FELSEFEYE GİRİŞ (KISA ÖZET)
6 Ekim 2017
MİLLET OLMAK
6 Ekim 2017

SİYASET FELSEFESİ

Siyaset Felsefesi – Özet
Siyaset: Kelime anlamı olarak işleri
yoluna koymak ve idare etmek gibi anlamlara gelen siyaset, devlet işlerinde
yürütme olarak kabul edilir. 
Siyaset felsefesi ise felsefenin siyaseti konu alan bölümüdür. Siyaset felsefesi
günlük siyasi olaylarla ilgilenmeyip siyasi olguları ve kurumları ele alır.
Siyaset olgusu ile hem siyaset bilimi hem de siyaset felsefesi farklı açıdan
ilgilenir. Siyaset bilimi siyasi kurumları ve geçirdiği evreler üzerinde
dururken siyaset felsefesi toplum için ideal olanı ve yapılması gerekeni
araştırır.
Siyaset felsefesi devlet, meşruiyet, bürokrasi, iktidar, hak,
hukuk, adalet, özgürlük ve sivil toplum gibi birçok kavram üzerinde durur. Bu
kavramları kullanarak düzen problemine cevap arar. Çünkü siyaset felsefesinin
düzen ile ilgili birçok problemi vardır. Tarih boyunca düşünürler düzen, devlet
ve siyasetle ilgili çeşitli fikirler ortaya koymuşlardır. Bazı filozoflar ideal
düzenin mümkün olduğunu savunurken bazıları da bunu reddetmişlerdir.
İlkçağdan beri var olan ideal düzen arayışları özellikle
sanayileşmeyle birlikte toplumun refahı ve mutluluğu için ekonomik çözümler
arama şeklinde evirilmiştir. Bu açıdan çeşitli devlet ve düzen anlayışları ve
çeşitli ütopyalar ortaya çıkmıştır.
Özgürlükçü Yaklaşım
Bu yaklaşıma göre bireye olabildiğince özgür bir ortam
sağlanmalıdır. 
Liberalizm olarak adlandırılan
bu düzenin ekonomik ve siyasi olmak üzere iki boyutu vardır. Adam Smith
önderliğinde şekillenen ekonomik liberalizme göre devlet ekonomiye çok az dahil
olmalıdır. John Locke tarafından şekillendirilen siyasi liberalizm de devletin
toplumsal yaşamdan elini çekmesini ve bu alanı bireye bırakmasını öngörür.
Özgürlükçü bir sistemde özel mülkiyet güçlüdür. Toplum değil şahıslar
önemlidir. Bireyin özgürleştirilmesi devletin sınırlandırılmasıyla mümkündür.
Eşitlikçi Yaklaşım
Bu yaklaşıma göre ideal düzen herkesin eşitliğini sağlayan
düzendir. 
Sosyalizm olarak adlandırılan
bu düzen, liberalizm ve onun ekonomik ayağı olan kapitalizmin yarattığı gelir
dengesizliğine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Karl Marks çok kalabalık olan
yoksul çoğunluğun devrim yaparak zengin azınlığın egemenliğine son vermesi
gerektiğini savunmuştur. Bu şekilde üretim araçları toplumun her kesimine eşit
düzeyde hizmet sağlayacaktır. Tarihsel ilerlemeyle sosyalizmden sonra komünizm
denen sınıfsız bir yapıya erişilecektir. Bu düzende özel mülkiyet yoktur.
Devlet her alanda etkindir ve üretimi devlet organize eder.
Adaletçi Yaklaşım
Bu yaklaşım toplumda herkese hak ettiğinin verilmesi adaletin
sağlanması açısından esastır. Mutlu bir azınlıkla mutsuz bir çoğunluğu
oluşturan liberalizm ile insanları eşitlemek adına özgürlüklerini yok eden
sosyalizm ideal düzen olamazlar. Bu sistemde özgürlükçü bir devlet düzenin yanı
sıra sistem topluma fırsat eşitliği sağlayarak ve adil bir hukuk uygulayarak
zenginliğin topluma daha orantılı dağılmasını hedefler. Ancak serbest teşebbüs
ve rekabet vardır. Devlet sosyal bir yapı gösterdiği gibi tek erk sahibi
değildir.
Ütopyalar
Sözcük olarak olmayan yer anlamına gelen ütopya,
filozofların hayallerindeki düzenleri ifade etmek için kullandıkları bir kavram
haline gelmiştir. Toplum içinde yaşayan filozoflar toplumu tek başlarına
istediği yere götüremeyecekleri için mevcut düzene karşı eleştirilerini bu
ütopyalar ile ortaya koymuşlardır. Ütopyalar bazen iyiliğin hâkim olduğumu
yerlerken bazen de kötülüğün hüküm sürdüğü berbat yerlerdir.
İstenilen Ütopyalar
Bu ütopyalarda filozof, bütün insanlık için en iyi düzen
olabileceğini düşündüğü sistemi ortaya koyar. Filozofa göre mutluluk ancak
hayal edilen bu noktaya varılmasıyla elde edilebilir. İstenilen ütopyalar ideal
düzen oluşturmak için model olarak kullanılabilirler ancak aynen uygulanmaları
çoğu zaman çok zordur. Platon’un “Devlet”, T. Campanella’nın
“Güneş Ülkesi” en bilinen örnekleridir.
Korku Ütopyaları
Distopya olarak da adlandırılan bu ütopyalarda gelecekte
insanlığın karşılaşabileceği kötü düzenleri ortaya koyar. İnsanlığa bir uyarı
olarak kullanılan bu yaratılar çoğunlukla bilim ve tekniğin çok geliştiği
toplumları kurgular. Böylece bilim ve tekniğin çok gelişmesi karşısında
insanlığı bekleyen kötü durumlar ortaya konmuş olur. Geleceği karanlık olarak
gören bu ütopyalardan en çok bilineni G. Orwell tarafından ortaya konan
“1984” adlı eserdir. 
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: