SON ÜLKÜCÜYÜ KİM ÖLDÜRDÜ? – Muhsin Yazıcıoğlu Suikastinin Perde Arkası
7 Ekim 2017
İÇİMİZDEKİ GLADIO İLE YÜZLEŞMEK
7 Ekim 2017

OPERASYON ADI: AĞA 01

İSMAİLAĞA CEMAATİNDEN GÜLEN CEMAATİNE UZANAN BİR DAVANIN PERDE ARKASI…



İsmailağa
Cemaati ismini İstanbul ilinin Fatih ilçesi Çarşamba semtindeki İsmailağa Camii
çevresindeki örgütlenmeden almıştır. Mahallede etkili olan Cemaat Nakşibendîliğe
bağlı olan İsmalağa Cemaati’dir. Cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu
Trabzon-Çaykara doğumludur. İsmailağa Camii emekli imamı Mahmut Ustaosmanoğlu
cemaat’in manevi lideri olup, 1960 yılında ölen Ahıskalı Ali Haydar Efendi’den
devraldığı Nakşibendî şeyhliğini İsmailağa Camii’nden yürütmektedir.  Cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ’na
sempatizanları Mahmut efendi, bağlıları efendi, cemaat sempatizanları ise
birbirlerine ihvan diye hitap ederler. Cemaat sempatizanları yeniliklere biat
diye karşı çıkmaktadırlar. 17 Mayıs 1998 tarihinde cemaat lideri Mahmut
Ustaosmanoğlu ’nun damadı Hızır Ali Muratoğlu İsmailağa Camii’ nde
kurşunlanarak yine 3 Eylül 2006 tarihinde İsmailağa Camii’nde sabah namazından
sonra cemaatin önde gelen isimlerinden emekli imam Bayram Ali Öztürk vaaz
verdiği esnada cemaatin arasında oturan Mustafa Erdal tarafından kalbinden
bıçaklanarak öldürülmüşlerdir. Cemaatte işlenen bu iki cinayet cemaat
sempatizanlarında büyük şaşkınlık yaratmıştır. Cemaat’ e bağlı olmak için şekil
şartı vardır. Erkekler sakal bırakmak, cüppe ve şalvar giymek, namazlarda
başlarına beyaz uzun tülbent sarmak, kadınlar ise çarşaf giymek zorundadırlar.
Böylelikle farklı olunacak bu farklılıktan asrı-saadet çıkacaktır. Böylelikle
de küçük mutluluk mahallesinin bir parçası olunacaktır. İsmailağa Nakşîleri
şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır görüşünü benimserler.

İsmailağa
Cemaati’ne yönelik soruşturma ilk olarak Jandarma Alay Komutanı’nın il
koordinasyon toplantısında okuduğu bilgi notuna istinaden 2 Kasım 2007
tarihinde başlatılmıştır. 2007 yılı Eylül ayının ilk günlerinde Erzincan’a
tayin olan üst düzey bürokrat Z. kızına kreş aramaya başlar. Ordu Caddesi
üzerinde bulunan tek katlı binada faaliyet gösteren özel kreşi görmeye
gittiğinde kapıyı türbanlı bir bayan açar ve içeriden çocuk seslerinin geldiğini
duyar. Daha sonra yaptığı araştırma sonucunda buranın kaçak din kursu veren
çevre il ve ilçelerde güçlü bir örgütlenmeye sahip dini bir vakıf olduğunu
öğrenir. O günlerde şehre yeni atanan ve il koordinasyon toplantısına ilk kez
katılan daha önce 1999 yılında görev yaptığı Şırnak’ın İdil ilçesinde, varlığı
asker tarafından sürekli reddedilen Jitem’in eylemlerini açığa çıkaran savcı
olarak Adliye tarihine geçen, Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner Jandarma Alay
Komutanı’nın okuduğu bilgi notunu duyunca Alay Komutanı’ndan daha detaylı bilgi
toplamasını ister. Bilgi notunda merkezi İstanbul’da bulunan bir cemaat’e bağlı
vakfın şehirde yaşları 4-5’e kadar inen çocuklar için kaçak din kursları
açtığını vatandaştan da yasa dışı yardım topladığını bildirir. Bunun üzerine
bürokrat Z.  kreş’te gördüklerini il
koordinasyon toplantısına katılanlara anlatır.

 

27 Kasım 2007
tarihli Jandarma’nın hazırladığı raporda Erzincan ilinde İsmailağa Cemaat’ine
bağlı bulunan Medine Vakfı tarafından kaçak kurs açıp yasadışı yardım
toplandığı bildirilir. Bunun üzerine Başsavcı İlhan Cihaner’ in başvurusu
üzerine, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, kanuna aykırı
eğitim kurumu açmak, yardım toplama kanununa muhalefet, çocukların cinsel istismarı
ve yasa dışı yardım toplama suçlarından Erzincan Sulh Ceza Mahkemesinin verdiği
kararla 3’er aylık arayla yaklaşık 15 ay sürecek iletişim tespiti ve kayda alma
süresi başlatılır. Soruşturma genişleyerek toplam 16 ilde cemaatin alt ve üst
derece örgütlenmelerine hatta İstanbul’daki liderine kadar uzanır. Belli bir
tecrübe ve geleneğe sahip cemaat’in faaliyetleri, ele geçen dökümanlar ve
mevzuat dışı eylemleri tarihte ilk kez mercek altına alınır.
23 Şubat
2009’da 16 ilde yapılan cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ile cüppeli Ahmet
olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü ’nün de aralarında bulunduğu 69 kişinin
gözaltına alınmasıyla operasyon gündeme gelir. Savcı Cihaner’ i arayan Devlet
Bakanı Cemil Çiçek cezanın alt ve üst sınırını,
ceza evlerinin doluluğunu genel seçimler öncesi bu durumun kendilerini
zorda bırakacağını belirterek şüphelilerin serbest bırakılmalarını ister. Aynı
şekilde Ceza İşleri Genel Müdür Yardımcısı Çetin Şen’de böyle soruşturmaların
insanın başını derde sokacağını Ankara’da ortalığın karıştığını yapılan
soruşturmanın Ergenekon soruşturmasına misilleme olacağı gibi algılanacağını
belirterek gözaltına alınan şahısların serbest bırakılmalarını ister ancak,
Başsavcı’ da soruşturmadan geri durmayarak yasal gereği neyse sonuna kadar
yapacağını söyler. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 69 kişiden 9’u
tutuklanarak ceza evlerine konur.
Erzincan
Cumhuriyet Savcılığı’na 10 ve 17 Mart tarihlerinde Erzurum Özel Yetkili
Cumhuriyet Savcılığı faks göndererek, kendilerine ihbar mektubunun geldiğini
mektupta örgütün silahlı olduğunu ve yetkili savcı, silahlı örgüt
soruşturmasının anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs suçu çerçevesinde kendi
yetkilerinde olduğunu belirterek İsmailağa cemaati ile ilgili dosyanın derhal
kendilerine gönderilmesini ister. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet
Savcılığı’ndan yapılan baskıyla ve o sırada Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nı
teftişe gelen başmüfettiş’inde dosyayı göndermesinin iyi olacağını ifa etmesi
üzerine diğer cemaat ve yapılanmalarıyla ilgili evrakı ayırarak Erzincan
Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner dosyayı Erzurum’a gönderir.
25 Ağustos
2009 tarihinde Başsavcısı İlhan Cihaner adına avukatı Turgut Kazan, Erzurum
Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ı Adalet Bakanlığı’na şikayet eder.
Yapılan başvuruda özellikle belirtilen yetki, Erzincan Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın İsmailağa ve Fethullah Gülen Cemaatlerinin soruşturmalarını
yürütme yetkisine sahip olduğudur. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner
İsmailağa Cemaatine yönelik göz altıların ve tutuklanmaların başlamasıyla Şubat
2009 sonlarında mahkeme kararıyla, Gülen Cemaati’ne yönelik iletişim tespiti ve
kayıt altına alınması yoluyla soruşturma başlatır. Erzurum Özel Yetkili
Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal Gülen Cemaati soruşturmasının bir kamu görevlisinin
ihbar mektubu üzerine açıldığını Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner
ise resen açtığı yönünde beyanda bulunur. Savcı Şanal, Savcı Cihaner’i dosyayı
kendi alanında olmasına rağmen göndermemekle suçlar. İki savcı arasındaki yetki
tartışması Mayıs 2009’da Cihaner’in Gülen cemaatine yönelik başlattığı
soruşturmayla gündeme gelir.
Erzurum
Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal 5 Mayıs 2009 tarihinde Erzincan
Valiliği’ne yazı yazarak, yetki bizde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın
talimatlarını yerine getirmeyin talimatını verir. Erzincan Cumhuriyet
Başsavcısı İlhan Cihaner’ de bu talimatı gerekçe göstererek Savcı Şanal’ ı 26
Mayıs 2009 tarihinde HSYK’ ya şikâyet eder. Gülen Cemaati ile ilgili ihbar
mektubu üzerine Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı ve Erzincan
Cumhuriyet Başsavcılığı ayrı ayrı soruşturma yürütür.
Savcı
Cihaner Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdığı yazıyla daha önce Rahşan affı
olarak bilinen yasa ile kararı ertelenen Fethullah Gülen’ in dosyasını ister.
Dosyanın içeriğinde ise Fethullah Gülen hakkında açılan davanın 2001 yılında
Şartlı Salı Verme Yasası ile ertelenen ve daha sonra aynı davanın 2006 yılında
Terörle Mücadele Yasasında yapılan değişikliği gerekçe göstererek Fethullah
Gülen’in avukatı tarafından Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurup beraat
kararı istenmiş, beraat Yarğıtay 9.Ceza Dairesince karar oybirliğiyle onandığı
yönünde bilgiler yer almaktadır. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’
in Kasım 2007’de İsmailağa Cemaatine ile Şubat 2009’da Gülen Cemaatine yönelik
başlattığı soruşturmalar Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal
ile aralarında yetki tartışmalarına neden olur, iki cemaat ile ilgili çift
başlı soruşturmalar yürütülür ve bu soruşturmaların yankıları basın yayın
organlarında geniş yer alır.
27 Ekim
2009 tarihinde Erzincan’a 15 km uzaklıktaki Çatalarmut Köyü’nde bulunan DSİ’ ye
ait Gönye göletinde çok sayıda mühimmat bulunur. Bulunan mühimmatlar, cemaatler
üzerinden yürütülen soruşturmaların İstanbul’da dört iddianame yüzlerce sanıkla
devam eden Ergenekon davasına sıçramasına neden olur. Bu sıçrama ile yetki
tartışmaları yüzünden yarım kalan cemaat operasyonlarını planlayıp uygulamaya
koyan komuta düzeyindeki askerler  hedef
olur.
27 Ekim
2009’da 155 hattını arayan bir muhbirin Gönye göletine balık tutmaya gittiğini
kıyıda çok sayıda el bombası ve mühimmat gördüğünü söylemesi üzerine Erzincan
Emniyet Müdürlüğü olayı Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na bildirir.
Bölge Jandarma bölgesi olmasına rağmen emniyet’ten birkaç ekip olay yerine
intikal eder. Emniyet’in olayı Jandarma’ya geç haber vermesinden dolayı iki
kurum arasında büyük bir gerginlik yaşanır. Erzincan Jandarma’sı İl Emniyet
Müdürlüğü’nü görev alanına girip yetki gaspında bulunduğu iddiasıyla Erzincan
Valiliği’ne şikâyet eder. Daha sonra yapılan araştırma sonucunda ihbarın 155
telefonuna değil Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memuru Z.’nin cep
telefonunu arayan İsmailağa Cemaati soruşturmasından bilinen bir isim
tarafından yapıldığı tespit edilir. Şahıs ifadesinde silahların Ergenekon terör
örgütüne ait olabileceğini düşünerek polise ihbarda bulunduğunu beyan eder.
Savcı Şanal daha sonra bu kişinin gizli tanık olarak ifadesini alır. Mühimmatların
bulunması Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın başlattığı
Ergenekon soruşturması için milat olur. Savcı Şanal Erzincan Jandarma
İstihbarat Müdürlüğü’ne gittiği gün görevli Üsteğmen Ersin Ergut ve Astsubay
Başçavuş Orhan Esirger’ i gözaltına alınması talimatını verir.
Savcı
Şanal’ın Jandarma binasında arama yaptığı esnada rütbeli personelin kendi
aralarında savcının duyabileceği bir şekilde yüksek sesle konuşarak İstihbarat
Şube Müdürü Nedim Ersan ben bunları kimin yaptığını biliyorum bunları onların
yanına bırakmayacağım diyerek savcıya siz buraya girdiğiniz gibi emniyete de
baskın yaparmısınız benimde elimde emniyetle ilgili belgelerim var demesi
üzerine, savcı Şanal’da suç işleyen herkese eşit davrandığını asla ayrım yapmayacağını
söyler ve elinde bulunan bilgi ve belgeleri vermesini ister. Nedim Ersan şu an
elimde belge yok olunca veririm diyerek konuyu geçiştirir.
Savcı
Şanal tarafından sorgulanan Üsteğmen Ersin Ergut’a bilgisayarından ele
geçirilen belge ve bilgilerle ilgili olarak soru sorulduğunda, Üsteğmen  bilgisayarın hard diskinin arızalandığı için
tamir ettirdiğini hard diskinin FFT Bilgisayar tarafından  değiştirdiğini, hard diski içerisinde ele
geçirilen bilgi ve bilgelerin başkası tarafından hard diskin içerisine
konduğunu belirterek, ben kişisel bilgisayarıma görevimle ilgili hiçbir bilgi
ve belge koymam diyerek suçlamaları kabul etmemiştir. Ayrıca Üsteğmenin
ifadesinde dikkat çeken nokta ise, göle mühimmat atılmasından yaklaşık 5-6 ay
önce Saztepe köyü muhtarı Abdurrahman ismindeki şahsın kendisine Erzincan
Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube’de görevli polis amiri İsa ile polis
memurları Hamza ve Bülent’in kendisine biz sana mühimmat versek bir yere
atarmısın diye teklifte bulunduklarını, şahsın nedenini sorduğunda da bunun
Ergenekon’un mühimmatı olduğunu gibi operasyon yapacaklarını söylemeleri
üzerine teklifi kabul etmediğini söylediği yönünde ifade vermiştir. Daha sonra
aynı şahsın Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nda gizli tanık olarak verdiği
ifade de Albay Ali Tapan ve Üsteğmen Ersin Ergut’ un mühimmatların oraya
emniyet tarafından konulduğu şeklinde ifade vermesi için kendisine baskı
yaptıklarını, beyan etmiştir.  
Savcı
Şanal’ın talimatıyla Binbaşı Nedim Ersan’ da 25 Kasım 2009’da gözaltına alınır.
Binbaşı sorgusunda mühimmatları oraya emniyet’in attırdığını, Ergenekon
soruşturması ve kovuşturması kapsamında bulunan tüm mühimmatların emniyet
tarafından konulduğunu iddia etmiştir. Bu iddiasıyla davayı akim göstermeyi
amaçlamaktadır. Dahası bazı mermi kutularında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün
armasının olduğunu, mühimmatlar bulunmadan bir gün önce resmi plakalı Megane
marka bir polis aracının gölet çevresinde görüldüğünü beyan etmiştir. Savcı
emniyetin neden böyle bir iş yapacağını sorduğunda ise, Binbaşı Emniyet’in
sorumluluk bölgesi içerisinde İsmailağa Cemaati’ne yönelik başarılı bir
operasyon yaptıkları için polisin kendilerine komplo kurduğunu iddia etmiştir.
Savcı
Osman Şanal mühimmat olayı ile ilgili ikinci baskını 4 Aralık 2009 tarihinde
MİT binasına yapar. MİT bölge müdürü Şinasi Demir ne beni nede diğer personeli
aramaya yetkiniz yok Başbakan’dan izin almanız gerekir demesi üzerine savcı Şanal
CMK.250 Madde ile yetkili olduğunu söyler ve arama yaptıktan sonra MİT bölge
müdürü ve iki yardımcısını gözaltına alır. Erzurum’ a götürülen üç mit
görevlisi 7 Aralık 2009’da tutuklanarak ceza evine konur. Daha sonra üç mit  görevlisi Ergenekon soruşturmasına dahil
edilmek üzere İstanbul’a gönderilir.  
Savcı
Şanal gizli tanıklardan edindiği bilgilerden yola çıkarak mühimmatlarla ilgili
soruşturmayı git gide derinleştirir. Savcı Şanal 3.Ordu Komutanı Saldıray
Berk’i bilgisine başvurmak üzere adliyeye davet eder. Saldıray Berk gelmeyince
ikinci kez davet edilir fakat bu kez şüpheli sıfatıyla ifade vermesi istenir.
Savcı
Şanal tutuklamalarla ilgili olarak yaptığı açıklamada halen tutuklu
bulunan  MİT Bölge Müdürü ve görevli ili
personeli ile  İl Jandarma Komutanı’ nın
da aralarında bulunduğu bir kısım tutuklu askeri personelin ortak olarak
hareket ettiklerini, Dursun Çiçek imzalı olduğu öne sürülen İrticayla Mücadele
Eylem Planı’nı Kamuoyunda Fethullah Gülen cemaati olarak bilinen cemaat
evlerine silah, uyuşturucu madde ve suç unsuru taşıyan belgelerin konularak
cemaati terör örgütü kapsamına almak amacıyla planlı şekilde hayata geçirme
faaliyetlerini yürüttükleri tespit edilmiş dolayısıyla Ergenekon terör örgütüne
üye oldukları gerekçesiyle sevk edildikleri mahkemece tutuklanmışlardır,
şeklinde açıklamada bulunur.
Soruşturma
ile ilgili olarak Savcı Şanal’ın talimatıyla 25 Ocak 2010 günü Kahramanmaraş‘
ta görevli Jandarma İstihbaratçı Astsubay Şenol Bozkurt ile Eskişehir İl
Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu gözaltına alınarak
ifadelerinin alınmaları için askeri uçakla Erzurum’a götürülürler. Her iki
subayda Erzincan’da İsmailağa Cemaati’ne yönelik yapılan operasyonda görev
aldıklarını ve gözaltına alınmalarının yapılan operasyona yönelik olduğu
şeklinde açıklamada bulunmuşlardır. Her iki subayda sorgularının ardından
tutuklanarak askeri ceza evine konmuşlardır.
8 Şubat
2010 tarihinde Savcı Şanal beraberindeki iki savcı ile birlikte şüpheli ve halen
asker olan Ahmet Saraçlar’ın odasında arama ve el koyma işlemi yapmak için
3.Ordu Komutanlığı’na gittiğinde nizamiyeden içeriye alınmayarak nizamiye ve
askeri savcının odasındaki 5,5 saat bekletilmişlerdir. Bekleyişin ardından
işlemlerin yapılabilmesi için Merkez Komutanlığı izin vermedi denilmesi üzerine
Savcı Şanal arama ve el koyma işleminin infazına izin vermeyen kişinin
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olduğu şeklinde kendi el yazısı ile tutanak
tutarak yanındaki iki savcı ile birlikte 3.Ordu Komutanlığı’ndan ayrılır.
Ergenekon
soruşturmaları devam ederken Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal
ve beraberindeki özel yetkili iki savcı ile birlikte 16 Şubat 2010 tarihinde talimatla
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’ in adliyedeki makamını, lojmanını
özel ve makam arabasını eş zamanlı olarak polis eşliğinde aratmış ve 4,5 saat
süren aramanın ardından Savcı Cihaner gözaltına alınarak Erzurum’a
götürülmüştür. Erzurum’a götürülen Savcı Cihaner Savcı Şanal tarafından
sorgulanmaya başlar ve gece başlayıp sabaha kadar süren soruşturmanın ardından
Savcı Cihaner sevk edildiği nöbetçi Erzurum Özel Yetkili 2.Ağır Ceza Mahkemesi
tarafından tutuklanarak Erzurum H Tipi kapalı Cezaevi’ne gönderilir. Olayla
ilgili olarak HSYK Başkanvekili Kadir Özbek tarihinde ilk kez bir adliyenin
aranarak bir Başsavcının gözaltına alındığı şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Tarihte büyük depremlerin merkezi olarak bilinen Erzincan şehri bu seferde
büyük bir depremin cemaatler ve Türkiye’nin son üç yılına damğasını vuran ve
her zaman sıcaklığını koruyan Ergenekon soruşturmasının merkezi olur. Yaşanan
olayların ardından Adliye tarihinde ilk kez bir Cumhuriyet Başsavcısı Ankara, İstanbul,
Erzincan ve Adana  illerinde hakkında
açılan  toplam dört soruşturma ve
müfettiş raporları yüzünden kamuoyuna devletin Anadolu Ajansı aracılığıyla savunma
yapıp basın açıklaması yapmak zorunda kalır.
17 Şubat
2010 tarihinde HSYK olağanüstü toplanarak Osman Şanal ve beraberindeki üç özel
yetkili savcının CMK.250 maddesindeki özel yetkilerinin kaldırılarak savcılar
hakkında suç duyurusunda bulunulmasına oy birliği ile karar verir. 18 Şubat
2010 sabahı gizli bir operasyonla Cihaner’ in dosyası İstanbul’a gönderilir.
Savcı Cihaner’ in avukatı Turgut Kazan dosyanın gizli operasyonla İstanbul’a
gönderilmesi işinin Savcı Şanal tarafından yapıldığı iddia eder savcıya militan
savcı yakıştırmasını yapar. Avukat Turgut Kazan savcı Cihaner’ e yönelik
Ergenekon terör örgütü üyesi olmak suçlamasına dikkat çekerek bu anlamda
müvekkiliyle ilgili hiçbir kanıtın olmadığını kaydederek tutuklamanın kaldırılmasını
talep eder. Savcı Şanal’ın yerine görevlendirilen Özel Yetkili Erzurum
Cumhuriyet Başsavcısı Taner Aksakal’da Cihaner’ in tahliyesini mahkemeden talep
eder, Cihaner’ in tutuklanmasına karar veren Erzurum Özel Yetkili 2.Ağır Ceza
Mahkemesi üyesi İsmail Şahin tahliye talebini reddeder. Basın yayın organlarında
soruşturmalarla ilgili olarak İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatlerine yönelik
zincirleme soruşturma ve tutuklamalar yapan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı
İlhan Cihaner ile bu cemaat soruşturmalarında görev alan asker ve mitçileri
tutuklayan Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal arasında bir hesaplaşmanın
olduğu şeklinde haberlerin yer aldığı görülür.
Savcı
Şanal tarafından sabahın erken saatlerine kadar süren sorgulamada Savcı Cihaner
kendisine yönelik yapılan suçlamaları reddetmiş İsmailağa, Fethullah Gülen ve
diğer Cemaatlere yönelik izinsiz eğitim kurumu açma ve yardım toplama TCK 220
maddeden 2007 yılının Kasım ayında soruşturmaya başlattığını, Dursun Çiçek
imzalı planlı soruşturmaların ise 2009 yılı Nisan ayında gündeme geldiğini
bahse konu cemaatlerin silahlı gruplar olarak gösterilmelerinin planlandığını
savunarak iki soruşturma arasında her hangi bir bağın olmadığını Dursun Çiçek
imzalı belgenin kendi yaptığı soruşturmayı sulandırmak için imal edildiğini
düşündüğünü beyan eder. Ayrıca Savcı Cihaner İsmailağa Cemaati ile ilgili
yürütülen soruşturmada şüpheli olarak iletişimi tespit edilen Ahmet Albayrak
isimli şahsın sahibi olduğu gazetede ilk kez Dursun Çiçek belgesinin tarafınca
yürürlüğe konulduğu şeklinde çıkan haberlerin tamamen asılsız ve komplo
olduğunu beyan eder.
Savcı
Cihaner hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 61 sayfalık
iddianamede Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nün yöneticisi veya üyesi olmak, zor
kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya görevlerini
yapmasını engellemeye çalışmak, kasten adam öldürmeye azmettirmek, devletin
gizli belgelerini çalmak, açıklamak ve kişisel verileri kaydetmek gibi birçok
suçtan İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nce Kamu Davası açıldığı şeklinde
bilgilerin olduğu dikkat çeker. Ayrıca iddianamede örgütün bu amaçlara ulaşmak
için gizli amaç ve yöntemlerinin olduğu, TSK içinde örgütlenmeye yaşamsal
ölçüde önem verdiği, bu amaçla son derece gizli ve hücre tipi bir yapılanma
kurup özel ve gizli bağlantılar kurarak bu bağlantıyı kontrol ettiği
belirtilir. Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne üye olmak suçundan haklarında
dava açılan 3.Ordu Komutanı Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan
Cihaner, MİT Bölge Müdürü Şinasi Demir ve tutuklu diğer mit personelleri, İl
Jandarma Komutanı Ali Tapan ve tutuklu diğer askeri personellerinin mensubu
bulundukları örgütün illegal amaçlarını hayata geçirmek için sahip oldukları
yetkileri kullanmaktan çekinmemelerinden ve Erzincan halkının farklı etnik
kimlikleri barındıran yapısından yararlanılarak huzursuzluk ve kargaşa
çıkartılması ve yaşanan olayların tüm ülkeye yayılmasının mümkün olduğunun
düşünülmesinden dolayı planın Erzincan’da uygulamaya konulduğu iddia edilir.
Soruşturmada gizli tanık ifadeleri yer almaktadır.
Gizli
tanıklardan Munzur ifadesinde, Şenol Başçavuş’la tanıştıktan sonra Şenol
Başçavuş’un kendisini diğer rütbeli askerlerle tanıştırdığını ve sonraları hep
birlikte sık sık ava gittiklerini belli bir zaman sonra Şenol Başçavuş ve diğer
askeri personelin İliç Savcısı ve Fethullah Gülen cemaatine mensup öğrenci
evlerine yönelik uygulamaya koymayı düşündükleri plan ve komplolardan
bahsederek kendisinden yardım beklediklerini, kendisinin de bu işlerden zarar
göreceğini anlaması üzerine Erzincan’dan ayrıldığını belirtmiş, Şenol Başçavuş’
un emirleri Ersin Üsteğmen ve Recep Albay’dan aldığı şeklinde beyanda
bulunmuştur.
Gizli
tanıklardan üst düzey bürokrat Efe ifadesinde rütbeli askerlerle avcılar ve
atıcılar kulübü başkanı Yaşar Baş isimli şahıs vasıtasıyla hobi olarak yaptığı
avcılıktan dolayı tanıştığını ve Yaşar Baş’ın Ergenekon Terör Örgütü’nün sivil
sorumlusu olduğunu örgütün her hafta sonu av esnasında dağda cep telefonlarını
yanlarına almadan toplantı yaptıklarını Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan
Cihaner’ i 2009 yerel seçimlerinden yaklaşık 15-20 gün önce veya sonrada
olabilir orduevinde sabah kahvaltısında Albay Dursun Çiçek ve rütbeli
subaylarla gördüğü şeklinde  beyanda
bulunmuştur.
Gizli
tanıklardan Hazar ifadesinde Şubat 2007’den itibaren Jandarma istihbaratına
kırsal bölgede faaliyet yürüten teröristlerle ilgili olarak bilgi akışı
sağladığını daha sonra kendisinden sadece Gülen cemaati ile ilgili istihbari çalışma
yapılmasının istendiğini ve kendisinin de bu teklifi kabul etmediği yönünde
beyanda bulunmuştur.

 

Genelkurmay’ın
da imzanın gerçek olduğuna dair bulgular olduğunu açıkladığı Albay Dursun Çiçek
imzalı İrticayla Mücadele Eylem Planı’na yönelik 12 gizli tanığın olduğu
davada, bir sivil, bir başsavcı, bir orgeneral, iki albay, bir binbaşı, bir
üsteğmen, dört astsubay ve üç mit mensubu olmak üzere 11’i tutuklu toplam 14
sanığın değişen sürelerde ağır hapis cezasıyla yargılanmaları devam etmektedir.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: