VATAN MİLLET SAKARYA – ÇETE PARTİ MAFYA
7 Ekim 2017
PUSU – DERİN DEVLETİN KURBANLARI
7 Ekim 2017

ORDU SİVİLLER VE İHANETLER

Kitapta
ileri sürülen fikirler genel olarak;

– Türkiye
Cumhuriyeti’nde kurulan tüm hükümetlerin güvenilmez oldu
ğ
u,
      Atatürk ve
devrimlerine ba
ğ
lı olunması gerektiği,
 Ülkemizin
ancak ordunun yönetimi altında güçlü olabilece
ğ
i,

Ülkemizde
irtica varlı
ğ
ının artarak devam ettiği,

Demokratik
açılımın bir yalan oldu
ğ
u,
  Ergenekon
soru
ş
turmasının haksız olduğu ve sona
erdirilmesi gerekti
ğ
i,
 Emperyalist
güçlerin (AB ve ABD) ülkemizdeki uzantıları vasıtasıyla ele geçirdi
ğ
i,
 Genelde
bütün tarikatlar ve dini gruplar; özelde ise Fetullah Gülen Grubu’nun devlette
yapılanarak Türkiye’de
İ
randakine
benzer bir y
önetim kuracağı şeklinde sıralanabilir.
Yukarıda
belirtilen fikirleri kanıtlamaya yönelik olarak kitapta anlatılan anı ve
olaylar
şu şekildedir:
1968’de Fransa’da
meydana gelen üniversite olayları sonucunda Fransa’nın siyasi sistemi
kilitlenmi
ştir. Sistemi
eski haline getirmek amacıyla yapılan seçimlerde Fransız halkı emekli General
de Gaulle ba
şbakan seçerek
sıkıntıların atlatılmasını sa
ğlamıştır. Avrupa’da halk askerine onu başbakan yapacak kadar güvenmekteyken Türkiye’de ise
böyle de
ğildir. Türkiye’de Ergenekon soruşturmasıyla vatansever askerler tutuklanmakta ve mahkum
edilmektedir. Bir
çoğu suçlarının ne olduğunu dahi bilmemektedir. Ergenekon soruşturması teslimiyetçi tutumun zirve noktasıdır
ve soru
şturma uluslar arası finansın
T
ürkiyedeki
i
şbirlikçileri tarafından yönlendirilmektedir. Bütün
bunlar
Demokratik
D
önüşüm
ad
ı
alt
ında
yap
ılmaktadır.
AB Uyum Yasalar
ı ile anayasa ve kanunlar değiştirilmekte böylelikle halk tuzağa düşürülmektedir.
12 Eylül öncesinde sokaklarda kardeş kavgası yaşanmaktadır. 1979 seçimleri  sonucu, Demirel bir  azınlık hükümetiyle iktidar, CHP ise
muhalefet olmu
ştur. Bu dönemde
k
ısa
bir s
üre
ekonomik s
ükunet,
devlete ve kurumlar
ına saygı,
devlet otoritesine
  baş eğiş meydana gelmiştir. Ancak Türkiye yine karışmış ve  Paşalar dizginleri 10 yıl süreyle
ele almak zorunda kalmı
ştır.
Orgeneral Evren darbe sonrası  “Karde
ş kavgasına son vermek ve Atatürkçü görüşü hakim kılmak için idareye el koyduklarını” açıklamıştır. Darbeden kısa
süre sonra Türkiye’de ekonomi düzelmi
ş, enflasyon  yüzde 5’e düşmüş, kalkınma hızı yüzde 7’ye çıkmıştır.
Ecevit hükümeti döneminde
ülke ekonomik krize girmi
ştir. Başbakan Ecevitin buna çözüm bulması gerekmektedir. Tam bu noktada ABD Büyükelçisi Ecevit ile görüşür ve ekonominin düzelmesi için Dünya Bankası’ndan
Kemal Dervi
şi tavsiye eder. Kemal DERVİŞ ülkenin önemli kurumlarından birinin başına geçirilir ancak ekonomide bir gelişme olmaz. Aslında sivil hükümetler ekonomi konusunda
ABD’ye ba
ğlıdır.
“Lâiklik” ilkesi “Demokrasi”
kisvesi altında yok edilmekte, din özgürlü
ğü kötüye kullanılarak Anayasanın 174. Maddesi aşındırılmaktadır. 2010 yılının Türkiyesi’nde, tarikat ve
cemaatler gemi azıya almı
ştır.
  Kadiri Muhammediye Tarikatı İstanbul-Kayseri-Düzce-Ankara
illerinde,
  Halveti Tarikatı’nın Şabaniye
kolu K
ütahyada,
   Hizbut Tahrir Örgütü Ankara-Van-Şanlıurfa-İstanbul
illerinde,
   Galibiler Tarikatı Ankara-Antalya illerinde,
   Nurcu Kırkıncı Hoca Grubu Erzurum’da;
    Kadiri Tarikatı Haydar Baş Grubu (İcmalciler) Trabzon’da,
   Cerrahiler Grubu İstanbul ve Bursa’da;
    Uşşakiler Grubu İstanbul, Ankara, Çorum ve
Bolu’da;
 Nakşibendi Tarikatı Menzilciler Grubu Adıyaman,
Ankara, Afyon, Sakarya ve
İstanbulda,

Tillocular Grubu Siirt, Ankara, İstanbul ve
Elazı
ğda,
Nakşibendi Tarikatı Hazneviler Grubu Hatay,
Gaziantep,
Şanlıurfa, Kars, Mardin ve Batman’da,
    Öngütçüler (Hakikatçılar) Grubu Sakarya, Düzce ve
Bursa’da,
  Nakşibendi Tarikatı Yahyalı Cemaati
Kayseri
de,
    Enver Ören (Işıkçılar) Grubu İstanbulda,
  Süleymancılar, Nurcular ve Gülen Cemaati Türkiye
genelinde,

İskenderpaşa Cemaati İstanbul ve Ankarada,

Melami Tarikatı İzmir, Manisa ve Aydında,

Erenköy Cemaati İstanbul, Konya ve Ankarada,
İsmailağa Cemaati İstanbulda aktif olarak faaliyet göstermektedir.
Davos’da “One
minut!” çıkı
şını yapan Başbakan perde gerisinde ABD ve Musevi lobisi ile danışıklı
d
övüş içindedir. 2001 yılında ABDye giden Erdoğan, aslında Başkan Bush ile bazı görüşmeler yapmıştır ve kurulacak hükümetin gizli bir gündemi belirlenmiştir. Gündeme göre;
       TSK ülke yönetimindeki etkinliğinden uzaklaştırılacaktır.
       Türkiye İsrail ile müttefik olacaktır.
       Türkiye İran ile iş birliği içinde olacaktır.
       Kürt sorunu uluslar arası müdahaleye açık hale
getirilecektir.
“Dünya artık eski dünya değildir.
Art
ık
ordular
ın görevi salt  vatan savunmasıdır. Onların siyasete karışmaları çağ dışılıktır” diyenler yanılmaktadır. Çünkü Atatürk ve İsmet Paşa “Bir
ülkenin  yüksek  e
ğitim
görmü
ş elinde silah bulunan bu
b
üyük kurumunu (TSK)
siyasette s
öz hakkından  yoksun kılamazsınızşüncesindedirler ve bunu çeşitli vesileler ile dile getirmişlerdir.
Başbakana doğrudan bağlı komutanın ülkenin
düzeninin bozulmaması konusunda tedbirler dü
şünmesi, bu düşünceleri dile getirmesi, gerekirse durumdan görev çıkarması,  önce uyarması, sonra gerekli tertip ve
d
üzeni alması doğal bir durumdur.
Mustafa Kemal ve  İsmet Paşa Anadolu, Güney Doğu ve Doğu isyanlarında, Bolu-Düzce-Gerede isyanlarında irtica ile mücadele etmiştir. Ordu da eskiden olduğu gibi şimdi de irticaya karşı tetikte olmalı ve gerekirse aktif bir şekilde müdahale etmelidir.
İsmailağa soruşturmasında Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan CİHANER,
cemaatin AKP ile ba
ğlantılı
oldu
ğunu ispatladığı
i
çin
hükümetin hedefi olmu
ştur.
Başbakan’ın iki dudağının
aras
ından
çıkan her söz manşet olmakta, aleyhinde yapılan
g
österiler
ise gazete ve TV ekranlarına yansımamaktadır. Gerçek aydınlar hapiste, sahte ve
i
şbirlikçi aydınlar yalılardan masallar yazmaktadırlar. Medya yoktur, basın
özgür de
ğildir.
Telefonların  dinlenmesi devlet terörü ile varılacak bir
amacın aracı haline gelmi
ştir.
İktidar insan haklarını çiğneyerek “polis devleti” haline
gelmektedir. Yarg
ı bunu fark edememiştir. İş o kadar ileri gitmiştir ki, yargı mensuplarından kendi meslektaşlarının hukukunu çiğneyen kararlar vermeleri istenmiştir.
Atatürk’ün
inkılâplarında insanlar fert ve toplum olarak birlikte ele alınmı
ştır. Millet olarak örgütlenmiş, zihni ve fiziki becerileri gelişmiş insanlar, ülkeyi ayakta tutacak kişilerdir. Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür”
esas
ı
insanlar
ın
kendini yeti
ştirmesi
gerekti
ğini ifade etmektedir. Ama Türk halkı cumhuriyetten önce
padi
şah ailesinin yüzlerce yıl süren saltanatı sürecinde
teba olmaktan öte geçememi
ş bir toplumsal yapıdır. Yaşamı boyunca kaderci olmuş, yağmur yağmazsa dua ederek yağmuru yağdıracağını
sanm
ış, dinin en büyük ve tartışılmaz
bir g
üç olduğuna inanmıştır. Bu inanç uğruna bir lokma bir hırka felsefesine boyun eğerek hiç düşünmeyi
se
çmemiş, hiç tartışmaya girmemiş, imamların elinde oyuncak olmuştur.
Anayasa
Mahkemesi’nce kapatılan Demokratik Türkiye Partisi’ne ba
ğlı Kürtler, bu ülkede demokratik bir toplumun ulaşabileceklerinden çok uzak olduğunu bilmektedir. Ama “Demokratik Açılım”
vasıtasıyla Kürt insiyatifi, Kürtler için mücadele eden lider statüsündeki
PKK’nın altını oyabilir.
Norveç
Uluslararası
İlişkiler Enstitüsü’nde bir think-tank kuruluşu tarafından hazırlanmış olan 5 bölümlük bir rapor bulunmaktadır. Raporun,
1. Bölümünde;
Türkiye’nin jeopoliti
ği
ve siyasi co
ğrafyasına,
2. Bölümünde;
Türkiye’nin siyasi, sosyal, tarihi, dini, mezhepsel, etnik ve kültürel
yapısına,
3. Bölümünde
“Türk ve Kürt” etnik kökenden insanların gelir da
ğılımı,
siyasi yap
ısı, ayrılıkçılığa veya devlete karşı
meyillerine,
4. Bölümünde
devletin ve PKK’nın Güneydo
ğu Anadolu’daki halk içerisinde etkisi ve bölgedeki stratejik
konumuna,
5. Bölümünde ise
Türkiye’nin iç sava
şa
do
ğru gittiğine ayrıntılı şekilde yer verilmektedir. Bu rapordan dış güçlerin terörle mücadelede gizli bir taraf olduğu anlaşılabilir.
1945’ten sonra Avrupa
anlamı
ştır ki; dünya, bu haliyle iyi bir pazar değildir. Fakirin fakir olarak kalması, Avrupa’nın
geli
şmesine engel olmaktadır. Komşular, ne kadar zengin olursa o kadar iyi alıcı
olur. Bu yüzden üçüncü dünya ülkeleri için yardım paketleri hazırlanmı
ş, geçici de olsa zengin olan ülkeler
birer mü
şteri haline getirilmiştir.
Osmanlı Anayasası,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile taban tabana zıttır. Çünkü Osmanlı Anayasası’nda
“Devletin dini
İslamdır
ibaresi yer almaktad
ır. Türkiye Cumhuriyetiyle Osmanlı Devleti
arasında ba
ğ yoktur. Bu
noktada Osmanlı, tamamıyla ve kesinlikle son bulmu
ştur.
İslamiyet,
tespit edilmi
ş bir yaşam tarzıdır. Bu yaşam tarzı, Tanrı’nın emrettiği şekildedir. Şayet
bir M
üslüman
dini bir konuda nas
ıl davranacağına
dair kafa kar
ışıklığı
ya
şarsa, o zaman öğrenmek için fıkıh bilgisine sahip bir otoriteye,
müftüye danı
şır. Mezheplerdeki bazı farlılıklar ile birlikte,
Kur’an ve hadise aykırı hiç bir davranı
ş dinin özüne uygun değildir. Dolayısıyla fıkıh-şeriat bilgisi olmayan tarikat hocalarına gidilmez, onlara bağlanılmaz.
Sekülarizmin
zorunluludur ve bununla birlikte
şunlar da bilinmelidir:
1.    Müslümanlığı reddetmiyoruz.
2.    Ancak din
menfaat ve ihtiraslara alet edilmi
ştir.
3.    Kutsal
duygular, ihtiraslara alet yapılmamalıdır.
4.   Dünya ve
din i
şlerini ayırmak Müslümanların bu dünyada
ve öbür dünyada mutlulu
ğu için zorunludur.
2000 yılında
Çankaya sahipsiz kalmı
ş
ve Anayasa Mahkemesi Ba
şkanı
Sezer hi
ç
de beklemedi
ği bir anda Çankaya’ya
çıkmıştır. Necdet SEZER 2002’den sonra iktidarın sağa açılmasına, din devleti kurma çalışmalarına meydan vermemiştir. Sezer dürüst ve Atatürk ilkelerine bağlı bir insandır bu yüzden takdir edilmesi gerekir.
Ülkemiz ciddi iç
ve dı
ş tehlikeler içindedir. Cumhuriyet tehlikeye düşmüş, Atatürk devrim ve ilkeleri yozlaştırılmıştır. Özellikle laiklik bile tartışma konusu yapılmış, cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevli TSK’nın
onuru içeriden ve dı
şarıdan
sald
ırılarla
yerle bir edilmi
ştir.
2002 yılında
yapılan seçimlerde, aslında Atatürk ve ilkelerine kar
şı
bir partinin, Atlantik
ötesinde hazırlanan büyük planın uygulanması için iktidara geçmesi -hem de tek başına-
sa
ğlanmıştır.
Ülkemizde dini ve etnik
akımlar boy atmaktadır. Bunlara kar
şı çıkan ülkenin aydınları Silivri’de bir mahkemede yargılanırken,
i
şçiler
sokaklara hak aramaya
çıkmakta ve aş-iş kavgasını demokratik yolları kullanarak vermektedirler. İktidar ve Müslüman Cumhurbaşkanı rejimin yolunu değiştirmek için yandaş medya tarafından övülerek yoluna devam etmektedir.
*****Açılımlar devletin
yapısını zorlamaktadır. Tayyip Erdo
ğan görevine devam etmekte ve Büyük
Orta Do
ğu Projesi’nin eşbaşkanı olmakla övünmektedir. TSK siyaset dışıdır.
Cumhurba
şkanı ise ABD planlarına göre hareket etmektedir. Halkın sıkıntıları hiç
hesaba katılmamaktadır. ABD ise Türkiye’de Atatürk rejiminin rafa
kaldırılmasını ve sömürge sisteminin kurulmasını kollamaktadır.**********

 

Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: