KONTRGERİLLA KISKACINDA TÜRKİYE
6 Ekim 2017
ERGENEKON DARBECİLERİNİN SON ÇIRPINIŞLARI
6 Ekim 2017

KORKU İMPARATORLUĞU – GLADİO

İnsanların var oluşundan itibaren
sürekli hakim olma düşüncesi mevcut olmuştur. Sonunda egemenliği kazanmış
olacaktır. Kazanılan egemenlik asla başkalarının eline geçmemeli ve egemenliğin
sınırları genişletilmelidir. Bu egemenlik anlayışına sahip olanlar egemenliğinin
devamı ve genişlemesi için gerilimin artırılması ve şiddetten faydalanılması
gerektiğine inanırlar. Bunun içinde halk ve muhalifleri üzerinde kontrollü
gerilim uygularlar. Artık günümüzde soğuk savaş yerine psikolojik savaş yer
almaktadır. Bunun en güzel örneği kontrollü gerilim stratejisidir. Bu
stratejinin yakın zamandaki örnekleri Doç. Dr. Necip Haplemitoğlu Suikastı ve
Danıştay Saldırısı’dır. Bu tür davranışlar halkın hükümet ile ayrışması ve
egemenliği elinde bulunduranların egemenliğini daha da artırmalarını sağlar. Fakat
Haplemitoğlu Suikastı Ergenekon davasında tekrar gündeme gelmiştir. Ülkemizde meydana
gelen birçok suikast ve yarım asırdır baş belası olan PKK terörü bir psikolojik
savaş ve kontrollü gerilim stratejisinin ta kendisidir.
Bütün bu kanunsuzluklardan beslenen ve
uluslar arası arenada adı Gladio olan bu yapının kontrollü gerilim stratejisi
ile birlikte amaçladığı tek hedef kurdukları Korku İmparatorluğu ile
egemenliklerini güçlendirme çabalarıdır.
Türkiye her açıdan bu egemenlik kurmak
isteyenlerin hedefinde olmuş ve ülkemiz üzerinde sürekli bir Korku
İmparatorluğu kurulmak istenmiştir. Bunun arkasında da devletleri kontrolleri
altında tutmak isteyen küresel oyun kurucuların olduğu ve Gladio adını
verdikleri yapı ile ülkeler üzerinde bir korku imparatorluğu kurarak her şeyin
kendi istekleri doğrultusunda gerçekleştirmek istedikleri aşikardır.
Egemenliğin kaynağı halktır fakat
Gladio ile bu egemenlik belli tekellerin eline geçirilmek istenmektedir. Ulusal
egemenlik sınırlarının dışına çıkarak sınırötesi egemenlik anlayışı hakim
olmaktadır.
Belli dönemlerde bu Haşişiler
tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Hasan Sabah liderliğinde ve
Sabbah’a koşulsuz itaat eden şahıslar tarafından bu gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Yine Bılderberg grubu bu amaçla hareket eder. Bu gruba üye olanlar genelde
istihbarat örgütlerinin, silahlı kuvvetlerin, NATO’nun ve Savunma
Bakanlıklarının en tepesindeki insanlardır. Bu örgütler çok tehlikelidirler
çünkü savaşı onlar çıkarır, ne kadar süreceğine ve hangi sınırların
çizileceğine onlar karar verirler. Bu gruplar her açıdan yadsınamayacak kadar
büyük güçtedirler. Bu örgütler faaliyet alanlarına geren hükümetleri kontrol
altında tutmaya çalışırlar. Bunu da oluşturdukları Gladio yapılanmaları ile
gerçekleştirirler. Kendi amaçlarına hizmet ettiremedikleri hükümetleri yıkmak
için ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazırdırlar. Ülkelerdeki en önemli şeyler
Medyadan mafyaya kadar onların ellerindedir. Ergenekon yapılanması da böyle bir
oluşuma örnek verilebilir.
Ülkemizde meydana gelen darbelere
bakıldığında bu örgütlerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığını görebiliriz.
Ülkemizde son 50 yıldır devlete yönetici olarak atanan şahıslar Bilderberg
tarafından atanmışlardır. 2002 seçimlerinden bu yana siyasal iktidara yapılan
engellemeler ve yıpratma çalışmaları tamamen bu oluşumların tekelindedir.
Tapınak Şövalyelerinin Türkiye de de
etkili olduğu söylenebilir. Türkiye’deki darbe dönemlerinin kaotik zeminlerinin
hazırlanmasında etkili oldukları ve bu çerçevede faaliyet gösteren Gladio
yapılanmalarını ellerinde bulundurdukları ortaya çıkmıştır. Yani korku
imparatorluğu oluşturulmasında baş aktörler arasında yer alırlar. Bu örgüte
mensup birisinin ülkenin kaotik döneminde Cumhurbaşkanlığı’ na önerilmesi ne
kadar etkili olduklarının göstergesi sayılır.
Opus Dei Tarikatı’na bakıldığında önem
verdikleri en büyük şeyin düşünce özgürlüğünü kısıtlamak istemeleri olduğu
görülür. Varolduğu ülkelerde düşünce özgürlüğünün kısıtlanması için her türlü
lobi faaliyetlerini yapar. Türkiye’nin de içinde bulunduğu ülkelerin tamamında
100 000 e yakın üyesinin olduğu sanılmaktadır.
NATO’nun kuruluşuna baktığımızda
komünizme karşı kurulmuştur ve ABD Rusya’nın diğer ülkeler üzerindeki etkisinin
en aza indirilmesi ve komünizmin yayılmasının önlemek amacıyla NATO’yu kurmuştur.
İşte Korku İmparatorluğu’nun yayılması bu oluşumun kurulması ile olmuştur.
Komünizmin yayılmasını önlemek amacıyla ABD bazı ülkelerde kendine bağlı gizli
operasyon birliklerinin kurulmasını temin etmiştir. Fakat NATO’yu kuranlara bakıldığında
arkasında Amerika’nın en gülcü Yahudi lobisi CFR olduğu görülür. Dünyayı tek
merkezden yönetme gibi bir amaçları vardır. Bu da bir tür Siyonizm hareketi
kabul edilir. Bu yapının lideri ise Gizli Dünya Devleti’nde önemli etkinliği
olan Rockefeller ailesidir. CFR üyelerinin birçoğu yine Bılderberg’ e üye isimlerdir.
En önemlisi de Türkiye’de medya, istihbarat, bilişim, sermaye alanlarında
hatırı sayılır miktarda üyesinin bulunmasıdır.
Gladio, NATO operasyon birimi olarak
kurulmuştur. Buradan da anlaşılacağı gibi Gladio veya Kontrgerilla’nın nereye
hizmet edeceği ortaya çıkmaktadır.
SSCB’nin dağılması ile komünizm tehdit
olmaktan çıkıyor olmasına rağmen NATO hala devam ediyordu. Bunun sebebini
anlamak zor olmasa gerek.  Artık yeni bir
tehdit bulunmalıydı. Artık yeni tehlikeye karşı savaşılması gerekiyordu. İşte
bu hayali düşman İslam’ dı. NATO, ABD’nin organize ettiği ve finansmanını
sağladığı İslami terör örgütlerini kullanarak yaptırdığı terör eylemlerini
birer tehdit olarak algılamaya başlamıştı.
           
Kontrollü gerilim stratejisi silah
olarak yazılı ve görsel medya kullanılarak yapılan propagandayı kullanıyordu.
Mesela Hürriyet gazetesinin Ergenekon davası ile birleştirilen Danıştay
Saldırısı’nı ‘’Türkiye’nin 11 Eylül’ü’ olarak manşetine taşıması ve ardından “Madalyamı
Geri Alın” manşetini atması kontrollü gerilim stratejisinin ta kedisidir. Yine
İrtica Eylem planının deşifre olmasının ardından “ Kurtlar Vadisi, Tek Türkiye,
Kollama” gibi dizilere karşı da olumsuz haberler yapılması gibi yayınları bir
araya getirdiğimizde bunların hepsi aslında Ergenekon Davası’nı sulandırma
çalışmalarından başka bir şey değildir ve hepsi bir provakasyon örnekleridir. Korku
İmparatorluğu’ nun bir başka silahı da eğitimdir. Kendi istedikleri tarzda
insan yetiştirmek için bu sahanın ellerinde olmasını isterler.
Küresel oyun kurucuların asıl amacı
düzensizlik yaratmak ve kendi elleriyle yaratılan düzensizlikte kendilerine
göre düzen addettikleri düzeni kurmaktır. İşte bu amaç doğrultusunda çalışan
örgütlere Gladio ya da Kontrgerilla denilir. Yine amacı şiddeti yaşam biçimi
haline getirerek saldırgan ruhlu kişileri beslemek ve yapay ideolojileri de
kullanarak eylemlere yöneltmektir.
            Gladio
ya yapı içerisinde;
·
Yerel
Polis Müdürü
·
Okul
İdaresi ve Müdürleri
·
Yargıçlar
ve Hukuk Temsilcileri
·
Sendika
Lideri ve Liderleri
·
Etkili
basın yayın organlarının yayımcıları
·
Büyük
iş ve ticaret kuruluşlarının temsilcileri
·
Diğer
etkili kişiler yer alır.
Gladio’ nun eğitim amaçlı merkezleri
de bulunmaktadır. Bu eğitim merkezlerinin en önemlileri tüm örgütlenmelerin
arka planında bulanan İsrail’ de bulunmaktadır. Bu merkezlerin hepsi aynı
zamanda MOSSAD’ a da bağlıdır.
Türkiye’ deki Ergenekon
soruşturmasının kaynağı gösterilmeye çalışılan Tuncay GÜNEY’ in 2004 yılından
bu yana her yıl Nisan- Mayıs aylarında New York üzerinden İsrail’e gelerek bu
merkezlerden Jonattın Institute Jerusalem isimli merkezde 6 haftalık eğitim
aldığı da önemli iddialardan biridir.
Gladio dediğimiz yapılanmalar sivil ve
askeri isithbarat örgütleri ile birlikte birçok gizli sivil toplum örgütlerini
de bünyesinde barındırırlar.
Dünya’ya ve Türkiye’ye baktığımızda
Latincede kılıç yada keskin silahlar anlamına gelen Gladio 1952 yılında
kurulmuştur. Oluşum CIA tarafından yönetilir ve finanse edilir. Gladio NATO’nun
2. Dünya savaşından sonra Komünist Bloku ülkelerinin Batı Avrupa ülkelerine
karşı olası bir saldırısını önlemek amacıyla geliştirilmiş gizli orduların
adıdır ve en önemli amacı Korku İmparatorluğu oluşturmaktır. Ülkemiz açısından
değerlendirildiğinde bu 1960’
tan bu yana yaşanan demokrasi dışı askeri müdahale ve muhtıra süreçlerinin arifesine
özgü bir durumdur.Türkiye’de ki Yapılanmanın 1967-1974 tarihleri arasında
komutanlığını yapan ve yakın zamanda vefat eden Orgeneral Kemal YAMAK bu oluşumun direk olarak Amerikalıların desteği
ile sağlandığını “gölgede kalan izler ve gölgeleşen bizler” isimli kitabında
belirtir ve bu yapılanmanın da Özel Harp Dairesi adını alan Seferberlik Tetkik
Kurulu olduğuna dikkat çekmektedir.
 Kitabında özel Kuvvetlerde görevli özel önem
verdiği subayların ismini de yazmıştır. Bu liste de bulunmayan fakat 28 Şubat’
ın Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’i bu listeye eklediğimizde bazı Flu
resimleri daha net görebileceğimiz ortadadır. Bunun yanında kitapta Fevzi
Türkeri’ nin 28 Şubat dönemi Genelkurmay İstihbarat Başkanlığında bulunması ve
sonraki yıllarda da önemli görevlerde bulunması ve Şemdinli Savcısı Ferhat
Sarıkaya tarafından bu olayların merkezinde bulunduğunu iddia etmesi bakımından
Kemal Yamak’ ın söylediklerinin doğruluk payının olup olmadığını kafaları
karıştırmaktadır.
Yine aynı noktaya dikkatimizi çeken
bir diğer isimde Araştırmacı Danielle Ganser’dir. O da yaptığı araştırmaları
NATO arşivlerine dayandırır ve Gladio örgütünün liderinin ülkelerde ki Özel
Harp Dairesi tanımlamasına uyan birimlerin başındaki isimlerin olduğunu
belirtir ve Türkiye ile ilgili yaptığı tespitlerde Gladio’nun liderliğini yapan
şahsın emekli olduğunda da devam ettiğini ve sivil ile ilişkiyi sağladığı
tespitine yer verir. Yani Türkiye’nin Gladio’ sunun başı olarak daha önce Özel
Harp dairesinden sorumlu şuan emekli olan bir komutanın “1 numara“ olabileceğine
dikkat çeker.
Cumhuriyet’ in kuruluşundan bu yana
devletin tehdit algıları irtica, bölücülük, komünizm olmuş ve halkın büyük
çoğunluğu tehdit olarak görülerek bu gayri nizami harp türü uygulamaya
geçilmiştir.
Gladio, NATO’nun kurmuş olduğu bir
örgüttür ve komünizme karşı kurulmuştur. Bu amaçla da ülkemizdeki oluşumda
aşırı sağ – milliyetçi gruplara yer verilmiştir. 1980’ e kadar Gladio
yapılanmasının operasyonel kanadının en etkili ismi olarak Alparslan Türkeş
gösterilir ve NATO kayıtlarında Türkiye’den eğitime seçilenlerden eğitim
sürecini en iyi tamamlayan kişi olduğu belirtilir. 12 Eylül Askeri darbesinin
oluşumuna zemin hazırlayan ve çatışma sürecinin oluşumunda ‘vatana sahip çıkmak’
adına ülkücü teşkilatların sokaklara itilmesi başka türlü açıklanamaz. Yine
ayrışma amacıyla sağ ve solun kullanmış olduğu silahların merkezinin Gladio’nun
kurucusu ülkelerden geldiği aşikârdır.
Türk Gladio’su ile ülkedeki masonik
örgütler arasında ilişki vardır. Susurluk araştırma komisyonunda yer alan
üyelerden Mehmet Bedri İncetahtacı, Susurluk’la ortaya çıkan derin yapılanmanın
bütün kollarına ulaşabilmek için masonik yapılanmalarla ilişkisinin ortaya
çıkarılmasının şart olduğunu açıklar fakat kısa bir süre içinde meçhul bir
trafik kazasında hayatını kaybeder. Bugün devam eden Ergenekon soruşturması
sanıklarının bazılarının Mason Locasıyla ilişkileri ortaya çıkmıştır. Özellikle
bazı elit sanıkların 13. yüzyıldan gelen bir mason geleneğinin devamı sayılan ‘armada’
diye bir birimle irtibatlı olduğu yüksek sesle dile getirilir. Armada’nın bir
lobi yapılanması ötesinde Türk Gladio’suna strateji ve hedef belirleyen elit
bir Mason grubu olduğu iddiaları önemlidir.
Kemal Yamak kitabında Özel Harp
mensuplarının askerlik görevini yerine getirenler arasından başarılı olanlar
içinden elemanlarını seçtiklerini ve özel bir eğitime tabi tutulduklarını
belirtir. Bu bağlamda ASALA operasyonunda görev aldığı söylenilen Abdullah
Çatlı’nın Özel Harp ile ilişkisini açıklayabilir ve 12 Eylül darbesine zemin
hazırlayan sokak eylemlerinde Ülkü Ocakları’nda görevli olduğu da düşünülürse
sokak eylemlerinin azmettiricisi ortaya çıkar.
Doğu Bloku’nun dağılması ve Soğuk
Savaş’ın sona ermesi ile birlikte komünizm tehdidi ortadan kalkmış ve örgüte
yeni görev ve stratejiler belirlenmiştir. Bugün terör din eksenli tarif
edildiğine göre Gladio’nun şimdiki görevi din üzerinedir. Bu amaç içinde, sözde
laikleri, kemalistleri, emekli ve muvazzaf bazı ordu mensuplarını, emekli ve faal
yargı mensuplarını bünyesine almıştır.
1999’lardan sonra tekrar yapılanmaya
başlayan Gladio, Korku İmparatorluğu’nun pekişmesi için Ergenekon denilen
yapılanmayı adres seçmiştir.
Gladio yapılanması sadece bizim
ülkemizle sınırlı tutulamaz; çünkü birçok ülkede Gladio yapılanması mevcuttur. 22
Kasım 1963 Kennedy Suikastı bunun bir örneğidir. Adres Yahudi Lobisi’ni
göstermesine rağmen soruşturmada bir defa dahi ismi geçmez. Fakat şahsi olarak
yapılan araştırmalar suikastın MOSSAD işi olduğunu gösterir. Bu suikast
ülkemizde meydana gelen Uğur mumcu suikastı ile bazı benzer özelliklere de
sahiptir.
İtalyan Başbakanı Aldo Moro’nun
öldürülmesi de derin güçlerin çıkarlarının zedelenmesi sonucu ve Moro’nun gizli
servislerin, terörist faaliyetleri organize edip yönettiği şeklindeki
iddialarının ardından gerçekleşmiştir. Ölümü ile ilgili bilgi sahibi olanlar
birer birer öldürülmüşlerdir. Böylece halk üzerinde bir korku egemenliği
yaratılmış ve siyasal tercihin yönü ve ideolojik tepkilerin düzeyi kontrol
altına alınmıştır.
Ülkemize döndüğümüzde 27 Mayıs 1960
darbesi ile millet iradesi dışındaki güçlerin müdahalesini meşru gören kesimler
ülkemizde hala mevcuttur. 12 Mart 1971 muhtırasının zeminini oluşturan FKF ( Fikir
Kulüpleri Federasyonu)’nin de CHP ve NATO işbirliği ile oluşturulduğu
düşünülebilir. Bunun gibi daha birçok oluşum aynı amaca hizmet etmiş olabilir.
PKK’ nın kuruluşuna ve eylemlerine
bakıldığında, Bebek Katili Abdullah Öcalan Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin
1966 yılından sonraki müdavimlerindendir ve bu dernekler NATO’nun Gladio
operasyonları kapsamında ödenek verdiği lokal cemiyetlerdir. Öcalan’ın Gladio
ile ilk teması işte burasıdır.
Ülkemizde PKK’ nın kurulmasına ve
Güneydoğu’ da ki faaliyetlerine göz yumulduğu açıktır. Nedeni olarak da
komünizmle mücadele ediyor olması gösterilir. Aslında buda bir Gladio eylem
tarzıdır. PKK Güneydoğu’da 12 Eylül 1980’ e kadarki zaman diliminde diğer örgütlere
ve güvenlik güçlerine karşı birçok eylem gerçekleştirmiştir. 12 Eylül 1980
darbesine bakıldığında PKK’nın çok rahat hareket edebildiği görülür. Elinde
silah bulunan herkesin toplandığı, gözaltına alındığı dönemde PKK liderlerinin
çok rahat bir şekilde yurtdışına çıkabilmeleri de PKK’nın hareket serbestîsini
göstermesi açısından önemlidir.
1999 yılında Kandil’ de terör örgütü
kongresi toplanmıştır ve bu kongrede örgütün tüm yapılanması hazır bulunmuştur.
Eğer istenilse örgütün tüm yapılanması imha edilebilirdi. Fakat zamanını İmam
Hatipler, Başörtülüler ile geçirenler tarafından görülememiş ve akıllarına bile
gelmemişti.
Bunların yanında Bebek Katili Öcalan’a
yönelik devletin kasasından çıkan yüksek meblağlarla organize olan suikastlar
bir şekilde sonuçsuz kalmış olması da ülkenin PKK eliyle yaratılan “Korku
imparatorluğu” na çeyrek asırdır nasıl teslim edildiğinin kanıtıdır.
15-16 Şubat 1975 tarihleri arasında
gerçekleşen Malatya Olayları’da Korku İmparatorluğu oluşturulması açısından
gerçekten çok önemlidir. Birbirine sürekli düşman iki ülke: ABD ve Rusya.
Ülkemizin konumunu dikkate alan ABD, Rusya Himayesine girmemizi istemediğinden
dolayı Malatya bölgesinde sözde sorun yaratılarak Barış Gönüllüleri adını verdikleri
topluluk sorunu çözmek amacıyla Malatya’ya gönderilir. Farklı etnik yapıdan
oluşuyor olması Malatya’ yı önemli kılar. Barış Gönüllüleri’ nin gelmesi ile
birlikte şehirde mevcut olmayan etnik ayrımcılık körüklenir. Bir tarafta
ülkücüler ve diğer tarafta alevi kesim içindeki Kontrgerilla elemanları
arasında savaşı andıran kavga başlar. Bu olayda yüzlerce kişi ölür. Malatya
olaylarının arkasındaki gerçeğe bakıldığında NATO güdümü Gladio’nun Türkiye’de
iç çatışma yaratarak toplumsal meşruiyet kazanma girişiminden başka bir anlam
ifade etmemektedir.
1 Şubat 1979’ da meydana gelen Abdi
İpekçi Suikastı’da Gladio’nun oyunundan başka bir şey değildir.
Uğur Mumcu Suikastı’ nın hala
aydınlanamamış olması aslında Gladio’nun devletin önemli kurumlarına ne kadar
iyi sızmış olduğunun ve ne kadar iyi çalıştığının göstergesidir.
Ahmet Taner Kışlalı Suikastı’da kirli
eller tarafından Laik Kesim ile dindarlar arasındaki uçurumu daha da
derinleştirmekten öte çatışma ortamı oluşturmak amacıyla tezgâhlanmıştır.
Kışlalı’nın öldürülmesinin İslamcı fanatiklerin işi olarak gösterilmesi bunun
doğruluğunun göstergesidir.
Tekrar Gladio’ya dönecek olursak;
Gladio Silahlı Orduya sızmayı vazgeçilmez bir yöntem olarak seçmiştir. TSK bu
yüzden Gladio ya yönelik tartışmaların odağına oturtulur. Yani Gladio TSK’yı
kendisine meşruiyet kazandırmak amacıyla kullanır.
           
Ergenekon ve Gladio ile birlikte
tanıştığımız Encümen-i Daniş yapılanmasına baktığımızda Masonik örgütlerden
ayrılan tek noktası sembollerinin ve ritüellerinin bulunmamasıdır diyebiliriz
fakat bulunup bulunmadığını dahi tam olarak bilmiyoruz. Ülkemizdeki tehdit
sıralamasına baktığımızda bugün eğer PKK tehdit sıralamasında 1. sırada yer
almıyorsa ve 1. sıraya irtica adı verilen kavram yerleşmişse bunun nedeninin
kaynağı Encümen-i Daniş’ in dikte ettiği raporların felsefesidir.
           
Aslında derin yapıların arkasındaki
güç Mason Localarından başkası değildir.Mason Kulüpleri’ne özellikle 2006
yılına kadar TSK mensuplarının büyük ilgisi olmuştur. Örneğin 28 Şubat’ın baş
aktörü Çevik Bir halen bu kulüplere üye ve görevlidir. Genelkurmay Başkanı
İlker Başbuğ’un da 2006 yılında bu kulübe üye olduğu öne sürülmüştür.

 

Encümen-i Daniş yaratılan Korku
İmparatorluğu’nun plan ve stratejilerinin belirleyicisi konumundadır ve Özel
Harp Dairesi’ nin rutin dışı operasyonlarına tavsiye üreten bir oluşum halini
almıştır. Öyle gözüküyor ki bu oluşum Ergenekon tasfiye edilse de başka adlar
altında yine benzer görevini yapmaya devam edecektir. Yani kendimizi Korku
İmparatorluğu’ndan kurtarmak hiçte kolay olmayacaktır…
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: