DERİN GÜÇLERİN GİZLİ ÖRGÜTÜ – G L A D İ O
6 Ekim 2017
GÜCÜN GELECEĞİ (The Future of Power)
7 Ekim 2017

PAPAYI NEDEN VURDUM

                                                     ÖNSÖZ
Bütün
insanlara ilan ediyorum ki Güneş sisteminde Kur’an-ı Kerim’den başka ilahi bir
kitap yoktur ve İslamiyet’ten başka ilahi bir din yoktur ve kıyamet gününe
kadar başka bir ilahi kitap ve ilahi din olmayacaktır.
 
Mehmet
Ali Ağca’nın kaleme aldığı bu kitabın, dünya tarihinde eşi benzeri olmayacağı
için insanların bu kitap karşısında şaşırmaları ve “bu adam ya çıldırmış
olmalı ya da uluslararası bir entrikanın içinde rol yapıyor” diye
düşünmeleri mümkündür. “3000 yıldan beri Yahudiler, 2000 yıldan beri
Hıristiyanlar ve 1400 yıldan beri Müslümanlar tarafından kurtarıcı olarak
‘beklenen Mesih benim ve bugün kainatta benden başka hiçbir Mesih yoktur’
diyebilmek için bir insanın ya tamamen çıldırmış ve sapıtmış olması, ya da
şeytani bir komplonun akıllı ve mantıklı robotik bir maşası olması lazımdır.
Veya CİA, MOSSAD, İngiliz SİS gibi istihbarat teşkilatlarının küresel
planlarında rol alan sefil bir figüran olmalıdır” diyebilirler akıl mantık
vicdan sahibi müminler. Fakat bir ihtimal daha var, dünya tarihinin dönüşünü
beklediği ikinci ve ebedi Mesih olmak ihtimali. Bu kitapta Ağca’nın Mesih
olduğunu gösteren birçok somut belge ve bilgi mevcuttur. Şayet müminler bu
kitabı bütün önyargılardan uzak olarak okurlarsa, beklenen Mesih’i keşfedecek
ve anlayacaklar. Elbette Mesih Ağca’nın kainatta Allah’tan başka hiç kimsenin
onayına ihtiyacı yoktur. Fakat Mesih Ağca’nın Müslümanlar tarafından
anlaşılması ve kabul edilmesi İslâm dünyasındaki bomboş hurafelerin ve bomboş
umutların ortadan kalkmasına ve Müslümanları daha gerçekçi olmaya
sevkedecektir.
 
Ey
insanlar biliniz ki ne Mesih, ne Melek Cebrail, ne de Peygamberler, Allah
istemeden size yardım edemezler. Gökyüzünden yeryüzüne dönecek bir kurtarıcı
Mesih-Mehdi inancı bomboş bir hurafeden ibarettir ve Kur’an-ı Kerime aykırıdır.
Dahası Mesih den başka bir BEKLENEN MEHDİ’de yoktur ve bu yüzden Ağca nın
kendisini biricik MESİH-MEHDİ ilan etmesi ilahi hakikata yüzde yüz uygundur.
Bugün yeryüzünde geçerli olan biricik ilahi kitap olan Kur’an-ı Kerim’de ZUHRUF
suresi ayetler 57- 62 arasında “Mesih Kıyameti bildirecek”
denilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de yazılı olan bir hakikati kainatta
değiştirebilecek hiç kimse yoktur. Ve Mesih Ağca 1985-1986 yıllarında Roma’da
asrın mahkemesinde dünya medyası huzurunda kıyameti ilan etmiş ve ZUHRUF suresi
ayet 61 gerçekleşmiştir. Portekiz’de gerçekleşen en ünlü Meryem Ana mucizesi de
neticede Kur’an-ı Kerim de dolaylı olarak bildirilmiştir ki bu meseleyi
bütünüyle ifşa etmenin şimdi zamanı değildir. FATİMA mucizesinde Meryem Ana
Vatikan’ın Şeytana teslim olacağını ve çökeceğini ilan etmiştir.
 
Bu
kitapta mevcut en önemli belgelerden bir tanesi 27 Kasım 1979 tarihli Ağca
mektubudur. 27 Kasım 1095 Salı günü Papa Urban dünyaya Haçlı Seferlerini ilan
etti ve 27 Kasım 1979 Salı günü dünyada yayınlanan mektubunda Ağca “Haçlı
komutanı Papayı vuracağım” dedi. O zaman Ağca Haçlı Seferlerinin 1200 ila
1300 yılları arasında yapıldığını zanneden cahil bir insandı. Fakat ilahi
sistem 27 Kasım 1095 Salı günü ve 27 Kasım 1979 Salıgünü bağlantısı ile
Vatikan’a bir mesaj gönderdi. 13 Mayıs 1917 FATİMA mucizesinin yıldönümünde 13
Mayıs 1981 günü Vatikan hükümetinin emriyle Ağca Papayı vurdu, fakat neticede
Vatikan da bu suikastte sadece Tanrının bir maşası oldu.
 
Bu
kitabın kapağında “Bin yılın kitabı” yazması hiç abartılı değildir.
Hatta bu kitap Kur’an-ı Kerim’den sonra dünya tarihinin en önemli ikinci kitabı
demek kesinlikle abartılı değildir. Bugün milyarlarca insanın beyni
yıkanmıştır. Şaşkın kitleler futbol, sinema, müzik gibi sahte dinlere kulluk
etmektedir. Kabalık ve küfürbazlık sembolü Recep İvedik filmlerinin her birini
beş milyon insan izlemiştir. Şu veya bu ölü siyasetçinin ayağının tozu olmakla
övünen beyni yıkanmış zavallı çocuklar Satanist Medya tarafından övülmekte ve
model insan olarak gösterilmektedir. Bu rezil davranışlar insanlık onuruna en
büyük ihanettir. Laiklik, Satanizm değildir. Laiklik, İslamiyetin temelinde
mevcut olan din ve vicdan özgürlüğü demektir. “Dinde zorlama yoktur”
ve “Senin dinin sana benim dinim bana” diyen Kur’an-ı Kerim insanlık
tarihine en büyük “Liberte, Egalite, Fraternite,” yani Özgürlük,
Eşitlik, Kardeşlik ilkelerini vaaz etmektedir. İlkel bedevi kültürünü
“İşte İslamiyet” diye tanıtmak vicdansızlıktır. Ortaçağ da
milyonlarca masum insanı diri diri yakıp öldüren kiliseleri ve papazları
“İşte Hıristiyanlık” diye tanıtmayan Satanist küresel medya, üç-beş
bin psikopat arap terörist yüzünden İslamiyete çamur atmak vicdansızlığını terk
etmelidir. İSLAMİYET TERÖRİZMİ LANETLİYOR.
 
Hiç
kimse milli, etnik, kültürel, sosyal, ekonomik sebeplerle kullandığı terörizme
İslamiyetin kutsal adını bulaştırmasın. İslamiyet demek barış, sevgi, şefkat,
sosyal adalet ve sosyal demokrasi demektir. Kin ve nefret kusan zalimler
zorbalar ve lüks hayat yaşayan şehvet düşkünü benciller için Kur’an-ı Kerim
diyor ki “Vay o namaz kılanların haline ki onlar kıldıkları namazdan gafildirler.”
İnsanlık tarihinin en önemli ikinci kitabı ve bin yılın kitabı olarak
tanımladığım bu kitabımın insanlığa faydalı olmasını temenni ediyorum.
 
Son
olarak şunu belirteyim; kitabı ben yazdım ama olaylar daha net anlaşılsın,
objektif bir bakış açısı hakim olsun amacıyla, birinci şahıs diliyle değil,
üçüncü şahıs diliyle kaleme aldım. Hem eserin akıcılığı, hem bütünlüğü
açısından bu üslubu tercih ettim.
 
                                                      Mesih Mehmet Ali Ağca
———————————————————-
KENDİ KALEMİNDEN
AĞCA KİM?
 
Ali
Ağca, 9 Ocak 1958’de Türkiye’de doğdu. Osmanlı İmparatorluğunun külleri
üzerinde yükselen ülkelerden bir tanesi Türkiye’dir. Ağca, 15-18 yaşları
arasında inşaatlarda çalıştı. Sırtında taş ve çimento taşıdı. 1976’da Ankara
Üniversitesi, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesine kaydoldu. Böylece siyasî
macerası da başlamış oldu. Satanist komünizme karşı büyük bir düşmanlığı olan
Ağca, bu yüzden milliyetçi, ülkücü gruplarla bir arada yaşamaya başladı. Terörist
Carlos ve RobinHood gibi tek başına hareket eden ünlü insanlardan da etkilenen
Ağca, tek başına dünyayı değiştirmek hayali ile şiddeti kullanmaya karar verdi.
Tabii bu, dünya tarihindeki bütün diktatörlüklerin, Firavunların, Nazi-faşist
ve komünist sistemlerin de kullandığı aptal ve câhil bir yöntemdi. 1976’dan
itibaren Ağca, birkaç sokak kavgasına, üniversitelerde birkaç taşlı-sopalı
kavgaya da karışmıştı. Fakat hiçbir şekilde herhangi bir insanın ölümüne veya
ağır yaralanmasına yol açmadı. 1977’de Ağca, Türkiye’de komünist çetelere karşı
birkaç silahlı eylem yaptı. Fakat kesin olan bir şey var ki Ağca, Türkiye’de
veya dünyada hiçbir insanı öldürmedi. Bu yüzden Ağca’nın vicdanı temiz ve
rahattı.
 
Ağca’nın
manevî hayatı, vaftiz edilmesi ve dünyaya sunulması da 13 Mayıs 1981 günü
dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Papa suikastı ile başlamıştır. Elbette
objektif olmak açısından şunu da ilave etmek lazımdır ki Polonyalı Papa dâhil
bazı kimseler, Mehmet Ali Ağca “Deccal” demektedirler. Yani yeryüzüne
özel bir görev için şeytan tarafından gönderilmiş, vücuda gelmiş şeytanî bir
ruh diyorlar. Bu iddialar yanlış da olsa anlayışla karşılamak lazımdır. Çünkü
milyonlarca insan özellikle Museviler iki bin yıldan beri Mesih İsa’yı da
Deccal olarak tanımlamaktadırlar.
 
AĞCA’YA GÖRE PAPA
SUİKAST’ININ MANTIĞI
 
Ağca’nın
Papa suikastı 20. Yüzyıl’ın en büyük ve en gizemli olaylarından birisi olarak
tanımlanıyor. Şayet Papa suikastı ilahi sistem tarafından kararlaştırılıp
Vatikan hükümeti tarafından organize edilmeseydi basit ve ilkel bir olay olarak
tanımlamak gerekirdi. Dünya tarihi suçlarla ve suikastlarla, terörist
saldırılarla doludur. Elbette doğru, haklı güç her zaman kullanıldı ve
kullanılmaya devam edecektir. Allah bile Firavun ordusunu yok etmek için haklı
gücü kullanmıştır. Her insanın hayatını ve haysiyetini korumak için tartışılmaz
meşru müdafaa hakkı mevcuttur. Her türlü vahşi saldırganlığa, tiranlığa karşı
masum ve barışçı halkların, devletlerin saldırganlara karşı savaş hakları
vardır. Hatta soykırımcı, işkenceci, işgalci iç ve dış güçlere karşı halkların
savaşmak vazifesi, mecburiyeti vardır. Kısacası, dünya durdukça insanın doğru
ve ahlakî şiddeti kullanma hakkı sabit kalacaktır. Dahası cehennem kâinatta
şiddetin zirvesi, en yüksek ifadesi demektir. Cehennemi Tanrı yarattı, fakat
Yohanna İncil’inde sure 5, ayet 22’de açıkça belirtildiği gibi “Tanrının
izni ile bütün cennetleri ve cehennemleri Tanrının birinci ebedî hizmetçisi
olan ebedî imparator Mesih yönetecektir.” Kâinatta hiçbir güç Tanrı’yi,
Mesih’i ve melekler ordusunu sorgulayamaz. Her insan mutlaka sorgulanacak ve
ilahî adalete hesap verecektir. İnsanlık ilahî kanunlara göre ve özellikle Musa
peygambere vahiy edilen ve Kur’an-ı Kerim’de yazılı olan on emir çerçevesinde
hareket etmek zorundadır.
 
Terörizmin
bin tane sebebi olabilir. Açlık, cehalet, sefalet, sosyal adaletsizlik,
insanların psikopatlığı vs. Fakat hiçbir şey binlerce yıldan beri uygulanan saf
terörizmi meşru kılamaz. Psikopat Firavunlar, Nazi faşist-satanist, komünist
ideolojiler ve tiranlar, binlerce yıldan beri insanlığa karşı terör
uyguluyorlar. Devletlerin terörizmi ile grupların ve şahısların terörizmi
arasında hiçbir fark yoktur. Hatta terörist devletler çaresiz kalmış küçük
terörist gruplardan daha da suçludur.
 
El
Kaide gibi Arap terör örgütleri ve onların adi suçları hiçbir dinin ürünü
neticesi değildir. Bu örgüt sadece Ortadoğudaki sefaletin ve cehaletin ürettiği
ilkel bir zihniyetin neticesi olan tipik bir terörizmdir. Ortadoğu faşizmi
kendisine herhangi bir dini maske olarak kullanarak kendisini meşru kılamaz.
Usame bin Ladin ve Zevahiri gibi El Kaide çete liderleri hem Tanrının hem de
bütün dinlerin ortak düşmanlarıdır. Maalesef doğu medeniyeti özellikle Orta
Doğu ve Arap ülkeleri doğru dürüst bir demokrasi, sosyal adalet ve parlamenter
sistem üretemediler. Arap dünyası 20. Yüzyıl’da Saddam Hüseyin gibi diktatör
Nasır gibi ve Suriye’deki satanist Esad ailesi gibi Firavun müsveddeleri
yetiştirdi. Bu Firavunlar kendi halklarına yabancı işgalcilerden çok daha büyük
zulüm yaptılar. Hiçbir din asla terörizm vaaz etmez. Tam aksine bütün dinler
her türlü terörizmi lanetler.
 
1981
yılında dünyada üç tane büyük suikast meydana geldi. 31 Mart 1981 tarihinde
Washington da ABD Cumhurbaşkanı Ronald Reagan suikasta maruz kaldı. Mayıs
ayında Papa Vatikan’da saldırıya uğradı. Ekim ayında Mısır Cumhurbaşkanı Enver
Sedat dünyanın gözleri önünde suikasta maruz kaldı. Bu üç olayın ortak tarafı,
hepsinin dünya medyasının gözleri önünde gerçekleşmiş olmasıdır. Başkan Reagan
ve Enver Sedat suikastları bir iki yıl içinde dünyada unutuldu gitti. Hiçbir
zaman dünya çapında bir tartışma, polemik nesnesi olmadılar. Fakat Papa
suikastı otuz yıldan beri dünya medyasının dikkatini çekti ve Vatikan, Sovyet
imparatorluğu, Amerika ve Avrupa devletleri arasında tartışmalara konu oldu.
Neticede bu durum ilahî planla ilgili bir durumdur ve ilerideki sayfalarda
belgelerle gösterilecektir.
 
  • 1
    Şubat 1979’da İpekçi’yi vurdu
  • 25
    Haziran 1979’da yakalandı
  • 23
    Kasım 1979’da cezaevinden kaçtı
  • 28
    Nisan 1980’de İpekçi davasından idam aldı
  • 25
    Haziran 1981’de Papa’yı vurdu ve yakalandı
  • 1986’da
    Papa’ya süikastten ömür boyu hapis aldı
  • 13
    Mayıs 2000’de Papa, Fatima’da üçüncü sırrı açıkladı
  • 13
    Haziran 2000’de Türkiye’ye iade edildi
  • 18
    Ocak 2010 serbest bırakıldı1 yıldır serbest
Ağca kitabında;
“Oral
Çelik ve Yalçın Özbey’in vatansever duygularla Abdi İpekçi suikastını
yaptığını” iddia ediyor. Ağca’nın anlattıkları sadece İpekçi cinayeti ya
da Papa’ya suikast girişimiyle de sınırlı değil, 12 Eylüldöneminde karanlıkta
kalmış birçok olayı kapsıyor.
 
Devsol’un
eski başbakanlardan Nihat Erim’i öldüreceğini bir yıl önceden bildiğini
söyleyen Ağca, Oral Çelik’in de kendisine Kemal Türkler ve Behice Boran’a
birkaç gün içinde evlerinin önünde suikast düzenleneceğini anlattığını
belirtiyor. Kitabının birçok yerinde MHP ile ilgili eleştiriler yapan Ağca,
Maltepe Cezaevi’nden firarıyla ilgili ilk kez bu kadar açık bilgiler veriyor:
“Firar için Oral Çelik ile Yalçın Özbey dışarıdan para ve silah gönderdi.
Ülkücü asker Bünyamin Yılmaz da içerinden destek oldu.”
 
Ağca,
yurt dışına kaçışını Abdullah Çatlı’nın planladığını, hatta Kapıkule’de
Çatlı’yla buluştuğunu söylüyor. Ağca’ya gümrükte ülkücü gümrük memurları para
vermiş. Çatlı ile Ağca’nın yolları birkaç ay sonra Zürih’te kesişmiş. Ağca,
birçok yerde Çatlı’yı da eleştiriyor ve mafyadan uzak durduğunu söylüyor.
 
Ağca’ya
göre; Kanlı 1 Mayıs’ın ardında KGB var. 1 Mayıs1977’de Taksim’deki mitingde
yaklaşık 40 kişi ölmüştü. Bu olayın tek sorumlusu Sovyet, Çin veya Arnavutluk
yanlısı birbirine kin ve nefret kusan komünist çetelerdir. Bu olayın ardında
kesinlikle hiçbir devletin gücü, istihbarat teşkilatı yoktur.
 
Ağca,
kitabıyla ilgili “Kitabı ben yazdım ama olaylar daha net anlaşılsın,
objektif bir bakış açısı hâkim olsun amacıyla, birinci şahıs diliyle değil,
üçüncü şahıs diliyle kaleme aldım. Hem eserin akıcılığı, hem bütünlüğü
açısından bu üslubu tercih ettim.” diyor. Yine Ağca, kitabında şu
cümlelere yer veriyor: “Ağca’nın kaleme aldığı kitabın dünya tarihinde eşi
benzeri olmayacağı için insanların bu kitap karşısında şaşırmaları ve ‘Bu adam
ya çıldırmış olmalı ya da uluslararası bir entrikanın içinde rol yapıyor’ diye
düşünmeleri mümkündür.”
 
Kitapta Öne Çıkan
Konular;
 
İPEKÇİ OLAYI
 
1
Şubat 1979 günü Abdi İpekçi isimli bir şahıs vurulmuş. Elbette insan hayatı
kutsaldır ve terörizm asla kabul edilemez. Fakat bir tane komünist Abdi İpekçi
binlerce masum Türk evladından daha değerli dediğiniz zaman siz satanist
zihniyetler milyonlarca cinayetten daha ağır bir suç işlemiş olursunuz. Oral
Çelik ve Yalçın Özbey vatansever duygularla Abdi İpekçi suikastını yaptılar.
Çünkü “Abdi İpekçi kesinlikle Yunan casusu” diyordu Oral Çelik. Ve
İpekçi olayından birkaç ay sonra Oral Çelik ve Yalçın Özbey İstanbul
Sultanahmet de Yunan casusu dedikleri Mihri Belli isimli azılı komünisti
vurdular. Bu Mihri Belli gerçekten Yunan komünist teröristlerle birlikte terör
eylemlerine katılmakla övünen bir adamdı. 16 Nisan 2006 tarihli BUGÜN
gazetesinin manşetinde Oral Çelik İpekçi’yi üçüncü denemede vurduğunu açıkça
itiraf etti ve dahası aynı röportajda Oral Çelik Bedri Koraman isimli şahsı da
öldürmeye teşebbüs ettiğini itiraf etti. Ve bu Bedri Koraman kendisine
suikastın Oral Çelik’in anlattığı gibi gerçekleştiğini doğruladı. Buna rağmen
masum Ağca’ya kin kusan malum çevreler Oral Çelik’e karşı tek kelime
söylemediler. Ülkücü Oral Çelik ve Yalçın Özbey grubu yanlış yapmış doğru
yapmış konusunu tartışmak faydasız. Ağca her türlü terörizme ve suça karşı
olduğunu açıkça ilan ediyor.
EROL TAŞ’IN KAHVESİ
BULUŞMA YERİ
 
Ağca
İran‘da iken, Oral
Çelik ile Erol Taş isimli meşhur aktörün kahvehanesindeki telefondan
haberleşiyordu. Bu yüzden daha sonra Türk polisi Erol Taş’a günlerce işkence
ederek Ağca’nın yerini öğrenmeye çalışmıştı.
 
PAPA’YI VURMASAM DA
SOVYET LİDERİNİ VURSAM
 
İsviçre,
Zürih. Eylül ayının ilk haftası, belki 9-10 Eylül. Ağca, Abdullah Çatlı ile
buluştu. Çatlı ona, Zürih’in Oerlikon isimli mahallesinde ismi Michele olan ve
İtalyan neo-faşisti zannettiği bir insanı tanıttı. Michele çok iyi Türkçe
konuşuyordu. Michele’nin kaldığı villada bir-iki saat oturup konuşup yiyip
içtiler. Çatlı, Michele’nin Avrupa’da Ağca’ya her mânâda yardım edeceğini
söyledi. Michele’nin villasından ayrıldıktan sonra Çatlı ile özel konuştular.
Çatlı ona, İtalyan neo-faşistlerinin Sovyet lideri Leonid Brejnev’i öldürmeyi
planladığını ve ona bu tarihî görevi vermeyi düşündüklerini söyledi. Ağca’nın kabul
edip etmeyeceğini öğrenmek istiyordu. Büyük bir anti-komünist olan Ağca,
gerekirse komünist liderleri cehenneme göndermekten mutluluk duyacağını
söyledi. Çatlı, ertesi gün İsviçre’yi terk etti. Muhtemelen Türkiye’ye geri
dönmüştü. Çatlı, Ağca’ya “İtalyan neo-faşist lider” denilen
Michele’yi kimin bulduğunu ve niçin tanıştırdığını söylemedi. Belki bu konuda o
da pek fazla bir şey bilmiyordu. Fakat Çatlı da PadreMichele hakkındaki bazı
hakikatleri kesinlikle bilmiyordu. Yani PadreMichele, Vatikan hükümetinin bir
ajanı idi ve vazifesi Ağca’yı Papa suikastına hazırlamaktı.
 
PAPA SUİKASTI
 
“1
Şubat 1979 günü Abdi İpekçi isimli bir şahıs vurulmuş. Elbette insan hayatı
kutsaldır ve terörizm asla kabul edilemez. Oral Çelik ve Yalçın Özbey
vatansever duygularla Abdi İpekçi suikastını yaptılar. Çünkü ‘Abdi İpekçi
kesinlikle Yunan casusu’ diyordu Oral Çelik. 
16
Nisan 2006 tarihli Bugün Gazetesi’nin manşetinde Oral Çelik, İpekçi’yi üçüncü
denemede vurduğunu açıkça itiraf etti ve dahası aynı röportajda Oral Çelik, Bedri
Koraman isimli şahsı da öldürmeye teşebbüs ettiğini itiraf etti. Oral Çelik,
Ağca’yı Abdullah Çatlı ile tanıştırdı. Kendisi de firari olan Çatlı, Ağca’yı on
beş-yirmi gün evinde misafir etti.
 
Brejnev’e
suikast planı Zürih. Eylülün ilk haftası, belki 9-10 Eylül. Ağca, Çatlı ile
buluştu. Çatlı ona, Zürih’te ismi Michele olan İtalyan ile tanıştırdı.
Michele’in villasından ayrıldıktan sonra Çatlı ona, İtalyan neo-faşistlerin
Sovyet lideri LeonidBrejnev’i öldürmeyi planladığını ve ona bu tarihi görevi
vermeyi düşündüklerini söyledi.
 
Michele
çok iyi Türkçe konuşuyordu. Ekim ayının ilk günlerinde Michele, Fatima
mucizesinden ve Polonyalı Papa’dan bahsetmeye başlamıştı. Michele, Vatikan
hükümetinin bir ajanı idi ve vazifesi Ağca’yı Papa suikastına hazırlamaktı.
Ağca, İtalya’ya Yugoslavya’dan, İsviçre’den, Tunus’tan, İspanya’dan on defa
girip çıkmıştı. Vatikan’ın adamı Michele şöyle demişti: “Kâinat gelse Papa
suikastından önce seni durduramaz! İstesen de istemesen de sen, bu suikastı
yapacaksın!” 

Nisanın ilk haftası Zürih’e döndü. Michele ile Zürih’teki villasında bir araya
geldi. Michele, Papa suikastının kesin mayıs ayında yapılmasını, tarihi günün
yaklaştığını, Roma’ya gidilmesi gerektiğini söylüyordu. Ağca trenle Roma’ya
hareket etti. Michele uçakla geleceğini söyledi. Roma’da buluşup suikast
planını hazırlayacaklardı… Papa suikastı 13 Mayıs 1981 günü saat 17.17’de
gerçekleşti.
Abdi İpekçi, 1 Şubat 1979’da İstanbul Nişantaşı’ndaki evinin bulunduğu sokağa
arabasıyla girerken kurşun yağmuruna tutuldu. Görgü tanıklarına göre İpekçi’yi
katledenler iki kişiydi. Bir üçüncü kişinin kullandığı arabayla oradan
uzaklaştılar.

Ağca, İpekçi’yi öldürdüğü gerekçesiyle idama mahkûm edildi. Papa’ya suikast
nedeniyle İtalya’da 19 yıl hapis yatan Ağca, 2000 yılında Türkiye’ye getirildi.
İdam cezası Terörle Mücadele Yasası’nda yapılan değiyiklik uyarınca 10 yıla
indi. Birçok gasp ve soygundan aldığı 36 yıllık ceza da aynı yasa kapsamında 7
yıla indirildi. 18 Ocak 2010’da serbest kaldı. Oral Çelik’in avukatları
Ağca’nın son iddiasını yalanladı.

AĞCA’NIN
30 YILLIK SIRRI
Papa-Ağca
görüşmesinin ardından geçen yirmi yedi yıl içinde bu görüşmenin muhtevasına
dair birçok yalan ve düzmece haber yazıldı. Şimdi bunların hepsini bertaraf
etmek için gerçekleri yazmanın zamanı geldi. Belki inanılmaz gibi gelse de
Papa, Ağca’ya suikast hakkında ve Emanuela meselesinde hiçbir soru sormamıştı.
Dolayısıyla bu konularda bir tek kelime konuşulmadı. İkisi, şu üç temel konu
üzerinde konuştular: Dünyanın sonu, Ağca’nın Katolik olup olmayacağı ve
Ağca’nın mesih olup olmadığı…
 
****NOTLAR*********
“Ben
dört tane imparatorluğu kullandım, Soyvet İmparatorluğunu kullandım hedef
tahtası olarak, Amerikan imparatorluğunu kullandım, Amerikan İmparatorluğu da
işte Kremlini vurdu bu masallarla, Avrupa imparatorluğunu kullandım, işte
onlarda soğuk savaşta propaganda masallarında benim maşam oldular, sonra
Vatikan imparatorluğunu kullandım, bunlar da tabi CIA’yı ve Beyaz Sarayı ikna
ettiler, Kremlin’i suçladılar.”
 
“Papa
suikastinin ardında kesinlikle Vatikan hükümeti var, Vatikan hükümeti Papa
suikastine karar verdi, planladı, organize etti, Papayı vur emri kesinlikle
Vatikan Başbakanı Kardinal
AgustinoCozeroli’den
geldi. Papayı vurduran adam en yakınındaki adam Cozeroli, Vatikan’ın
ikinci adamı ama bakın bu şahsi mesele değil. Papa suikasti Vatikan devletinin
işidir, Vatikan hükümetinin bir devlet politikası olarak uygulanmıştır.”
“Vatikan
hükümeti bana dedi ki, Papa’yı öldürmeyeceksin, Papa’yı yaralayacaksın, başına
ateş etmeyeceksin, kalbine ateş etmeyeceksin, karın bölgesine ateş edeceksin.
İki kurşun mu var? Sadece iki kurşun var, biri karın bölgesi biri de eline,
sadece iki kurşun sıktım.”
“Ailesi
Emanuela’yla gidip 50 defa görüştü, ama mecbur rol yapmaya, inanılmaz olaylar
değil mi, ama hepsi belgeli.”
 
 
 
                                                 
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: