KONSANTRASYON Adım Adım Zihinsel ve Ruhssal Hakimiyet — Mouni Sadhu

KONSANTRASYON 8Adım Adım Zihinsel ve Ruhssal Hakimiyet)

Bu kitap unutulmaz Guruma
ve hakiki müritlerine adanmıştır

Çeviri :Murat Sağlam

 

Önsöz

Hayat şartlarını ve statüsünü yükseltmek için zihinsel
güçlerini geliştirmek isteyen ve inanç konusunda pek emin
olmayan kişiler (örneğin agnostikler). Bu kişiler için bu
kitabın yalnızca III. Kısım’daki uygulamalı alıştırmalar, I. ve
II. Kısım’daki açıklamalar ilgi çekici olacaktır. Yedi çift
alıştırmanın ilerisine gitmek zorunda değildir. Bu kitap
zihinsel konsantrasyon ve meditasyonla ilgili mevcut birçok
teorik çalışma ile zihinsel güçlerin gündelik hayata genel
uygulanması arasındaki boşluğu kapatmak için yazılmıştır.
Bu konularla ilgili geniş literatür zihin kontrolü geliştir irken

nelerin yapılıp nelerin yapılmaması gerektiği konu sunda
sayısız ‘emir’ verir. Fakat “Nasıl?” ve “Niçin?” gibi
kaçınılmaz sorulara pratik yanıtlarla ilgili en önemli ve
gerekli öğütleri kolayca bulamazsanız.
* Bakınız Kybalion önsöz, Atkinson kitabın üç

yazarlarından biri olduğu farz edilmektedir. K.M.
Yarım asırdan önce doğuştan yeteneklere ve birçok

deneyime sahip bir Amerikalı, Yogi Ramaçaraka takma adıyla
yazan William Walker Atkinson* Doğu Felsefesi ve Yoga
hakkında, bilinçli ve bilgece bir tavırla kendi “Eklektik
Yöntem”ine dayandırdığı bir dizi çok yararlı kitaplar yayın‐
lamıştır.
Belli başlı eserlerinin isimleri şunlardır: Hatha Yoga, Raja

Yoga, Jnani Yoga, Fo urteen Lessons in Yogi Philo-sophy and

 

Oriental Occultism (On Dört Derste Yoga Felsefesi ve Doğu
Okültizm) ve nihayet son mesajını içeren Philosophies and
Religions of India (Hindistan’ın Felsefe ve Dinleri). Pratik
öğütlerle dolu bu kitaplar kendi türünün herhalde en iyi
örneklerini oluştururlar.
Çağının okültistlerinde rastlanmayan bir çabayla kendi

çağının bilinen çeşitli metinlerinden bulabildiği en iyi
malzemeleri seçmiştir.
Asrımızın ikinci yarısında genel olarak psikolojide ve okült

psikolojide büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve günü müz de
ar tık in san bi lin ci ve o nun ça lış ma bi çim le ri hakkında
atalarımızdan çok daha fazla bilgiye sahibiz.
Bugün insanın ana itici gücü, onun aklı ve zihni ile çalışma

yöntemlerinin ayrıntıları farklı olsa da, elinizdeki çalışmanın
dayandığı nokta aynıdır.
Yazar tarafsız olarak kitabına en iyi ve en çok sınanmış

yöntemleri ve alıştırmaları, ayrıca öğrenciye daha sonra kendi
başına düşünmesine yardımcı olacak ve onun önünde daha
önce algılayamadığı yeni ufaklar açacak zorunlu açıkl amaları
eklemiştir. Özellikle bu kitabın III. Kısım’ındaki
alıştırmaların bu amaca hizmet etmesi umulmaktadır.

Bu kitap şu iki okuyucu türü için faydalı olabilir:
1.2. Kendi geçici fiziksel tezahüründen daha derin şeylerin
peşinde olanlar, I. Kısım ve II. Kısım’daki ve IV. Kısım’daki
süper zihinsel başarılar ve nihai düşüncelerle ilgili yararlı
açıklamalara özel bir dikkat sarf ederek kitabı sonuna kadar
etüt etme ihtiyacını hissedeceklerdir. Etüdün tamamı
konsantrasyonun nihai amacı olan yönlendirilmiş sezgisel
bilgi veya diğer adıyla Benliğin Bilgeliğidir.
Başlangıçta her iki öğrenci tipi için de herhangi bir inanç

sistemi zorunlu değildir. Başarı için en önemli şart sağlam bir

 

mantıktır. Sağlam bir şekilde akıl yürütme yete neği, bilenmiş
bir araç gibi, eksiksiz bir biçimde egemen zihni bir temel
olarak kullanarak, daha yüksek bir algılama gücü ne dö nüş tü
re cek ve in sa nın ni hai ö zünü, ö lüm süz ve
sınırlandırılamaz ruhu yansıtacaktır.
Bu kitap herhangi bir felsefe sistemi ve onun teknik leriyle

sınırlı değildir. Malzemeler Batı ve Doğu mirasınd an kendi
değerlerine göre serbestçe seçilmiştirler.
Yazar ömür süren arayışları sırasında gelişmiş Doğulu

ustaların bilip de Batılı ustaların bilmediği çok az şey olduğ u
nu, bu nun ter si nin de ge çer li ol du ğu nu, tüm ge re ke nin
insanların gerekli becerilere ve niteliklere sahip olması ve
ciddiyet olduğunu öğrenmiştir. Batı ve Doğu sistemleri
dışarıdan farklı görünebilse de, en içteki inisiyatik içerik
değişmez.

Kısım I – Giriş

I – Başlangıç ve Tanımlar

 

“Konsantrasyon” kelimesinin Latince kökeni net ve kesin bir
anlama sahiptir. Bu kelime ortak bir merkezi veya bir
merkeze doğru har eket etmeye iş ar et eder ve en iyi şekilde
“tek-amaçlılık” kelimesiyle tercüme edilebilir. Bu anlam
Latince kelimenin birincil anlamına çok yakındır.
Bu çalışmada tümüyle pratik bir yolla, insan zihninin tek-

amaçlılık yeteneğini kazanması için nasıl konsantre
edileceğini göstermeye çalışacağım. Öğrencinin alıştırma‐
larına neyi niçin yaptığına dair yeterli netliğe sahip bir
kavrayışla başlamasını sağlamak için gerekli psikolojik ve
teknik açıklamalar asgaride tutulacaktır. Sorumuz şudur:
Konsantrasyon çalışması Niçin, Ne zaman ve Nasıl yapıl‐
malıdır? Eğer çalışma başarılı bir şekilde yürütülürse ne
kazanacağız?
Diyelim ki elinizde ucu kör bir kalem veya çubuk var. Eğer

e li niz de ki ba sit a le tin u cu nu kes kin leş tir mez se niz,
bir kar ton par ça sı nı o nun la del me nin çok zor ol du ğu
nugörürsünüz. Ucu kör kaleme güç uygulamak bile düzgün
bir delik açmaya yardımcı olmayacaktır. Neden? Çok basit bir
fizik yasası yüzünden. Gücünüz kör aletin kıyasen geniş
yüzeyine, bütüne dağılmıştır ve bu yüzden kartonun
partiküllerini birbirinden ayırıp temiz bir delik açmaya yeter
li de ğil dir.
Aynı şekilde kör bir bıçak veya testerede iyi kesmez ve güç

çok geniş bir alana, çok fazla noktaya yayıldığından kuvvet
boşa harcanır ve iyi bir sonuç elde edilmez. Yani uç konsantre
değildir.
Aletinizi keskinleştirirseniz bir delik açmak veya düz bir

çizgide kesmek zor olmayacaktır. Eğer burada bir sır varsa, o
nerededir? Tek bir noktaya uygulanan kuvvetin daha etkili
işlemesi ve çok noktaya aynı anda uygulanan eşit kuvvetten

 

daha büyük görünmesi gerçeğindedir. Bu kitabın III.
Bölümündeki alıştırmaların dayandığı temel, bu basit yasadır.
Burada kusursuz bir fiziksel alet peşinde değiliz. Birincil

amacımız zihnimizi düzgün bir biçimde kullanmak, ancak
iyice keskinleşmiş, tek hedefi bir aletin kullanılmasıyla elde
edilebilecek gizemli güce ve başarıya sahip olmaktır. İnsan
zihniyle ilgili olarak buna “düşünme ilkesi” diyebiliriz.
Bu konuyla ilgili olarak son zamanların büyük Hint

Rişilerinden (Bilgelerinden), okült psikoloji ve insan aklıyla
ilgili tüm sorular konusunda bir otorite olan Sri Ramana
Maharşi’den bir alıntı yapmak isterim:
“Ortalama bir insanın zihni sayısız düşüncelerle dolud ur,

dolayıyla bu bireyler son derece zayıftırlar. Sayısız fay da sız
dü şün ce nin ye ri ne tek bir dü şün ce gel di ğin de ken di
başına bir güce dönüşür bu ve çok kapsamlı etkilere sahiptir.”
Fikirleri bugün insanlığa hizmet eden birçok büyük bilim
adamının ve kaşifin, kendilerine özgü keşiflerini genellikle bu
dikkatli ve yoğun düşünme yeteneklerine borçlu olduklarını
biliyoruz. Isaac Newton, Thomas Alva Edison, Louis Pasteur
ve birçokları, kendi olağanüstü konsantrasyon güçlerinin,
bütün diğer her şeyi dışarıda bırakarak yalnızca tek bir
nesneyi düşünebilme yetenekle rinin farkında olup bu gücü
kullanabilen insanlardı.
Latin Amerika’da kendi zihinlerine hâkim olamayan ve bir

fikirden ötekine savrulup duran insanlara, şaka yollu, fakat
çok yerinde olarak “quinhendos pensamentos” diyorlar, bir
anda “beş yüz düşünce.”

Zihinlerimizi keskinleştirmek ve odaklamak fikri ne yeni, ne
de mantıksızdır. Tam tersine, tümüyle sorgulana bilen,
uygulanıp başarılı olunabilen kesin araçlara ve amaç lara sahip
olduğu için bilimseldir.

 

II – Yöntem

Çabalarından gerçekten olumlu sonuçlar almak isteyen
öğrenciler için konunun ikinci elden işlenmesi hiçbir fayda
sağlamayacaktır. Bu yüzden bu kitapta, sistematik olarak bir
dizi uygulamalı alıştırmayı bir araya getirdim. Bu alışt ır ma la
rın hep si da ha ön ce kul la nıl mış ve et ki li lik le ri
denenmiş alıştırmalardır.
Konsantrasyon konusunu uzun zamandır etüt eden gizem ci

ler bu a lış tır ma lar dan ba zı la rı nı bi le bi lir ler. Bu
alıştırmalardan bir kısmı yazar tarafından geliştirilmişken,
diğerleri yazarları öldüğü veya kitaplar bulunamadığı için
artık ulaşılabilir olmayan kaynaklardan alınmıştır. Başka
kaynaklardan gelen bu alıştırmalar en yüksek otoritelerden ve
uzmanlardan alınmıştır; buna rağmen hepsi incelenmiş,
güvenli ve yararlı olup olmadıkları test edilmiştir.
Burada verilen bütün talimatları yerine getirecek iradeye

sahip olmayan öğrencilerin başına gelebilecek en kötü şey,
başarısız olmak ve sonuç elde edememektir.

Konsantrasyonun meyvelerinden tümüyle kendi bencil ve
maddi amaçları için faydalanmak isteyen bir sürü öğrenc inin
başına da aynı şey gelecektir; çünkü konsantrasyon nihai
amaç değildir. Yalnızca insanın daha yüksek ve daha iyi bir
hayat bilinci düzeyine çıkmasına yardımcı olacak gerekli bir
yetenek ve araçtır. Okült eğitimin bu alt bölü münde başka
amaçlar peşinde koşanlara başarı yoktur.
Burada benimsenen yöntem öğrencinin attığı adımları milim

milim derecelendirme üzerine kuruludur. Alıştır maların sayısı
mutlak ölçülerde asgariye indirgenmiştir ve tek bir gereksiz
ayrıntı bile yoktur. En ufak bir şey zihnin gidip gelmesine

 

neden olduğu için bu nokta çok önemlidir. Alıştırmaların en
küçük bir ayrıntısı bile ihmal edilmemel i dir; çün kü ça ba nı
zın ba şa rı sı tü müy le a lış tır ma la rın eksiksiz
uygulanmasına bağlıdır.
Yeni başlayanlar karşı karşıya oldukları yöntem hakkında

hiçbir şey bilmeyebilirler. Bu yüzden okuyuculara kesin bir
tavsiyem var: okuyucu daha önceki çalışmalarda tümüyle us
talaşma dıkça çalış tığı bölüm dışın daki hiçbir bölümü,
özellikle ileri bölüm leri (XVIII ve XIX Bölüm -ler), kesinlikle
okumamalıdır. Bu sizin isyancı ve bencil zihninizle ilk küçük
mücadeleniz olacaktır. Sadece zararlı ve yıkıcı olacak
gereksiz bir merakla insanların kendi çalış malarına bozup
heyecanlarının ateşini söndürmeleri çok sık rastlanılan bir
şeydir.
Ne den şim di zih ni ni ze he men sor mu yor su nuz,

“Patron kim, sen mi ben mi?”
İ le ri bö lüm le ri o ku mak, zih ni kon sant re et mek yeri ne

gerçekten olumlu sonuçlar elde etmek isteyen öğrencinin
dikkatini dağıtacak artı yükler yaratacaktır. Bu çok komik bir
du rum o lur ve hiç bir şe kil de is te di ğim bir şey de ğil dir.
Bu çalışmada uğruna mücadele ettiğimiz şey içsel özgürlük
ve denge, kaçınılmaz – ama neşeyle gelen- gizemli, içsel, en
gerçek bilgidir. O tüm iç dünyanızın dayanacağı eksend ir. Bir
insanın tezahür ileride tezahür edebileceği dünyalar ve
formlar neler olursa olsun onun kendisiyle birlikte sonsuzluğa
taşıyabileceği tek şeydir. Ölümlü ve geçici şeyler yerine kalıcı
şeyler için uğraşırken, en azından kısa bir süreliğine
zihninizin aşırı merakını dizginlemek çok önemlidir. En
azından alıştırmalar için ayırdığınız yarım saatlerde, şu andaki
hâkimiyet dışı olan isyankâr zihninizin köleliğinden
kurtulmak gerektiğine katılmıyor musunuz? Bu fetih bir kez

 

kazandığınızda hayatınızın bütün diğer de rin sorunlarını sona
erdirecek bir fetihtir.

III – Konsantrasyonun Kullanımı

Gündelik hayata uygulanan konsantre düşüncenin gücü
herkesçe bilinir ve kabul edilir. Herhangi bir kanıta veya özel
açıklamaya ihtiyacı yoktur. Fakat ortalama insan bu gücün
küçük bir parçasını bile düzgün bir şekilde kullanm az. Eğer
okuyucu aynı görüşte değilse, bana veya daha iyisi kendine,
neden başka türlü düşünmeyip belli bir biçimde düşündüğünü
açıklamasını isterim. Davet etmediği halde bazı düşüncelerin
neden ona geldiğini açıklasın. Okuyucu acaba birkaç dakika
sonra ne düşüneceğini biliyor mu? Gerçekten iradesini
kullanarak zihnini can sıkıcı veya takıntılı bir düşünceye
kapatabilir mi? Düşünceleri ona nereden geliyor?
Bu sorular cevaplanmadan kalıyorsa, zihnimizin efen disi

olmadığımızı kabul etmek zorundayız. Elinizdeki
konsantrasyon incelemesinin ilk ve en önemli adımı, bu
istenmeyen duruma bir son vermektir.
Bir makineye hâkim olmak, onu kontrol etmek, onu harekete

geçirmenin, hızını belirlemenin ve nihayet gerek
duyduğumuzda durdurmanın mümkün olması anlamına gelir.
Disipline olmuş bir zihnin gerek duyduğu şey de budur.
Gerçek konsantrasyon dikkatimizin bütününü, var

gücümüzle birkaç dakikalığına mesela bir iğne ucuna

 

yönlendirme yeteneğinden ibaret değildir, daha ziyade
düşünme makinesini durdurma ve durur halde ona bakabilme
yeteneğinidir. Bir zanaatkâr ellerinin ona itaat edeceğine,
ihtiyaç duyduğu hareketleri eksiksiz yapacağına tam bir
güven besler. Gerçekten de ellerinin herhangi bir anda isted iği
şeyleri yapıp yapmayacağından endişe etmeden, düş ün me
den ça lı şır. Böy le si şart lar da el ler ve di ğer or gan lar, bir
sakatlıkları yoksa kendilerine özgü eylem alanlarında uyum lu
bi rim ler o la rak iş ler ler.
Şimdi bedeninizin belli bir kesiminin beyninizin kontrol

merkezinden gelen uyarılara itaat etmeyi reddettiğini
düşünün. Örneğin, elleriniz susadığınızda bir bardak su
doldurmak yerine bir sigara yaksın veya hareket etmeyi
tümüyle reddetsin. Kuşkusuz böyle bir elin faydasız oldu ğu
nu dü şü ne cek si niz.
Şimdi zihin-beyin işlevine biraz yakından bakalım. Mutlak

bir kesinlikle her zaman yalnızca istediğiniz zaman ve
istediğiniz şey üzerine düşündüğünüzü, dolayısıyla
duygularınızın ve düşüncelerinizin bilincinizin ışığına
nereden geldiklerini bildiğinizi söyleyebilir misiniz?
Düşüncelerinizin zihninize girmesini engelleyip zihniniz-deki
düşünceleri orada istediğiniz süre boyunca tutabilir misiniz?
Düşünce sürecinizi analiz edebiliyorsanız, samimi yanıtınız,
hayır olacaktır.
Demek ki ortalama insan iyi bir zanaatkâr değildir, çünkü en

önemli aletini, zihnini ve düşüncelerini kontrol edemez.
Hayatı ulaşabileceği ve kavrayabileceğinin ötesin den gelen
bir şeyi kabul etmek ve kullanmakla geçmiştir.
Konsantrasyonu uygulamalı olarak etüt etmek bizi sadece

sonuçların değil, sebeplerin de dünyasına götürerek

 

kontrolsüz düşüncelerin ve duyguların köleliğinin ötesine yük
sel tir.
Yoğun insan iradesinin madde üstündeki doğrudan etkisine

şaşırtıcı bir örnek, bir bardak su içinde dönen iğne örneğidir.
Madam H.P. Blavatsky bunu müridi Mrs. Annie Besant’ı
eğitmek için ve bu konsantrasyon eğitiminin sonuçlarını
ölçmek için kullanmıştır.
Bir bardak suya küçük bir iğne koyun. Bundan önce iğnenin

batmasını engellemek için parmaklarınızı biraz yağa veya
margarine batırarak iğneyi yağla kaplayın. İğne suyun
yüzeyine dikkatle ve yavaşça bırakılmalıdır ki bardağın
kenarlarına dokunmadan suyun yüzeyinde yüzebilsin.
Çenenizi avuçlarınıza dayayın ve bardağa dönük oturun.

Dirsekleriniz masadan destek alsın. İğne suyun üzerinde
yatarken sadece irade gücü kullanarak onu döndürmek için
bütün gücünüzle iğneye bakın, gözlerinizden hayali ışınların
çıkıp iğneye değdiğini imgeleyin. Gözlerinizi kırpmayın.
Konsantrasyonun bütün kurallarına göre zihninize başka
hiçbir düşünce girmemelidir ve bütün dikkatiniz iğneyi 45 ile
90 derece kadar döndürmeye odaklanmış olmalıdır. Sonucu
etkileyebileceği için ağır ağır ve ritmik olarak nefes alın. Eğer
konsantrasyonunuz yeterince güçlüyse, iğne yavaş yavaş
istediğiniz yöne dönmeye başlayacaktır. Daha sonra,
tecrübeniz ve iradeniz güçlendikçe bunu daha hızlı
gerçekleştireceksiniz.
Bazı okült okullarda, özellikle Tibet’tekilerde bu alıştırma

çok önemlidir. Bu kursta bu konularda gereksiz kısıtlamalara
başvurmadan konuşacağım. Bu alıştırma faydalıdır, çünkü
anlaması ve uygulaması kıyasen kolaydır ve yeteneğinizi açık
bir biçimde test etmenizi sağlar. İnsan iradesinin doğrudan
konsantrasyonuyla maddeyi etkilemenin mümkün olduğuna

 

dair tartışılmaz bir kanıt sunmakla birlikte, düzgün bir şekilde
yapıldığında öğrenciye özgüven ve güçle ri ne i nanç ve rir.
Bu alıştırmayı III. Kısımda tarif edilen diğer alıştırmaları

biraz daha yakından tanıdıktan sonra denemek belki daha iyi
olur. Örneğin bu alıştırma XIX. Bölümdeki 4A Alıştır-
masıyla birlikte kullanılabilir. O zaman başarılı olma ihti‐
maliniz artacaktır.
Öğrenci alıştırmaları üzerine asla konuşmamalıdır. Bu kural

kitapta verilen bütün teknikler için geçerlidir. Proje nizi hiç
kimseyle tartışmayın, belki sizinle aynı çalışmayı yapan
insanları hariç tutabilirsiniz. Fakat en iyisi mutlak sessizliktir.
Konuşmak irade gücünüzü harcar ve alıştırmaların başarısını

büyük ölçüde engeller. Dahası sizin çabalarınızı bilenlerin
tuhaf düşünceleri sizi yargılayacak ve yok etmeye çalıştığınız
istenmeyen düşünceler yükünüzü artıracaktır. Bunu biliyor
olmanız, sessizliğe uymanız ve böylece hayal kırıklığından
kaçınmanız yeterlidir.

IV – Spiritüel Arayışta Konsantrasyonun Rolü

Batıda bu tür bir arayışta olanlara genelde mistikler, azizler
ve ruhani arayış içinde olanlar diye adlandırılırken Doğuda
onlara yogiler, sadhular ve sannyasinler denir. Bu insanların
hayatlarını ve aydınlanma yöntemlerini dikkatle incelediğimiz
vakit, onları diğer insanlardan ayıran tek şeyin, her şeyden
daha önemli gördükleri bir fikre tümüyle adanmış, keskin bir

 

biçimde yoğun, tek-hedefli, bilinçli bir hayata sahip olmaları
olduğunu görürüz.
Azizler ve yogiler kendilerine hâkimiyetlerini sürekli

uygulamayla kazanırlar. Aziz dualarına ve ilahi tefekkürlerine
gömüldüğünde, bu hale zihni ve duyguları üzerinde belli bir
hâkimiyete sahip olduğu için girer. Henüz mükemmel olmasa
da elindeki tek araç konsantrasyon gücüdür. Böyle bir insan,
konsantrasyon dediğimiz bu yeteneğinin farkında bile
olmayabilir. Bir yogi için durum farklıdır; yogi genell ikle
araçları konusunda hayli bilinçlidir ve belli bir yolu takip
ederken ayrıntılarıyla işlenmiş teorilere sahiptir. Okuyucunun
görebileceği gibi böyle bir adam konsantrasyo nun yoga
uygulamaları için vazgeçilmez olduğu gerçeğinin yaşayan
kanıtıdır. Bununla birlikte bir yoginin konsantras yon gücünü
hangi özel biçimlerde kullandığı, elimizdeki çalışmanın
konusu değildir.
Aziz gece gündüz dualarını tekrarlarken yogi aynı şeyi

mantra, nefes ve zihinsel imgelerle yapacaktır. İsmi değişse
de araç hep aynıdır. Bu kitapta herhangi bir taraf veya mez hep
tutmayan bir bakış açısından konuşacağız, dolayısıyla öğrenci
herhangi bir inancı kabul etmek veya reddetmek durumuyla
karşılaşmayacaktır.
Yukarıda bahsedilen “hakikat arayıcıları” tiplerinden biriyle

karşılaşacak kadar talihli olanlar, bu insanlara dair ilk iz le ni
min, i çin den, de rin bir bi çim de kon sant re ol muş bir insan
olduğunu kabul edeceklerdir; yabani zihnin ve onun çocukları
olan düşüncelerin yarattığı dalgalarla bir o yana bir bu yana
savrulan dümensiz bir gemiye benzemez ler.
Şimdi dikkatimizi ruhani arayışın, yine zihnin tek

amaçlılığına dayanan, çok önemli başka bir unsuruna çevi‐
relim: Dua. Dua dediğimiz şeyde genellikle kullanılan şey

 

konsantrasyon gücüdür. Dua nedir? Bugünlerde bu kelime
genellikle yanlış kullanılmakta ve yanlış anlaşılmaktadır. Bazı
okült ve mistik örgütlerin ‘seçkin’ denilen kesimi, duayı çok
sevdikleri modern terimle “meditasyon”un farklı biçimleriyle
karşılaştırıp bunlar aynıdır demekte fazla aceleci davrandılar.
Duaya karşı pek olumlu bakmayan bazı insanlar kendi

tutumlarını haklı göstermek için halka şuna benzer bir şey
söylüyorlar: Ciddi bir düşünür için dua komik bir kavram dır;
çünkü bir insan bir şey için dua ettiğinde, bu, Kadiri Mutlak
Tanrı’ya nasıl davranması gerektiği, kuluna ne bahşetmesi
gerektiği konusunda ipucu, hatta nasihat vermek anlamına
gelmektedir. Böyle bir anlayış Tanrı’yı en yüce sıfatlarından –
alimimutlaklık, mutlak iyilik, merhamet-münezzeh tutmaktır.
Ne yazık ki zekâları o kadar küt olmayan çok fazla insan

böylesi mantıksız ve haince bir yargıyı hemen kabul ediyor.
Kendine “bilimsel” süsü veren bu bakış açısının ardın daki

derin cehaleti ortaya çıkarmaya çalışalım.
Böyle bir görüş Hakikat’in aydınlanmış aşıklarının çok uzun

zaman önce reddettiği çocukça bir kavrama dayanır. Bu
görüşün düştüğü büyük hataya göre, Tanrı bir Zat’tır ve
yarattığı hayattan farklıdır; Tanrı ile insan zıt kutuplar gibi
veya bir madalyonun iki yüzü gibi, sonsuza kadar farklı
kalacak iki ayrı şeydir.
Tanrı ve O’nun mahlûklarının böylesi bir özelliğe sahip

olduğu doğruysa, bu sözde filozoflar haklı olabilirler; fakat
meseleyi dikkatle incelediğimizde bu yargıdaki büyük hata
kolayca görünür.
Biz Tanrı dediğimiz Bütün’den ayrı bir şey değiliz.

Bilincimiz, ilk bakışta bize sonsuz görünen O’nun bilincinin
bir parçasıdır. Yaşayan bilinçten başka bir şey olmayan
hayatımız, O’nun Bütün Olan Hayat’ının bir yansımasıdır.

 

Bütün gerçek felsefeler ve büyük dinler bize O’nun her
yerde mevcut olduğunu öğretir; çünkü evrende O’nun
olmadığı bir yer yoktur. O’ndan gayri hiçbir şey var olmadığı
için, biz ancak O’nda yaşarız.

Bu gerçekler her şeyi baştan sona değiştirir.
Bu anlamda bakıldığında dua dünyanın çok uzakta yaşayan

efendisinin bizden ayrı ve yabancı varlığına tapınma
anlamına gelmez. Hayır! Dua eden zalim bir tanrıdan bir şey
isteyen biri değil, bizzat aynı Mutlak’tan çıkmış bir ışık
ışınının kaynağına başvurması ve sonsuz merkezi Işık’a saygı
göstermesidir. O yalnızca görünürde (sadece görün ürde) ve
geçici olarak cüzi bir varlıktır.
Merkezi bilinçten doğrudan çıkan böyle bir varlık (insan),

bilinçsiz de olsa yaratıma ve tezahür etmemiş Mutlak’ın
tezahür olasılıklarına katılır.
Böyle bir varlığın dualarının işitilip kabul edileceğini ümit

ederek tapınması onun en tabi hakkıdır.
Du a sü re ci ni in ce le di ği miz de fark lı du a tür le ri ve de

re -celeri olduğunu görürüz; bu dualar tamlık ve saflık, dola‐
yısıyla etkililik açısından birbirinden ayrılırlar.
İn san bi lin ci Bü tün’ün, Bir’in, Tan rı’nın bi lin ciy le bir –

leşip bir olma kapasitesine sahiptir.
Kimi maddi kazançlar için, kimileri de yakın akrabaları nın

refahı, hastalıklardan kurtulması vs. için dua eder. Bu
düzeyde dua, bazı okült okul ve örgütlenmelerin ilkel
“meditasyon” türüne benzeyen en yaygın dua türüdür. Söz
konusu meditasyonlar hepsi insanda bildiğimiz en yüksek
bilinç tezahürü olan zihin dünyasının belli melekelerinin
geliştirilmesini, imgelemeyi, yüce ve yüksek fikirleri amaçlar.
Bu duaların ve meditasyonların ortak temeli duygulara bağlı

düşünce sürecidir ve etrafımızda gördüğümüz dua ve

 

meditasyonlar genelde bu türdendir.
Dua kendine denk düşen meditasyon türüne göre bazı

avantajlara sahiptir. Çünkü duada okültistlerin çok sevdiği
“meditasyonlar”da genellikle olmayan önemli bir şey içerir:
En Yüksek Varlık’a belli bir adanma.
Bulunduğumuz planda adanmadan daha arındırıcı bir güç

yoktur. Hisleri gelişkin birinin kalbi, zihinsel olarak çok
gelişmiş, fakat hisleri kuvvetli olmayan birinin kalbine göre
çok daha soyludur.
İs tis nai öl çü de ge liş miş in san la rın gün lük le rin de ve

biyografilerinde, genellikle, Doğunun ve Batının bu yüce
azizlerinin bambaşka bir dua biçimi kullandıklarına tanık
oluruz. Bu dualarda dünyevi istekler, bildiğimiz anlamda
duygular yoktur; sadece İlk Hıristiyanların ve azizlerin,
örneğin Assisi’li Aziz Francis, Aziz Vincent, Aziz Jean de
Vianney (bir asır önce yaşadı) ve halk tarafından o kadar
bilinmeyen mesela Doğu Rusya’dan Sarov’lu Aziz Seraphim
gibi yüce kişilerin çok iyi bildiği sessiz, mistik, spiritüel bir
duadır bu.
Böyle yüce bir dua biçimine yaklaşmayı başardığımızda en

yüksek meditasyon türünün neden kitaplarda görünen lerden
çok farklı olduğunu ve bu yüce duanın Rişi Ramana
Maharşi’nin bahsettiği dua-meditasyona nasıl çok yakın
olduğunu anlayabiliriz:

“Kusursuz erme tapınmadır ve tapınma ermedir… Bütün
benliğinizi ona vererek ve her düşünce ve eylem inizin Tek
Hayat’ın (Tanrı’nın) bir işi olduğunu göstererek En Yüce
Olan’a tapınmalısınız.” – F.H. Humphreys’e dersler
Ne olağanüstü bir konsantrasyon!
Bu en yüksek dua-meditasyon biçimi düşüncelerin, zihinsel

imgelerin, kelimelerin ve duyguların ötesindedir. Onda bir

 

vakitler bildiğimiz hayatı yaratan ilk ışığa erişilir ve
ulaşılacak başka bir şey kalmaz.
Gü nü mü zün bü yük mis ti ği ve ger çek bir us ta nın

öğrencisi olup 1926’da ölen Paul Sedir’in eserlerinde
yücelmiş dua formunun birçok bilimsel tarifini bulabiliriz.
Çünkü o böyle bir tapınmayı uygulayacak kadar talihliydi.
İnsanın değişmez alın yazısı ile ilgili olarak ustası bir zaman
lar o na şöy le söy le miş ti:

“Yakın gelecek aydınlanmış insanların dualarıyla, bilinçli
çabalarıyla değiştirilebilir. Tanrı’nın “kişisel kararı” diye bir
şey olamayacağı için geri alınamaz “karar” diye bir şey
olamaz; bu kararları kim verecek?
“Evrensel hayatın tezahürü sürekli akan bir nehir gibidir.

Dalgalar sürekli biçim değiştirir, hatta nehir bile yatağını
değiştirir.”
O halde kaçınılmaz kader veya değişmez, sabit alın yazısı

diye bir şey yokt ur. Yaşayan bil inç -Tanrı- bu tür sınırlardan
azadedir, bu sınırları ona kim koyacak?
Eğer Tanrı tek mümkün, dolayısıyla her şeyi, her bir şeyi

içeren, tezahürün bütününe tıpkı kadim felsefecilerin eteri
gibi nüfuz eden varoluş ise, düşünceleri ve ışınları da yine
O’nda, O’nun içinde olmalıdır. Dolayısıyla ona tapı nan la rın
du a sın dan ge len güç ken di sı nır sız güç le ri nin bir
parçasıdır.

“Tanrı” kelimesi yerine “Benlik” terimini kullanan Maharşi
bize “Bu benliğin ötesinde ve ondan ayrı hiçbir şey yoktur,”
der. Sankaraçarya ise şunu söyler: “Hakikatte bütün evren
sadece Ruh’tur.”
İ sa “Söy le dim, Tan rı’lar siz si niz,” de di ğin de bu nu çok

daha kesin bir şekilde ifade etmiştir. Yüce Öğretmen bize
Tanrı’nın babalığı fikrini vererek En Yüce Olan’la ilişkimizi,

 

zalim bir tanrının geçici hevesiyle yarattığı “şeyler” değil,
çocuklarla ebeveyn ilişkisi olarak tanımlar.
Bir çocuğun dua etmesi, bazı düşünürlerin tanımladığı gibi

hayır ve şerrin bize çok uzak belirleyicisine bir yaratığın
yalvarışından farklı bir şeydir.
Artık duanın, sadece azizlerin değil, sıradan insanında

bildiği devasa gücünün nereden geldiğini daha iyi anlayabi‐
liriz. İnsani görüş ve olanaklar açısından bize tümüyle
umutsuz görünen yerlerde duanın mantık dışı, olağanüstü bir
biçimde yardım ettiği halleri hepimiz okuyoruz, duyu-yo ruz.
En yüksek meditasyon biçimleri Samadhi’nin süper bilincine

açılır. Duayı kullanan Batılı azizlerin vecd halleri bu süper
bilinç hallerine akrabadır. Thomas a Kempis’in Imitation of
Christ kitabı etüt edilirse, samadhi halinin yalnızca yogilere
mahsus olmadığı anlaşılır. Başka ülkelerden ve kültürlerden
edinilmiş bilgiler genellikle merakımızı daha çok celbeder,
bununla birlikte sık sık görülür ki aynı şey çok uzun zaman
önce kendi ülkemizde başka biçim ve isimler altında zaten
mevcuttur.
Bilge Ben-Akiba çok yerinde bir ifadeyle şunları söyle miş

tir: “Bü tün bun lar ön ce den, çok ön ce den var dı; bu
dünyada yeni hiçbir şey yoktur.”
Gerçek duada popüler meditasyonda olmayan başka bir

unsur daha vardır. Kısa bir süreliğine de olsa, En Yüce’ye tes
lim ol mak.
Tan rı’ya ek sik ve ku sur lu ol sa da tes lim ol may la kast

edilen şey gerçekte nedir? İnsanın kendi sandığı şeyi, ölümlü
ve cüzi bedenini, duygularını ve düşüncelerini, genel kabul
gören teoriye göre “ruhu” dediği şeye teslimi.
Bu yanl ış bir şey mi? Kesinl ikl e hayır! İnsan kendinin

gerçek olmayan bir yanını geçici bir süre için teslim etti ğinde

 

bile, içinde daha yüksek bir ilkenin var olduğunu –
bilinçaltıyla bile olsa- kabul ediyor demektir. Ve bu kuşku suz
in san da bir i ler le me dir.
Birçok insan için dua meditasyondan daha kolaydır. Onlar

için dua hem daha yakın, hem daha anlaşılır, hem de
içgüdüsel olarak daha doğal bir şeydir. Maharşi şöyle der:
“Doğal olmayan kalıcı değildir, kalıcı olmayanın peşine
düşmeye değmez.”
Daha yüksek meditasyon türlerini bilenler, her zaman

meditasyonun karlı doruklarını, bu doruklardan görülen
sonsuzluğun eşsiz manzarasını tercih ederler. Fakat Sonsuz
Efendi’ye, egolarını ve açgözlülüklerini bırakarak yaklaşanlar
da aradıklarını bulacaklardır. Erdikleri mistik ülkede aşkla
Hikmet’e varan yüce azizler, hikmetle Aşk’a varan yüce
alimlerle karşılaşabilirler.
Yağmur damlası nasıl sonunda okyanusla vuslat ederse,

bütün insanlar kendi bağımsız varlıklarını yitirecek ve
Mükemmellik denizinin sükûnetine kavuşacaklardır.

V – Kimler Konsantrasyon Çalışması Yapabilir?

Aslına bakarsanız akla gelen ilk cevap, “Ne istediğini
bilenler”dir. Bir başka deyişle öğrenci kesin bir amaca sahip
olmalı, bu amaca sahip olmanın en önemli şartının kon sant
ras yon ol du ğu nu bil me li dir. Ge çi ci il gi ler ve meraklar,

 

gelgeç hevesler hiçbir zaman başarıya ulaştıran bir unsur
olmamıştırlar.
Kişi gerçek bir ruhani arayış içinde değilse, amaçlar kişiden

kişiye farklılık gösterir. Ancak bütün amaçlar sağlam bir
temele dayanmalı ve gerçekçi olmalıdır. Birçok amaçtan
birkaçını burada zikretmek isterim.
Kişinin hayatına makul ve mantıklı bir biçim kazandır ması,

kişinin yeteneklerinden en fazlasını alabilmesi, zihin
huzuruna kavuşmak, kişinin düşünce biçimi ile ilgili olarak
dışsal telkinlerden kaçınma sanatını geliştirme, hayatı iste‐
nilen kanala yönlendirebilmek için gerekli güçlü bir irade
geliştirmek. Fakat öğrenci başkalarını etkilemek veya
şaşırtmak adına bir takım okült hokkabazlıklar yapabilmek
için bazı psişik ye te nek ler ge liş tir mek, bu güç le ri kul la
na rak mad di kazançlar elde etmek, başkalarını iradeleri ve
inançları dışında bir yöne yönlendirebilmek gibi gelgeç
hevesler peşindeyse onun için en iyisi hiç bu işe
kalkışmamasıdır; çünkü elde edeceği sonuçlar umduğu gibi
olmayacaktır. Böy le bir du rum da ni hai so nuç güç le ri ni
ge liş tir mek değil, zayıflatmak olacaktır.

Soğukkanlı ve tarafsız bir bakış açısından makul olmayan ve
gereksiz olduğunu bildiğiniz bir işe kalkıştığınızda gerçek
benliğinize yabancı faktörlerin işin içinde olduğunu
bilmelisiniz. Böyle bir durumda hayatınızı siz değil, sizin
bilmediğiniz başka güçler yönlendiriyor demektir. Dini
terminolojide bunlara ayartmalar, tutkular ve çoğunlukla
günahlar denir. Bütün bunlara teslim olmak insanda aşırı
derecede zayıf bir iradenin olduğuna işaret eder. Oysa
konsantrasyon kendi başına çok daha gelişmiş bir iradeyi
gösterir. Bu ikisi birbirine karşıt iki kutuptur: zayıflık ve
kuvvet.

 

İnsana dair psikolojik bir yasaya göre en büyük içsel güç
sadece saf, sağlam esin, tutkulara, aşağı türden arzulara,
korkulara, belirsizliklere ve ikiyüzlülüğe karşı kuşanmış,
herhangi bir zorunluluktan azade bağımsız ve özgür bir
iradeyle geliştirilebilir.
Böyle bir irade olmadan ne konsantrasyonu etüt etmek ne de

hedefe başarılı bir şekilde ulaşmak mümkündür. Burada
birbirine karşılıklı olarak bağlı olan şeylerin oluş turduğu bir
çember görebilirsiniz.
Bilge insan bu bilgiyi kendine rehber edinir, aptal ise hiçbir

kaçışın olmadığı bu çemberden özgürleşmeye çalışır.
Bu ki ta bın ko nu suy la il gi li cid di bir ça lış ma yap mak

istiyorsanız, bütün yukarıda bahsedilen şeyleri iyice gözden
geçirip tam anlamıyla kavramalısınız. Konsantrasyon zayıf
insanlar için bir sığınak olamaz, iyice hak edilmiş bir
karmanın da çaresi değildir; fiziksel, astral ve zihinsel aşağı
alemleri etkileyen karmanın varlığına rağmen bir şeyler
kazanmanın aracı da değildir.
Başka bir açıklama çok daha iyi olabilir: konsantrasyonla

ilgili verilen teknikler ve bu tekniklere eşlik eden pratik
felsefenin testinden geçmek bir üniversiteyi bitirmekten çok
daha zor olabilir. Birçok normal kadın ve erkek memn uniyet
verici sonuçlarla üniversite mezunu olabilirken, çok az insan
içlerinde daha önce var olmayan bir şey yarat abilmekte, yani
bir sürü zihinsel yükler yüklenmek yerine konsantre olma
yeteneğini kazanabilmektedir.
Kuşkusuz elinizdeki konsantrasyon kursunu her derde deva

bir şey gibi göstermeye çalışmıyorum. Böyle bir şey saçma
değilse bile mantıksız olur; tarih boyunca var olmuş sayısız
ressamın hepsi bir Rafael ya da bir Rembrant ola mamıştır.

 

İçsel kontrol fikri ve bunun uygulanması hakikidir ve
verimli sonuçlara sahiptir; ama ancak bunu görebilenler için.
Konsantrasyon çalışmasına içsel bir çekim duyulmalıdır,

ondan sadece itici çalışmalar beklenmemelidir.
Şimdi bu bölümün başlığında ifade edilen “Kimler

Konsantrasyon Çalışması Yapabilir?” sorusunun cevabı artık
si zin i çin ba sit ol ma lı dır. Bu bö lü mü o ku muş bi ri
olarak yeterince olgun olup olmadığınıza kendi başınıza yanıt
verebilirsiniz. Fakat madalyonun öteki yüzünü unut mayın:
eğer yüreğiniz evet diyorsa, uyun sesine onun.

VI. – Başarının Şartları

Bu kitabı etüt etme çabalarınızın başarısını veya başarı‐
sızlığını belli bir dereceye kadar etkileyebilecek bazı fiziksel
şart lar söz ko nu su dur. Kuş ku suz her ko nu da is tis na lar
mevcuttur; fakat genel bir kural olarak bu şartlar belirleyici
olacaktır. Bu şartlardan yalnızca birkaçından bahsedeceğim:

İrade gücünüzü etkileyen herhangi bir hastalık veya
sakatlıktan doğmuş aşırı fiziksel zayıflık başlangıç aşama sın
da ki ki şi nin iç sel ça ba sı nın ö nün de ke sin bir en gel o
luş -turur. Örneğin bir kişi şöyle diyebilir: “Düşünme
aygıtımın ve irademin kusursuzlaştırılmasının gereğini
görüyorum, ancak fiziksel engellerim çok faydalı olduğunu
idrak ettiğim şeylere başlamamı engelliyor.” Bu konumda
olan bir insanın yolumuzu takip etmede çok umudu yoktur.

 

Sistematik ve sürekli uygulama için fazla zaman bırakmayan
ağır sorumluluklar. Bu insan hafta sonunda bütün
uygulamaları yapsa bile neredeyse hiç sonuç alamaz.
3. Bu tür bir çalışmanın bireyin önünde yeni ve daha iyi bir

hayatın kapılarını açacağına inanmama, ikna olmama veya bu
sezgiye sahip olmama. Çünkü böyl e bir şey asl a zorlamayla
olmaz. Bu tür şartlar altında kişi henüz vakti gel me di ği i çin
gi ri şim den vaz geç me li dir.
Öte yandan eğer III. Bölüm’de (Konsantrasyonun kullanımı)

okuduklarınızla hemfikirseniz ve III. Bölüm’de verilen
hazırlık şartlarını yerine getirmeyi başarabilirseniz, tam başarı
elde edeceğinize dair makul bir umut besleyebi lir si niz.
Doğru psikolojik anlayış zihninizle sizin aynı şey olmadı ğını

bil menizdir; zi hin e fen di niz de ğil, kö le niz ol ma lı dır.
H.P. Blavatsky bunu şu sözüyle çok güzel ifade eder: “Zi hin
iyi bir hizmetkar, ama acımasız bir efendidir.”
Ayrıca konsantrasyon yolunun insanı zihnini tek-amaç lılık

kapasitesinden daha ileriye götürdüğünü bilmelisiniz.
Gerçekten başarılı olma zihnin doğasını ve kaynağını bilmek,
aynı anda her ikisinin de ötesine geçmekten daha az bir şey
değildir. Başarı biraz önce bahsedilen iki aşamalı farkındalığa
ulaşmadan bilmenizin veya tahmin etmenizin mümkün
olmadığı yeni bir bilinç haline girmektir.
Bir kural olarak verimli bir etüdün şartları amaç için olgun o

lan lar aş kı na ken di li ğin den o lu şur.
Unutmayın ki bilincin bu şekilde geliştirilmesi yolu

mümkün olmasa zaten kişide bu fikir ortaya çıkmayacaktır.
Doğrudur insanın kulakları ve gözleri var; fakat insan bu

organlarıyla görebilmeli ve işitebilmelidir ki bu herkes için
mümkün değildir. İsa açık bir şekilde gözleri ve kulaklar olup
görmeyen, işitmeyen insanların olduğundan bahset miş tir.

 

Ayrıca bu konularla ilgili kesin bir karar verilmiş olmal ıdır;
çünkü öğrenci hüsrana uğrarsa kolay kolay aynı çalış maya
geri dönmez. İçinde kuşkular yükselir ve hala zayıf olduğu
için (tereddüt bu zayıflığın işaretinden başka bir şey değildir)
ona bu fikri tümüyle unutmasını söyleyen kendi zihninin
fısıltılarına direnemez.
Bizim bir gerçek olarak bildiğimiz şeyi, zihnin insanın her

bas tırma mü daha lesine diren diğini teoride bile kabul
etmek sizin için iyi olacaktır. Çünkü zihnin ait olduğu sübtil
enerji biçiminin her zaman insanınki ile aynı olma yan
kendine ait aptallaşmış bir bilinci vardır. Çoğu zaman zihnin
ve insanın çıkarı birbirine karşıttır.
Aşağıdaki örneği bizzat kendiniz de görebilirsiniz:

Genellikle ne zaman beyin-zihni kullanma ihtiyacı duysanız,
sizinle işbirliği yapmayı reddedip vakitsizlik, yorgunluk,
endişeler gibi birçok mazeret bulur. Her şey bir yana, yazar,
insan ve zihninin ayrı şeyler oldukları fikrini gelişt irmekten
büyük fayda görmüştür. Ayrıca onun ruhani ustası böyle bir
ayrımın faydalı olduğunu ve fiili hakikate daha yakın
olduğunu bizzat doğrulamıştır.

VI I – Öğrenciye Öğütler

Bazı insanlar bir konsantrasyon etüdünün yöntemleri ve
sonuçları hakkında yanlış bir fikre sahipler. Hatta sık sık
karşılaştığımız üzere bu insanlardan bazıları farklı bir okült

 

veya inisiyatik örgüte üye olmalarının onları hiçbir zahmete
girmeden başarının olgun meyvelerini tatmak için daha iyi bir
konuma soktuğu hayalini görüyorlar. Hiç kuşkusuz bir sis
perdesinin ardındaki amaçlarına yola ilk çıktıkları gün kadar
uzaklar.
Bizzat kendim tümüyle teorik yapıya sahip kitaplardan farklı

alıştırmalar yapan, rahat koltuklarına gömülüp siga ralarından
havaya dumanlar savuran adamlar gördüm. Kadınlar ise
torunlarına yelek örerken yapıyordu bu alıştır maları. Böyle
insanların ne kadar ilerleyeceğini doğrusu bi le mem.
Pratik açıdan bakıldığında insandaki bütün yüksek bece ri le

rin te me li o lan kon sant ras yon ye te ne ği nin çok ciddi ve
zahmetli bir çalışma olduğunu, dikkatin tümünün
verilmesinin gerektirdiğini, sonuçları kolayca unutulabilecek
veya yoğun gündelik trafik içinde kaybolup gidecek günde
birkaç dakikalık çalışmayla başarılamayacak bir şey olduğunu
net bir biçimde anlamamız gerekir. Daha önce bahsettiğim
gibi böyle bir çalışma bir üniversiteyi bitirmekten daha zordur
ve çok önceden cevapları verilmiş sorular, çözülmüş
problemleri tekrar çözmeye çalışmak veya kafayı kitaplardan
alınma düşüncelerle doldurmakla alakası yoktur.
Konsantrasyon bu bilgilenme türünden çok farklıdır.

Ortalama insan bu yeteneğin ismini zikretmeye değmeyecek
kadar küçük bir kısmıyla doğmuştur. Dolayısıyla, o farkında
olmadan hayatın içinden geçip gider. Oysa bu çalışmada eski
tabiatınızı değiştirmek ve daha önce sizde olmayan bir şeyi
yaratmak zorundasınız. Bu çalışma kitaplardan veya
derslerden felsefe kavramları öğrenmeye benzemez.
Bir örnekle açıklayalım: Üniversiteden mezun olduğunuz

zaman önünüzde birçok iş olanağı doğar. Doktor, profesör,
avukat, rahip, ne isterseniz o olabilirsiniz. Belli bir üniver‐

 

siteyi seçmenizin sebebi belli bir mesleğin ve bu mesleğe ait
çalışmaların size diğerlerinden daha uygun olduğunu
düşünmenizdir. Nitekim bazı insanlar kendi iş alanlarını çok
sevdiklerini dile getirirler. Konsantrasyon çalışmasına karar
verdiğinizde sizin için tam aynı şey geçerli olmalıdır.
Herhangi bir başlangıç yapmadan önce bu çok iyi anlaşıl ma lı
dır.
Konsantrasyonda ustalaşmak uzun erimli bir yolculuktur.

Başlangıç aşamasında size elle tutulur bir avantaj, kazanım
veya herhangi bir diploma sunmaz. Dolayısıyla içinizde bir
yerlerde böyle soyut bir çalışma için size ilham verecek bir
şey ler ol ma lı dır.

Kuşkusuz bazıları, çalışmada başarıya ulaştığınızda
yukarıda bahsedilen avantajlara kolaylıkla ulaşabileceğinizi
söyleyebilir. Evet, doğrudur. Ama acaba o zaman fiziki
avantajlar, unvanlar sizin için bir anlam ifade edecek mi?
Kon sant ras yo nun fi zik sel has ta lık la rı nı zı i yi leş ti

rip karmanızı değiştireceği söylenemez. Tam tersine çalışma
sonuna, nihai amacına, zihnin eksiksiz hakimiyetine kadar
götürüldüğünde, size hayatınızı gerçekte olduğu gibi göre‐
bileceğiniz gizemli bir kapıyı açan yeni bir bilinç verecektir.
O zaman değişmeyen karmanın bile gerçekte sizden ayrı bir
şey olan önemsiz kişiliğinize ait olduğunu anlayacaksınız.
Bi raz ön ce o ku du ğu nuz şey ü ze ri ne de rin bir bi çim

de dü şü nür se niz, o nun ger çek an la mı nı bu la bi lir si
niz. “Hazır” hakikatler kimseye faydalı değildir. Nasıl hiç
kimse yaşamanız için gerekli gücü sağlamak adına
yemeğinizi sizin için yiyip sizin için sindiremezse, her şey
kişi tarafından şah sen keş fe dil me li, şah sen de nen me li
dir.

 

Biz zat si zin de gö re bi le ce ği niz ü ze re bu ki ta bın ilk i
ki kısmı, gerçek alıştırmaları ve teknikleri veren III. Kısım’a
bir giriş, açıklama ve hazırlıktan başka bir şey değildir.
Öğrencinin çalışmasına sağlam bir temel oluşturması,
konsantrasyon etüdünü niçin, nasıl ve hangi koşullarda
üstlenip ondan ne beklemesi gerektiğini anlaması için kasıtlı
olarak yapılmıştır bu. Bilginin daha önceki belirsizlik ve
endişelerinizin yerini almasını istiyorsanız, yukarıda
bahsedilen şeyler konusunda kendi bireysel net fikrinizi
yaratmanız şarttır.
Psikolojik açıdan yeterince hızlı ilerleyip ilerlemediği nize

dair sürekli kendini inceleme (ki bu zihnin kaygısının ve hu
zur suz lu ğu nun bir i fa de si dir) kon sant ras yo nun önünde
büyük bir engeldir. Bu alışkanlık sizi başarı için gerekli sessiz
özgüvenden yoksun bırakır.
Yeni kazandığınız tek-amaçlılık yeteneğiyle zihin haki‐

miyetinde ilerlediğiniz zaman en iyi ilerlemelerin yapılan
hatalar, ne kadar ilerlendiği, ileride hangi adımlar kaldığı
hakkında kaygılanmadan sessizce yerine getirilen alıştır‐
malarla kat edildiğini göreceksiniz.
Konsantrasyonda en önemli şeyin zihnin boş akıl yü‐

rütmeleri değil, seçilen yolda bizzat çalışma olduğunu fark e
din.
Daha sonra en büyük aydınlanmanın, huzurun ve neşe nin

size ateşli düşünmeniz asgariye indirildiği zaman geldiğini
göreceksiniz.
Başarı gelmeden önce önünüzden kaldırılması gereken bir

engeli oraya şimdi dikmeye öyleyse neden devam edes iniz?
Bir din adamı bu ruh hall er inin bell i bir “iman”
gerektirdiğini söyleyebilir. Bu doğru olabilir, ama bir etiket en

 

fazla iyi bir şişe şarabı gösterir, peki ya üzerinde etiket
olmayan dolu bir şişe?

Kısım II – Psikolojik Hazırlıklar ve Anahtarlar

VIII – Doğu Yöntemleri, Yoga (Kalpten Önce Akıl)

Günümüzde konsantrasyon ve diğer okült uygulama lardan
bahsettiğimizde, ister istemez akla Doğu tradisyonu, yani
Yoga geliyor. Fakat içsel ilerleme ve sübtil güçler elde etme
(ve bütün bunların tacı insanın kendi hakiki varlığı nın,
benliğinin farkına varması) yöntemlerinin Hindistan ve diğer
Ezoterik doğu ülkelerinin dışında da takipçileri vardır.
Batının sonunda o değişmeyen, aynı hedefe varan kendine

özgü yöntemleri vardır.
Yoga’nın var olan birçok mevcut dalından yalnızca

konsantrasyonu itici güç olarak kullananları inceleyeceğiz.
Konsantrasyonla ilgili çalışmalarımızla Raja Yoga (Kral
Yogası, Soylu Yoga) denilen zihinsel Yoga arasında birçok
paralellikler bulabiliriz. Raja Yoga’nın amacı eksiksiz zihin

 

hakimiyetidir. Bu yöntemle zihin sıradan insana bazen
mucizevi güçler ve nitelikler gibi görünen şeyleri edinir.
Hint fakirleri gibi avam türden Hint okültistlerinin sihirleri
genellikle buna dayanır; bu insanların çoğu okültist bile
olmayıp az çok becerikli gösteri ustalarıdırlar.
Raja Yogada zihin ve işlevleri, çoğu zaman kalp diye

adlandırılan insandaki başka bir güçten daha önceliklidir.
Duygular ve heyecanlar hakkında başlangıçta çok az konu‐
şulur. Bir tek bunlara hakim olunup Yogi’nin bilinç alanının
dışına atılması gerektiği hakkında ihtarlar işitiriz. Böyle
olmasının sebebi Raja Yoga’nın dayandığı bir varsayımdır.
İnsandaki duygusal yapıya üstün olan zihne boyun eğdiril-
diğinde, aşağı olana – “astral beden” de denilen şeye –
kendiliğinden hakim olunacaktır. Bazen böyle olabilir, ama bu
her zaman doğru değildir. Bir yogi, gel işmiş bir okültist veya
bir aziz haline gelmeden önce pratik açıdan astral beden
(duygular) ve zihinsel beden (düşünceler) gündelik bilinçte iç
içedir. İkinci sınıf Yoga hocaları olayın bu yönünü gözden
kaçırırlar. Kanıt! Evet, kanıtımız var. Örneğin, beraberlerinde
bir dizi düşünceyi getiren kimi duyguların içinizde neden
uyandığını biliyor musunuz? Ya belli düşüncelerin hep belli
duygular yaratıp belli hatıraları ge tir me si nin ne de ni ni?
Henüz eğitim almamış, yeni başlamış biri için bilincind eki

akıntıların kökenlerine nüfuz etmek çok zordur. Bununla
birlikte Raja Yoga’nın ısrar ettiği gibi önce zihinle
başlamalıyız. Raja Yogada çok doğru bir kavram ileri sürülür.
Zihniniz ve siz aynı şey değilsiniz. Bu hayli mantıklı bir
ifadedir. Zihniniz ve siz aynı şeyseniz, Yoga öğretmeni size
zihninize hakim olmayı öğretebilir mi?
Raja Yoga’da önemli bir yargı daha duyarsınız ki, tümüyle

aynı fikirde olduğumu söyleyemem. Etkili bir konsantrasyon

 

sırasında bilinç normal düşünce düzeyinin üzerine yükselip
onları belli bir süre dışarıda tuttuğunda, nefesin giderek
yavaşlayıp ritmik bir hal aldığı gözlenmiştir. İtiraz
gerektirmeyen bir gerçektir bu. Fakat süreç aslında çok daha
derine inebilir; yeterli süre verildiğinde nefes, öğrencinin
vücuduna hiçbir zarar vermeden tümüyle durur. Fakat size
bunun tersi söylenir. Eğer Samadhi (en de rin kon sant ras
yon) ne fe sin dü zen len me si ve hat ta durdurulması ise,
ritmik nefes (a), tek hedefi zihni (b) yaratabilir.
Bana göre (a) doğrudur ve kolayca kanıtlanabilir, ama (b) o

kadar doğru değildir ve çok kesin bir şekilde inanılırsa
öğrenciyi hüsrana uğratabilir.
Nefesi, dolayısıyla bedenin hayat enerjisi, yani prana

üzerinde eksiksiz bir hakimiyeti başarmış Hatha yogiler
tanıdım, fakat bu kişiler dikkate değer bir konsantrasyondan
ve düşüncelerini iradeyle yönetmekten çok uzaktılar.
Bedenin doğru duruşunun daha dengeli bir düşünce biçimine

yol açtığı ve konsantrasyona büyük ölçüde yardım ettiği
doğrudur. Bununla birlikte bunun tersi, yani bazı özel
asanaların (yani duruşların) ve belli nefes alma biçimle rinin
zihinde tek hedefliliği yarattığı, hatta birçok Hintlinin
inandığı üzere sizi samadhiye taşıdığı çok kuşku götürür ve
tecrübe bu teorinin doğru olmadığını ispatlamaktadır.
Birçok insan asanaları gerçekleştirmede, yapay ritmik nefes

alıp verme ve nefes tutma yöntemlerini incelemiş ve bunlarda
büyük bir ustalık kazanmıştır. Buna rağmen bırakın
Samadhiyi, dikkate değer bir zihin hâkimiyetine ulaşamadan
ölmüştür. Bu kursta öğrenciye fiziksel hayatla baş etmesinde
yardımcı olacak hantal ve yapay olmayan bazı nefes alıştır‐
maları da verilecektir. Bununla birlikte unutmamalıdır ki
bunların hiçbiri belirleyici bir etken oluşturmaz, başka bir

 

şeyle kıyaslanamayacak ölçüde belirleyici etken onun irade
gücüdür. Eğer öğrenci daha geniş ve yüksek bir araştırmaya
girerse, gelişiminin daha ileri aşamalarına gerçek bir ruhani
ustanın lütfü yardımcı olmalıdır.
Konsantrasyonda alışkanlığın gücünün farkındayız. Belli bir

şekilde oturmanın veya nefes almanın bir alıştırman ın
(bakınız Kısım III) iyi bir şekilde yapılmasına katkıda
bulunduğuna inanıyorsanız, muhtemelen bu ikisi arasında bir
bağlantı olduğuna, sonra da duruş ve nefes alma yönte mini
benimsediğinizde bütün zihinsel alıştırmanın hayli iyi
gideceğine inanabilirsiniz.
Bu tür hayallerin size bir zararı olmaz. İleride amacınıza

ulaşmak için saf irade gücünü kullanmayı öğrendiğiniz zaman
bunlar kendiliğinden kaybolacaklardır. Yıllar önce zihnimin
egemenliğini kazanmaya çalışırken, beden ani ve
beklenmedik bir şok yaşadığında, örneğin çok soğuk bir
duşla, obsesif düşüncelerin kolayca bastırılabileceğini
keşfetmiştim.
Bu keşfin bir sonucu olarak yakınlarda bulunan, etrafı

karlarla kaplı yarı donmuş bir nehirde birkaç dakika yüzme
alışkanlığını geliştirdim. Bu basit uygulamayla başarılan
başka şeylerde olmuştur, ancak irade gücünün uyarılması en
önemlilerinden biriydi. Bedeninizi alışık olmadığı ve biraz
tehlikeli bir durumun içine soktuğunuzda (bu tür deneylerde
küçük olsa bir tehlike her zaman vardır), bedenden sübtil bir
ayrılma duygusu ortaya çıkabilir. Kimin patron olduğunu
gösterdiğiniz bu durum, daha ileri ve iyi şey le re bir baş lan
gıç ni te li ğin de dir.
Şu anda yaşadığım yerde buzlu nehirler yok, fakat kış ayları

evimin yakınlarındaki körfezin sularını yeterince soğu ta cak
güç te.

 

Bu fiziksel dayanıklılık alıştırmaları bana herhangi bir
yetenek kazandırdı mı, yoksa onlar dış şartların geçici uya‐
ranları ve koşullarından mı ibaretti? En iyisi öğrencinin buna
kendi başına karar vermesidir, bu bölümü dikkatle okuyorsa
karar vermek onun için çok zor olmamalıdır.

Size sayısız yoga tekniklerini açıklama gibi bir niyetim yok.
Her okültist mevcut olanları değiştirme ve yenilerini icat
etme hakkına sahiptir. Bu kursta sonuç almada en az diğer
bölümler kadar belirleyici olacak açıklama bölümlerinin
dışında bir dizi uygulama örneği vereceğim; bunlardan
bazıları yogilerin uygulamalarından alınmıştır. Bu alıştır malar
en basitinden en ileri ve zor olanına doğru bir sıraya so kul
muş tur. Bu zor a lış tır ma lar dan ba zı la rı Yo ga yo lu nu
takip eden bazı Doğulu kardeşlerimize çok uygun olabilir.
Bazı alıştırmalar, özellikle birinci ve ikinci seriler, yıllar

önce öğrendiğim alıştırmaların aynısıdır veya çok benzerler.
Kendi tecrübelerimle bu alıştırmaların ortalama konsant‐
rasyon öğrencisi için çok yararlı olduğunu gördüm.
Bütün alıştırmalar dikkati tek bir düşünce nesnesine

sabitleyip imgeleme gücünü kullanarak terbiye edilmesi
üzerine kuruludur. Kimi alıştırmalar görüntüden ziyade sesle
ilgilidir. Burada mantraları, yani kutsal isimleri kullanı yoruz.
Bu kelimelerin dinle alakası yoktur. Bu isimlerden bazıları
herkesçe bilinir, yalın ama zengin içeriği dolayısıyla Batılı
çevrelerde çok kullanılmıştır. Mesela “Aum”, yani “Om”,
“Hari” vb. Kelimelerin telaffuzuna dikkat edilmeli ve günde
binlerce kez tekrarlanmalıdırlar. Zihin zikir ve zikrin sayısıyla
uğraşmaktan başka bir şey yapamaz. Bu türden yararlı
alıştırmalar III. Bölüm’de bulunmaktadır.
Yine konsantrasyonla ilgili bir Yoga biçimi daha var.

Bilgelik Yogası, yani Jnana Yoga. Bu yogada Raja Yoga’nın

 

kılı kırk yaran alıştırmaları ve fiziksel bedeni kontrol altın
alma çabaları, esasa dair görülmediği için yasaklanmıştır.
Öğrencinin uğruna çabalamaya değer tek amaç – öz bilgisi,
kendini tanımak- uğruna konsantrasyon güçlerini kullana‐
bilmesi için hayli ilerlemiş olması beklenir. Böyle bir yüksek
amaç için gerekli olan konsantrasyon derecesi Raja ve Mantra
Yoga için gerekenden sonsuz derecede daha fazla dır.
Bazı insanlar Hatha Yoga ile Raja Yoga da belli bir iler leme

kat etmedikçe Jnana Yoga uygulamanın imkânsız olduğuna
inanırlar. Jnana Yoga’nın temel fikri şudur: Bir insan dinamik
ilgisini giderek daha fazla bir sorun üzerine odaklamakla
sonunda doğru çözüme ulaşır.
Dolayısıyla, varlığın çıplak özü (kişide tezahür eden ı şınlar)

dışındaki her şeyi gerçek kabul etmeyip bilinçten u zak tutarak
insan spritüel çabalarını sonuca ulaştırabilir. En yüksek
türden Jnana Yoga’nın modern versiyonunun bir us tası
müritlerine, genelde hayatımızı harcadığımız kalın ceh alet
perdesini yırtmamıza yardım edecek güçlü bir silah vermiştir.
İlk üç bölümde ustalaştıktan sonra IV. Bölüm’de bu yöntem,
Vichara hakkında daha çok şey öğreneceksiniz.
Konumuza dönersek, Doğu konsantrasyon yöntemleri ilk

olarak zihin hakimiyeti, ikinci olarak da kalbin arınması ü ze
ri ne ku ru lu dur. Bu ra da Hint Yo ga’sı nın meş hur klasik
tem sil ci le ri nin gö rüş le rin den bah se de ce ğim. Me se la
Patanjali, Sankaracharya ve hepsinin ötesinde olduğu için
artık Yoga sayılmayan Doğrudan Yol’un Ustası Ramana
Maharşi. Hala Yoga okulunda bulunan ve dolayısıyla bu
konuda otorite olmayan birçok sekter yogi ve swaminin
görüşleri kitaba alınmamıştır.
Birkaç yıl önce ölen yüce Rişi Ramana
Maharşi’ninkavramları en açık olanıdır. Maharşi – belli ki

 

kendisinin desteklediği- iki aydınlanma yolu olduğunu söyler:
İlk olarak Vichara (öz soruşturma) yoluyla hakikati kendi

için de keşfetmeye çalış; ancak gerçek benliğini tanıdıktan
sora yüce Benlik, yani Tanrı’nın yanılsamalı evrenle ilişkis ini
anlayabilirsin.

İkinci olarak, eğer başarılı bir şekilde öz soruşturma
yapamıyorsan, kendini bütün sorunlarınla birlikte Yüce
Varlığa teslim et Azmedersen çözüm ilk fırsatta kendili ğinden
belirecektir ve aydınlanma her zaman aynıdır.
Sri Maharşi hayli mantıklı bir biçimde bütün şer ve

mutsuzluğu, her sorunun kökeni olan ilksel cehalet (düalite
görüşü) ile açıklamaktadır. İnsan kendini mutlu edeceğini
inanıp birçok şeyin ardından koşar. Bu kaçınılmaz olarak
hüsrana ve onunla birlikte gelen ıstıraba neden olur. Kendinin
kim olduğunu ve gerçekten neye ihtiyaç duydu ğunu bilen
bilge insan, geçici şeyleri değil, hakiki olanı aradı ğı için be la
dan u zak du rur.
Bu bakış açısına göre gerçek bilgelik hataya ve acıya karşı

ilk ve temel çaredir.
Bu kısa özette klasik Doğu aydınlanma fikrini ve ona giden

yolu kavrayabiliriz.

IX – Batı Geleneği (Akıldan Önce Kalp)

Doğulu okült okulları, konsantrasyonu en yüksek amaca
ulaşmanın bir aracı olarak gördüğü için, akıl kalpten önce

 

gelir. Fakat Batı ruhani tradisyonunda tersi bir sıra takip
edilir. Farklı düşünen birkaç kişiyi hariç tutarsak, Batı ruhani
geleneğinin en iyi temsilcileri dikkatlerini her şeyden önce
insanın ahlaki arınmasına ve dini duygularına verirler. Kısa
ömürlü sayısız okült cemaati ve grubu buna dahil etmiyorum;
çünkü birçoğunun amacının yüce dönüşüm çalışmasıyla ve
insan aklının saflaştırılmasıyla hiçbir alakası yoktur.
Daha ziyade insanın içsel çalışmasının büyük sonuçlar

ürettiği yerlere bakıyorum. Mısır çöllerinin, Anadolu
mağaralarının, Roma dehlizlerinin ve Batı Avrupa ile Kiev
manastırlarının ilk ve daha sonraki Hıristiyan azizlerine
baktığımda, Batılı ustaların ruhani aydınlanmada zihnin tek-
hedefliliğinin önemi konusun da Doğulu kardeşlerin den daha
çok şey değilse bile, en az onlar kadarbil gi li ol du ğu nu
gördüm.
İçsel çalışmanın yalnızca belli bir yönüne adanmış böyle bir

kitapta bu gerçeği kanıtlamak için birçok örnek vermek
imkânsız olsa da, aralarında en ilginç ve çarpıcı olanlardan
bahsetmek isterim.
İçinde bulunduğumuz çağın 3. asrında Nil’in batısındaki

Mısır çölünün sıcak kumları ve kayaları arasında ve yine bu
büyük nehrin bereketli deltasının çevresinde ilk Hıristiyan
Kilisesinden birçok insan yaşamıştır. Bunlar azizler olarak bili
nen ilk çi le ci ler dir.
Bunlar rahatsız edilmeden kendi yollarını izleyebilmek i çin

ah lak sız lık lar la do lu yoz laş mış pa gan şe hir ler den
kaçmışlardı. Bu kişilerin uygulamaları ortalama Hıristiyan
mümininkinden çok farklıydı. Şehirlerden kilometrelerce
uzakta yaşayan bu insanlar ayinlere katılmak, vaazları
dinlemek için kiliselere pek gidemezlerdi; özellikle oruçla

 

zayıf düşmüş bedenlerle o iklimde çok uzun mesafeleri
yürüyerek gitmek güçtü.
Mağaraları, yoksul hücreleri ve barakaları onların yaşayıp

gömüldükleri, ruhani dirilme yerleriydi. Hindistan’dayken bir
yogi veya yüce azizin gömülü olduğu söylenen, ama üzerinde
hiçbir ismin yazmadığı böylesi birçok mağara gördüm.
Karmaşık ritüellere sahip kutsal kitapları olmayan bu
dönemin Hıristiyan azizleri yıllarını sürekli dua ederek geçirir
ve vücutlarıyla ne iş yapıyor olurlarsa olsunlar, uya nık
saatlerinde sürekli tekrarlayarak geçirdikleri mantraları
kullanırlardı.
Birçoğu her zaman o kadar hoş olmayan görüler görüp “Bu

Tanrfdan gelmedi” demiştir. Bu görüler çoğu zaman şiddet
dolu, korkunç biçimlere bürünmüş ayartılar şeklin dedir ve
azizin ahlakını ve karakter gücünü test etmiştir.

Bugün hala mevcut olan eski vakayinamelerde meşhur Aziz
Büyük Anthony’nin hayatı hakkında birçok bilgi verilmiştir;
Aziz Anthony kötülüğün en vahşi ve korkunç ataklarına
göğüs germek zorunda kalmıştır. Genç bir insanken çileci bir
hayat sürmeye başlamış ve yüz yılı aşkın bir ömrü olmuş ve
muhtemelen 106 yaşı civarında ölmüş tür. Kendi çağında
yaşayan hiç kimse azizin önünde olup biten saldırgan
kötülüğün yükünü kaldıramamıştır. Bu yüzden aziz çölündeki
mağarasında yalnız kalmıştır.
Gündüz gözüyle görülen şeyler kadar gerçek olan görüler

birbirini takip ederek devam etmiştir. Bazen aslan sürüleri
savunmasız adamı korkutmaya çalışırmış ve bir defasında
başı bulutlara değen bir dev onu ezmekle tehdit ederek gök
gürültüsünü andıran sesiyle haykırmıştır: “Anthony denilen
günahkar nerede? Ayağımla canını çıkaracağım ve ruhunu
cehennemin dibine atacağım!” Korkunç zehirli yılanlar

 

dualarına gömülmüş azizin çıplak boynuna sarılmış, saçla‐
rında akrepler yuva yapmıştır. Meleklere benzeyen göz
kamaştırıcı güzellikte kadınlar kendilerine bakması ve günaha
girmesi için onu kandırmaya çalışmıştır. Fakat aziz bütün
bunların görü olduğunu biliyordu. Ziyaretler kendi aklından
yükselen yanılsamalardan ibaretti. Aziz bunlara tahammül etti
ve birçok diğer aziz ve yogi gibi kendinden sonraki kuşaklara
insan ruhunun gücünün ve kudretinin bir örneğini bıraktı.

Saldırgan şer güçlerle mücadelede kullanılan özel dualar ve
cin çıkarma yöntemleri arasında bir tanesi istisnai kuvveti ve
derinliğiyle dikkatimi çekmiştir. Gördüğüm kadarıyla da
konsantrasyona bildiğim bütün yöntemlerden daha fazla
yardımcı olmaktadır. Kilise tarafından ona katılan dogmatik
ifadenin ardında saklı derin bir anlam ve etkililik saklıdır. En
önemlisi bu yöntem tarafsız bir yöntemdir ki bu onun ahlaki
değerini arttırmaktadır. Çünkü bu yöntem saldırganları ve
tecavüzcüleri Yüce Benlik’e havale etmek te dir.
Yavaşça söylendiğinde, bütün şer görüntülerin ve hatta gü

nahkâr dü şün ce ler, ruh hal le ri ve iç sel so run la rın
hemen dağılmasına yardım ettiğine inanılmaktadır.
Bununla birlikte bu yöntemi vermeden önce bazı açık‐

lamalar yapmak zorundayım. Hıristiyan mistizminde Tanrı
her yerde ve her zaman hazır bulunur, en karanlık güçlerin en
kötü tezahürlerinde bile vardır. Fakat O tümüyle iyilik halinde
var olduğundan, bizim şer dediğimiz hallerde ‘uykuda’dır.
Dolayısıyla aşağıdaki duadaki “dirilsin” keli mesinin derin bir
anlamı vardır. Belki “uyansın” demek daha doğrudur, bununla
birlikte neredeyse 2000 yıllık gele ne ği de ğiş ti re cek ki şi
biz de ği liz.

“Tan rı di ril sin ve düş man la rı yok ol sun. “Mum ateşte
nasıl erir, duman rüzgârda nasıl dağılırsa, “Tanrı’dan nefret

 

edenler O’nun huzurundan kaçsın, “Ve geriye sevinç
kalsın!”
Bu çeviriyi doğrudan eski Yunancadan yaptım; çünkü bu tür

metinlerde kesinlik kelimelerin akıcılığından daha önemlidir.
Yunan Ortodoks Kilisesi’nde hala kullanılmak tadır ve şer
iradeye, içsel sorunlara, ayartmalara ve zihinsel
rahatsızlıklara iyi geldiği için bu ayete çok önem atfedil‐
mektedir.
Kuşkusuz bu kelimeleri etkili bir şekilde kullanılmaları

güçlü bir konsantrasyon gerektirir, zaten duanın etkili
olmasının arkasındaki kuvvet de budur. Fakat benzeri dışsal
araçlar irademizi güçlendirip bizi daha önce bilmedi ğimiz bir
konsantrasyon düzeyine yükseltebilir.
Şer güçleri uzaklaştırmak için kullanılan yukarıdaki dua,

özellikle “astral zırh” yaratmakta güçlük çeken (bakınız
XVIII. Bölüm) öğrencilere faydalı olacaktır. Hem Batı hem
de Doğu kiliselerinde kullanılan başka bir mantra örneği daha
vermek isterim:

“Yüce Tanrı, Yüce ve Kudretli, İlahi ve Ölümsüz, lütfü nü
ben den e sir ge me!”
Bu dua bazı manastırlarda eskiden beri kullanılmaktadır ve

genellikle Hz. İsa’nın ismi eklenerek günde binlerce kez
tekrarlanır.
Aziz İgnatius Loyola’nın kendi tarikatının üyeleri için

yazmış olduğu meditasyonları ve talimatları okursanız,
aklınıza hemen Raja ve Bhakti Yogalar gelir. Belli bilinç
kanallarına yönlendirilen duygu akımlarının yaratılması ile
konsantrasyon gücü ile olağanüstü gerçeklikte zihinsel
resimler inşa etme pratikleri size Doğu Yoga tekniklerinin
fikirler, yöntemler ve sonuçlar konusunda herhangi bir tekele
sahip olup olmadığını gösterecektir.

 

Bazı okült elkitaplarında tek hedefi zihni yaratma aracı
olarak kullanılan “zihinsel yolculuk” yöntemleri, Loyola’nı
meşhur alıştırmalarında daha fazla vurgulanmıştır.
Doğu Rusyalı Sarov’lu Seraphim hayatı ve bilgeliğiyle en

dikkate değer azizlerden biridir. Seraphim öğrencisi olan
rahiplere Raja ile Mantra Yoga’nın neredeyse doğrudan bir
bileşimini öğretti. Öğrencilerine yukarıda alıntılanan ikinci
duayı önce günde bin kez, sonra iki bin kez ve daha sonraysa
üç bin, hatta yedi bin kez okumalarını öneriyordu. Aynı
zamanda sabah ve akşam alıştırmalarında duaların içten
tekrarlanmasına uzun süre soluk tutma çalışmasını ekliyordu.
Bu tekniği anlatırken öğrencilerine şunları söylemişti:
“Kalbinize muhteşem bir sıcaklık yayılacak ve zikir bir süre
sonra kolaylaşacak ve otomatik hale gelecektir.” Birçok Hintli
Swami ritmik nefesi tutma alıştırmalarını yaparak Samadhiye
ulaşacaklarına dair kesin bir inanca sahip tir. De mek ki bu
yön tem ler kim se nin ma lı de ğil dir.
Hindistan’dayken kendilerini kutsal dağların yamaçla rın da

ki ma ğa ra la ra ka pat mış, ma ğa ra nın ağ zı nı ör ten
duvardaki bir delikten çok az yiyecek almakla yetinen kadın
ve erkek yogacılar duydum.

1918 yılında kısa bir süreliğine gittiğim Ukrayna’nın eski
başkenti Kiev’de meşhur Petchersk manastırını ziyaret
ederdim; yedi asır önce inşa edilen bu manastırın yeraltı
galerileri Dnieper Nehri’nin altına kadar uzanırdı. Bu yeraltı
pasajlarının her iki tarafında kapıda küçük bir dörtgen deliği
olan hücreler vardı. Bir zamanlar bu hücrelerde yüce çileci
rahiplerin yaşadığı, bu rahiplerin yıllarını burada gece ve
gündüz dua ederek geçirdiği söylenir. Rahiplerden biri böyle
bir durumda münzevinin hala hayatta olup olmadığını
anlamanın tek yolunun pencereye benzeyen küçük deliğe

 

bırakılmış olan yiyeceğe dokunulup dokunulmadığına
bakmak oldu ğu nu söy le di.
Bu rahiplerden bazılarının ölümlerinden yıllar sonra

hücrelerinden çıkarılan cesetlerini gösterdiler. Bu vücutlar in
ce par şö men kâğıdı nı an dı ran yüz le ri, gö ğüs le rin de
birleşmiş balmumu sarısı elleriyle normal siyah rahip kıya‐
fetleri içinde açık tabutlara yatırılmıştı. Vücutlar bozulma‐
mıştı ve hiçbir çürüme kokusu yoktu. Yanımdaki rahibe bu
münzevilerin hayatlarını nasıl geçirdiklerini sordum. “Sadece
Mesih’in ismini zikrederek,” dedi. Bu durum, Mantra ve
Bhakti Yoga’nın kusursuz bir bileşimine eşsiz bir örnektir.
Azizlerin hayatlarıyla ilgili eski ve yeni vakayinamelerde

bizim mucize dediğimiz birçok gizemli olayın kaydı bulu nur.
Paul Sedir’in sözleriyle sayısı çok az bu “Tanrı dostla rının
verdikleri şifalardan, fizik ötesi faaliyetlerden bahse diyorum.
Bu sayısız mucizelerin hepsini burada aktarma nın ge re ği ol
ma dı ğı i çin, ya lın lı ğı, ken di ne öz gü lü ğü ve
mütevazılığıyla en yüksek Hıristiyan azizlere özgü tek bir
örnekten bahsedeceğim. Bu örnekte yüce Rişi Ramana’nın
öğrettiği insandaki ölümlü ego kişiliğinin bilimsel olarak
bertaraf edilmesini de görebiliriz.

Sarov’lu Seraphim orta yaşlı bir insanken şifacılığının ve
insanlara dengelerini yeniden kazandıran mucizevi işleri nin
ünü azizin kulübesinin çok ötelerine kadar yayılmıştı.

O vakitler bölgenin derebeyi felçli ayakları yüzünden
yatalak olmuştu, doktorlar birkaç hafta sonra öleceğini söy‐
lüyordu. Karısı son umut olarak kocasını aziz Seraphim’e
getirdi. Bu tuhaf olayla ilgili aşağıdaki anlatı hala korunan
resmi kayıtlardan alınmıştır:
Ölüm döşeğindeki soyluyu taşıyan birkaç saatlik at sürüşü

mesafesindeyken Aziz Seraphim müritlerine döndü ve

 

“General K. Tanrı’nın lütfünü bulmak için buraya geli yor.
Kulübenin etrafını süpürün (kulübe ormanın ortasına
kurulmuştu) ve Majestelerinin oturacağı bir yer hazırlay ın.”
Müritler azizin mütevazı kulübesinin dışındaki tek sandalyeyi
oturmak için hazırladılar. Araba geldiğinde uşaklar çaresiz
adamı Aziz Seraphim’in önüne getirip onu sandalyeye
oturttular.
Gülümseyen aziz, “Nasılsınız Majesteleri?” diye sordu.

Büyük bir zahmetle konuşabilen hasta mırıldanır gibi yanıt
verdi. “Ölüyorum Peder. Artık hareket edemiyorum. Bana
merhamet et.” “Kim söyledi bunları sana,” dedi Seraphim
gülerek. “Ormanımızın havası size çok iyi gelecektir, birlikte
yürüyüşe çıkalım.”
“Benimle alay mı ediyorsunuz Peder? Bırakın yürümeyi

adım atacak halim yok,” diye yanıtladı yönetici üzgün bir
sesle. “Peki peki, ama biz Tanrı’nın adıyla bir deneyelim.”
Böyle söyleyerek aziz hasta adamın elini kendi zayıf ellerin in
içine aldı ve yorgun bedeni yavaş yavaş koltuğundan kaldırdı.
“Şimdi benle yürü. Korkma, ben seni tutarım,” de di Se rap
him.
Doksan küsur kilo gelen yaşlı adam ormanın açıklığında

azizle birlikte yürümeye ve her adımını biraz daha güçlü
atmaya başladı. Mucizeye inanamıyormuş gibi, “Yürüyebi‐
liyorum! Yürüyebiliyorum!” diye çığlıklar atıyordu. “Evet,
hem de çok iyi yürüyorsunuz Majesteleri! Devam edin,
devam edin! Biraz daha alıştırma yapmak size iyi gelecek tir.”
“İstersem koşabilirim bile, koşamaz mıyım?””Evet, Tanrı’nın
iradesi size bu gücü verdi,” diyerek gülümsedi Se rap him.
Aziz iyileşmiş olan adamı biraz sohbet etmek ister gibi

kulübesine götürdü. Dışarı çıktıklarında daha önce yüzü

 

acıların izini taşıyan soylunun yüzünün aydınlık içinde
olduğunu gördü herkes ve her şey sessizliğe büründü.

Soylu, sessizce orada dikilen Seraphim’in önünde yerlere
kapandı. Fakat aziz hiçbir şekilde bu hareketten hoşnut
olmamıştı, Soylu’yu hemen yerden kaldırdı ve ona, “Ne
yapıyorsunuz, Majesteleri?” Ben de sizin gibi Tan rı’nın bir
kuluyum. Övgünüzü ve tapınmalarınızı Tanrı’ya saklayın,
onun kullarına değil.”
Soyluyla neredeyse aynı yaşta olan Seraphim ondan sadece

bir iki yıl daha uzun yaşadı. Öğrencisinin ölümü o na
bildirildiğinde, “Seraphim’in de vakti geliyor. Umarım,
hastalığın ve üzüntünün olmadığı yerde tekrar karşılaşırız.”
Ertesi asırlarda azizin mezarında birçok mucizeye tanık o

lun du.
Doğulu azizlerin ve yogilerin hayatlarında bu türden hizmet

ve başkalarına yardım örneklerine pek rastlanmaz. Bunun
nedeni onların fiziksel dünyaya dair kayıtsızlıkları o la bi lir.
Yukarıdaki örneklere bakarsak insanın içsel gücünü yöneten

yasaların Doğuda olduğu kadar Batıda da bilindi ğini görürüz.
Tek fark Batı ülkelerinde kalp egemenken, Doğu ülkelerinde
aklın egemen olmasıdır. Kalbin önceliğin in kabul edilmesi,
ruhani yola girenin önünde genellikle çok büyük engeller
çıkaran beşeri duygular tahtının arındır ılmasının ve
güçlendirilmesinin daha öncelikli olduğu an lamına gelir.
Önce ahlak yasasının oturduğu zemin denge lenmelidir.
Bundan sonra saf kalbe düzen gelir ve yerleşir. O zaman
zihinsel/akılsal güçlerin geliştirilen için ne kendisine, ne de
çevresindekilere tehlikeli olur.
Batı, konsantrasyon gücünün ahlaksız insanlar (kara

büyücüler) tarafından yanlış kullanılmasını henüz unut‐
mamıştır. Oysa Doğu’da Patanjali ve Sankaracharya gibi en

 

meşhur bilgeler bile bu sorunu pek dert etmiyor görünü yorlar.
Adından bahsedilmeye değer herhangi bir psişik gücün
herhangi bir ahlaki düzeye varılmadan elde edilme sinin zaten
çok zor olduğunu ileri sürüyorlar. Bu fikre ist er katılın ister
katılmayın, geçmişte ve bugün halen kon santrasyon gücünün
yasa dışı amaçlar için kullanılmasının örnekleri vardır.
Diğer yerlerde olduğu gibi bu dünyada da, Hintlilerin

Siddhi’ler dedikleri psişik güçler elde etme hevesinde
olanların sayılarını ve faaliyetlerini kontrol eden bir emniyet
supabı vardır. Dayanma.
İn san do ğa sı öy le bir şe kil de dü zen len miş tir ki iç sel

terbiyede bayağı ve kuşku götürür niyetlere sahip olanlar
gerekli çabayı gösterecek dayanıklılık gücünden yoksun‐
durlar. Dolayısıyla okültizmdeki şer, kara büyü heveslisinin
zayıflığı ve amaçlarının katışıklığı dolayısıyla ancak belli bir
ölçüye kadar mümkündür.
Bütün aşağı amaçların temelinde beden bulunduğu için

böyle bir kişi kaçınılmaz olarak bir maddecidir. Hastalık veya
bedenin ölümüyle günahkar kariyer sona erdiğinde kişi yanlış
amellerinin çetin sorumluluğuyla baş başa kalır. Böyle bir
borcu ödemenin tek yolu vardır. İster bu dünyada ister başka
bir dünyada bu yol, acı çekmektir.
Genç li ğim de kor kunç bir ki tap o ku muş tum. Bu ki tap

bir zamanların meşhur okültisti Stanislas de Guaita’nın
yazdığı yeryüzünde ancak birkaç kopyanın mevcut olduğu
emsalsiz bir kitaptı. Bu hacimli kitapta çeşitli okült uygu‐
lamaların nasıl gerçekleştirileceği bütün teknikleriyle birlikte
anlatılıyordu. Bu uygulamalar arasında nekroman-siden tutun,
operatörün kendi amaçları doğrultusunda başkalarını etkileme
amacıyla yaşayan birinin astral bedeni nin dışsallaştırılması ve
projeksiyonuna kadar birçok şey vardı. Yasalar hala birçok

 

okült fenomen ve faaliyeti resmi olarak tanımıyor, yasaya
göre bunlar batıl inançtan başka bir şey değildir. Bununla
birlikte bu tür tehlikeler gerçektir.
Kitapta nadir bulunabilen bazı ilaçları içeren
reçetelerverilmiştir. Bu ilaçlar -yazarın da bahsettiği üzere-
yanlış kullanıldığında veya hatalı uygulandığında ölüm de
dahil olmak üzere çok kötü sonuçlara yol açabilmektedir.
Neyse ki reçetelerin kötü niyetli kullanımları için bile her
zaman belli bir konsantrasyon derecesi gereklidir. Ayrıca
herkes tehlikeli bir yetenek geliştirmek istemediği gibi, çoğu
insan bunu istese de yapamaz. Dolayısıyla alınan sonuç
gerçek majiden ziyade eline yüzüne bulaştırmaktan ibarettir.
Batı’nın kara büyücüleri kendilerini (Tanrı’nın tezahürü

olan) iyinin ve dinin karşına koysalar da, Doğuda iyi ve kötü
dediğimiz iki kutup arasındaki ayrım çizgisi o kadar kesin ve
net değildir. Doğunun yüce ruhları için bu tür şeyler geçerli
değildir; onlar ayıplanacak şeylerin ötesindedir.
Okült cemiyetlerde haklarında çok konuşulan siddhiler

hakkında kesin bir şeyler bilmek sizin için yararlı olabilir.
Okült güçler veya psişik kuvvetler diye de adlandırılan

siddhiler tanımı gereği, bilinen veya henüz bilinmeyip
keşfedilmekte olan fiziksel yasalarla ne teorik ne de pratik
olarak açıklanabilen her şeyi içerir.
Ortak bir özellikleri olarak fiziksel yasaları aşarlar ve bu

güçlerin uygulanma sonuçları bu yasalarla açıklanamazlar.
Telepati, hipnotizma, düşünce okuma, mucizevi tedaviler,
herhangi bir fiziksel araç kullanmadan cisimlerin bir yerden
bir yere taşınması, cisimlerin yoktan ortaya çıkışı (en azından
beş duyumuza göründüğü haliyle), daha önce hiç işitilmeyen
dillerin kullanımı, geçmiş ve gelecek olayları önceden görme
yeteneği ve diğer birçok yeteneğe psişik güçler denilebilir.

 

İnsanoğlunun başka hiçbir bilgi dalında okült sorunlar kadar
sistem eksikliği ve düzensizlik hüküm sürmez. Dolayısıyla
öğrenci siddhilerle karşılaştığında kendini çoğu zaman
karmaşık ve açıklanmamış olgularla dolu geçit ver mez bir
ormanda bulur.
Başlangıç olarak siddhileri ikiye ayırabiliriz: istemli ve is

tem siz. İs tem siz sidd hi ler en çok bi len le ri dir. Bir ço ğu –
muz çok sonra gerçekleşecek bir olayı önceden hissetmiş,
başka bir insanın düşüncesini ‘sezgisel olarak’ bilmiş, içsel
hayatımızla çok yakından ilgili olan bir konuda tuhaf rüya lar
görmüşüzdür. Bazı insanların varlığının başkalarının sağlığını
veya kendini iyi hissetmesini ciddi bir şekilde etkilediği kesin
vakalar bilinmektedir. Bütün bu örneklerde söz konusu
doğaüstü olay iradi olarak gerçekleştirilemez. Bunlar sadece
kendiliğinden olan, tesadüfi olaylardır. Hayatımızda böyle
birkaç örnek yaşayabiliriz, fakat onların kontrolü bizde
değildir. Kuşkusuz insanlar kendi mizaçlarına uygun olarak
bazı açıklamalara başvuruyorlar. Fakat böylesi doğaüstü
olaylarda kesin bulgurla varamazlar ve sadece tahminle
yetinirler. Uzaktaki bir dostlarının veya yakın akrabalarının
hayaletlerini gören, sonra da onların ölüm veya kaza
haberlerini alan insanlar vardır; bu insanlar böyle bir şeyi
önceden bilmek isteselerdi bile, söz konusu kişiyle mektup
veya diğer iletişim araçları dışında herhangi bir temasa
geçemezlerdi.
Yukarıdaki örneklerle birçok psişik olayın istemsiz bir

yapıya sahip olduğunu vurgulamak istiyorum. Bazı hasta‐
lıkları dokunarak veya dua ederek iyileştirme istemsiz
yeteneğine sahip insanlar tanıdım. Bu insanlar kendilerine
karşı dürüstseler, bu türden doğaüstü olayları yaratan sebepler
ve süreçler hakkındaki cehaletlerini itiraf edecekl erdir.

 

Bazıları tahminlerini destekleyecek teoriler üretse de,
yeteneklerini her zaman iradi olarak kullanamazlar. Bu
yüzden bazı şartların “uygun” olup olmadığından bahse derler.
Ellerinde işe yarar kesin bir şey olmadığı için, okült güçleri
geliştirecek uygulamalı alıştırmalar yoluyla onlara sahip
olmaya çalışmazlar.
Herhangi bir mantıksal veya bilimsel açıklamadan yoks un

oldukları için bu tür siddhileri bir kenara bırakabilir ve diğer
tür siddhilere, Doğu ve Batı okült okullarında uygu lanan ve
doğru dan ve kesin ça balarla elde edilen siddhilere
geçebiliriz. Aşağı türden Hint Yoga türleri aynı amaçla
meşguldür. İnsanların okült güçler istemesinin sebebi
genellikle başkalarını ve hatta kendilerini etkilemektir. Sri
Maharshi usta bu tür insanlar için şunları söylemektedir:

“Bütün siddhilerin iki koşulun yerine gelmesine ihtiyacı
vardır: onları yapan kişi ile onları görecek kişiler; dolayısıyla
birlik değil ikilik vardır. Bütün ikilikler yalnızca bir yanıl‐
samadır; dolayısıyla bütün bu siddhiler yanılsama âlemine
aittirler. Gerçekten de onlar geçicidirler, sonsuza kadar var
olamazlar. Bir şey kalıcılık özelliğine sahip değilse
yanılsama-lıdır; dolayısıyla elde etmek için çabaya değmez
bir şeydir.”
Rişi şu sözleriyle hayatın gerçek amacını işaret etmiştir:

“Kendini gerçekleştirmenin ruhani gücü bütün siddhilerin
toplamından sonsuz kere daha güçlüdür.”

“… Doğaüstü olaylar gibi şeyler üzerine fazla kafa
yormayın. Bunlar sayısızdır: durugörü, duruişiti gibi şeylere
sahip olmaya değmez; çünkü onlarsız elde edilen aydınlanma
ve zihin huzuru, onlarla elde edilenden çok daha büyüktür.
Usta bu güçleri kendini feda etme olarak kullanır. Usta
Tanrı’nın bir aracı haline dönüşür ve ağzını açtığında

 

herhangi bir çaba ve ön düşünce olmadan Tanrı’nın keli‐
melerini söyler; elini kaldırdığında Tanrı bu elin içinden akar
ve mucizeler yaratır.
“Bir ustayı uzun uygulamalar, dualar veya benzeri şeylerle

çeşitli okült duyular üzerinde bazı güçler elde etmiş bi ri o la
rak gör mek çok yan lış tır. Hiç bir ger çek us ta okült güçleri
zerre kadar umursamaz, çünkü onun gündelik hayatta bu
güçlere ihtiyacı yoktur.
“Dikkatinizi hayat, ölüm ve doğaüstü fenomenler gibi geçici

şeylere yöneltmeyin. Onları bizzat görme ve algıla mayı bile
düşünmeyin, yalnızca bütün bunları göreni, hepsi için
sorumlu olanı [özgün benliği] düşünün.”

Bununla birlikte konsantrasyon elde edecek kadar güçlü ve
azimli olanlar kendilerinde bu siddhilerin ortaya çıktığına
tanık olacaktır.
Sri Maharshi’nin söylediği gibi: “Konsantrasyonun

(Vichara) sonucu her türden bilinçdışı duru görüde, zihin
huzurunda, sorunlarla ilgilenme kuvvetinde, insanı çevre leyen
güçte görülecektir, bununla birlikte o her zaman bilinçdışı bir
kuvvettir.”
Bu bi linç dı şı güç le ri el de e den in san lar “sidd hi le ri

kullananların kendileri olduklarını” asla düşünmezler. Peki
neden? Çünkü eski ego kişilik mitine artık inanmamak tadırlar.
Dolayısıyla bilinçlerinde falanca isimdeki kişinin siddhilere
sahip olduğu düşüncesi gelişemez. Eğer gerçek bu değilse, bu
insanlar için kendini gerçekleştirme hala çok uzaktadır; çünkü
ayrık, fani varlık yanılsamasını henüz aşamamışlardır.

Özetle şunları söyleyebiliriz:
Belli bir ruhani arayışın içinde olmayan bazı insanların

gerçekleştirdikleri kontrol dışı ve tesadüfi fenomenler ilgi‐
lenmeye değmezler.

 

Bu okült güçleri kendine amaç edinmek hatadır ve bizi
benliğimizin ruhani gerçekleşmesine yaklaştırmazlar. Güçlü
bir ego yaratmak her zaman tehlikeli bir şeydir; çünkü söz
konusu kişi için bu ego, kendini kalıcı bir şekilde
gerçekleştirme, ölümsüz Hakikat amacının yerine geçebilir.

Aydınlanma yoluna giren insanda bazı okült duyular ve
güçlerin ortaya çıkması ihtimali vardır; ancak bunlar kişi
herhangi bir çaba harcamadan ortaya çıkarlar. Bu tür güçleri
asla başkalarının önünde sergilemez, çünkü onların bahsedil-
meye layık olmayacak kadar değersiz olduklarını düşünür.
Madam H.P. Blavatsky’nin “Sessizliğin Sesi”* The Voice of
Silence eserinde nihai özgürleşmeye yaklaşan müride şunlar
söylenir: “Daha önceki yolunda siddhiler kazanmış olarak,
onları tekrar reddedecektir.”

Ancak kusursuz bir ustanın sahip olabileceği gizemli bir
ruhani siddhi veya güç vardır. Bu siddhi, herhangi bir
kelimenin veya eylemin yardımına başvurmadan müridinin
bilincini geliştirebilme yeteneğidir. Aslında açıklanamaz bir
güç tür bu; o nun gö rün mez bir ı şın gi bi mü ri din ru hu –
nun en derinlerine inebilen bir şey olduğuna inanıyorum. Eğer
insan kendi bilincini ustanın ruhunun titreşimleriyle uyumlu
hale getirebilirse, başkaları için gizli olan birçok şeyi bilir.
Fakat ışığın ona nasıl ulaştığını bilmediği gibi, bunun
sebebini de merak etmez. Bu olgunun var olması ye ter li dir
o nun i çin, baş ka bir şey le il gi len mez.
Her ne kadar sayısız reklamlarla sürekli karşımıza çıkıp

dursa da, mantıklı, doğruyu yanlıştan ayırt edebilen bir insan
için ne Yoga, ne tıp bil imi, ne de ruhani iyil eşme denilen
yöntemler vs. hastalıkları tümüyle iyileştirebilir. Batı
okültizmi tıpkı Doğu yogası gibi yöntemlerinin insanı tümden
şifa verdiğini veya hastalıkları engellediğini ileri sürüyor.

 

Fakat iddia sahipleri, herkes gibi eninde sonunda, hasta
düştüğünde, ilaçlar, iğneler, aşılar kullanarak resmi tıp
biliminin araçlarına başvurmakta bir an bile gecikmezler.
Böylesi çok örnek biliyorum.
Bu insanlar ayrıca, (kitaplarında) yöntemlerini takip

edenlerin eksiksiz bir sağlığa kavuşup inanılmaz yaşlara
kadar yaşayacaklarını iddia etseler de diğer insanlarla aşağı
yukarı aynı yaşta ölmektedir. Çünkü fiziksel dünyada her şey
sınırlıdır. Doktorlar bu gerçeği değiştiremese de, en azın dan
olguyu ka bul edecek ka dar dürüst türler.
Ruhani şifacılar doktorlara kıyasla daha az hastalık iyi‐

leştiriyor olsa da, başarılı vakalarının reklamını çok fazla
yapıyorlar. İsa Mesih bile Filistin’de aramızda yürürken
bütün hasta ve sakatları iyileştirmemişti.
O zaman çare nerede? Şunu açık ve kesin bir şekilde

kavramakta: Karmasında hastalıklarından iyileşmek olan kişi
hastalığı ne olursa olsun kesinlikle doğru doktoru, ihtiyaç
duyduğu ruhani şifacıyı veya takip edebileceği bir yoga
kitabını bulacaktır; fakat karmasında iyileşmek yoksa hiçbir
kaynaktan yardım gelmeyecektir.
Birçok şifa mucizesi gösteren Lourdes, hastalıklardan

kurtulmak için ona gelen binlerce kişiyi değil, ancak muci zevi
mağarada dua eden çok az sayıda insanı iyileştirmiştir. Eğer
bunu anlarsanız, fiziksel kabuğunuzun ihtiyaçları konusunda
makul bir anlayışa varır ve asla çılgınca bir okült şi fa yön
tem ve sis te min den di ğe ri ne koş maz sı nız.
Hastalığın darbesini yiyen büyük azizler genellikle şifa

aramamışlardır; çünkü ıstıraplarının, dermansızlıklarının
kaynağı ve anlamı hakkında bir bilgiye sahiptirler.
Her şey ancak görece faydalı olduğu için herhangi bir tıbbi

veya okült tedavinin her zaman işe yaradığı fikrine kapılmak

 

hatalıdır. Bunun tersini iddia eden kişi kendini veya -daha sık
rastlandığı üzere- başkalarını kandırıyordur.
Bizim bakış açımızdan fiziksel ve fiziksel olmayan

rahatsızlıklar yalnızca gerekli, hepsi öğrenilene kadar kaçı‐
nılmaz olan derslerdir. Bununla birlikte çaresi olmayan
hastalıklardan bile kurtulmanın mümkün olduğu okült (daha
doğrusu ruhani) bilgelik seviyeleri mevcuttur. Bu da kişinin
mutsuzluğa sebep olacak dersi önceden almasıdır. Liseden
mezun olmuş bir kişiyi tekrar ilkokula göndermek ne kadar
gereksizse, ileride yaşanacak rahatsızlık da gereksiz ha le gel
miş tir.
Bu gizemli ve genellikle yanlış anlaşılan yöntem, belli

eylemler ve içsel çalışmayla “eski karmaların yakılma-
sı”ndan başka bir şey değildir. Böyle bir şey mümkündür.
Ancak istisnai ölçüde nadirdir. Çünkü çoğumuzun bilmediği
yasalara dair istisnai bir kavrayış gücü ve bilgi gerektirir.
Tıbbi açıdan çaresiz bir hastalığa yakalanmış olan ve

dışarıdan herhangi bir yardım almadan, hatta böyle bir
yardıma başvurmadan iyileşen bir adam tanıyorum. Bu
inanılmaz olayı açıklamasını istediğim zaman bana şu basit
yanıtı vermişti: “Gelmekte olan sınavı bütün sonuçlarıyla
anladım ve kabul ettim, olacak hiçbir şeyden kaçınmadım.
Belki bundan sona hastalık için bir var olma nedeni kalmadı.”
O zaman neredeyse iki bin yıl önce söylenen söz geldi

aklıma:
“Babamın iradesi olmadan bir tek saç kılı bile dökülmeye

cesaret edemez…”
Bunu hayata sokmak, iç huzura kavuşmaktır.

 

X – Engeller ve Destekler

Kon sant ras yo nun ö nün de ki en ö nem li en gel, e ği tim
siz ortalama insanın hakimiyet dışı duygusal doğasıdır. Doğu
tradisyonunda bu hakimiyet dışı unsurlar, yani doğuştan ge ti
ri len zi hin sel ve ast ral e ği lim ler i çin bir ke li me var dır:
Vasanalar. Vasanalar iyi de olabilir kötü de. Fakat yüksek
konsantrasyon dereceleri için hepsi de engeldir. Dolayısıyla,
bu çalışma açısında her iki türde istenilmez; bunlar en
azından kontrol altında olmalıdırlar.
Daha doğrusu bu titreşimlerden yalnızca gündelik hayat için

ihtiyaç duyduklarımızı seçebilecek ve yapacak daha iyi bir
işimiz olduğunda onlarla meşgul olmayı kesin bir şekilde
reddedecek durumda olmalıyız. Eğer istediğim anda
kızgınlığımı veya bana yakın birine karşı hissettiğim
içerlemeyi durduramıyor ve sürekli olarak onun hakkında
düşünüyorsam veyahut şehvani düşüncelerle meşgul olup bu
kirli zinciri kıramıyorsam, alıştırmalardan ne fayda
bekleyebilirim ki?
Aileme mantık dışı bir bağlılığım olabilir; örneğin kendi

benmerkezci bakış açımla, sürekli olarak onların refahıyla
ilgilenmem gerektiğini düşünebilir, her insanın kendi kaderi
ve karması olduğunu ve hiçbir insanın kendi eylem lerinin
sınırlı faaliyetinin haricinde başka bir insanı etkile-
yemeyeceğini unutabilirim. Sonuç: on beş dakikalık alıştır‐
malarıma başlamak için gereksiz ve ısrarcı düşüncelerimi
durduramamam. Yarın oğlum için alacağım kıyafetin
ayrıntıları veya karımın doğum günü hediyesi vs. oysa bu
birkaç dakika dışındaki her vakti kullanabilirim.

 

O hal de, kon sant ras yon ça lış ma sıy la iç sel sta tü mü zü
yükseltmek istiyorsak, önümüzde ciddi bir engel oluşturan
vasanalar acımasızca yok edilmelidirler.
Fiziksel sağlıkta bir zayıflık da yeni başlayanların önünde

cid di bir en gel o la bi lir. Bu tür in san lar ge nel de ken di le
ri ni be den le riy le öz deş leş tir me e ği li mi ne sa hip tir. Fi
zik sel değişimlere karşı duyarlı olmaları, düşünceler ve
duyguları – astral ve mental dünyalarda – konusunda da aynı
şeyi hiss ederler. Belli bir güç olmadan hiçbir çalışma
yapılamaz. Dolayısıyla bu insanlar bu yolla güçlenmeye dair
düşünce lerinden vazgeçmelidir, çünkü bu yol onlara uygun
bir yol değildir. En Yüce Ol an’a tesl im ol an bir hayat tarzı
en az Doğrudan Yol kadar etkilidir ve onlara çok daha
uygundur.
Aday öğrencilerin başka bir engeli de “içgüdüsel mad ‐

deciliktir”. Şu anda birçok birey dokunup göremedikleri bir
şeye inanamaz veya bu şeyi hissedemez. Bu çalışmalar onlara
da uygun değildir; çünkü sübtil, ince şeyleri hisse-
demiyorsanız, sonuç alamazsınız.
Batıl inançların etkisinde olmak büyük engeldir ve başarıyı

yok eder. Bu kusur bir tür zihin köleliğinden başka bir şey
değildir; akıl yanlış yönde düşünmeye mahkûm olmuştur.
Batıl inançlı insanların desteğine sık sık koşan başka bir şey
de fanatizmdir.
Tahammülsüzlük de nahoş sakatlıklar ailesinin üyeler inden

biridir. Tahammülsüz, fanatik bir mezhepçi veya dindar
bağnazın bu bölümleri okuduğunu düşünün. İçinde
ayıplanacak ne kadar çok şey bulacaktır! Bu insanlar böyle
yaparak tartışılan konuya dair içlerindeki her güveni yok eder,
ayrıca yazara karşı mantıksız bir hınç duygusu geliş tirirler. O
halde bu kitaptaki alıştırmaları nasıl yapacaklar?

 

Birçok insan için başarıya giden sayısız kapıyı kapatan bir
şey de, belli bir seçim yapma yeteneksizliklerinden dolayı çok
fazla kitap okuma tutkusu veya manyaklığıdır. Kendilerini
ilgilendiren bir konu bulup bu konuyu okur okumaz hemen
“yeni” bir şey aramaya, sonsuz arayışlarına yeniden başlarlar.
Bu insanların hayatları makul ve akıllıca kullanılmadan geçer
gider.
Bu insanlar kitapların sayısının önlerindeki hayatın

haftalarından ve günlerinden daha fazla olduğunu unutuyor.
İnsanın sadece aklıyla bildiği birçok şeyden hiçbirinden
faydalanmadan, o kitapların diyelim ki yarısını okumuş
olsanız neye yarar?
İşin sonunda kitaplar başka insanlardan ödünç alınmış olan

düşüncelerin kristalize olduğu depolardan başka bir şey değil.
Zaten çoğu, bir an önce bir şeye dokunmak istey en sabırsız
arayıcıya faydalı olamayacak bir biçimde uydurma veya yarı
uydurmadırlar.
Zihin, Samadhiye girildiğinde bilinen daha yüksek bilgelik

bilinciyle karşılaştırıldığında ancak ikincil bir güç olsa da, bu
zihnin yapısındaki hatalar, bütün çalışmalarda ve özellikle bu
çalışmada insanın önünde neredeyse mutlak bir engel
oluşturmaktadır. Yetersiz kavrayış, bir dilde okuy acak kişinin
o dilin alfabesini yanlış öğrenmesi gibidir.
İnsanı bir yazardan ötekine sürükleyen şey dinmeyen bir

okuma susuzluğu değil de, insanın henüz aradığını
bulamamasıyla ilgili olabilir. Bu durumda söyleyebileceğimiz
tek şey var: “Ara, bulacaksın!”
Sarhoşluğa veya diğer alışkanlık yapan kusurlara bağımlı

olanlar, çok basit bir nedenle, konsantrasyon öğrencisi
olamazlar: çünkü onların iradeleri sıfıra vurmuştur. Eğer
kendileri için zararlı olduğunu kesin bir şekilde bildikleri

 

alışkanlıklarını terk edemiyorlarsa, zihinsel açlıkları ve
tembelliklerinin üstesinden nasıl gelecekler?
Aşırı asabiyet bir insanın iradesini kolayca etkileyebilecek

bir hastalıktır. Etkili bir çalışmaya başlamadan önce bununla
dikkatle ilgilenmelidir. Tek başına konsantrasyon çalışması
bütün yanlışların çaresi olamaz. Öte yandan yukarıda
bahsedilen karakter veya beden zayıflıklarından birine sahip
olmayan ortalama insanlar, konsantrasyon konusunun etüt
edilmesinde çabalarına denk bir ödül alacaklardır.

Şimdi, acaba öğrenciye en çok nelerin yardımı dokuna-
bi lir?
Günümüzün okült ve psikoloji yazınında her konuda

“yardımcı araçlar” açısından bir bolluk var. Herkes yalnız ca
kendisine çok faydası dokunan şeylerden bahsediyor, öte
yandan yardım, daha fazla yardım arayanların sayısı artıyor.
Kuşkusuz bu yanlıştır. Eğer insanlar sadece baston veya
koltuk değnekleriyle yürümeye karar verseler bacak kasları
çok geçmeden takatten düşer ve kullanılmaz hale ge lir. Gü nü
mü zün bu yan lış tu tu mu, tıp kı bir ke di nin yavrusunu
boynundan yakalayıp kavraması gibi bizim dışı mızda bir
şeyin bize yardıma gelebileceğine dair bilinçaltı inançtan
kaynaklanmaktadır. Kişinin kendi içsel gücüne ve değerine
duyduğu inancın eksikliğinden başka bir şey değildir bu.
Dikkatli olun, bu illete yakalanmayın.

Her neyse, pratik açıdan bakarsak, bütün bu kusurlardan ve
eksiklerden uzak olmak bir insanın alabileceği en büyük
yardımdır ve sahip olunan erdemler en iyi şartları yaratırlar.
Fakat bir şey var ki öğr enci için son der ece öneml idir:
hayatla ilgili olarak sakin, soğuk, net düşünme ve karar verme
kapasitesi. Önem olarak ikinci sıradaki şey ise,

 

konsantrasyonun verdiği yeteneklere sahip olmaya dair sami
mi bir il gi dir.
Bazen öğrenci adayı böyle bir kursa neden katılmak

istediğini bilir. Ama bilmiyor ve sadece bu yönde güçlü bir
istek duyuyor olabilir. Bu da çok iyi bir şeydir, çünkü büyük
bir olasılıkla en yüksek ilke, kendini zihinde gösterm eden
kişiyi itiyordur. Başka bir gerçek yardım, hayatlar ında birçok
zorluğu aşmış ve sonunda Hakikati tecrübe etmiş ve kutlu
ismi aydınlanma olan kıyıya emniyetle demir atmış insanların
yazdıkları ilham verici kitapları okumaktır.
Bu hayatta gerçek bir ruhani ustanın ağzından çıkan sözlerle

bizzat öğretisiyle karşılaşmak istisnai bir imtiyazdır. Eğer
yeterince iyi anlaşılırsa, böylesi sözler içsel varlığımızın ha la
bi lin mez ve keş fe dil me miş o lan ka ran lık köşe le ri ni
kolayca aydınlatabilir.
Bir ustayla fiziksel olarak karşılaşma yüce fırsatının büyük

faydalarını anlatmayacağım. Böyle bir karşılaşmanın yanında
bütün çalışmalar, hatta bu çalışma bile sönük ve beyhude
kalır. Bu meseleye XXII. Bölüm’de yeniden döne ce ğim.
Fakat şu anda bu dünyada gerçek bir ustayla karşılaşma
olasılığı çok düşüktür, çünkü bir tanesi birkaç yıl önce vefat
ett i ve böyle insanlar dünyaya pek sık gelmiyorl ar. Onların
çıkışını beklemek sayısız hayat, binlerce yıl anlam ı na ge le bi
lir.

XI – Tutum – Aydınlanmanın Anahtarı

 

Bu bölüm olumlu bir başlığa sahiptir. Düşüncelerimiz ile
duygularımızın işler halde olduğu görünmez dünyada ve içsel
değişmeyen özün ruhunda, tutum ikilidir ve genel de bu üç et
ke nin bi le şi min den o lu şur. Tu tu mu muz bizim gerçekte
olduğumuz şeye çok yakındır. Konsantrasyon eğitimi görmek
istediğimize göre, kendimizi tanımadığımız kesin. Fakat
hayatta karşılaşılan içsel ve dışsal şeylere karşı tutumumuzu
algılamamız, hatta değiştirmemiz mümkün dür.
Ve burada başarının büyük anahtarı saklıdır.
Her başarının gerçek anahtarı şeylere, onların sıralanış

düzenine ve bizimle ilişkisine derinden bakabilme yetene ğin
de ya tar. Bu gü nün in sa nı nın da ha ön ce ki ru ha ni
kardeşleri doğru tutumu sık sık vurgulamışlardır. Hz. İsa ona
Kusursuz Hakikat diyor ve bütün güçleri ona atfediy ordu.
“Bir hardal tohumu kadar imanınız olsa, şu dağa yürü
deseniz, o kalkar ve yürür.”
Başlangıç aşamasında olanlardan böylesine bir iman

beklemiyor ve talep etmiyoruz; fakat en azından sadece kendi
çıkarlarına yönelik olan bu çalışmaya karşı olumlu bir tu tum
ta kın ma lı dır lar. Yaz dı ğım şey le re kö rü körü ne
inanılmalıdır demiyorum, yalnızca dürüst bir sorgulama,
değerlendirme ve hüküm bekliyorum.
Çabaladığınız halde bile olumlu bir tutuma sahip ola-

mıyorsanız, bu yol sizin yolunuz değildir. Bu kitapta veri len
yolun tek yol, hatta amaca en çabuk ulaşacak en kolay yol
olduğuna dair herhangi bir dogmatik iddiada bulunm uyoruz.
Kesinlikle hayır! Eğitiminiz bittiğinde, XXXI. Bölüm’ün
sonunda bu konuyu da açıklayacağım.
Bununla birlikte bu yol en emniyetli yollardan biridir;

tehlikeli olamaz ve ileri alıştırmaları yapamasanız bile her
zaman içsel ilerlemenize belli bir katkıda bulunur.

 

Otuz yıl kadar önce ilk uygulamalı kursuma aynı isme sahip
bir kitapla başlamıştım; bütün alıştırmaları başarıyla
uygulayacağıma ve böylece harika sonuçlar alacağıma çok
kesin bir biçimde güveniyordum. Sonradan öğrendiğim bu
şeylerin neler olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu, çünkü
kitap çalışmanın nihai hedefi konusunda hiçbir şey
söylemiyordu.
Ça lış ma la rı yap tı ğım sü re ce her şey yo lun da gi der

gibiydi; fakat konsantrasyonla ilgili bölümleri meditasyonu
açıklayan bölümler izlediğinde kafam karıştı. Önümde
çıkmaz bir yol vardı. Bunun nedeni basitti. Bana o vakitler
herhangi bir özel yetenek bahsetmeyen başlangıç alıştırma-
larıyla, bana çok yabancı gelen felsefelerden alınmış soyut ve
hazır fikirler arasında bir uçurum vardı.
Artık o kitap beni heyecanlandırmıyor; çünkü onda gerçek

bir amaç göremiyorum. Daha sonra daha ciddi bir kitap
buldum, daha ileri. Alıştırmalar çok zordu; fakat sabırsız
öğrenciye yeni yetenekler verebiliyorlardı ve nihai amaca
ulaşmanın araçları çok net bir biçimde açıklanıyordu.
Doğru, konsantrasyon etüdü yıllarca süren zahmetli

çalışmalar gerektirdi, sonuç olarak bu cilde Dr. Brandler-
Pracht’ın el kitabından alınıp bazı değişiklikler yapılmış ileri
alıştırmaları ekledim.
Doğru tutum nasıl öğrencinin başarısı için çok önem liyse,

yazarın görevi de okura, kişisel deneyim eksikliğiyle
bozulmayan iyi bir yaklaşım sunmaktır. Bunun için en önemli
ve uygun bir önlem, alıştırmalara geçmeden önce iyice
açıklama yapmaktır. Kitabın üçte birinin sadece teknik
noktalara yoğunlaşmasının sebebi budur.

 

XI I – Zihin/Akıl Nedir?

Düz gün bir şe kil de ce vap lan dı rıl ma sı çok zor bir
sorudur bu. Fakat aklın gücünü kullanırsak (onun bir güç
olduğu konusunda şüphe etmemelisiniz), işlerine bakarak onu
tanımlayabilmemiz gerekir.
Çok geniş tanımlar yazmak gereksiz olacaktır; çünkü

gündelik kullanım için özlü bir şeyleri ihtiyacınız var. Biraz
dan ve re ce ğim a lın tı ko nuy la il gi li gü nü mü zün o to ri
-tesi Rişi Ramana’dan alınmıştır. Bu bilgenin ifadesinden
daha iyisini bulamadım.

“Akıl yalnızca bir düşünceler yumağıdır: düşünmeyi
bırakın ve yapabiliyorsanız, bana aklı gösterin.”
Bu mükemmel bir felsefi denklemdir. İçinde eksiksiz pratik

çözümü barındırır. Aklın/zihnin gücünün kendini yalnızca
düşünme sürecinde gösterdiğine dair olan birinci kısmı ele
alalım. Bu denklem sayesinde bilinmeyen X’i kısmi olarak
değerlendirebiliriz; düşünebiliyorum, o halde dü şün ce ey le
mi ni, X’in ö zel li ği ni tec rü be e de bi li rim.
İkinci kısım daha nettir. Zihin bir toplamdan/ düşüncel erin

toplamın dan başka bir şey değildir. Kuşkusuz bu yargı
zamanın üç bölümlemesiyle ilgili çözümü de içerir. Öyley se
zi hin ön ce den dü şü nül müş, şu an da dü şü nü len ve
gelecekte bilincimize gelecek veya ölümümüzden sonra
yaşamaya devam edecek düşüncelerdir.
Bilgenin söylediği gibi ebedi “düşünceler yumağı” olduğu

gibi kalır. Bilge bizdeki tüm kuşkuları silmek istiyor. Bu
durum, denklemin son kısmını her türlü uzlaşmadan
uzaklaştırıyor: İnanmıyorsan, düşünmeyi durdur ve zihni
bulmaya çalış.

 

Deneyim gösteriyor ki, geriye kalan şey bu “zihne”
benzemiyor. Burada başka bir şey daha gün ışığına çıkıyor:
zihin düşünme yeteneğine sahip varlıkların tutumundan
etkilenmeyen bağımsız bir varlığa sahip değildir. İşte büyük
bir sır! Eğer bütün bunlar doğruysa, insanın zihnine egemen
olması ve onu kendi iradesiyle yönlendirmesi mümkün dür.
Zihin cüzi, dolayısıyla sınırlı bir niceliğe sahip tir; de mek ki
kont rol e di le bi lir.
Sonraki bölümlerde bu hakimiyeti kazanmaya çalışacağ ız.

Kısaca anlatmak gerekirse zihin ne iyi ne kötü olup tarafsız
bir enerji türüdür. Zihin enerji yollamak, titreşmek ister; bu
titreşimlerin bize benzer varlıklar tarafından iyi veya kötü
dönmesinin onun için bir önemi yoktur.
Burada işin içine vasanalar girmektedir. Mizaç veya fitrat

dediğimiz şey, belli vasanalara sahip titreşimlerin beyin
bilincine girmesine izin verip, diğer düşünce ve duyguları
bilincin kapısından uzak tutan bir filtredir.

Dolayısıyla, bir otel barının veya pavyonun pis astral veya
zihinsel atmosferi bir azizi etkilemezken, vasanalarının
tutsağı olan bir adam bu atmosferce tümüyle etkilenebilir ve
onları kendi imgeleminin ve duygularının yardımıyla daha da
güçlendirebilir. Olgun bir ruh bir azizin büyüklüğ ünü, bir
bilgenin ustalığını hemen ve sezgisel olarak anlarken, ham bir
insan, tıpkı bir rüyayı unutması gibi onları hiç fark
etmeyebilir.

Burada Viveka-Chudamani’nin şu ünlü beyiti akla geli yor:
“O halde zihin bu kiş inin hem köl el iğinin hem de
özgürlüğünün nedenidir. Arzuyla kirlenmiş zihin köleliğin
nedeniyken, tutku, cehaletten arınmış saf zihin özgürlüğün ne
de ni dir.”

 

Maharshi’nin zihin “denklemi” ile “insanın kendini zihnin
den ayıra bilecek konum da olduğu” sonucuna vara biliriz.
Sadece bu gerçek kişinin neyi düşüneceğine karar
verebileceğini gösterir. Bu bulguyu Sankaracharya’nın afo-
rizmasına uygularsanız, hem köleliğin hem özgürlüğün başka
bir yerde değil, insanın içinde olduğunu görebilirsiniz.
Neyi kabul edip çağırıyor, neyi reddedip kendinizden

uzaklaştırıyorsunuz? Bunu sizden başka hiç kimse bilemez ve
sizin adınıza yapamaz; tıpkı başka birinin ilaç almasının sizin
iyileşmenizi sağlayamaması gibi.
Kıyasen yakın dönemlere kadar Doğu ve özellikle eski Hint

fel se fi e ser le ri zih nin do ğa sı na da ir en de rin bil gi le re
sahipti. Rişi Ramana’nın konuyla ilgili ifadesini analiz ede rek
bizzat kendi gözlerinizle görebileceğiniz üzere, gerçek Hint
ustalarının bu güce karşı tutumları net ve kesindir.
Batı, en azından resmen kabul edilmiş bilgiler açısından hala

teori ve tahminlerle uğraştığı için geri kalmıştır. Zihnin özü
yerine insan zihni tarafından üretilen özel işlevler ve
(genellikle hastalıklı olan) fenomenlerle ilgilen-mekt edir.
Elbett e bu çok doğal bir şeydir. Çünkü zihin zih ni keş fe de
mez!
Arayış içinde olan kişinin aydınlanabilmesi için zihinden

daha sübtil bir şeyin onun yerine geçmesi gerekir. O sayısız
kavramlarına rağmen Batı psikoloji bilimi insan zihninin
yapısı hakkında çok az deneysel ve deneyimsel bilgiye
sahiptir. Bugünlerde Batı psikolojisine eski Hint Advaita
Vedanta felsefesinden yeni düşünce akımları girmektedir.
Avrupalı bilim çevreleri bunları heyecanla tartışıp tahlil
etmektedirler. Fakat elimizdeki kurs açısından buraya kadar
anlatılanlardan daha fazlasına gerek yok. III. Bölümdeki

 

çalıştırmaları düzgün bir biçimde yerine getirdiğinizde gerçek
deneysel bilgi sizin olacaktır.
Zihinden “daha yüksek” denilen şey bizim düşünmeden

bilmemizi ve zihnin aktif katılımı olmadan doğru bir şekilde
davranmamızı sağlayan güçtür.
Şimdi zihnin işlevlerinin başka bir yönünü inceleyelim.

İnsanlar genellikle onları doğrudan etkileyen gücün (aklın, zih
nin) te za hür le riy le kar şı la şır ve bun lar la il gi li dir. Bu
çok anlaşılabilir bir şeydir. Çünkü hareket halinde olan zihinle
temas kurabildiğimiz yer, tıpkı duygularımızın ve astral
faaliyetlerin taşıyıcısı sinir sisteminde olduğu gibi, zihne
aracılık yapan beyindir.
Bilim adamları zihinsel özürlü insanlarda çeşitli anor‐

malliklerin kendini beynin yapısında gösterdiğini keşfetm iştir.
Bu hastalıklı organların eksikliklerini gidermek için ara sıra
cerrahi operasyonlar kullanılmıştır. Tıpkı beyindeki bazı
önemli noktaların hasar görmesinde olduğu gibi, kötücül
tümörler kişinin zihinsel yeteneklerini etkilemek tedir. Bir
zamanlar muazzam zihinsel yeteneklere sahip insanların,
talihsiz operasyonlar veya kazalara bağlı olarak beyin denilen
gri maddenin belli bir kısmını yitirdikleri veya bu kısım
hastalık kaptığı için zihinsel güçlerini yitirme örnekleri söz
konusudur.
Bu tür vakalar da söz konusu kişiler eski zekâ ve kültür‐

lülüklerinden hiçbir ize sahip olmayan çaresiz olmayan bir
zekâ geriliğine teslim olabiliyorlar. Bunlar olgulardır: burada
son kertede zihinsel ve astral planların (daha sübtil olmalarına
rağmen) yine de maddi olup tezahürleri için fiziksel maddeye
bağlı oldukları iddiasına bir destek görürüz.
Demek ki bir insanın bilinci (ortalama bir bilince sahipse) bu

hayatta herhangi bir zihinötesi (spritüel) farkındalığa sahip

 

değildir, zihin-beyin faaliyetiyle sınırlıdır.
Pratik açıdan bakarsak beynin yalnızca bir kısmı değil de

ölümde olduğu gibi tümü yitirildiğinde ne olacaktır? Bu
sorunun yanıtını siz verebilirsiniz!
Anestezi nedeniyle astral bedenleri ve fiziksel bedenler iyle

bağlantılarını tümüyle yitiren insanlar bilinçli varo luş la rı nın
düş gör mey le sı nır lı ol du ğu nu ve ba zen bü tün
farkındalıklarını yitirdiklerini bildirmişlerdir. Bu bağlantı
ölümde de kalıcı bir biçimde kesintiye uğrar.

Kişisel olarak test edilemez sayısız okült teorilere inanmak
yerine bu olgular hakkında düşünmek yararlı olabilir.
Hala yaşarken iki unsuru (astral ve zihinsel) hakimiyet altına

almak mantıksal olarak, şu anda kullandığımız fani
kabuklardan bağımsız yeni bir hayatın kapılarını açar önü müz
de.
Fakat bu bilgelik hemen burada ve şimdi kazanılmalıdır,

çünkü yukarıdaki örneklerden açıkça anlaşılır ki ikinci defa
tecrübesi olmayan ölüm bize herhangi bir bilgi getirmez.
İş te ken di le ri ne a ziz ler, us ta lar, bil ge ler de di ği miz

bütün gelişmiş kardeşlerimizin bu bilgeliği hemen şimdi
kazanmaya ve bize de aynısını yapmayı öğretmeye çok
hevesli olmalarının sebebi budur. Çünkü bu, ölümün
karanlığından korunmanın tek gerçek yoludur.

XI II – Bilincin Çeşitli Yönleri

 

Bu sayfaları yazarken Hindu terminolojide Jagrat deni len
“uyanık bilinç” halindeyim. Bu bilinç halinin içinde beş duyu
vasıtasıyla dış dünyayla temas halindeyim. Görü yorum,
duyuyorum, tadıyorum, kokluyorum ve dokunu yorum. Bu
duyulardan biri başarısız olduğunda, bu duyun un
eksilmesiyle dünyadaki hareketlerim ve olayları algıla mam
zayıflar.
Beş duyusunu birden yitiren bir insanın dış dünyayı

hissedemediğini söyleyebiliriz.
Demek ki fiziksel duyular ile dış dünya birbirine bağlı dır.

Dış dünya bilincimize bir izlenim bırakamadığı vakit,
bilincimiz artık onu tecrübe edemez. Beyinde var olmaya
devam eden önceki izlenimlerin hatırası bu yargıyı etkilem ez;
çünkü geçmişe, geleceğe veya şimdiki zamana dair imgelem
tecrübe değildir. O daha ziyade konumuzun dışında kalan düş
dünyasına yakındır. Uyanık halimiz hakkın da bil di ği miz
her şey gö re ce bi lin ci mi ze yan sır, dünyanın biçimi ve
onun tezahürleri hakkındaki kararları mız sadece bu etkene
dayanır.
Bilincin yalnızca bu yönüyle sınırlı olsaydık dünyevi teza

hür le rin bir li ğin den bah se de bi lir ve bu nun bir so nu cu
olarak dışsal şeylerin gerçekliğini onların birliği temelinde tek
bilinen ve algılanabilen bilinç haliyle kanıtlamaya çalı şır dık.
Jagrat halinde tıpkı diğer insanların yaptığı gibi hareket eder,

hisseder, eylemde bulunur, düşünürüz. Bu çok basit ve
mantıklı görünür, eğer aynı şekilde yaşayıp eylemde
bulanabileceğimiz başka herhangi bir bilinç hali olmasaydı,
gerçekten de öyle olurdu. Bu hallerden biri sanırım bizim çok
iyi bildiğimiz bir haldir. Bu hal “ben” ve “ben-olma-yan”
veya “ben” ve dünyayı oluşturan diğer şeyler fikrinin olduğu
uykudaki düş halidir. Fakat Jagrat dünyasının yok olduğu ve

 

bulunamadığı düşlerde tecrübe ettiğimiz şey uyanık halimizde
tecrübe ettiklerimizden çok farklıdır. Uyanık olduğumuzda
mümkün olmayan şeyler düşte mümkün hale gelir ve uyanık
halin faaliyetlerinin düş hali üzerinde çok az etkisi vardır
(bununla birlikte bu iki hal arasında bir tür karşılıklı etkileşim
söz konusudur). Hindu terminolojisinde düş haline Swapna
denir.
Soğuk bir gecede düşümde kendimi bir yamacın altında

büyük bir toprak kütlesinin göğsüme yaptığı baskıyla
boğulurken gördüm. Kabus öyle gerçekti ki uyandım ve
hemen ona sebep olan şeyi gördüm: kedim battaniyenin
altından girip, göğsüme kıvrılıp, patilerini boynuma koyarsa
daha çok ısınacağını düşünmüş.
Daha sonraki geceler soğuğa karşı bu ortaklığı kabul etmek

zorunda kaldım. Herhalde düş halinde çalışan bilin çaltım
uyanık kardeşi tarafından kedimin alışkanlıklarında hiçbir
tehlike olmadığına dair uyarıldığı için olsa gerek, bir daha
kâbus görmedim.
Bazen odamızın içindeki alışık olmadığımız kokular benzeri

bir düşe neden olabilir. Zaman zaman odamda bir Hint tütsüsü
yakıp uyuduğumda kendimi sık sık tapınakta bir puja (bir
Hundu dini toplantısı) veya Doğudaki hayat ımdan başka
olayların içinde görmüşümdür.
Soğuk havalarda ayağımızı açıkta bırakmak sık sık rüyada

suyun içinde veya buzun üstünde çıplak ayakla durma düşle ri
yaratır. Psi ko log la rın bil di ği bu na ben zer bir sürü hile
vardır, fakat burası onları alıntılayacağımız yer değil. Fiziksel
durumumuzdan kaynaklanan düşlerin de olduğunu bilmek
yeterlidir. Fakat bu söylediğimiz bütün düşlerin düş sırasında
vücudun içinde bulunduğu fiziksel halin bir sonucu olduğu
anlamına gelmez. Gerçekten de düşlerin çoğu bu sınıfın

 

dışındadır. Sadece şunun farkında olmamız yeter: uyku
halinde beş fiziksel duyumuzu kullanmıyoruz, fakat
duyularımız “kapalı” olduğu halde bilincimize bir sürü
izlenim girmektedir.
Bilincin veya farkındalığın bir başka aşaması – tabi ona

farkındalık demek mümkünse- gizemli düşsüz uyku halidir.
Bildiğimiz uyanıklık ve düş görme haline hiçbir şekilde
benzemeyen bu hale Hindu terminolojisinde Sushupti denir.
Genellikle Sushuptideki deneyimlerimizle ilgili hiçbir şey

hatırlamayız. Bu hal bizim için çözülmez bir muam madır.
Hafızamızdaki bu boşluğa rağmen bu süre içinde var

olmaktan çıkmayız. Daha doğrusu var olmaktan çıktığımızı
hiçbir şekilde kabul edemeyiz.

Sadece konsantrasyon uygulaması yoluyla kazanılabilen
geliştirilmiş yetenekler sayesinde bilincimizin karanlık
köşelerini aydınlatmak mümkündür, bu bize sonunda duyum
ve düşüncenin olmadığı bir hayata götürür. Bizim için
karanlık kalan şeyleri ancak o zaman aydınlatabiliriz.
Konsantrasyon eğitimi almamış sıradan bir insan kendini

düşüncelerin ve duyguların (zihinsel ve astral planların)
ötesine yükseltemez; dolayısıyla gerekli çalışmaları yapma‐
dıkça Sushupti’nin seyrelmiş, saflaşmış atmosferine gire mez.
III. Bölüm bu meseleyle ilgili gerekli talimatları vermektedir.
XIX. ve XX. Bölümleri etüt ederken burada bahsettiğimiz
şeyleri tekrar bilincinize taşıyacak ve bu bölümde verilen
alıştırmalarla bunları genişleteceğiz.
Şim di, yu ka rı da ki ba kış a çı sın dan kon sant ras yo nun

amacı ne olabilir? Konsantrasyon sizin üç aşağı halden
(uyanık, düşlü ve düşsüz uyku halinden), bunların üstünde ve
ötesinde olan bir dördüncüye bilinçli olarak girmenizi
mümkün kılacaktır. Bu dördüncü hal (Turiya) nihai olan,

 

doruk ve amaçtır. Yüksek bilinç hallerinin sayısını arttır‐
maktan hoşlanan kimi okült cemiyetlerin farklı teorileri sizde
kaygı yaratmasın. Kimileri 49 farklı plandan bile bah‐
setmektedir ki bunlar yalnızca yazarların hayal gücünde var
olan plan lardır.
Bunlar her düşünce türüne bir “yeni varoluş planı”

atfetmektedir, oysa kendileri bırakın Turiyayı, Sushuptinin
bile bilinçli tecrübesini yaşamamışlardır. Bilginiz gerçekten
arttıkça, hikmet gözüyle bakıldığında farklılıklar ve çoğul‐
lukların olduğu yerde dünyanın inanılmaz basitliğine
hayranlık duyacaksınız.
Kişi Turiyadayken, üç aşağı bilinç halini bir dağın tepe‐

sinden bakar gibi aynı anda ve onlardan bağımsız olarak
görür. Zihni ve duyuları durdurmadan bu hale girilemez,
öğrenci bunun tam anlamıyla farkına varmalıdır. Eğer bunu
doğru bir biçimde kavramaz ve bir yan yolla bu hale
girebileceğine inanırsa yalnızca kendini aldatır ve bunun
bedelini öder. Hatalarımızı ancak tek bir şekilde ödeyebiliriz:
Acı çekerek!
Bu bö lüm de bah se di len her şey bü tün “nor mal”

durumlar için geçerlidir; yani şu anda sahip olmadığımız ve
gerekli olduğunu düşündüğümüz yetenekleri kazanmak için
çalışmalıyız. Yani bu kurs tıpkı bir okul müfredatı gibi
planlanmış, yazılmış ve açıklanmıştır.
Son bölümlerde kişinin normal öğrenme aşamalarından

geçmeden gerekli yetenekleri hemen kazanabileceği şartlar
hakkında bazı şeyler öğreneceğiz. Bununla birlikte, bu
durumlar çok nadirdir ve ne zaman ortaya çıkacakları
önceden tahmin edilemezler. Dolayısıyla bunlara sahip
olmayı ummak, herhangi bir şans oyununda veya piyangoda
büyük ikramiyeyi kazanmayı ummak gibidir.

 

Dördüncü bilinç hali olan Turiya, ortalama insanın bakış
açısından bakıldığında süper bilinçtir. Fakat Turiyaya ermiş
ve onun içinde yaşamayı başarmış olanlar için Turiya – başka
bir deyişle Sahaja Nirvikalpa Samadhi (kalıcı süperbilinç ya
da vecd) gündelik, normal bir tecrübedir; diğer tüm aşağı
haller onlar için tümüyle gerçek dışı, dar ve sınırlıdır. Bu tür
insanlar Jagrat veya Sushupti’yi kendi tecrü be le ri nin te me
li o la rak al maz lar.
Şimdi, öğrenci insandaki farklı bilinç halleri hakkında bir

şeyler öğrenerek konsantrasyonun hedefleri ve yöntemleri
hakkında yeni bir kavrayış kazanır. Bu iyi bir şeydir, çünkü
etüt nesnesini ne kadar iyi kavrarsak III. Bölüm’de başarısız
olma ihtimalimiz o kadar azalır.
Nadir örneklerde öğrenci, her ne kadar çok kolay olma salar

da, ilk alıştırmalarda bile başarısızlığa uğrar. Genellikle ikinci
ve üçüncü seri alıştırmalar en zorlarıdır. Bu iki seri
alıştırmalar eğer başarıyla yapılırsa dördüncü seride pek
zorluk çekilmez. Bazı örneklerde başlangıç alıştırmalarından
ileri alıştırmalara geçmek için dördüncü aşamadan nihai
aşamaya geçişten daha fazla vakit gerekebilmektedir.
Daha önceki alıştırmaları iyi yapmış olmanız veya ileri

alıştırmaları dikkatle yerine getirmiş olmanız beşinci ve son
seri alıştırmalarda başarıyı garantilememektedir. Çünkü bu
aşamada işin içine baştan tahmin edilmesi çok zor olan başka
etkenler girmektedir.
Ölümlü kabuğunuzu atmadan önce, hala capcanlı ve tam

bilinç halinde sezgisel aleme girebilmeniz gerekir. Aksi
takdirde 9 ve 9A numaralı alıştırmalar boş sembollerden
ibaret kalacaktır. Bütün zihinsel kavrayışları aşan bir huzura
ermeniz gerekiyor. Düşünün bunu!

 

Bunun için kitabın sonunda verilen Upanişad dizelerini
okumak ve onlardan taşan derin huzur nehrine girmek
öğrenciye tavsiye edilir.

XIV – Başarının Psikolojisi

Herkesin bildiği üzere meditasyon ve konsantrasyon üzerine
sayısız kitap olmasına rağmen, öğrencilerin ancak çok küçük
bir kısmı çalışmalarından gerçek bir fayda görmektedir.
Bunun birçok sebebi var. İlk olarak bu kitapların açıkla‐

maları fazla kuramsaldır ve çoğu kişisel deneyime dayanmak
yerine başka kitaplardan ödünç alınmış malzemelerin top‐
lamıdır. Bu durum onların canlı bir değere sahip olmalarını
engelliyor.
İkinci olarak, kitaba gereksiz ayrıntılarla yüklü alıştır maları

doldurmak, öğrencinin kendini geçit vermez bir ormanda
hissetmesine neden oluyor. Zihnimizi yönetme mizi zorlaştıran
şey karmaşık düşünmedir. Bu tür düşünme bütün tek
amaçlılığı, tek noktaya odaklanmayı öldürür. Basit nes ne ler
ü ze rin de yo ğun ve güç lü bir şe kil de dü şün -meye alışkın
olmayan bir zihnin ilk ihtiyacı olan şey eski kötü
alışkanlıkları silmektir. Eğer bir konsantrasyon el kitabında
bile öğrenci doğru talimatı bulamıyorsa, onu nerede arasın?
Üçüncü olarak bazı kitaplar, konuyu az çok bilen öğrencilere

uygun bir biçimde yazılı dersler şeklinde sunulmaktadır ve
istenilen sonuçları elde etmenin tek yolu olan pratik etüde

 

uygun değildir. Matematikle ilgili bir kitap man zu me ler le
ya zı lır mı?
Gerçekten ihtiyaç duyulan alıştırmalar ve yararlı talimatl ar

dışında uyumlu bir bütün oluşturmayan, öğrencinin gelişimini
kontrol altında tutup onu en basit alıştırmalardan en
karmaşığına adım adım götürmeyen ve kuramsal malze mesi
metnini bütününe yayılmamış olan kitaplardan bir öğrenci
faydalanamaz.
Böyle bir düzenleme öğrenciden beklenen yoğun ve hedefi

çaba fikrine bile terstir.
Kişi nelerden geçtiğini ve ileride ne tür güçlüklerle

karşılaşacağını bilmelidir.
Öğrenciler neyin gerekli, neyin herhangi bir zarar görmeden

bir kenara atılabileceğini pek iyi bilemezler. O verilen her
şeyi kabul eder, dolayısıyla sonuç çoğunlukla hüs ran dır.
Başarısızlığın diğer bir nedeni de okuyucuyu yeni şartları ve

yeni düşünme teknikleri olan deneyim alanına taşıyacak
gerekli açıklamaların yokluğudur. Ayrıca düşünc enin doğası
kısaca açıklanmalıdır. Etütte başarıyı getirecek doğru bir
tutum takınılmalıdır; bu tutum olmadan alıştır malar ölü
formüllere dönüşür.
Öğrencinin bu kurstan en iyi şekilde faydalanacağı

umulmaktadır; bu kurs geleceğini tahmin ettiğimiz sorul ardan
çok azını yanıtlamadan bırakmıştır. Dolayısıyla bu bölümde
giriş bilgileri ve açıklamaları bulacaksınız, bunlar III.
Kısım’a, Teknikler bölümüne giriş mahiyetindedir.
Alıştırmalara başlamadan önce bu bölüm çok iyi anlaşılma‐
lıdır.

1. Eğer şu anda veya ileride bu kitabın yardımıyla düşünme
sürecinizi iradenizle yönetebileceğinize inanıyor veya bunu

 

kabul ediyorsanız, iki gerçeği daha kabul edi yorsunuz
demektir:

a. Siz zihninizi oluş turan düşün celeriniz değilsiniz.
Yöneten ve yönetilen asla aynı nesne olamaz. At ve sürücüsü
bir değil, ikidir. Bu ifadenin kesin bir şekilde doğru oldu-
ğuna tam bir kanaat getirene kadar bunun üzerine tefekkür
edin. Eğer konsantrasyonun uygulamalı güçlerini elde
etmeye çalışırken hüsrana uğramak istemiyorsanız, bu
doğruya kesin bir şekilde ikna olmadan hiçbir alıştırmaya
başlamayın.

b. Yukarıdaki benzetmeye devam edersek, at ve sürücüsü
arasında sizin için önemli olan sürücüdür, çünkü siz ve
sürü cü bir si niz.
Kendimize karşı dürüst olalım. Atınızı tümüyle kendi

kontrolünüz altına almadıkça sürücünün siz olduğunu kesin
bir şekilde göremeyeceğinizi kabul etmek zorundasın ız.
Bu bilgi ancak yaptığınız çalışmanın en son ürünü olarak

gelecektir size, hiçbir şekilde daha önce değil. Bununla
birlikte konsantrasyonda başarılı olmanız için bu sonucu ümit
etmeye veya bu sonucu elde etmek için kendinizi zorlamaya
asla gerek yoktur, zaten zihniniz için böyle bir şey
imkânsızdır. Şu anda tüm ihtiyacınız olan şey kendinizi ve
zihninizi ayrı varlıklar olarak görmektir.
Yukarıdaki ikinci yargı (b) üzerinde de tefekkürde bulunmalı

ve hiçbir kuşku duymadan ikna olmalısınız. Yukarıdaki (b)
şartı yerine getirilmeden hiçbir alıştırmaya başlanmamalıdır.
Gördüğünüz üzere hiçbir uygulamalı etüde münasip bir

psikolojik ve akli zemin olmadan başlanamaz. Bunun kesin
bir şekilde bilincine varılmalıdır.
Tefekkürler günde iki defa yapılmalıdır; en iyi zamanlar (iki

huzur vakti) sabahları ve akşamlarıdır. Alıştırmalar hoşunuza

 

giderse rutin 15 dakikanın üzerine çıkabilirsiniz. Eskiler
gündoğumu ve günbatımının meditasyon için en iyi vakitler
olduğunu söylerler, bu gerçek hazırlık aşamaların daki
tefekkürler için de dikkate alınmalıdır. Eğer bu iki vakit sizin
için uygun değilse kaygılanmayın, sizin için münasip
zamanlarda eşit ölçüde başarılı olabilirsiniz.
Tek şart, çalışma yaptığınız dakikalarda sizi rahatsız edecek

bütün müdahalelerden uzak durmaktır. Çünkü şu aşamada
çevrenizdeki şartlardan çok etkileniyor ve onlara bağlısınız.
Sessiz bir oda, bir bahçenin köşesi, kilise, cami, tenha bir
tepelik, deniz kıyısı, nehir kenarı vs. bütün bunlar uygun
yerlerdir.
2. Artık alıştırmalar için neredeyse tümüyle hazır sayı‐

lırsınız. Fakat yukarıdaki 1. maddenin (a) ve (b) şıkları kadar
önemli bir şey daha kaldı. Başarılı bir konsantrasyonun en
dikkatli hazırlıkları bile yok edecek güçte olan ölümcül bir
düşmanı vardır: duygusal-zihinsel beklenti alışkanlığı. Bu
alışkanlık hiç acınmadan öldürülmeli ve silinip atılma lıdır.
Eğer onun büyümesine izin verirseniz bütün umutl arınızı yok
edecektir.
Başarısız çabalarda kaybedilen yıllar ve bütün hüsranlar, bu

tuhaf ve ölümcül arzudan “beklenti vasanaları”ndan, sürekli
düşünmenin gerekliliğine olan inançtan, ateşli
düşünmelerinizden yararlı bir şeyler çıka bileceğine dair
aptalca umuttan gelir. Bu düşman asla durmak bilmez. O
bütün uyanık vakitlerinizin egemenidir; fakat bu da yetmez
ona! Onun açgözlü iktidarından kurtarmaya çalıştığınız on
beş dakikayı bile size çok görür!

Bir alıştırmaya başlar başlamaz, aşağıdaki bölümlerde
verilen konulardan biri üzerine birkaç saniye düşündükten
sonra, düşüncelerin bir oğul arı gibi size saldırdığına ve

 

geçici olarak bu on beş dakikada ne yapmanız gerektiğini
unut tu ğu nu za ta nık o la cak sı nız. Bü tün bu dü şün ce le
rin hiçbir önemi yoktur, fakat düşman kulağınıza onların sizi
çok ilgilendirdiğini fısıldayacaktır.
Eğer bu yalanı kabul ederseniz çabalarınız boşa çıkar. On

beş dakika siz dikkate değer bir sonuç alamadan geçer gider.
Tek sonuç vakit kaybıdır. Kuşku ve hüsr an zehr i konuyu etüt
etme kararınızın altını oyacaktır. Dikkatli bir şekilde analiz
ettiğinizde bütün engellerin ardında “bekl en ti li ruh ha li”nin
ol du ğu nu gö rür sü nüz.

Bu deneysel çalışmayı öğrencilere bırakıyorum, böylece
yukarıdaki yargıyı bizzat test edebilirler.
Şimdi, böyle bir engeli alt etmek için nasıl ilerlememiz

gerekir? Ancak beynin, zihnin etrafında arılardan bir duvar
oluşturan her düşünceyi tez canlılıkla kabul etme tavrının ne
kadar yan lışol du ğu ü ze ri ne net bir şe kil de dü şün me ve
tefekkür ile (buna meditasyon da diyebilirsiniz).

Kendinize şunları söylemeyi deneyin:
“Şu on beş dakika veya yarım saat dışında günümün geri

kalanını olduğu gibi düşünmeye verebilirim. İsyankâr
zihnimin ürettiği ve burada demir atan başıboş düşüncelere
itaat etmem için hiçbir neden yok. Zihnin dalgalarıyla
sürüklenen dümensiz bir tekne gibi olmamak için, bütün
dışsal şeylerden bağım sız olarak ken dim olmak is tediğim bu
kısa vaktin düşüncelerle işgal edilmesine izin verirsem
dikkate değer hiçbir şey olmayacaktır.

“A lış tır ma la ra ay rı lan va kit ler de dü şün me den ba na
hiç -bir fayda gelmez. Burada ve şimdi kesin bir şekilde karar
veriyorum: İsyankar zihnimi konsantre etmeye çalış tığım
süre için de hiçbir düşün ce ve duyguyla ilgilenmiyorum. Ne
olursa olsun beni ilgilendirmez. Zihnime giren bütün düşün

 

celer benim düşmanım dır ve onlarla hiçbir şekilde
İLGİLENMİYORUM. Burada, bu çalışmayı yaparken
zihnime girmeye veya orada ortaya çıkmaya çalışan her şeyi
gözümü kapatabilecek güce sahibim.”
Kuşkusuz alıştırmalardan önce yapılacak olan bu tefek kürün

kelimeleri biraz değiştirilebilir; fakat fikir aynı kalma lı dır.
“Şu an da hiçbir şeyle ilgili değilim. Her şeyi zihnimin

kapısının dışında bırakıyorum. Her zamanki titreşimlerin
hepsinin dışındayım.” Hazırlık bu cümlelerle son bulmalıdır.
İşaret edilen düşünce akımlarını yaratabilmek ve onların
gerçekten işe yaramalarını sağlamak için haftalarca çalışma‐
nız gerekebilir. Tek ödülünüz geri getirilmeyecek vaktin
kaybedilmesi ve acı hüsran olan başarısız alıştırmalara
harcanmış yıllar yerine, amacınızı (konsantrasyon) gerçek‐
leştirme uğruna haftalar ve belki aylar ayırmak kuşkusuz
daha iyidir.
Eğer yukarıdaki 1. ve 2. maddede ısrar edebilirseniz

gündelik bilincinize harika bir özgürlük duygusunun
girdiğine tanık olacaksınız; bu zihnin gerçek sükuneti olan ha
zi nesin den ge len tad dır.
Bu etütte başarının anahtarı kontrolsüz düşünceye ilgiyi

yitirmektir. Bu anahtarla çok şey umduğunuz altın kapıyı
açabilirsiniz. Bu anahtar yoksa alıştırmalara başlamaya bile
niyetiniz yok demektir.
Bir insanın zihnini kontrol etmesinin başka bir sonucu

etrafınızdaki astro-mental dünyadaki düşünceleri ve duyguları
ne kadar uzak veya yakın olurlarsa olsunlar hissetmek ve
görmektir. Burada bahsettiğimiz şey durugö-rüdür; fakat onun
gibi kendiliğinden, kontrolsüz ve belirsiz bir yetenek değildir.
Eğer sistematik bir çalışmanın ardından geliştirilmişse tıpkı
normal fiziksel görme ve duyma yete nekleri gibi gelişir. Fakat

 

bunlara göre kat be kat sübtildir ve uzağa uzanır. Başlangıçta
sohbet ettiğiniz bir insanın kelimelerini daha onun ağzından
çıkmadan önce tahmin ettiğinizi göreceksiniz. İleride başınıza
gelecek şeylerin tuhaf bir tadıdır bu. Psişik olarak uyanık
olduğunuz bu vakitlerde geçmişe ait olan şeyleri şimdide
görürsünüz ve bü tün bun lar si zin ken di li ğin den ge li şen
du ru gö rü ye te -ne ği niz le il gi li dir. Da ha son ra bu ast
ro-men tal iz le nim ler akışından yorulacak ve şu anda size
bu sayfalarda önceden anlatamayacağım çok daha güzel
şeyler uğruna konsantras yonun çok iyi bilinen araçlarını
kullanarak onları durdura caksınız. İleride neleri
yaşayacağınıza dair şimdiden yapıla cak bir açıklama bizi
ayrılmamamız gereken hattan uzakl aştıracak, istemediğimiz
bir zihinsel faaliyete sebep ola caktır. Bu meseleleri anlamak,
bunlar hakkında sadece konuşanların değil, yeteneğe sahip
olanların işidir. Tuhaf bir şeydir bu. Yıllar önce duru-görü
kazanmak için ne kadar uğraşırsam uğraşayım o kadar
uzaklaşmıştı benden. Fakat daha sonra biraz bilgelik
kazanıldığında aynı durugörü can sıkıcı olmaya başladı, hiçbir
zaman kullanılmadı ve başkalarının gıpta ile baktığı bu
yetenekten hiç bahsedil medi. Ruhani olarak gerçekten yol kat
etmeye başladığı nız da bu ye te nek so lar gi der.

Kısım III – Teknikler

 

XV – Alıştırmalar İçin Doğrudan Hazırlanma

İlk alıştırmalarınız için nihayet uygun bir vakit ve yer seçip
hiç kimsenin sizi rahatsız etmemesini sağlama aldıktan son ra
seç ti ği niz ye re çe ki lin.

Bir sandalye veya döşemesiz bir koltuğa oturun. Arkalığa
yaslanmayın. Bu nokta hem Hindu terminolojide “prana”
denilen sübtil yaşam enerjisi akımlarının düzgün bir biçimde
akması hem de sağlığınız açısından önemlidir.
Meditasyon vakti geldiğinde beden gerekli olduğunda sa at

ler bo yun ca o tu ra bi le ce ği bir po zis yo nun i çin de ol ma
-lıdır. Bununla birlikte bedenin tembel bir pozisyona
girmemesi gerekir; çünkü o zaman alıştırmalar sırasında
uyuma ve böylece onların bütün faydasını götürme gibi kötü
bir alışkanlık kazanabilir. Bunu asla unutmayın!
Ehliyet sahibi olmayan insanlar tarafından yazılan eski ve

yeni yoga kitaplarında bahsedilen sayısız hantal asanalar
(duruşlar) üzerine düşünmeyin bile. Aşağıda tarif ettiğimiz
türden iyi bir asana biliyor ve uyguluyorsanız, bahsedilen
diğer asanalar tümüyle gereksizdir. Yetersiz takipçileri tara‐
fından bu asanaların uygulanmaya çalışılması ve bunların
tavsiye edilmesinin nedeni büyük ölçüde sadece meraktan ve
beklenti ruhundan kaynaklanmaktadır.

Sırtınız, omurganız ve boynunuzu dik tutarak koltuğa veya
sandalyeye (sandalye daha iyidir) oturun. Eğer batılıy-sanız
sandalyede oturmak sizin için daha rahat olacaktır.
Doğuluysanız, aynı asana yerde bağdaş kurup oturarak
yapılabilir. Kuşkusuz lotus pozisyonu en iyisidir. Fakat hangi
duruşu seçerseniz seçin, bedeninizin doğru bir çizgiyle dik
olması gerekmektedir.

 

Sandalyede oturuyorsanız, dizleriniz bitişik, elleriniz
bacaklarınızda olmalı ve ayaklarınız yere basmalıdır. Bede nin
bütün ağırlığı kaburgalardan aşağı bırakılmıştır ve bedenin
her tarafı tümüyle gevşemiş olmalıdır. Kulağa basit gelse de
pozisyon burada bahsedildiği haliyle uygu lanmalıdır, zamanla
doğru duruş alıp almadığınızı hissede bilecek duruma
geleceksiniz. İster yerde ister sandalyede oturun bacaklar
rahat olmalıdır. Duruşu düzgün bir şekilde uygularsanız
herhangi bir ağrı veya gerginlik hissetmeden aynı duruşta
saatlerce kalabilir ve böylece bedeninizi unu tabilirsiniz.
Pratik etüdümüz için tüm ihtiyaç duyduğumuz duruş budur,
hiçbir doğal olmayan veya hantal duruşa ihti yacımız yoktur.
Yapay duruşlardan bir takım mucizeler veya özel faydalar
beklemek faydasızdır; bu tür şeyler ancak kör müritlerin
aklında vardır. Yüce Rishi Ramana asla bu türden şeyler
tavsiye etmemiştir ve kendisi her zamanki dik otu ruşunun
yanında sandalyede oturmayı seçmiştir. Bunların yoga
asanalarıyla hiçbir alakası yoktur ve Rishi Ramana
Hindistan’ın en iyi yogilerinden biri olarak göze çarpar.
Maharşi’den sonra en büyük felsefeci diyebileceğimiz başka

bir öncü Hintli düşünür merhum Sri Aurobindo Ghose
(yaklaşık altı yıl önce vefat etmiştir) sayısız zor duruşlar,
nefes tutuşları, belli sinir merkezleri ve organlar vs. üzerinde
dikkat yoğunlaştırmalarla dolu kadim ‘klasik’ yoga
uygulamalarına asla önem vermemiştir. Aurobindo muhteşem
yazılarında, insanın maddede varoluş dramasının tek çö zü
mü ol du ğu nu bi le rek, mü rit le ri nin ve ta kip -çilerinin
içsel bilinç düzeylerini yükseltmeye çalışmıştır. Onun
öğretileri Sri Maharshi ile diğer azizler ve ariflerin
öğretilerinden farklı olsa da, tümüyle net ve bağımsız
düşünebilme yetisine sahip biriydi ve bu modern çağda

 

modası geçen veya artık bir anlam ifade etmeyen hiçbir şeyi
des tek le mez di.
Tıpkı Fransalı Aziz Jeand de Vianney veya Sarovlu Aziz

Seraphim gibi saf bir örnek, diğer bir ruhani otorite olan Sri
Ramakrishna da asla beyhude beden duruşları veya okült
alıştırmalarla vakit kaybetmemiştir. O sadece en yüksek,
egoist olmayan form olup, nihai aşamasında insanı azize,
hikmet yolunu (Doğrudan Yol) takip eden yüce ve ku sur suz
in san lar gi bi, bir a zi ze dö nüş tü ren sev gi ü ze ri ne
odaklanmıştır. Bütün bu insanlar biricik amaçlarına, yani
bütün insanların aydınlanmasına ulaştıklarında aynı yüce
aşkla dolmuşlardır.
Bütün gelişmiş insanlar için de aynıdır. Mesela askeri o lay

lar la il gi li bil gi al mak is te di ği niz de bir al bay ye ri ne
bir generalle konuşmayı tercih edersiniz. Sanırım ne demek
istediğimi anladınız!
Tam anlamıyla gerekli olmayan ve doğal şeylerin tavsiye e

dil me si nin se be bi hi zip çi bir ce ha let tir; ta kip çi le rin
beyhude şeylere merakı bunu destekler. Çözümü, mucizevi
sonuçlar yerine kesin ve pratik bir sonuca doğru makul bir hız
la ve ses siz ce i ler le me is te ği dir.
Kuşkusuz bazı duruşlar ve nefes teknikleri belli doğaüstü

sonuçlar elde etmekten başka bir yararı olmayan, bol ürünlü
bir etütle çok az bağlantısı olan bazı okült alıştırmalarda çok
yararlı olabilirler. Fakat eğer bu kursun nihai amacına
ulaşabilirseniz, kazanacağınız güçler herhangi bir okült
hilenin size vereceğinden çok daha yüksek olacaktır. Batıl
inançlı fakirlere ve okültistlere göre çok daha bilge ve güçlü
olacaksınız.
Nefes alma doğal ve kolay olmalıdır. Alıştırmalara başlarken

en iyisi nefesi düşünmemektir. Nefesinizin düzensizleştiğini,

 

güç soluk alıp verdiğinizi ve bunun sizin zihinsel çabalarınızı
etkilediğini görürseniz, temel prana-yama alıştırması sizin
için çok yararlı olabilir. Bu alıştırma sayesinde doğal nefes
ritminizi keşfedebilirsiniz. O zaman nefes birçok şartlarda
sizin sadık hizmetkarınız haline gelir.
Şimdi sandalyenize oturun (rahat buluyorsanız bağdaş

kurarak yere oturun) ve ellerinizi dizlerinizin üzerine bırak ın.
Omuzlarınız aşağı düşsün. Birkaç alıştırmadan sonra doğru
pozisyonu kendiliğinden yakalayacaksınız. Şimdi sağ elinizin
parmaklarıyla sol nabzınızı tutun. Nabzınızı sayın: bir, iki, üç,
dört. Nabzınızı sayarken burun delikler inizden nefes alın.
Dörde geldiğinizde nefes almayı kesin. Ciğerleriniz iyice
dolmuş olsun. Nefes alırken ilk iki nabız vuruşunda
ciğerlerinizin alt kısmı dolup diyaframı şişirmiş olmalı.
Ondan sonraki iki sayıda ise bir yandan hava çekmeye devam
ederken, bir yandan da ciğerlerinizin alt kısmındaki havayı
üst kısmına gönderin. Her zaman burun deliklerinden nefes
alın.
Sonraki dört nabız atışında ne nefes al ın ne de verin;sadece
havayı ciğerlerinizin üst kısmında tutun. Bir daha saymaya
başladığınızda bir ve iki de havayı tekrar ciğerlerini zin alt
kısmına gönderip üç ve dörtte burun deliklerinizden dışarı
verin. Ciğerleriniz boşken tekrar dörde kadar sayın ve sonra
yine nefes alarak yeni nefese başlayın.
Pranayama veya ritmik doğal nefes denilen bu nefes

tekniğini biraz uyguladığınız zaman ne kadar yararlı oldu‐
ğunu hemen fark edeceksiniz.
Dilerseniz tekniği daha da basitleştirebilirsiniz. Dörde kadar

sayarak nefes alın, dörde kadar tutun, dörde kadar sayarak
verin ve nihayet ciğerlerinizde dörde kadar tutun. Ne kadar
ihtiyaç duyuyorsanız o kadar devam edebilirsiniz. Bu ne fes

 

al ma a lış kan lı ğı öy le bir şe kil de ge liş ti ril me li dir ki
nabzınızı tutmuyorken bile nefesiniz kalp atışlarınıza göre
olsun. Kalple aynı zamanda hissedilen nabız atışları duyusu
sandığınızdan çok daha kolay hissedilebilecek bir şeydir.
Fakat bu duyguyu yükseltmeye çalışmayın. Siz alıştırmanızı
yapın gerisini rutine bırakın.
Sayma hiçbir şekilde burada yazıldığı gibi dörtle sınırlı

değildir. Eğer soluk süreniz için daha uygunsa 3,5,6, hatta 8’e
kadar da sayabilirsiniz. Doğulu arkadaşlar 1,2,3,4 diye
saymak yerine kutsal hece “Om”u söylerler. İsterseniz siz de
aynısını yapabilirsiniz. Bu durumda 1, 2, 3, 4 yerine
zihninizden “Om, Om, Om, Om,” diyeceksiniz. Bu kolay
klasik pranayama biçimi alıştırmalardan önce sinirleri
yatıştırmak için de çok yararlıdır.
Daha karmaşık bir alıştırmaya gerek yoktur. Tabii başa rılı bir

konsantrasyon etüdünün meyvelerini almaya kesin kararlı
olmayıp sadece meraklı biri iseniz durum başka. Böyle
insanlar da bir yerlere ulaşırlar, fakat biz bu yeri kafa
karışıklığı ve hüsran diye adlandırıyoruz.
Öğrenci ihtiyaç duyuyorsa pranayamayı renkler kullanar ak

güçlendirebilir. Bunların teorisini ve önemini burada
anlatmaya kalkmayıp yalnızca uygulamasından bahsetmekle
yetineceğim. Bunlar çok bilinen çalışmalardır ve birçok okült
kitapta enine boyuna anlatılır.
Renkler zihinsel olarak resmedildiklerinde astro-mental

algılarınızda küçük etkiler yaratırlar:
Açık-kırmızı: enerjiyi artırır, uyandırır, uykulu ve

uyuşukluğu atar. 1. alıştırmadan 7. alıştırmaya kadarki alış‐
tırmaların aktif kısımlarında kullanılabilirler. Kırmızının koyu
tonları asla kullanılmamalıdır.

 

Turuncu: Uyarıcı ve arındırıcı. Açık kırmızı ile aynı
etkilerde bulunur.

Yeşil: gevşemeye yardımcı olur, gerilim azaltır, zihni ritmik
kılar, hem duygularda hem düşüncelerdeki kaygıyı ve ateşli
merakı yok eder. 8 ve 9 numaralı alıştırmalar dışındaki bütün
alıştırmaların pasif kısımlarında kullanıla-bi lir.

Mavi: Yeşil gibidir. Ancak pranayamada pek tercih edilmez.
Bununla birlikte eğer deneyimleriniz onun etkili olduğunu
gösteriyorsa, yeşildeki gibi 8 ve 9 numaralı alış tırmalar
dışındaki bütün alıştırmaların pasif kısımlarında kul la nı la bi
lir.

Sarı: turuncudan daha hafif bir uyarıcıdır. Etkin alış‐
tırmalarda her iki renk birbirinin yerine kullanılabilir.

Mor: saflaştırıcı, moral vericidir: maddi ilgilerden
bağımsızlık verir. Yalnızca 8 ve 8A alıştırmaları için tavsiye e
di lir.

Beyaz: bütün renklerin sentezidir. Sadece 9 ve 9A gibi son
alıştırmalarda kullanılmalıdır. Zamanla sizin de fark ede ce ği
niz ü ze re bi lin ci niz de ki tüm fi zik sel ve zi hin
selözellikleri, Samadhi’nin şafağından önce atmakla ilgili
etkilere sahiptir.
Renkleri pranayamada nasıl kullanmalıdır? Her zamanki

gibi oturun ve tüm çevrenizin kullanmak istediğiniz renkten
parlak (asla koyu olmamalı) bir okyanusa dönüştüğünü hayal
edin. Maddesiz, kristal netlikte renkli bir sıvı gibi. Bu sıvıyı
nefes alırken burun deliklerinizden içeri çektiğinizi hayal
edin, nefes verirken sıvıyı tekrar iade ettiğinizi düşü nün. Şu
andaki amaçlarınız açısından tüm ihtiyaç duydu ğunuz bilgi
budur. Başka bir şey düşünmeyin ve pranaya-manın ritmini
koruyun. Her alıştırma için, alıştırma önce sinde yapılacak
pranayama çalışmasında kullanılacak rengi vereceğim.

 

Renkleri yanlış bir şekilde kullanmaktan görece ğiniz tek zarar
alıştırmaya uyumlu olmayan bir ruh haline geçmeniz ve
dolayısıyla alıştırmanın sizin için güçleşmesidir. Canlı
renkleri güçlü bir şekilde hayal etmede sorunlarınız varsa
lambanın önüne gerekli renkte bir filtre yapın, böylece rengi
net bir biçimde ezberleyebilirsiniz.
Vaktinizi, duruşunuzu ayarlayıp nefes çalışmanızı yaptıktan

sonra önünüzdeki bir masaya bir kol veya masa saati koyun,
saniyeyi gösteren bir saat olsun. Eski bir saatse yelkovan
kırmızı, siyah veya altın rengi olabilir. Oturduğunuz yerden
yelkovanı kolayca görebiliyorsanız, rengi önemli de ğil dir.
Alıştırma sırasında gözü alacak herhangi bir ışık kaynağı

olmamalıdır. Ayrıca büyük bir öğünün ardından dolu mideyle
çalışma yapmaya kalkışmayın. Yemeğin üzerinden en az bir
saat geçmiş olsun. Aynı şekilde eğer fiziksel olarak çok
yorgun veya uykuluysanız alıştırmayı kendinizi daha iyi
hissettiğiniz bir vakte erteleyin.
Bununla birlikte önceden kararlaştırılan saate uymak,

özellikle yeni başlayanlar için çok büyük bir öneme sahiptir.
Çünkü insan zihni aynı faaliyetleri aynı vakitlerde yapmaktan
hoşlanan bir yapıya sahiptir. Yani eğer alıştırmaları daha önce
sabah veya akşam 7’de yapmışsanız, aynı saatlerde yapmak
sizin daha kolayınıza gelecektir.
Bir veya iki hafta boyunca aynı vakitte uygulama yapa‐

bilirseniz, zamanın tuhaf’ “manyetizmi” sizin için harekete
geçecek ve her seferinde alıştırmalarınız daha kolay ve zevkli
hale gelecektir. Başlangıçta zihninizi kontrol etmekte hala
zayıfken, size yardımcı olabilecek her şeyi kullanın.
Kuşkusuz uzun bir süre boyunca düzgün bir şekilde yerine
getirilen alıştırmalardan sonra öğrenci herhangi bir saate bağlı
kalmadan istediği konsantrasyonu yakalayabilecek hale

 

gelecektir. Böyle bir insan kendi odasında olmasa bile çalışma
yapabilir. Başarılı öğrenciler genellikle çalışma yapmak için
her fırsattan faydalanırlar. Otobüs veya tren beklerken veya
tek başınıza seyahat ederken, irade alıştır malarına devam
edebilirler. Fakat araba kullanırken böyle bir şey yapmaya
çalışmak, çalışmanın enkarnasyonun sona ermesi yüzünden
kesilmesine neden olabilir!
Şimdi, her alıştırmadan önce yapılması gereken hazırlık

çalışmasını zihniniz merakınız çalışmanızı bölmeyecek
şekilde sakinleşene kadar yapın.
Bu hazırlık çalışmaları XIV. Bölümde başka bir biçim

altında tekrarlanmıştır. Tecrübelerim gösteriyor ki öğren‐
cilerin kafasında teknik konularda bir sürü soru doğuyor. İleri
öğrenciler bu tekniklere aşina olabilirler, ancak başlangıç
aşamasında olanlar genellikle birçok sorunun cevaplanmasına
ihtiyaç duyarlar. Dolayısıyla öğrencinin kafasında mümkün
olduğunca az sayıda kuşku olmalıdır. Bazı kişiler öğrenci için
özel bir yaşama biçimi gerekli olup olmadığını soruyor, fakat
kişisel olarak insanın alışkanlık larında büyük değişikler
yapmanın gerekli ve yararlı olma dığını gördüm. Hayat biçimi
mümkün olduğunca yavaş bir şekilde değiştirilmelidir. Ne çok
az ne az uyunmalıdır, aynı kararlılık yiyecekler için de
geçerlidir.
Alkollü içkiler kesinlikle kullanılmamalıdır; konsant rasyon

alıştırmaları sırasında hafif sarhoşluk bile ciddi ve kalıcı beyin
hasarına neden olabilir. Fazla sigara içme de aynı şeye sebep
olabilir. Bu tür alışkanlıklar söz konusu insanın irade gücünü
zayıflatırlar ve istenilen tutumla alış kanlıklara teslim olmak
arasında çatışma yaşanır.
Unutmayın ki bütün konsantrasyon türlerinde en fazla

kullanılan ve bundan en fazla etkilenen organ beyindir.

 

Dolayısıyla çok önemli bir organı çok dezavantajlı bir
konuma sokmak tavsiye edilmez, çünkü performans ve sonuç
ciddi bir biçimde engelle karşılaşacaktır. Fiziksel sağlınız da
önemlidir, eğer zayıf bir bedeniniz varsa etüt daha zor
olacaktır.
Çok iyi bilinen bir yasaya göre istenmeyen ruh hallerin den,

duygulardan veya düşüncelerden daha iyileri için pratik bir
yolla kurtulma (en azından yeni başlayanlar için) bunları
kovma yoluyla yapılamazlar. Bu sadece bir boşluk bırakır.
Düşüncelerden kurtulma bir araç değil, bir sonuçt ur!
Düşüncesizlik uzun, azimli ve başarılı bir çabadan doğmuş
yüksek derecede gelişmiş bir zihnin özelliğidir. Yolun başına
değil sonuna yakındır. Dolayısıyla ilk adımla rımız için bize
daha uygun hedefler belirlemeliyiz. Bu yüz den bi lin ci mi
zin ast ral şart lan dı rıl ma sı nı çok güç lü olup hem fiziksel
hem de astral düzeylerde çok iyi işleyen
güçlü bir faktörle sınırlayacağım. Sesle.
Melodiler, şarkılar ve senfoniler biçiminde ortaya çıkan bazı

ses kombinasyonlarının insan psişesi üzerinde güçlü etkileri
olduğunu hepimiz biliyoruz. Bazı melodiler uyarı cıyken, bazı
melodiler yumuşak, tefekküre yatkın ruh halleri yaratırlar;
bizi melankolik veya heyecanlı yapabilirler. Bazılarıysa
içimizde duyusal heyecanların yükselmesini sağlar. Bu
gerçeklik size ihtiyaç duyduğunuz silaha uygun bir cephane
sağlar.
Herkesin geçmişiyle ilişkili veya mutlu, hoş tecrübe ve

duygularla sıkı sıkıya bağlı gözde melodileri vardır. Bu
çalışma için gerçekten hoşlandığınız ve kolayca hatırladığınız
bir veya iki melodi seçin. Onları zihninizden mırıldanmayı
öğrenin. Sonra onları hafif bir sesle mırıldanın. Sonra
duygusal bir gerilim veya buhran yaşadığınızda, özellikle

 

alıştırmalardan önce kendinizi sakinleştirmeye ve morali nizi
tekrar düzetmeye yetecek kadar uzun bir süre bu melodiyi
mırıldanın. Çok geçmeden, birkaç alıştırmayla, bu yöntemden
elde edilecek faydalı sonuçları deneyimle-yeceksiniz. Bu
yöntemin tek şartı vardır: yalnızca birkaç melodiyle sınırlayın
kendinizi. Bir, iki, hatta üç şarkı veya melodi olabilir; fakat
asla bir düzine değil.
Zamanla marazi, istenmeyen astral şartları daha istenilen ruh

haliyle değiştirmenin bu basit yöntemini çok takdir
edeceksiniz. Astral auramıza düşüncesiz bir biçimde çöp
doldurduğumuzda bunun için bize ödül vermiyorlar, o halde
bunl ar ı daha iyi ve daha az zar ar ver en bir şeyl e neden
değiştirmeyelim?
Aynı yer değiştirme yöntemiyle zihnimizi ve ruh hali mizi

arıtabiliriz; fakat bilincin işlediği düzey farklı oldu ğunda
kullanılan silah da farklı olacaktır. Ses grupları yerin e size
ilham veren kimi cümleler seçip onları içinizden tekrarlayın
veya onlar üzerine düşünün. Sevdiğiniz, beğendiğiniz ve
takdir ettiğiniz cümleler mutlaka vardır. Kutsal kitaplarda,
İncil’de, Buda’nın, Sankaracharya’nın ve Maharshi’nin
öğretilerinde size ilham verecek bir sürü cümle bulabilirsiniz.
Duygularınızı değiştirmek isterseniz zihninizin
cephaneliğinden uygun bir silah seçin. Zararlı ve faydasız
şeyleri daha iyi bir şeyle değiştirin. Zihninizde sizi buhrana
sokan düşünceleri acımasızca tekrarlayıp dur mak yerine,
bilgeliğin aydınlatıcı bir ışınını içeri girmesine izin verin.
Fakat tekrar ediyorum; sevdiğiniz veya çok beğendiğiniz bir
düşünce veya cümle olmalıdır o. Çünkü yöntem ancak o
zaman işe yarayabilir. Eğer Doğu felsefes ini seviyorsanız,
temel bir konuyla ilgili diğer bir kitabın ekinde (In Days of

 

Great Peace) Sankaracharya’nın böyle bir şey için başarıyla
kullanılabilecek birçok ilham verici öner me si var dır.

Dışarıdan bakıldığında çok benzemelerine rağmen bu
yöntem, aslında çok farklı bir ilkeyle iş gören mantra kul‐
lanımıyla karıştırılmamalıdır.

XXVI – İlk Seri (Başlangıç Alıştırmaları)

Her şeyi daha önceki bölümlerde tavsiye edildiği gibi
ayarladıktan, kendinizle yapmanız gereken konuşmaları
bitirdikten sonra, kol veya masa saatinizin saniyesine bakın.
Bakışlarınızı dikkatle ve tümüyle yelkovana yöneltin.
Başka bir şey düşünmeden, ara vermeden ve kesintiye

uğratmadan, fakat kendinizi çok zorlamadan yelkovanı
izleyin. Bunu yaparken saate bakmayın; ne saati ne de
yelkovanın geride bıraktığı rakamları düşünün. Şu anda sizi
ne saatin ne de saat parçalarının rengi, türü, biçimi veya
markası ilgilendiriyor; sadece sessizce izlediğiniz yelkovan
ilgilendiriyor.
Başka hiçbir şey bakışlarınızı kendine çekemez. Dünyada

sizin için şu anda hareket halin deki yelko van dışında hiçbir
şey yok. Bu alıştırma sırasında özellikle sözel ifadeler, keli‐
melerin zihinde tekrarı tümüyle kaybolmalıdır.
İlk olarak yelkovanın hareketini izlemeye başladığınız anı

not edin. Sonra isyankâr zihninizin dikkatinizi ilk dağıttığı,

 

sizi saati unutmaya zorlayıp yerine başka bir düşünce, resim
vs. koyduğu anı not edin.
Alıştırma 1 Kırmızı Pranayama
İlk iki üç hafta nesne üzerine odaklanmada elde ettiğiniz en

yüksek zamanı 3 ile çarpın. Örneğin dikkatinizi 40 saniye
sürdürebildiyseniz çarpımın sonucu 120 saniye, yani iki
dakikadır. Bu sizin ilk hedefiniz olacaktır.
Yani saniye üzerinde iki dakikalık kesintisiz odaklanmaya u

laş ma nız ge re ke cek. Kuş ku suz laf din le mez zih ni niz
sizinle kıyasıya savaşacaktır. Yavaş yavaş 45, 50 saniyeye
ulaşabilirsiniz. Zihninize giren bir düşünce dikkatinizi
kesintiye uğrattığı anda yeniden başlayın. Alıştırma süreniz
boyunca bu şekilde devam edin. Bu kural bütün diğer alış‐
tırmalar için de geçerlidir.
Konsantrasyon etüdünüzün bu ilk aşamasında iki dakika –

veya daha uzun süreli- yelkovanı kesintisiz bir biçimde
izleme hedefinize ulaşmak için on, on beş veya daha önce
belirlediğiniz süre boyunca aynı alıştırmayı tekrar edin.
Bu ilk alıştırmayı bitirmediğiniz sürece kesinlikle başka hiç

bir a lış tır ma de nen me me li dir. Bu nun tek is tis na sı
birazdan açıklayacağımız paralel alıştırmadır.
Anlaşılacağı üzere Alıştırma 1, görme duyusu üzerine o dak

lan ma yo luy la e ği tim siz zih ni ni ze bir tür hü cum dur.
Alıştırma 1A
Sesle ilgili bir kon santrasyon çalışma sı dır bu. Alıştırma

1’den hemen sonra yapılmalıdır, eğer günde sadece iki alış‐
tırma yapmaya karar verdiyseniz ikinci gün yapılmalıdır.
Herhangi bir fiziksel formla ilişkili olmayan basit bir ses
kullanın. Genellikle en iyi sonuçlar XV. Bölümde bahset‐
tiğimiz “Om” hecesiyle alınmaktadır.

 

Saatinize bakarak başlama anını not edin ve “Om” keli‐
mesini içinizden veya dilerseniz fısıltı halinde tekrarlayın.
Tüm dikkatiniz içinizden işittiğiniz sese verilmelidir. Şu anda
bunun dışında hiçbir şey sizi rahatsız etmeye cesaret edemez.
İçinizde sadece tek bir şey var: “Om, om, om,”…
Yine saate bakarak zihninizin size boyun eğmeyi redded ip

başka bir düşünceyle meşgul olduğu ana kadarki “om”
zikrinizin süresini yazın. Süreyi 3 ile çarpın. Aynı Alıştırma
1’deki gibi elde ettiğiniz sonuç sizin ilk hedefiniz olacaktır.
Ses ve görüşle ilgili bu başlangıç çabalarınızın sürelerini

takip ederek zihni ve iradi güçlerinizdeki gerçek gelişimi
takip edebilirsiniz.
İlk gün kesintisiz performansınız 1 dakikaya yaklaşıyorsa,

bu zihninizle iyi geçindiğiniz ve bu etütten çok iyi sonuçlar
alma ihtimaliniz olduğu anlamına gelir. İlk çabalarınızda elde
ettiğiniz süre ne kadar azsa, zihniniz üzerindeki kontrolünüz
de o kadar az demektir. Fakat böyle bile olsa cesaretiniz
kırılmasın. Tanıdığım bazı öğrenciler başlan gıçta 20 saniye
gibi çok önemsiz sonuçlar elde ettiler. Sonra birdenbire
ilerlemeler kat ederek ilk testleri iki kat daha iyi olan
öğrencileri geçip gittiler. Fakat bu öğrencilere bu bölümde
okuduklarınız önceden anlatılmıştı.
Başlangıç alıştırmalarında duyulardan birini hala çok zayıf

olan iradeniz çabalarınızı engellemesin diye dışarıda
bırakmak olası dikkat dağınıklıklarını engellemeyi kolay‐
laştırabilir. Dolayısıyla en azından alıştırmaların ilk hafta‐
larında 1. alıştırmayı yaparken kulaklarınızı balmumuyla veya
plastik bir tıkaçla tıkayabilir, Alıştırma 1.A’da dilerseniz
gözlerinizi kapatabilirsiniz.

Bu kursla meşgulken unutmamanız gereken bir şart var:
okültizme dair daha önceden var olan alakalarınızın hep si ni

 

u nut ma lı sı nız. Kon sant ras yon her han gi bir i ki li ği
kaldıramaz. En önemli kural tek-amaçlılık, tek-hedefliliktir.
Ayrıca daha önce de belirtildiği üzere alıştırmaları aynı
vakitte yapmak önemlidir.
Alıştırma 1 ve Alıştırma 1A’ya hatasız bir biçimde 5 dakika

boyunca yapabilecek duruma gelene kadar devam edilmelidir.
Bundan sonra daha ileri olan diğer alıştırmalara ge çe bi lir si
niz.
Bu aşamada size en çok neyin yardımı dokunur? İrade nizi

güçlendiren her şey. Başarınızı ne geciktirebilir? İra denizi
zayıflatan her şey. Bunu tam anlamıyla idrak ederek,
hayatınızı bu etüt için en uygun şekilde planlayın.
Gereksiz ve zararlı alışkanlıklar irade gücünüzün geliş‐

mesinin önünde engel olacak şeylerdir. Dolayısıyla, mant ıklı
bir şekilde düşünebilen, aklı başında öğrenciler bu
düşmanlara savaş ilan edecek ve onlara teslim olmayacaktır.
Sigara içiyor musunuz? O zaman bu zararlı alışkanlığa kimin

patron olduğunu sorarak içsel kuvvetinizi geliştir meniz için
harika bir fırsata sahipsiniz. Eğer böyle bir alış kanlığınız
yoksa, sizi acımasızca ele geçiren başka bir kötü alışkanlığı
aynı acımasızlıkla yok edin.
Burada, bu kitaba göre yaptığınız uygulamalarda başarılı

olabilmeniz için sigara, içki içmek, kumar oynamak, ahlaki
düşkünlük gibi zaaflardan tümüyle arınmış olmanız gerek‐
tiğini söylemiyorum. Tam tersine uygulamalarınızdan her
durumda bazı sonuçlar alabilirsiniz. Fakat şampiyon bir
yüzücü veya koşucu bile en iyi performansı ancak elverişli
koşullar altında yakalayabilir. Örneğin ağır kıyafetler olma‐
dan, sadece şort veya mayo giyerek. Normal sokak kıyafet‐
leriyle aynı şekilde başarılı olamayacaktır.

 

Eğer menfi alışkanlıklarınızın çoğuna egemen olamaz sanız,
bir sülük gibi içsel kuvvetinizi emeceklerdir.
Bunu düşünün ve kendi kararınızı verin; çünkü başka biri

bunu sizin için yapamaz.
Şimdi size bir başka pratik ipucu vermek isterim.
Alıştırmalar fiziksel planda yapılmadıkları için, fiziksel

varlığımızdan mümkün olduğunca bağımsız olmaya çalış‐
malıyız. Aşağıda yararlı bir “hile” verilmiştir:

Günlük alıştırmalara başlarken önce XV. Bölüm’de tarif
edilen asana duruşuna geçin; yani boyunda veya omurgada
herhangi bir zorlamada bulunmadan bir sandal yede dik
oturun. Ayrıca renk kullanımını unutmayın.

Bedeninizla hareketsiz bir biçimde çalışmak yerine başınızı
ritmik bir biçim de öne arkaya, sağa ve sola sallayın. Daha
sonra başınızı ağır ağır saat yönünde çevirin. Aynı zamanda
herhangi bir değişiklik yapmadan, tıpkı bedeniniz
hareketsizken yaptığınız gibi konsantrasyon alıştırmanıza
devam edin.
Eğer Alıştırma 1 ve Alıştırma 1A egzersizlerini bu ana kadar

başarılı bir şekilde yaptıysanız, sadece küçük bir rahatsızlık
yaşayarak aynı egzersizleri yapabileceksiniz. Şu halde görülür
ki alıştırmalar fiziksel plana ait değildir, beynin ötesine
geçerler. Bununla birlikte alışkın olmadığınız bu yeni
egzersizden rahatsız olursanız engele saldırın. Bütün
alıştırmaları yukarıda tarif edilen hareketlerle birlik te yapın.
Öyle ki sonunda hareket etseniz de etmeseniz de hiçbir fark
hissetmemelisiniz. Şu halde, bundan sonra bü tün alış tırma
lar – 9 ve 9A hariç – (a) ve (b) seçenekleri doğr ul tu sun da
yapıl ma lı dır.
İlk seri konsantrasyon alıştırmalarının nihai hedefi on

dakikalık kesintisiz konsantrasyondur. Bu hedefe erişildi-

 

ğinde tek bir seansta ancak bir alıştırma yapılmalıdır. Dola‐
yısıyla yelkovanı on dakika boyunca takip edebiliyorsanız,
seansınızı on dakikayla sınırlandırıp başka bir şey yapmayın.
Bu alıştırmanın beyninizde yarattığı gerilim hala fazla olabilir
ve beyin hücrelerine fazla yük yüklemek akıllıca olmaz.
Başlangıç aşamasındaki konsantrasyonda on dakika bile

hayli büyük bir başarıdır, farkı bizzat göreceksiniz.
Fakat bu sadece bir başlangıç. İyi bir başlangıç iyi bir sonun

alametidir. Tatmin edici bir ilerlemenin en kesin
işaretlerinden biri kişinin alıştırmaları yapmaktan zevk
alması, kendini nahoş bir görevi yerine getirmek zorunda olan
biriymiş gibi hissetmemesidir.

Sevgi ve iyi niyetle başarılamayacak hiçbir şey yoktur.

XXVII – İkinci SeriAAlıştırmalar

Daha önceki bölümlerde açıklanan şeyler tam olarak idrak
edilip talimatlara uygun bir şekilde uygulandıktan, Alıştırma
1 ve Alıştırma 1A hatasız bir şekilde gerçekleşti rildikten
sonra yeni alıştırmalara geçebilirsiniz.
İlk dizideki alıştırmaların sizin için hiçbir güçlük içer‐

mediğini samimiyetle söyleyebiliyorsanız, bir sonraki aşa‐
manın daha zor alıştırmaları denenebilir.

Alıştırma 2. Sarı Pranayama
Za man, du ruş, ne fes ve ken di niz le ko nuş ma gi bi bi zim

hazırlık dediğimiz şeyler bütün alıştırmalar için geçerlidir.

 

Fakat şimdi saat yerine elinize bir toplu iğne alın. Toplu
iğnenin başına bütün dikkatinizi vererek mümkün olan her
açıdan uzun uzun inceleyin. Bu küçük metalik topu ayrıntı‐
larıyla incelemek için elinize bir büyüteç bile alabilirsiniz,bu
şekilde onun hakkındaki her şeyi belleğinize yerleştire-bi lir si
niz.
Bu incelemeyi iki dakika boyunca bütün dikkatinizi görüş

gücünüze verip geri kalan her şeyi unutarak yapın. Bazı
insanlar kendilerini dünyadaki diğer hiçbir şeyin onları zerre
kadar ilgilendirmediğine ikna ederek, bu alışt ırmayı
neredeyse bir trans halinde yapma başarısını göste rebilirler.
Bu tür bir insan bir defasında geri kalan her şeye karşı tam bir
kayıtsızlık haline girdiğini, kulağının dibinde bomba
patlatsalar bundan etkilenmeyeceğini, dikkatinin ve
huzurunun bozulmayacağını söylemişti. Böyle bir şey
duymak size tuhaf gelebilir; ancak her şeyle ilgilenme eski
alışkanlığınızı ezmek için iyi bir yoldur bu.

İki dakika sonunda iğne başını incelemeyi bırakın ve yine iki
dakika boyunca Alıştırma 1A’yı yapın. Sonra tekrar Alıştırma
2’ye dönün. On /on beş dakika veya belirlediğiniz süre
boyunca bu iki alıştırmayı iki dakikalık sürelerle birbiri ardına
yapın.
Alıştırma 2’yi, iğne başının zihinsel imgesi aklınıza iyice

yerleşene, bu imge hiçbir düşünce veya dışsal şey tarafından
kesintiye uğratılmayana kadar yapın. Yani iğne başını
yalnızca ona bakarken değil, gözleriniz kapalıyken de göre‐
bilecek konuma gelmelisiniz. Gözlem süresini yavaş yavaş 10
dakikaya çıkarın, bunu yine 10 dakika boyunca aynı nesneyi
zihinsel olarak imgeleyerek devam edin.
Sakın çabalarınızın sonucunun basit bir iğne başını

gözlemlemek veya imgelemekle kalacağını sanmayın.

 

Tecrübeleriniz aksini gösterecektir. Şu aşamaya kadar eğitil‐
miş dikkatiniz ve konsantrasyon güçleriniz her şeye yönlen di
ri le bi lir. Bir kibr it çöpü, bir met al par a, hatt a yete rince
güçlendiğinizde daha karmaşık bir şeyle bunu yapabilirsiniz.
Bir kez daha tekrar etmek isterim ki ilerlemenin işareti her

zaman aynıdır: alıştırmayı sevmek. Çünkü bu alıştır malar
dostlarınız gibi kendinizi çok yakın hissedeceğiniz şeyler
haline gelecek, size yeni bakış açıları ve yetenekler
kazandıracaktır.
İğne başının zihinsel imgelenmesi sırasında siyah bir arka

zemin kullanmak tavsiye edilir. Bu arka zeminde, ortasındaki
iğne başı dışında başka hiçbir şey bulunmama lıdır.
Başlangıçta simsiyah bir arkaplan oluşturmakta güçlük
çekerseniz, etrafınızdaki her şeyin simsiyah bir boya veya
mürekkeple boyunmuş olduğunu hayal etmeye çalışın. Ayrıca
konsantrasyon hedefinizle ilgili olarak hiçbir söz veya bazı
kelimelerin zikri kullanılmamalıdır. Mürekkebin niteliklerini
görmek yerine onları zihinde sözel olarak tekrar etmeye
kesinlikle izin yoktur. Böyle bir şey olursa bu kon‐
santrasyonunuzun bozulduğu anlamına gelir ki alıştırmaya
tekrar sıfırdan başlamalısınız.
İsyankar zihninizin imgelenen nesnenin – örneğimizde toplu

iğnenin – gerçek formunu unutarak alıştırmayı sabote etmeye
çalışması mümkündür. İğneyi net bir şekilde görmenizin
önüne geçici bir engel çıkabilir. Çıplak irade gücünüzün
dışında elinizdeki en iyi silah sizin sarsılmaz dayanma
gücünüz olacaktır. Dolayısıyla eğer toplu iğnenin başı
zihninizden silinmeye başlarsa, bizzat iğneye bakarken onun
nasıl göründüğünü hatırlayarak imgelem gücünüzle resmi
tekrar gözünüzün önüne getirin. Normal şartlar altında bu
yeterli olacaktır. Yine de işe yaramazsa, son çare olarak

 

gözlerinizi açın ve iğneyi on dakika kadar inceleyin. İlk hedef
nesneyi tümüyle zihin gözünüzde iki dakika boyunca
görebilmektir. Bunu başardığınızda vakti beş dakikaya çıkarın
ve belli bir süre boyunca bu vakti aşmayın.
Alıştırmaların kaç hafta veya kaç ay yapılması gerektiği

konusunda bir süre vermekten bilerek kaçınıyorum. Kişisel
gözlemlerime göre aynı nesneyi inceleyen farklı insanlar
farklı sürelere ihtiyaç duymaktadırlar. Önceden belli bir
zaman cetveli verirsem, elde edilecek sonuçlar açısından
zararlı bir şey yapmış olurum.
Başlangıç alıştırmalarını önceden verilmiş bir zaman

cetveline uygun bir şekilde gerçekleştirebilecek insanlarda
vardır. Ancak bu durumda kendine ve yeteneklerine fazla
güvenmek gibi bir tehlike ortaya çıkmaktadır. Sıra bir sonraki
daha zor alıştırma dizisine geldiğinde bu insanlar aşırı
gururlarının diğer ucuna büyük bir umutsuzluğa düşüp
hüsrana uğrayabilir.
İlk dizi alıştırmalarda gösterilen başarılar daha sonraki

başarıları garanti etmez. Aynı şekilde şimdi çok fazla çaba
sarf etmek zorunda kalmak da ileride daha büyük güçlükle rin
beklediği anlamına da gelmez. Dolayısıyla giriştiğimiz bu işte
en iyisi soğukkanlı, aklı başında bir tutumu koru maktır. O
zaman her şey sizin için iyi olur ve çok geçmeden bu kursta
kullanılan yöntemin pratik değerini gündelik hayatınızda
yaşamaya başlarsınız.
Size otuz yıldan fazla bir zaman önceki ilk tecrübelerimi

örnek göstermek isterim. O vakitler bugün hak etmediği hal
de u nu tul muş o lan ün lü Al man o kül tist Dr. Brand ler-
Pracht’ın ilginç kitabını etüt ediyordum. Ki bu kitaptaki bazı
alıştırmalar gerekli değişikliklerle Brandler’in kitabın dan
alınmıştır. Kitapta alıştırmaların ne kadar süreyle yapıl acağı,

 

yapılması gerektiği yazılıydı. Bu zaman cetvellerine göre çok
ileri ve dolayısıyla çok zor olan alıştırmaların tümü altı ay
içinde bitirilmeliydi. Bu süre içinde öğrencinin bütün
kusurlardan arınması ve gerçek meditasyon ve ileri
uygulamalar sayesinde daha yüksek bir bilinç durumunun
eşiğine kadar gelmesi bekleniyordu. Fakat bu kitabın XVI ve
XVII bölümlerinin seviyesine denk gelen alıştırmaları doğru
bir biçimde yapabilmek benim için altı aydan fazla bir süre
tuttu. Bu durumun emsâlsiz âliminin hatasını anlayana kadar
birçok gereksiz acı ve hüsran yaşamak zorun da kal dım.
Bu durumda tek uygulanabilir kural şu gibi görünmekt e dir:
Daha ön ceki alış tırmalarda tam an lamıyla ve eksiksiz bir

biçim de us talaşmadıkça asla bir sonraki alış tırmaya
geçmeyin.
Başarısız etütlerin büyük bir çoğunluğu sonuna kadar

götürülmemiş bir alıştırmadan ötekine atlamak gibi saçma
alışkanlıktan kaynaklanmaktadır.
Alıştırma 2.A Turuncu Pranayama
Alıştırma 2’nin yanında uygulanacak olan bu alıştırma, tıpkı

Alıştırma 1A gibi Om hecesinin tekrarıyla ilgilidir. Bu zikir
sessiz, fısıltı veya hiç kimsenin duymayacağı ve böylece
merakını celp etmeyeceği bir biçimde yüksek sesle yapıla bilir.
Fakat bu sefer her “om”dan sonra onu saymalısınız, örneğin:

“Om (bir), om (iki), om (üç),” vs.
Om zikirlerinin yapılması için kişinin mesleki veya başka bir

konuda düşünmek zorunda olmadığı bir zamanı tavsiye
ederim. Eğer zorunlu bir kesinti oluşursa, ulaşılan sayı
hafızaya veya bir kâğıda yazılmalıdır.
Uyumadan önce ulaşılan “Om” sayısı kayıt edilmeli ve

böylece gün içinde erişilebilen sayı öğrenilmelidir.

 

Düzgün bir şekilde yapılırsa sayı ve sayıyla birlikte irade
gücü her gün artacaktır. Sayı günde beş bine ulaştığında
Alıştırma 2.A’yı akşam ve sabah seanslarınızdan çıkarabilir,
bu vakti Alıştırma 2’yi beş dakikadan on dakikaya uzatmada
kullanabilirsiniz.
“Om” zikri gün delik haya tınızın bir parçası haline geti‐

rilmelidir. Yani sabah ve akşamki gündelik seanslarınız dışın
da, uygun olduğunu düşündüğünüz her fırsatta bu zikre
başlamalısınız. Bu alıştırma size içsel çalışmada çok büyük
bir önemi olan büyük bir güç ve özgüven verecektir.

Daha önce bahsettiğimiz üzere 2A alıştırması için en iyi
vakitler bir şeylere kafa yormak zorunda olmadığınız vakit‐
lerdir. Mesela bir şey beklerken veya bir yere giderken. Toplu
taşım araçlarında giderken geçirilen süreler muhte melen en
iyi sürelerdir. Ben ve öğrencilerim bu yöntemi bu şekilde
uygulayarak harika sonuçlar elde ettik.

Bundan sonraki en iyi vakitler gündelik işlerinize ara
verdiğiniz vakitlerdir. Bu vakitleri yavaş yavaş 2A alıştır-
masıyla doldurabilir, böylece zararlı ve yıkıcı bir alışkanlık
olan zihinsel tembellik ve amaçsız düşünme önce kısmen,
sonra tümüyle silinebilir. Kuşkusuz tümüyle silme becerisi
çabucak ilerleme isteyen hayli gelişmiş insanlar için müm‐
kündür. Fakat bütün bunlar başka insanlar tarafından daha
önce başarılmış şeylerdir, öyleyse neden siz de başarılı ola-
mayasınız?
Bu bölüme özel ve vaktinde bir ekleme olarak size fazladan

bir grup alıştırma vermek istiyorum; ihtiyaç duyarsanız bu
alıştırmaları da yapabilirsiniz. Fakat bu alışt ırmalarla 1 ile 7
arasındaki alıştırmalar arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.

İlave A
Mavi Pranayama

 

Fiziksel bedeninizi güçlendirmek, bedendeki astro-mental
faaliyetleri uyumlu hale getirmek, onun etüdünüzle işbirliği
yapmasını sağlamak ve belki gündelik alıştırmalardan daha az
yorulmak isterseniz, aşağıdaki talimatların faydalı olduklarını
göreceksiniz. Güneşli bir sabah ince giyinin ve hiç kimsenin
yaptıklarınızı göremeyeceğinden emin olduğ unuz tenha bir
noktaya çekilin. Başkaları sizi gözlemlediği vakit istenmeyen
düşünceler size saldıracak ve iç huzuru nuzu bozacaktır. En iyi
vakit sabah 8 ile 10 arası, en iyi yer bir bahçenin köşesi veya
terastır. Uygun bir nokta buldu ğunuzda üzerinizdeki dar bir
kıyafetin sizi rahatsız etme ye ce ğin den e min o lun.
Yüzünüzü güneşe dönün. Güneş ışınları bütün vücu dunuza

değsin. Sonra sanki güneşe bakıyormuş gibi başı nızı kaldırın.
Fakat kuvvetli ışıkların sizi kör etmesini iste miyorsanız
doğrudan bakmaktan kaçının. Parmaklarınız düz, avuç
içleriniz güneşe doğru bakacak şekilde kollarınızı iki yana
açın. Güneş ışınlarının avuç içlerini ısıttığını hissettiğiniz
zaman, güneşin, bitmeyen, yaşam verici ener jilerinin tıpkı
şarj edilen bir pil gibi avuç içlerinizde toplandığını
imgelemeye çalışın. Bir iki dakika, dilerseniz daha uzun bir
süre boyunca bu şekilde kalın. Aşırı derecede şarj olma
tehlikesi yoktur. Daha sonra parmaklarınız hala aynı
hizadayken ellerinizi hafifçe bükerek alnınızın biraz ötesinde
birbirine yaklaştırın. Ellerinizin birbirinden uzak lığı iki
santimetre kadar olsun.
Şimdi, avuçlarınızda birikmiş olan enerjinin parmak

uçlarınızdan onların tam karşısındaki beden kısmınıza aktığını
hissedin. Işıklı akım içinize giriyor, fiziksel, astral ve mental
araçlarınızı manyetize ediyor ve elleriniz aşağı doğru hareket
ederken yollunda olan her şeyi canlandırıyor.

 

Ellerinizi yavaş yavaş alnınızdan güneş sinir ağınıza kadar
indirin. Bu önemli noktanın altındaki herhangi bir yeri
manyetize etmeye gerek yoktur. Alından diyaframa kadar
olan mesafe yaklaşık yarım dakikada kat edilmelidir, fakat
istenirse biraz daha uzun veya daha kısa süre de ola-bi lir.
Son olarak ellerinizi geniş bir süpürme hareketiyle tekrar iki

yanınıza getirip mümkün olduğunca eğilerek selam verin.
Ardından tekrar avuç içleriniz güneşe bakacak şekilde ilk
pozisyonunuzu alın. Bu hareketleri her seans için yedi defa
tekrarlayın.
Avuç içlerinizi güneş enerjisiyle şarj etmek bir veya iki

dakikanızı alabilir.
Alıştırma boyunca yalnızca alıştırmayla ilgili şeyler

düşünün, düşüncelerin kendi isteklerine göre hareket etmesine
izin vermeyin. Bu alıştırmaya “güneşsel eter yükleme” adını
vereceğiz. Psişik olarak duyarlı insanlar bütün süreci
görebilirler; özellikle toplanmış enerji parmak uçlarından altın
renkte titreşimler olarak akarken. Alınan sonuç zayıf da
olabilir mucizevi de. Her şey alıştırmanın yapılması
sırasındaki doğru performans ve konsantrasyona bağlıdır.
İnanç da en önemli faktörlerden biridir. Konsant rasyon
gücüyle birlikte inanç, çok ciddi ihtiyaç hissettiğimiz sübtil
enerji akımlarını harekete geçirip yönlendiren görün mez mo
tor la ra ben zer ler. Bu ke sin bir şe kil de an la -şıl ma lı dır.
Konsantrasyon, irade gücü ve inanç, farkındalık denilen tek

bir gizemli şeyin üç farklı yönünden başka bir şey değildir.
Belli bir aşamada bu üçü birleşir ve sadık bir bi çimde bize
hizmet eder. Fakat konsantrasyonla ilgili alıştır malarda daha
ileri seviyelere geçip iradenizi ve yeni buldu ğunuz sezginizi
güçlendirdiğinizde ruhaniliğin bu tacı hakkında daha fazla şey

 

işitecek, amacın ve bu amaçla ere ceğiniz şeyin ne olduğunu
daha iyi kavrayacaksınız.
Her neyse, Alıştırma A fiziksel bedeninizi kesin bir şekilde

canlandıracak ve uyaracaktır; bedeninize bir tazelik ve enerji
gelecek, fiziksel bedeninizin eşi olan duygusal-astral
bedeninize kötü duygular yerine olumlu duygular çekilecek,
böylece korkularınızdan kurtulup iyimserleşecek ve nihayet
zihninizin düzensiz düşünmeye duyduğu susuzluk dinecek ve
bu sizde özgüven, daha derin bir görüş gücü ve huzur
yaratacaktır.
Bu ve sıradaki alıştırma (B), In Days of Great Peace

kitabında çok şey yazılmış olan “Ben-Akımı” diye bilinen
özellikle yararlı bir konsantrasyon formuyla öğrenciyi temasa
sokmakla ilgili açık bir çabadan ibarettir. Aslına bakarsanız
bu kitaptan önce bahsi geçen kitabı incelemek çok faydalı
olacak, olup bitenleri daha iyi kavradığınız için işinizi
kolaylaştıracaktır.

İlave B
Yeşil Pranayama
Konsantrasyon alıştırmaları ve İlave A alıştırmasına paralel

olan içsel gelişimin başka bir yönü Alıştırma B dedi ğim bir a
lış tır may la i liş ki li dir. Bu a lış tır ma in san bilin -ci nin da
ha yük sek sez gi sel güç le ri ni can lan dır ma ve ge liş –
tirmeyle ilgilidir. Tümüyle teknik açıdan bakıldığında bu
alıştırma Alıştırma A’ya çok benzer.

Fakat Alıştırma B, güneşli bir günde değil, dolunayda veya
ayın dolunaya yakın olduğu bir evrede akşam sekiz ile on
arasında yapılacaktır. Dolunaydan önceki herhangi bir
aşamada veya ay doruk noktasındayken yapılabilirse de asla
küçülme evresinde yapılmamalıdır. Bu asla unutulmamalı ve
bunun için bir ay takvimine başvurulmalıdır.

 

Bulutsuz geceler veya yağmursuz, az bulutlu geceler en iyi
gecelerdir. Seçilen noktaya gidilirken sessiz olunmalıdır.
Yolda karşılaşılan hiç kimseyle konuşulmamalıdır. Aslında en
iyisi hiç kimseyle karşılaşmamaktır. Dikkatli bir şekilde
planlarsanız bunu başarabilirsiniz.
Seçtiğiniz yere gitmek için yola çıktığınız andan geri dönüp

uykuya çekildiğiniz ana kadar – kesinlikle gelir gelmez yatağa
çekilmeniz tavsiye edilir – sessizlik korunma lıdır. Ertesi
sabaha kadar hiç kimseyle konuşulmayacaktır. Alıştırmadan
hemen önce veya alıştırma sonrasında hiçbir yiyecek
alınmamalıdır. Ertesi sabah yaptığınız kahvaltı sizin ilk ö ğü
nü nüz ol ma lı dır.
Alıştırmaya başlamadan önce kısa bir pranayama çalışm ası

tavsiye edilir. Seçtiğiniz yere geldiğinizde A’daki gibi dik
durun, fakat bu sefer yüzünüzü Ay’a doğru dönerek yavaşça
ve derin derin nefes alın. Bir iki dakika boyunca gümüş
küreyi seyredin, onu gözlerinize serin sicimler halinde nazik
titreşimler gönderen bir kaynak olarak imge leyin.

Sonra kollarınızı uzatın. Daha önce güneşin karşısında
yaptığınız gibi parmaklarınızı düz tutarak avuç içlerinizi Ay’a
çevirin. Kollarınız başınızın ortada olduğu bir yarım daire
oluşturmalıdır. Şimdi iradenizi kullanarak avuç içleri nizin,
Ay’ın parlak diskinden çıkan sessiz enerjilerin sübtil
titreşimlerini topladığını imgeleyin. Bu ışınlar avuç içleri‐
nizde yoğunlaşmaktadırlar.
Hiçbir şey düşünmeyin, sadece açılmış avuçlarınızın ay
ışığıyla döllenmesine izin verin. Zihninizden herhangi bir
kelime geçmesin. Bir veya iki dakika sonra, tıpkı Alıştırma
A’da olduğu gibi avuç içlerinizi alnınıza yaklaştırarak ilk
alıştırmadaki yolları takip edin. Fakat bu sefer elleriniz
alnınızdan güneş sinir ağınıza inerken sezgi gücünün, yani

 

“düşüncesiz bilginin” parmak uçlarınızdan bedeninize
aktığını imgeleyin.
Bu alıştırmayla harekete geçirmeye çalıştığınız süreç,

zihinsel faaliyetin dışında olup dolayısıyla kelimelerle tarifi
aştığı için hakkında çok az söylenebilecek olan sezgisel gücün
gelişme sürecidir. Sezginin anlamını ancak bahsedilen
yöntemi takip etme çabalarınızın bir sonucu olarak kavra‐
yabilirsiniz.
Bu alıştırma en azından kısa bir süre için düşüncelerden

uzak olmayı gerektirmektedir. Ay diskine tüm dikkatinizle
bakıp onun sübtil enerjisinin size aktığını kuvvetle imge‐
lerseniz, zihniniz büyük ihtimalle direnip araya girmeye cektir.
Bununla birlikte olur da baş edemeyeceğiniz güçlüklerle

karşılaşırsanız, çalışmayı (daha ileri alıştırmaları takip
ederek) zihninizi dilediğiniz kadar boş tutabileceğiniz ana
kadar erteleyin.
Alıştırma B’de yedi kez yapılmalıdır. Süre her sefer için iki

dakikadır. İlk dakika boyunca ışınları avuç içlerinizde
toplayıp ikinci dakikayı tıpkı Alıştırma A’da olduğu gibi
bedeninizi şarj etmek için kullanın. Bedenin şu kısımlarında
parmaklarınızı daha uzun süre tutmanız tavsiye edilir:

Kaşların üstünde ve arasında.
Kalp böl ge sin de.
Güneş sinir ağında (en önemlisi).
Buralarda toplanan ve dağıtılan enerji tümüyle farklı türden
olduğu için, bu noktalar arasındaki bölgeler çabuk
geçilebilir. Alıştırma sırasında, düşüncelerden tümüyle
bağımsız olmanın yanında, düşüncesiz sezginin kanatlarıyla
uçabilecek ölçüde sübtil veya eterik olma yönünde güçlü bir
arzu yaratmak tavsiye edilir. Bu arzu her seferin ikinci

 

aşamasıyla, bedeninizi güç dolu ellerinizle şarj ettiğiniz
aşamaya aittir.
Konsantrasyona yönelik çalışmalarınızın bu ilk aşamas ında

ilave olarak verilen A ve B alıştırmalarına karşı herhan gi bir
he ves bes le mi yor sa nız, on la rı ke sin lik le yapmayın. Bu
alıştırmalar ancak XIX. Bölüm dikkatle etüt edilip
tekniklerinde ustalaştıktan sonra zorunlu hale gele cektirler. O
zaman bu alıştırmaların uygulanmasında hiçbir güçlükle
karşılaşmayacaksınız ve bu bölümün bilincinizin gelişmesine
katkısını daha etraflı olarak kavrayabileceksiniz.
XV. Bölümle başlayan çalışmalarınız boyunca, her alış tırma

için harcanan zamanı ve alıştırmanın performansını
yazacağınız küçük bir not defteri tutmanız tavsiye edilir. Bu
defteri alıştırmaları verilen talimatlara en uygun biçimde
yapacağınız ana kadar tutabilirsiniz. Örneğin: “Alıştırma 1.
Başlandı: 1 Mayıs, saat. 19… Performans. Mayıs’ın 15’ine
kadar yarım dakika, 16 Mayıs’tan 25 Haziran’a kadar 1
dakika. 10 Ağustos’tan 1 Ekim’e kadar üç dakika.” Bu not lar
size gelişiminizin tam bir resmini sunacaklardır. Böyle bir
gün lük pe şi niz den ge le cek di ğer a ce mi le rin yön len di
-rilmesinde çok faydalı olacaktır.
Gereken vakti siz karar vereceksiniz. Diyelim ki belli bir

süre sonra Alıştırma 1 ile 1A’yı iki dakika boyunca
yapabilecek hale geldiniz. Bu zaferi 1 hafta boyunca
kaybetmemeye çalışın, alıştırmalarda ustalaştığınıza, özel bir
çabaya artık gerek kalmadığına ve iki dakikalık konsant‐
rasyon anında herhangi bir şeyin sizi kesintiye uğratmaya‐
cağına ikna olana kadar devam edin.
Bu hazırlık haftasının ardından iki buçuk ve üç dakikalık

süreleri hedefleyebilirsiniz. Fakat bunu başardıktan sonra da
yeni edinilmiş gücünüze tekrar istikrar kazandırmanız gerekir.

 

Bunu da başardıktan sonra kurstaki talimatlara tekrar
dönebilirsiniz.
Bizzat görebileceğiniz üzere her şey çok basit. Gerekli

sonuçları ancak basitleştirilmiş, dolayısıyla etkile hale geti‐
rilmiş ve açıklanmış, anlaşılmış alıştırmalarla elde ede‐
bilirsiniz. Alıştırmalar ne kadar çoksa, bu alıştırmalar ne öl‐
çüde yazarların kişisel tecrübelerinden ziyade ezbere bilgi den
yazılmışsa o kadar karmaşık ve faydasız olacaktır. En küçük
ayrıntılarına kadar tecrübe edilmemiş, saf kuramsal
açıklamalar hevesli öğrenciye pek fayda getirmeyecektir.
Sonsöz olması gereken gizemli “aydınlanma” yerine

bulacağınız tek şey soğuk ve cansız hüsranlar olacaktır.
Okült terbiyenin ve psikolojinin yasası budur.
Hindistan’dan döndükten kısa bir süre sonra meşhur bir

yazar ve gezginin, birkaç yıl kaldığım ve dolayısıyla biraz
bildiğim bir Güney Amerika ülkesi hakkında bir konuşmasına
davet edildim. Konuşma çok ilginçti. Brezilya hakkında
birçok olgu, rakam ve renkli slaytlar veriliyordu. Konuşmacı
çok iyi bildiğim iki şehir olan Sao Paulo ile Curitiba hakkında
uzun uzun konuştu.
Kaygısız, her şeyi hafife alan insanlarla dolu devasa tropik

bir ülkenin büyüsünü ve canlı güzelliğini gören birinin
tarifinden ziyade bir ders kitabından yapılmış çok iyi alınt ıları
dinliyor gibiydim.
Konferansın sonunda konuşmacıya gittim ve Brezil ya’ya en
son ne zaman gittiğini sordum. Bana Brezilya’ya hiç git me di
ği ni, an cak kom şu bir ül ke de bu lun du ğu nu ve
konuşmasının malzemelerini konuyla ilgili bilinen en iyi
kitaplardan ve broşürlerden aldığını itiraf etti.
Bu durumda hakikat nerede? Orada bulunan bir insan o

ülkeyi görmemiş olup ancak ikinci el verilere dayanan bir in

 

sa nı he men fark e der.
Tüm okült terbiye için de aynı şey geçerlidir.
Eğer ilk elden tanıklığa ihtiyaç duyuyorsak azimle onu

aramalıyız. Çünkü zamanla tecrübemiz haline gelip bütün
süreç içinde başarılı olmamızı garantileyecek olan tek şey
birebir tecrübe etmektir.

XVIII – Üçüncü Aşama (İleri Aıştırmalar)

Şu anda Alıştırma 1, 1A, 2 ve 2A için on dakikalık herhangi
bir kesintiye uğramayan konsantrasyon yakalanmış ol ma lı
dır.
Şimdi, günlüğünüze bundan önceki bütün alıştırmaların iki

hafta boyunca sabahları ve akşamları onar dakika yapı lacağını
yazabilirsiniz.
Eğer iki hafta boyunca sürekli olarak aynı aşamaya ulaş mayı

başarabilirseniz, sonraki daha ileri alıştırmaları oku yup e tüt e
de bi lir si niz.

Alıştırma 3. Sarı Pranayama
Her za man ki ha zır lı ğın ar dın dan, zih ni ni zin ha la

devam eden huysuzluğu dolayısıyla ihtiyaç duyuluyorsa,
sessizce oturun ve XV. Bölüm’de gösterildiği gibi üç veya
dört dakikalık küçük bir pranayama, yani ritmik nefes alış‐
tırması yapın. Sonra artık çok iyi tanıdığınız iğneyi elinize a
lın ve bir i ki da ki ka, zih ni niz de o nun net bir res mi ni o
luş -turana kadar bakın.

 

Gözlerinizi kapatın (balmumu veya plastik bir tıkaçla
kulaklarınızı da tıkayabilirsiniz) ve irade gücüyle yarattığınız
karanlığın içinde iğneyi, sanki görüş alanınız genişlemiş, artık
gözlerinizin görüş alanıyla sınırlı değilmiş gibi, aynı anda her
yönden birden görün. Nesneyi çoklu görüşle sarma layın.
Bu ö dev ba zı la rı na çok zor ge le bi lir, fa kat tah min e de

-ceğinizden çok daha kolay olacaktır. Her şey zihinsel plana,
düşünce âlemine aittir. XX. Bölüm’ün son alıştır masını
tamamladığınız zaman bu plan üzerinde eksiksiz ve teknik bir
hâkimiyete sahip olacaksınız.
O vakit geldiğinizde birçok şeyi kendi başınıza bilecek siniz.

Neler olduğunu tahmin etmeye çalışmak öğrenci açısından iyi
olmadığından bunların neler olduğundan bahsetmiyorum.
Vakti geldiğinde bizzat öğrenci tarafından bu lun ma lı dır lar.
Bi zim yön te mi miz bu. Bun dan ön ce ki alıştırmaları
eksiksiz bir biçimde yaptıysanız, genişletilmiş bir içsel görüş
yaratabilir ve bu görüşün içinde iğneyi aynı anda tüm
açılardan görebilirsiniz. İddia edildiği üzere bazıl arı
imgelemdeki iğneyi tam başlarının ortasına yerleştirerek her
tarafı içeren görüyü daha kolay sağlamaktadırlar. Bu
yaklaşımda herhangi heyecan verici bir şey göremiyorum. Bu
yalnızca bana kişinin beyin bilincinden kopmakta güçlük
çektiğini gösteriyor o kadar. Benim tercihim iğneyi otuz kırk
santimetre kadar önüme, koyu karanlığın içine koyup
istenilen görsel konsantrasyona ulaşmaya çalışmaktır. Bu
kursun öğrencilerine de aynı şeyi tavsiye ederim. Önceki
alıştırmalarla aynı yöntemi takip ederek iğneyi herhangi bir
engelle karşılaşmadan veya başka şeyler imge lemeye
başlamadan görebildiğiniz azami süreyi yazın. Elde ettiğiniz
süreyi üçle çarpın ve bu süre boyunca konsantras yonu
yakalamak için çalışmaya başlayın.

 

Bir sonraki adıml ar bu sürenin beş, daha sonra da on
dakikaya uzatılmasıyla ilgili olacaktır. Bunu başardığınızda
alıştırmayı başarıyla tamamlamış olacaksınız. Bundan sonra
on dakikayı koruma çalışmaları yaptığınız iki hafta gelecektir.
Bu son iki haftada kulak tıkaçları kesin likle kaldırılmalı dır.
Alıştırma 3A Turuncu Pranayama
Teknik açıdan bu alıştırma 3. alıştırmaya benzer.
Hazırlanıp oturun ve iğneyi her zamanki gibi her açıdan

görmeye çalışın, fakat bu sefer açık gözlerle! Önünüzdeki
boşluğa bakın, görünür dünyada gözlerinizin karşılaştığı
hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu alıştırmanın önündeki olası
güçlükler çok abartılmaktadır. Tüm yapmanız gereken şey bu
alıştırma sırasında bakışlarınızın karşılaşabileceği şeylere
zihninizin duyduğu çirkin ve faydasız ilgiden kurtulmaktır.
Her neyse, bu alıştırma yapılmazsa, ilerleme sağlanam az. İyi

bir şekilde gerçekleştirilecek olan alıştırmanın ödülü olarak
inanılmaz bir şey keşfedeceksiniz: dikkatiniz tümüyle
“zihinsel” iğneye yönelikken, gözleriniz açık olduğu,
nesnelerden size ışık ışınları yansıdığı halde iğne dışında
hiçbir şey göremeyeceksiniz. Zihnin aynasında hiçbir imge
olmayacak! Bu gerçeğin anlamı nedir? Çok derin, ama aynı
zamanda çok basit bir gerçek. Dünya ancak duyularımız
onlara dönük oldukları müddetçe vardırlar. Bunun dışında
dünyanın bir varlığı yoktur.
Bu, Advaita Vedanda, yani ikilik yokluğu anlamına gelen

öncü Hindu ruhani felsefe sisteminin geniş açıkla malarından
alınmış az bilinen ve nadir bir gerçekten iba ret tir.
Ne var ki gerçekleştirilmesi ister kolay, ister zor olsun, ne

kadar sürerse sürsün, Alıştırma 3A’da ustalaşmak şarttır.
Fakat kötümser olmayınız. Ustalık kazandığınız her alıştır-
mayl a birl ikt e farkl ı, daha güçl ü ve daha bilge bir ins an

 

haline geliyorsunuz. Kasıtlı olarak daha “bilge” diyorum
çünkü bir insanın yeteneklerini geliştirmesi bilme yollarının
ku sur suz laş tı rıl ma sı dır.
Ne is te di ği ni bi len ve bü tün ha ki ki ve yok e di le mez

bilgelik kaynağına dalan insana bilge insan dememiz yanlış
olmaz. Fakat bütün bilginin ve hikmetin zihnin ve düşün‐
celerin belirsiz, kusurlu ve sakar araçlarıyla elde edilemeyen
bir kaynak olduğunun ve bu kaynağa ulaşmanın tek yolunun
ki şi nin far kın da lı ğı nı bu ö lüm süz kay na ğa yük selt me
mantıklı ve normal süreciyle olacağının bilincinde olan insan
o yolun sadık bir takipçisi olur.
Bu yola günümüzde Doğrudan Yol demektedir. O bütün

Yogaların ve dinlerin ötesindedir. İsim bütün hayatı boyunca
bu soylu yolu öğreten çağımızın bilgesi Sri Ramana Maharşi
tarafından verilmiştir (Bakınız In Days of Great Pea ce).
Alıştırma 3A için sınır şimdilik beş dakikadır. Yine, daha

öncekilerde olduğu gibi, bu beş dakika, toplu iğne başının
herhangi bir düşünceyle kesintiye uğratılmadan veya dikkat
dış veya iç dünyalardaki herhangi başka bir nesneye
yönelmeden aynı anda her yönden görülmesini
kapsamaktadır.
İğne başının yapıldığı malzeme, onun rengi, ebadı
vebenzeriyle ilgili herhangi bir tali düşünce olmamalıdır. Tek
amaç zihnin başka herhangi bir hareketi olmadan görmek,
temaşa etmektir. Yeterince iyi bir şekilde yapılan alıştırmanın
ödülü çok büyüktür. Bu aşamada dikkatinizi istediğiniz
herhangi bir şeye yöneltebildiğinizi, onu imge lem
bilincinizde sarmalayabildiğinizi göreceksiniz. Bu satırları
yazarken size burada açıkladığım şeyleri aynı zamanda
tecrübe ediyorum. Kol saatime bakıyor ve onun mümkün her
görüş açısından görmeyi istiyorum. Ve hiçbir zorluk

 

çekmiyorum. Fakat kuşkusuz hep yazıp hem aynı anda bu
alıştırmayı yapamam. Çünkü bu alıştırma için zihnin
susturulması gerekir. Üstelik zihnin özel bir bölümü elin
hareketine eşlik etmezse el yazamaz.
Size bahsettiğim şeyleri şu an yapabilmekle birlikte bir

zamanlar Alıştırma 3 ve Alıştırma 3A’nın gerektirdiği kon‐
santrasyon düzeyini hayal etmeye bile cesaret edemediğim
vakitler olmuştur.

Dolayısıyla öğrenci buradan bu şeyleri kendinin de
yapabileceği sonucunu çıkarmalıdır; çünkü bunlar başkaları
tarafından yapılabilmiştir.
Bu bölümde belli tipte ısrarlı ve saldırgan düşüncelerin

hücumlarına karşı korunma yollarını ve yöntemlerini açık‐
lamak istiyorum. Bu düşünceler bazen görüldüğü üzere u‐
zayda başıboş gezen düşünceler de olabilir, pek iyi niyetli
olmayan bir zekâ tarafından kasıtlı olarak gönderilmiş düşün
ce ler de.
Buna karşı hem doğal, hem suni savunma yolları vardır. İlk

önce doğal olanı açıklayayım. Bu meseleyi tam anla mıyla
kavrayabilmek için önce düşüncelerimizin zihnimize giriş
koşullarını analiz etmeliyiz.
İnsan zihni için tam aynı anda iki veya daha fazladüşün ce i le
meş gul ol mak imkânsız dır. Ba zen da ha az tecrübeye sahip
konsantrasyon öğrencileri aynı anda iki şey bir den dü şü ne
bil dik le ri ni i le ri sü rer ler. Ha ta şu dur ki bu kişi gerçekte
birbirinden farklı iki düşüncenin çok hızlı bir şekilde zihnine
girmesine izin vermektedir. İki düşünce arasındaki süre o
kadar azdır ki bu kişi aynı anda iki düşün ceye sahip olduğuna
inanmaktadır. Oysa bu düşünceler alternatif elektrik akımı
gibidir. Devrenin değişimi, akımın yönü o kadar hızlı
değişmektedir ki insan gözü onları kaydedememekte ve böyle

 

bir akım tarafından yaratılan ışığı homojen ve sürekli bir ışık
olarak görmektedir. Yukarıda bahsedilen iki düşünce
örneğindeki psikolojik izlenim tıpkı böyledir.
İn san zih ni nin öz sel ve te mel tek dü şün ce li lik ya sa sı i

le doğru konsantrasyon amacı, düşünce akışını kontrol etme
yeteneği arasında büyük bir mesafe vardır. Fakat Alıştırma 1
ve Alıştırma 3’ten sonra bu konuyu zaten çok iyi biliyor-su
nuz.
O halde buradan mantık yürütürsek zihninize girmeye

çalışan düşüncelere karşı bütün doğal araçlar her zaman bir
düşünceyi seçmek, o düşünceyi tutmak ve böylece ister
zihinsel uzamda serbestçe dolaşsın, ister kötü niyetli biri
tarafından size yöneltilmiş olsun başka hiçbir düşüncenin
zihninize gireceği boşluk bırakmamakla ilgilidir.
Kuşkusuz, bu yöntem, sizin hali hazırda dikkate değer bir

beceriye, bu kursun amacı olan konsantrasyona dair iyi bir
teknik bilgiye hali hazırda sahip olduğunuzu varsayar. Bu
yöntem şimdiye kadar çeşitli insanlar tarafından pek sık kul la
nıl mış tır.
a. Batılı azizler zihinlerini hem onlara moral veren hem

faydalı olan kısa dualar, kutsal isimler, hatta dini cümleler
kullanmışlar, bugün de kullanmaya devam etmektedirler.
Azizin bu şekilde çok iyi korunan farkındalığına hiçbir
davetsiz düşünce giremez. İlk alıştırmalarınızı (Alıştırma 1A
ve A) nasıl yaptığınızı, hem dışarıdan hem zihninizin içinden
gelen düşünceleri nasıl uzak tuttuğunuzu hatırlayın.
b. Dindar olmayan bir okültist veya bir yogi okült felsefe ile

ilgili Doğulu veya Batılı kitaplardan bir mantra kullana bilir.
Patanjali, Sankaraçarya tarafından ve hatta Hint ruhani
tradisyonunun Gita’larında verilen birçok mantra vardır.
Fakat her iki uygu 1 amanın – (a) ve (b) – özü aynıdır. Bu

 

yöntemler astro-zihinsel plandan gelen saldırılara karşı çok
etkilidirler. Bu saldırılar aklınızdaki henüz yok edilmemiş
vasanalar sayesinde sizinle temas kurabilirler. Bu vasanalar
doyurulmamış istek ve arzularınız yüzünden kapıldığınız ca zi
be ler le il gi li dir ve dü şün ce si zin le te mas ku ra bil mek
için benzeri bir akrabalığa, tona veya ‘kokuya’ sahip olma‐
lıdır. Fakat bu vasanalar hala çok canlı ve güçlü olduğunda
her zaman çok iyi niyetli olmayan bazı güçlü zihinler tara‐
fından size yöneltilen saldırılara karşı savunmada istisnai
güçlükler yaratırlar. Gönderilen enerji sizin savunma yete‐
neğinden daha güçlüyse düşman kuvvet sizin zayıf dua ve ya
mantranızı alt edecek, zihninizde kendine karşılık ge len
vasanaya tutunacak ve size zarar ve kayıp verdirtecek bir
biçimde zihninize yapışacaktır.
Bu kitabın ilk bölümünde düşünme merakının bastırıl ması

hakkında konuştuk. Bu düşünme isteği yerine iyi ve öz bir
terim olan “vasanalar”ı kullanabiliriz. İşte burada insanın
zayıflığını görebilirsiniz.
“Zihinsel füzeler” diyebileceğimiz şeylerden bahseder ken,

başka bir zihne düşünce gönderebilen (projeksiyon yapabilen)
insanlardan bahsediyorum. Neyse ki bu insan ların sayısı
azdır. Kuşkusuz bütün bunlar sahip oldukları kuvvetleri
kötüye kullananlar içindir. Fakat bu tür insanlar kesin bir
neden olmadan sıradan bir insanla uğraşmazlar.
Fakat böylesine güçlü zihinlere sahip olan insanlara karşı bil

e (a) ve (b) tipi kesin ve alt edil emez savunmal ar vardır.
Hele bu savunmalar “güçlü inançla” yapılıyorsa. Dindar bir
insan dini dualarını Tanrı’ya adıyorsa kendi gücüne güç ekler;
kuşkusuz bunun hemen hiç farkında olmayabilir.
Bu kuvvet insan tarafından yaratılan bütün hücum

füzelerinden daha güçlüdür. Tanrı’nın kendi müridini savun

 

mak i çin biz zat yar dı ma koş tu ğu söy len se çok yan lış
olmaz. Mantraları kullanırken kişi onların yüce kaynaklarına
ve kesin başarılarına inanıyorsa yine aynı sonuç yaşanır.
İkinci doğal savunma aracı en ileri insanların güçlerini bile

fazlasıyla aşan istisnai bir araçtır. Bu aracı ancak gerçek bir
ruhani usta veya guru kullanabilir; çünkü emsalsiz ölçüde
basit ve güçlü araçları ancak böyle zatlar kullanabilir. Ak lı
mı zın bi ze sun du ğu ku sur lu dil le bu yön tem i çin ancak
o nun bü tün zi hin sel bi lin cin tüm iz le ri ni tam an la –
mıyla bırakmak ve çağımızın ruhani öğretmeninin -Maharşi –
sık sık bahsettiği o gizemli dördüncü aşamaya geçmek
olduğunu söyleyebilirim.
Başlangıç alıştırmalarında düşüncesiz var oluş halinin ba zı

veç he le ri ne ha li ha zır da do kun du nuz. Ge le cek
bölümdeki ileri alıştırmalar aynı amaca ulaşmanın kimi
doğrudan yollarını, yani bilinçli ve iradi çabayla düşüncenin
dışarıda bırakılma sürecini öğretecektir. Şimdi bir insanın bu
uzak amaca ulaşmış olduğunu ve düşünceler olmadan yaşayıp
zihin-üstü (süpermental) bilincin cennetinde sonsuza kadar
kalabildiğini varsayalım.
Zihinsel bir saldırı veya rahatsızlık onun için ne demek

olabilir ki? Zihinsel silah ne kadar güçlü olursa olsun; duygu
lar, dü şün ce ler ve ya va sa na lar ca le ke len me miş
kusursuz farkındalığın karlı, bakir doruklarına ulaşamaz.
Bu yetenek yalnızca ruhani devlerin imtiyazındadır ve ruhen

daha az gelişmiş olan hiç kimse tarafından kullanıla maz.
Dolayısıyla onun hakkında konuşmayacak, yalnızca onun ne
ölüm ne de yaşamın bozabildiği içsel daimi huzurun kusursuz
aracı olarak varlığına işaret etmekle yetineceğiz.
Yazar böyle bir ruhani liderle temasa geçme ve ondan bu ki

tap ta su nu lan ke li me le re ter cü me e di le bi le cek her

 

şeyi alma paha biçilmez ayrıcalığına kavuşmuştur.
Yukarıda bahsedilenlere göre zihnimize giren düşünce lere

karşı yalnızca iki doğal savunma aracı mevcuttur bizim için:
(a) ve (b) seçeneklerinde verilenler. Daha sonraki bölümlerde
bunlar genişletilecek ve çeşitli tiplere ayrılacaktır. Bunlar size
daha güçlü ve etkili gelebilirler. Fakat aslında alıştırmanın
biçiminde bazı değişiklikler haricinde özel bir fark
olmayacaktır.
Şimdi isyankâr zihnin faaliyetine karşı yapay denilen

araçlara geçebiliriz.
c. Bu ilk olarak astral veya odik denilen zırh veya kalkanla

ilgilidir. Etkililiği sınırlı olmakla beraber, yararları hakkında
çok heyecanlı yorumlar da duydum. Otuz yıl kadar önce,
okült eğitimimin başlarında bu yöntemi bizzat kullanmıştım.
Duygulara bağlı aşağı türden düşüncelere karşı, yani astral
arkaplan hatları içeren zihinsel dalgalara karşı makul ölçüde
iyi çalıştığını bulgulamıştım. Öğrenci burada Hintlilerin
klasik terimi vasanasal etkilerin de kullanılabileceğini
görmelidir.
Ağırbaşlı öğrenciye bütün olası yararlı açıklamaları vermeye

ve böylece onun aklındaki hüsrana, hatta başarı sızlığa yol
açacak boşlukları azaltmaya karar verdim. Böy lece alıştırma
(c) nin ayrıntılı bir tarifinden önce bunu kimlerin
kullanabileceğini öğreneceğiz. Bunun için mutlak şart olarak
sahip olmanız gereken şey:
Duyguların (astral) ve düşüncelerin (mental, zihinsel) sübtil

fizikötesi âlemlerinin (planlarının) mevcut olduğun a ve
bunların akımlarını etkilemenin ve değiştirmenin tek aracının
irade ve imgelem gücünüz olduğuna inanç duymak, kesin
sezgi veya en azından aklen ikna olmak gerekir. Fiziksel
dünyada, saf irade gücü herhangi bir aracı plan olmadan

 

doğrudan kaba maddeye uygulandığında sonuca ulaşmanın
son derece zor bir yoludur.
Meşhur okültist C. W. Leadbeater’dan Okult Talks (Okült

Konuşmalar) kitabında şunu söyler:
“İnsan iradesini yönlendiren okült yasalarda yeterli eğitimi

görmüş güçlü bir kişinin bir bardak suyu Sydney’den, me se
la Lond ra’ya ta şı ma sı müm kün dür. Fakat elde edilen bu
önemsiz sonuca kıyasla harcanacak kuvvet öyle büyüktür ki
aklı başında hiçbir okültist böyle bir operasyona kalkışmayı
aklına bile getirmez.”
Fakat yukarıda bahsedilen iki sübtil âlemde irade gücü

kendine çok daha uygun bir eylem alanı bulur. Aslına
bakarsanız bu bize başarıyı getirebilecek tek şeydir. Astral
zırh astro-zihinsel âleme aittir ve şu anda bile etrafınızda
böyle bir zırh yaratmak için ne tür bir araca ihtiyaç duyduğ u
nu zu ken di ba şı nı za gö re bi lir si niz.
Astro-zihinsel planda içsel gücümüzü inanç ve iradegücü
yaratır. Bu, fiziksel plandaki insan bedeninin kas gücünün
görünmez dünyalardaki karşılığıdır. Öğrenci kendi iç gücüne
tüm kalbiyle inanıp elinden geleni yapma dıkça bu kitaptaki
hiçbir şeyde başarıya ulaşamayacaktır. “Çok zayıfım” demeyi
haklı çıkaracak hiçbir şey yoktur. Bilge Maharşi’nin ilk
Avrupalı müridine söylediği şu sözleri okuyun.
Bir insanın düşünceleri, duyguları ve eylemleri şer ola-bi lir,

fa kat ken di si şer o la maz, çün kü in san do ğa sı ken di
başına iyi ve güçlüdür.

Kendi gerçek benliklerini bilen insanların böyle bir yargıyı
duymaya ihtiyaçları yoktur, çünkü sonsuz Hakikat’i kendi
başlarına bizzat tecrübe etmişlerdir.
Fakat başlangıç aşamasında olanlar ihtiyaç duyuyorlar! Bu

alıntı da onlara faydalı olsun diye yapılmıştır. Şimdi zırh

 

yaratma alıştırmasının tekniğini vermeye geçebiliriz.
İlk olarak her zamanki konsantrasyon duruşuna geçiniz.

Beden ve zihin-beyni uyumlu hale getirip sessizleştirmek için
bir düzine kadar pranayama alıştırması yapınız. Sonra
kendinizi şeffaf bir yumurtanın içinde otururken hayal ediniz.
Bu şeffaf yumurta bedeninizi bir metre ötesine kadar
sarmalıyor. İradenizi ve dikkatinizi aşağıdaki sürece
odaklayın. Onun bizzat varlığa geldiğini hissetmeniz gerekir.
Buna kesin bir şekilde inanmalısınız. Ritmik bir şekilde nefes
alın, her nefes vermeyle birlikte istenmeyen astro-zihinsel
içeriklerin güçlü bir şekilde yumurta şeklindeki zırhınızın
dışına fışkırtıldığını hayal edin. Bu eylem zırhı nızın içindeki
saf olmayan şeyleri dışarı atacaktır, çünkü ambere benzeyen
şeffaf kabuğunuzu hiçbir düşünce veya duygu delemez.
Cam bir kutunun içindeki tozu üfleyerek uzaklaştırır gibi,

her nefes verişle birlikte şu anda etrafınızı çevreleyen
hücrenin içini saflaştırın.
Koruyucu hücrenin selofan benzeri ince, şeffaf, fakat

geçirgen olmayan dış kabuğunun imgelem sürecine (astro-
zihinsel dünyanın yapıcı kuvvetidir imgelem) özel bir dikkat
sarf edilmelidir. Bu teknik birçok okültist tarafından çok iyi
bilinir ve birçok kitapta açıklanmıştır. Ancak başlangıç
aşamasında olanlar için yeterince net olmayan bir sürü özel
noktayı anlatmadıkları için açıklamaları yetersizdir.
Çevrenizde ilk astral kalkanınızı oluşturduğunuz vakit, onu

imgelerken izniniz olmadan içeri hiçbir şeyin gireme yeceğine
emin ve dolayısıyla onun içinde emniyette ve rahat olun.
Alıştırmalarınıza tüm dış etkilerden korunmuş olarak oturun.

İyi bir kabuk oluşturmak için biraz pratik yapmak gereklidir.
Bununla birlikte bazı öğrenciler etraflarında böyle bir kalkanı
iki saniyede hatta bir saniyeden daha kısa bir sürede kolayca

 

oluşturabilmektedirler. Amaçlarımız açısından korunma
yeteneklerimizi bu aşamaya kadar geliştirmemize gerek
yoktur. Konsantrasyon çalışması sıra sında asla acele etmemek
gerekir. Çünkü acele etmek alışt ırmalara büyük zarar
verecektir.
Eğer kalkanın sızdırdığını, bazı kişilerin içeri girmeyi

başardığını hissederseniz bir tane daha sağlam bir kalkan daha
yaratın. Fakat astral kalkanı artık ihtiyaç duymadığın ızda
süreci tersinden gerçekleştirerek kaldırmayı unutm ayın. Nefes
vererek onu genişletmek yerine, nefes alarak içinize çekin.
Kalkanın kendi kendine dağılmasına asla müsaade etmeyin.
Unutmamak gerekir ki bir kalkan onu yaratanın irade gücüne
ve yeteneğine bağlı olarak ancak bir süre var olabilmektedir.
Tecrübeli okültistler yeni başla yan la rın ki ne gö re on kat da
ha u zun sü re cek kal kan lar ya ra -tabilirler. Yeni
başlayanların yarattığı kalkanlar ancak bir saat veya bir
saatten biraz daha uzun bir süre bozulmadan kalabilir.
Astral kalkanın kendi başına solup gitmesine izin verir seniz,

irade gücünüz emrindeki şeyler üzerindeki hâkimiy etini
yitirebilir ve bunlar bir kabuk haline dönüştürül dükten hemen
sonra dağılma alışkanlığını kazanabilirler. Bunu aklınızdan
çıkarmayın. Ayrıca kalkanın sizi bağışık kılacağını
düşünürken bazı kişiler yıkılmakta olan kalkanı geçmeyi
öğrenebilir. Koruyucu kalkan, astral koruyucu kuvvetler (veya
dilerseniz varlıklar) gibi okült araçlarla çalıştığınız vakit, bu
varlıklar dikkatlerini astral plandaki faaliyetlerinize
yöneltirler ve her zaman dost değildirler. Zayıf bir şekilde
inşa edilmiş bir kalkan onlara sizin zayıf olduğunuzu
gösterecektir. Bu durum sizin için üstesinden gelinecek bir
engel daha oluşturur.

 

Şahsen bu tür korunma araçları kullanmaya hiç heves-
lenmeyip çalışmalarım ve pratik alıştırmalarım dışındaki her
şeye karşı bir “ilgisizlik” geliştirmeyi tercih etmişimdir.
Bunun en iyi yöntem olduğuna inanıyorum. Bununla birlikte
başkaları kalkanı tercih etmektedir.
Her ne kadar bazen bize öyl e görünmese de her şeyin

kendine özgü bir bilinci vardır. Mutlak bakış açısından hepsi
yanılsama olsa da, yeryüzünde tezahür halinde olan her şeyin
içinde hayat barındığını unutmayın. Birçok ünlü okültistin ve
ustanın bitkiler, kayalar, yer gibi şeylerin bilincinden
bahsetmesinin nedeni budur.
Dışsal form ne kadar tekamül etmişse, onun içinde işle yen
bilinç ışığı o ölçüde parlaktır.
Paul Sedir’in ustasının bilmecemsi sözü geliyor aklıma:

“Dünyadaki her şeyin başka bir var oluş planında ona teka bül
eden bir karşılığı vardır.” Ayrıca gizemli Monsieur Andreas
şöyle söylemişti: “Yeryüzünde değerli bir elmas doğanın
başka bir krallığında bir başmelek olabilir.”
Bütün bunlardan burada bahsedilmesinin sebebi size

etrafınızdaki görünür ve görünmez dünyaların tezahürlerine
dair verimli sonuçlar almanıza yarayacak doğru bir tutumu
geliştirmenizde yardımcı olmaktır.
Örneğin astral kalkanınızı yaratıp ihmal yüzünden

dağılmasına izin verirseniz, bu korumayı bir daha yarata‐
madığınızı görebilirsiniz. Bunun nedeni astro-zihinsel
kalkanınızın zihninizi kötü niyetli tecavüzcülere karşı
koruyan bileşenlerinin, hala iradenizle şarj edilmiş olsalar da
size ancak iradenizi ortaya koyduğunuz zaman itaat etme a lış
kan lı ğı nı ge liş tir me le ri dir. Böy le bir du rum da
kalkanınızı yaratıp kendi alıştırmalarınıza başladığınızda,
disiplinsiz unsurlar dağılmaya başlar ve koruyucu kalkanı nız

 

pratik değerini yitirir. Bundan sonra düşünceler astral kal ka
nı nı zın çat lak la rın dan sı zıp kon sant ras yo nu nu zu
bozar. Fakat en kötüsü bu tür olaylar sizin alıştırmaların
etkisine olan inancınızı zedeler. Bu da sonuç olarak sizin
gelecekteki çalışmalarınızın başarısını azaltıp bizi bir kez
daha aşağı çekerek bir hüsran duygusu yaratır.

Bu yüzden öğrenci bu kitaptaki her ders ve talimatın
verildiği gibi, eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesi gerekt i
ği ko nu sun da net ol ma lı dır.
Kabuk içindeki alıştırmalarınızı tamamlar tamamlamaz -içi

temizlemekle ilgili daha önce bahsedilen ilkelere dayan arak-
şu kısa ve kesin düşünceyi kullanın:
“Kalkanımın bileşenleri, sizi şimdi serbest bırakıyo rum!”
Bu tür bir süreci benimsediğiniz vakit yerin koruyucu

kalkanların oluşturulmasında yeni parçacıkları biriktirme
gücünüzü genişletirsiniz. Bileşenler size itaat etme ve sizin
hâkimiyetiniz altında kalma alışkanlığını geliştirir.
Başka yazarlar astral kalkana çok daha fazla önem ve fayda

atfetmekte ve onların sizi fiziksel tehlikelere karşı bile
koruduğunu söylemektedirler. Fakat elimizdeki çalış mayla
doğrudan ilgili olmayan konularla kendimizi meşgul edecek
vaktimiz yok. Her çabanızda tek hedefliliği amaçla mak,
elimizdeki konuyu değerlendirirken de geçerlidir. Çünkü
başarıyı garantileyen tek şey budur.

d. İkinci ve daha az yapay olan astro-zihinsel korunma yön
te me sö zel bir yön tem dir.
Bu alıştırmaya bazen “mantra kullanma” alıştırması denir.

Bu alıştırmanın teorik temeli şudur:
Bir insanın dikkatini aynı anda iki şeye birden yönel-

temeyeceğine dair bildiğimiz gerçek.

 

Aynı ses dizisinin ritmik bir şekilde tekrarlanması etrafınızda
koruyucu bir tabaka oluşturur.
Bu alıştırmayı yapmak için astral kalkan oluşturulması

alıştırmasındaki gibi başlayın, uygun duruşa geçin ve ritmik
olarak nefes alıp verin. Fakat kalkanı ve onun astro-zihinsel
alanını imgelemek yerine kendinizi iyi hissetmenize neden
olan kısa bir cümleyi tekrarlayın. Bilgece ve kutsal saydığınız
herhangi bir şey olabilir. İsterseniz büyük bir ruhani ustanın
bir aforizması, isterseniz dindar, soylu bir düşünce olabilir bu.
En iyi sonuçlar kalbinizde ve aklınızda derin etkiler bırakan
sözlerden elde edilir. İsa’nın, Buda’nın birçok sözü dışında
Hindu Gayatri’nin sözleri de çok yardımcı olabil mektedir.
Öğrenci In Days of Great Peace kitabının son baskısında bu

türden bir sürü söz bulabilir. Sözü seçmek konusunda tam bir
öz gür lü ğe sa hip si niz.
Söz konusunda kararınızı verdikten sonra sözün zihninize

iyice yerleştiğine emin olana kadar, üç beş dakika yüksek
sesle veya fısıltı halinde tekrar yapın. Fakat hiçbir şart altında
uygun bir cümle ararken yaptığınız gibi asla bir cümleden
ötekine geçmeyiniz. Şu andaki amaçlarınız açısın dan bütün
cümlelerin tam olarak aynı değerde olduğunu bil me li si niz.
Ve son alarak özellikle konsantrasyonla ruhani gelişim

açısıyla ilgilenmeyip bazı faydalar sağlamak için zihinlerini
kontrol etmek isteyen öğrenciler için çok etkili kanıtlanmış
bir alıştırma vereceğim. Başarıyı garantileyen temel daha
öncekilerle aynıdır. Zihin hâkimiyetini ve seçiciliği es geçen
düşünce saldırılarına hiçbir koşulda asla izin verilm emesine
dair kesin bir kararlılık. Bilincimizi etkilemeye çalışan sonsuz
çeşitlilikteki zihinsel akımlara karşı hiçbir ilgi duymamalıyız.
Bü tün a lış tır ma lar dan ön ce yap tı ğı nız gi bi ses siz ce o

tu -run ve zihninize herhangi bir düşüncenin girmesine izin

 

vermeyin. Kısa bir süre sonra onları dışarıda bırakmak iste‐
menize rağmen bazı düşüncelerin içeri girip zihninizi meşgul
etmeyi başardığına tanık olacaksınız. Zihninize giren ilk
cümleyi yakalayın ve içinizden kesin bir “Hayır”la onu ezin.
Bütün farkındalığınızı bu tek düşüncenin ötesine taşıyın, bu
sırada istenmeyen düşünceleri kabul etmenin ve zihninizin
limanına sığınmış bu düşünceleri kendi enerjinizle
beslemenin boşunalığını görün. Yolunuzun üzerindeki bir taşı
veya çakılı nasıl ayağınızla öteye iterseniz giren her
düşünceyi kesin bir “Hayır” ile durdurun. Bunu
başardığınızda davetsiz zihinsel ve astral “misafirler” geçici
olarak dışarı atılacak ve bir süre onlardan özgür olacaksınız.
Fakat çok geçmeden yeni biri gelecektir. “Hayır” kılıcınız bu
yeni giren kuşun kanatlarını kesecek ve onun zihninizde yuva
yapmasını engelleyecektir. Savaş devam ederken “Hayır”
kılıcınızı kullandığınız vakitler arasındaki saf far-kındalık
sürenizin arttığına tanık olacaksınız. Bu sizin kuv vetinizin
arttığını, davetsiz misafirlerin çok iyi korunan kalenize kabul
edilmeye edilmeye eski iştahlarını yitirdik le ri ni gös te rir.
Fakat bu anda bile güçlü kılıcınız her zaman keskin

tutulmalıdır. Öyle ki bir boksörün yumruğu gibi savurdu‐
ğunuz “Hayır’lara başka düşünceler de karşı çıkmaya cesaret
edemesinler. Bazı öğrenciler bu araçları, uzaklaştırılmak
istenen zihinsel maddenin titreşimlerine karış kesin bir veto
olarak görürler. Her neyse, “Hayır”ınızı ne kadar çok
kullanırsanız, etkililiği ve sizin hâkimiyet gücünüz o kadar
artar.
Bize başka bir şeyi anlatmaya çalışan rahatsız ve hain

zihnimizden başka bir şey değildir. Cümleleri tekrarlarken
hem onun müziğine hem kelimelerin telaffuzuna hem de

 

anlamlarına verin dikkatinizi. Zihinsel savunmanın bu
yöntemini ancak bu şekilde doğru kullanabilirsiniz.
Kendinizi cümlenin zikrine verdiğinizde başka hiçbir şey

düşünemezsiniz ve düşünceler zihninizin kapısının onlara
karşı sıkı sıkıya kapalı olduğunu görecektir. Bizim de
amacımız budur. Bahsettiğimiz her iki yapay yöntem de
kolaydır ve öğrenciden ortalama bir zekâya sahip olmak
dışında hiçbir şey beklemez. Belki gerekli tek şey bir çalış‐
mayı başarılı bir sona taşıyacak kararlılıktır.
Bu yön tem ler den her han gi bi ri si zin i çin ba şa rı lı

sonuçlar üretmesi halinde bu savunmalardan ikisini birden
(astral kalkan ve mantra) kullanmanıza gerek yoktur.
Tekrar tekrar kendini doğrulayan eski bir kural şöyle der:

“Çok sayıda alıştırma değil, etkili oldukları kanıtlanmış az
sayıda alıştırma.”

XIX – Dördüncü Seri

Artık I, II ve III. Seri alıştırmalarda ustalık kazandığınız için
bu bölümde sizi daha ileri alıştırmalar bekliyor. Bundan
önceki alıştırma serilerinin amacı öğrenciye hiçbir şekilde
kesintiye uğratılmamış on dakikalık konsantrasyon hedefiyle
temel zihin kontrolünü öğretmekti. Fakat bu amaç kendi
başına yeterli olmaktan çok uzaktır.
Bu noktada konsantrasyonun iki ana biçimini birbirinden

ayıracağız: (a) etkin ve (b) edilgin. Bu ikisi yalnızca aynı

 

madalyonun iki yüzüdür, fakat eşit ölçüde vazgeçilmezdir.
Etkin konsantrasyon konusunda – basit bir zihinsel imge
üzerinde herhangi bir kelime veya başka türden sözel bir ifade
olmadan kesintisiz düşünme yeteneğinde- yeterli bir beceriye
sahip olmayan kişi, çok daha zor olan edilgin konsantrasyonu
başaramaz. Edilgin konsantrasyon zihni bütün düşünce ve
duygulardan tümüyle temizlemedir.

Alıştırma No:4 Kırmızı Pranayama
Her zamanki gibi oturun. Bu ve bundan sonraki alıştır malar

için daha önceki bölümlerde verilen (a), (b) veya (c) savunma
tekniklerini kullanmamanız sizin için daha iyidir. Bu nokt ada
daha önceki ilk üç seriyi 1, 1A, 2, 2A, 3, 3A alış tır ma se ri le
ri nin ba şa rı lı bir şe kil de ta mam lan dı ğı varsayılmaktadır.
İsterseniz biraz pranayama yapın ve bunun size iyi geldiğini

hissedin. Gözlerinizi kapayın. Eğer dış dünyanın seslerinin
çalışmanızı bozduğunu düşünüyorsanız, kulak larınıza mum
veya plastik bir tıkaç tıkayabilirsiniz. Bu geçici bir önlemdir;
çünkü alıştırmalarda eksiksiz bir biçimde ustalaşmış olmanız,
herhangi bir suni savunma aracını gereksiz kılmaktadır.
Şimdi kapalı gözlerinizin önünde sizi tümüyle saran

simsiyah bir perde düşünün. Bu siyah arkaplan üzerinde
yüzünüzün altmış santimetre kadar ötesinde yirmi dört
santimetre büyüklüğünde düz, beyaz bir disk imgeleyin. Bu
disk çok ince bir kartondan kesilmiş gibi görünmelidir, disk
biçimde oluşu dışında bir tabakla hiçbir ortaklığa sahip de ğil
dir.
Bir sonraki aşamada bu diskin önünüzde hızla döndü ğünü

imgeleyin. Disk çok hızlı dönmemektedir, öyle ki tüm
dikkatinizi verdiğiniz zaman onun dönüşünü görmektesiniz.
Kusursuz bir dengeye sahip bir disk olduğu için herhangi bir
yalpalama veya ses yapmamaktadır.

 

Tüm görmeniz gereken şey, önünüzdeki sabit ve hare ketsiz
siyah arkaplan önünde hızla dönen yirmi yirmi dört
santimetre çapında kar beyazı bir disktir.
Diski döndüren kuvvetin kaynağı gözlerinizden gelmektedir

(bundan sonraki bütün alıştırmalarda aynı şeyi imgeleyin).
Özetle, disk siz ona baktığınız sürece hiçbir kesintiye
uğramadan kendi etrafında dönmektedir ve siyah arkaplandan
net bir şekilde ayrık görülmektedir (alıştırmanın tek a ma cı
bu dur). Dis kin ba kış la rı nız la dön dü ğü nü düşünmeniz
bütün dikkatinizi dönen diske vermenizi kolay laş tı rır.
Şu anda sizin için dünyada, kapalı gözlerinizin önünde,

siyah bir zemin üzerinde sessizce, ama büyük bir hızla dönen
disk dışında başka bir şey yok.
Baş lan gıç o la rak va kit es ki yön tem le ri miz de ki gi bi

ölçülmelidir. İlk olarak oturun ve diski yukarıda tarif edildiği
şekilde ve mümkün olduğunca uzun bir süre görmeye çalışın.
Zihniniz kontrolden çıktığı anda veya kendinizi başka şeyler
düşünürken ve diski seyretmeyi unutmuş halde
yakaladığınızda saatinize bakın ve konsantrasyon nesnesine
ne kadar süre boyunca odaklanmış olduğunuzu ölçün.
Bu vakti üçle çarpın. Bu sizin günlük hedefiniz olacaktır.

Nihai amaç on dakikalık kesintisiz uygulamadır. Bu şarttır ve
asla değiştirilemez. Bu hedefe ulaşamazsanız asla nihai amaca
eremez ve aradığınız yeteneğe ulaşamazsınız: bilin-cinizdeki
bütün duygusal ve zihinsel süreçlere tam, eksiksiz ve kesin bir
biçimde hâkim olmak ve istendiğinde bunları tümüyle
zihninizden atabilmek. Bu kesinlikle mümkündür. Sizden
önce o kadar çok insan tarafından başarılmıştır ki sizin de
başarılı olmamanız için hiçbir sebep yoktur.

Alıştırma 4A Kırmızı Pranayama

 

Alıştırma 4A tamamlandığında -muhtemelen bu iki haftanızı
alacaktır- daha ileri aşamalara geçebilirsiniz. Her günlük
seansınızda yirmi dört santim çapındaki diski iki santimetre
küçültün. Yani Alıştırma 4A’ya başladığınız ilk gün diski iki
santimetre, ikinci gün dört santimetre, üçüncü gün altı
santimetre vs. küçültecek ve sonunda iki santimetre çapında
bir diske ulaşacaksınız. Bundan sonraki gün ise diski siyah bir
zemin üzerinde bir bezelye tanesi büyüklüğ üne, daha sonrada
kendi etrafında dönen küçücük beyaz bir noktaya
indireceksiniz.
Dis ki zih ni niz de her gün i ki san ti met re kü çült me de

sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Böyle bir şey olursa beyaz bir
kartondan yirmi dört santimlik bir daire kesin.
Bir pergel kullanarak ilk dairenin içinde yarıçapı iki

santimetre daha küçük olan başka bir daire çizin. Bu size yeni
diskinizi verecektir.
Bu işlemi on kez tekrarlayın, sonunda geriye yalnızca iki

santimlik bir daire kalsın. Böylece karton diskinizde her biri
diğerinden iki santimetre küçük olan on bir eşmerkezli
daireniz olacaktır.

Şimdi çalışmaya başladığınız ilk daireyi dikkatle incele yin.
Sonra onu kapalı gözlerle imgeleyerek zihinsel resmin eksik
olup olmadığını kontrol edin. Eğer başarılı bir şekilde
imgeleyebiliyorsanız, ilk daireyi kesin ki geriye yalnızca
yirmi iki santimlik bir daire kalsın. Bu diske de tekrar bakın,
gözlerinizi kapatarak imgeleyin ve sonuçları yine kıyaslayın.
Kimi zaman bazı öğrenciler daireyi gündelik olarak
azaltamazlar, resim karışır. Öğrenci böyle bir şeyle
karşılaştığında çalışmaları günlük yapmamalı, bunun yeri ne is
te ni len so nu cu ke sin bir şe kil de el de e de ce ği gün sa –

 

yısı kadar alıştırmaya devam etmeli ve böylece bütün çalış‐
mayı eksiksiz bir biçimde tamamlamalıdır.
Daha önceki alıştırmalarda olduğu gibi dönen disk alış‐

tırmasında nihai hedef on dakikadır. Bu alıştırma bu kurs
içerisindeki belki de en önemli alıştırmadır, çünkü öğrenci bu
alıştırmayla kendi gelişimine ve gelecekteki başarılarına dair
iyi bir ölçüt edinir.
Bu alıştırmanın hatasız bir şekilde yapılması için aylar

gerekebilir. Fakat böyle bir çalışmada zaman ancak ikincil
önemdedir: önemli olan başarılı sonuçtur.
Alıştırma 5. Yeşil Pranayama
Artık bu serinin en son aşamasına geldik. Siyah arkaplan

üzerinde hızla dönen beyaz noktaya hiçbir şey düşünmeden
on dakika boyunca bakmayı başardığınız vakit, bundan
sonraki aşamaya geçebilirsiniz. Kendinizi iyi hissettiğiniz bir
gün her zamanki hazırlık çalışmalarını yaptıktan sonra siyah
zemini imgeleyin, fakat bu sefer üzerinde beyaz bir disk veya
nokta olmasın. Onu zihninizin eksiksiz sessizliği içinde
imgeleyin. Tıpkı 4. alıştırmada olduğu gibi on daki ka
boyunca.
Eğer bu hedefe ilk günde ulaşamazsanız, onu eksiksiz bir

biçimde yapana kadar alıştırmayı tekrarlayın. Yok başarılı
olursanız bu alıştırma içindeyken zihin halinizi seyredin.
Etrafınızdaki fiziksel dünyayla ilgili herhangi bir fikre veya

temasa sahip misiniz? Alıştırma niyet edildiği gibi yapılırsa
konsantrasyon nesneniz dışındaki her şeyi unutmuş olmanız
gerekir, gözünüzün önünde isimsiz, sessiz siyahlık dışında
hiçbir şey yoktur. Ve henüz farkında olmasanız da – kuş ku
suz kı sa bir sü re li ği ne- bi lin ci ni zi tüm dış sal et ki –
lerden bağımsızlaştırdınız. Üstelik bu nihai amacımız!

 

Bu alıştırma sırasında ne uykudasınız ne de bilincinizi
yitirdiniz. Uyanıksınız, fakat bilinç ve iradi olarak ortalama in
san dan tü müy le fark lı bir bi çimde. İ çi niz de yeni bir yete
-nek doğdu ve önünüzdeki gerçekten ulaşmanız gereken yerin
sadece ilk ışıkları. Acele etmeyin! Hiç kimse kendi kendinden
daha iyi olamaz. Gelişim her zaman yavaştır ve meyve
vermesi için her zaman belli bir sürenin geçmesi gerekir. Bell
i bir şeyi her seferinde aynı şekilde yapama mak bunun bir
işaretinden başka bir şey değildir. Kendiniz e tüm kalbinizle
inanın, çünkü bu, bütün kapıları açan a nahtardır.
Alıştırma 5A Yeşil Pranayama
Şimdi 5. alıştırmayı tekrarlayacaksınız, fakat bu sefer

gözleriniz açık olacak. Önce bakışlarınızı dosdoğru önü‐
nüzdeki boşluğa, herhangi bir şey görmeye çalışmadan
amaçsızca dikin. Sonra önceki alıştırmada olduğu gibi
önünüzde siyah bir arkaplan, altmış santim kadar önünüzdek i
bu planın üstünde, daha önceki alıştırmadaki yirmi dört
santim çapındaki diski imgeleyin.
Şu anda koca evrende sizden, gözlemciden, görünüzün

nesnesi beyaz dönen diskt en başka hiçbir şey yok. Daha önce
olduğu gibi hedef, beyaz disk ve onun siyah arkapla-nından
başka hiçbir şey görmediğiniz on dakikalık sessiz
seyretmedir.
Bir müdahale veya kesinti nedeniyle diskin görüsü netliğini

yitirdiği vakit, kesintisiz on dakikayı her halükarda başara
bildiğiniz ana ka dar, alış tırmaya baş tan başlayın.
Alıştırmanın iyi bir şekilde yerine getirilmesi için ne kadar

zaman harcadığınızın hiçbir önemi yoktur. Gereken tüm vakit
verilmelidir. Elinizdeki bu alıştırmada başarılı sonucu elde
etmediğiniz sürece daha sonraki aşamalara geçemezsiniz.
Aynı kural geçmişteki ve gelecekteki bütün alıştırmalar için

 

geçerlidir. Bu kurs sadece gerekli alıştır malarla
sınırlandırılmıştır ve daha fazla ihmal veya azaltma müm kün
de ğil dir.
Alıştırma 6. Yeşil Pranayama
Bu alıştırma 5A’nın tekrarıdır, fakat bu sefer gözler açık

olacak şekilde. O alıştırmayla ilgili bütün kurallar Alıştırma 6
için de geçerlidir. Gözlerinizi kapatmadan farklı boylarda disk
imgelemekte bazı güçlükler çekebilirsiniz. Fakat ister zor
ister kolay olsun, bu alıştırmayı yapmak dışında bir
seçeneğiniz yok. Bir insanın bilincinin, özel olarak bunun için
tasarlanmış araçlar yoluyla bile olsa, insanın hayatında devasa
bir rol oynayan görme ve işitme duyularından ayrıl masının
kolay olduğunu söylemiyorum. Fakat başardığın ızda birçok
yoginin bile kıskanacağı bir başarı olacaktır bu.
Tüm söyleyebileceğim bunun mümkün ve sabır gösterip ne

için uğraştığımızı gerçekten bilirsek birçoğumuzun
ulaşabileceği bir hedef olduğudur.
Alıştırma 6A Yeşil Pranayama
Bu son alıştırma, size biçimler ve kelimelere eski bağlılı‐

ğınızı alt etmeyi öğretmiş olan 6. alıştırmaya dayanmaktadır.
Bir kez daha çok iyi bildiğiniz dönen beyaz noktayı iki veya
üç dakika boyunca imgeleyin. Bu alıştırma sizin için kolay
olmalıdır, çünkü bundan öncekiler çok daha zordu.
Daha sonra, alıştırmayı kesintiye uğratmadan dönen diskin

çapını yavaş yavaş iki santimetreye çıkarın. Bütün
duyularınız açıkken yaklaşık iki üç dakika boyunca onu
seyredin. Yaklaşık diyorum, çünkü artık süreyi öğrenmek için
alıştırmayı kesip saatinize bakamayacağınızı biliyorsu nuz.
Fakat bu kurs sırasında zaman ölçümüne dair kesin bir duyu
geliştirdiniz. Vakti tam hissetmek şu anda ikincil bir konudur;

 

alıştırmanın bu kısmını iki veya üç dakika yerine iki veya üç
buçuk dakika yapmanız herhangi bir fark yaratmayacaktır.
Yavaş yavaş diski tekrar büyütün, öyle ki bir iki dakika sonra

onun iki santimetre daha büyüdüğünü açıkça göre-bilesiniz.
Bunu yirmi dört santimetreye kadar devam ettirin.
Bu alıştırmayı bitirmek için kaç güne, kaç hafta veya kaç

aya ihtiyaç duyacağınızı önceden söyleyemem. Artık hangi
gelişmeleri kat etmeniz gerektiği ve neyin yüzde yüz başarılı
bir alıştırma olarak kabul edileceğini çok iyi biliyorsunuz.
Bu süre içinde kendinizi biraz sınayın. O eski formlar, sesler,

kelimeler ve içgüdüsel tepkilerle düşünmeye içsel bir arzu
veya saplantı duyan sizden geriye ne kaldı?
Alıştırmaları hemen on dakika boyunca kesintisiz yapa‐

bilmekten sizi alıkoyan şeyler nelerdir? Yarın başınıza gele bi
le cek şey ler le il gi li dü şün ce le ri niz mi var? Bu zamansız
düşünmenizden hala bir şeyler mi umuyorsunuz?
Kendinizi analiz edin ve sebebi bulun. Hala tümüyle alt
edemediğiniz zayıflığınızdan veya tembelliğinizden
kaynaklanmış olabilecek, gelişiminizde yetersiz kaldığına
inandığınız noktalara iyi geleceğini düşündüğünüz eski
alıştırmaları kullanın.
Altı başlangıç alıştırması (1, 1A, 2, 2A, 3, 3A) ile altı ileri

alıştırmada (4, 4A, 5, 5A, 6, 6A) tümüyle ustalaştıktan
sonraki kazançlarınızı ölçebilirsiniz. Şu ana kadar görme ve
işitme duyularınız her zamanki gibi açıkken (böylece gerçek
“siz”den ayrıyken) ışık veya ses dalgaları biçimindeki belli
titreşimlerin (bu terimi gerçek anlamlarında değil, basit
oldukları için kullanıyoruz) onlara tekabül eden sinirlerinizin
telgrafsal sistemi yoluyla beyninizi hala etki lediğini
anlamışsınızdır. Fakat buna karşın başka bir bilinç haline
diğer her şeyi eleyebilen irade gücüyle girdiğiniz için ne bir

 

şey işittiniz ne de gördünüz. Bu basit gerçekten çok ö nem li
so nuç lar çı kar:

Duyular yoluyla algılamanın irade yeterince eğitilir ve
güçlendirilirse kontrol edilebileceği kanıtlanmıştır.

Bu kontrolün en önemli unsuru bizim “dikkat” dedi ğimiz
şeydir. Normal hayatta bile bir kitap veya gazete okurken
birkaç adım ötenizde çalan radyodan gelen müziği
duymayabilirsiniz.

Bu dikkat sizin insanların çoğunun bilincinde olduğu
fiziksel, astral ve zihinsel çevrenizde neyin farkında olup
neyin farkında olmadığınızı kontrol eder.

Bu kitapta verilen çalışmalarla yavaş yavaş ortaya çıkan bu
kontrol edici etken beynin işlevinin ötesinde ve üstündedir.
Tümüyle geliştiğinde sizi uyku ve ölümün öte si ne ta şır.
5. Hal böyleyse, bu ışıkla şimdi, bir beyne sahipken temas

kurup en eski zamanlardan beri birçok gelişmiş insa nın
aradığı büyük gizi keşfedenlerde beynin yıkımı farkın-dalığın
ışığını söndüremez. Bu keşif bizi beyindeki fiziksel bilinci
istediğimiz gibi açıp kapamamızı ve ondan sonra yeni bir
bilincin içimizde doğmasını mümkün kılar.
Tanımlarımızın kelimeleri çok basit, fakat “gizem” de öyle.

Basit olmasına rağmen ona ulaşmak kesinlikle kolay değildir,
bununla birlikte özünde nihai hakikat kadar basittir. Çünkü
ezeli olarak var olan tek gerçek “şey” özündeki bi linçtir.
Bundan başka herhangi bir gerçek yoktur ve olamaz.
Bizi mevcut etüdün doğal ve kendine özgü amacına ulaş tı

ran ni hai a lış tır ma la rın e şi ğin de söy le nen bu söz le rin
amacı, bu alıştırmalarda azmedip nihai hedeflerine kadar
dayanırsak ne tür sonuçlar ve deneyimlerin mümkün
olduğunu göstermektir; çünkü bu yargılar aynı yolu daha önce
yürüyenlerin yaşadıklarını mümkün kılan yargılardır.

 

Yoksa başka hangi fikirler veya değerler onların yolunu
aydınlatmış olabilir? Bu bilgi bizim uygulamalı etüdün ağır
işi ve güçlüklerini aşmamıza yardımcı olup izin veren bilgidir.
Son alıştırma başarılı bir şekilde sona erdiğinde bu konularda
daha fazla şey işiteceğiz. Ama elbette önce başarılı olmak
şartıyla. Tıpkı yüksek matematikte araştırma yapmak i çin ba
sit ce bir denk lem le ri nin ve te o ri le ri nin şart ol ma sı
gibi. Psikolojik ve metafizik araştırmalarda da hazırlık bil gisi
en az o kadar gereklidir.
Bütün bunlara rağmen birçok kısa görüşlü insan bu

konularla ilgili bir kitabın kafalarının içine bütün gerekli
bilgileri sokmasını bekliyor, sadece hazretleri bu kitabı
okuma büyüklüğünü gösterdi diye! Bunun nedeni bugün
birçok konudaki bilginin insana para kazandırmasıdır ve
bugünlerde her konuda bir yarış söz konusudur; fakat eliniz
de ki ko nu i çin bu du rum ge çer li de ğil dir.

XX – Beşinci Seri (Son Alıştırmalar)

7. Alıştırma
Sarı veya Açık Yeşil Pranayama
Bir süre 6. Alıştırmayı yapın. Bir kez daha kapalı gözlerle

önünüzde siyah bir zemin imgeleyin. Bu gözleme bir dakika
kadar devam edin, hiçbir şey düşünmeyin ve hissetmeyin.
Sonra iradenizi kullanarak siyahın koyu karanlığını yavaş
yavaş aydınlatın. Zihinsel görünüzdeki siyah perde önce koyu

 

gri, ardından gri ve sonra açık griye dönüşüp sonunda su gibi
berrak hale gelsin. Artık gözlerinizin önünde kesin bir renk
yok.
Bu önemli alıştırmanın ilk aşamalarında size yardımı

olacağını düşünüyorsanız, yaratacağınız görüyü tümüyle saf
ve şeffaf bir buzdan duvara benzetebilirsiniz.
Alıştırmanın bu kısmı hatasız bir performans yakalanana

kadar bir iki hafta boyunca on dakikalık seanslar halinde
uygulanmalıdır. Bu süre içinde eksiksiz olarak yapamazsanız,
ödülü almak için daha uzun çalışmalısınız.
Bu aşamadan sonra süreci daha da basitleştirin. Gözle rinizi

kapattığınız zaman hiçbir şey görmemeye, hiçliği görmeye çal
ış ın. Ne bir buzdan duvar ne de su, sadece önü nüz de, çev re
niz de u za nan dip siz bir son suz luk. Başlangıç aşamasında
içsel bilincinizi alıştırmanın bu kısmına uyumlamak için
zihinsel olarak kendinize şunları fısıldayabilirsiniz:
Sonsuzluk önümde: sonsuzluk, boşluk, uzayın renksiz

sınırsızlığı her zaman gözlerimin önünde uzanıyor.
Bu tür meditasyonun çok faydalı olduğu bir sürü insan

tanıyorum.
Bir hafta kadar sonra bu kısım da ortadan kalkmal ı ve

geriye herhangi bir biçim veya sözlü düşüncenin olmadığı bir
uzay kalmalıdır. Bu alıştırma bazı konsantrasyon öğ rencileri
için zor olmuştur, ancak alıştırmaya ayrılan ve konulan emeğe
bağlı olarak genellikle haftalar, bazen de birkaç ay içinde
ustalaşma gelmiştir. Alıştırmalara ayrılan vakit ve
gösterdiğiniz çaba başarıya karar verecek en önemli iki
unsurdur.
Benim nasihatim şudur: Bu konsantrasyon biçimini günde

yalnızca bir veya iki kez değil, mümkün olan her fırs atta
yapın. Çünkü sonuçlar çok şaşırtıcı olacaktır. O zaman derin

 

bir konsantrasyon etüdünün sizi nereye götü receğini
hissedeceksiniz. Gerçek meditasyon âleminin kapıları azimli
öğrencinin önünde açılacaktır. Fakat bundan önce 7.
Alıştırmanın daha ileri diğer kısımlarının yapılması ge re kir.
Alıştırma 7A
Sarı veya Açık Yeşil Pranayama
Yedinci alıştırmayı kusursuz bir biçimde yaptığınız zaman,

7A diye adlandıracağımız diğer alıştırmaya hazırsınız
demektir. Bu ikisi arasındaki fark, şimdi gözleriniz açıkken,
çevrenizden etkilenmeden, odanızın veya bahçenizin
sakinliğine çekilmeden yapacak şekilde kendinizi eğitmeniz
üzerine kuruludur. Konsantrasyon çalışmanızın bu aşama‐
sında çok önemli olan bu son alıştırmaların nihai hedefine
vurgu yapabilirim.
Alıştırmalarda ustalaşmışsanız onları her koşul altında

yapabilmeniz gerekir. Bu kural sadece ilk alıştırmalar için
değil, hepsi için geçerlidir. Bu alıştırmaları kalabalık bir
caddeyi geçerken veya yoğun bir trafikte araba kullanırken
yapmanızı tavsiye etmiyorum. Bu çok tehlikeli olur! Evde
yaptığınız düzenli alıştırmalar haricinde alıştırmalara ayrıla‐
cak vakit illa da beş veya on dakika olmak zorunda değildir.
Dünyaya yaklaşırken makul olmalıyız, sizin için makul olma
ihtiyacı şu aşamada çok daha fazladır. Hayatınızda
kullanabileceğiniz her anı kullanın. Şu anda mutlaka eli‐
nizdeki etüde derin bir ilgi, hatta sevgiyle bağlı olmanız
gerekir. Şu anda bildiğiniz çeşitli konsantrasyon biçimlerine
karşı bu tutumla yaklaşmazsanız, bu çalışmadan büyük bir
fayda sağlayacağınızı söylemek zor olur.
Fakat daha şimdiden bütün şartlar altında devam eden

istikrarlı uygulamanın kesin bir biçimde sizde gizemli bir

 

yeteneği veya deyim yerindeyse “duyuyu” yarattığını görmüş
olmanız lazım.
Burada yürümek, yemek yemek, çalışmak, ticaret yapmak,

hatta başkalarıyla konuşmak gibi dışsal bedensel işlevleriniz
üzerin de eksiksiz bir hâkimiye te sahip olma yeteneğiniz den
bahsediyorum. Bu sırada hem her şeyin bir parçası hem
onlardan ayrı olan hiç kesilmeyen sessiz bir bilinç içi niz de
hep can lı dır.
Artık sadece boş teoriler ve inanışlarla değil, tecrübeyle

kendiniz ile egonuzun, zaman ve mekânla sınırlı şu ölümlü
küçük şeyle aynı şey olmadığını bildiğiniz için kişiliğinizi
hayal kırıklığı içinde hor görebilirsiniz.
Alıştırmalarınızı anlar ve onları ağır bir görev, bir yük, bu

yüzden kötü bir şey olarak yapmazsanız bütün bunlar si zin i
çin müm kün ha le ge lir.
Bu durum açık ve hatadan uzak bir biçimde kavranma-lıdır.

Başka faaliyetleri alıştırmalara tercih ederseniz hiçbir ileri
gelişim mümkün değildir. Bir zamanlar bir ustanın de di ği gi
bi:

“Yolun kendisi olmadıkça yolda yürüyemezsin.”
Ses siz li ğin Se si

H.P. Blavatsky
Bu kitabı okurken alıştırmaların bir bütünün parçası

olduğunu görebilirsiniz. Gerisi en az çalışmanın uygulama
kısmı kadar önemli girişe ait ve bilgilendirici malzemeden
oluşmaktadır ve çalışmanın temelini vermektedir. Böyle bir
kursta maddenin astro-zihinsel kısmıyla çok az işimiz vardır.
Astro-zihinsel plan duygularımıza ve düşüncelerimize karşı
çok hassastır, dolayısıyla kendi duygu ve düşünce
mekânizmalarımızı bu sübtil çevresel etkilerin sınırsız

 

okyanusunu yöneten yasalarla uyumlu hale getirmek bizim i
çin yal nız ca do ğal ve ge rek li dir.
Bundan daha aşağısı kurtarmaz. Vicdan sahibi hiçbiryazar
size böyle bir etüdün kolay olduğunu söyleyemez. Tam
aksine! Dahası yüzeysel zihinlere ve ilkel duygulara sahip
bireyler henüz çalışmaya hazır değildir ve bu kişiler den çok
fazla azim beklenemeyeceği için başarılı olmaları da müm
kün de ğil dir.
Bütün alıştırmaları gerektiği gibi yerine getirdikten sonra

kendiniz hakkında daha önce aklınızın bile köşesind en
geçmeyen şeyler öğreneceksiniz. Ayrıca bu bilgi saye sinde
insanın “dünya” dediği şeyi belli bir şekilde tanıya caksınız,
ancak şimdi çevrenizde gördüğünüz şey etrafınız-dakilerin
gördüğünden çok farklı olacaktır.
Kişinin önceden bilemeyeceği şeyleri burada açıklamaya

kalkmak akıllıca olmaz, bunlar herkesin eninde sonunda
kendi başına keşfedeceği şeylerdir; hiç kimse sizin için
yemek yeyip yiyecekleri sizin için sindiremeyeceği gibi, bunu
da kimse sizin adınıza yapamaz. Son bölümde sadece daha
yüksek şeylere dair her samimi arayışın nihai ve gerçek
amacıyla ilgili olan birkaç bazı özel meseleler açık lanacaktır.
Şimdi size faydalı bir uygulama daha önereceğim. Bu

kursun neredeyse sonuna gelmiş olarak kısa bir süreliğine en
basit alıştırmalardan Alıştırma 7A’ya kadar bütün alıştır‐
malara tekrar bakmalısınız. Onları yapın ve buna birkaç
haftanızı ayırın, emeğinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız.
Örneğin Alıştırma 1’i alın ve azami süre on dakika boyunca

uygulayın. Şu anda bu alıştırmayla ilgili herhangi bir güçlük
yaşayıp yaşamadığınıza bakın, eski yaşadığınız güçlüklerle
hiç karşılaşmama ihtimaliniz yüksek. Eğer bazı eksikler varsa
hemen alıştırmayı uygulamaya dönün. Bu ana kadar yapmış

 

olduğunuz alıştırmaların yerine getirilme sebebi onlara ihtiyaç
duymanız değil, bunların sizde daha önce olmayan bir
yeteneği yaratmalarıdır. Bir kitabın içeri ğini veya tarihsel
verileri ezberlemekten farklı olarak yete nekler unutulamazlar;
fakat yeterli özen gösterilmezse sola bilirler. Eksik veya zayıf
yetenekler sizin kendi iradeniz ve sorumluluğunuz altındadır,
beyninizin zihinsel depo-suyla herhangi bir alakaları yoktur.
Dolayısıyla kendinizi sı na ma lı sı nız.
Bir sonraki ve nihai zihin kontrolü adımı daha önceki

çalışmalarınıza yardımcı olan koşullardan uzakta yapıla caktır.
Şimdi sessizlik vs. gibi bütün o koşulları unutun. “İğne”yi
kendinizle birlikte götürebileceğiniz her yere oto büse,
tramvaya, trene, yürüyüşlerinize götürün. Yolculuk süreniz
beş dakikayla sınırlı olsa, konsantrasyon çalışması için üç
dakikadan fazla zaman ayıramazsanız dahi yapın bunu.
Çalışma için her şeyi önceden hesaplayın.
Odanızın özel alanı dışındayken belli bir duruşta otur manız

veya nefes kontrolü uygulamanız tavsiye edilmez. İnsanların
çalışmalarınızla ilgili yaptıklarınız dolayısıyla meraklarını
uyandırmamaya dikkat etmeli, bu çalışmaları gizlilikle
yapmalısınız. Aksi takdirde bir sürü sorun ve duygusal
karmaşa yaşarsınız. En iyisi çalışmanızı kimseye
anlatmamaktır. Kuşkusuz bu kural konuyla ilgili olarak en az
sizin kadar ilgili ve bilgili arkadaşlarınız için geçerli değildir.
Fakat burada bile o sizin durumunuzu ve amaçla rınızı
anladığı ölçüde danışılabilecek biridir.
Öz disipline sahip bir insan (sizin olmaya çalıştığınız gibi)

için elinde bir gazete tutarak trende oturmak ve bir yandan
sessizce alıştırmasını yapmak mümkündür.
İleri öğrenciler içsel çalışma için özel bir vakit ayırmakl a

bile uğraşmazlar, çünkü hiç vakit yitirmeden ellerindeki

 

bütün zamanı çalışmalarına ayırmaya çalışır ve bunu başa‐
rırlar. Ne var ki bu ekmeğinizi kazanmak için yapmak
zorunda olduğunuz gündelik faaliyetlerden vazgeçmenizi
gerektirmez. Kesinlikle hayır! Özel ve mecburi meselelere
gerekli bütün dikkat sarf edilmelidir, çünkü onlar sizin
kaderinizin, karmanızın bir parçasıdır.
Değiştirilemeyen şeylere karşı savaşmak mantık dışıdır.

Başkalarından farklı olarak belli şartlar içinde yaşıyor
olmanızın nedeni, onlara ihtiyaç duymanızdır. Kuşkusuz bu
sert felsefeyi, hele hayatlarına dokunuyorsa kolay kolay
kimse kabul etmek istemez. Bununla birlikte kişi eninde
sonunda bu sonuca varacaktır.
Bir insanın kendi şartlarını kendi ihtiyaçlarına mümkün

olduğunca uydurmaya çalışması yanlış değildir. Fakat ula‐
şılamaz veya gereksiz bir şeye erişmeye çalışmak tümüyle
başka bir şeydir. Bu seçim kişinin içsel gelişiminin sınandığı
yer olacaktır.
Sürekliliğe sahip ve alışkanlık haline getirilmiş uygula‐

malarla kişi astro-zihinsel düzeyde, hatta daha yüksek bir
planda sürekli akan bir akım yakalar, bu akımlar gündelik
hayattaki kaçınılmaz kesintiler anlarında kişileri destekler.
Bilincin uygulamalı genişletilmesine iyi gelecek bir başka
alıştırma daha var. Alıştırma 7 ile 7A’da tümüyle ustalaşanlar
için bu alıştırmayı yapmak mümkündür.
Alıştırma 8 Mor Pranayama
Bu alıştırmanın temeli bizim çok iyi bildiğimizi düşün‐

düğümüz ve şu anda bizim için halen bir bilin mez o lan en
yüksek deneyime geçişimize hizmet eden bir şeydir. Elimiz‐
deki örnekte bu şey, görü alanımızın içinde olan ve bütün
evreni kucaklayan, sayısız galaksi ve güneş sisteminden olu‐
şan u zam dır.

 

İlk olarak bir önceki Alıştırma 7A’yı yapın. Gözleriniz ve
kulaklarınız kapalı oturun ve hislerinize kapılmadan sanki
onların iç yüzeyini görmek ister gibi gözkapakları-nızın
ardına bakın. Kaşlarınızı incelemek ister gibi yukarı doğru
bakmanız işinizi kolaylaştırabilir. Bazı Doğu Yoga ustaları bu
göz pozisyonunun dış dünyadan ve diğer şey lerden bağsızlığı
daha kolay geliştirdiğini ileri sürüyorlar. Bununla birlikte bu
iddianın doğru olup olmadığını ancak a lıştırmayı düzgün bir
şekilde yaptığınız zaman anlayabilir siniz. Daha sonra
dikkatiniz görme eyleminden çekildiği ve onun menzilinin
dışına çıkabileceğiniz için gözlerinizi ne tarafa yönelttiğinizin
bir önemi kalmayacaktır.

Bu halde on dakika kalmayı hedefleyin. Bu alıştırmayı ve
bu alıştırmanın bir çeşitlemesi olan bir sonrakini eksiksiz bir
bi çim de yap mak i çin muh te me len bel li bir sü re ça lış –
manız gerekecektir.
Alıştırma 8A Mor Pranayama
Teknik açıdan bu alıştırmayla önceki arasında çok küçük bir

fark vardır; bu alıştırma bir öncekinin tekrarıdır, tek fark
burada gözlerin ve kulakların açık olmasıdır. Hedef her
zamanki gibi on dakikadır. Alıştırmaya dair ekleyecek başka
bir şey olmadığı için bazı açıklamalar verip uyarılarda
bulunacağız. Bu uyarılar ve açıklamalar gereklidir. Çünkü
duyularınızı onların doğal bilinçli eylem alanından çekerek,
bazı doğal düzenlemeler tarafından korunduğunuz uyku
halinden farklı bir hale geçer, fiziksel dünyadan tümüyle
uyanık olduğunuz başka bir hale çekilirsiniz. Eşlik eden so
nuç lar ve fe no men ler a çı sın dan bu hal ken di ba şı na e le
a lın ma lı dır.
Bu alıştırmaları (8 ve 8A) yapan bazı insanlar onları “içe

döndürülmüş görüş”ü göz kapaklarına yöneltmeyi kullanan

 

bir yöntem olarak tarif ediyorlar. Deneyim bu tarife aykırı bir
şey göstermese de, en önemli şey alıştırmaların başarılı bir şe
kil de ye ri ne ge ti ril me si dir, baş ka bir şey de ğil.

Konsantrasyonunuz yeterince güçlü ve derinse gözleriniz ve
kulaklarınız açık olsa da hiçbir şey göremez ve duya mazsınız.
Bu noktada size bir uyarıda bulunmak isterim. Bilinciniz
yeryüzüne ait görülere ve seslere kapalı olduğu halde ortaya
çıkabilecek görsel veya sessel izlenimlere dikkatinizi
vermemelisiniz.
Islıklar, fısıltılar, tuhaf sesler, ışıklar ve aydınlık auralar

görebilirsiniz. Bunlara konsantrasyonunuza engel olan diğer
şeyler, mesela davetsiz düşünceler gibi davranın. Yani onları
görmezlikten gelin. Bu şeylerin hiçbir önemi yoktur ve bunlar
kesinlikle bir vahiy değildirler. Dikkatinizi alış tırmalardan
çalmak ve dolayısıyla gelişmenizi yavaşlatmak dışında size
hiçbir şey vermezler. Bu gerçek kesin bir şekilde
anlaşılmalıdır. Aksi taktirde merak vasanası yoluyla çalışan
Maya, yani yanılsama düşmanının hain dalgalarında kaybo
lur su nuz.

Bu şeyler gerçek değildir ve herhangi bir anlamdan
yoksundurlar. Bunlar kısmen bilinçaltınızın yaratımı, kısmen
de astro-zihinsel dünyanın duyularınız kapalıyken sizle
temasa geçen yansımalarından oluşurlar. Bu fenomenlerin
“doğa-üstü” bir özelliğe sahip olduğunu düşünmeyin, net bir
düşünceye sahip insanlar bu tür şeylere inanmazlar.
Herhangi akıllı bir insan tarafından kullanılmaya değmey e
cek bir ke li me dir bu.
İnsanlığın en ileri oğullarının en iyi temsilcilerinin görüşleri

budur. Başka dünyaların kapılarını – geçici olarak – açan ve
dolayısıyla bunun sonuçlarından mustarip olan çeşitli Batılı

 

azizlerin hayatlarına baktığımızda insanların bu tür şeylere
verdiği tepkileri görebiliriz.
Bütün hayatı boyunca başka insanlara görünmeyen kötücül

kuvvetlerin saldırı hedefi haline gelen Yüce Aziz Anthony
müritlerine, Mısır’daki yoksul barakasının içinde ve etrafında
meydana gelen ve gerçek gibi görünen bütün fenomenlerin
korkunçluklarına ve saldırganlıklarını rağmen kesinlikle bir
seraptan başka bir şey olmadığını anlatmıştır. Bu bilgi ona
bütün ayartmalara ve dehşete direnecek gücü vermiştir. On
sekizinci asrın başka bir azizi, Sarow’lu Seraphim de şunları
söylemiştir:
“Bazen meleklerin bazen vahşi şeytanların biçimini alan

bütün bu hayaletlerin kendi başına ne yararı ne zararı olan bir
duman gibi olduğunu bil. Bu ruhlar tümüyle güçsüzdür ve
saçınızın bir telini bile oynatamaz. Bu varlıklar ancak kişinin
içinde yükselmesine izin verdiği korkunun yardı mıyla hareket
edebilirler. İşte tehlike buradadır! Fakat güçlü bir dua bütün
bu hayaletleri uzaklaştırır. Bazen dua eden rahipler etraflarını
bir ışığın sardığını görürler. Bunlar da şeytanın bir
ayartısından ibarettir; o bu fenomenleri kulla narak
düşüncesiz bir insanda gurur ve üstünlük duygusu yaratmaya
çalışır. Bilge bir insan, yalnızca kendi ruhani gelişimine bağlı
olduğu için bu tür şeylere dikkat sarf etmez.”
Yogada ilk dersimi alırken Vivekananda’nın başarılı

pranayama ve meditasyonların ardından öğrencinin parlak
ışıklar görebileceğine dair şu anlama gelen bir sözüne rast
geldim: “Bunun sizin hızlı ilerleyişinizin bir işareti olduğ u nu
bi lin.”
Sizin de görebileceğiniz gibi mistisizmin Doğu ve Batı

dallarının yukarıda bahsedilen temsilcileri arasında kesin bir
yol ayrımı vardır.

 

Ken di a dı ma A ziz Se rap him’in tu tu mu nun Do ğu lu
benzerinin tutumundan çok daha bilgece olduğuna dair hiç
kuşkum yok.
Hıristiyan azizler neofitleri her türden tuhaf ışık ve görülere

karşı uyarma konusunda Seraphim’le aynı fikird e dir.
Geçmişte bazı okült gruplarla çalışırken bu tür feno menlerle

çok karşılaştım. Derin bir biçimde meditasyona dalmış bazı
parlak hocaların veya kişilerin etrafındaki altın haleler az
rastlanan şeyler değildi, fakat bunun yüksek bir gelişmişlik
derecesini gösteren istisnai öneme sahip bir şey olduğu fikrine
asla kapılmadık. Zaman bu tutumun doğru olduğunu
kanıtlamış, gerçek gelişme gösterilen yerde ışık ol gu la rı yok
ol muş tur.
Kuşkulu bir kökene sahip bütün görülere karşı çalışan iki alt

edilmez silahın olduğunu bilmek faydalı olabilir: Mesih’in adı
ve haç işareti. Bunlar her insanın kullanabile ceği basit
araçlardır. Bununla birlikte okült çalışmaların yüksek
dereceleri insana istenmeyen fenomenlere karşı güçlü yapay
silahlar da sunabilir. Fakat Eliphas Levy, Dr. Papus ve Sedir
gibi maji alanındaki birçok otorite, benzeri diğer otoriteler
gibi başka türlü kontrol edilemeyen tehli kelere karşı nihai
savunma aracı olarak basit bir dua ile hacı önermişlerdir.
Bundan doksan yıl kadar önce vefat etmiş olan modern bir

azizin, Fransa’nın kırsal alanında küçük bir köyde görev
yapmış olan Aziz Jean de Veanney’in, hayatından aktarabi‐
leceğimiz bazı gerçekler, bütün bu okült görünümlerin ne
kadar öznel ve yanıltıcı olduğuna iyi bir örnek teşkil ede‐
cektir.
Ars’lı bu çileci rahip (ona genellikle Aziz Cure d’Ars

denirdi) istisnai derecede yalın, dindar ve zor bir hayat
sürmüştür. Yıllar boyunca bir veya iki soğuk patates ile bir

 

dilim siyah bayat ekmek dışında hiçbir şey yememiştir. O
vakit bile bu yemeğin onun zavallı bedeni için fazla iyi
olduğunu ifade etmiştir. Neredeyse sakat bir insan kadar zayıf
olmasına rağmen yoksul kilisesi için kendi elleriyle itiraf
hücreleri ve sıralar yapmıştır. Fakat bu zayıf bedenin altında
çok güçlü bir irade vardır. Uzun hayatının ikinci yarısı
boyunca ona saldıran şeytani güçler dediği düşmanın sayısız
korkunç ziyaretine rağmen muzafferane bir biçimde so nu na
ka dar di ren miş tir.
Zayıf bedeni Ars kilisesinin sunağının sağ tarafında camdan

bir tabut içinde elleri ve yüzü açıkta yatmaktadır. Aziz Jeand
de Vianney’in bu son dinlenme yerini birçok hacı ziyaret
etmektedir. Kiliseyi ziyaret ettiğimde istisnai bir irade ve
karakter gücünü gösteren keskin çenesiyle azizin kaya gibi
yüz hatları bende hayranlık uyandırmıştı.
Azizin en çok bilinen özelliği itirafları dinleyerek en iflah

olmaz günahkârları birkaç saat içinde bambaşka bir insana
dönüştürebilme gücüydü. Bu zaferler ona pahalıya mal
olurdu; çünkü bu yanlış içindeki ruhların ziyaretinden bir
gece önce mütevazı ahşap evi genellikle azize karşı vahşi
saldırılara tanık olurdu. Bu gecelerden birinde zangocunu
hayaletler katlanılmaz güçte oldukları ve yakınında olmak
tehlikeli olacağı için başka yere göndermişti.
Gece yarısından sabah ilk horoz ötüşü duyulana dek bütün

ev bir zelzeleyle sarsılır, evin içinden tüyler ürpertici çığlıklar
gelirdi. Bazen bu yalnız eski evin içinden birden bire ateşler
fışkırırdı. Hatırasına adanmış olan bu eski evde azizin
yatağının yırtılmış tüllerini ve şeytani kuvvetlerin zeminde
açtıkları delikleri hala görebilirsiniz. Komşular cehennemi
olaylardan korktukları için kaymakam hayalet lerle dolu evi
korumak için devriyeler koymayı teklif etmiş, ancak aziz

 

tüfeklerin ve kılıçların bu tür şeylere karşı faydasız olduğunu
işaret ederek teklifi reddetmişti. Bir defasında özellikle
korkutucu seslerin yükseldiği bir anda eve gönderilen bir
devriye evin içinde görünmez, meşum kuvvetler cehennemi
fırtınalar estirirken, korkusuz rahibi zemin kattaki yatak
odasında dua masasının önünde diz çökmüş halde
bulmuşlardı.
Çağımızın ruhani ustası yüce Rişi Ramana tüm fizikö-tesi

(doğaüstü değil) görünümlerin tezahürlerine karşı kesin bir
tutum takınmıştır. Bütün bunların kaynağının kişinin aklı
olduğunu ifade etmiştir. Bu tür illetlere tutul muş olan insanlar
kendi katkılarının hiçbir şekilde bilinc in de ol ma sa da ki şi
nin dü şün ce le ri nin eş lik et me di ği hiçbir fe no men müm
kün de ğil dir.
“Bu tür sorunların en iyi çaresi kişinin ruhani tutumu

üzerinde odaklanmasıdır,” demektedir Aziz Ramana şunları
ekleyerek: “Bütün bu görüler gerçek değildir ve dünyanın fani
şeylerinden daha kalıcı değildirler.”

“Ruhlar”, “varlıklar” gibi şeylerle operasyonlar sırasında
veya serbest bıraktıkları fizik ötesi kuvvetlere karşı kendi‐
lerini korumak için okültistlerin kullandığını herkesin bildiği
majikal çemberler, onların bildiği bazı özel semboll ere
dayanan, koruyucu konsantrasyonun görünür işaretle rinden
başka bir şey değildir. Bu çemberler genellikle üç katlıdır ve
kömür tozu gibi özel maddelerle yere yapılırlar, okültistler
bunların içinde kendilerini emniyette görürler. Fakat buradaki
en önemli faktör inançtır ve onları ölümcül korku şoklarından
korur.
Eski seremoniyal majinin bütün ritüel ve aletlerinin eli‐

mizdeki konuyla pek ilgisi olmayan birçok başka yanı da var
dır.

 

Verdiğimiz bu birkaç örnek öğrenciye nihai alıştırmala rı
yaparken yeni yeteneklerin ve duyumların gelişiminin
getirdiği bazı psişik fenomenlerle karşılaştığında neler
umması gerektiği konusunda kimi ipuçları vermektedir. Bazı
acınası sonuçlara yol açan hatalara ve yanlış anlaşılmalara
karşı en iyi tutum korkuya veya batıl inanca yer vermeyen
aklı başında ve aydınlanmış bir tutumdur.
Şimdi IX. Bölüm’de bahsedilen asırlar kadar eski defetme

tekniklerine gelebiliriz. Dirilmiş Tanrı kavramını daha önce
açıkladık, ancak “Tanrı’nın düşmanları” terimi de derin bir
anlama sahiptir. Tezahür etmiş evrenin resmi tek bir renkle
boyanamaz, öyle olsaydı bizim kavrayışımız açısından ortada
resim falan olmazdı. Bu yüzden “düşmanlar” fikrini iletmek
için “koyu” renkler kullanılmıştır; bunlar iyiliği temsil eden
açık tonların antitezidirler. Bu defetme tekniği, kendilerini
bazen nihai alıştırmalarda ortaya çıkan astro -zihinsel
akımlardan ayırmakta güçlük çeken öğrenciler için
verilmiştir. Bu teknik dikkatle ve akıllıca tasarlanmış dışsal
formundan dolayı kişisel olmama özelliğine sahiptir, egoyu
kapsamaz ve hiçbir tehlike içermez.
Artık bu kursun büyük kısmını başarılı bir şekilde bitir diniz

– umarım – . Her şeyi okumakl a kalmayıp bütün talimatları
yerine getirdiniz. Eğer durum buysa, varoluş savaşı denilen
dışsal hayatınızda kullanabileceğiz birçok yetenek
geliştirdiniz, eskiye göre daha donanımlısınız. Eğer dediğim
gibi hissediyorsanız en iyisi alıştırmaları burada
bırakmanızdır; çünkü kitabın geri kalanı sizinle ilgili değil.
Daha ileri gelişimler derin bir biçimde mistik çalışmayla
alakalıdır ve bu herkesin kaderi değildir. Bundan sonraki
bölümler böyle eğilimlere sahip olanlar içindir. Bu kitabın ilk

 

bölümlerinden hatırlarsanız bu yönde bazı işaretler vardı; ama
ilk alıştırmalara bunlar dahil edilmemişlerdi.
Kon sant ras yon ça lış ma sı nın mut lak he de fi, o nun gün

-delik hayata ve dünyevi olaylara uygulanmasının çok ötesine
taşar. Eğer aynı fikirdeyseniz, kendi gerçek varlığınız, onun
kuvvetleri, kaderi ve hedefine dair sorularınız yeni gelişmiş
melekelerinizce yanıtlanacaktır. Aşağıda sizi daha da yüksek
bir ge li şim a şa ma sı na yön len di ren bir a lış tır ma ve ril
miş tir.
Alıştırma 9
Kristal-beyaz Pranayama
Şimdi yeni bir alıştırmaya başlayalım. Bundan önceki

alıştırmalarda ustalık kazandıysanız bu alıştırmayı da yapa‐
bilirsiniz. İğne, disk ve benzeri şeyler kullanmayacağınız bu
alıştırma diğerlerinden çok farklıdır.
Sri Sankaraçarya Viveka-Çudamani (Bilgeliğin Taç

Mücevheri) eserinde bir deney yaptırarak zihnin sınırlılığın‐
dan dolayı beşeri dille ifade edilemeyen şeyleri karşılaştırır.
Çok soyut fikirler olan gerçek Benlik veya Ruh gibi
kavramları ifade etmekte dilin nihai sınırını mümkün oldu
ğun ca zor lar.
Gerçek Benlik’imizi, bilge insan için duyuların bir oyu‐

nundan başka bir şey olmayan bütün olası evrenleri içeren,
her şeye nüfuz eden sonsuz uzamla karşılaştırır. Fakat en
merkezde bulunan nihai Hakikat’e en çok yaklaşan derin
sözler bile onları bizzat deneyimlemediğimiz, “hayat suyu”nu
bizzat içmediğimiz, saf, sınırsız ve dolayısıyla biçimsiz ve
ölümsüz olan bilinci yaşamadığımız sürece boş sözlerden
ibarettir.
Burada Sankara’nın yukarıdaki ifadesine dayanarak nihai

alıştırmanızı veriyorum; belli bir konuya ayrılmış bu

 

çalışmada ötesi bizim için bir bilinmezdir. Burada -buraya
kadar ilerleyecek kadar talihliysek- her şeyi bulabiliriz.
Bu alıştırma tıpkı Alıştırma 8 gibi başlıyor. Görme ve işitme

duyularınızı dış dünyadan çekerek hiçbir şeyin görülüp
işitilmediği o hale karışın. Birçok Hindu yogi bu alıştırmayı
gerçekleştirebilse çok mutlu olurdu. Gelin kendimizle dürüst
olalım. Çünkü başlangıçta duyularınızın – özellikle görme ve
işitmenin- çok güçlü engeller oluştu racağı varsayılmıştır.
Dolayısıyla Alıştırma 9’u söz konusu duyuları hariç tutarak
yapabiliriz.

Bu yardımcı araçla amacınıza ulaşabilirseniz, hiç kuşku yok
ki çok geçmeden bütün duyularınız açıkken de uygu‐
layabilirsiniz. Bu alıştırmanın her başarılı uygulamasının
ardından gelen güç ve mutluluk öyle yüce ve aydınlıktır ki
onu ne unutabilir ne de daha aşağı bir şeyle değiştirmek ister
si niz.
Basit asananızda otururken yarım dakikalığına bütün

düşünceleri zihninizden atınız. Sonra Alıştırma 7 ve 7A’daki
sonsuz, dipsiz, renksiz, şeffaf zemini imgeleyin; fakat bu
sefer zihin gözünüzün önünde değil, her tarafı nızdan sizi kuşa
ta cak şekilde.
Önünüzde ve arkanızda, üstünüzde ve altınızda, sağı nızda ve

solunuzda sizi çevreleyen bu sonsuz arkaplan dışında
görülecek hiçbir şey yok. Bununla ilgili daha uygun bir
açıklama veremiyorum.
Şimdi kendinizi, “Ben”inizi, yani bütün yönleri aynı anda

görebilen o tuhaf görüyü genişletin. Ona ne itim verirseniz
verin, fakat “siz” olan bu şeyi “kaşlarınızın orta sındaki
noktadan” başlayarak bütün boyutlarda ve yönlerde
genişletin. Kaşların ortasından başlamak birçok kişi için iyi
bir genişleme yöntemidir, bununla birlikte bazıları kafatas‐

 

larının ortasından başlamayı tercih etmektedir. Yavaş yavaş,
tıpkı merkezden çıkan hayali bir parlama gibi uzaya doğru
açılın. Önce bedeninizin, sonra odanızın, evinizin, kentinizin,
ülkenizin ve gezegenin ötesine genişleyin. Bir an bile
durmayın, durursanız merkeze, doğrudan etten kafesinize geri
düşersiniz. O zaman bütün alıştırmaya yeniden başlamak
sorunda kalırsınız, bu sırada özgüveniniz, inancınız
yaşadığınız olumsuz deneyimle sarsılır. Bu yüz den dikkatli
olun!
Öyleyse hiçbir boşluk olmadığını veya boşluğun üste sinden

geldiğinizi düşünün. İlerlemeye devam edin, galaksi lerin ve
evrenlerin ötesine ilerleyin. Her zaman merkezden sürekli
büyüyen çevreye doğru genişleyin. Eğer gözleriniz açıksa -ki
bu alıştırmanın bir sonraki versiyonunda açık olacaklardır-
daha sonra hatırlayacaksınız ki ne sizi çevrel eyen fiziksel
dünyalarda ne de diğer âlemlerde hiçbir şey görmediniz. Her
şey kaybolmuştur. Advaita’nın Doğulu hocaları ve Aziz
John’un “Vahiyler”de anlattığı gibi görüler yoktur.

Gidebildiğiniz ka dar uzağa gidin. Hiç kim t e sizin şu
andaki veya gelecekteki uçuşlarınıza sınır koyamaz. Deneyim
bizzat yaşanmalıdır. Olmaması gerekse de olur da bir şey fark
ederseniz, içinden geçtiğiniz hiçbir “ortama” dikkat etmeyin.
Zihinde hiçbir düşünce veya kelimenin biçim almasına izin
verilmemelidir. Yalnızca daha hızlı, daha hızlı olan genişleme
var.
Ne kadar uzağa gideceksiniz? Deneyim gösteriyor ki eğer

zihninizin talimatıyla başlayan genişleme belli bir noktanın
ötesine itildiğinde (ne yazık ki beşeri dilde bunun daha iyi bir
ifadesi yok) “hareket” sona ermektedir. İnsan bundan sonra
lekesiz bir bilince, saf bir ışığa gömülür ve dünyayla veya
dışsal şeylerle ilgili bütün hatıralar silinir. O zaman bilirsiniz.

 

Doğu deyimlerini sevenler için bu hale Samadhi bilinci
diyeceğim. Samadhi, hala bir uzak bir yerlerde, aşağılarda,
hızla geçen düşlerin âleminde var olan bütün şartlardan,
maddi muhafazalardan azade bir süper bi linç li lik du ru mu
dur.

“Geçici biçimsiz süper bilinçlilik” veya Kevala Nirvi-kalpa
Samadhi denilen Samadhinin yüksek yönlerine giden yol
budur. “Geçici” kelimesi sizi şaşırtabilir, ama doğrudur. Tam
bir kusursuzluğa erişmemiş, maddenin tüm bağlarından
kurtulmamış hiçbir insan “sürekli biçimsiz süper bilinç”te,
yani Sahaja Nirvikalpa Samadhi’de yaşaya maz.
Bu bölümde tavsiye edilen bütün teknikleri düzgün bir

biçimde uyguladıktan sonra, bu ifadenin doğruluğuna biz zat
tanık olacaksınız, o zaman başka bir insanın kanıtlarına
ihtiyacınız olmayacak. Kişinin kendi tecrübesinden daha ikna
edici bir şey yoktur.

Alıştırma 9A Kristal-Beyaz Pranayama
Bu alıştırma 9 numaralı alıştırmanın devamıdır, yalnızca

başlangıç noktaları farklıdır. Gözlerinizi kapayıp kulakların ızı
plastik bir tıkaç veya balmumu ile kapatmak yerine,
genişlemeye bütün duyularınız açıkken başlıyorsunuz. A‐
lıştırmanın bu daha zor şeklinde, eğer bilincinizin birçok
yoginin çok sevdiği üzere kaşlarınızın arasında değil de ka‐
fatasınızın ortasında olduğunu hayal etmek biraz yardımcı
olabilir. Bilinci kaşların arasında hayal etmek bu alıştırma
için uygun değildir, çünkü böyle bir konsantrasyon sizin
görme duyunuzu dahil etmek zorundadır ki bu da dikkatin izi
dağıtacaktır. Bu noktada yüce Rişi Ramana’nın bilinci bu
şekilde belli bir yere yerleştirmeye çalışan öğrencilerine ikna
etmek için söylenmiş sözlerine yer verebiliriz:

“Gözlerin kaşların ortasındaki yere sabitlendiği

 

medi tas yon kor ku i le son bu la bi lir. Doğ ru su zih ni
yalnızca Benlik üzerinde sabitlemektir. Bu korkusuz medi
tasyon dur.”
Bu nihai alıştırmalar bir alışkanlık haline geldiğinde onları

her yerde uygulayın, başka bir amaç için kullanama yacağınız
çok kısa süreleri bile kullanın. Bununla birlikte bunları
kalabalık sokaklarda, trafiği yoğun bir yolu geçerken vs.
uygulamaya kalkmayın. Bunun için bir yandan içsel
alıştırmalara devam ederken bir yandan fiziksel bedeninizi
kontrol edebileceğiniz noktaya kadar gelmeyi bekleyin.

Daha sonra bu aşamaya da geleceksiniz ve bilincine varma
nın mut lu lu ğu na gö mül müş ha re ket siz Ben lik herhangi
bir bedensel işlev veya hareketten etkilenmeye cektir.
Gelecek bölüm kesintisiz meditasyon diye de adlandırı‐

labilecek olan gerçek ruhani âlemde sürdürülecek bir hayata
hazırlanmaya adanmıştır. In Days of Great Peace
kitabımızdaki seçmeler yeni başlayanlar, hatta meditasyon
sanatının gelişmiş müritleri için bile faydalı olabilir. Bu
kitaptaki seçmeler sayesinde gündelik bilincinizi her zamanki
düzeyinin üstüne çıkarıp, Samadhinin vecdine yak la şa bi lir
si niz.
Sri Sankaraçarya’nın bilgelik dizeleri insanı madde için deki

uykusundan çekip alacak, aklını genişletip onu ruhani
uçuşlara daha yatkın hale getirecek güce sahiptir.

XXI. Bölüm’ün konusuna en iyi hazırlık biçimi mutlak
Hakikat’e çok yakın olan bu ruhani dorukları okumak ve
onlar hakkında düşünmektir.

Sankara’nın dizeleri yerine istenirse İsa’nın dağdaki vaazı
eşit bir başarı elde edilecek şekilde kullanılabilir.

 

XXXI – Meditasyonun Eşiğinde

Teknik çalışmayı geride bıraktınız ve beş serilik alıştır maları
bitirdikten sonra bu ağır çalışmanın meyvelerini artık
toplayabilirsiniz.
Bir zamanlar size düz bir ovadan bakan eğitimsiz tırman ıcı

için Himalayalar’ın doruklarını andıran birçok şey
biliyorsunuz artık. Bir zamanlar kontrol edemediğiniz
düşünceler ve duyguların katliamına uğrayan dikkatinizi
hiçbir şeyden rahatsız olmadan istediğiniz şeye yöneltebi‐
lirsiniz. Artık dışınızdaki bir şey tarafından değil de kendi
iradeniz tarafından yaratılan imgelem ve dikkatinizin büyülü
çemberi dışındaki hiçbir şeyle ilgili değilsiniz.
Ruhani çabanın ve nihai aydınlanmanın zihinsel kasvete

işaret ettiğini düşünmek büyük bir hata olur. Tam tersidir!
Bilge insan ortalama insanınkiyle karşılaştırılamaz bir zekâya
sahiptir; ama onu ancak ihtiyaç duyduğu vakit kullanır. Oy sa
sıradan insan hiç durmadan düşünür ve bütün bunlar on u
hayatının sonunda ne üne ne de servete taşır. Ruhani ol arak
gelişmiş bir insan için düşünce insanın yemek yeme, yürüme
vs. gibi sıradan işlevlerinden biridir. Aklı başında hiçbir insan
diğer şeylerden mahrum olma pahasına hayat ını düşünceyle
doldurmaz.
E ği tim al mış bir in san zih ni nin sah ne sin den bü tün

fikir le ri, dü şün ce le ri, ke li me le ri ve im ge le ri a ta bi lir,
duygularını seçip geride bırakabilir. Bütün bu görünür
başarılarına rağmen konsantrasyonun gerçek amacından
uzaktırlar. Bunlar kusursuzlaştırılmış araçlar ve becerilerden
ibarettir.

 

Şimdi saflaştırılmış, güçlendirilmiş, zalim efendiniz değil,
iyi bir hizmetkâra dönüştürülmüş zihninizde o son soru yük
se lir.
Zihinde bu sorunun belirmemesi sadece kısmi bir hata nın,

halledilmemiş bazı ayrıntıların, geride kalmış bir kusurun
işaretidir bu. Bu durumda kişi geriye dönmeli ve kayıp inciyi
aramalıdır.
Fakat diyelim ki her şey yolunda. Ötesinde başka hiçbir

sorunun olmadığı, bu son soru nedir o zaman? Bu soru yanıt
lan dı ğın da ni ha i, yok e dil mez hu zu ru ve rir; İ sa o na
“Göklerin Krallığı” “Sonsuz Hayat Suyu” dedi, Buda
“Paranirvana” ve modern öğretmen Ramana Maharşi “İnsanın
Benlik Bilincine Varması” dedi.
Şim di i çi niz de ol gun laş mış bi lin ce so ru so rul muş tur:

“Bü tün bu kon sant ras yon ça lış ma la rı gerçekte ki mi
etki liyor?” Ölümlü kişiliğinizi, duygularınızı, düşüncelerinizi
ve fiziksel özelliklerden oluşmuş egonuzu? Elbette egoyla
ilgili olmadığını biliyorsunuz. Çünkü ileri dördüncü ve
beşinci seri alıştırmalarda geçici oldukları için gerçek
olmayan bu unsurların çok ötesine geçtiniz. 9 ve 9A alıştır-
malarıyla tümüyle özgürleştiğinizde, artık üçlü kişiliğinizi
hatırlamıyordunuz bile ve bu size “bütün insani kavrayışı
aşan” mutluluğun ilk tadını vermişti. Öyle ki bütün özel‐
liklerin yöneldiği şu gizemli “Ben” hala bulunmayı bekli yor.
Bu ancak gerçek meditasyonla mümkündür.
Eğer bölümün başından buraya kadar dikkatle, yavaş yavaş

ve fikirlerin mantıksal bağlantısını anlamaya dair bir arzuyla
okuduysanız, zaten bir tür zihinsel meditasyon içindesiniz
demektir.
Büyük sorunun yanıtın bulmanın tek yolu çok özel

hazırlıklar gerektiren bir sanat olan meditasyondur. Bu

 

sürecin başarısı değişebilir; ebedi arayışa nihai cevabı verec ek
olan tek şey olan mutlak olana yaklaşmak hazırlığınızla doğru
orantılı olacaktır.
Dolayısıyla kendi tecrübelerinize dayanarak zararlı ve komik

olan “herkes meditasyon yapabilir” inancını bırak manız
gerekiyor. Bir kişinin kendi zihnine hâkim olmasının ne kadar
uğraş gerektirdiğini ve kişinin amaca ulaşması için kadar çok
mantıksal ve bilimsel deneyler yapması gerektiğini
biliyorsunuz. Artık konsantrasyonun olmazsa olmaz şartı olan
temel konsantrasyon bilgisini etüt etmemiş bir kişinin doruğa
ulaşamayacağının farkındasınız. Tıpkı Arapça çalışmadan
Arap edebiyatını okumanın imkânsız ol ma sı gi bi.
Şu anda gerçek meditasyonun eşiğinde bulunmaktasınız;

meditasyonun ilk şartı zihin durgunluğundur. Burası daha
yüce şeylerle karşılaşacağınız yolun ilk adımıdır.
Birçok sözde okült çevrede “meditasyon” adına verilen kut

sal im ge le rin gör sel leş ti ril me si, dü şün ce ler ve ke li me
-lerle oynamak hâkim olunmamış zihnin vasat bir faaliye‐
tinden ibarettir ve insanı hiçbir yere götürmez. Zihin
kendinden başka bir şeye dönüşemez. Zihni temel olarak
kullanan yazma ve konuşma teknikleri – yüksek konsant‐
rasyonda eğitim almamış insanların kullandığı teknikler -ne
tür bir balık yakalayacağınızı bilemeyeceğiniz çamurlu bir
suda balık avlamaya benzer. Oltanız yeterince büyük ve
yeminiz uygunsa büyük bir balık yakalama ihtimaliniz
olduğunu bilirsiniz, fakat her ikisi de uygun değilse bir
köpekbalığı veya büyük bir balık yakalamayı umamazsınız.
Zihne hâkim olunduğunda ve yeni doğmuş bilincinizin

radarı suyun dibini görmenizi mümkün kıldığında her şey
farklı bir biçime bürünür.

 

O zaman ağlarını gelişigüzel değil, radar kullanarak atan
Kuzey denizi balıkçıları gibi büyük sürüleri yakalayabile‐
ceksiniz. Eğitimsiz insanın gözünden gerçek meditasyon
süperbilinç halidir; oysa etütlerinin amacına ulaşmış olanlar
için meditasyon bilincin tek normal halidir.
“Sadece Samadhi Hakikat’i verebilir,” dedi Bilge Maharşi.

Ve doğru meditasyonda gerçekten de samadhide-yizdir.
Londra’da veya Melbourne’da bir dairede şöminenin ke na rın
da ya da a cı ma sız Hint gü ne şi nin al tın da o tu rup
oturmadığınızın, Avrupa veya Amerika iklimine uygun bir
elbise mi yoksa şort, tişört, peştamal mı giydiğinizin hiçbir
önemi yoktur.
Tek kelime Sanskritçe bilmeyebilir; fakat ömrü boyunc a

kutsal metinleri inceleyip en önemli, en eşsiz şeyi, kend i
hayatını kutsallaştırması gerektiğini unutan bir Doğulu
kardeşinize göre daha gelişmiş olabilirsiniz.
Kadim Tarot’un (Hermesçilerin kayıp kadim Mısır bilge li ği

nin a nah ta rı ye ri ne kul lan dı ğı) yir mi i ki kut sal bilgisine
gönül vermiş bilgili bir okültist, herhangi bir gösteri, şov
peşinde olmayıp kendi iç anlamını arayan samimi bir aziz
veya ileri bir yogi ile kıyaslanamaz bile.
Eksiksiz bir konsantrasyon her konuyla ilgili size bağımsız,

geniş ve özgür bir bakış açısı kazandırır. Neden böyl edir bu?
Çünkü o zaman kendini bir tek olgun, iyi yönlendirilmiş bir
zihne açan tek bir bilgelik olduğunu bilir ve vardığımız
sonuçların yanlış olabileceğinden kork mayız.
Size en baştan belli dogmaları kabul etmenizi veya sayısız

hizipler yaratan insanlara inanmanız gerektiğini emreden
birçok insanın yaptığından farklı olabilir. “Tanrı varsa, onu
görmemiz gerekir,” demiştir Vivekananda. Kuşkusuz En Yüce
kişinin kendisinden ayrılamayacağı için bu sözler ilk

 

anlamlarıyla alınmamalıdırlar. O olmadan Tanrı’nın bilincine
varamazsınız: O Mutlak Bilinçtir.
Konsantrasyonun, yani gerçek meditasyonun ödülünü

düşünmeden önce, sizin için yararlı olabilecek birkaç öğüt
daha var.
Şu anda zihninizi durdurabiliyor musunuz? Evet, bu kitabın

III. Kısmını başarılı bir şekilde tamamladıysanız, elbette. O
zaman barışla oturun, biraz pranayama alıştırma ları yapın,
ardından daha önceki alıştırmalarda yaptığınız gibi, 9A’yı
kullanarak durağanlığa, hareketsizliğe girin. Bunu hazırlıksız
yapabiliyor olabilirsiniz; belki de önce biraz hazırlık
yapmanız gerekiyor. Fark etmez! Siz sadece elinizden gelenin
en iyisini yapabilirsiniz!
Bu hareketsizliğin, bu huzurun, bu içsel sorunsuz denge

noktasının her şey olduğunu fark edin! Eğer hala bilgiye
ihtiyacınız varsa burası bütün gerçek bilgilerin kaynağıdır.
Burası sizi ölümsüz yapan Samadhinin başlan gıcıdır. Bunun
görülerin karışıp daha yüksek bir seviyeye çıkmış halinden
başka bir şey olmayan astro-zihinsel âlemle ilişkili vecd
halleriyle hiçbir alakası yoktur. Bahsettiğim samadhi bütün
görülerden azade, bütün insanların en meşru hakkı nihai
mutluluk ve huzur olan ruhani bilinçtir. Samadhiyi
milyonlarca daha az gelişmiş kadından ve erkekten önce
kazanabilirsiniz, ama bir gün onlar da ulaşa caktır.
Samadhi gerçek anlamda “Tanrı’yı görme” halidir. Çünkü O

her şeyden, zamandan ve mekândan bağımsız, işte bu nihai
durgunluk, mutluluk, mutlak kusursuzluktur: “Değişikliğe
gerek duymayan mükemmelliktir.” (bak. In Days of Great
Peace)
Bütün bunları derin derin düşünün; çünkü onu ayağı nızı

sıkıca basıp gerçek meditasyona geçmek için basamak olarak

 

kullanacaksınız. Bu vazifede aceleye yer yoktur. Sabırsızlık
ve kaygı içimizde hâkim olunmamış duygusal doğadan başka
bir şeyi göstermez. Bunlar, kaçak bir yolla samadhiye
gireceklerine inanacak kadar mantıksız olanlar ile ruhani
arayışta yasaların başarının şartları olduğunu ve yerine
getirilmiş şartların başarıyı yöneten yasalar olduğunu
unutanların önünde engeldirler.
Bu yasaları çok iyi biliyorsunuz; çünkü açıklamaları

inceleyip alıştırmaları tarif edildiği şekilde yaptığınız için
onların pratik uygulanmasında deneyimlisiniz.
Son seri alıştırmalardan, özellikle 8, 8A, 9, 9A’dan sonra

öğrencinin “eşikte” karşılaştığı güçlüklerle ilgili soru sorma
zahmetine girme olasılığı çok düşüktür. Fakat olur da sorarsa,
konsantrasyon alıştırmalarını baştan sona yapan bir kimse
dışında hiç kimse yardımcı olamaz. Ve bu tür insanlar nadir
bulunur. Teorik nasihatler tümüyle beyhudedir. Bununla
birlikte bu soruyu gereksiz kılacak başka bir yol daha vardır.
Sadece – bu en iyi yoldur – başarılarınızı analiz etmek. Bütün
alıştırmaları tekrar deneyin, onları yapar kenki kusurlarınıza
ve eksiklerinize bakın. Tecrübeli bir insanın vereceği nasihat
zaten kontrol etmeyle ilgili ola caktır.
İkinci önemli şey, bitirilmiş alıştırmaların sonuçlarını, tıpkı

bunların hatasız yapma becerisi gibi hiçbir biçimde kalıcı
olmadığını bilmektir. Unutulurlarsa, her ikisi de kaybolur.
Kendinizi Nirvikalpa Samadhiyi kesin bir şekilde
bağlamadıkça böyle olacaktır. Hal böyleyse sizin için en zor
olan alıştırmaları zaman zaman tekrar etmeyi unutma yın.

Zaferlerinizin sürekliliğini sağlayacak her zaman işe yarayan
araçlar vardır. Bu, onları her koşul altında uygula madır.
Bütün bunları bizzat tecrübe etmiş biri olarak yazar bu nun
son rö tuş dar be si ol du ğu na ve da ha i le ri a dım la ra izin

 

verdiğine inanmaktadır. Ulaşılmış içsel güç ile fiziksel
zindelik arasında hiçbir fark yoktur. Amaca ulaşana kadar
sistematik bir biçimde uygulanmazsa ikisi de zayıflar. Nihai
amaca ulaştıktan sonra artık bir alıştırmaya ihtiyaç yoktur,
bunlarla ilgili bütün kaygılar sona erer, çünkü böyle bir insan
artık kalıcı bir hale karışmıştır.
Daha önce bahsettiğimiz üzere sözde inisiyatik okullar ile

cemiyetlerin “meditasyon” dediği yapay “zihinsel” faa liyetin
bize hiçbir faydası olmaz. Bu kitabın ilk bölümle rinde
kontrollü düşünme okuluyla ilgilenmiştik; şimdi, gerçek
meditasyonun eşiğindeyken onun hakkında daha fazla şey
öğrenmemiz gerekiyor.
Şimdi hali hazırda tavsiye ettiğim Sankaraçarya’nın

dizelerine ilaveten, meditasyon için eksiksiz bir veri kolek‐
siyonu vereceğim. Bu veriler ruhani arayış içinde olup neyi
niçin aradıklarını bilen bazı çevrelerde şu anda kullanıl‐
maktadır. Bunlar on yedi kısa, bağımsız dizeden veya cüm‐
leden oluşuyorlar ve bir arada belli bir sıra ve anlam takip e
den bir bir li ğe sa hip ler.
Bütün bu cümleler sadece kafada tekrarlanmamak, biz zat

yaşanmalıdır. Kafada tekrarlama yararsız olduğunu hemen
kanıtlayacak bir yöntemdir. Eğer bu cümlelerin yargılarıyla
aynı fikirde değilseniz, onları kullanmayı ümit edemezsiniz.
Fakat öz-analiz yapma yeteneğinden yoksun olmayanların
anlayacağı sağlam bir mantık ve anlama sahip tirler; bunların
incelenmesi ve anlaşılması zor olmamalı.
Dizelerin hepsi derin kişisel anlamlara sahip olan ifade lerdir.

Tam anlamıyla zihne yerleştirilmeli, bilincin ışığına
eklenmelidir.
Bu meditasyonları kullanmanın iki yöntemi vardır:

Bunlardan biri uzun zaman uygulama yapmış gelişmiş

 

insanlar içindir. Önce dize yavaşça okunur (meditasyon grup
içinde yapılıyorsa okunan dize dinlenir), ardından anlamı
üzerine tefekkür edilir, ardından içindeki hakikat benimsenir.
Bir ile üç dakika arası bir süre dikkatinizi tek bir dizeye verin,
bundan sonra diğerine geçin.
Çok gelişmemiş olanlar aynı şekilde dizeyi okumalıdır: fakat

ilk dize üzerine bütün meditasyon seansı boyunca
düşünmelidirler. Bütün gün yapılırsa çok yararlı olabilir.
İkinci gün aynı şeyi ikinci dizeyle yapın. Bu durumda tüm
dizeler on yedi günde bitecektir.

Her ne kadar birçok insan, bu meditasyon onlara moral
verdiği için çalışmayı sevdiğini söylese de, on yedi dizenin
amacı çok daha büyüktür. Eğer doğru bir şekilde anlaşılır ve
gerçekleştirilirse, yani yalnızca üzerine düşünmekle kalmayıp
yaşanırlarsa kişiyi doğrudan süperbilince taşıyacak, onu
doğru bir biçimde kullanan insana olası en yüksek tecrübeyi
yaşatacaklardır. On yedi dize, tam anlamıyla kavranırsa sizi
Samadhiye yükseltir. Düşünün: Siz gerçek ten de “Her şeye
nüfuz eden Sonsuz Hayat” olurs anız, aynı zamanda kendi
dünyevi bilincinde olamazsınız. Onun ö te sin de si niz dir.
Kesintisiz konsantrasyon kapasitesiniz ne kadar yüksekse,

sonuçlar o kadar hızlı olacaktır. Dolayısıyla bu meditas-yon
lar e ği tim siz in san lar i çin de ğil dir; kon sant ras yon kur
su tamamlanmadan önce bu meditasyonları yapmaya kalkış‐
mayın.

1. İleri Meditasyon
1. Ben bu dünyanın çağırdığı “ben”, isim, beden,

duygular ve düşünceler değilim; çünkü bunların hepsi çok
geçmeden var olmaktan çıkacak.

(Şimdi iki üç dakika ara verin. Bu arada tefekkürde bulunun,
dilerseniz ilk dizeyi bütün seans boyunca tefekkür edip

 

yenisine ertesi gün geçin. Aynı şeyi bütün diğer dizeler için
yapın.)

Fakat ben Ezeliyim.
Bütün o kapları kontrol eden beni. Onların üstünde ve

ötesindeyim.
Gerçek Ben-Kendi varlığım, beyin-zihnin tüm faaliy etleri

sona erdiğinde başlar.
Kimim ben?
Şimdi zihnimde bir kıpırtısızlık yaratıyorum. Artık

düşünmek istemiyorum.
Artık bilincimin göğü saf. Onda hiçbir düşünce bulu tu yok.
Artık özgürüm. Artık her şeyin ötesindeyim.
Bedenlerin ötesindeyim, bütün gezegenin ötesinde yim.
Artık yoklar, çünkü onlar zihnimin gördüğü bir rüyadan

başka bir şey değiller.
Artık bu düşten uyandım.
Etrafımda hiçbir şey yok, sadece sonsuz uzam.
Ben o uzam gibiyim, bir sonum yok.
Burada beni etkileyecek bir şey yok.
Bü tün i sim ler den ve bi çim ler den öz gü rüm.
Dünyanın rüyasını unuttum.
Ben Her şeye nüfuz eden Sonsuz Hayatım. Ben

Benim, Ben Her Şeyim.
Si zin de gö re bi le ce ği niz ü ze re bu di ze ler ü ze ri ne

şöy le bir dü şü ne ce ği niz söz ler den i ba ret de ğil dir. Bel
li bir bi linç düzeyine girmeyi ima etmektedirler. Bu şekilde
meditasyon yapan bir insan her dizeyle birlikte daha derine
girip giderek daha eterik hale gelir ve sonunda Bütün ile Bir
olur.
Bugünlerde çok popüler olan “Kozmik Bilinç” veya “Süper

Bilinç” terimlerine aşina olan okuyucular bu medi tasyonun

 

görünür amacının bu olduğunu söyleyebilirler.
Bu fi kir yan lış de ğil dir, an cak he nüz tec rü be e dil me

miş şeyleri etiketlemek ve onlar hakkında konuşmak yerine
dişe dokunur bir şeyleri gerçekleştirmeyi tercih etmekteyiz.
Ailenin öğrettiği kelimeler, zihin, yüksek hallere girildiğ inde
ret edilecektir.
Dolayısıyla bunu hemen şimdi yapmak, böylece medi-

tasyonu daha en baştan nihai hedefine yaklaştırmak daha iyi
değil mi?

Başarı her zaman aynı şeye bağlıdır, zihni durdurmak ve
zihni durdurarak hayat bilincinin yeni bir veçhesinde yeniden
doğmak. Bu nihai süreç kitabın sonuç bölümünü
oluşturmaktadır.
Sessizliğin eşiğinde kullanılabilecek başka bu yüksek derece

meditasyon da büyük faydalar verebilir.
Bu amaç için merhum Ramacharaka’nın kuğu-şarkısın-dan

birbirini takip eden on iki dize alıntıladım. Ruhani bir yapıya
veya yeteneğe sahip insanlar bunları emsalsiz aşkın güzelliğe
bir kaynak olarak görecektir.
Meditasyonla ilgili bütün alıştırmalarda tavsiye edild iği gibi

uygun yer ve zamanı seçerek rahatça oturun. Aşa ğıdaki
dizelerden birini yavaş yavaş okuyun, tıpkı bir mantra gibi
içinizden tekrarlayın, içeriği idrak edene ve dizeyi kesin bir
şekilde ezberleyene kadar tekrara devam edin.
Dizeyi okumayı veya tekrarlamayı bırakın; içeriğini sözsüz

bir fikir olarak kavramaya çalışın. Onu bilin, idrak edin; fakat
artık arınmış olan zihninizi başka bir kelimeyle
bulandırmayın: Hiçbir kelime kullanmayın!
Bu yeni teknikle belli bir süre pratik yaptıktan sonra

seçtiğiniz dizenin beşeri dilini biçimsiz, ruhani bir fikre da mı
ta bi le cek si niz. Bu çok ö nem li ha ki ki me di tas yon tekni

 

ği ne ke li me ler le ye ni şey ek le mek çok zor dur. Bel ki bir
gülümseme her şeyi açıklayabilir.
Yukarıdaki tekniği şu farklı, ama sizin için daha tanıdık olan

teknikle karşılaştırın: Çok güzel bir çiçeğe baktığınızı, o nun
bi çi mi ni, ren gi ni ve ko ku su nu ez ber le di ği ni zi im ge
le -yin. Son ra çi çe ğin bi çi mi ü ze ri ne dü şün me den göz
le ri ni zi kapatarak onun kokusunu içinize çekin. O zaman
çiçeğin görünür hali olmadan onun bilincinde olursunuz.
Aşağıdak i dizeler üzerine meditasyon yaptığınız zaman size
buna ben zer bir şey ol ma lı dır.
Meditasyonun vaktini önceden belirleyin. Örneğin bir çalar

saati on beş dakika sonra çalmaya ayarlayın. Meditasyon
sırasında zamanı düşünmek iyi bir şey olmayacağı için bunu
yapmak önemlidir. (a) ve (b) seçenekleri her şık için en az 15
dakika uygulandıktan sonra son aşama gelecektir.
c. (b) a şa ma sı nı bi ti rir bi tir mez bü tün dü şün ce yi

durdurun ve geri kalan beş on dakika boyunca öyle kalın. Bu
aşamada size ne olacaktır? Meditasyon konunuzla manyetize
olup yükselen bilinciniz, dizenin içindeki saklı itkiyle bir
yüksek hale girer. Artık onun hakikatini düşün müyor, onu
yaşıyorsunuz.
Sizden istenen de bundan başka bir şey değil zaten. Bu

ruhani çiçek buketi üzerine hemen meditasyona başlamanız
sizin faydanızadır. Amaç kapsanan konuların sayısında değil,
onların kimilerinin (a), (b) ve (c) şıklarında öğütlend iği gibi
hatasız kullanımıdır. Bu yüzden acele etmeyin. İsterseniz
sayısal sırayı bir kenara bırakıp en sevdiğiniz dizeden
başlayabilirsiniz; bununla birlikte sayısal sıranın da öğrenci
için özel bir faydası olacaktır.
Bu tür bir meditasyon insanı alt, yani geçici Samadhiye

götürür, yukarıda verilen öğütleri tüm kalbiyle yerine geti ren

 

istekli öğrenci, içinizde eksiksiz sessizlik tesis edildiğ inde
gelen Kevala Nirvikalpa Samadhi yüce halinin tarif edilmez
mutluluğuna ulaşmak için her şansa sahiptir.
Umarım onu tecrübe edersiniz!
II. Meditasyon Dizeleri -Nirvana Dizeleri
Ha ki kat bir dir- in san o na fark lı i sim ler ve rir.
Olanlar hakikattir -gerisi yalandır.
3. Hakikat tüm-tözdür; tüm-erktir; tüm-varlıktır;

Hakikatin dışında ne töz, ne erk, ne varlık olabilir.
Hakikat tüm yaratıcı enerji; tüm-hikmet; tüm-iyiliktir;

Hakikat dışında ne yaratıcı enerji, ne akıl, ne iyi olabilir.
Hakikat tüm-Sevgidir; Hakikat tüm-Hayattır. Haki kat

dışında ne Sevgi, ne Hayat olabilir. Tüm-Sevgi, Tüm Hayat
Hakikatten gelir ve onun tümlüğünün yüzleri ve sem bol le ri
dir ler.

Hakikat olandır; Ruh Hakikat olandır; Hakikat Ruh’tur, Ruh
Hakikattir; Her şey Ruh-Hakikattir, gerisi ya lan dır.

Hakikat her yerde aranır, çünkü her yerde ikamet eder o.
Hakikat her zaman içte ikamet eder. Bu Hakikat’i idr ak

eden/yaşayan hayatının efendisi olur.
Sevin ve mutlu ol, içinde dünyanın ışığı senin içinde.
Tek özgürl ük, hikmet ve mutluluk her zaman ışıld ayanın

algısındadır.
Bilge bir kez bilindiğinde hiç unutulmayanı arar.
Tek bir hakikat vardır; insan ona farklı isimler verir.

Zamanın ve mekânın ötesinde, nedensellikten bağımsız, her
zaman ikamet eden Bir Her Şey’dir.

 

Kısım VI – Sonuç

XXII – Yeni Bir Bilince Dirilme

Hiç kuşkusuz bu kursun tecrübelerini yaşamadan önce “siz”i
oluşturan şeyle şu andaki haliniz arasında büyük bir fark
hissediyorsunuz. Zihnime tümüyle hakim olmak hedefiyle
ciddi bir biçimde işe koyulduğumda nasıl umut suzluk anları
yaşadığımı bugün bile hatırlıyorum.
Bu nun ne de ni, bel li bir dü şün ce, nes ne ü ze ri ne kon –

santre olmaktan yorulduğumda, diğer düşünceler, nesne lerin
vs. tüm kapıları ve pencereleri sonuna kadar açık bir evde
olduğu gibi zihnime davetsiz gelmeleriydi. Bunların gel me si
ni en gel le me nin imkânsız gi bi gö rün me si nin ardından
küçük düşürücü bir duygu yaşardım. İçsel güç içsel
mücadelenin ateşinde pişene dek, dış şartlar ne kadar elverişli
olursa olsun yardımcı olmamıştı. Bir ormanın insanlardan
uzak kilometrelerce derinlerine gitmek bile işe yaramıyordu.
O zamanlar Vichara, yani öz-soruşturma kullanmaya da ir

ilk de ne me le rim de bu lu nu yor dum. Bu gi ri şim de
azimle mücadele etsem de teslim olmak istemeyen hasta lıklı
zihnim çok güçlüydü. Fakat yavaşla değişim gerçek leşti ve
sonra kıpırtısızlık, kapılarını ve anlamını bana açtı ğında, zihin
hâkimiyetinin zorluğu bir daha geri gelmemek üzere
kayboldu. Birkaç yıl sonra engeller alt edilmişti; fakat

 

engelleri alt eden saatlerce bağdaş kurup oturan, günlerce
denemelerde bulunan kişiyle aynı kişi değildi.
İçsel aydınlanmamızdan önceki bizin, bilincimizin, “ben”

dediğimiz şeyin hareket etmeyen, değişmeyen bir şey
olduğunu kesinlikle kabul etmemeliyiz. Bu türden yanlış bir
inanç, bütün sonuçları ve zor çalışmada ihtiyaç duyacağınız
çabaları baştan engeller. Sessizliğe ulaşılana kadar sürekli
olarak iç dünyamızı değiştiririz. Henüz kendini en yükseğe
teslim etmeye karar vermemiş ortalama bir insanın değişim
olasılığını görememe durumu, tıpkı çürüyen maddelerle dolu,
taze suyun gelmediği durgun bir havuzdaki gibi kokuşmadan
başka bir şey değildir. Önü müzdeki acil görev, içsel değişimi
yaşamak ve bu şekilde ilerlemektir. Burada “ilerlemeyi” ya da
bazılarının sevdiği terimle “tekâmülü” açıklamak istiyorum.
Ruhani bakış açısından bu kitapta tarif edilen yöntem lerle

kendimize hiçbir şey ekleyemeyiz. Eğer bir şeyin başlangıcı
varsa, bir sonu da vardır. Öyleyse böylesi belirsiz bir yo lu ta
kip et me nin bi ze ne fay da sı do ku na bi lir? Gerçekten de
yalnızca geçici başarılar veren hiçbir yöntem mazur
görülemez. Dahası kısa bir süre sonra kaybedeceğimiz bir şey
için gereken heyecanı, çabayı ve fedakârlığı göstere meyiz.
Bu hal, insan hayatını yönlendiren Yasa ile uyumludur.

Ruhani Usta Sri Maharshi bize farklı bir çözüm önerir. Dış
şartlardan bağımsız olup etkilenmeyen çekirdeğimiz, bi linç li
ben li ği miz, Ruh-Ben lik’in do ğa sın da bu lu nan tam
bilgelik ve mutluluğu saklayan peçelere sahip olabilir. O
zaman (Sanskritçede söylendiği gibi) Atman, farklı renkl erde
ve saydamlıklarda peçelerle örtülmüş bir ışık kaynağı gibi
sınırlı görünür. Peçelerden dolayı ışık kaynağı kararır ve
peçeler yüzünden gerçekte olduğu parlaklıkta görünm ez.

 

Fakat daha az tezahür ediyor olsa da merkezdeki ışık her
zaman aynıdır. Kararmış ışıklarını tezahür ettiren birbirin den
ayrı ışık kaynaklarında, yani bireysel ruhlarda peçele rin rengi,
kalınlığı arasında farklar vardır. Gerçek gibi gö rünen
etrafımızdaki dünyaya Hindular Maya, yanılsama derler. Bu
benzetmeyle hareket ettiğimizde ilerleme veya tekâmül çok
daha mantıklı bir anlam kazanır. Yani ekleyec eğimiz çok şey
yok, ama ret edeceğimiz çok şey vardır. Gerçek Hint
yogilerinden Batılı azizlere kadar hepsi aynı şeyi yaparlar.
Mayanın perdelerini reddederek ilksel hayat ışığının
yansımasını sağlarlar.
Çalışmanızda bu noktaya geldiğiniz zaman tecrübi ola rak

Hakikat’in nerede yattığını bileceksiniz. Daha bilge ve iyi bir
insan oldukça, o kadar az cazibe, zorunluluk ve sınır olacaktır.
“Ve Hakikati bileceksiniz ve hakikat sizi özgür bırakacak,”
demişti büyük öğretmen kutsal kitapta. Şimdi bize ne kadar
çocukça görünürse görünsün görünür eşya ya bağlılık, Atman-
Benlik’i sarmalayan peçeler arasında ışı ğı en az geçirenidir.
İnsan ne kadar çok şeye bağlıysa o ka dar problemli demektir.
Tek arabanız varsa kaygılarınız o nun motoru, kaportası,
tekerleri vs.ye bağlıdır. Ama iki ve ya daha çok arabaya
bağlıysanız ve ölü şeylere köleliğiniz, sayıya göre artacaktır.
Hayattaki her şey için geçerlidir bu.
Bir zamanlar yaşamış en mutlu insanın, mutluluğuna rağmen

giyecek bir gömleği olmadığına dair eski hikâyenin bir anlamı
vardır. Kuşkusuz yanlış olup sorun getiren şey mal değil,
mallarımıza karşı tavrımızdır.
Sankaracharya sadece şunu söylemiştir: “Bedene ve di ğer

bütün nesneler bağlılık bireyi bir hayvanın kazığa bağ lanması
gibi bağlar” (Viveka-Chudamani, The CrestJewel of Wisdom).

 

Yeni bir bilince uyanmak, öncelikle bağlardan özgürleş mek
anlamına gelir. Daha yüksek mutluluk ve özgürlüğün tadını
almamış insan için imkânsız bir şeydir bu. Bu kurs içinde
bütün düşünceleriniz ile duygularınızdan onları 8 ve 8A
alıştırmaları yardımıyla eriterek geçici olarak kurtul mayı, 9 ve
9A alıştırmalarıyla kendinizi etkin bir şekilde Sonsuza
yansıtmayı başarabildiğiniz bir hale ulaşabildiniz. Dolayısıyla
gündelik hayatınızın ötesinde ne yattığına dair hali hazırda bir
şeyler biliyorsunuz.
Ayrıca bu gündelik hayatın eninde sonunda eriyip gide ceğini

de biliyorsunuz. Bu şekilde kendi anayurdunuzu bulmuş olma
ihtimaliniz yüksek. Bu durumda burada size söyleyeceğim
çok az şey vardır.
İnsanın nefsini (üçlü ego-kişilik; duygusal, mental, fiziksel

âlem) yenmesiyle ulaşılan sezgisel bilgi tıpkı bir yeniden
doğuma veya bir ölüm uykusundan uyanmaya benzer. Bu
bilgi doğası bakımından dışsal olsa da çok güçlü ve nahoş
bağlardan oluşan bazı peçelerin reddiyle yakından ilişkilidir.
Sıcak bir havada insan nasıl ağır kıyafetlerini atar ve ince
şeyler giyerse, varoluş Hakikat’ini görmüş bir insan dış
dünyayı gerçek dışı olduğu için reddeder. Gerçek meditasyon
her zaman yukarıya ulaşmanın bir aracıdır. Meditasyonda
daha yüksek ve gerçek olan, içinde varoluştan, yani hayattan
başka bir şey olmayan bir âlemde yaşamak için aşağı âlemi
terk eder. Bu kavramsallaştırmaya göre hayat saf bilinç, kesin
sözsüz onaydır: “Ben benim.”Bü tün zamanın ve mekânın
ötesinde yalnızca bu, eterik varoluşa sahiptir.
Kuşkusuz daha bu bölümü okumadan önce aklınıza bu tür

şeylere dair sorular gelmiştir. Artık her şeyi gerçek ışık al tın
da gö re bi lir si niz. Kuş ku suz bü tün dü şün ce le rin ve
duyusal algıların ötesinde bir şeyi burada kağıt üzerine

 

koymak gibi bir hırsım yok. Dolayısıyla eterik âlemde bütün
hakikatin kesintisiz bir “Ben benim”inde olduğunu
söylersem, sözel olarak anlaşılmamalıdır. Kesinlikle hayır! Bu
yol, di ri li şin yo lu dur.
Fakat “Ben benim” ifadesinin sakarca ifade ettiği fikrin

içinde eridiğiniz içsel süreç Hakikatin bireysel deneyimine
götürür. Ayrıntılar kolaylıkla yanlış anlaşılacağı ve yanlış
yöne sevk edeceği için bu konu hakkında fazla bir şey söyl e
ne mez.
Yeni bilinç “burada ve orada” ile “geçmiş ve gelecek”

fikirlerinin erimesine yol açar. Bütün bunlar siz on dakika
boyunca kesintisiz bir biçimde siyah bir arkazeminde dönen
beyaz diskinizin yokluğunu görebilmeye başlamadan önce
vardılar ancak. Bu alıştırma sırasında renklerde kaybolunca
bütün duyularınız açıkken hiçliğe bakıyordunuz; o vakit artık
“burada veya orada” değildiniz.
Demek ki büt ün bu şeyl er i yapmak mümkün, yoks a bütün

gerekli şeylerin yöntemleri hakkında nasıl bilgi sahibi
olabiliriz?

Burada gerçek ve görece değerler sorunu ortaya çıkar.
Atman-Kendi, bağlılıklar ve yeni bilinç üzerine söylenen onca
şeyden sonra geriye söyleyecek pek bir şey kalmadı. Bir tek
şu sonuç cümlesini söyleyebiliriz: varoluşun dışsal
biçimlerinin çeşitliliğini ve şartlarını belirleyen şey görece‐
liliktir.
Yal nız ca Ger çek bun lar la bağ lı de ğil dir, çün kü o

kendinden ayrılamaz veya parçalara bölünemez. Görece ve
gerçek, geçici ve ezeli hakkında derinden kök salmış bir
kanaat bizde ancak süperbilinç, yani Samadhi ile ortaya çıkar.
Bir adam bu yeni hal e varmadan önce bir yazar, iş adamı
veya mühendis vs. ise, bundan sonra dışsal olarak hiçbir

 

şekilde değişmez, görevlerini ihmal edip tutarsızlıklar
sergilemez. Böyle bir şey olursa ulaşılan şeyde bir yanlışlık
var demekt ir. Eğer bir ins an bu yeni hal hakkında “çok
konuşuyorsa”, bunun nedeni büyük olasılıkla basit bir zihinsel
takıntı veya hayaldir. İnsandaki zihinsel yeteneğin hayl i
büyük bir kısmı olan zekâ ve iyil ik dediğimiz şeyler her
zaman içsel aydınlanmayla ilgilidir. Yoksa kişinin ken di ego
niteliklerini konuşma arzusuyla değil. Başka türlü olamaz,
çünkü böyle bir arzu elde edilen şeyin yanlılığın dan başka bir
şeyi göstermez. Aynı şekilde bugün kendini Batıda “usta”,
Doğuda “peygamber veya yogilerin kralı” o larak
tanımlayanların adından bahsetmeye bile değmez. Onların
“müritleri” olması da hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü
ortalama bir aptal bile kendinden daha aptal birini bulabilir.
Eski Romalıların atasözü her zaman geçerli bir gerçeği ifade

eder: “Mundus vult decipi” (Dünya aldanmak ister).
Samadhide süperbilinç deneyimi ruhani merhalesine ulaşma

durumu ve genellikle kozmik bilinç denilen (bakınız
Alıştırma 9 ve 9A) bir sonraki adım, ona erişen fiziksel insanı
öldürmez. Konu hakkında konuşan Maharşi Usta bize öz-
farkındalığın, insanı öldürmese de ondaki görece her şeyi yok
ettiğini söyler.
Büyük bir öğretmen olan İsa başka sözcüklerle şunları söy

ler: “Dün ya da ol, dün ya dan ol ma.”
Sonsuz hayat bilincini, yani ruhani dirilişin büyük beşeri

arayışının sonuna gelenler için şartlar budur.
Gerçek meditasyon hayatınıza ne kadar nüfuz ederse

hayatınız o kadar uyumlu hale gelir. İçsel huzur ve sağlam lık
yavaş yavaş dışarı akar. “İnsanın cismi zikridir” diye gid er
eski bir atasözü. Fakat burada daha da önemli bir anl am daha
saklıdır. İçsel dünyamızın içerikleri – veya okül-tistlerin

 

söylemeyi sevdiği ifadelerle- bilincimizin titreşim leri
çevremiz üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Fakat bunl ar
sadece aşağı astro-zihinsel bir kökene sahipse, kişi saf
olmadığı zaman korkunç sonuçlara da yol açabilir.
Okültizm hakkında hiçbir şey bilmesek bile bazı insan ların

yanında bulunmak bile üzerimizde çok olumsuz etkiler
bırakır, öte yandan başka insanların yakınlığı bizde belli bir
mutluluk yaratır. İsa’nın dediği gibi: “Hazinesinde iyi şeyler
olan iyi adamdan iyi çıkar; hazinesinde kötü şeyler olan kötü
adamdan kötü çıkar.”
Demek ki mutluluk ve huzur hayatınıza ne kadar nüfuz

ederse, çevrenize de o ölçüde mutluluk ve huzur yayarsınız.
Bunu hiç kimse bilemez, hatta kendi parlak halesinden iyi ü
re ten ki şi nin ken di bi le.
Ö nem li de ğil! Ö nem li o lan böyle bir şeyin var olması

dır. Bir ustanın, kusursuz bir insanın ruhani etkisi emsalsizdir
ve tüm be ğe ni le ri a şar.
Yazar bunu bizzat yaşamıştır. Bununla birlikte ustasıyla ilk

karşılaşmasında hem kişisel olarak duydukları hem de
kitaplarda okuduğu bazı betimlemeler dolayısıyla biraz
kuşkucu bir tutum takınmıştır.

Gerçek bütün kuşkuların yersiz olduğunu kanıtlamıştır. Ve
artık bunun nedenini biliyorum! Ruhani gerçekler kelimelerle
tam olarak ifade edilemezler. Bir yüce varlık, yalnızca
mevcudiyetiyle etrafında ince bir sessizlik atmos feri yaratır;
bu sessizlik azimle, bazen umutsuzca aranan eksiksiz, kalıcı
içsel huzurun sessizliğidir.
Gerçek bir ustanın kaynak olduğu ruhani bir güneşin ı şıkları

altında insandaki bütün iyi tohumlar filiz verir ve hız la olgun
bitkilere dönüşür.

 

Yazar bu kitapta verilenlere benzer konsantrasyon ve
meditasyon alıştırmalarını yıllarca etüt etmiştir. Alıştırmalar
gereken programa kesin bir riayetle uygulanmış ve tekrar
edilmiştir. Eksiksiz huzur çok geçmeden gelmiştir. İleride
atılacak adımlar çok açıktır; fakat çaba, her zaman olduğu
gibi, en ileri alıştırmaların kusursuzlaştırılmasında halen
gereken bir şeydir. Her neyse, sonunda yazar ustasıyla
karşılaşmış ve usta olmadan nihai amaca Doğrudan Yol’un
olamayacağını anlamıştır.
Gurunun ayakları dibinde geçirilen ilk gün bütün alış tırma

ların sonuncusuydu; fakat bunun nedeni o alıştırma ların
gereksiz hale gelmesi değildi. Tam tersinin doğru olduğuna
inanıyorum. Bir ustanın inisiyasyonunu sessizlik içinde
almada belirleyici olan unsur gurunun önünde zihne hâkim ol
ma be ce ri si dir.
Bu türden bir etüt hiçbir zaman bir engel olmaz, tam tersine

her tür içsel gelişim fırsatında çok yardımcı olur. Çok iyi
bilinen bir gerçektir ki gelişmemiş insanlar gerçek bir ustayı
gördükleri zaman tanıyamaz; onun ruhani güzel liğine kör
kalır, hatta düşman olurlar (tıpkı İsa’nın öykü sün de ol du ğu
gi bi).
Bir usta doğru müritte hala uykuda olan bazı yetenekleri

öyle güçlü bir şekilde uyandırabilir ki bir zamanlar çok zor
görünün şeyler çocuk oyuncağı gibi görünür.
Böylece Hakikat’e bizzat tanık olabiliriz. Fakat gerçek bir

ruhani us tayla bu dünyadaki hayatı sırasında karşılaşma,
pratik açıdan aklı başında hiçbir insanın güvenemeyeceği
kadar küçük bir olasılıktır. Nedeni çok basittir bunun; büyük
bilgeler dünyaya çok nadir gelirler ve sadece aradan çok uzun
bir zaman geçtikten sonra. Fakat hiçbir öğretmenin ruhani
mirası kaybolmaz, aradan geçen binlerce yıl bile örneğin

 

Buda ve İsa tarafından öğretilen Hakikat’in güzelli ğini ve
gücünü azaltamamıştır. Burada da yine, ne kadar iyi
hazırlanırsak ustaların öğretilerinden o kadar farkındalık ve
fayda kazanırız. Demek ki hazırlık mutlak bir öneme sahiptir.
Bu ki tap ta za ten bu yüz den ya zıl dı. Çün kü, “mü rit ha zır
olduğunda, usta görünür”; fiziksel biçimiyle olmasa bile.
Teknik etütlere ek olarak ahlaki yanın (kalp) önemi hafife

alınamaz. Hala kıskançlık, kızgınlık, açgözlülük, imrenme,
küçük zevklere karşı duyulan arzular, gurur vs. tarafından
sürükleniyorsak bu alıştırmalardan herhangi bir fayda
bekleyemeyiz. Neden? Bu yargıyı destekleyecek birçok iyi
neden var, fakat biz sadece en önemlilerinden bah se de ce
ğiz.
İlk olarak Kötü niyetlerimiz ve arzularımız varsa, ruhani

açıdan zayıfız demektir. O zaman bir insana en zor alıştırma‐
larda ve etütlerde yardımcı olan içsel güdüden yoksunuzdur.
Sonuç olarak-en ilkel tutkularına hâkim olamadığı için
fiziksel ve astral duyularının kölesi olan – zayıf bir insanın
bütün bu kurs boyunca dayanmasını nasıl umabiliriz?
İkinci olarak: İnsanın daha gelişmesini ve böylece aşağı

türden bazı varlıkların yönetici olmasını engelleyen güçler
vardır, bunlar her zaman gözle görülemezler. İnsanda yete‐
rince güçlü bir ahlaki güç yoksa, bu kuvvetler onun yoluna
engeller diker, önüne ayartı üstüne ayartı çıkarır, alıştırma‐
larını geciktirir ve onlar üzerine harcanan vakti azaltırlar.
Sonuç sıfır olacaktır (Anatole France’ın ünlü Thais’ini
okuyun).

Üçüncü olarak: Bu tür bir çabaya girişen insan hem içe riden
hem dışarıdan yardım almadıkça pek fazla ilerleye mez.
Burada çok ayrıntıya giremem, çünkü başarısız öğrenciler
için bu zamansız ve gereksiz olurken, bu yardımı alacak

 

kadar olgunlaşmış olup diriliş vazifesini mutlulukla
tamamlayacak olanlar için yüzeysel bir şey olacaktır. Çok az
veya pek kesin olmayan saf amaçlara sahip olup elde edil di
ğin de er ki yan lış yön de kul la na cak o lan la ra bu yardım
ve ril mez.
Bazıları şunu söyleyebilir: “Evet, ama kara majisyenler

denilen ve okült güçlerini kendi bencil (yani şer) amaçları için
kullanan insanlar da azımsanmayacak ölçüde bir
konsantrasyon yeteneğine sahip olmalı.” Evet! Bunlara da
yardım edilmiştir; fakat bu yardım Işık’ın güçlerinden
gelmemiş tir. IX. Bölümde bahsedildiği üzere her resim açık
ve koyu renklerin bir bütünüdür. Tek bir renkle resim
yapamayız. Yani, insan gelişimine karşı çıkan, onu geniş tek
yönlü yollara götüren güçler vardır. Biz bunlara şer diyoruz.
Şer gerçek değildir; tıpkı sürekli olmadığı gibi. O sadece bir
olumsuzlama, iyinin, Hakikat’in yokluğudur. Şu andaki
dünyaya bakın ve kendiniz karar verin: dünya kesin bir
şekilde iyi bir akılla mı yaşıyor? Yanılsama gerçeklik
sanılabilir. Dolayısıyla şer vardır ve eylemde bulunur. Hangi
tarafta olduğumuza ve olmak istediğimize karar vermek bize
kalmıştır: Işık mı, yoksa gölge mi?
Bir şey kesindir: gelişim, ruhanileşme ve nihai huzur ve

mutluluğa erme umudu vardır; ama ancak doğru tarafta. Sol,
yani kara kısımda ne tür bir umut veya “ödül” olduğunu
şahsen tahmin etmek bile istemem.
Yükseklere ulaşmak isteyen insan için başka bir olasılık

daha vardır. Öğrenci bu kursun açıklamaları ve başarıları
açısından mantıksal bir aşamalandırma sistemine sahip
olduğunu muhtemelen görmektedir. Kişi en kolay ve temel
çalışmalardan en zor alıştırmalara adım adım götürülmüştür.

 

Buna göre gücü artmış ve etüdünün sonunda önceki halind en
çok daha güçlü ve bilge hale gelmiştir.
Bazıları soracaktır: “Tek yol bu mu?” Dürüst cevap şudur:

“Hayır, tek yol bu değil.” Neler var o zaman? Burada çok
büyük önemlerinden ve faydalarından dolayı yalnızca iki
yoldan bahsetmek istiyorum. Bütün diğerleri önemsiz dirler
veya çok az kullanılırlar; fakat sonunda hepsi, her ne kadar
bazıları daha geç olsa da, aynı nihai noktaya, – Bilge-li ğe gel
mek zo run da dır.
İlk yol gerçek dini adanma yoludur. Burada da insan

konsantrasyon güçlerini kullanır: çünkü bu güçler olmad an
hiçbir yol takip edilemez. Bu durumda konsantrasyon daha
ziyade tek yönlüdür, yalnızca tek bir yönde işler, yani dini
mertebeler yönünde. IX. Bölümde bundan bahsetm iştik. Bu
tür bir arayış içinde olan insanın amacı, onun Mutlak Varlık
kavrayışı ne olursa olsun, Bizatihi Tanrı’dır. Yüce Rişi
Ramana Doğrudan Yol’u takip edemeyenler için uygun bir
yol olarak bu yolu göstermiştir.
“Bütün duyguları, düşünceleri ve eylemleri Tanrı’ya adarlar

ve en sonunda adandıkları nesneyle bir olurlar. Her şeyi O’na
teslim ederek, O’ndan her şeyi alırlar.”
Bu yolun birçok alt bölümü vardır. Bhakti Yoga (adanm a),

Mantra Yoga (Tanrı isimlerinin zikri) ve kısmen de Laya
Yoga (ritüel) gibi kimi Hint yogaları bu yola aittir. Gelişme
insanın teslimiyet derecesi ve niyetinin saflığıyla o ran tı lı
dır.
İkincisi, doğru bir biçimde dile getirilirse Yoga falan

değildir; ancak bazen ona Maha Yoga, yani Yüce Yoga
denebilmektedir. Başlangıç aşaması Jnani Yoga (Bilgelik
Yogası) ile birçok benzerlik içerir, dolayısıyla bu yoga sık sık

 

gerçek Maha Yoga ile karıştırılır. Fakat Jnani Yoga, Maha
Yoga’nın yalnızca bi parçasıdır.
Bu Doğrudan Yol un yalnız tek bir amacı vardır – öz-bilgi ya

da günümüz ustası Maharşi’nin ifadesiyle, insan daki benliğin
farkındalığı. Bu herhangi bir teorik açıklama veya inanç
değil, insanın kendi gerçek varlığının ve anlam ı nın de ney sel
bil ge li ği an la mı na ge lir.
Aslına bakılırsa bu tek koşul, öz-gerçekleşme/öz-farkın-

dalık yerine getirilmeden hiçbir gerçek başarı mümkün
değildir. Bu konsantrasyon kursunda aynı sonsuz irdelem enin
gerekli olduğunu gördük. Bu irdeleme etüt sayesinde
kazanılan yeni güçlerle çözülmeli ve insandaki ego fethe-
dilmelidir. Daha fazla başarı şansı anlamına gelir bu.
Doğrudan Yol temel öz-soruşturma, yani “Vichara”dan

(“Ben kimim?”) başka bir şey kullanmaz. Herhangi bir özel
nefes tekniği, duruşu veya zihinsel alıştırması yoktur; bununla
birlikte bizzat soruşturma büyük konsantrasyon gücü
gerektirmektedir. Vichara niteliği Doğrudan Yol’u tüm
yogasal yönlerden farklı kılar. Burada her aşama veya
alıştırma serisi için farklı yöntemler ve araçlarla aşamalı adım
lar söz ko nu su de ğil dir.
Baş lan gıç tan so na tek bir şey ge çer li dir: öz-so ruş tur

ma insanın bilincini olgunlaştırır, onu günahlarından arındırır,
onu yükseltir ve – en son aşamada – insanların Tanrı, Nirvana,
Cennet, Kurtuluş vs. dedikleri eşsiz, yüce Benlik’in
okyanusuna katar.
Bilge çileci meşhur Thomas a Kempis’in bir zamanlar söy le

di ği gi bi bir in san i çin en ö nem li bil gi öz-bil gi si ve gü
nü müz de sık sık bi rey sel li ğin ki şi li ği o la rak ad lan dı rı
lan alt e go-ben li ğin e ge men li ği dir.

 

Bir insan erdemli olabilir; bu o kadar da nadir rastlanan bir
şey değildir. Fakat kendi varoluşunun kaynağını, doğas ını ve
amacını bilmiyorsa, erdemleri sağlam ve kalıcı ola bilir mi?
Herkes kabul ediyor ki insan içgüdüsel olarak, zaman zaman
algılayabildiği mutlak iyiliği arar. İnsanda en yüksek iyi
sadece dışsal, yok olabilir kabuklar değil, en uzun süre kalıcı
olan ve gerçek doğasını temsil eden şeydir.
Bu fiziksel, astral veya zihinsel bedenler, nefs, isim, uyruk

ve ırkın bir kombinasyonu değil, fakat bütün bunlardan sonra
var olmaya devam eden gerçek ben olabilir an cak.
Başlangıç için eğer gözlerinizi kapatarak hiçbir şey

düşünmeden, dış biçiminizi, cinsiyetinizi, mevkiinizi vs.
unutarak “Ben,Benim” derseniz, öz-soruşturmada ne
arandığına dair bir fikir edinebilirsiniz. Zihni tüm saplan-tısal
faaliyetlerinden temizlemeden ve bazı güçlü konsant rasyon
yeteneklerine sahip olmadan bu derin içgörü imkânsızdır.
Burada bir kez daha vazgeçilmez konsantrasyon sana tına
geliyoruz. İnsan onsuz hiçbir şey yapamaz!
Ancak çok az insan bu yolu izlemektedir; basitliğine rağmen

zor bir yoldur bu. Yogada ve sıradan azizlikte olduğu gibi
aşağı dereceden aydınlanmalarla ilgili gereçlerle alakasızdır.
Bütün çaba tek bir yöne, doğrudan yukarıya yön len di ril miş
tir; so nuç o la rak baş ta ih mal e di len bü tün aracı unsurlar
kolay hale gelir ve herhangi bir savaşa girme den fethedilir.
Fark şu ki bütün diğer yollarda amaca aşağıdan ulaşmaya

çalışırsınız, doruğa kadar olan bütün merdivenleri tırman mak
zorundasınızdır. Doğrudan Yol’da yukarıdan, yüksek bir
ruhani uçuştan yaklaşırsınız ve hedefin altında olanlar sizi pek
ilgilendirmez. Bu söylediklerimiz, tarifi imkânsız olanı tarif
etmeye çalıştığımız için kesin olmayı bekleye-meyeceğimiz,
görsel bir örnekten ibarettir.

 

Doğrudur, Vichara ile ilgili derin meditasyon haline giril di
ği za man Öz-Ruh’la en de rin bir o luş es na sın da insanın
nefesi durur. Bunlar olmakla birlikte söz konusu deneyimler
sürekli ve kontrollü olmayıp nadir ve kendiliğ in dendir. Daha
sonra bu semptomlar kaybolurlar ve insan bedensel
süreçlerinde hiçbir görünür değişim olmadan eksiksiz ruhani
bilinci, yani Samadhinin yüksek biçimini zevk e der. Bu çok ö
nem li bir ol gu dur. Gö re bi le ce ği niz üzere yogilerin
uygulamaları burada tersine çevrilmiştir. Her ne kadar nabzı
durdurma, yavaşlatma ve hızlatma yön tem le ri nin uy gu la
ma lı bil gi si ne sa hip ol sam da, Samadhiye girebilmek için
nefeslerini durduran Hindu fa kirlerine ve yogilerine pek
inanmıyorum. Tıp bilimine göre nefes bedenin hayatıyla öyle
yakından ilişkilidir ki biri diğerinden ayrılamaz.
Fakat deneyim tersini gösteriyor. Meditasyonda “derin

dalma” yoluyla, içsel kıpırtısızlık her şeyi ele geçirir ve
bedenin yeni varoluş halini yönetir görünüyor ve sanki bu
sessizliğin huzurunu hiçbir hareket bozamıyor.
Öz-soruşturma hiçbir düşünme veya konuşma biçi minde

kendine bir yanıt bulamaz. Dolayısıyla kişi dene-yimliyor
olsa da ne hiç kimse kim olduğunu tam olarak a çıklayabilir
ne de böyle bir soruya yanıt verebilir; bununla birlikte kişinin
kendini gerçekleştirmesi olan süperbilinç deneyiminden sonra
böyle bir insan gerçekten bilir.
Samadhiyle ilgili verilebilecek tek yanıt bunun ego-kişi-liğin

tüm sınırlamalarından azade – “egosuz hal” dedikleri – bir ru
ha ni öz gür lük ha li ol du ğu dur. Bu nu XX. Bölüm’de ki zi
hin bi lin ci nin sü per zi hin sel de ne yi me ‘genişletilmesi’
olan Alıştırma 9A ile karşılaştırabilirsiniz.
Eğer her ruhani yol, öğrenciyi ilk adımların karanlığından

ve belirsizliğinden geçirecek bir ustaya veya ideale ihtiyaç

 

duyuyorsa, Doğrudan Yol’da ustanın varlığı kesinlikle
zorunludur. Doğrudan Yol’un fiili ustası – Sri Maharşi –
rahmetli olduğu için, şu anda herhangi bir fiziksel karşılaşma
ihtimal dışıdır. Bununla birlikte ruhani zatlar dağılmadan ka
lır lar.
Bu yoldaki tüm arayış içsel, ruhani (ama astro-zihinsel de

ğil) âlemde ol du ğu i çin, bu yol la bir us tay la kar şı laş
mak, arayış samimi ise bir gerçeklik, bir kesinliktir.
Maharşi’nin söylediğine göre en büyük engel “dağınık
zihniniz ve sapık yaşama biçimleri”dir; yani, geniş anlamda
konsantrasyon eksikliği.
Binlerce insan Doğrudan Yol’un ustasının huzurunda

bulunmuştur; fakat bunlardan kaçı böyle bir temastan
gerçekten faydalanmıştır acaba? Bunlardan kaçı “İyi toprağa
düşen tohum” olmuştur acaba?
Çoğunluk çok geçmeden bir ustayı gördükleri zaman

deneyimledikleri hazzı ve mutluluğu unutmuşlardır. Sonra,
ağzına kadar bağlılıklarla dolu bir hayatın egoist ve maddeci
yollarına geri dönmüşlerdir. Tohum taşlı zemine düş müş tür!
Konsantrasyon gücünün başka bir kullanımı daha vardır. III.

Kısım’daki alıştırmaları sonuna kadar uygularsanız,
duyularınızı bilincinizden uzaklaştırmanın pratik sırrını
öğrenirseniz (kendi başına keşfedilmesi gereken şeyler
konusunda daha fazla bilgi veremem), genellikle ortalama in
sa na ka pa lı o lan şey le ri gö re bi lir ve i şi te bi lir si niz.
İnsanın dikkati dış dünyaya kapalıysa, onun içinden bir tür

sübtil sessizlik yükselir. O zaman fiziksel plana komşu diğer
planlardan, yani astro-zihinsel âlemlerden gelen tesirler
insandaki sübtil ve genellikle uyku halinde olan duyularla
temasa geçebilir.

 

Böyle bir durumda kişi belli görüler görüp, dünyasal
olmayan sesler ve kokular duyabilir. Etüdümüzde bu tür
fenomenlerden ilk seri alıştırmalarda (XV – XXI Bölümler)
savaştığımız etkilerde olduğu gibi kaçınılmalıdır. Tehlikeli
merak duygusuna kapılmış olup herhangi bir sağlam karakter
gücünden yoksun olan aşağı türden birçok okül-tistin azimle
aradığı şeylerdir bunlar.
Bazen bu insanlar bilinmeyen güçler arayışlarının

“insanlığın acısını dindirmeye” yardım etmek olduğunu iddia
ederek faaliyetlerini haklı göstermeye çalışırlar. Birçok
okuyucumun böyle bir iddiadaki iki yüzlülüğü fark
edebilecek akla sahip olduğuna inanıyorum.
İnsanlığın gelecekteki bu kurtarıcıları tarafından aranan ilk

ve en önemli şey kendi meraklarını tatmin etmek ve yeni
“bilgiyi” kendi amaçları için kullanma fırsatıdır. Elinde hazır
olan araçlar ve yeteneklerle en yakınındaki çevreye yardımcı
olamayan insanların, olur da kimi psişik kuvvetler veya bazı
astral canavarlar üzerinde kontrol elde etmekle herhangi bir
şeye ulaşabileceği çok şüphelidir. İşte çıplak hakikat budur.

Üyelerin boş akşamlarını başka insanları iyileştirmek veya
onlara yardım etmek için “meditasyonlar” ile geçiren
cemiyetler vardır. Bu eylemde ceplerinden beş kuruş para
çıkmaz, ancak insanlığın refahı için yaptıkları harika (ama
hayali) eylem için övülmek isterler.
Artık meditasyonun ne olduğu, kim tarafından ve ne bedel

ödenerek yapılabileceği konusunda bir fikir edinmiş
olmalısınız. Astro-zihinsel zincirleri reddettikten sonra ruhani
âleme yaklaşmak için ne kadar çaba gerektiğini bili yor su
nuz. Yi ne “ru ha ni lik”ten bah set me eh li ye ti nin kimlerde
olduğunu da biliyorsunuz. Bunların en azından çok boş

 

vakitleri olduğu için ‘ruhsal’ toplantılarda uyuyan veya örgü
örenler olmadıklarını biliyorsunuz.
Eğer Doğrudan Yol’un samimi bir müridinin başına bir

durugörü veya duruişiti olayı gelirse, bunları tıpkı dış
dünyanın gürültülerini geride bıraktığı gibi bir kenara
bırakacaktır. Çünkü bunlar onu kendi içindeki Gerçek’e
dalmaktan ve böylece bütün Gerçeklik’in/Tek Benlik’in
bilincine varmaktan alıkoyarlar.
Çünkü onu yolundan alıkoyan her şey onun düşmanıdır.

Gelişmiş bir öğrenci için düşmanın çıkardığı engellere karşı
en iyi savunma onları unutmak, onları kendi enerjisiyle, yani
dikkatiyle beslememektir.
Bunu yapabilmek için dışsal şeylere duyulan ilgi yok

olmalıdır. O zaman hep kazanan tarafta olursunuz.
Doğrudan Yol bir ustaya bütün diğerlerinden daha fazla

ihtiyaç duyar. Çünkü yola özgü güçlüklerin üstesinden ancak
onun örneği ve lütfü sayesinde gelebiliriz. Usta müritlerini
fiziksel biçimiyle görünmek zorunda değildir. Onun sözleri
veya onu tanıyanların anlattıkları, hatta belki ustanın resimleri
olgun ruha önünde yatan güçlükleri kabul etmede yardımcı
olabilir.
Genellikle süreç farklı şekilde işler. Genelde insan öğreti

hakkında pek bir şey bilmez, ancak içindeki bir şeyler onu
harekete geçirir. Bu şey bütün zihinsel düşüncelerden veya
net açıklamalardan uzak bir şeydir. İnsan bunu sadece bilir, o
kadar. “Ve Hakikati bileceksiniz ve Hakikat sizi özgürleş-
tirecek.” Gerçek bir ustanın öğretmenliği altında, bu zahmetli
yolun bütün tehlikeleri ortadan kalkar. Örneğin Usta
Maharşi’nin ilk lütfü müridinin sezgisini güçlendir‐
me/genişletmedir. Pratik açıdan baktığımızda nedir bu sezgi?

 

O düşünmeden bilgidir, – getirdiği bütün iyi sonuçlarla –
önceden düşünmeden eylemde bulunmaktır. Sezgi ayrıca çok
iyi uygulanmış zihnin tek amaçlılığı alıştırmalarından sonra
ödül olarak da gelebilir ve o kişiyi Samadhinin ruhani
vecdine taşıyan samimi meditasyon biçiminde olacaktır.
Sezgisel bilgelik seviyesine ulaştığınız zaman, bütün ruha ni

ö dül ler gi bi o nun da i çi niz de do ğal, hu zur lu bir ses siz
lik te sis et me ye te ne ği niz den gel di ği ni gö rür sü nüz.
Önemli bir karar verme veya eylemde bulunma anında birden
bire düşünmeyi durduracaksınız. Bunu kendi tecrü belerinden
hareketle hiçbir kuşkuya yer kalmayacak şekilde bilenler
haricinde birkaç kişi daha bu hali tanıyacaktır.
Burada bir kez daha III. Kısım’ın içeriğinin kesin bir şekilde

uygulanmasının önemini ve zorunluluğunu vurgu-lamalıyım.
Yoksa on dakika boyunca bilincinizin davetsiz
misafirlerinden mutlak bir özgürlüğü nasıl muhafaza ede bi lir
si niz?
Belki kimi okuyucularım zorunlu eğitimden geçmeden sez

giy le il gi li yu ka rı da bah se di len şey le ri kul lan mak is
ter. Böyle bir durumda sizi bekleyen şey sadece hüsrandır.
Biraz önce okuduklarınızı dinledikten sonra önemli bir karar
almak veya adım atmak durumunda olduklarında bütün
düşünceleri zihninden atmaya çalışan insanlar tanı yorum.
Sonuç genelde sorunu samimi ve bütünsel olarak ele alan bir
düşünmeden daha kötü olmaktadır. Aldıkları tek yanıt bir
boşluk, vakit kaybı ve yıkılan umutlardır. “Hiçbir şey
vermeden bir şey almak,” bek len ti si de ğil, özen
göstermektir gerekli olan.
Yolda ilerlemenin işaretlerinden biri bugünün bakış

açısından gözlemlendiğinde dünkü “ben”nin yok olmasıdır.
Bu insandaki derin değişmenin en iyi kanıtıdır. Ve içimizd eki

 

değişmeyen Gerçeklik’e varmadan önce büyük deği şimlerden
geçmeye ihtiyacımız vardır.
Fakat geçmişle ilgili bir düşüncenin zihnimize girmesine

izin vermemeliyiz; çünkü eninde sonunda duygularla dolu
geçmişe bakış yüzünden konsantrasyonumuz dağılacak ve
bozulacaktır. İleri alıştırmalar layığınca uygulanıp sürekli
yoldaşlarınız haline getirildikten sonra içinizden doğal, harika
bir eğilim yükselecektir. Yani “düşüncesiz olmak”, sessizlik
içinde olmak; dünyanın artık hiçbir anında sizden bir bedel
istememe durumu. Bir ustanın huzurunda bu ve benzeri
birçok meleke kendiliğinden yükselir ve konsant rasyonun
meyveleri başka seçeneklere göre çok daha erken toplanır.
Bilgeliğin sessizlik haline ulaşmamışsak meditasyon için

seçilen malzeme çok önemlidir. Ne kadar kısa bir form içinde
olursa olsun bize önemli bir hizmette bulana-bilmelidir. Bu
nedenle In Days ofGreat Peace adlı kitabın İn gi liz ce bas kı
sı na ve bü tün çe vi ri le ri ne ö zel bir Ek konmuştur. Daha
önce de belirtildiği üzere öğrenci ve okuy ucuya
Sankaraçarya’nın Viveka-Chudamani’sinden özel olarak
seçilmiş dizeler verilmiştir. Öğrenci bu ilham verici
çalışmalardan onda bir şeyler uyandıran dizeleri seçebilir.
Bunları zihnini manyetize etmek, sezgisini güçlendirmek
veya Samadhiye hazırlık için kullanabilir. Sri Maharşi’nin
müritlerine söylediği aşağıdaki sözleri bu sözlerimi destek‐
lerler: “Ribhu-Gita’yı okumak, Samadhi kadar iyidir.”
İnsanlar geleceğin bilinç hali -Samadhi- hakkında bir şeyler

duyduklarında veya okuduklarında birçok soru soruyorlar.
Merdivenden yukarı çıkarken üst basamaktaki ayağımızı yere
sağlam basmadan alt basamaktakini çeke-meyiz. Uzayda
boşlukta asılı kalamayız. Dolayısıyla bilinci daha yüksek bir
âleme taşıdığımız zaman, aşağı düzeyi terk etmeden önce

 

yukarı düzeyde sağlam bir zemin bulmalıyız. İşte, “madem
daha gerçek bir dünya var, onu neden buradan göremiyorum?
Eğer orada ölüm yoksa, neden burada ölmek zorundayım?”
gibi sorular sorunlara verilecek cevap bu dur.

Bu tür insanların bu dünyadaki amaçları ve çabaları yalnızca
fiziksel hayatla ilgilidir. Aralarından kaç kişi Doğrudan
Yol’un amacı olan Gerçek’i keşfetmek için konsantrasyonda
aynı azmi göstermiştir?
Bir şey başarmak istiyorsak önce çaba göstermek zorun-

dayızdır. O halde, bütün başarıların en büyüğü olan –
maddenin ölüm cül rüyasın dan dirilmek – kolayca kazanıla-
bilir mi? Fakat insanlık içinde her zaman kardeşlerinden çok
farklı olan üyeler vardır. Normal yaşama biçimleriyle bir
alakaları ve bir amaçları yoktur.
Bu insanlar ortalama insanın aradığından çok farklı bir

mutluluk ararlar. Eğer bir Batı dinine üyelerse, dışsal öğre‐
tilerinin merkezinde az çok varolan doğmalara uygunluk
içinde bir Tanrı vardır.
Eğer Doğulu iseler vahiyleri biraz farklı olabilir, daha saf

felsefi ve soyut bir karakter taşıyabilir. Fakat bunlara ister
aziz, ister yogi diyelim hepsinde ortak bir nokta görü lebilir.
Bu insanlar farklı bir âlemde yaşarlar; bu insanlar
varoluşlarının gerçek amacını ve mutluluğunu bizim için var
olmayan, bize görünmeyen bir âlemde bulurlar.
İnsanın son sınavı -ölümü, daha doğrusu fiziksel formunu

terk etmesi- bu emsalsiz insanlar için bir korku kaynağı
değildir. Ruhani olarak uyanmış insanlar fiziksel yok oluşu
bir insanın başına gelebilecek en büyük kötülük olarak
görmezler. Ölüm onlar için daha ziyade özgürlük, daha
yüksek ve kusursuz hayata bir geçişten ibarettir. Bu dirilmiş

 

insanlarla diğerleri arasındaki en önemli fark bilinç hallerinde
yatar.
Bu insanlar şeyleri başka bir ışık altında görür ve tepki leri

sıradan insanların tepkilerine benzemez. Sıradan in sanları
mutlu veya mutsuz eden şeylerin onların üzerinde ya çok
küçük bir etkisi vardır ya da hiçbir etkisi yoktur. Bu in‐
sanlardan bazıları bize mutlak bir otoriteye sahip mesajlar
vermişlerdir; bu otorite ancak bize bahsettikleri âlemleri
bizzat yaşamış olmalarından gelebilir.
Onlara neler olduğunu ve fikirlerini, hayat uğraşlarını neden

böyle birdenbire değiştiklerini sorabilsek, bize şu yanıtı
vereceklerdir: “Artık her şeyi başka bir açıdan görü yorum.
Bir zamanlar benim için çok ama çok önemli olan şeyin artık
bir önemi kalmadı. İnsanı, eylemlerini, nitelik lerini,
duyguları, düşünceleri ve kaderleri başka bir dünya nın
varlıkları gibi görüyorum. Sebepler ve sonuçlar artık iç
gözüme daha net görünüyorlar ve içsel ahenksizlik ve
korkularım sonsuza kadar kaybolmuş durumdalar.”
Burada yine değişen şeyin bilinç halinden başka bir şey

olmadığını görürüz. Bununla birlikte böyle bir insanın “başka
bir insana dönüştüğünü” söyleriz.

Ba zı kar deş le ri mi zin di ğer le ri mi zin tah min bi le e de
me -yeceği böylesine farklı, çok daha geniş bir bilinç haline
sahip olduğunu söylemek ne demektir?
En basit ve belki en uygun cevap şudur ki, çoğunl uk için

vakit henüz gelmemiştir; olgunluk bir bireyin, insan daki en
ilkel benlik bilincinin, egonun yükünü hala taşı yanların
hayatında bir zaman meselesidir. Bütün insanların insanlık
denilen aynı hayat tezahürüne ait oldukları için kardeş
oldukları kuşku götürmez olsa da, onlar arasında eşitlik
yoktur ve hiç olmamıştır. Bununla birlikte gelecek bir çağda

 

insanlığın daha yüksek bir gelişim düzeyine erişece ğini
söyleyebiliriz. Amaca şu anda yaklaşmış olan liderler bu
gerçeğin kanıtıdır.
Fakat insanın bilinçten başka bir şey olmadığını söylem iştik.

Dolayısıyla, gelişmiş insanlarda gördüğümüzde büyük
hayranlık beslediğimiz bu bilincin en yüce düzeyi insanlığın
gelecek çağları için bırakılmış bir mirastır.
Sık sık farklı “inisiyasyonlar”dan bahsedilir; fakat önceki

bölümlerden öğrendiklerimiz ışığında gerçek inisiyasyonun
asla kelimelerle ifade edilemeyeceği sonucuna varabiliriz. O
en basit anlamıyla insanın dönüşümü anlamına gelir; yoksa
bir kişinin kulağına fısıldanan veya yazılı bir kağıtla verilen
bazı kelimeler değildir. Aşılama fikrinden bir şeyler
çıkarılabilir. Yani sahte inisiyasyon diye bir şey yoktur;
sadece gerçek bir inisiyasyonun yokluğundan bahsedilebilir.
Fakat zihnimizin hala sakar diliyle gerçek inisiyasyonun ne

olduğunu öğrenmek veya en azından ona dair yaklaşık bir
fikir edinmek isteyebiliriz.
Bu ko nu da ke sin bir ta nı ma e riş me nin imkânsız lı ğı nı

bil di ği miz i çin ki şi nin ken di var lı ğı na ve o nun Bü tün i
le ilişkisine dair bilgiyi bir tek gerçek inisiyasyonun verdiğini
söyleyebiliriz. Bu ilişki her zaman için Bütün ile birlik olarak
algılanır.
Ruhani aydınlanmayı arayan birçok insan için yakıcı soru

yola nasıl girileceğidir. Bu konuda çağdaş bir ustanın yetki
dolu düşüncelerine sahibiz. Birçok insan teorik açıdan neler
yapmak zorunda olduklarını biliyorlar; birçok eski dini kutsal
kitaplar gereken niteliklerden bahsediyor, bu konuda bir sır
yok.
Burada ayrıntılar hakkında konuşacak kadar yer olmadığı

için sadece kaba hatlardan bahsedeceğiz. O da şudur: insan

 

herkese ve her şeye karşı zararsız hale gelmelidir; eylemle‐
rinde iyi, niyetlerinde (kalbinde) saf olmalıdır.
Maharşi şunları ekler: “Artık teoride kabul ettiğinizi pratikte

kabul edin.” Yeni bilince uyanmanızın anahtarı buradadır.
Daha önce belirttiğimiz üzere konsantrasyonla ilgili bir kurs

başarılı bir şekilde bitirildikten sonra bile kişi kendini sınava
tabi tutmalıdır. Çünkü pratik etüt operasyonuna kusurlu ve asi
zihnimizle başlayıp onu bilinçli hayatımızda zorunlu bir
faktör olmaktan çıkardık, daha doğrusu nere deyse çıkardık
(bakınız alıştırma 8, 8A, 9 ve 9A). Zihin asla mutlak bir
durgunluk yaşamayan bir okyanus gibidir. Özgürleşmenin tek
yolu bu zihni aşmaktır.
Düşünce aygıtından mutlak bir biçimde ayrılarak zihne bu

durgunluğu yapay olarak empoze etmeyi öğrendik
Yeni yeteneklerimiz sayesinde önümüzde birçok yeni yol

açıldı. Konsantrasyon ilk ve tek gerçek adımdı. O bize
üniversite kapılarını açan sınav gibi bir şeydi.
Şimdi sizi kendi sınıfınızdan insanların ilerisine koyan elde

ettiklerinizle mutlu olup burada durabilirsiniz. Artık sıradan
insanların gözlemleyemeyeceği şeyleri görme yete nekleriniz
var. Örneğin söz konusu kişi üzerine kısa bir süre odaklanıp
ardından bu kişinin zihninden gelen ilk izle nim le ri al mak i
çin he men e dil gin bir zi hin sel ha le gi re -bi lir si niz.

İleri alıştırmaları (XVIII – XX. Bölümler) sadece tenha
yerlerde değil, ama olası her şartta sürekli tekrar ederek,
etkilemek veya denemek istediğiniz zihne seçilmiş bir
düşünceyi sokabilir, iradenizi keskinleştirebilirsiniz.
Eğer nefesinizi normal temposunun çok ötesinde uza tarak

pranayama alıştırmaları yaparsanız, pranik akımları kendi
iradenizle yönlendirmeye dair başka olasılıklar
keşfedebilirsiniz. İlk olarak kendi bedeninizde, daha sonra da

 

diğer insanların bedenlerinde. Hipnotizma gibi feno menleri
gerçekleştirebilir, kişisel manyetizma ile ilgili ilave
çalışmaları yapmaya hazırsanız şifa verebilirsiniz. Çünkü
konsantrasyon yeteneğiyle birlikte çalışma alanınız genişler.
Bu kursu başarıyla tamamlamış bir arkadaşınız varsa, karşı‐
lıklı olarak alıcı ve verici konumuna geçerek telepatik
deneyimler yaşayabilirsiniz.
Ama 9 ve 9A alıştırmalarını yaptıktan sonra içinizdeki

Sankaraçarya ruhu hala canlıysa, hala sizi cezbediyorsa her
şey size daha ciddi gelir. Sizi herhangi bir alıştırma yapma
ihtiyacından kurtaracak ve sizi bu gerçek olmayan değişimler
ve farklılıklar dünyasının ötesine taşıyacak paslanmaz
anahtarı arayabilirsiniz.
O zaman yine büyük soruşturmayı – Vichara – hatırla ve bü

tün a lış tır ma la rın ye ri ne o nu koy, böy le ce bil gi ye ri ne
Hikmet edin. Ruhani öğretmenlerin, eğer kabul etmeye
hazırsa, müritlerine öğretecekleri daha yüksek bir şey yoktur.
Öz-farkındalığı başarıyla gerçekleştirmiş bir adeptin

heybesinde gözle görünür bir ödül bulunmaz. Dışsal görü‐
nüşünde her zaman olduğu gibi görünmeye devam eder,
çünkü Doğrudan Yol gizli yoldur.
Amacınıza ulaştığınızı dünyaya anlatma hakkına hiçbir

zaman kavuşamayacaksınız. Kısaca dile getirmek gerekirse,
içinizde böyle bir şeyi dile getirecek hiçbir şey kalmadığı için.
Ego-kişiliğiniz çok önceden ölmüş olacaktır. Her şeyi bilen,
her yerde mevcut Benlik düşler dünyasının gölgelerine böyle
bir şeyi asla söylemez.
Aydınlanmanızdan çok önce bu yüce yolun şimdiki ustasıyla

sürekli bir birleşme haline gireceksiniz. İçinizden sizin
adımlarınızı yönlendirecek, gelişmenizi gözetecektir. Böyle
bir ustayla bir olmanın ne olduğuna dair bir fikir edinmek

 

isterseniz, o zaman fiziksel hayatta hiçbir zaman
karşılaşmamış olduğunuz, zengin deneyimlerle, umutlarla,
iflaslarla, ama her zaman hayatın Hakikat’ini aramaya dair alt
edilmez bir istek duyan, nihayet Tanrı’nın onun alnına yaz dı
ğı gu ru suy la bu lu şan bir a da mın yaz dı ğı ki ta bı okuyun.

Bu kitap Parisli Paul Sedir’in yazdığı Initiations kitabıd ır.
Bu ki tap tan imkânsı zın na sıl müm kün ol du ğu nu, insanlık
tarihinin gerçek sebeplerini yaratan ve insanların hakkında
çok az şey bildiği şeylerin nasıl gerçekleştiğini
öğreneceksiniz.
Doğrudan Yol’da erdemler kazanma süreci tersine çev‐

rilmiştir. Kişi onları aramaz, dikenli yolda ne kadar ilerle‐
diğinize bağlı olarak onlar size gelirler. Kendimizi erdeml er
kazanmaya zorlamak, ayartılardan kaçmaya çalışmak kadar
faydasızdır.
Hepimiz hiçbir gerçek zaferin kaçarak kazanılmayacağını

biliyoruz; zaferler sadece canla başla, cesaretle savaşarak
kazanılabilir. Bir de neye karşı savaştığımızı bilmeliyiz,
yoksa kaybeden tarafta olabiliriz. Sadece Doğrudan Yol bize
daha ilk adımdan nereye niçin gittiğimizi söyler.
Bu gerçek olmayan dünyayı reddimiz, etrafımızdaki ins an

ların bilmediği algılayama dığı bir biçim de olsa da, doğal ve
makul bir karakter kazanır; hayal veya bulanık rüyalar gibi
değildir. O zaman hala fiziksel kabuklarımız içinde ortasında
yaşadığımız duyular dünyasına ait olan şeylerin gerçek
değerini biliriz.
Birçok insanın nihai başarıya götüren tek yolu idrak

edemediği için hala kuşkulu yollar izlediğini görüyorum. Bu
anlamda – belli bir dereceye kadar- kabul edebiliriz ki “bütün
yollar aynı amaca giderler”, çünkü “zaman sonsuzl uğa doğru
uçar.”

 

Doğrudan Yol Yüce Buda’nın ruhani tanıklığını da kabul
eder: “Yanılsamalarınızı yerine başka yanılsamalar yaratarak
yıkamazsınız.”
Bu kitabın başlığını ve nihai bölümün başlığını oluşturan

harika şartı henüz gerçekleştiremediniz mi? Okurken,
yazarken, yürürken, kişiliğinizden ayrı olduğunuz, her şeye
nüfuz eden ve içinde çatışma, arzu, soru ve ortalama insan
arasında çok yaygın olan alt bilincin diğer nitelikleri olmayan
bir huzura gömüldüğünüz olmadı mı hiç? Sanka-ra’dan alınan
ilhamla tasarlanan Alıştırma 9A’yı bir süre yaptıktan sonra
başınıza böyle bir şey gelmedi mi? Eğer olmadıysa, bilin ki
yazmak, konuşmak, iş yapmak gibi birçok dünyevi faaliyeti,
aynı anda “dünya dışında” olarak yapabilirsiniz.
Bunun şartı içinizde doğal bir basitliğin olması ve bütün
gereksiz, karmaşık ve saplantılı düşünce ve arzuların
yokluğudur. Bu durumun kişinin zihnini kontrol etmesinin bir
sonucu olarak geldiğini kolayca tahmin ediyorsunuzdur.
Tekrar ediyorum, bu kontrol içsel durgunluk halini yaratma ye
te ne ği ve mut lu lu ğun dan baş ka bir şey de ğil dir. Bu
durgunluğun içinden aşağıdaki her şeye cehaletin ve bilinc in
yüzeyselliğinin çocuğu olan rahat vermeyen tutkularla dolu
bir dünya gözüyle değil, bir bilgelik bakışıyla bakarsınız.
Bütün bunlar dirilişin işaretidir.
Okuyasınız ve fikre zihinsel olarak yaklaşasınız diye terime

insan dilinde karşılıklar aradığım zaman, deneyimin tek
tercüme edilebilir özellikleri sükunet ve ciddiyettir. Dünyanın
madde perdesiyle örtülü olmadığı düşüncesiz âlemde, diriliş
gerçeği, kişinin başına geldiğinde o bunu hiç kuşkuya yer
kalmadan anlar. Bu hayatın eski üç planının, hayatın yerine
geçen değersiz bir parodi, hayat dışı bir şey
du ğu an la mı na ge lir.

 

Bu durum insanda olumsuz ve hastalıklı akımlar yarat maz.
Yukarıdaki cümlede söyleneni bilmek acı çekme veya
içerlemeyle ilgili değildir. Bunlar kalıcı ışık diyarında var
olmayan şeylerdir.

Ruhta uyandıktan sonraki dördüncü halin sonuçlarına yakın
insan dilindeki bir ifade özgürlük terimi olabilir. O mutlak
özgürlüktür ve ancak bela yaratan zihni savaşta mağlup
etmeyi başarmış kişi farkındalığın bu yanını takdir e de bi lir.
Bu savaşı kazanana kadar hayatın esiri olarak kalırız,

savaşın silahı da konsantrasyondur. Ancak bundan sonra bizi
görelilik dünyasına bağlayan her şeyden bağımsız olmanın
zevkini yaşayabiliriz.
Öğrenci geriye dönüp bitirmiş olduğu konsantrasyon

kursuna baktığında, yaşadığı deneyimlerin birbiri ardına
fiziksel bedenin bütün duyularını herhangi bir baygınlık veya
uyku hali yaşamadan dışarıda bıraktığını görecektir.

Gelin özetle bir son analiz yapalım:
İlk ve İkinci Seri:
Alıştırma 1, 1A ile 2 ve 2A görme ve işitmenizi dışarıda

bırakır. XVII. Bölüm’deki A ve B manyetik güçlerin bazı
yararlı tezahürlerini, bunların görünmez güneş ve aydan gelen
doğadaki akımlarını anlamanıza yardımcı olmaktadır.

Üçüncü Seri:
Alıştırma 3 ve 3A üç fiziksel boyutumuzun ötesine giden

özel bir görme geliştirmekle ilgilidir.
XVIII. Bölümün (a) ve (b) şıkları gelen düşüncelere ve

duygulara karşı bize etkin bir savunma kullanmayı öğretir.
Dör dün cü Se ri:
4 ve 4A Alıştırmaları imgelem gücünü kullanarak etkin

konsantrasyonu geliştirir.

 

Alıştırma 5 ve 5A seçilen nesneler üzerinde esnek bir
imgelem kullanmayı geliştirir. Burada konsantrasyon bütün
önceki alıştırmalar gibi güçlü bir arkaplan olarak iş gö rür.
6 ve 6A Alıştırmaları görme ve işitmenin ötesinde edilgin

konsantrasyonu geliştirir.
Be şin ci Se ri:
Alıştırma 7 ile 7A etkin ve edilgin konsantrasyon form‐

larıyla ilgilidir.
Son iki seri olan Alıştırma 8, 8A ile 9 ve 9A zihni cisim-sel,

görünür tezahürle teması yitirme noktasına kadar genişleterek
geride bırakmayla ilgili, en yüksek dereceden edilgin
konsantrasyon biçiminin geliştirilmesiyle ilgilidir.
Bu kitap boyunca “ruhani usta” kelimesi sık sık kulla‐

nılmıştır; öyle görünüyor ki bu bölümü kapatmadan bazı
açıklamaların yapılması iyi olur. Bazı insanlar 8 ve 8A’ya
kadar olan alıştırmaları tamamladıktan sonra etüdü bırakıp
yeni kazanmış oldukları yetenekleri gündelik hayatlarında
kullanmak isteyeceklerdir. Bunu yapmaya hakları var. Fakat
diğerleri daha ileri gitmek, konsantrasyon silahıyla donanmış
olarak arayışlarını maddi olmayan âleme doğru genişletmek
isteyecektir. Bu öğrenciler için ruhani rehberler, gerçek
ustalar üzerine daha fazla bilgi faydalı olacaktır.
Eğer bir usta bulmak ruhani aydınlanmanın olmazsa olmaz

koşuluysa, o zaman aşağıdaki sorular ortaya çıkar: Bunu nasıl
başarabiliriz? Ve ustayı nasıl tanıyıp hata yapmaktan
kaçınabiliriz? Bu sorular tümüyle normal soru lardır ve
cevaplanabilir, hatta cevaplanmalıdırlar.
Uygun bir biçimde dile getirmek gerekirse bir gerçek ustayı

(Sad-Guru) bulmak ve tanımak yeteneği hepimizin içinde
vardır. sıradan dilde böyle bir usta için en iyi tarif, İdeal
İnsan’dır. Bundan daha azı mürit adayındaki ilahi unsuru

 

cezbetmez ve onu mutlu zafere kadar tutamaz. Kol ayca
görüleceği üzere bu tür insanlar çok nadirdir ve zor bulunur.
Aslına bakılırsa insanlık bütün tarih boyunca bu insanlardan
ancak çok azını tanımıştır. Fakat kendini ger çek usta olarak
tanıtmak isteyen birçok küçük aziz, yogi var olmuştur, var
olmaya devam etmektedir.
Bu insanların niyetleri ne kadar temiz olursa olsun

olmadıkları şey gibi görünme çabasının kendisi başlı başına
bir şey anlatır. İçsel ilerleme yoluna girmek üzere olan bütün
müritlerin temel erdemi iç görü ve ayrım yapma yete ne ği ol
ma lı dır.
İsa bizi bu konuda uyarmıştır: “Çokları size benim ismimle

gelecek, ben Mesih’im diyecek; çoklarını kandıra cak.”
Günümüzün ruhani ustası da aynı uyarıyı yapmış ve “sıradan

azizler ve yogiler” denen insanların ancak biraz daha ilerlemiş
insanlar olduklarını, bunların güçlerinin hala sınırlı olduğunu
“ilksel günahtan”, yani cehaletten tümüyle azade
olmadıklarını işaret etmiştir. Gündelik hayatta bile
öğretmenlik konusunda ancak kısmi eğitim almış bir insan
mesleğin gerektirdiği her şeye sahip olmadığı için öğretmen
olamaz.
Ruhani âlemde, tüm insan zayıflıklarından ve cehaletten

henüz arınmamış olan böylesi bir lider öncelikle karşılaması
gereken yüce ideal için insanın duyduğu arzuya yanıt vere‐
mez. Dahası gerekli ayrım yapma gücünden yoksun olup
yanlış bir öğretmene bağlanacak olanları yanlış yola götü-re
bi lir.
Istırap içinde olan insanlığa gerçek bir mesajı olan, bir

gerçek bilgelik ustasının özelliklerini inceleyelim:
a. Usta her zaman dünyaya kamil ve bütün ruhani

mükemmelliğe sahip olarak gelir, bunlar çocukluk biter

 

bitmez kendini gösterir. Gerçek usta hayatının ilk kısmında
bildik günahları işleyerek herkes gibi bir hayat süren,
ardından hayatının ikinci döneminde “dönerek” bir aziz veya
yogi gibi yaşayan bir insan değildir. Böyle yapan, gerçek bir
öğretmenin varlığını tanıyarak yanlış yoldan dönen kimse
başarılı bir mürit olabilir. Onun önünde daha yapılacak çok iş
olacaktır. Bu kişinin karması henüz bitmem iştir ve önünde
ödemesi gereken devasa miktarda bir “borç” vardır, oysa
gerçek guru veya Jivanmukta sonsuza kadar özgürdür.
Hayatın yüce okulundaki bu tür ileri öğrencileri takdir
edebiliriz, ancak lekesiz doğan, en küçük bir “ego” izi bile
taşımayan geçmişi, şimdisi ve geleceği olmayan mükemmel
bir varlıkla onu karşılaştırmaya cüret etmemeliyiz.

Gurunun hiçbir bağlılığı yoktur. Müritlerinin (ona bağlı
olanların) sayısı onu etkilemez, bunla ilgilenmez; çünkü
yeterince olgun olan herkesin dünyanın öbür köşes inde
yaşıyor olsa bile eninde sonunda ustayı bulacağını bilir.
Dolayısıyla bir Sad-Guru’nun öğretisini yaymak için
gezmeye ihtiyacı yoktur. Bu tür bir davranış mükemmel
insanın bilgeliğiyle ve yüceliğiyle çelişkili ve uyumsuzdur.

Ger çek us ta var o lan bü tün din le rin üs tün de ve ö te –
sindedir; bununla birlikte bütün dinlerin daha az gelişmiş
insanlar için ilk adımları oluşturduğunu bilerek hiçbirini
ayıplamaz. Sonuç olarak belli bir inanç sistemini ötekine
üstün tutmadığı için din değiştirme ve “döndürmeyle” hiçbir
alakası yoktur.

Guru örnek ve eksiksiz bir biçimde bağsız bir hayat sürer;
hayatıyla bize alt edilmez görünen sınırların nasıl aşılacağını
gösterir. Bir fener gibi aydınlanmasının ve koz mik Ben-Tanrı
ile birliğinin ışıklarını her yöne saçar.

 

Maddi dünyada bir şeye sahip olmayı reddeder. Dola yısıyla
hiç kimsenin maddi şeylere bağlanmadan yaşayama yacağını
söyleyen eski inanışı yalanlar.

Kelimenin bildiğimiz anlamıyla hiçbir kişisel ilişkisi yoktur.
Bütün aile ve toplumsal bağların ötesindedir. Herke sin yar
dım ve il ham i çin yü zü nü dö ne bi le ce ği böy le bir usta
bulanlar onun nezdinde büyük bir dost bulurlar.

Hiçbir gerçek usta çok yazmaz ve çok konuşmaz; ya İsa ve
Buda gibi hiç yazmaz, ya da Maharşi gibi çok az yazar.
Neden? Çünkü doğrudan ilham verdiği öğrencile rinden
bazılarının mesajını insanlığa iletmek için gerekli olan bütün
teknik işleri yapacağını bilir. Bu ona bu dünyada daha yüksek,
daha saf ruhani, yapıcı işler için zaman ve serbest lik ve rir.

h. Hiçbir hediye kabul etmez ve bedeninin ihtiyaç duydu ğu
şey ler den an cak çok a zı na te nez zül gös te rir. Kendilerini
“usta” gibi gösteren diğerlerinin bunun dışındakidavranışları
en iyisinden kendini aldatmak, en kötüsünden başkalarını
aldatmak içindir. Çünkü zamanımızda onlara ödeyebilecek
gücümüz varsa bize ‘yardım etmeye’, bizi ‘inisiye etmeye’
hazır çok tehlikeli ‘ustalar’ vardır. Ancak tümüyle kör
insanlar para veya başka bir fiziksel yolla ödeyecekleri
böylesi bir ‘rehberliği’ kabul ederler.

i. Gerçek ustalar pek siddhi (okült güçler) sergilemezler;
çünkü çok önce ustalığın eşiğindeyken bütün bunları
aşmışlardır. Bir gerçek usta bütün gücün kaynağı olan teza
hür et me miş Mut lak i le bir ol du ğu i çin bü tün sidd hilere
ve fazlasına sahiptir.
j. Hiçbir Jivanmukta hayvan isimleri, yüzeysel unvanlar

veya beşeri duyguları gösteren semboller kabul etmez. Bu
onun onurunun ve bilgeliğinin çok altındadır. Kendi çağı‐
mızın büyük rişisi bize şunu söylemişti: “aslında, onun bir

 

ismi bile yoktur.” Çünkü insan tarafından verilen bir isim
kişilik, ego veya etiket demektir. Gerçek bir hoca egosunu
çok uzak bir geçmişte yitirmişken, günümüzün kerameti
kendinden menkul ‘ustaları’ ayrım yapma yeteneğinden
yoksun insanların gösterişli ve içi boş isimlerini kabul
ederler. Egoları yok olmak bir yana hala çok güçlüdür.
k. Usta fiziksel var oluşuna karşı tam bir kayıtsızlık

içindedir; onun için kendi bedeni, hal a öncelikle maddi
şeylere bakmaya alışkın bizler, müritleri için belli bir önem
taşıyan içi boş bir kabuktan ibarettir. Oysa bir gerçek ustan ın
sınırsız ruhani bilinci için bedeni hiçbir anlam taşımaz. Ne
vakti gelmeden önce ondan kurtulmaya çalışır ne de ölürken
onu korumak için çaba sarf eder. Ancak sıradan insanlar
doktorlara ilaç için koşarlar. Yüce Rişi Ramana fiziksel
formundan ayrılmadan kısa bir süre önce şöyle söy lemiştir:
“Bedenin kendi bir hastalık!” Bu, cahil insanların büyük bir
sevgi besledikleri fiziksel varoluş hakkında bir inisiyasyon,
mutlak hakikattir. Bilge her şeyin bir zamanı olduğunu bilir,
öyleyse kaçınılmaz olana neden dirensin?
l. Ancak mükemmel insan sessizliği öğretebilir. Çünkü

kendi ona ulaşmıştır. Başkalarında sessizlik ancak o uyan‐
dırabilir. Herhangi bir dil kullanmak yerine sessizlik yoluyla
konuşur. Fakat henüz Jivanmuktas olmayanlar doğal olarak
konuşmayı ve kâlemi tercih ederler.
m. Dünya için ruhani bir mesajı olan bir gerçek ustayı

tanıtacak diğer bir alamet onun hiçbir dünyevi ustasının
olmamasıdır. Bu dünyaya bize yeni yolları açmak için hazır
ve olgunlaşmış olarak gelir ve hiçbir insani yardıma ihtiyaç
duymaz. İsa, Buda ve Ramana Maharşi’nin durumları buydu;
fakat ikinci sıradan liderlerin kendilerine benzeyen

 

yardımcıları vardır. Dolayısıyla en iyisi kendimizi en önde
olanlara açmaktır.
Bahsettiklerim yalnızca birkaç noktadan ibarettir, bununla

birlikte gerçek bir ustayı takip etmedikleri zaman
yaşayacakları kaçınılmaz ve acı hüsranlardan kaçmada
öğrencilere yardımcı olabilir. Eğer ayrım yapma güçleri
yeterince iyi değilse, bir gerçek guru yerine onun gölge
örnekleriyle karşılaşabilirler. Böyle bir hatadan doğacak
büyük zararı tahmin edebilirsiniz.
Bu dünyada kesin bir misyonu olan gerçek bir ruhani ustanın

bütün şartlardan özgür olduğunu ve etraflarındaki ortalama
insanlardan etkilenmediklerini bilmeliyiz. Gücü öyle
büyüktür ki, biz insanların kusurlarımızdan – tutku larımız,
aptallıklarımız dolayısıyla- yaydığımız katışık ve dü zen siz
tit re şim le rin o nun Mut lak Bü tün i le bir li ği nin ebedi
mutluluğunu bozmasına izin vermez. Böyle bir usta (İsa,
Buda, Maharşi) kendini ulaşılmaz yerlerde saklamaz; işlerini
biz insanların arasında herhangi bir zahmet ve eziyet
çekmeden yapar. Farklı davrananlar gerçek ustalar değillerdir.
Eğer ruhani olarak olgunlaşmış insanlara hemen sonuçlar ve
ren mü kem mel lik ve öz gür lü ğün di ken li yo lu nu,
Doğrudan Yol’u yürümek istiyorsak kendi çağı için bir mesajı
olan doğru bir ustayı düşünmeliyiz.
Böyle bir yol bizim için büyük bir rişi tarafından açıl mıştır.

Ve rişinin mesajının özünü kısmen kabul etmiş olan birkaç
aziz ve mürit o günden bu yana kendi isimler iyle, ‘kendi’
öğretilerine dayanan okullar açmışlardır.
Bazıları yukarıda bir guru için verilen yüksek ölçütle rin

mevcut olmadığını ve bugüne kadar hiçbir insanın bu
ölçütlere ulaşamadığını söyleyerek itiraz edebilir. Kesinlikle
yanlış tır bu. Çünkü dünyada böyle bir usta gören, onun

 

sözlerini dinleyen, onun ışığıyla önlerinde açılan ruhani
ufukları algılayan bir sürü insan yaşamaktadır. Bu karşılaşma
onların deneyim kazanma sürelerini kısaltmış, ruhani
aydınlanma yolunda onlara çok faydalı olmuştur. Bu insanlar
ustanın bahsettiğinden çok daha fazlasına sahip ol duğunu
bilirler. Ayrıca bu ustanın birkaç yıl önce fiziksel âlemden göç
tü ğü nü de bi li rler.
Gerçek bir gurunun bütün samimi müritlerinin başka hiçbir

rehber kabul etmemesinin veya birçok insanın kolayca kabul
ettiği sayısız kerameti kendinden menkul ‘ustalara’ biat
etmemesinin sebebi budur. Onlar için SadGuru ile bir araya
gelme, diyebilecekleri, arzulayabile-cekleri tek şeydir. Gerçek
olmayan için Hakikat’i terk eden kişinin süreci geriye
çevirme şansı, bir nehrin sularını okyanustan geri alma şansı
kadardır. Gerçek bir guru ile rabıtayla elde edilmiş ebedi
olanın tadı birçoğumuz için her şey demektir.
Artık yazarın bütün ciddi öğrencilere başarı dileklerin den

başka söyleyecek bir şeyi kalmamıştır. Eğer bu kitap bazı
insanların içsel standardını yükseltmişse bu hem yaza rın hem
öğrencilerin umabileceği en yüksek ödüldür. Bu hayatta bir
gezgin gibi dolaşırken, çoğunlukla bu gezmenin amacını
sormayı unuturuz. Öyleyse kadim Upanişadlardan alınmış şu
güzel alıntı üzerine meditasyonla kitabı bitirel im:
Dağ lar da ki kar tal lar na sıl gök ler de yük sek le re u çar
sa, Uzun uçuşun dan sonra yorgun dinlenme yerine kanat
çırparsa,

Görünüşler, görelilikler ve fanilikler dünyasını yaşamış ruh
döner kendine
Bütün arzuların, bütün düşlerin ötesinde uyuyacağı yere.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir