DEVRAN
7 Ekim 2017
DUYGUNUN JEOPOLİTİĞİ
7 Ekim 2017

SUSURLUĞUN KARAKUTUSU

Devlet bana
görev verdi
ği zamanı asla unutamam, dünyanın en
gururlu insan
ı hissetmiştim kendimi o an. Ama daha sonra devletime yaptığım hizmetler
y
üzünden özellikle
medya tarafından o kadar çok hırpalandım ve ezildim ki.Çe
şitli
iftiralarla kar
şı karşıya bırakıldım.Kimi
Yahudi d
önmesi dedi, kimi de ajan.Ama en önemlisi ben
ve ailem T
ürk olmamızla guru duymamıza rağmen bunlar
geliyordu ba
şımıza.Türkiyede yüzyıllardır her milletten
insan bu topraklarda rahatça ya
şamasına rağmen ben
neden M
üslüman gibi görünen Musevi
biri olay
ım bunu hiç anlamadım.Zaten Türklerin
tarih boyunca sava
şmadığı tek millet
Yahudiler de
ğil midir? Ben de ölümümden sonra yayınlanması için eski bir bakan arkadaşıma verdiğim bu
notlarda t
üm gerçekleri açıklayacağım.
ş politikada
her ne kadar dost ve d
üşman ülkeler çıkar
itibariyle de
ğişken politikalarda izleseler bir ülkenin uzun süre değişmeyecek
dostu da mevcuttur. Buna
örnek olarak Türkiye için Pakistan’dır.
Türk Cumhuriyetini dünyada ilk tanıyan Pakistan olmu
ştur. Ve
yine
İspanyadaki Engizisyon Mahkemeleri’nden Osmanlılara
kaçarak Türk topraklarına sı
ğınan Yahudileri düşünürsek Türklerin değişmez dostu
olarak bu milleti de d
üşünebiliriz.
Dünyanın her yerinde “ Masonlar Yahudi’dir” görüşü yoktur. Mason Fransızca bir
kelimedir. Masonlu
ğu kuranda Fransadaki duvar
i
şçileridir. Her ne kadar belli ülkelerdeki Mason
Localarında Yahudiler etkin olmu
ş olsa da bu her şeyi değiştirmez.
Yahudilerin küçük bir bölümü aşırı dindardır. Bunlara Ultra
Ortodoks Yahudiler
denir. Bunlar Mesihin gelip
kendilerini kurtaraca
ğına inandıklarından Yahudi
devleti
İsrailinde kurulmasına karşıdırlar. 
İşte bunlar, doğum yapacak eşlerini Urfa, Harrana gönderirler.
Dini açıdan bu onlar için önemlidir. Bunu bir çok Yahudi’nin hüviyet
bilgilerinden de ö
ğrenebilirsiniz.
Kendi Hayatım:
Kendi hayatımdan örnekler vermek istiyorum şimdi. PKK terör örgütü bir dönem istediği kişileri özellikle de
benim gibi insanlar
ı öldürebilecek güçteydi. İşte böyle bir dönemde PKK ile mücadele etmek
için Türk Devleti, ihtiyaç duydu
ğu malzemeleri benden istedi çünkü hem ambargoyla
kar
şı karşıyaydı hem de teknolojiye ihtiyacı vardı. Bende Yahudilerin yardımıyla bu görevi seve seve yaptım
ama daha sonra if
şa edildim.
Milliyetçi biri olmasına rağmen Alparslan Türkeş, 12 Eylül ihtilal
sonras
ı Yahudilerle yakınlaşıyor. Hiçbir siyasi partinin yapamayacağı şeyleri
yaparak Ermeni ve Rum Lobisinin Türk aleyhtarı faaliyetlerine kar
şı Yahudi
lobisiyle birlikte olunmasını, bu
şekilde daha etkili olunacağını söylüyor.
Ayrıca Türke
ş;
Türklerin tarih boyunca sadece Yahudilerle savaş yapmadığını,
Engizisyon mahkemelerinde öldürülen Yahudi ve Müslümanların Yıldırım Beyazıt
tarafından Osmanlı’ya getirildi
ğini, Yahudilerin Finans- Basın- Üniversite alanında
hâkim olduklarını, Arapların bize Yahudilerle dost olmayın ça
ğrısı yaparken
Yunanistan gibi Türkiye’nin her dönem dü
şmanı olmuş bir ülke ile
uluslar arası platformda hareket ettiklerini söylemi
ştir.
Yavuz Sultan Selim ile ilgili anlatılan bir hikaye de şöyledir: Yavuz, bir Yahudi’den
borç altın alarak sefere çıkar. Sefer esnasında Muhittin Arabi’nin mezarına
geldiklerinde burayı harabe bulur ve yeniden yaptırır. Muhittin Arabi ise
devrinde devlet erkanından biri ile tartı
şıp Sizin taptığınız şey benim
ayaklar
ımın altındadır demiş ve oracıkta şehit edilmiştir. Gömüldüğü yerin üzerine de
kasten çöp dökülmü
ştür. Yavuz bu zatın mezarını
temizletip bu rivayeti hatırlayarak oranın kazılmasını ister. Mezar kazıldı
ğında ise
Muhittin Arabi’nin yıllar öncesinden kastetti
ği şeyin manası anlaşılır mezarın
altından büyük miktarda altın çıkar ve sefer dönü
şü borç böyle ödenir.
22 Ağustos 1936 doğumluyum. İlkokulu Beypazarı, ortaokul
ve liseyi
İstanbulda bitirdim. Babam Mehmet Seracettin Tınar, PTT’de şef idi.
Türkiye’nin kurucusu Atatürk bile babamdan Nutuk’ta
şahsen
bahseder.
13 yaşında kundura imalathanesinde çalıştım ve daha çok boyacılık yaparım. 14 yaşında ise. Çocukluk yıllarında çıraklık, komilik,
hamall
ık gibi işlerde çalıştım.
23 yaşında, ( 1950 yılında ) Milli Koruma Kanunu çıktı. Buna göre her tüccarın her
maldan kazanaca
ğı kar belliydi. İthalatçılar bana
fatura kesiyor bende perakendecilere kesiyordum. Bu yolla bir y
ıl içinde 48000
( K
ırk sekiz bin ) altın kazandım.
27 Mayıs 1960 İhtilalinde askere çağırıldım. Askerliği öğretmen olarak yaptım. Köy lojmanını yaptırdım. Köye çok faydam oldu.
Askerlik dönü
şü Eczacıbaşı İlaç Fabrikasında işe başladım. İş kurma arzusuyla 36 yaşında İngilizceyi öğrendim. 2
(iki) sene insan ili
şkileri üzerine Master yaptım ve (METSAN) Firmasını kurdum. Ayrıca bir sürü temsilcilikler aldım.
İsrail ile 1992 yılından itibaren sıkı ilişkiler içine girdim.
Aşkale Sürgünü:
1492 yılında II.Bayezid İspanyadan sürülen Yahudileri himaye ediyor.
2. Dünya savaşı sırasında Hitlerden kaçan Yahudileri bu kez Türk Hükümeti ( Varlık Vergisi) adıyla koruma altına alma
amaçlı A
şkaleye yerleştiriyor. Ama vergi veren de vermeyen de burada yaşamıştır. Hitler,
H
ükümete Yahudileri yakmaları için ısrar etmiş hatta
fırın yollamayı bile teklif etmi
ştir. Türkiye bu işi halledeceğini söyleyince
sadece f
ırın krokilerini yollamışlardır. İsmet İnönü ise Aşkale sürgünü adı altında
Yahudileri burada bir kampa yerle
ştirmiş ve Hitler baskısı geçinceye
kadar muhafaza etmi
ştir. Hatta zaman zaman duman bile çıkartarak
Yahudiler’ in yakıldı
ğı imajını vermişlerdir.
Ben yaşadığım sürece her türlü ticareti
yapt
ım ama silah ticareti hariç. Sadece
burada anlatt
ığım bir olayda bu ticaret oldu
Ben yurtd
ışındayken INREA  grubu tarafından ülkeme yüksek teknolojinin
verilebilece
ği söylendi bana ve ben de hemen bunu ülkemde
yetkililere anlatt
ım. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından o sıralar “Özel Hareket birimi
geli
ştirilmek istendiği için teklifime sıcak bakıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü
yetkilileri ile birlikte
İsraile gayri resmi bir ziyarette bulunduk ve burada İsrail ile EGM arasında 1993 yılında benim aracılığımla silah alım anlaşması yapıldı. Fiyatlat belirlendi ve ülkeye döndük. Bu anlaşmaya göre 4 parti halinde 12,5×4= 50
milyon dolarlık silah alımı yapılacaktı.
İlk 2 parti alınarak 25 milyon dolar ödendi. Sonra Emniyet
Genel Müdürlü
ğü geriye kalan kısmı iptal etti ama para ödenmeyince devletim adına kefil ben olduğum için 2,5
milyon doları kendi cebimden ödedim.
1995’te de Beyrut’ta Suriye istihbaratı ile yakın ilişkide gazeteci bir arkadaşım vardı. 10 Milyon
$’a PKK terör örgütü lideri APO’ yu bana verebilece
ğini söyledi ama sonra arayıp ABDnin buna izin vermediğini söyledi.
Basın:
Susurluk kazası sonrası medya üzerime geldi. Susurluğun silah satıcısı olarak ifşa edildim.
Oysa devlet i
çin çalışmıştım. Susurluk kazasında bulunan silahların benim İngiltere’de kurduğum off-shore şirketime
ait oldu
ğu iddia edildi. Bu şirketin adı da Hosprodur.
Off-shore, b
ütün dünya firmalarının kendi memle­ketlerinin dışında ticaret
yapmak i
çin kurdukları şirket şeklidir. Ben o dönem EGMnin aldığı silahları bu firma üzerinden alındı göstererek ülkemin
yarar
ına iş yaptım.
Hakkımda o kadar çok şey söylendi ve yazıldı ki bir kısmını dava ettim
ve mahkeme beni haklı buldu. Hatta dönemin Cumhurba
şkanı Süleyman
Demirel
e bile mektup yazdım fakat Yargı
mercilerinin alanına giren konulara bakılmadı
ğı..” şeklinde bir
cevap geldi.
1997 yılının bir ayında yurtdışına çıkacaktım.
Korumalar takip edildi
ğimizi söylediler. Havaalanı girişinde takip
edenleri g
ördüm. Bu arada çantamı X-Ray
cihaz
ına koymuştum ama diğer tarafından çıkmadı ve
kayboldu. Bir yandan can g
üvenliğim için koruma
veren devlet öte yandan ba
şka adamları ile beni takip ettirip çantamı
kaybettiriyordu.
Basın beni bu kadar hırpalayınca Başbakanlık Teftiş Kurulu’na
müracaat ettim ve ifademin alınmasını istedim. 10.07.1998 tarihinde hakkımdaki
iddialar ile ilgili toplam 19 soruluk bir ifade aldılar. Ben yine de devletime
küsmedim.
Kale Planı:
Çiller’in başbakanlığı döneminde
Jandarma Genel Komutan
ı Orgeneral Eşref BİTLİS tarafından 1991 yılında hazırlanıp PKKyı ve yardım eden iş adamlarını yok etmek amacıyla planlandı. 1991 yılında başbakan
Demirel, yard
ımcısı İnönü’ydü. Merhum
Turgut
ÖZAL ın Cumhurbaşkanı olarak başkanlık yaptığı bakan
kurulu toplant
ısında ele alındı.
Silah tüccarı olarak ifşa edilen benim tarafımdan idare
edildi
ği ve Toroslarda İsrail tarafından eğitilen 80
ki
şilik bir TİM olduğu bile söylendi. Tansu Çiller başbakan olana
kadar plan uygulanamadı. Yurtdı
şında  PKK terör örgütüne destek verenler için Abdullah
Çatlı ve Ye
şil’in de aralarında bulunduğu bir grup yurtdışına yollandı. Ama sonra
geri
çekildi. Bu  plan çerçevesinde  : JİTEM kurucu Ahmet Cem ERSEVER, planın hazırlayıcısı
Jand.Genel Komutanı Org.E
şref BİTLİS, gazeteci Uğur MUMCU öldürüldü.
Gizli Belgeler:
Terörün en azgın döneminde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından İsrailden alınıp
Özel Harekat Timlerinin kullanması için M
İT ‘in ödeneğinden alınan parayla silah alınması öngörülüyor ama
silahlar
ın bir kısmı kayboluyor. Oysa paralar bir gecede direk E.G.M. hizmet binasında dönemin Genel
Müdürü Mehmet A
ĞAR a elden teslim edilmiştir.
Susurluk sonrası, Ertaç TİNAR’ın İngilterede sahibi
oldu
ğu HOSPRO şirketine ait silahların  kaza yapan araçtan çıkmasıyla
birlikte, Tinar
’ın Türkiyeye silah sattığı ve Özer ÇİLLERle yakın
ili
şkide olduğu söyleniyor.
Gazetelerde çıkan haberler:
İstanbul’da ve İngilterede kurulu şirketleriyle silah ticaretinden başka ilaç ve tıbbi malzeme
pazarlamas
ı yapıyordu ve adı, tıp çevrelerinde
yıllardır bilini­yordu.
İ.Ü.Rektörü Prof.Bülent BERKARDA, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Dekanl
ığı‘ndan önceki dönemden tanıyor.
Ertaç TİNAR, Metsan ve İzotop şirketleri aracılığıyla
Berkarda’n
ın dekanı olduğu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne ve diğer sağlık kurumlarına tıbbi malzeme
sat
ıyordu. Daha sonra bu ilişki, ticari bir şirkette ortaklığa dö­nüştü.
Oysa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi çevrelerinde, bu or­taklığın gerçek amacının,
stratejik
önemde hammad­deler içeren dünyanın en pahalı kanser ilaçlarından birinin
for­mülünden yola çıkarak yerli bir kanser ilacını üretmek oldu
ğu söyleniyordu
ve söz konusu ilacın çalı
şmalarını, İ.Ü. Kimya Fakültesi’nden
emekli olan Prof. Dr. Fikret BAY­KUT y
ürütüyordu.
Fransız hükümeti, 1994’te imzalanan bir anlaşmayla Türkiye’ye tıbbi cihaz
al
ımı için kredi açıyor. İstan­bul Üniversitesi’ne düşen yaklaşık 1.5 trilyonluk 48 cihaz
alımı için, Fransız firmaları kıyasıya bir rekabete giriyor. Bazı firmalar,
ihale konu­su olan cihazların bir kısmının Afrika ülkelerine hibe gönderilen
demode cihazlar oldu
ğunu ortaya atıyorlar.
BERKARDA, ihale öncesi sık sık Fransa’ya gidiyor. So­nunda, Fransız Sopha Developement SA
firmasıyla sözle
şme imzalanıyor. Ancak, konuya yakın çevreler, bu
ihaleden
çıkan pis kokulardan rahatsızlık duyuyor­lar
ve su
ç duyurusunda bulunuyorlar. Bu başvuru ve
duyurular
üzerine Maliye Bakanlığı, ya­sal mevzuata uyulmadığını ve gerekli
izinlerin alınma­mı
ş olduğunu saptayarak ihaleyi iptal ediyor.
İddiaya göre, bu arada Berkarda’nın ortağı Ertaç Ti­nar
ihalenin, ad
ı geçen Fransız firmasına
verilmesi i
çin devreye ‘arkadaşıÖzer Çiller’i sokar.
Berkarda, bütün uyarılara, suç duyurularına ve ya­yınlara karşın ikinci
kez a
çılan özel şartnameli ihalenin yeniden Sopha firmasına verilmesini sağlar. Bu
arada, ihalenin ‘kitab
ına’ uydurulması için Ertaç Tinar da,
usulen ihalede yerini al
ır.Ne yazık ki, Sopha
firmas
ı o tarihlerde batık durumdadır.
Tıbbi cihazların gelmesi beklenirken,
şirketin 1996’da kayyuma teslim edildiği, 1997’de
de iflas
ına karar verildiğinin öğ­renilmesi
Berkarda’da
şok etkisi yapar.
İhale skandalı‘ yüzünden ci­hazsız kalan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Onkoloji Klini
ği’ nde kanser hastalarının tedavileri yapılamıyor. Berkarda iki yıl önce
birinci ihale iptal edildi­
ğinde “Bu cihazlar kanser tedavisinde hayati önemi olan
cihazlard
ır. İptal kararı bize dört ay kaybettirdi” diyordu! Acaba şimdi ne diyor?
Susurluk’un Kara Kutusu öldü:
3 Kasım 1996’daki Susurluk kazası soruşturması sı­rasında aydınlatılan
“kay
ıp silahlar” olayının kahra­manlarından işadamı Ertaç Tinar
kanser tedavisi g
ör­düğü hastanede hayatını kaybetti. Bir milletvekili,
bir emniyet müdürü ve katliam sanı
ğı Abdullah Çatlı’nın kaza yaptığı
Mercedes’ten
çıkan suikast silahlarını, Tinar’ın ülkeye getirdiği ortaya çıkmıştı.
       
Gerçek Kurtlar Vadisi:
3 Kasım1996. Sedat Bucak’ın beyanına göre, koru­ma polislerinin takip edilmeleri
nedeniyle endi
şe du­yup önce İzmir’i,
sonra da Ku
şadası‘nı terk ederler. İs­tanbul’a
d
önerlerken Susurluk’ta bu kaza olur. Hüseyin
KOCADA
Ğ kaza sırasında ölen polis şefidir. Büyük bir ilin
emniyet m
üdürlüğüne atanması sırasında,
Mersedesin i
çindekilerle bir arada kulis yapmak istediği söy­lendi.
Kimisi de KOCADA
Ğ‘IN kumar borcunu sildirmek için bir
arada olduklar
ını söyledi. İstanbul
eski Emni­yet M
üdür Yardımcısı, rüşvetten yargılanan Sedat
De­mir ise,
öldürülen kumarhaneler kralı Lütfü Topal’ın, Yeşilköy’deki
evinin anahtar
ını KOCADAĞ‘DAN aldığını söylemişti. Kaza sırasında ölen
Abdullah
ÇATLI’NIN İs­tanbul Emniyeti’nden aldığı silah
ruhsat
ında ise KOCA­DAĞ‘IN referansının olduğu iddia edildi.
1978 yılı Bahçelievler katliamında yedi TİP’li öğren­ciyi öldürülmüştür. Bu
katliamın planlayıcılarından Abdullah Çatlı yurtdı
şına kaçar. Orada
uyu
şturucu ka­çakçılığı yaptığı için cezaevine girer. Türkiye’ye döndü­ğünde,
Susurluk
Çetesi’nin tetikçisi, sonra da lideri olma sevdası, bazı çete üyelerini
rahats
ız eder. Mahkeme Çatlı için “Artık o söz geçirilmez bir insan”
diye tuta­nak tutar. Kaza sonrası Çatlı’nın üzerinden Mehmet Özbay isimli bir
kimlik çıkmı
ştır. Onun ardından emni­yette kayıp sanılan
susturucu silahlar, sahte kimlik, bi­raz kokain, faili me
çhul cinayetler kalır.
Bu kazada ölen üçüncü isim ÇATLI’NIN manken sevgi­lisi Gonca US’TU. Gonca’nın kardeşi Arzu US
ise BAYSA’nın hissedarı Ahmet BAYDAR’IN sevgilisiydi. Gonca US’LA ÇATLI’yı
Ahmet BAYDAR tanı
ştırmıştı.
Soli Ovadya, Mehmet Özbay kimliği ile ölen Abdullah Çatlı‘nın
sevgilisiydi. Japet isimli firmanın da orta
ğı! Su­surluk kazasından sonra ardından sırra kadem
bastı.
Tansu Çiller rahatlamıştı! Susurluk kazasının enka­zı altından Mehmet
A
ĞAR’IN, ve Mesut Yılmaz’ın çıktığını görünce
rahatlad
ı. Bu çe­teyi örtülü ödenekle Çiller’in finanse ettiği iddiası ortaya atıldı. O
“Kur
şun yiyen de atan da şereflidir” dedi. Seçim­lerde çok zayıf bir
muhalefet olarak
çıktı. Kongre seçim­lerine
ta
ş koyan Ağar ve tüm muhaliflere kucak açtı.
Yaşar ÖZ, Abdullahn ÇATLI’NIN karısı Meral ÇATLI’NIN üvey
dayısıydı. Abhaz milliyetçisi oldu
ğunu söylemişti. İstanbul Mali Polisi onu çoğu kez
yakalad
ı. Üzerinden çok sayıda yeşil pasaport, 17 Türk, 8 ingiliz pasaportu, iki ehliyet, Eşref ÇUĞDAR adına düzenlenmiş özel silah
ta
şıma belgesi, seri numaraları silinmiş 3 silah çıktı. AĞAR’IN ricası üzerine
serbest b
ırakıldı. Susurluk dava­sı ile Savaş Buldan, Hacı Karay ve Adnan Yıldırım’ın öl­dürülmesi
davalar
ının sanıkları arasındaydı. Uyuşturu­cudan Eskişehir Cezaevinde yattı.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: