, hem de kendisi için hayati öneme haiz su kaynağına sahip olmuştur.

Buna rağmen, çeşitli ülkelerden akın akın İsrail’e gelen Yahudi göçmenler de hesaba katıldığında, gelecekte plan­lanan İsrail Devleti’nin nüfusuna yetecek kadar su kaynağı Ortadoğu’da bulunmamaktadır. Bu da İsrail Devleti’nin gözünü Ortadoğu dışındaki su kaynaklarına çevirmekte­dir. İsrail’in GAP’a son teknolojik sistemlerle yatırım yap­ması, hatta bu bölgede Kürt kökenli Yahudiler aracılığıyla toprak almasında yatan gerçek budur…

İsrail’in Türkiye ile birlikte yürüttüğü ‘Barış Suyu’ proje­sine göre Fırat’ın suyu Suriye üzerinden önce Ürdün’e, daha sonra da İsrail’e aktarılacaktır.

İlk anda hayata geçirilmesi düşünülen bu projeden sonra, İsrail’in, GAP’ın kontrolünün tamamen kendisine geçmesini sağlayacak projeleri güneydoğu üzerinde hızla uygulamaya soktuğu gözlemlenmektedir.

Su = Hayat

İsrail Tarım Bakanı Rafa el Eitan: “Bölgede su, saatli bombadır”, diyor.

Su sorunu hakkında oldukça radikal görüşleri olan Eitan, MOSSAD’ın askeri kanadı LAKAM’m eski şefidir.

Yapılan değerlendirmelere göre, İsrail ve Ürdün, su re­zervlerini tekrar doldurabileceklerinden, yüzde 15 daha fazla bir hızla tüketmektedirler. İsrail’deki her yerleşim ye­ri günde 280 İt. yani Filistin’dekinin 4 katı su harcamak­tadır.

İsrail Bati Şeria ve Gazze’deki suyun yüzde 60’ını elinde tutmaktadır. Washington Uluslararası Stratejik Araştırma­lar Enstitüsü görevlilerinden, Joyce R. Starr ve Daniel C. Stoll Ortadoğu’daki Su Kaynakları Konusunda ABD Dış Po­litikası adlı araştırmalarında, Ortadoğu’da gelecekte muh­temel bir savasın petrol yüzünden değil de su yüzünden çıkacağını belirtiyorlar.

Bu gün bilinmektedir ki, İsrail’in Batı Şeria ve Güney Lübnan’ı işgal etmesinin en önemli nedenlerinden biri de buraların zengin su kaynaklarına sahip olmalarıdır.

Su ve Türkiye İsrail İlişkileri

Şiddetli su kavgaları Ortadoğu için yeni bir şey değil­dir. Bu bölgede yapılan bundan evvelki birçok savaş Nil, Dicle ve Fırat nehirlerindeki suyun ekseninde yapılmıştır.

Ortadoğu’daki su kaynakları durmaksızın artan ihtiyaç­lar yanında yetersiz kalmaktadır. Su her tarihte, bu böl­gedeki devletler arasında oldukça ciddi bir baskı kaynağı olmuştur. Yakın gelecekte, Fırat, Dicle ve Nil Nehirleri ek­seninde yapılacak bir su savaşı hiç de şaşırtıcı olmayacak­tır.

Tüm kaynaklar, Ortadoğu’da petrolden daha değerli hale gelmeye başlayan suyun, gittikçe önemini daha da artırarak ve stratejik bir önem kazanarak, bölgede savaş rüzgârları estirebileceğini belirtmektedirler.

Su savaşlarında Türkiye’nin yeri

İşte birkaç başlık…

Los Angeles Times: Su Sorununda Türkiye Anahtar.

İngiliz Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan ‘Ortadoğu’da Su Sorunları adlı raporda; İsrail Hükümeti’nin Türkiye’ye, Ortadoğu’da savaş su yüzünden çıkabilir mesajını gön­derdiğine dikkat çekiliyor.

Middle East Dergisi, Türkiye’nin İsrail’e bir Kıbrıs firma­sı aracılığıyla su satacağını belirtti. Middle East, Türki­ye’nin İsrail’e suyu yüzer rezervuarlar aracılığıyla sataca­ğını ve bu amaçla Hayfa Limanında özel terminaller yapıl­dığını belirtti. İsrail Su İsleri Genel Müdürü Tzamach Yishai de bunu doğruladı.

İsrail Kıbrıs’ta su projesiyle faaliyette. Bunun için ABD’den kredi alıyor. Bu projede İsrail-KKTC bağlantısını Jak ve Cefi Kamhi kuruyor. Jak ve Cefi Kamhi KKTC vatan­daşı. Kamhi Türkiye’deki Yahudi Lobisi içinde uluslararası ilişkileri sağlayan kişi.

Genelde kimsenin bilmediği bir şey de aynı çeşit bir ilişkinin İsrail ve Suriye arasında da bulunduğudur. Bu iki ülkenin yıllardır birbirleri ile savaşmalarına rağmen çok geniş^çaplı olmasa da aralarında her zaman bu tip bir iliş­ki olmuştur.

Uluslararası bazı kaynaklara göre, Mart 1988’de İsrail İstihbarat Şefi Uri Lubrani Bükreş’te Hafız Esad’ın Başdanışmanı Alaaddin Abedin ile bir görüşme yapar. Bu gö­rüşmede Lubrani, Başbakan Samir adına, Güney Lüb­nan’daki gerilla operasyonunda kendilerine yardım etme­lerini Suriye’den rica eder. Bu buluşma Viyana’da gerçek­leşir.

Ocak 1989’da bu sefer Bükreş’te Albay İbrahim Sabuh ve Naim Sanika, Lubrani ve David Jocoby’den Esad’a düşman Müslüman Kardeşler’in liderleri Saadeddin ve Munser Watar hakkında bilgi alırlar.

Bu tarihlerde, görünürde birbirlerine düşman olan bu İki ülke arasında sadece bilgi alışverişi değil aynı zamanda Amerika’nın desteklediği barış görüşmeleri de başlar. Bu görüşmelerin ana teması Golan Tepeleri’nde ki savaşın son bulmasıdır.

Senaryolar, senaryolar…

Sabah Gazetesinde, İsrail uyardı: Güneye Dikkat! başlı­ğıyla 17 Aralık 1989’da yayınlanan haberde, Suriye’nin Atatürk Barajı yüzünden Türkiye ile savaşı göze aldığına ilişkin haberler alan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı İsrailli yetkililerin, sözde Türkiye’yi uyaran tehditleri göze çarpıyor. Suriye’nin füze gücünü anlatarak yapılan tehditler, aslında bir İsrail provokasyonundan başka bir şey değil.

Gazetenin haberine göre İsrailli yetkililer; Hafız Esad yönetiminin, Çin’den 80 adet 600 km menzilli M 90 füzesi aldığını, bunun için de 100 milyon doların üzerinde para ödediğini bildirmektedirler. Aynı İsrailliler bu füzelerin önemini şöyle anlatırlar:  “Yeni füzeler menzil uzunluğu nedeniyle Suriye topraklarının içlerinde konuşlandırılabi­lirler. Sınıra getirip koyulmaları gerekmiyor. Bu nedenle bir savaş halinde Türk jetlerinin bu füzeleri tahrip etmesi için Suriye’nin içlerine hava hücumu düzenlemesi gerekir. Füzeler Atatürk Barajı’na büyük hasar verecek güçtedir. Suriye’nin GAP için Türkiye ile savaşacağını belirten İsrailli uzmanlar, “bu savaşta Türkiye, NATO ve Amerikan deste­ğini arkasında bulamayabilir. Bunu unutmayın” dediler.

Su sorununun diğer tarafı Suriye ise, yaptırdığı barajlardaki teknik hatalar yüzünden gerekenden fazla suya ih­tiyaç duymakta ve bunu her fırsatta dillendirmektedir.

Kurmay Albay Yaşar Cihansız’ın, Strateji Dergisi’nde kaleme aldığı “GAP ve Türkiye-Suriye İlişkileri” konulu ana­lizde de bu gerçek dillendirilerek, bölgede su meselesin­den dolayı çatışma ortamının doğmasını İsrail’in empoze ettiği belirtiliyor ve Türkiye ile Suriye arasında sahnelen­mek istenen senaryoyla, İsrail-Filistin-Ürdün bölgesindeki gerçek su sorununun, Türkiye-Suriye-Irak bölgesine ta­şınmak istendiği vurgulanıyor. İsrail’in bölgeye başka yer­lerden bölge ülkelerinin ihtiyaçlarını karşılamak maksadıy­la su getirebileceği fikrini yaygınlaştırması ve aynı zaman­da dolaylı olarak Türkiye adresini verdiği de belirtilerek, İsrail, su zengini olarak tanımladığı Türkiye’yi fazla kır­mamak için de ‘para ile su’ alınabileceği fikrini destekler gözükmekte, deniliyor. Aynı analizde, İsrail’in Suriye ile birlikte, bu nehirden elde edilebilecek ilave su ile bölge ülkelerinin su sıkıntısını gidermeyi amaçlayan bir anlaş­mayı yapmış olabileceği ihtimali üzerinde de duruluyor.

Yaşar Cihansız tarafından “Türkiye-Suriye İlişkileri” konulu analizde ise, Ortadoğu’daki tek su problemine sahip ülkenin İsrail olduğu, bu ülkenin ve suya yönelik talepleri­nin bölgedeki diğer komşularını da etkilediği bildirilerek, İsrail’in bölgedeki su rezervlerini kendi lehine azami ölçü­de kullanan tek ülke konumunda olduğu belirtiliyor. İsra­il’in bölgedeki önemli su potansiyelini oluşturan Fırat ve Dicle sınır asan nehirlerine doğru yöneldiği ve Suriye-lrak ve Ürdün gibi tek adamlı devlet sistemine sahip ülkeleri kullanarak İsrail’in hedeflerini uygulamaya koyduğu vur­gulanıyor.

Dışişleri Bakanlığı raporlarında da bu gerçeğe işaret e-dilerek, Suriye’nin su sorununda tansiyonu yükseltmesin­de İsrail’in rolü olduğu belirtiliyor ve Türkiye’ye yapılan baskıların kaynağına indiğimizde karşımıza yine İsrail çıkı­yor, deniyor.

İsrail için “Vaadedilmiş Toprakların önemi

O gün Rab Abramia ahdedip dedi: Mısır ırmağın­dan büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diya­rı senin zürriyetine verdim. (M. Tevrat Tekvin Bö­lümü, 15/18)

İsrail’in ilk Başbakanı Ben Gurion: “Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gere­ken bir başka haritası vardır diyor ve haritayı ‘Nil’den Fı­rat’a kadar’ şeklinde belirtiyor. Siyonist Lider Theodor Herzl: “Sınırlarımız kuzeyde Kapadokya (Orta Anadolu) Dağları, güneyde de Süveyş Kanalı’na kadar dayanıyor,” diyor.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, bu sınırlar İsrail’in olmazsa olmaz sınırlarıdır. Bu yüzden İsrail’in strate­jik ve tehlikeli oyunlarının bir ayağı Fırat’ta, bir ayağı Nil’dedir. Biz önce Nil üzerindeki planlara bir göz atalım, yani Nil’in doğduğu ülkeye, Etiyopya’ya…

Nil Nehri üzerindeki İsrail planları

İsrail, Nil Nehri üzerindeki planlarından dolayı Etiyopya ile son derece yakın ilişki içindedir…

İsrail’in Etiyopya ile ilk olarak 1956’da kurduğu ilişki­den sonra İsrailli temsilciler. Haile Selasi ve arkadaşlarıyla görüşmek için Etiyopya’ya gittiler. 36

Ben Gurion EisenhoWer ile yazışmaları sırasında Eti­yopya’nın kendileri için önemli olduğuna sık sık değinmiş­tir. MOSSAD’ın Afrika şubesi Incoda, Etiyopya’da çok fa­aldir ve Etiyopya’da büyük bir İsrail kontrolü bulunmak­tadır.

Etiyopya, Ortadoğu ve Afrika’daki gizli faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için oldukça uygun bir istasyondur. İsra­il’in istihbarat amaçlı kullandığı Incoda, görünürde İsrail’e ait Etiyopya etlerini pazarlayan bir şirkettir. Bu şirket 1955-64 arası mükemmel bir istihbarat görevi yapmıştır. Şirketin yöneticilerinden biri yakın yıllarda yaptığı bir açık­lamada şöyle diyor; “Incoda, Afrika’daki İsrail istihbaratı­nın istasyonu görevini görüyordu. Paravan Incoda şirketi askeri bir komisyonun Etiyopya’yla bağlantılarına aracılık ediyordu. MOSSAD yetkilileri, Arap ülkelerine birini gön­derecekleri zaman bu şirket aracılığıyla yapıyorlardı.”

İsrail, milli güvenliği korumayı çok gizli bir polis gru bunu eğitmekle yapıyordu. General Matityahu Peled’e gö­re (Addis Ababa’daki gizli polisin İsrailli danışmanı), İsrail Haile Selasi’yi üç kere devrim karşısında korumuştu. Haile Selasi’nin devrilişinden sonra da İsrail ve Etiyopya arasın­daki ilişki devam etti. Bu dönemde İsrail’le bağlantıyı Al­bay Mengistu Haile Mariam kuruyordu.

Bir zamanlar İsrail’in en güçlü üssü Etiyopya’ydı. Eti­yopya Lideri Necasi ülkesini İsrailli teknisyenlere, doktorla­ra, tüccarlara ve tarımcılara açtı… İsrail polis memurları Etiyopya polisini yetiştirdiler. Haile Selasi, İsrail’den ordu­sunu düzenlemesini istedi. Ben Gurion bu isteği hemen kabul etti… Sivil savaşın kızıştığı anlarda Etiyopya’da Mengistu Haile Maryam, Kudüs’ten yardım isteğini yine­ledi. İsrail İsçi Partisi’ne ait paravan Raynolds Construction şir­keti tarafından Etiyopya’da 5 tane havaalanı kuruldu. Bu İsrail uçaklarının bir savaş anında yararlanmasına yönelik bir adımdı.

Etiyopya için hayırlı olmadı.

Etiyopya bir zamanlar Afrika’nın en bereketli yeriydi. Ancak 20. yüzyılda kendini sefaletin içinde buldu. Nil Nehri kenarındaki verimili topraklara rağmen şimdi karnını doyuramıyor. Yönetimlerin silana yatırdığı paralar, kal­kınma için kullanılmış olsaydı bugün açlık çekilmez ve tar­lalar da tank mezarlığına dönmezdi. Etiyopya arazilerinin şartları düşünüldüğünde, normal şartlarda tarım ürünle­rinden bir yılda elde edilen gelir tüm halkın geçimini temin etmeye yeterli olacak düzeydedir. 350 bin kişiden oluşan ve Afrika’nın en kalabalık ordusu olarak bilinen Eti­yopya ordusunun yıllık tüketimi tam 60 bin tondur. Or­dunun bu yüksek maliyetli tüketimini karşılamak ise Eti­yopya’nın gelirleri açısından düşünüldüğünde neredeyse imkânsızdır.

İsrail’in Etiyopya üzerinde bu kadar durmasının ana nedeni, aslında İsrail’in hiçbir zaman vazgeçmediği ve GAP projesinde de her zaman ön planda tuttuğu Kutsal Topraklar teoremidir.

Etiyopya’nın bu günkü durumu ise, neredeyse İsrail’in kuruluş yıllarına denk gelen bir senaryodur.

Ben Gurion Planı

19401ı yıllarda Ben Gurion, Büyük İsrail Planı’nı hazır­lamıştır. Bu planda, Türkiye’nin kaynaklarının kontrolü ile kuzeyden, İsrail’in güneyden, basta Etiyopya olmak üzere bazı Afrika ülkelerinin de güneybatıdan bastırması ile Or­tadoğu’daki su ve petrolün kontrol altında tutulması var­dır.

Bu plana göre Etiyopya, İsrail’in Ortadoğu’daki suyu kontrol altına almak için hazırladığı senaryonun güneyba­tı ayağını oluşturmaktadır. Etiyopya’nın suyu, yani Nil’ı kontrol etmesi, aslında İsrail’in Nil’i kontrol etmesinden başka bir şey değildir.

Bu gün Etiyopya-İsrail ilişkileri, İsrail’in su politikasının ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Mısır’ın da Nil Nehri ile problemleri bulunmaktadır. Ülke her bakımdan Nil’e bağlıdır. Son raporlara göre Nil’in bir kolu olan Mavi Nil’in kullanımı için, İsrail ve Etiyopya ortak çalışma yürütmek­tedirler. Etiyopya’nın Mavi Nil’de musluk açması duru­munda, Mısır kendi suyunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Etiyopya’daki Nil Nehrinin temel alınarak hazırlandığı baraj projesi, İsrail’in Nil’in suyunu istediği anda kesebile­ceği ve Mısır’ı susuz bırakabileceğini göstermektedir. Bu da yegâne su kaynağı Nil olan Mısır için hayati bir tehlike olarak kendini göstermektedir.

Bu yüzden, Mısır hükümeti çeşitli zamanlarda, Mısır’ın su ihtiyacının yüzde 98’ini karşılayan Nil Nehri havzasında bulunan bazı Afrika ülkelerinin, İsrail’in de yardımıyla ba­raj kurma teşebbüslerinin Kahire için bir savaş anlamına geleceği ifade edilmiştir. Nil’in suyu meselesi ise tüm ta­raflar için çok daha büyük boyutlardadır.

Dikkate alınması gereken bir başka gerçek ise, İsrail’in Tevrat’ta belirtilen kutsal sınırlarına ulaşmak için düzenle­diği bu planın, yine Tevrat kökenli olmasıdır.

Tevrat’tan bazı bölümler.

Ve sular denizden kesilecek, ve ırmak kesilip ku­ruyacak. Ve ırmaklar kokacak ve Mısır’ın kanalları boşalıp kuruyacak, kamışla saz olacak. Nil’in ya­nında, Nil kenarında olan çayırlar ve Nil’in bütün ekilmiş tarlaları kuruyacak, toz olup dağılacak ve yok olacak. Ve balıkçılar ah edecekler ve Nil’e olta atanların hepsi yas tutacaklar ve suların yüzü üzerine ağ yayanlar dövünecekler.   Ve Mısırın direkleri parçalanacak. Bütün ücretli isçilerin yürek­leri kederli olacak. Orduların Rabbi Mısır için ne tasarladı?… Ve Mısır’da başın ya da kuyruğun, hurma dalının yahut sazın yapılabileceği bir iş kalmayacak. O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; ve orduların Rabbinin, üzerlerine elini sallama­sından titreyip yılacaklar. Ve Yahuda diyarı Mısır diyarı için bir dehşet olacak; ve onun adı kendisi­ne anılan her adam, ordular Rabbinin ona karsı ettiği niyetten ötürü yılacak… O gün Mısır diya­rının ortasında Rabbe bir mezbaha ve onun sınırı yanında Rabbe dikili bir tas yapılacak. (M. Tevrat, Islaya Bölümü, 19/5-19)

Ve sıkıntı denizden geçecek ve denizde dalgalan vuracak ve Nil’in bütün derin yerleri kuruyacak. (M. Tevrat, Zekerya Bölümü, 10/11)

Kutsal kitap anlatılarına göre, Yehova’nın Öfkesi’nden sonunda Etiyopya da nasibini alacak:

Ve Mısır’ın üzerine kılıç gelecek, ve Mısır’da vu­rulmuş olanlar yere düşünce Habeş ilinde (Eti­yopya’da) sancı olacak ve onun cumhurunu alıp götürecekler ve Mısır’ın temelleri yıkılacak. On­larla beraber Habeş ili, Put ve Lud, ve bütün karı­şık kavım ve Kub, ve ah id diyarı oğulları kılıçla düşecekler. Rab şöyle diyor: Mısır’a destek olan­lar da düşecekler; ve kuvvetinin gururu onları aşağılayacak; onun için de Sevene kulesinden öte düşecekler; Rab Yehova’nın sözü. Ve viran olan memleketler arasında virane olacaklar. Ve Mısır’aateş verdiğim zaman, bütün yardımcıları da bile­cekler ki, Ben Rabbim. Kaygısız Habeşlilere (Eti­yopya) korku salmak için, o gün önümden gemi­lerle ulaklar çıkacaklar; ve Mısır’ın gününde ol­duğu gibi onlarda da sancı olacak; çünkü işte geliyor. Ve onunla beraber kavmi milletlerin kor­kunçları, memleketi harap etmek için içeri soku­lacaklar. Ve Mısır’a karşı kılıçlarını çekecekler ve öldürülmüş olanlarla memleketi dolduracaklar. Ve ırmakları kurutacağım ve memleketi kötü adamlara satacağım ve yabancılar eli ile memleke­ti ve bütün içindekileri viran edeceğim. Ben Yehova, Ben söyledim. (M. Tevrat, Hezekiel Bö­lümü, 30/4-7, 11-12)

İsrail, Tevrat’a göre hareket ediyor?

Filistinlilere uygulanan korkunç terörün, “kol kırma, kulak-burun kesme, yakma” gibi yöntemlere kadar Tevrat ayetleri uyarınca yapıldığı düşünüldüğünde, İsrail’in Nil politikalarının da Tevrat kaynaklı olduğunu tahmin etmek hiç de zor bir iş değildir. Nil’in kesilmesi ve sonucunda ge­lişebilecek olaylar, yukarıdaki Tevrat ayetlerinden esinle­nerek İsrail tarafından uygulamaya konulmuştur.

İsrail’in Sudan’a yönelik terör faaliyetleri de su politika­sının kapsamı içindedir. Sudan’daki Jonglei Kanalı’nın şantiyesini bombalama olayı, suyun İsrail için hayati öne­mini göstermektedir. İsrail’in desteklediği Güney Sudanlı kontralar projenin gerçekleşmemesi için oldukça yoğun faaliyet göstermektedirler. Bu faaliyetler kapsamında şantiyede çalışan kimi mühendisler bu gerillalar tarafından zaman zaman kaçırılmakta ve öldürülmektedirler…

İsrail’in Tevrat’ı kaynak alarak uygulamaya koyduğu “Nil Nehrini Kesme” projesinin Mısır’ı çok zor durumda bı­rakacağı açıktır. Gerçekçi boyutlarıyla düşünüldüğünde bu proje, Etiyopya ile Sudan’ı da içine alabilecek kanlı bir savaşa da neden olabilecektir. Kızıldeniz’den Sudan’a ge­çiş için kullanılan Somali Operasyonu da büyük ölçüde bunun bir parçasıdır. Etiyopya’ya Nü Nehrini kesme proje­sini uygulamaya koydurtan İsrailli danışmanlar, yukarıdaki Tevrat ayetlerinin sonuçlarını alabilmek için çalışmalarına son hızla devam etmektedirler. Nil nehrinin kontrol edil­mesiyle, Ortadoğu’nun su yönünden en problemli ülkesi İsrail’in suyu kontrol altına alma şansı daha da artmakta­dır. Kendi bulunduğu coğrafyada hayatiyetini devam et­tirmek için akla gelmedik senaryolar üreten İsrail, bir yan­dan Türkiye’deki GAP’tan rahatsızlığını Kürt kartını kulla­nış biçimiyle gözler önüne sererken, öte yandan provokatif savaş teorileri üreterek Türkiye’nin güneydoğu­sunda huzursuz ortamın sürmesi için elinden gelen çabayı göstermektedir.

GAP neden istenmedi?

Bu gün bilinmektedir ki; İsrail’in GAP’a yönelik ilgisi her açıdan sürmektedir. GAP’ın oluşum aşamasında Dün­ya Bankası’nın GAP’a kredi vermemesi için İsrail’in çalışma yürüttüğü bu gün bilinen bir gerçektir. İsrail’in bu faali­yetleri zamanla meyvesini de vermiştir.

Birleşmiş Milletler, Türkiye’nin GAP’la su  kaynaklarını tekeline aldığını iddia ederek projeye karsı çıkmıştır. ABD’nin bu konudaki tavrı ise, sıkı bir İsrail Müttefiki ola­rak çok açıktır. O GAP henüz fikir aşamasındayken çekin­celerini bildirmiş ve hiçbir zaman da destek olmamıştır.

GAP’ın projesinin temellerini atan Başbakan Adnan Menderes, ABD’nin bu projeye karşı çıkmasına tepkisini şöyle ifade etmişti: “Bu barajlardan bizi kimse vazgeçiremez. Arkadaşlar, Türkiye’mizde, toprağımızda, ülkemi­zi mamur ve müreffeh belde haline getirecek bu barajlar­dan bizi kimse vazgeçiremez. Hemen yarın Güneydoğu Anadolu’ya bir gezi düzenleyin. Beraber gidip bu yerleri görelim.” 1959 yılının Eylül sonlarında Doğu ve Güneydo­ğu Anadolu’ya yapılan yüksek seviyedeki bu gezi sonunda, bu bölgeye ve özellikle Dicle-Fırat üzerine baraj yapılması kesinlik kazanmış, ancak bu ısrar ABD tarafından çeşitli vesilelerle eleştirilmiştir.

GAP’a engel olamayan İsrail, kontrol altına mı alıyor?

2000’e Doğru dergisi “GAP İsrail İçin mi Yapılıyor?” baş­lığıyla verdiği bir haberde; “İsrailliler GAP’ı o kadar sevmiş olmalılar ki, barajların yapımından sonra Türkiye’de ortak tarım isleri yapmayı önerdiler. Bu alandaki uzmanlıklarını kanıtlamak için Türkiye’den tarım heyetleri davet ettiler” diyerek şöyle devam ediyor;

Siyonizm sözcüğü Zion kökünden geliyor. Zion Büyük İsrail demektir. Zion’un sınırları Akdeniz’den Kızıldeniz’e, İran Körfezi’nden Karadeniz’e uzanıyor. Ne gariptir, Türki­ye, Kürt sorununu Siyonist sopasıyla halletmeyi düşünü­yor. İsrail’in çizdiği haritada Türkiye’nin Kürt bölgeleri Zion sınırları içinde gösteriliyor. 21 Aralık 1992 tarihli Sabah gazetesinde Sedat Sertoğlu, İsrail’in GAP hakkında neler düşündüğünü endi­şeli bir ifadeyle dile getirerek şunları söylemiştir: “Türkiye ile İsrail arasında, orta ve uzun vadede bölge sularının kullanımı konusunda bir anlaşmazlık çıkabileceğini sezin­ledim. Rabin başkanlığındaki İsrail yönetiminin, suların paylaşımı konusuna Türkiye’den daha değişik yaklaşımı olacak. Bunun işaretlerine biraz dikkat edince hemen ya­kalayabiliyorsunuz. İsraillilerin Golan Tepelerindeki su kaynaklarının, Suriye ile birlikte kullanımı konusunda Tür­kiye’nin Dicle ve Fırat sularının Suriye ve Irak arasında kul­lanımına dair değişik fikirleri var. Bu fikirler bizi pek memnun etmeyeceğe benziyor.”

İsrail’in silahı “Kürt Yahudileri”

İsrail’in GAP bölgesinde kullandığı en büyük silah Kürt Yahudileri kavramıdır. Bu kavramı Kürt kökenli Türk va­tandaşlarına aşılamaya çalışan İsrail, bu vatandaşlar aracı­lığı ile bölgede toprak alımı gerçekleştirmektedir. Kürt Yahudilerini anlatan “Kürdistanlı Yahudiler” adlı kitap, Kürtlerin İsrail’le ittifak kurmalarını belirten aşağıdaki sözcüklerle başlıyor:

“Kürtlerin Ortadoğu’da Yahudilere karsı düşmanlık his­leri beslemesinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler Yahudi top­lumuyla daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadırlar. Kürtler Yahudi toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu’da Kürtlerin doğal ittifakçısıdır.”

“Kürdistanlı Yahudiler” adlı kitabın 19’uncu sayfasında da Müslüman Türk Devletinin, Yahudi İsrail devletine göre daha gerici, ırkçı, soykırımcı olduğu gibi iddialarda bulu­nularak Kürtlerin İsrail Yahudi Devletiyle ittifak kurması gerektiği belirtilmektedir.

İsrail’le ittifakta, İsrail’de yaşamakta olan Yahudi Kürt­lerin de önemli bir rol oynamakta olduğunu görüyoruz. İsrail’de yasayan Kürt kökenli Yahudiler tarafından kurul­muş olan İsrail’deki Kürt Yahudileri Ulusal Örgütü {The National Organization of Kurdish Jews in lsrael)’in baş­kanlığını yapmış olan Habib Limoni’nin 1973 yılında yap­tığı bir açıklamaya göre, o yıllarda İsrail’de 90.000 “Kürt” bulunmaktadır.

Gazeteci yazar Pamela Kidron ise, 1988’de yazdığı bir makalede İsrailli 150.000 Kürf’ün varlığından söz etmek­tedir. Yakın tarihli bu kaynaklarda, Kürt kökenli Yahudi topluluklarından ‘Kürt’ etnik kimlikleri vurgulanılarak bahsedilmesi dikkat çekicidir. Bu ayırım, Kürdistan kökenli diğer (Kürt olmayan) Yahudi topluluklarının varlığı da göz önüne alınarak yapılmış görünmektedir. Günümüzde İsra­il’de, Kürdistan kökenli yaklaşık 200.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

İsrail işgal edilen Irak’ta da yayılıyor

Kürt Yahudileri Irak’ın kuzeyinde Musul ve Kerkük, İran’ın kuzeydoğu sınırları boyunca Senandal, Türkiye’nin ise güneydoğusunda, Suriye, Irak, Iran sınırlarına yakın Diyarbakır, Bitlis ve Van, doğusunda ise Erzurum’da ya­samaktaydılar.

Irak’ın işgal edilmesinden sonra Musul ve Kerkük’te yaşanan olayların arkasında İsrail’in olduğu bugün bilinen bir gerçektir. İsrail’in Kutsal Topraklar senaryosuna göre, Musul ve Kerkük’te bulunan Yahudi Kürtler, bu bölgeleri işgal edecek, dahası bu yayılma GAP bölgesine kadar sür­dürülerek, Büyük İsrail Projesi’ne önemli birkaç adım atıl­mış olacaktır.

Haham Ailesi Barzaniler!

Barzani de bir Kürt Yahudi’sidir. Hatta soyu, ünlü bîr haham ailesine dayanmaktadır. 16. ve 17 yüzyıllarda Kürdistanlı hahamlar tarafından yazılmış olan çeşitli belgeler ve elyazması kitaplar, genel olarak Kürdistanlı Yahudilerin başta dinsel olmak üzere, sosyal ve ekonomik yaşantıları hakkında ayrıntılı bilgilerin yanı sıra Kürdistan’la ilgili bazı dolaylı bilgiler de içermek­tedir. Bu dönemlerde kimi Yahudi toplulukları Kürdistan halklarının genel yoksulluk tablosu içinde yer alırlarken, öte yandan özellikle ünlü Barzani Ailesi’nden gelen ha­hamlar, Kürdistan’ın birçok yerinde dinsel çalışmalar ve eğitim için merkezler kurmuşlardı. Bu dini merkezler Mısır ve İsrail gibi uzak yerlerden bile öğrenci kabul ediyorlardı.

İsrail’in en büyük müttefiki Barzani ailesinin Kürdistan’da uğradığı siyasi başarısızlıklardan sonra Kürt Yahudileri Güney Kürdistan’ı terk ederek İsrail’e göç ettiler.

Barzani önderliğindeki Güney Kürdistan Kürt hareketi­nin 1975 yılında yenilgiye uğramasının ardından, iktidar­daki Baas diktatörlüğünün tüm ülkede uyguladığı yoğun terörün zorlaması ve İsrail’in de kolaylaştırıcı müdahalele­riyle bir grup Kürdistanlı Yahudi İsrail’e yönelir. Barzani’nin Kuzey Irak’ta canlandırmaya ve ayakta tut­maya çalıştığı Kürt Devleti için şu anda birçok Kürt Yahu­di’si bölgede faaliyet göstermektedir. ABD’nin de destek­lediği planla bölgede ikinci bir İsrail oluşturulmaya çalı­şılmaktadır.

Geçmiş ABD politikaları ve İsrail’in bölgedeki faaliyetle­ri irdelendiğinde, Yahudi Stratejist Henry Kissinger’i, Ku­zey Irak’taki kargaşanın mimari olarak görmek mümkün­dür. Kissinger’in Barzani’ye verdiği destekle birlikte bu bölgedeki kargaşanın temelleri 1970’lerin ilk yıllarına rast­lar.

O yıllardaki ABD senatosunun Newyork Temsilcisi Otis Pike, Barzani ve yandaşlarına yapılan gizli yardımı ortaya çıkardığında, rapor Washington bürokrasisi içinde bomba etkisi yaratmıştır. Ancak bu yardımın ve desteğin boyutla­rının hangi ölçüde olduğu bugün bile hala bilinmemekte­dir. Tam da bu olayların tartışıldığı dönemlerde Barzani’­nin, “şayet davamızda başarılı olursak ABD’nin 51. eyaleti olmaya hazırım” ifadesi de olayı bütün çarpıcılığıyla orta­ya koymaktadır.

Sonuç olarak söylenebilir ki; İsrail’in GAP’ı da içine alan bir politikası vardır ve bu asla son bulmayacaktır. Çünkü Tevrat metinlerinden de anlaşılacağı gibi İsrail için bu kut­sal bir mirastır.

İsrail’in Tevrat metinlerine dayandırarak şekillendirdiği “Vaadedilmiş Topraklar” teoremi, İsrail’in tüm dünyada her türlü terörü yaratarak, her türlü oyunu sergileyerek ve tüm kaynaklarını kullanarak yarattığı senaryolarla güçlen­dirilmektedir. Bugün GAP bölgesinde faaliyette bulunan, İsrail devleti destekli, teknik ölçeklerle düşünüldüğünde oldukça büyük ve finansman anlamında güçlü şirketler, dışardan bakıldı­ğında ticari şirketlermiş gibi görünmesine rağmen, İsra­il’in tüm dünyada, tüm kaynaklarını kullanarak uygula­maya koyduğu Kutsal topraklar senaryosunu şekillendiren birer piyondan başka bir şey değildirler.Bu yüzdendir ki, aslında bu çalışmanın temelini oluştu­ran istihbarat raporları, İsrail’in bölgedeki faaliyetlerini oldukça net bir şekilde göstermesine rağmen, raporda ismi geçen taraflar, raporları nerdeyse görmezden-duymazdan gelmektedirler. Çünkü bu konuların kamuo­yunda tartışılmaya başlanması, İsrail’in bu bölgede uygu­lamaya çalıştığı tarihsel senaryosuna zarar verecektir.

YANSIMALAR

Bu kitabın yayınlanmasını takip eden günlerde, hem ki­taptaki verilerin ortaya koyduğu detaylar hem de konu­nun Türkiye’de sıcak gündem olarak yer almasından dolayı çeşitli yansımalar oldu. Birçok kurumda, kapalı kapılar ar­dında olaylar sıcak tartışmalarla tekrar gündeme getirildi ve uzun uzun tartışıldı.

Türkiye’nin her yerinden kitapla ilgili olumlu mesajlar geldi, kitabın içerdiği konular birçok konferansta tartışıldı ve çok sayıda köşe yazarının yazısına konu oldu.

Biz de kitabın yeni baskısında bu yazılardan birkaçına yer vermeyi uygun bulduk.

Ancak bu yazılardan önce, Filistin lideri Yaser Arafat’ın ölmeden kısa süre önce Türkiye kamuoyuna verdiği mesa­jı, Filistin topraklarının bir numaralı adamı tarafından, Türkiye-Filistin ilişkilerin oturduğu noktanın nasıl algılan­dığını göstermesi bakımından buraya almak istiyoruz.

Haber Anadolu Ajansı tarafından servis edilmiştir.

Yaser Arafat:

Türkiye’deki kardeşlerime bir mesajdır. Aynı yerde yaşıyo­ruz, aynı topraklarda yaşıyoruz. Bu yüzden tarihsel sebepler­le sorumlusunuz. Ortadoğu’yu ihmal edemezsiniz…

Türkiye’nin uluslararası arenadaki etkisini kullanarak, Fi­listin davası için ABD, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne baskı yapmasını isteyen Yaser Arafat, Türkiye’nin desteğine büyük ihtiyaçları olduğunu söyledi. Filistin’de yeni bir lider isteyen Amerika Birleşik Devletleri’ni de sert bir dille uyaran Yaser Arafat Filistin’in Afganistan’a benzetilmemesi gerekti­ğini belirtti.

Başta kendi karargahı olmak üzere, ülkesindeki birçok yapının İsrail ordusu tarafından yıkıldığını ifade eden Filistin Lideri Yaser Arafat, “İsrail ordusu, tanklar, savaş uçakları, he­likopterler, füzeler, toplar ve aklınıza gelebilecek tüm silah­ları kullanarak karargahımı yıktı. Doğu Kudüs’teki yılbaşı kut­lamalarına katılmama engel olmuşlardı. Ve problemler bu tarihten itibaren başladı. Ama ben bu gibi sorunlarla haya­tım boyunca ilk kez karşılaşmıyorum. Fakat sorun benim in­sanlarım, benim halkım. Onlar şu anda kötü bir süreç içeri­sinde. Batı Şeria’da ve Gazze’de işgal altında yaşamaya çalı­şıyorlar. Her gün askeri baskı altında yaşıyorlar. İsrail asker­leri her gün halkımdan onlarca kişiyi öldürüyor ya da yaralıyor. Her yerde buna devam ediyorlar” dedi.

“HAMİLE KADINLARIMIZ İSRAİL KONTROL NOKTALARINDA ÖLÜYOR”

İsrail ordusunun tüm dünyaya kulaklarını kapayarak, sağ­lık hizmetlerini aksatacak kadar inanılmaz bir işgal içerisinde olduğunu belirten Yaser Arafat, “Ambulanslarımıza, sağlık görevlilerimize izin vermiyorlar. Hamile kadınların, çocukla­rının doğumunu engellemek için hastaneye gitmelerini engelliyorlar. Dünyanın neresinde daha önce böyle bir şey yaşanmıştır. Birçok Filistinli kadın, İsrail askerleri tarafından kurulan kontrol noktalarının önünde çocuklarını doğurmak zorunda kaldı. Bu dünyanın neresinde görülmüştür. Benim bulunduğum Ramallah kentinin hemen önündeki kontrol noktasında 2 hamile kadın hastaneye yetişemediği için öldü. Diğer 3 kadının da çocukları öldü” diye konuştu.

Filistin davasında bugüne kadar 68 binden fazla vatan­daşının İsrail askerleri tarafından yaralandığını ve öldürül­düğünü kaydeden Yaser Arafat, “İsrailliler, bugüne kadar 68 binden fazla insanımızın yaralanmasına ve ölmesine sebep oldular. Bütün yapılarımız, bütün yaptırımlarımız zarar gör­dü. Ama İsrailliler bundan gurur duyuyorlar. Bu yaptıklarını, gurur duyulacakmış bir şey gibi kendi medyalarında lanse ediyorlar. Bizim yapılarımızı yakıp yıkmaktan gurur duyuyor­lar. Bunu kim kabul edebilir? Uluslararası güçler nerede?” şeklinde konuştu.

Devlet olarak acil ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduklarını kaydeden Yaser Arafat, Filistin halkının yarıdan fazlasının açlık ve sefaletle karşı karşıya olduğunu kaydede­rek, “İsrail, tüm paramızı rezerve etti. Her ay nasıl maaş öde­yeceğimizi düşünüyoruz. Doktorlarımızın, öğretmenlerimizin maaşlarını, hastanelerimizin giderlerini ödeyemiyoruz. Elekt­rik ve su paralarını ödeyemiyoruz. Her şeye ihtiyacımız var. Gazze şeridinde yaşayan insanlarımızın yüzde 70’i, Ramallah’takilerin yüzde 54’ünden fazlası sefalet içerisinde yaşıyor. Dünya bunu görmelidir” dedi.

“GÜVENLİK TEŞKİLATIMIZI YOK ETTİLER, GÜVENLİKLERİNİ SAĞLAMAMIZI İSTİYORLAR”

İsrail’in,  Filistin Güvenlik Teşkilatı’nı yok ettikten sonra kendisinden İsrail hedeflerinin güvenliğinin sağlanması ve intihar saldırılarının durdurulmasını istediğini söyleyen Yaser Arafat, “İsrail ve Amerika, İsraillilerin güvenliğini sağlamamızı istiyor. Tüm şehirlerimizdeki güvenlik kuruluşlarımızı yok ettiler. Osmanlı Devleti tarafından yapılan hapishanelerimizi bile yıktılar. Onların güvenliklerini sağlamakla sorumlu ol­duğumuzu söylüyorlar. Ama güvenlik sistemlerimizi, polis araçlarımızı yok ettiler. Polislerimizi ve güvenlik görevlileri­mizi tutukladılar. Devletimize ait arabalara ve silahlara el koydular. Bütün bunlardan sonra, güvenliklerinin tehlike al­tında olmasından bizi sorumlu tutuyorlar” şeklinde konuştu.

Dünyanın gözünü bir an önce açmasını ve İsrail işgalinin durdurulması için İsrail’e baskı yapması gerektiğini söyleyen Yaser Arafat, “Tekrar işgal ediliyoruz. Bizim insanlarımızın ibadet etmelerini engelliyorlar. İnsanların kutsal camilere gitmelerini engelliyorlar. Batı Şeria ve Gazze”deki insanları­mızın Kudüs’e gitmelerine engel oluyorlar. Kudüs”ün çevre­sine de şimdi Berlin duvarı örüyorlar. Kimse Mescid-i Aksa”ya gidemiyor. Her hafta bizim insanlarımızı oradan atıyorlar. Evlerimizi yıkıyorlar. Topraklarımızdaki camileri, kiliseleri yı­kıyorlar. Neden herkes sessizliğini koruyor? Tüm dünya bun­ları görmüyor mu? Hatırlarsınız, Taliban, Buda heykellerini yıktığı zaman bütün dünya ayağa kalkmıştı. Bütün dünya­daki hikayeyi hatırlıyor musunuz? Ama buradaki yıkımlara kimse sesini çıkarmıyor. İnanılmaz bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

Karargahının işgal altında olmasından dolayı çok isteme­sine rağmen diğer Filistin şehirlerine gidemediğini söyleyen Yaser Arafat, “”Diğer Filistin şehirlerine gitmeyi çok istiyorum. Özellikle Kudüs”e, kutsal şehrimize gitmeyi çok istiyorum. Oraya Kudüs ismini Osmanlılar, yani sizin dedele­rinin koymuştu. Bunu daha önce de çok yapardım. İlk an­laşmalardan sonra Ürdün Kralından helikopter istemiştim, Gazze”ye, Cenin”e gitmek için. Ama şimdi gidemiyorum. Be­nim Arap Konferansı”na katılmamı engellediler. Dünyanın bir çok ülkesindeki bir çok konferansa davet edildim. Ama işgal altında olduğum için katılamıyorum. Bu kabul edebilir bir durum mu?”” şeklinde konuştu.

Filistin Lideri Yaser Arafat, İsrail Başbakanı Ariel Şaronla Ortadoğu”da barışın mümkün olup olmayacağını yönündeki bir soruya, “”Bu soruyu Başkan Bush”a ve Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler, Rusya ve Avrupa Birliğinden oluşan dörtlü komiteye sormanız lazım. İsrail kabinesinin bazı üyeleri barış için gerçekten çözüm aramaya çalışıyorlar. Fakat özelikle kabinenin başındaki kişi ve İzak Rabirv’i öldü­ren fanatik güçler barışa engel oluyorlar”” şeklinde cevap verdi.

‘TÜRKİYE’NİN İSRAİL’E ACİL BASKI UYGULAMASI GEREKİYOR”

Tüm dünyayı ve özellikle de Türkiye’yi İsrail’e baskı uygu­lamaya çağıran Yaser Arafat, “Tüm dünya, Filistin konusun­da İsrail’e güçlü ve ivedi baskı uygulamalıdır. Aksi takdirde kutsal Ortadoğu, çok kötü ve kritik bir duruma girecektir. Bu benden Türkiye’deki kardeşlerime bir mesajdır. Aynı yerde yaşıyoruz, aynı topraklarda yaşıyoruz. Bu yüzden tarihsel sebeplerle sorumlusunuz. Ortadoğu’yu ihmal edemezsiniz. Bu­rası tüm Müslümanlar ve tüm Hıristiyanlar için kutsal top­raklardır” şeklinde konuştu.

ABD’nin Filistin meselesiyle ilgili olarak Arafat’ı dışarıda bırakan isim ya da isimlerle muhatap olunması gerektiği yö­nündeki açıklamalarına sert tepki gösteren Yaser Arafat, herkesin Filistin demokrasisine saygı duyması gerektiğini be­lirterek, ABD’yi sert bir şekilde uyardı. Arafat, ABD’yi hedef alan sözlerinde “Burası Afganistan değil. Bunu bilmek zo­rundalar. Biz Filistinliyiz. Biz demokrasimizden gurur duyu­yoruz. Hiç kimsenin bizim demokrasimizi ve seçimlerimizi engelleme hakkı yoktur. Seçim, bizim insanlarımızın doğal hakkıdır. Tüm dünya tarafından buna saygı duyulması gere­kiyor. Ben İslam Konferansı ülkelerinin daimi başkan vekili­yim. Tarafsız ülkeler konferansının da başkan vekiliyim. Ben buraya seçimle geldim. Bunu kimsenin unutmaması gereki­yor” görüşlerine yer verdi.

Türkiye’nin, uluslararası gücünü kullanarak İsrail’e ve di­ğer büyük devlet ve kuruluşlara acil baskı uygulaması gerek­tiğini belirten Arafat, “Biz Türkiye ile güçlü ilişkilerimiz ol­duğu için gururluyuz. Biz, Türkiye’nin sürekli desteğini unu­tamayız. Fakat şimdi, bizim uluslararası arenada güçlü ve ivedi baskıya ihtiyacımız var. Türkiye’nin özel desteğine de ihtiyacımız var. Amerikalıları, Avrupalıları, Birleşmiş Milletleri bir an önce harekete geçirmek için Türkiye’nin baskı yapması gerekiyor. Baskı unsuru olması lazım. Türkiye’nin uluslararası arenada çok güçlü bir yeri ve bağlantıları var. Fi­listin davası için Türkiye’nin desteğine ihtiyacımız var” şek­linde konuştu. Yaser Arafat’ın Türk ve Dünya kamuoyuna bu mesajı verdiği günlerde Hürriyet gazetesi başyazarı Oktay Ekşi’de bu kitaptaki iddiaları köşesine taşıdı ve AB ile birlikte, Amerika ve İsrail devletlerinin ortak strateji yürüterek, Türkiye’nin su kaynakları üzerinde uluslararası bir baskı ortamı yaratmaya çalıştıklarını açıkladı.

Oldukça diplomatik yöntemlerle bunun hedeflendiğini belirten Ekşi, AB Komisyonu tarafından hazırlanan rapor­dan örnek metinler vererek bunu ortaya koymaya çalıştı.

İşte Oktay Ekşi’nin, neredeyse tüm dünyanın gözleri­nin, Türkiye’nin stratejik topraklarında ve sularında oldu­ğunu iddia eden yazısı:

Fırat, Dicle ve AB

AVRUPA Birliği Komisyonu tarafından açıklanan 6 Ekim tarihli raporun Türkiye’nin AB üyesi olmasının AB’ye ve Tür­kiye’ye etkileri’ni konu alan ekinde, altından Çapanoğlu çı­kacak satır aramak aklımıza gelmemişti.

Bir dostumuz, hem önce Melih Aşık’ın sütununda yayınla­nan ibareyi gösterdi hem de CHP Milletvekili Onur Öymen’in sözlerine dikkatimizi çekti.

Söz konusu raporun 9’uncu sayfasında aynen: ‘Water in the Middle East will increasingly become a strategic issue in the year to come, and with Turke/s accession one could expect international management of Water recources and infrastructures (dams and irrigation schemes in the Euphrates and Tigris river basins, crossborder Water   cooperation   betWeen   Israel   and   its   neigbouring counthes) to become a majör issue for the EU…’ dendiği bil­diriliyor.

Tercümesi şu:

‘Su, önümüzdeki yıllarda giderek stratejik bir konu olacak ve Türkiye’nin (AB) üyesi olması sonucu, su kaynaklarıyla Dicle ve Fırat üzerindeki barajlar ile sulama tesislerinin uluslararası yönetimi (çokuluslu bir şekilde yönetilmesi) beklenebilir ve bu AB için bir büyük meseledir.’

Onur Öymen 17 Ekim 2004 tarihli Cumhuriyet’te çıkan mülakatında, bu konuya değiniyor ve ‘aynı cümlenin içinde İsrail ve diğer ülkelerin adının geçmesini’ pek de hayra alamet saymıyor. Nitekim Melih Aşık’ın sütununda çıkan sözlerine göre bu görüşünü, ‘Böyle bir niyet şu anda ancak bu kadar ifade edilebilir* diyerek dile getiriyor.

Onur Öymen dikkatli bir diplomattır. Ne okursa aklının süzgecinden geçirir. Nitekim iyi anımsarız, bizim bayağı olumlu saydığımız -ve bunu bu sütuna aktardığımız- meşhur Annan Planı’nın ilk versiyonu konusunda bizi uyaran da o ol­muştu. Örneğin biz Annan Planı’nda KKTC’nin ‘egemen’ (sovereign) bir devlet olarak tanımlandığını ifade edince, plandaki ibarenin aslında ‘egemence’ (sovereignly) olduğunu ve bir kelime oyunu ile insanların aldatılmak istendiğini söy­lemişti.

Şimdi tabii, ortada henüz fol yok, yumurta yokken ayağa kalkmak gerektiğini söylüyor değiliz. Ama George W.Bush yönetiminin ‘Saddam’ın elinde kimyasal ve biyolojik kitle im­ha silahları var. Nükleer bomba yapacak kapasiteye sahip ol­duğu da biliniyor. O nedenle Saddam’ı o harekete geçmeden biz vurmak zorundayız’ gerekçesiyle yola çıkarken bizden ‘Samsun ve Trabzon limanlarının da kendilerine tahsisini’ is­temesini anımsarsınız.

‘Irak’a Samsun veya Trabzon üzerinden mi gideceksiniz?’ demezler mi adama?

Belli ki bu meselelerde asıl niyeti gizlemek ve karşınızdakini enayi yerine koymak gibi bir gelenek var.

Zaten diplomasideki kazık çoğu kez 20-30 sene sonra fark edilir.

O nedenle bizim diplomatlarımız, yerine gelince ‘O cümle­nin orada ne işi var?’ diye sormalılar.

Öyle ya… ‘Irak’a Trabzon tarikiyle gitme’ birtakım AB uz­manlarının ve ülkelerinin de aklına yatıyorsa, bilelim.

Oktay Ekşi

Hürriyet Gazetesi Baş Yazarı

19 Ekim 2004

Bu konudaki son alıntımız 30 Kasım 2004 tarihinde Antal­ya’da gerçekleştirilen bir konferanstan.

Anadolu Ajansı kaynaklı bir habere konu olan konferansta açıklamalarda bulunan, Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fa­kültesi Tarih Bölümü eski Başkanı ve Rektör Danışmanı Prof.Dr. Çetin Yetkin, yabancılara toprak satışıyla ilgili yasanın istismara açık bir yasa olduğunu belirterek bu konuda halkın ve yöneticilerin dikkatli olmaları gerektiğini belirtti.

Prof. Yetkin’in Anadolu Ajansı tarafından haberleştirilen açıklamaları şöyle: “Burada iki noktayı ayırt etmek gerekiyor. Birincisi yabancı­lara satılan turistik mekanlar. İkincisi yabancılara satılan tarım arazileri. Türkiye’de bu iki ayrım yapılmamıştır. Türkiye’den bir arazi alan kişi buranın hem yeraltı hem de yerüstündeki var­lıklarına sahip oluyor. Bu da istismar ve ülkenin kaynaklarının yurt dışına çıkarılması noktasında önemli bir konu” dedi.

Yasayla birlikte Yunanlıların Ege bölgesinde, Suriyelilerin de Hatay ve civarında arazi satın almaya başladığını ifade eden Yetkin, “Karşılık esasına göre bu düzenlemelerin yapıldığı iddia ediliyor. Oysa hangi Türk bugün gidip Yunanistan’dan, Suriye’den veya İsrail’den toprak alıyor? İlk önce vize istiyorlar. Vize vermeden o ülkeye girmeniz mümkün bile değil” diye konuştu.

Yabancılara mülk satışıyla ilgili ilk uygulamanın Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde gündeme geldiğini ve o dö­nemde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini hatırla­tan Yetkin, şöyle devam etti: “Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta mülk edinen yabancıların sayısı arttıkça bir süre sonra sizden oy hakkı ve ilerleyen dönemde siyasi hak isteye­cekler. Hatta dini problemler ortaya çıkacak. Misyonerlik faa­liyetleri artacak. Bunlar da sosyal sıkıntıları beraberinde geti­recek. Topraklarımız hızla yabancıların eline geçiyor.” Yaban­cılara mülk satışıyla ilgili düzenlemelerde, gerçek ve tüzel kişi­lere satış yapılabilir ibaresinin yer aldığına dikkati çeken Yet­kin, “Verimli Anadolu toprakları, önemli madenlerin bulun­duğu yerler ve su kaynaklarımızın bulunduğu illerdeki satışla­rın artması dikkat çekici. Bazı yabancılar turizm amaçtı yer alırken, bazıları neden Güneydoğu’yu tercih ediyor? Bunlara karşı dikkatli olmak gerekir. Osmanlı’nın son dönemlerinde de yabancılar Türk topraklarını satın almaya başlamışlardı. Hatta Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamit’ten toprak talep eden Ya­hudiler, ret cevabı alınca, Filistin topraklarını satın almaya başlayarak işgal etmişlerdir” diye konuştu. Turizm bölgele­rindeki halkın yabancıların yüksek oranda verdiği paralara kanmamaları gerektiğini de vurgulayan Yetkin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bir defa toprağınızı pahalı satarsınız ama ömür boyu kendi toprağınızı başkalarının emirleriyle ekmek zorunda ka­labilirsiniz.”

  1. BOLUM – EKLER İSTİHBARAT RAPORLARI

RAPORLARLA İLGİLİ BAZI NOTLAR:

  • İstihbarat raporlarında yer alan bazı bölümler “soru işareti” konarak yazılmamıştır.
  • Raporlarda bazı şahısların isimleri açıkça yer almasına rağmen, bu kişilerin mağduriyetleri ve bilgilerin yasal anlamda teyide muhtaç bilgiler olduğu göz önüne alı­narak isimler ya hiç yazılmamış ya da kısaltılarak ya­zılmıştır.
  • Bu raporlar tamamen T.C devletinin bölgedeki istihba­rat birimleri tarafından kaleme alınmıştır ve herhangi bir ekleme yapılmamıştır.
  • Metinde yer alan bazı cümle düşüklükleri ve yazım ha­taları olduğu gibi bırakılarak düzeltilmemiştir.

     EK: 1

İSRAİL’İN GAP BÖLGESİNDE YAPTIĞI ÇALIŞMALAR

  1. GENEL

GAP projesinin üretim aşamasına geldiği son yıllarda ve özellikle de terörün inişe geçtiği 1998 yılından itibaren, yabancı devletlerin ve bu devletlere ait şirketlerin GAP bölgesine ilgisinin arttığı gözlenmektedir.

Bu ülkeler önceleri terör ve insan haklan ihlalleri gibi olayları incelemek maksadıyla parlamenterleri ve konso­loslukları vasıtasıyla bölgeyi kontrol altında bulundurma­ya çalışırken, bugün aynı görevlilerine ticari personelini de ilave etmiş durumdadırlar.

Ulusal ve mahalli basın organlarında yapılan yayınların incelenmesi ve bölge halkı ile yapılan mülakatlarda, özel­likle İsrailli işadamlarının bölgede dikkati çekecek yoğun­lukta faaliyetler içerisine girdiği ve her geçen gün ilişkile­rini derinleştirdiği anlaşılmaktadır.

GAP Bölge Kalkınma İdaresi(BKİ)’nin işbirliği içerisinde olduğu uluslararası kuruluşların ülkelerine bakıldığında karşımıza iki ülke çıkmaktadır. ABD ve İsrail. İşbirliği yapı­lan İsrail kuruluşunun adı ise MASHAV(İsrail Uluslararası İşbirliği Merkezindir.

  1. BASINDA YER ALAN HABERLER

Şanlıurfa Tarım İl Müdürlüğü ile GAP Bölge Kalkınma İdaresi(BKİ)’nin ortak yayınladığı “Tarım Bülteni”nde konu ve satır aralarına serpiştirilmiş bazı dikkat çekici bilgilere rastlamak mümkündür;

“1999 yılının 26 Ocak – 26 Mart tarihleri arasında çe­şitli ülkelerden gelen 35 öğrenci ile 5 İsrailli uzman böl­gede 2 aylık uygulama çalışması yapmaya başlamışlardır.”

‘İSRAİLLİ YETKİLİLERİN BÖLGEYE AKINLARI’ başlığı al­tında şu açıklamalara yer verilmektedir. “Genel merkezi İsrail’de bulunan MERHAV adlı tarım şirketinin Genel Mü­dürü Mr. Joseph DLOOMY ve Su Kaynakları Geliştirme Müdürü Shalom HAREL, GAP ile ilgili çalışmaları yerinde görmek ve incelemelerde bulunmak amacı ile 24-26 Ka­sım 1998 tarihleri arasında Şanlıurfa ve Mardin illerini zi­yaret ettiler.

Ayrıca çiftçi eğitimi ve yayım faaliyetleri kapsamında İsrail Hükümeti ile İdaremiz arasında imzalanan protokol çerçevesinde İsrailli uzmanlar tarafından 14-24 Aralık 1998 tarihleri arasında GAP illerinden gelen yayım uz­manlarının katıldığı hizmet içi eğitim yapılmıştır.

GAP Bölgesi Tarım İl Müdürlükleri, Tarım Kredi Koope­ratifleri, GAP İdaresi ve Köy Hizmetleri Araştırma Enstitü­sünden gelen 41 uzmana verilmiş olan ‘Çiftçi Eğitim Ve Yayım Faaliyetleri ‘konulu kursun açılışı 14 Aralık 1998 ta­rihinde GAP BKİ Başkan Yardımcısı M. Kaya YAŞINOK ve İsrail Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Amir MAİMON tarafın dan yapılmış olup, 24 Aralık 1998 tarihine kadar devam etmiştir.”

Yasin YAĞG’nın araştırması olarak kaleme alınan ve “GAP’TA SOĞUK SAVAŞ” başlığı ile Aksiyon Dergisinde yayınlanan yazıda konu çok boyutlu olarak ele alınmıştır;

“GAP idaresi son yıllardaki durumunu şu şekilde açıklıyor; ‘Bugün üç yabancı sermayeli yatırım inşaat ha­linde olup, birinin ise anlaşması imzalanmış bulunmakta­dır. Bu yatırımlardan biri tekstil (% 33 İsviçre), biri inşaat malzemesi (% 50 Almanya), biri cam elyaflı boru (% 50 ABD) ve biri de gıda (% 50 İsrail) yatırımlardır.’

…Şu ana kadar 67 İsrail firması toprak satın almış, en az bu kadarının da gizli bir şekilde pazarlıklar yürüttüğü kaydediliyor.

…Yabancı ülkelerin Milli Güvenlik Kurulunun bu engelinden (Toprak satışlarına onay verilmemesi) kurtul­mak için buldukları yol ise çok basit; bazı yerli firmalar ile ortaklık kurmak. Yerli firmalarla ortaklık kurmuş onlarca yabancı şirket dolaylı olarak toprak satın almış durumda.

…Toprak satın alan veya talepte bulunan İsrailli firma­ların çoğunun kamu kuruluşu statüsünde bulunması…

…Her şey 1998 yılının sonlarında İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman’ın Türkiye’ye gelmesiyle başladı. İsrail Cumhurbaşkanı gezisinin önemli bir kısmını güneydoğu yani GAP konusuna ayırmıştı. …Tarihler 28 Ağustos 2000’i gösterirken Ankara’nın bu seferki misafiri İsrail Başbakanı Ehud Barak’tı. Her ne ka­dar geliş sebebi Ortadoğu barışı idiyse de Barak basın toplantısında “GAP’taki altı ihaleye talibiz.” cümlesini sözlerinin arasına sıkıştırmadan edemiyordu.

…İsrail’in bölgede çalışmalar yapmasını meşrulaştıran gerekçeler de yok değil. Mesela basınçlı sulama sistemleri1 konusunda dünyanın ileri ülkelerinden birisi İsrail.

…Nitekim Anasol/D’nin GAP’tan sorumlu Devlet Baka­nı Salih Yıldırım bu konuda verilen bir soru önergesine şu cevabı veriyordu meclis oturumunda: “GAP idaresi olarak İsrail hükümeti ile teknik konulardaki işbirliği çalışmaları diğer ülkeler ve uluslararası kuruluşlar ile olduğu gibi yü­rütülmektedir. GAP idaresi tarla içi basınçla sulama sis­temlerinde dünyada söz sahibi olan İsrail firmaları ile iş­birliği yapmış ve bu firmalar tarafından kendisine hibe edilen ekipmanlarla 1998 yılında bölgede 12 adet çiftçi şartlarında demonstrasyon kurulmuştur. Ayrıca bölgede çalışmakta olan kamu personeline hizmet içi eğitim kap­samında çeşitli konularda seminerler düzenlenmesi ile il­gili olarak GAP idaresi, İsrail hükümet kuruluşu MASHAV ile işbirliğine gitmiştir”.

…GAP kapsamında bölgede alüminyum sulama boru ve ekipmanlarını üretmek üzere bir Türk-İsrail ortak yatı­rımı hususunda girişimler de söz konusu. Bunun yanı sıra seracılık, tarımsal mekanizasyon, müşterek çiftlikler ku­rulması yolunda işbirliği çalışmaları da sürdürülüyor. İsrail özellikle GAP projesinin yarım kalan sulama sistemleri ile çok ilgilenmekte ve bunları tamamlamaya hazır oldukları­nı belirtmektedirler.

Dünyanın ünlü para simsarı George Saros’un ortağı ve Şubat 1999’da “Milenyum GLK” adını verdiği dünya turu kapsamında Türkiye’yi gezen Jim Rogers içinde GAP Böl­gesi çok şey ifade ediyor. Yahudi kökenli Jim Rogers’in eşi Paige Parker’la gerçekleştirdiği Türkiye gezisine ve 500.000 Dolar değerindeki özel yapım aracına Türk Med­yası büyük yer vermişti. Rogers o günlerde internetteki si­tesinde International Horald Tribune’de yayınlanan bir makalesinde ABD’li yatırımcıları GAP Bölgesinde arazi al­maya çağırıyordu.”

Aynı derginin ekonomi bölümünde yazan Harun ODABAŞI’da konu ile ilgileniyor ve yazısında, KOÇ topluluğu­nun tüketim grubu başkanlığını yapan Cengiz Solakoğlu’nun Şanlıurfa’da kurulan KOÇ-ATA süt ve et besi tesisi için yaptığı açıklamalara yer veriyor:

“…İsrail’deki çiftlikler ve verimlilikleri ince/eniyor. ABD’ye gidiliyor ve mukayesesi yapılıyor. Ve Dünya Ban­kası’nda bir süre çalışmış, bu işleri bilen üç Musevi’yi da­nışman olarak tutuyorlar. Proje danışmanlarla birlikte iki senelik yoğun bir çalışmanın sonunda ortaya çıkıyor.”

11 Ekim 2000 tarihinde açılan KOÇ-ATA tesisinde ko­nuşan Rahmi Koç, tesisin 17 milyon dolara mal olduğunu belirttikten sonra “2.500 dönümlük arsanın sadece 500dönümünü satın aldık, geri kalan 2000 dönümünü ise ki­raladık (20 yıllığına). Esasında, tüm kullanılan araziyi satın almak daha akılcı olurdu. Ancak, arkadaşlarımız ‘Bunlar büyük arazi almak için buraya geliyorlar’ dedikodularının önüne geçmek için bu şekilde hareket etmeyi uygun gör­düler” demiştir.

Köşe yazarı Abdurrahman YILDIRIM KOÇ-ATA tesisinin açılışıyla ilgili yazısının bir bölümünde “…İsrailli mühen­dislerin de görev aldığını modern teknolojiyle üretim yapı­lan bu çiftlikte…” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

“İSRAİL İŞADAMLARI ADANA’DA” başlıklı haber içeri­ğinde “Ticaret ataşesi Avichai Levit başkanlığında Adana’ya gelen 9 firmadan 20 temsilcinin bulunduğu heyet ‘Çukurova’da Tarımsal İşbirliği Fırsatları’ konulu toplantı­ya katıldı” şeklindeki açıklamadan sonra, İsrail Ticaret Enstitüsü Başkanı Yitcak Kiriaki’nin “Ülkesinde tarım alanı ve suyun giderek azaldığını, bu nedenle dış yatırımlara yönelmek zorunda olduklarını, Çukurova’nın ve GAP’ın da buna uygun yerler olduğunu” belirten beyanına yer ver­miştir.

“ALARKO Şirketler topluluğu Başkanı Üzeyir Garih, ‘ GAP Bölgesinde tarım teknoparkı olarak 25.000 dönüm arazi üzerinde kurulması planlanan GAPROPARK projesi­nin bittiği zaman, 50.000 kişinin çalıştığı, 150.000 kişinin yaşadığı modern bir kent oluşacağını’ söyledi. Garih yap­tığı açıklamada, ‘Proje ile ilgili olarak kendi konuları için de yatırım yapan çok farklı yabancı kurum ve kuruluşlarla temaslar sağlanarak etüt çalışmalarına başlandığın/ kay­detti. ‘GAP Bölgesinin kalkınmasında önemli bir paya sa­hip olacak ve yatırım tutarı 4 Milyar Dolar olarak tahmin edilen projenin 10-12 yılda bitirilmesinin hedeflendiğini’ belirten Garih, şöyle dedi ‘Alarko olarak bölgeyi yakından ilgilendiren çok ciddi bir proje üzerinde çalışıyoruz. GAPROPARK projesi Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca da destekleniyor. ABD’de bu konuda uzman bir şirketle işbir­liği halinde yürütülen projenin düşünce aşaması 6 ay sür­dü ve 1 Milyon Dolara yakın para harcandı.’

‘Proje, tarımda yeniden yapılanma ve reform politikala­rına da uygun. GAPROPARK’ın bir bilgi dağıtım şehri ola­cağını’ vurgulayan Garih: “Bu proje yöre çiftçisini daha fazla ve daha kaliteli üretime yönlendirecek. Bu bölgede üretilen mallara talip olan şirketler ile bölge çiftçisinin bağlan sağlanacaktır. Böylece ürün çeşitlemesi ve ürün alımı garantisi verilmiş olacak’ diye konuştu.”

Merkezi Siverek’te bulunan Güç Birliği Holding’in Yö­netim Kurulu Başkanı Medet ABBASOGLU, “Roza İlaç Ve Kozmetik aracılığıyla Siverek’ten İsrail’e 3 ton nar çekirdeği, 1 ton nar konsantresi ihraç ettiklerini, nar çekirde­ğinin ilaç ve kozmetik sanayisinde kullanıldığını” belirt­miştir.

“GÜNEYDOĞU’DA ‘TOPRAK’OYUNU” başlıklı bir ha­berde ise, Çukurova Aydınlar Derneği’ndeki konferansta konuşan işadamı Ziyaeddin Yağcı’nın yaptığı açıklamalar ile ‘Güneydoğu üzerinde oynanan Yahudi oyunlarına ışık tuttuğu’ belirtildikten sonra şu sözlerine yer verilmektedir : “…Buradaki topraklarda gelecek gören Yahudiler bir ye­rine beş vererek Mardin’de arazi alımına başlamışlardır. Hatta bu konuda Şanlıurfa yöresinde birbirleri ile yarış­maktadırlar. Bölgede bulunan Süryaniler de Kızıltepe’de arazi almalarına yardım etmektedirler.

Diyarbakır Söz Gazetesi, Diyarbakır Milletvekili Sebgedullah SEYDAOĞLU’nun konu hakkındaki aşağıdaki açık­lamalarına yer vermiştir:

“…Son yıllarda İsrail’in GAP’a ve Güneydoğunun kutsal mukaddes ve bereketli topraklar üzerindeki emel ve niyet­leri açıklığa kavuşmuştur. Türkiye ve İsrail Hükümetleri arasında faiz kredili ve içeriği net açıklanmayan kredi süresi faiz oranı ve buna benzer belli olmayan 1 milyar dolarlık GAP kredisini İsrailli firmalara yaptırması Türkiye’nin ba­ğımsız, hür teşebbüsle kendi öz yatırımcılarına vurulan en büyük darbedir. Bu firmalar haham gözetiminde noterle ekonomik ve ticari ahlaka ve uluslararası prensiplere ve şartlara uymayan uzun vadeli bir sömürü taktiğidir. İki ay önce İsrail Büyükelçiliğine ve Konsolosluklarına yaptığım başvurumun cevabını halen net almış değilim…”

  1. BÖLGE HALKI İLE YAPILAN MÜLAKATLAR

Bölge halkı ile yapılan görüşmelerde konu hakkında derinliğine bilgi sahibi olunmadığı, bilgi sahibi olması ge­rekenlerin ise konuşmaktan yana olmadığı gözlenmiştir. Halkın küçümsenemeyecek bir bölümü yapılan yabancı yatırımları ve ortaklıkları dikkatle izlemekle beraber birkaç nedenden ötürü çoğunlukla sessiz kalmayı ve yorum dahi yapmamayı yeğlemektedir.

İsrailli işadamları(yetkililer), bölgede görevli kamu per­soneline “hizmet içi eğitim” kapsamında tertiplediği gezi­lerle İsrail’e götürmektedir. İsrail’e yapılan bu gezilere özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları, mahalli gazete sahipleri ve çalışanlarını, zi­raat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir şahısları dahil etmektedirler.

(Örneğin Şanlıurfa Vali Yardımcılarından Y. B. 1 ay ka­dar İsrail’de kalmıştır).

Görüştüğümüz bazı şahıslar, basında İsrail lehine veya aleyhine hiçbir haber çıkmamasını, “İsrail’e götürülerek teknolojik gelişmelerden etkilenen ve İsrail hayranlığı aşı­lanan” bu şahıslara bağlamaktadır.

1998 yılından bugüne kadar İsrailli yatırımcıların veya Türk ortaklarının bölge halkı ile ilgili tespit edilebilen ça­lışmaları ve sonuçları şunlardır;

  1. İsrail şirketleri “Toros Gübre” bayiliklerini, yatırım ortaklığı kuracakları veya toprak alacakları şahıslar ile te­masta, kendi kuruluşları gibi kullanmaktadır.
  2. İsrailli işadamları öncelikle piyasaya ödeme zorluğu içerisinde olan hatta Ziraat Bankasına borçları bulunan toprak sahibi ve çiftçiler ile ilgilenmektedir.
  3. Özellikle basınçlı  sulama  teknolojisi  ve  slaj   mısır (yemlik mısır) üretimindeki uygulamalarını, üretimde pay sahibi olmak için yoğun bir şekilde kullanmaktadır. Mar­din Kızıltepe’den Şanlıurfa Harran’a kadar binlerce dö­nüm arazi bu amaçla kullanılmaktadır.
  4. Susuz ve taşlık bir bölge olan KARACADAĞ’da top­rak alma ve kiralama girişiminde bulunan İsrailli şirket yetkilileri, özellikle Türkmen aşiretlerinin olumsuz cevapla­rı ile karşılaşmıştır (50.000 dönüm kıraç arazinin 15 yıllık kirası peşin verilmek istenmiştir).
  5. Mardin Derik ilçesine bağlı bazı köylerde (bunlar­dan Atlı ve Kovalı Köyleri eski Milletvekili Ahmet Türk’e aittir) binlerce dönüm arazi tarım ve hayvancılık yapmak maksadıyla İsraillilere kiralanmıştır.
  6. Zaman içerisinde dünyanın en gelişmiş ve büyük se­ralarının yer atacağı planlanan Şanlıurfa/Karaali bölgesin­de halen üretim yapan seralardan bazılarının İsrailli şirket­lerle ortak olduğu ve bu bölgede İsrail’in yatırım çalışma­larına devam ettiği bilinmektedir.
  7. Şanlıurfa-Suruç yolu üzerinde ABD-TÜRKİYE firmala­rının ortaklığıyla kurulduğu bilinen SUBOR boru üretim fabrikasının İsraillilerin yönetiminde olduğu  bölge halkı tarafından   belirtilmektedir  (ABD’lilerin   Musevi   olmaları
    muhtemeldir).
  8. K.-A. Süt ve Et Besi Tesisi çalışmaları kapsamında bazı İsrailli şahıslar, İsrail’den getirecekleri 4.000 adet bü­yükbaş hayvanı köylülere karşılıksız dağıtmak için çalışma­lara başlamıştır. Bu hayvanların “Yem ihtiyacının kendile­rinden satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı” şartını kabul eden ve kendilerince uygun görüle­cek isteklilere verileceğini belirtmişlerdir.
  9. Mezra yapmak amacıyla İsrailli şirketler tarafından kiralanmış hazine arazilerinden binlerce dönümüne (kira anlaşmaları çiğnenerek) pamuk ekildiği bilinmektedir.
  10. Suriyeli toprak sahipleri de İsrail’e ait sulama tekno­lojisini almak maksadıyla Türkiye’deki akrabalarından ve ortaklarından yardım talebinde bulunmuş, kullanılan mal­zemenin üzerinde bulunan ve “İsrail malı” olduğunu be­lirten yazıların silinmesi durumunda satın alabileceklerini belirtmişlerdir. Konu hakkında bilgi alabildiğimiz bu gibi şahısların yabancı şirket temsilcileri ile irtibatları temas veya sadece başlangıç safhasında kaldığı için, bilgileri yüzeysel, bazen abartılı ve genellikle de yorum şeklinde olmaktadır.

İkinci-üçüncü ağızdan aktarılan, abartılı, yoruma dayalı ve bazen de kaynağı belirsiz bu haber karmaşası içerisin­de doğru bilgilere ulaşmak epeyce zorlaşmaktadır. Dikkat edildiğinde ise “Hafızası çok güçlü ve yakın çevresine karşı çok dikkatli” bölge halkı arasındaki bu haber karmaşası ve bilgi bulanıklığına, yabancı şirket temsilcilerinin ve onların yerli ortaklarının yaptığı bu çalışmaların neden olduğu görülebilecektir. Çünkü dışarıdan gelen bu şahıslar ve bölgedeki ortakları, alışılagelmiş ticari metotların dışında temas ve uygulamalar içine girmekte, kullandıkları bu teknikler ise, para konusunda zafiyeti bilinen milli değer­leri zayıf, dini duyguları ise gösteriş ağırlıklı bölge halkını olumsuz etkilemektedir.

Özellikle İsrailli işadamları tanımadıkları yerli halk ile temastan kaçınmaktadırlar. İlk temas için mutlaka Türki­ye’de bulunan ortaklarına bir araştırma yaptırmakta ve işbirliğine girecekleri bölgedeki uygun toprak sahiplerini tespit ettirmektedirler. Sonucunda ise daha önceden an­laştıkları ve kendileri ile ticaret yapan yerli tüccarları aracı olarak kullanarak iş teklifini (toprak alımı, kiralama, ortak­lık) yapmaktadırlar.

İsrailli yatırımcılar (Görevliler), işbirliği yaptıkları veya toprağını kiraladıkları(aldıkları) güçlü şahısları ve bunların kontrolündeki bölge halkını da satın almaktadırlar. Din olgusunun en güçlü hissedildiği Şanlıurfa’da dahi hiçbir tepki almadan sessizce yürüttükleri bu çalışmaların her geçen gün geliştiğinin hissedilmesi, İsraillilerin bu konu­larda ne kadar deneyimli olduklarını göstermektedir.

İkisi de yüksek okul mezunu biri Arap diğeri Türkmen kökenli iki aşiret reisi, içeriği aynı olan şu değerlendirmeyi farklı zamanlarda dile getirmişlerdir : “Görünen tehdit ya­kın olmamakla birlikte Batılılar ve bunlar(İsrailliler) böl­gemizi ikinci Filistin haline getirmeye çalışıyorlar, bu du­rum bizi çok ürkütüyor.”

İsrailli işadamlarının ticaret yelpazesini bu kadar geniş tutmaları, nar çekirdeğinden mısıra, sulama sistemlerin­den sitrik asit üretimine kadar hemen her alanda GAP’ın içinde olmaları ve bu kısa sürede Batılı Devletlerin bile önüne geçmeleri dikkat çekicidir.

  1. İsrailli işadamlarının öncelikle piyasaya ödeme zor­luğu içerisinde olan toprak sahibi ve çiftçiler ile ilgilenme­si, yurtiçinden ve bankacılık sektöründen bilgi aldığı şek­linde değerlendirilmektedir.

EK: 2

İSRAİL’İN GAP’A YÖNELİK FAALİYETLERİ:

GENEL:

  1. OCAK 1994’DE   YAYINLANAN    TIME    DERGİSİNDE, DÜNYANIN 7 HARİKA PROJESİNİN; METRO SİSTEMİ-LOS ANGELES-AMERİKA, GÜNEY DOĞU ANADOLU PROJESİ-TÜRKİYE, BÜYÜK    YAPAY    NEHİR-LİBYA,  TAİPEİ    TRANSİT    SİSTEMİ-TAYVAN, JAMES KÖRFEZ KOMPLEKSİ-KANADA, MANŞ TÜNELİ-İNGİLTERE/FRANSA,    HONG    KONG    HAVA   ALANI-HONG KONG OLARAK BELİRLENMİŞTİR.
  2. İSRAİL’İN GAP’A     UZUN   SÜREDİR  OLAN   İLGİSİ,   BU PROJENİN BÖLGE ÜLKELERİNİN BASKILARI NEDENİYLE DÜN­YA BANKASI TARAFİNDAN  FİNANSE  EDİLMEMESİ,  İSRAİL’İN ÇEŞİTLİ FİNANSMAN VE TEKNOLOJİ AKTARIMI TEKLİFLERİ İLE TÜRKİYE’NİN ÖNÜNE ÇIKMASINI SAĞLAMIŞTIR.
  3. İSRAİL; FIRAT SULARINI KONTROL ETMEK İÇİN TÜRKİ­YE’YE VE GAP PROJESİNE İLGİ GÖSTERMEKTE, FIRAT’IN AŞA­ĞISINDA BULUNAN SURİYE VE IRAK İLE MUHTEMEL BİR SA­VAŞA  GİRMESİ   DURUMUNDA,TÜRKİYE’Yİ   KENDİ  YANINAÇEKEREK BU ÜLKELERE AKAN SUYU KISMAYI PLANLAMAKTA, DOLAYISIYLA TÜRKİYE’Yİ BİR “SU  KOZU” OLARAK KULLAN­MAYI AMAÇLAMAKTADIR.
  4. BU BAĞLAMDA ; .
  5. İSRAİL’İN ESKİ   ANKARA   BÜYÜKELÇİSİ   DAVİT   GRANİT’İN    “GAP GİBİ BİLİNÇLİ BİR BÖLGESEL PLANLAMAYI ÖN GÖREN, YÖRE HALKINA REFAH GETİRECEK BİR PROJEYE TAM DESTEK VERİYORUZ, İSRAİL’İN SULAMA VE DENİZ SUYUNU KULLANILIR HALE GETİRME TEKNOLOJİSİNDEKİ ÜSTÜNLÜĞÜ SAYESİNDE GAP İÇİN İDEAL BİR ORTAK OLABİLECEĞİNİ BE­LİRTMESİ VE ,
  6. İSRAİL’İN ANKARA  BÜYÜKELÇİSİ  ZUİ     ELPELCEG’İN “İSRAİL’İN SUYA İHTİYACININ OLDUĞU, TÜRKİYE’NİN İSE SU AÇISINDAN ŞANSLI BİR ÜLKE    OLDUĞU,    GELİŞMİŞ BİR SU­LAMA SİSTEMİ KURULMASI VE BUNUN TARIMDA KULLANIL­MASI DURUMUNDA GAP BÖLGESİNİN BİR CALİFORNİA HALİ­NE GELECEĞİNİ ÖNE SÜRMESİ İLE,
  7. TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDEN İSRAİL CUMHURBAŞKANI EZER WEİZMANN’IN DA “GAP PROJESİNE İSRAİL’İN  KATILIMI”NI  ÖNERMESİ  GİBİ  HUSUSLAR GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞIN­DA, İSRAİL’İN PROJEYE ORTAK OLABİLME ÇABALARI AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMAKTA, TÜRKİYE’NİN HEM SUYU, HEMDE TOP­RAĞI    ÜZERİNDE    PLANLARININ    BULUNDUĞUNU    ORTAYA KOYMAKTADIR.
  8. İSRAİL, TARIMDA “KİBBUTZLAR” OLARAK ADLANDIR­ DIĞI VE SOSYALİST BİR ÜRETİM MODELİNİN SINIRLI BİR ALANDA UYGULAMASI  DURUMUNDA OLAN  “KOLLEKTİF TA­RIM ÇİFTLİKLERİ” MODELİNİ UYGULAMAKTADIR.
  9. GAP PROJESİNİN  İSRAİL AÇISINDAN  ÖNEMİ;  İSRAİL DEVLETİNİN KURULMASINDAN SONRA GÜNEY DOĞU ANA­ DOLU BÖLGESİNDEN GÖÇ EDEREK   İSRAİL’E YERLEŞEN KÜRT KÖKENLİ YAHUDİLERİ FİNANSE ETMEYE VE KİBBUTZLARDAN SAĞLANAN   ÜRÜNLERİ   PAZARLAMA HAKKINI  ELDE  ETMEYE

BU KAPSAMDA, GÜNEY  DOĞU  ANADOLU   BÖLGESİ ÜZERİNDEN  DÜNYAYA AÇILMAYI  HEDEFLEYEN  İSRAİL, TÜR­KİYE’DEN İSRAİL’E GÖÇ EDEN YAHUDİ AİLELERDEN BİR KISMİNİN ŞANLIURFA BÖLGESİNE YERLEŞMELERİNİ SAĞLAMIŞ­TIR.

  1. DİĞER YANDAN, AĞUSTOS 1995’TE ANKARA BÜYÜ­KELÇİSİ OLARAK ATANAN ZUİ ELPELEG YAPTIĞI BASIN AÇIK­LAMASINDA “TÜRKİYE’DE SU DA BOL, TOPRAK DA. ANCAK BİZDE HER İKİSİDE YOK” ŞEKLİNDE BEYAN VERMESİ, İSRA­İL’İN GAP ÜZERİNDEKİ PLANLARINI ORTAYA KOYMASI BAKI­MINDAN DİKKAT ÇEKMEKTEDİR.

İSRAİL’İN GAP KAPSAMINDA ŞANLIURFA İLİNE YÖNELİK FAALİYETLERİ :

  1. ÖTE YANDAN EYLÜL 2000’DE, İSRAİL SANAYİ VE TÎCARET BAKANLIĞI TARAFINDAN YAPILAN BİR AÇIKLAMADA;”GAP KAPSAMINDAKİ 6 BARAJ VE SULAMA PROJESİ İÇİN AÇILAN İHALEYİ İSRAİL’Lİ   FİRMALARIN   KAZANDIĞI,     DEĞERİ 600-800 MİLYON ABD  DOLARI ARASINDA DEĞİŞEN  PROJE­LERİN İNŞAASINA BAŞLANACAĞI, İHALEYİ KAZANAN FİRMA­LAR ARASINDA İSRAİL’DE İNŞAAT VE MÜHENDİSLİK ALT YA­PILARI ALANINDA İSİM YAPAN ASHTROM, MERHAV, SOLEH BONEH VE TAHAL ŞİRKETLERİNİN BULUNDUĞU” HUSUSLARI BELİRTİLMİŞTİR.
  2. “T.-E.” İSİMLİ BİR İSRAİL ŞİRKETİ TARAFINDAN Nİ­SAN 2001’DEN BERİ, GAP KAPSAMINDAKİ BOZOVA-YAYLAK SU PROJESİNE    YÖNELİK    ÇALIŞMALAR    YAPILMAKTADIR.(MUHTEMELEN ŞİRKETİN ASIL AMACI, TOPRAK ANALİZLERİNİ YAPARAK YER ALTI KAYNAKLARINI TESPİT ETMEKTİR.)
  3. AYRICA, BOZOVA İLÇESİNDEKİ SU KANALI PROJESİ, TAŞERON BİR FİRMA OLAN “KOLİN” İSİMLİ BİR İSPANYOL FİRMASINA YAPTIRILMAKTADIR.
  4. ŞANLIURFA İLİNİN SURİYE İLE OLAN SINIR BÖLGESİN DEKİ YERLERİN MAYINDAN TEMİZLENMESİ KONUSUNDA VE­RİLEN UĞRAŞLARIN SONUÇLANMASI İLE BİRLİKTE, ÖZELLEŞ­TİRME KAPSAMINA ALINAN CEYLANPINAR TİGEM ÇİFTLİK ARAZİSİNİN ÖZELLEŞMESİ DURUMUNDA; İSRAİL ASILLI İŞ ADAMLARININ; BU BÖLGEDE DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK TOPRAK SATIN ALACAKLARI VE BU TOPRAKLARDA “SERACILIK” YAPMAYA YÖNELİK MÜRACAATTA BULUNA­CAKLARI YÖNÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR.
  5. BU KAPSAMDA, 2002 YILINDA İSRAİL HÜKÜMETİ TA­RAFINDAN ŞANLIURFA İLİNDE   YAPILAN/YAPILACAK   ÇALIŞ­MALAR HAKKINDA SURİYE DEVLETİNE AİT BİR TV. KANALIN­DA PROGRAMLAR DA YAYINLANMIŞTIR.
  6. ÖTE YANDAN;   ŞANLIURFA   İLİ   NÜFUSUNA   KAYITLI VATANDAŞLAR ADINA ALINAN TOPRAKLARIN İSRAİL ŞİRKET­LERİ    TARAFINDAN    UZUN    SÜRELİ    OLARAK    KİRALANDIĞI,”HAİM”  İSİMLİ  BİR KİŞİNİN  KÖY KÖY DOLAŞARAK TOPRAK ALMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERDE  BULUNDUĞU ÖĞRENİLMİŞ­TİR.
  7. KOÇ ŞİRKETLER GRUBUNA BAĞLI OLAN “K.-A.” ŞİR­KETİ İLE İLGİLİ OLARAK;
  8. K.-A.’NIN; ŞANLIURFA-MARDİN YOLU ÜZERİNDE BULUNAN VE İ. D., F. D., B. D., N. D., M. E. D., M. Y. D., M. N.D. ADLI KİŞİLERİN ORTAK OLDUĞU ARAZİYİ YÜKSEK BİR Fİ­YATA İSRAİL’LİLER ADINA SATIN ALDIĞI,
  9. ANILAN ŞİRKETİN YÖNETİM  KURULU  BAŞKANI C.S.
    TARAFINDAN YAPILAN  BİR AÇIKLAMADA;  NİSAN  2003’DEN
    BERİ SÜRDÜRÜLEN ÇALİŞMALAR ÇERÇEVESİNDE ŞANLIURFA-
    MARDİN YOLU  ÜZERİNDEKİ  HAYVANCILIK VE  BESİ  ÇİFTLİĞİ
    KOMPLEKSİNİN   İNŞAATINA  BAŞLANARAK  ARAZİ   HARİÇ 17
    MİLYON ABD DOLARI YATIRIM ÖNGÖREN BU PROJEYLE, OR­
    TALAMA 1.000 ADET İNEK BESİCİLİĞİ, YILDA 9 MİLYON SÜT ÜRETİMİ İLE BESİCİLİĞE HİZMET VERECEK YEM BİTKİLERİ TA­RIM İÇİN ENTEGRE BİR TESİS PLANDIĞININ İFADE EDİLDİĞİ,
  10. ŞİRKETTE ÇALIŞAN TÜRK MEMUR VE  İŞÇİLERİN  ÇALIŞMALANLARI DIŞINDA BİR YERDE BULUNMALARININ YA­SAKLANDIĞI, YASAKLARA UYMAYANLARIN İSE İŞTEN ÇIKAR­TILDIĞI,

Ç.    2003 İÇERİSİNDE KARS İLİNDEN VE ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇEYE BAĞLI ŞENOCAK KÖYÜ VE KARABAYİR MEZ­RASINDA TARIMSAL ÇALIŞMA İÇİN YÜKSEK FİYATLARDA A-RAZİ SATIN ALINDIĞI,

  1. ŞİRKETİN HARRAN OVASINDA TÜRKİYE’NİN EN MO­DERN SÜT VE ET ENTEGRE TESİSLERİ KURMA PROJESİNİ HA­YATA GEÇİRME ÇALIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİ,
  2. K. H.’İN;   SULAMA   KONUSUNDA   DÜNYA   ÇAPINDA DENEYİMLİ,  KALİTELİ    VE    BAŞARILI    ÜRETİCİ    FİRMALARLA DİSTRİBÜTÖRLÜK ANLAŞMALARI YAPTIĞI,
  3. BU FİRMALARIN İSE; NAANDAN SULAMA SİSTEMLERİ (İSRAİL) VE  VALLEY  SULAMA  SİSTEMLERİ  (USA)  OLDUĞU, TÜM ÜRÜNLERİN ETÜT, PROJELENDİRME, SATIŞ, MONTAJ VE SERVİS HİZMETLERİNİ VERDİĞİ,
  4. YÖNLENDİRME İLE, ŞANLIURFA İLİNDE BİBER FABRİ­KASI, TRAKMAK VE BORSAN GİBİ İŞ SAHALARI KURULDUĞU YÖNÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR. (SÖZ KONUSU ŞİRKETLERİN İSRAİL İLE BAĞLANTISI KONUSUNDA TEYİD EDİCİ ÇALIŞMA­LARA BAŞLANMIŞTIR.)
  5. AYRICA İSRAİL’LİLER TARAFINDAN; HARRAN İLÇESİN­DE YAŞAYAN YAHUDİ VE ERMENİLERE MADDİ YARDIMDA BULUNULDUĞU, BURADA YÜKSEK MİKTARDA TOPRAK ALIN­DIĞI, YİNE AYNI İLÇEDE BULUNAN VE KUTSAL SAYILAN “YAKUP’UN KUYUSU” ADLI YERİ RESTORE ETME PLANLAMALARI YAPILDIĞI BİLGİLERİNE ERİŞİLMİŞTİR.
  6. BUNUNLA BİRLİKTE, ŞANLIURFA İL MERKEZİNDE BU­LUNAN, YAHUDİ ASILLI OLAN VE  İSRAİL İLE TEMASLARINISÜRDÜREN K. PASTANESİNİN SAHİBİ A. K. ADLI ŞAHIS, KENDİADINA İL MERKEZİNDE ÖNEMLİ GÖRÜLEN YERLERDE YÜKSEK FİYATLARA ARSA ALMA ÇALIŞMASI YAPMAKTADIR.
  7. ESKİ GAP MÜDÜRLERİNDEN OLAN Z. Ö. ADLI ŞAHIS,İSRAİL HÜKÜMETİ ADINA TOPRAK ALARAK TARIM İLE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR YAPMAKTADIR.
  8. İSRAİL’Lİ İŞ ADAMLARİ TARAFİNDAN,  BOZOVA İLÇE­SİNDEN M. B. (ASLEN GAZİANTEP İLİ NÜFUSUNA KAYİTLİ,) İSİMLİ ŞAHSA KENDİ ADINA TOPRAK ALDIRILARAK 30 YILLI­ĞINA KİRALANDIĞI, KİRALANAN ARAZİYE İSE BADEM AĞAÇ­LARI DİKİLDİĞİ VE BU ALANDA ZİRAİ ARAŞTIRMA YAPILDIĞI­NIN  BEYAN  EDİLDİĞİ YÖNÜNDE TEYİDE  MUHTAÇ BİLGİLER
    ALINMIŞTIR.

1 2.   GAP PROJESİNDE İHALE ALAN FİRMALARIN İSE ;

  1. MERIT INTERNATIONAL INC (İSRAİL)
  2. BERTI-BRUDO-JAKOB BEHAR (İSRAİL)
  3. ZINKAL(İSRAİL) Ç. ARAT LTD (İSRAİL)
  4. PAL-YAL, MERAZ (İSRAİL)
  5. SORTELB.V. (HOLLANDA)
  6. KOÇ HOLDİNG – SUMITOMO (TÜRKİYE-JAPONYA) OLDUĞU  BELİRLENMİŞTİR.SÖZ KONUSU FİRMA­LAR İÇİN ARAŞTIRMA BAŞLATILMIŞTIR.
  7. BUNUNLA BİRLİKTE ŞANLIURFA ORGANİZE SANAYİN­DE BULUNAN “G.” FİRMASI İLE İLGİLİ OLARAK;
  8. ASIL SAHİPLERİNİN G. K. E. BAŞKANI F. S. İLE İSRAİL’Lİ BİR ORTAĞININ OLDUĞU,
  9. HARRAN VE  BOZOVA  İLÇESİNİN  BAZI   KÖYLERİNDE TARIM YAPTIKLARI, TARIM  ÜRÜNLERİNİ AVRUPA’YA PAZAR­LAMAK İÇİN, HALEN İL MERKEZ AKZİYARET MINTIKASINDA YAPIMI DEVAM EDEN HAVA ALANI İÇİN 2 MİLYON DOLAR PARA HİBE ETTİKLERİ,
  10. ŞANLIURFA MERKEZİNDEKİ   HAŞİMİYE   SEMTİNDEKİ
    HACI KAMİL HANINDA BULUNAN BİR DÜKKANI, İSRAİL ESKİ
    GENEL KURMAY BAŞKANI   MOŞE  DAYAN ADINA BİR MÜZE HALİNE GETİRMEK MAKSADIYLA, 1  MİLYON DOLAR KARŞILI­ĞINDA   ALINMAK   İSTENDİĞİ,   ANCAK   DÜKKAN   SAHİBİNİN BUNA YANAŞMADIĞI,YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

SONUÇ;

  1. İSRAİL’Lİ FİRMALAR  VE  YÜRÜTTÜĞÜ   FAALİYETLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI    HUSUSU UZUN SÜRELİ BİR İSTİHBARİ ÇALIŞMAYI GEREKTİRDİĞİNDEN, DEVAM ETTİRİLEN İSTİHBARİ FAALİYETLERİN  SİSTEMLİ   BİR  ŞEKİLDE,   PLANLI   İSTİHBARAT FAALİYETİ (PİF)  KAPSAMINDA YÜRÜTÜLMESİ SAĞLANACAK­
  2. OLASI PİF KAPSAMINDA, ÖNCELİKLİ OLARAK ;
  3. GAP ÇERÇEVESİNDE BU GÜNE  KADAR ÇOĞU  KAMU
    SEKTÖRÜNDEN OLMAK ÜZERE YÜZDEN FAZLA İSRAİL FİRMA­SININ TOPRAK SATIN ALDIĞI İDDİASI İLE SÖZ KONUSU FİR­MALARIN  ARAŞTIRILMASI,
  4. GAP ÇERÇEVESİNDE    İSRAİL    GÜDÜMLÜ    FAALİYET GÖSTEREN YERLİ VE YABANCI FİRMALAR İLE KİŞİLERİN TESPİT EDİLMESİ.
  5. GAP ÇERÇEVESİNDE İHALE ALARAK FAALİYET GÖSTE­REN/ FAALİYETE BAŞLAMAMIŞ FİRMALARIN TESPİT EDİLMESİ,

Ç.İSRAİL GÜDÜMÜNDE OLABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLEN BAZI YERLİ FİRMALARIN FAALİYETLERİNİN TESPİT EDİLEREK İTHALAT-İHRACAT DURUMLARININ ORTAYA ÇIKARILMASI,

  1. ŞANLIURFA BÖLGESİNE İSRAİL TARAFINDAN YERLEŞ­TİRİLDİĞİ İDDİA EDİLEN KÜRT YAHUDİ AİLELERİN ORTAYA ÇI­KARTILMASI,
  2. SINIR BÖLGESİNDEKİ  TOPRAKLARIN  MAYINDAN TEMİZLENEREK YASAL ÇERÇEVEDE TARIM ALANI HALİNE GETİ­RİLMESİ  UĞRAŞLARI  İLE  İSRAİL FİRMALARININ  BU TOPRAK­LAR ÜZERİNDEKİ EMELLERİNİN   TAKİP EDİLEREK ORTAYA ÇI­KARILMASI,
  3. ÖZELLEŞTİRME KAPSAMINA   ALINAN   CEYLANPINAR TİGEM  ÇİFTLİK ARAZİSİNİN  ÖZELLEŞTİRİLMESİ  PROSEDÜRÜ­NÜN TAKİP EDİLMESİ VE İSRAİL İLE BAĞLANTISININ ARAŞTI­RILMASI,
  4. YAHUDİ ASILLI OLAN VE BÖLGEDE TOPRAK ALINMA­SINA ÖNCÜLÜK ETTİĞİ    HAKKINDA   İDDİALAR    BULUNAN “HAİM” ADLI KİŞİNİN FAALİYETLERİNİN BELİRLENMESİ HU­SUSLARI ÜZERİNDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMESİ PLANLANMAKTADIR.

DEĞERLENDİRME;

  1. GAP’IN ÖNEMİ TÜM DEVLETLER TARAFINDAN BİLİN­MEKLE BİRLİKTE, ULUSAL MENFAATLER İÇİN İSRAİL’İN DE BU PROJEDE GÖZÜNÜN OLABİLECEĞİ KIYMETLENDİRİLMEKTEDİR.
  2. ELDE EDİLEN TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER İLE, İSRAİL DEVLETİNİN GAP PROJESİ ÇERÇEVESİNDE;
  3. ŞANLIURFA İLİ   BÖLGESİNDE   BÖLGE  VATANDAŞLARI ADINA TOPRAK SATIN ALARAK BU TOPRAKLARDA DOĞRU­DAN VEYA DOLAYLI OLARAK BAZI YATIRIMLAR YAPMAK İÇİN ARAŞTIRMALAR İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ, BU KAPSAMDAKİ PLANLAMALARINI   HAYATA  GEÇİRMEK   İÇİN   GİRİŞİMLERİNİ DEVAM ETTİRECEĞİ,
  4. İSRAİL’İN YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARI KONU­SUNDAKİ ARAŞTIRMA GAYRETLERİNİ ISRARLA SÜRDÜREREK BÖLGEYE YÖNELİK PROJELER İÇERİSİNDEKİ YERİNİ SAĞLAM­LAŞTIRMA DÜŞÜNCESİNDE OLABİLECEĞİ,
  5. SU SORUNU YAŞAYAN İSRAİL’İN ÜLKESİNE KALICI SU TEMİN ETME YÖNÜNDEKİ  UĞRAŞLARINI  DAHA DA ARTIRA­RAK   BÖLGEDEKİ   SU   KAYNAKLARINI   KENDİ   KONTROLÜNE ALMA YÖNÜNDE ÇALIŞMALARINI DEVAM ETTİREBİLECEĞİ,

Ç.          BÖLGEDE KURULAN VEYA KURULACAK OLAN ŞİRKET­LERİ KENDİ GÜDÜMÜNDE ÇALIŞTIRARAK VEYA KENDİ GÜ­DÜMÜNDE YENİ ŞİRKETLER KURARAK BAHSİ GEÇEN EMELLE­RİNE ULAŞMA YÖNÜNDE PLANLAMALAR İÇERİSİNDE OLABİ­LECEĞİ,

  1. AYRICA BÖLGEDE YAŞAYAN YAHUDİ, ERMENİ AZIN­LIKLARI HER YÖNDEN DESTEKLEYEREK GAP VE TÜRKİYE ALEYHİNE DEĞİŞİK FAALİYETLERDE KULLANMA GAYRETLERİN­DE BULUNABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

EK: 3

İSRAİL FİRMALARININ GAP’A YÖNELİK FAALİYETLERİ

GENEL  :

  1. GAP, FIRAT VE DİCLE NEHİRLERİNİN ARASINDA KA­LAN GENİŞ SAHAYI İÇİNE ALAN VE BARAJLARIN HİDROE­LEKTRİK SANTRALLERİNİ, TÜNELLERİ, SULAMA TESİSLERİ­Nİ, HER ÇEŞİT ALT YAPILARI, TARIM, SANAYİJURİZM İLE İLGİLİ TESİSLERİ, ULAŞTIRMA, EĞİTİM VE SAĞLİK İLE İLGİLİ BÜTÜN HİZMETLERİ İÇİNE ALAN BÜYÜK VE GENİŞ PROJE­LER DEMETİDİR. GAP’TA YEDİ BÜYÜK PROJE GRUBU VAR­DIR. BUNLAR AŞAĞI FIRAT PROJESİ, DİCLE PROJESİ, SINIR FİRAT PROJESİ, SURUÇ-BAZİK PROJESİ, ADIYAMAN-KAHTA PROJESİ, ADIYAMAN-GÖKSU PROJESİ VE GAZİANTEP PRO­JESİDİR. GAP KAPSAMİNDA 13 PROJE PAKETİ HALİNDE 22 BARAJ VE 19 HİDROELEKTRİK SANTRAL ÜNİTESİ VARDIR.

BU PROJE, 75.000 KM2’LİK BİR SAHAYI İÇİNE ALAN DEV BİR PROJEDİR. GAP’IN TAMAMLANMASI İLE KURULA­CAK OLAN HİDROELEKTRİK SANTRALLERDEN, KARAKAYA HİDROELEKTRİK SANTRALİ DE DAHİL YILDA 27.345 MİL­YAR KWH’LİK ENERJİ ELDE EDİLECEKTİR. SULAMA TESİS­LERİ İLE DE 1 MİLYON 800 BİN HEKTAR TARIM ALANI SU­LAMAYA ALINACAKTIR.

  1. OCAK 1994’DE YAYINLANAN  TIME   DERGİSİNDE, DÜNYANIN 7 HARİKA PROJESİ İÇERİSİNDE GÜNEY DOĞU ANADOLU PROJESİ DE GÖSTERİLMİŞTİR.
  2. İSRAİL’İN ORTADOĞU POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE ;
  3. İSRAİL’İN ESKİ ANKARA BÜYÜKELÇİSİ DAVİT GRANİT’İN “GAP GİBİ  BİLİNÇLİ  BİR  BÖLGESEL PLANLAMAYI ÖNGÖREN, YÖRE HALKINA REFAH GETİRECEK BİR PROJEYE TAM   DESTEK VERİYORUZ,   İSRAİL’İN  SULAMA VE  DENİZ SUYUNU   KULLANILIR  HALE  GETİRME  TEKNOLOJİSİNDEKİ
    ÜSTÜNLÜĞÜ SAYESİNDE GAP İÇİN İDEAL BİR ORTAK OLA­BİLECEĞİNİ BELİRTMESİ ,
  4. İSRAİL’İN ANKARA BÜYÜKELÇİSİ ZUİ ELPELCEG’İN “İSRAİL’İN  SUYA İHTİYACININ OLDUĞU, TÜRKİYE’NİN  İSE SU AÇISINDAN ŞANSLI BİR ÜLKE   OLDUĞU,   GELİŞMİŞ BİR SULAMA SİSTEMİ KURULMASI VE BUNUN TARIMDA KUL­LANILMASI DURUMUNDA GAP BÖLGESİNİN BİR CALİFOR-
    NİA HALİNE GELECEĞİ”Nİ ÖNE SÜRMESİ ,
  5. TÜRKİYE’Yİ ZİYARET EDEN İSRAİL CUMHURBAŞKA­NI EZER WEİZMANN’IN DA “GAP PROJESİNE İSRAİL’İN KATILIMI”NI ÖNERMESİ,

Ç.DİĞER YANDAN, AĞUSTOS 1995TE ANKARA BÜ­YÜKELÇİSİ OLARAK ATANAN ZUİ ELPELEG’İN “TÜRKİYE’DE SU DA BOL, TOPRAK DA, ANCAK BİZDE HER İKİSİDE YOK” ŞEKLİNDE BEYAN VERMESİ,

  1. AYRICA, 2002  YILINDA  İSRAİL  HÜKÜMETİ  TARA­FINDAN   ŞANLIURFA   İLİNDE  YAPILAN/YAPILACAK  ÇALIŞ­MALAR HAKKINDA SURİYE DEVLETİNE AİT BİR TV. KANA­LINDA   PROGRAMLAR     YAYINLANMASI   GİBİ   HUSUSLAR
    GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA, İSRAİL’İN GAP PROJESİNE OR­TAK OLABİLME ÇABALARI AÇIKÇA ORTAYA ÇIKMAKTADIR.
  2. İSRAİL’İN;
  3. KURULUŞUNDAN SONRA GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİNDEN GÖÇ  EDEREK     İSRAİL’E  YERLEŞEN   KÜRTKÖKENLİ  YAHUDİ AİLELERDEN  BİR KISMINI ŞANLIURFA BÖLGESİNE YERLEŞTİRDİĞİ VE ONLARI   FİNANSE ETTİĞİ,
  4. TARIMDA KENDİ   UYGULADIĞI   KOLLEKTİF  TARIM ÇİFTLİKLERİ  MODELİNİ TÜRKİYE’DE  DE  UYGULAMA GAY­RETİNDE OLDUĞU,
  5. FIRAT SULARINI KONTROL ETMEK İÇİN TÜRKİYE’YE VE GAP PROJESİNE İLGİ GÖSTERDİĞİ DEĞERLENDİRİLMEK­TEDİR.

İSRAİLLİ FİRMALARIN GAP KAPSAMINDA ŞANLIURFA İLİNE YÖNELİK FAALİYETLERİ

  1. KONU İLE İLGİLİ ELDE EDİLEN BİLGİLERİN BİR ÇOĞU DUYUM NİTELİĞİNDE OLUP TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLERDİR. ANCAK TEYİD EDİLMESİNE YÖNELİK OLARAK ÇALIŞMALAR SÜRDÜRÜLMEKTEDİR.
  2. AÇIK KAYNAKTA YER ALAN İSRAİL SANAYİ VE Tİ­CARET BAKANLIĞI TARAFINDAN EYLÜL 2000’DE YAPILANBİR AÇIKLAMADA; “GAP KAPSAMINDAKİ 6 BARAJ VE SU­LAMA PROJESİ İÇİN AÇILAN İHALEYİ İSRAİL’DE İNŞAAT VE MÜHENDİSLİK ALT   YAPILARI   ALANINDA    İSİM   YAPAN ASHTROM, MERHAV, SOLEH BONEH VE TAHAL ŞİRKETLE­
    RİNİN  KAZANDIĞI” HUSUSLARI BELİRTİLMİŞ, ANCAK SÖZKONUSU FİRMALARIN    FAALİYETLERİ İLE İLGİLİ BİLGİLERE ULAŞILAMAMIŞTIR.
  3. ANCAK;
  4. “TEİ-EKİNCİLER” İSİMLİ BİR İSRAİL ŞİRKETİ TARA­FINDAN NİSAN 2001’DEN BERİ, GAP KAPSAMINDAKİ BO-ZOVA-YAYLAK SU PROJESİNE YÖNELİK ÇALIŞMALAR  DEVAM ETMEKTEDİR. (MUHTEMELEN ŞİRKETİN ASIL AMACI, TOPRAK ANALİZLERİNİ YAPARAK YER ALTI KAYNAKLARINI TESPİT ETMEKTİR.)
  5. AYRICA, BOZOVA İLÇESİNDEKİ SU KANALI PROJESİ, TAŞERON BİR FİRMA OLAN “KOLİN” İSİMLİ BİR İSPANYOL FİRMASINA YAPTIRILMAKTADIR.
  6. ARAŞTIRMASI DEVAM    ETMEKLE    BİRLİKTE    GAP PROJESİNDE İHALE ALAN FİRMALARIN ;
  7. MERIT INTERNATIONAL INC (İSRAİL)
  8. BERTI-BRUDO-JAKOB BEHAR (İSRAİL)
  9. ZINKAL (İSRAİL)

Ç.  ARAT LTD (İSRAİL)

  1. PAL-YAL, MERAZ (İSRAİL)
  2. SORTEL B.V. (HOLLANDA)
  3. KOÇ HOLDİNG-SUMITOMO (TÜRKİYE-JAPONYA) OLDUĞU YÖNÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR.
  4. ÖTE YANDAN, ŞANLIURFA İLİNİN SURİYE İLE OLAN SINIR BÖLGESİNDEKİ   TOPRAKLARIN   MAYINDAN   TEMİZ­LENMESİ KONUSUNDA BÖLGEDE YOĞUN DERECEDE UĞ­RAŞLAR  VERİLMEKTEDİR.  SÖZ  KONUSU  TOPRAKLAR  İLE,ÖNÜMÜZDEKİ  DÖNEMDE  ÖZELLEŞTİRME  KAPSAMINA A-
    ÜNAN   CEYLANPINAR  TİGEM   ÇİFTLİK  ARAZİSİNİN   ÖZEL­LEŞMESİ  DURUMUNDA,  İSRAİL ASILLI  İŞ  ADAMLARININ; BU   BÖLGELERDE   DOĞRUDAN   VEYA   DOLAYLI   OLARAK TOPRAK SATIN ALARAK/KİRALAYARAK BÖLGEDE TARIM VE HAYVANCILIK    ÇALIŞMALARI    İÇERİSİNDE    BULUNACAĞI YÖNÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR.

ÖTE YANDAN;

  1. BAZI YAHUDİ ASILLI KİŞİLERİN BÖLGEMİZDE, İLİ­MİZİN İLERİ GELENLERİ İLE İRTİBAT KURARAK VE KÖYLERİ DOLAŞARAK TOPRAK ALMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERDE BU­LUNDUKLARI VE    ŞANLIURFA İLİ NÜFUSUNA KAYITLI VA­TANDAŞLAR ADINA ALINAN TOPRAKLARIN İSRAİL ŞİRKET­LERİ TARAFINDAN DOLAYLI OLARAK UZUN SÜRE İÇİN Kİ­
    RALANDIĞI,
  2. ŞANLIURFA İL MERKEZİNDE BULUNAN BAZI YAHU­Dİ ASILLI   KİMSELERİN,   KENDİ  ADINA  İL  MERKEZİNDEKİ ÖNEMLİ  GÖRÜLEN  YERLERDE  YÜKSEK  FİYATLARA ARSA ALMA ÇALIŞMASI YAPTIKLARI VE ŞANLIURFA NÜFUSUNA KAYITLI     BAZI   ŞAHISLARIN  TOPRAK  ALARAK  TARIMSAL ARAŞTIRMALAR YAPTIKLARI  YÖNÜNDE  TEYİDE  MUHTAÇ
    BİLGİLER ALINMIŞTIR.
  3. İSRAİL İLE BAĞLANTISI OLDUĞUNA DAİR TEYİD E-DİCİ BİLGİLER OLMAMAKLA BİRLİKTE,
  4. K. ŞİRKETLER   GRUBUNA   BAĞLI   OLAN      “K.-A.” ŞİRKETİNİN ;

(1) NİSAN 2003’DE, ŞANLIURFA-MARDİN YOLU ÜZE­RİNDEKİ HAYVANCILIK VE BESİ ÇİFTLİĞİ KOMPLEKSİNİN FAALİYETE BAŞLADIĞI, ARAZİ HARİÇ 17 MİLYON ABD DOLARI YATIRIM ÖNGÖREN BİR PROJEYLE, ORTALAMA 1.000 ADET İNEK BESİCİLİĞİ, YILDA 9 MİLYON SÜT ÜRE­TİMİ İLE BESİCİLİĞE HİZMET VERECEK YEM BİTKİLERİ TA­RIMI İÇİN ENTEGRE BİR TESİS PLANLADIĞI, BU MAKSATLA FABRİKA ALANI ÇEVRESİNDEKİ SULU TARIM YAPILABİLE­CEK TOPRAKLARI ALMA YÖNÜNDE GİRİŞİMLERİNİN OL­DUĞU, BUNU DA KOÇ VAKFI’NIN İMKANLARINI KULLANA­RAK VAKIF ARACILIĞI İLE GERÇEKLEŞTİRDİĞİ,

(2)   KURULDUĞU ZAMANLARDA ŞİRKETİN YÖNETİMİNE- ETKİ  EDEN    10-15 YAHUDİ ASILLI  KİŞİNİN  BULUNDUĞU, HALEN BU SAYININ   İKİ KİŞİ İLE SINIRLI KALDIĞI,

  • 2003 YILI İÇERİSİNDE ŞANLIURFA İLİ MERKEZ İLÇE­YE BAĞLI BAZI KÖY VE MEZRALARDA TARIMSAL ÇALIŞMA İÇİN YÜKSEK FİYATLARDA ARAZİ SATIN ALDIĞI, HARRAN-SİVEREK ARASINDA SULU TARIM YAPILAN BAZI ARAZİLERİ
    ALMA VE BU BÖLGEDE BİR ÇİFTLİK PROJESİ OLUŞTURMA YÖNÜNDE   GİRİŞİMLERDE   BULUNDUĞU,   ANCAK   SONUÇ ALAMADIĞI,
  • HARRAN OVASINDA TÜRKİYE’NİN EN MODERN SÜT VE ET ENTEGRE TESİSLERİ KURMA PROJESİNİ HAYATA GE­ÇİRME ÇALIŞMALARININ DEVAM ETTİĞİ, SULAMA KONU­SUNDA DÜNYA ÇAPINDA DENEYİMLİ ÜRETİCİ FİRMALAR­LA DİSTRİBÜTÖRLÜK ANLAŞMALARI YAPTIĞI, BU  FİRMA­
    LARIN;    NAANDAN    SULAMA    SİSTEMLERİ    (İSRAİL)    VE VALLEY SULAMA SİSTEMLERİ (USA) OLDUĞU,
  • AYRICA, ŞANLIURFA    İLİNDE    BİBER    FABRİKASI, TRAKMAK VE  BORSAN  GİBİ  İŞ SAHALARI  KURDUĞU YÖ­NÜNDE BİLGİLER ALINMIŞTIR.
  1. ŞANLIURFA ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİNDE BU­LUNAN VE ASIL SAHİPLERİ G. K. E. BAŞKANI F. S. İLE İS­RAİL’Lİ BİR ORTAĞININ OLDUĞU “G..S” TEKSTİL FİRMASI­NIN ;

(1) HARRAN VE BOZOVA İLÇESİNİN BAZI KÖYLERİNDE TARIM ÇALIŞMALARI YÜRÜTTÜĞÜ,

(2) ŞANLIURFA MERKEZ HAŞİMİYE SEMTİNDE BİR HANDA BULUNAN DÜKKANI, İSRAİL ESKİ GENEL KURMAY BAŞKANI MOŞE DAYAN ADINA BİR MÜZE HALİNE GETİR­MEK MAKSADIYLA,  1   MİLYON DOLAR KARŞILIĞINDA ALMAK  İSTEDİĞİ,  ANCAK  SONUÇLANMADIĞI   İSTİHBAR  0LUNMUŞTUR.

  1. AYRICA HARRAN İLÇESİNDE YAŞA/AN YAHUDİ VE ERMENİLERE MADDİ YARDIMDA BULUNULDUĞU, YİNE İS­RAİLLİLER TARAFINDAN HARRAN İLÇESİNDEKİ KUTSAL SA­YILAN “YAKUP’UN KUYUSU” ADLI YERİ RESTORE ETME PLANLAMALARI YAPILDIĞI YÖNÜNDE TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER ALINMIŞTIR.

DEĞERLENDİRME;

  1. GAP’IN ÖNEMİ TÜM  DEVLETLER TARAFINDAN  Bİ­LİNMEKLE BİRLİKTE, ULUSAL MENFAATLER İÇİN İSRAİL’İNDE   BU  PROJEDE  GÖZÜNÜN  OLABİLECEĞİ  KIYMETLENDİRİLMEKTEDİR.
  2. ELDE EDİLEN TEYİDE MUHTAÇ BİLGİLER İLE BASIN­DA YER ALAN HABERLER ÇERÇEVESİNDE, İSRAİL DEVLETİ­NİN;
  3. ŞANLIURFA İLİ BÖLGESİNDE BÖLGE VATANDAŞLA­RI, BÖLGEDE FAALİYET GÖSTEREN BAZI ŞİRKETLER ADINA TOPRAK SATIN ALARAK  BU  TOPRAKLARDA  DOĞRUDAN VEYA DOLAYLI OLARAK BAZI YATIRIMLAR YAPMAK GAY­RETİ İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ,
  4. YER ALTI VE YER ÜSTÜ KAYNAKLARI KONUSUNDA­Kİ ARAŞTIRMA GAYRETLERİNİ ISRARLA SÜRDÜREREK BÖL­GEYE YÖNELİK PROJELER İÇERİSİNDEKİ YERİNİ SAĞLAM­LAŞTIRMA DÜŞÜNCESİNDE OLABİLECEĞİ,
  5. SU SORUNU  YAŞADIĞI,   KALICI   SU  TEMİN   ETME YÖNÜNDEKİ UĞRAŞLARINI DAHA DA ARTIRARAK BÖLGE­DEKİ   MEVCUT   SUKAYNAKLARINI   KENDİ KONTROLÜNE ALMA YÖNÜNDE ÇALIŞMALARINI DEVAM ETTİREBİLECEĞİ,

Ç. BÖLGEDE KURULAN VEYA KURULACAK OLAN ŞİR­KETLERİ KENDİ GÜDÜMÜNDE ÇALIŞTIRARAK VEYA KENDİ GÜDÜMÜNDE YENİ ŞİRKETLER KURARAK BAHSİ GEÇEN EMELLERİNE ULAŞMA YÖNÜNDE PLANLAMALAR İÇERİ­SİNDE OLABİLECEĞİ,

  1. AYRICA BÖLGEDE YAŞAYAN YAHUDİ, ERMENİ AZINLIĞI HER YÖNDEN DESTEKLEYEREK GAP VE TÜRKİYE ALEYHİNE DEĞİŞİK FAALİYETLERDE KULLANMA GAYRET­LERİNDE BULUNABİLECEĞİ DEĞERLENDİRİLMEKTEDİR.

EK OLARAK

CEYLANPINAR İLÇESİNDE ALINABİLECEK ARAZİNİN, TA­RİM İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜ KONTROLÜNDE OLDUĞUNU, 2002 YILINDA İSRAİL FİRMALARININ 10.000 DEKAR ARAZİ KİRALAMAK İÇİN TARIM İŞLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜ­ĞÜNE TEKLİFTE BULUNDUKLARI, TARIM İŞLETMELERİ GE­NEL MÜDÜRLÜĞÜNCE KABUL ETMEDİĞİNİ,

CEYLANPINAR TARİM İŞLETME MÜDÜRLÜĞÜNE AİT ARAZİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ DURUMUNDA, EN GÜÇLÜ ALICININ İSRAİL FİRMALARI OLDUĞUNUN DEĞERLENDİ­RİLDİĞİ, BUNUNLA İLGİLİ CEYLANPINAR İLÇESİNDE HER­HANGİ BİR FAALİYETİN TESPİT EDİLEMEDİĞİNİ.

EK: 4

29 ARALIK 2003

İSRAİL BİLGİ NOTU

ŞANLIURFA İLİNDE İSRAİL ADINA FAALİYET GÖSTEREN, İSRAİL ADINA ARAZİ ALAN FİRMALAR İLE S.-T.-A. K. ŞİR­KETİNDE ÇALIŞAN İSRAİL ASILLI MÜDÜRLER VE ZİRAAT TEKNİSYENLERİ HAKKINDA YAPILAN ARAŞTIRMA SONU­CUNDA ELDE EDİLEN BİLGİLER AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR.

  1. ŞANLIURFA İLİNDE FALİYET GÖSTEREN Ö. K. SAHİP­LERİ A. Ö. İLE A. Ö. BUNLAR ERMENİ ASILLI İSRAİL ADINA AKZİYARET VE HARRAN TARAFINDA ARAZİ ALDIĞINI.{ TE­YİDE MUHTAÇ )
  2. ŞANLIURFA İLİNDE FALİYET GÖSTEREN M SAHİBİÖ. K.   ŞAHSIN GAYRİ MÜSLİM OLDUĞUNU, İSRAİL ADINAŞANLIURFA İLİNDE  TARAFINDAN ARAZİ ALDIĞINI.( TEYİDEMUHTAÇ )
  3. HARRAN VE BOZOVA BÖLGESİNDE YAŞAYAN ÇİFTÇİ­LERİN İSRAİL ADINA TOPRAK ALDIKLARINI {TEYİDE MUH­TAÇ )
  4. ŞANLIURFA İLİNDE BAŞKA FİRMALAR ADINA SATI­LAN   İSRAİL  TOHUMLARININ  AŞIRI   OLDUĞUNU,   BU  TO­HUMLARIN BİR SEFER KULLANILDIĞINI .
  5. ŞANLIURFA İLİNDE FAALİYET GÖSREREN T. Z. A. L.Ş.’NİN ÜÇORTAĞININ OLDUĞUNU, BUNLARIN İ. K. -Ş. M. İLE S. K.’UN ARAŞTIRMAYA DEVAM EDİLİYOR OLDU­ĞUNU ARZ EDERİM.

 

 

EK: 5

31 ARALIK 2003

İSRAİL BİLGİ NOTU

ŞANLIURFA İLİNDE İSRAİL ADINA FAALİYET GÖSTEREN, İSRAİL ADINA ARAZİ ALAN FİRMALAR İLE S.-T.-A. K. ŞİR­KETİNDE ÇALIŞAN İSRAİL ASILLI MÜDÜRLER VE ZİRAAT TEKNİSYENLERİ HAKKINDA YAPILAN ARAŞTIRMA SONU­CUNDA ELDE EDİLEN BİLGİLER AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR.

  1. İSTANBUL İLİ OSMANBEY’DE İKAMET EDEN Ş.URFA NÜFUSUNA KAYITLI YAHUDİ DÖNMESİ İ. Y. N. ADLI KİŞİ­NİN DÖVİZ BÜROLARI İLE TEKSTİL FABRİKALARININ, ŞAH­SIN ARAP ÜLKELERİ İLE ÇALIŞTIĞINI, EŞİNİN YAHUDİ OL­DUĞUNU, EŞ ÇEVRESİNİN KUWETLİ OLDUĞUNU, BU ŞAHSIN EŞİNİN ÇEVRESİNİ KULLANARAK İSRAİL ADINA BAZI FAALİYETLERDE BULUNDUĞUNU, EŞİNİN AKRABASI OLAN HAİM ADLI KİŞİNİN 7 SENE ÖNCE TAKRİBEN (1997) SENESİNDE S. K. İLE Ş.URFADA BİRLİKTE VAKİF VE OKUL AÇTIĞINI, VAKIF ARACILIĞI İLE VEYA VAKIF NÜFUZUNU KULLANARAK HAZİNE ARAZİLERİNİN VEYA ÖZEL ARAZİLE­RİNİN (K.-A. B. VE T. Ü. A.Ş ) GERİ KALAN BİR KISIM ARA­ZİYİ A. B. İSİMLİ ŞAHSIN SATIN ALDIĞI VE BUNU K.-A. ŞİRKETİNE SATTIĞINI, 2-3 YIL ÖNCE ŞİRKETİN O ZAMANKİ MÜDÜRÜNÜN A. B. OLDUĞUNU ANCAK DAHA SONRA İŞ­TEN ATILDIĞINI, ŞİMDİKİ GENEL MÜDÜRÜN R. T. OLDU­ĞUNU, HAİM’İN ŞİRKETİNİN ARAZİ BÖLÜMÜNE A. T. (MOSSAD AJANI OLABİLİR) ŞAHSINDA HAYVAN BÖLÜMÜ­NE BAKTIĞINI.
  2. İŞÇİLERİN BİR BÖLÜMÜ K. B. BİR KISMIDA H. BAN­KASINDAN MAAŞ ALDIKLARINI. A. B. (RUM) BÖLGENİN İLERİ GELENLERİ İLE İRTİBATA GEÇEREK ESKİ ŞANLIURFA MİLLETVEKİLLERİNDEN OLAN CENAP GÜRPINAR’IN OĞLU KASİM GÜRPINAR’A AİT OLAN 9 KÖYDE ARAZİ ALARAK BİR ÇİFTLİK YAPMAYA ÇALIŞTIKLARINI (SİVEREK-HİLVAN ARASI OLABİLİR) GEÇEN SENE SEDAT BUCAK’IN DA ARA­ZİSİNİ ALMA GİRİŞİMİNDE BULUNDUKLARINI. ANCAK SE­DAT BUCAK’IN KABUL ETMEDİĞİNİ, SİVEREK BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI HASAN ÇELEBİNİN HİLVAN’LA-SİVEREK ARASINDA 9 KÖYÜ BULUNDUĞUNU… KÖYÜN ARAZİLERİNDE MEYVE BAHÇELERİNİ İSTEDİKLERİNİ ANCAK HASAN ÇELEBİ’NİN HENÜZ VERMEDİĞİNİ, AYRICA DİYAR-BAKIRDA ATİK AİLELERİ İLE AKYILLAR AİLELERİNİN KENDİ ARAZİLERİNİN BİR BÖLÜMÜNÜ BU ŞAHISLARA SATTIKLA­RINI VE ŞU ANDA BU ARAZİLERDE PAMUK EKİMİ YAPILDIĞINI.
  3. ŞİRKETİNDE K.-A. İLE ORTAK OLDUĞUNU, K.A.’NIN İTHALAT VE İHRACAT BAĞLANTILARI, 15.000 HAYVAN -7.000 BESİ, DİĞERİNİN SÜT ÜRETİLDİĞİNİ, ETİN BİR KIS­MININ MARETE GÖNDERİLDİĞİNİ.

BÜTÜN TOPRAK ALIMLARINI S. K. V. İLE YAPTIKLARINI.

İ. Y.’IN (İSTANBUL’DA YAŞIYOR) AYRICA TRAKYADA 700 DÖNÜM SULU ARAZİ ALDIĞINI, HAİM VE İBRAHİM’İN SAMİMİ DOSTU OLDUĞUNU, S. FİRMASININ İSRAİL ABD ORTAKLI BİR FİRMA OLDUĞUNU, 2003 YILINDA A. B. TA­RAFINDAN K. A.NIN YANINDAKİ ARAZİ KİRALANMIŞTIR.

  1. A. KURULDUĞUNDA 10-15 YAHUDİ ÇALIŞIRKEN ŞU ANDA 2 ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİNİN ÇALIŞTIĞINI.
  2. İŞÇİLERİN BİR BÖLÜMÜ K. B. BİR KISMIDA H. BAN­KASINDAN MAAŞ ALDIKLARINI. A. B. (RUM) BÖLGENİN İLERİ GELENLERİ İLE İRTİBATA GEÇEREK ESKİ ŞANLIURFA MİLLETVEKİLLERİNDEN OLAN CENAP GÜRPINAR’IN OĞLU KASİM GÜRPINAR’A AİT OLAN 9 KÖYDE ARAZİ ALARAK BİR ÇİFTLİK YAPMAYA ÇALIŞTIKLARINI (SİVEREK-HİLVAN ARASI OLABİLİR) GEÇEN SENE SEDAT BUCAK’IN DA ARA­ZİSİNİ ALMA GİRİŞİMİNDE BULUNDUKLARINI. ANCAK SE­DAT BUCAK’IN KABUL ETMEDİĞİNİ, SİVEREK BELEDİYE BAŞKAN YARDIMCISI HASAN ÇELEBİNİN HİLVAN’LA-SİVEREK ARASINDA 9 KÖYÜ BULUNDUĞUNU… KÖYÜN ARAZİLERİNDE MEYVE BAHÇELERİNİ İSTEDİKLERİNİ ANCAK HASAN ÇELEBİ’NİN HENÜZ VERMEDİĞİNİ, AYRICA DİYAR-BAKIRDA ATİK AİLELERİ İLE AKYILLAR AİLELERİNİN KENDİ ARAZİLERİNİN BİR BÖLÜMÜNÜ BU ŞAHISLARA SATTIKLA­RINI VE ŞU ANDA BU ARAZİLERDE PAMUK EKİMİ YAPILDIĞINI.
  3. ŞİRKETİNDE K.-A. İLE ORTAK OLDUĞUNU, K. A.’NIN İTHALAT VE İHRACAT BAĞLANTILARI, 15.000 HAYVAN -7.000 BESİ, DİĞERİNİN SÜT ÜRETİLDİĞİNİ, ETİN BİR KIS­MININ MARETE GÖNDERİLDİĞİNİ.

BÜTÜN TOPRAK ALIMLARINI S. K. V. İLE YAPTIKLARINI.

İ. Y.’IN (İSTANBUL’DA YAŞIYOR) AYRICA TRAKYADA 700 DÖNÜM SULU ARAZİ ALDIĞINI, HAİM VE İBRAHİM’İN SAMİMİ DOSTU OLDUĞUNU, S. FİRMASININ İSRAİL ABD ORTAKLI BİR FİRMA OLDUĞUNU, 2003 YILINDA A. B. TA­RAFINDAN K. A.NIN YANINDAKİ ARAZİ KİRALANMIŞTIR.

  1. A. KURULDUĞUNDA 10-15 YAHUDİ ÇALIŞIRKEN ŞU ANDA 2 ZİRAAT YÜKSEK MÜHENDİSİNİN ÇALIŞTIĞINI.

İSRAİL BİLGİ NOTU

  1. P.:  SURUÇ İLÇESİ  NÜFUSUNA KAYITLI    DOKTOR(HARRAN İLÇESİNDE GÖREVLİ ) ANCAK A., K. KÖYÜ SAĞ­LIK  MERKEZİ  LOJMANINDA OTURUR.  TEDAŞ  VE  DEVLETHASTANESİ  İLE MERKEZ SAĞLIK OCAĞINDAKİ KÜRT KÖ­KENLİLER  İLE  GRUP OLUŞTURMAYA ÇALIŞIYOR, A.  İLÇE­SİNDE ECZANE İŞLETİR. İSRAİL BAĞLANTILI S. B. FABRİKA­SININ  SAHİBİ  İLE  BAĞLANTILIDIR.  (İL MERKEZ  MINTIKA­SINDA) AYRICA R. VE C. KUYUMCULUK DÜKKANLARININ SAHİPLERİ İLE BAĞLANTILIDIR.
  2. D.: H.’DE G. HANIN KARŞISINDA TERZİ DÜKKANIVAR. TERZİNİN İSMİ ŞARON İSİMLİ YAHUDİDİR. O. P. İLEBERABER İKİ ADAMI İLE BİRLİKTE YAKININDAKİ ON AİLEİLE AKÇAKALE,  HARRAN VE  ŞANLIURFA İL MERKEZİNDE 476   PARÇA   BAŞKALARININ   ÜZERİNE   ARSA   ALIMLARI MEVCUTTUR.
  3. D.: H.’DE GÜMRÜKHANI (ESKİ İSMİ HANEDAYAN)BU ŞAHSIN DÜKKANI KUMAŞ SATAN  KÜÇÜK DÜKKANINYANINDA, SAKALLI ÇAYCININ TAM KARŞISINDA DÜKKANI VAR. BU DÜKKANA MOŞE DAYAN’IN TORUNU 1 MİLYON DOLAR TEKLİF ETMİŞ SONUÇ BELLİ DEĞİL.

DOKTOR İ. B.: MUHTEMELEN İL MERKEZ ÇUKURDORUÇ KÖYÜNDE (YAHUDİ KÖKENLİ). BUNUN 6.000 DÖNÜM ARAZİSİ  VAR  OLUP,  ARAZİSİNİ  KORUSUNLAR  DİYE  100-150   KİŞİYE   PARA  VERMİŞTİR.   HALEN  KENDİSİNİN  AVU­KATLIĞINI İSE ŞANLIURFA MİLLETVEKİLİ ADAYI AVUKAT İ N. İSİMLİ ŞAHIS YAPMAKTADIR.

  1. B.: ADIYAMAN KAHTA ANCUS KÖYÜ NÜFUSUNA KAYITLI O.   B.’IN OĞLUDUR.   ERMENİ  KÖKENLİ  OLUP,  İL MERKEZ BÖLGESİNDE G. B. ŞİRKETİNİN SAHİBİDİR.
  2. CEYLANPINAR TİGEM’DE   DAHA   ÖNCE   YERLEŞEN GÖÇERLER SEKİZ KÖY OLUŞTURMUŞLAR, O KÖYDE TOP­RAKLAR İÇİN ZİLLİYETLİK ELDE ETMEK MAKSADIYLA   GİRİ­ŞİMDE BULUNMUŞLARDIR. MGK GÜNDEMİNDE BU KONU

KİTAP ÖZETİ

İSTİHBARAT RAPORLARINDA İSRAİL’İN GAP SENARYOSU

Tarihsel Kaynaklara göre; Yahudiler Roma İmparatorluğuna karşı ayaklanmışlar, bu ayaklanmayı ise Roma imparatorluğu kanlı ve uzun süren çarpışmalar sonucunda bastırmış, çok sayıda Yahudi öldürülmüş, sağ kalanlar da dünyanın dört bir yanına dağılmışlardır..Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Yahudiler Osmanlının Toprağı olan Filistin’e yerleşme planları yapmışlar, kurulacak olan İsrail Devletinin altyapısını oluşturmuşlardır. 2. Abdülhamit yabancıların toprak alma tekliflerini reddetmesine rağmen, padişahtan gizlice Osmanlının sınırları içerisinde alınan topraklara Yahudiler yerleşmeye başlamışlardır.

Sykes – Picot anlaşmasıyla Filistin topraklarında Yahudi devleti kurma yolları açıldı ve 15 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kuruldu. Araplarla Yahudiler arasında yapılan birçok savaşı Yahudiler kazandı. Böylece Yahudiler Orta doğu’da yavaş yavaş topraklarını genişletmeye başladılar. İsrail devletinin kurulmasından sonra bu bölgede yapılan savaşlar sonucunda İsrail, bölgedeki stratejik konumunu ve toprak bütünlüğünü artırmaya başladı.

Günümüzde İsrail Devleti, Türkiye Cumhuriyeti toprakları olan Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, kutsal kitaplardan Tevrat kökenli bir terim olan “Vaat edilmiş Topraklar” adı altında ki genişleme ve toprak satın alma konusundaki politikalarını gerçekleştirmek için Türk kökenli Museviler tarafından bu bölgede tapulu araziler aldıkları İstihbarat Raporlarında da mevcuttur. Çeşitli şirketler veya işyerleri adı altında bu bölgede topraklar satın alınmaktadır. Satın alan kişilerin maddi varlığı bu arazilerin alımı için yeterli olmaması da dikkat edici bir unsurdur. Ancak bir yerlerden parasal destek sağlanan kişiler bu bölgeden geniş araziler almaktadırlar.

   Şanlıurfa ilinde Koç Ata Sancak Süt ve Et Besi Tesisleri’nde çalışan bir kişinin bu tesisin sorumlusu olduğu ayrıca toprak alma organizasyonunun görevinin yanında Mossad ile ilişkisi olduğu, sürekli İsrail’e gittiği ve o kişinin Abraham Tilmen isimli kişi olduğu İstihbarat raporlarında bildirilmiştir. Bu kişinin ayrıca İsrail den getirdiği çok sayıda büyükbaş hayvanı bu bölgede yaşayan insanlara karşılıksız dağıttığı, Bu hayvanlar ‘yem ihti­yacının kendilerinden satın alınacağı, doğacak yavruların ise şirketin malı olacağı’ şartını kabul edenlere dağıtılıyor, ayrıca GAP bölgesine araştırma için geldiğini söyleyen başka İsraillile­rin de sık sık toprak analizleri yaptıklarını belirten rapor ‘arazi alımı’ sırasında izlenen yöntemleri de belirtiliyor. İstihbarat raporlarında belirtilen toprak alımları ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzalarını kapsamaktadır. Internet Sitelerinde zengin Yahudi işadamlarını GAP’ta toprak satın almaya davet eden makaleler bile mevcuttur. Tarım ve sulama adı altında birçok İsrailli yetkilinin resmi ziyaretler adı altında bu bölgeye geldiği araştırmalar yaptıkları bilinmektedir.

 Bölgedeki işadamı rolündeki İsrailliler buradaki görevlileri, eğitim amaçlı İsrail’e götürmekte, bu bölgede gübre bayilikleri almakta, borçlu çiftçilere yardımcı olarak bölgedeki saygınlıklarını artırmaya çalışmaktadırlar. İsrail’e yapılan bu gezilere özellikle bölgede yatırım ortaklığı yaptıkları veya yapmaları muhtemel büyük toprak sahiplerini, öğretim üyelerini, bürokratları, mahalli gazete sahipleri ve çalışanlarını, zi­raat odası başkanlarını ve dini konularda sözü dinlenir şahısları dahil etmektedirler. Ayrıca sulama ve Tarım teknolojileri alanında ilişkileri de artırmaktadırlar.

Bunun yanında İsrailli bilim adamları Kürtlerle ilgili olarak yaptıkları gen araştırmaları sonucunda Yahudilerle Kürtleri aynı soya dayandırmaktadırlar. Bunun altında yatan sebep ise toprak satın alınan bölgelerde yaşayan Kürt vatandaşlarımızı etkilemek, onların gözünde soydaş gibi görünmektir. İsrail’in GAP bölgesinde kullandığı en büyük silah Kürt Yahudileri kavramıdır. Bu kavramı Kürt kökenli Türk va­tandaşlarına aşılamaya çalışan İsrail, bu vatandaşlar aracı­lığı ile bölgede toprak alımı gerçekleştirmektedir. Kürt Yahudilerini anlatan “Kürdistanlı Yahudiler” adlı kitap, Kürtlerin İsrail’le ittifak kurmalarını belirten aşağıdaki sözcüklerle başlıyor:

“Kürtlerin Ortadoğu’da Yahudilere karsı düşmanlık his­leri beslemesinin hiçbir yararı yoktur. Kürtler Yahudi top­lumuyla daha sıcak ilişkiler kurmak durumundadırlar. Kürtler Yahudi toplumunun demokratik kurumlarını görmezden gelemezler. Yahudi toplumu Ortadoğu’da Kürtlerin doğal ittifakçısıdır.”

            İsrailli iş adamlarının “Tarımsal işbirliği ve Kalkınma”  adı altında başlattıkları çalışmalar sonunda Konya ili Karapınar ilçesinde 40 bin dönümlük arazi kiralamışlar, bu olanların akabinde CHP durumu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyarak konunun ciddiyetine dikkatleri çekmiş, Türkiye’de büyük arazilerin satın alındığının bildirerek, mülk edinmek amacıyla yabancı uyruklu kişilere satılan toprakların, Türkiye’yi silahsız bir ekonomik işgale sürüklediğini açıklamışlardır.

            İsrail devletinin GAP ile yakından ilgilendiği, açık bir gerçektir.Tarımda ileri teknoloji adı altında bu topraklarda gözü olduğu ve tarımsal işbirliği yöntemiyle bu bölgede zengin işadamlarına toprak satın aldırmaktadır. Bunun yanı sıra İsrail’in artan nüfusu için su kaynakları bakımından kısıtlı olması, Türkiye’de ise zengin su kaynaklarının bulunması İsrail devletini GAP’a odaklamaktadır.

            Orta Doğu’da su sorunu adlı bir rapor CIA tarafından düzenlenmiş, petrolden daha değerli olacağı söylenen su ihtiyacının gelecekte olabilecek bir savaş sebebi olarak belirtilmiştir.

            İsrail Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan “Barış suyu Projesi”ne göre İsrail Fırat nehrinin sularını Suriye üzerinden Ürdün’e oradan kendi ülkesine aktaracaktır. Bunun yanı sıra İsrail’in GAP’ın kontrolünün tamamen kendisine geçmesini sağlayacak projeleri uygulamaya soktuğu da kabul edilir bir gerçektir.

İsrailli bir bakan, bölgede su bombadır derken su hakkındaki stratejisini açıkça belirtmektedir.Ortadoğu’da gerçekte muhtemel savaş sebebi petrol değil de, su olacağı belirtilmektedir. Batı Şeria ve Güney Lübnan’I işgal etmesinin sebebi de buralarda ki zengin su kaynaklarına sahip olmalarındandır.

Ortadoğu’da olabilecek su savaşlarında Türkiye Anahtar ülke olarak belirtilmektedir. KKTC – İsrail bağlantılı olarak Türkiye’nin İsrail’e su satacağı yabancı basında açıklanmıştır.Ayrıca Suriye ile su soruruna dikkat çeken İsrailli yetkililer Suriye’nin silahlandığı, çıkabilecek olası bir savaşta Türkiye’nin NATO ülkeleri desteğinden mahrum kalabileceğini açıkladılar. Türkiye’de konu ile ilgili yetkililer ise; Suriye’nin su sorununda tansiyonu yükseltmesinde asıl rolü İsrail’in oynadığını belirtiyorlar ve sorunun asıl kaynağında her zaman karşımıza İsrail çıkmaktadır’ şeklinde açıklamalar yapmaktadır.

Bölgedeki Tapu Kadastro Genel Müdürü, İsrail’in GAP bölgesinde taşınmazı olmadığını söylüyor. Ancak edinilen istihba­rat raporları, İsrail’in çok gizli bir plan dahilinde, GAP’ta ki su kaynaklarını kendi lehine çekmek için çalışma yap­masının yanı sıra, teknolojik olarak sulama projeleri adı altında Türk şirketlerle ortak çalışma yaptığını belirtiyor­lar

İsrail GAP bölgesinde Kürt Yahudileri kullanarak bu bölgede toprak satın almaktadır. Yahudi toplumu Ortadoğu’da Kürtlerin ittifakçısı konumunu üslenerek, Türk devletinin, ırkçı, soykırımcı olduğu gibi iddialarda bulunarak bu bölgedeki Kürtlerin İsrail devletiyle ittifak halinde olmalarını savunmaktadır. Bunun yanı sıra ABD’nin Irak’ı işgal etmesi sonucunda İsrail, Kutsal topraklar, vaat edilmiş toraklar senaryosuna göre hareket ederek, Musul ve Kerkük bölgelerini de kapsayan, içine GAP bölgesini de alan Büyük İsrail Projesini gerçekleştirmek istemekte ve bu amaçları için çalışmalarına aralıksız devam etmektedir. Bir Kürt Yahudi’si olan Barzani önderliğinde kurulan Kürdistan da ABD’nin desteği ile ikinci bir İsrail Devleti oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Ayrıca yerel gazetelerimizden Sabah Gazetesinde, İsrail uyardı: Güneye Dikkat! başlı­ğıyla 17 Aralık 1989’da yayınlanan haberde, Suriye’nin Atatürk Barajı yüzünden Türkiye ile savaşı göze aldığına ilişkin haberler alan ve isimlerinin açıklanmasını istemeyen bazı İsrailli yetkililerin, sözde Türkiye’yi uyaran tehditleri göze çarpıyor. Suriye’nin füze gücünü anlatarak yapılan tehditler, aslında bir İsrail provokasyonundan başka bir şey değil.

Sabah Gazetesinin haberine göre İsrailli yetkililer; Hafız Esad yönetiminin, Çin’den 80 adet 600 km menzilli M 90 füzesi aldığını, bunun için de 100 milyon doların üzerinde para ödediğini bildirmektedirler. Aynı İsrailliler bu füzelerin önemini şöyle anlatırlar:  “Yeni füzeler menzil uzunluğu nedeniyle Suriye topraklarının içlerinde konuşlandırılabi­lirler. Sınıra getirip koyulmaları gerekmiyor. Bu nedenle bir savaş halinde Türk jetlerinin bu füzeleri tahrip etmesi için Suriye’nin içlerine hava hücumu düzenlemesi gerekir. Füzeler Atatürk Barajı’na büyük hasar verecek güçtedir. Suriye’nin GAP için Türkiye ile savaşacağını belirten İsrailli uzmanlar, “bu savaşta Türkiye, NATO ve Amerikan deste­ğini arkasında bulamayabilir. ” yorumunu yaptılar.

İsrail’in uygulamaya çalıştığı bu planların dışında, Filistin’e karşı uyguladığı işgal, her geçen gün devam etmektedir. Filistin devleti de İsrail’in yapmış olduğu işgal politikası karşısında Türkiye’den yardım istemektedir. Bu yardım konuları; Filistin, Gazze ve Bati Şeria’daki halkın ekonomik açıdan sefalet içinde olması, diğer  konu ise İsrail’in yayılımcı ve haksız işgalini ABD, AB ve Birleşmiş Milletler nezdinde kendilerini savunmalarını ve bu desteğe ihtiyaç duyduklarını söylemişlerdir. Özellikle Yaser Arafat’ında karargahı dahi İsrail tarafından kuşatma altına alınmış, Yaser Arafat bu kuşatmadan dışarı çıkamamıştır.

Sonuç olarak İsrail’in gerçekleştirmek isteği ana hedef; Nil nehrinden Fırat’a kadar, Kapadokya’dan Süveyş kanalına kadar uzanan topraklara sahip olmaktır.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir