TÜRK DERİN DEVLETİ (TÜRK GİZLİ SERVİSİ’NİN KISA TARİHİ), BORA İYİAT, KRİPTO YAYINCILIK
7 Ekim 2017
OPERASYON
7 Ekim 2017

SUSURLUK 20 YILLIK DOMİNO OYUNU


Kitap, 3 Kasım 1996 yılında Balıkesir
İlinin
Susurluk
İlçesi
yak
ınlarında meydana gelen ve adını bu ilçeden alan kazanın 20 yıl öncesine dayanan Devlet-Hükümet-Mafya arasındaki yaşanan
s
üreci resmi kaynaklara
dayanarak anlatmaktadır. Özellikle Susurluk kazasında ya
şamını yitiren ünlü çete lideri Reis lakaplı Abdullah Çatlı ile kendisinin 1970li yıllardan itibaren iltisaklı olduğu şahıslarla ilgili ilişkiler
a
çıklanmıştır.
Enis Berberoğlu
kitaba ismini veren Susurluk kazas
ının baş aktörü olan Abdullah Çatlı’nın
mafya içerisine nasıl girdi
ği, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden
sonra Ermeni ter
ör örgütü ASALA’ya karşı kullanılması, Mehmet Ali Ağca
taraf
ından Papa II. Jean Paule yapılan suikast, Abdullah Çatlı’nın ve Oral Çelikin İsviçre hapishanesinden 1990
yılında kaçarak tekrar Türkiye’ye dönmeleri, Çatlı’nın 1990 yılından ya
şamını yitirdiği
1996 y
ılına kadar olan süreçte yaşanan
olaylar
ı kronolojik bir çizgide makale boyutunda
kaleme alm
ıştır.
Enis Berberoğlunun kitaba ismini veren
Susurluk kazası ile ilgili makaleler
şeklinde
olu
şan
kitab
ını özetleyecek olursak;
Türkiye’de uzun süredir oğalanüstü hal koşullarının uygulanmasından dolayı
adi suçlara kar
şı
duyars
ız kalındı. Mafya diye anılan
organize suç dünyasının en az PKK, DHKP/C veya
İBDA/C
kadar sistemi tehdit etti
ğini unutuldu. Mafya ve terör
örgütleri arasında do
ğal ittifakın 12 Eylül 1980
öncesinde tanık olunmasına ra
ğmen toplumsal hafızayı çoğunluğu
olu
şturan
gen
ç nüfusa aktarılamadı.
Yani nereden bakarsak bakalım Türkiye’de adi suç kapsamındaki
faili meçhullerin sayısı politik amaçlı yıldırma eylemlerine de katılıyor.
Güneydo
ğudaki
faili me
çhullerin ve darp gibi
olayların faillerin bulmakta nedense yetersiz ve aciz kalıyor.

 

Bu yüzden faili meçhul olayların yer aldığı raflara her yıl 6000 dosya eklendiği
biliniyor.  Türk Milleti resmi kaydın
hiçbir türünü sevmedi
ği için Türkiye’nin kaçaklar
cennetine dönü
ştüğünün farkında değil.
Arada Abdullah
Çatlı gibi ünlüler olmasa ve Susurluk’ta
kaza ya
şanmasa
kaçak suçlular kimsenin dikkatini çekmeyecek durumunda oluyor.
1997 Ağustos ayı itibariyle Emniyet
verilerine göre Türkiye’de 321.443 sanı
ğın kaçak dolaşğı biliniyor. Susurluk’ta kaza
sonucu ortaya çıkarılan çete ise herkesin kafasını karı
ştırmaya yetiyor. Ama büyük
kentlerde soka
ğa park ettiği
otomobili i
çin
de
ğnekçiye para ödeme olayını nedense kimsenin umrunda değil.
Çünkü bu durumda otomobili ve
şahsi sağlığı tehdit eden Susurluk Çetesi gibi benzer çeteler değil
sadece otopark mafyas
ı
gibi kendi çapında çok tehlikeli bir mafya türü de
ğil.
Zaten mafya ve çeteler türlerine ayrılır. Arazi mafyası,
çek-senet mafyası, otopark mafyası, uyu
şturucu
mafyası, dilenciler mafyası ve organize suç çeteleri.
Kısacası herkesin beslediği
bir mafya ve çete türü var. Mafya sektörünün 1997 yılı itibariyle ve son
tahminlere göre 30 bin dolayında istihdam olu
şturduğu
biliniyor. Aileleri ile birlikte hesaplandı
ğında tasarlanan 100 bin kişilik
stad
ı dolduracak kadar kalabalık ve milli mafya ve çete ordusu.  Mafya aynı zamanda ekonomik çarkın önemli bir
di
şlisi
olarak ta kar
şımıza çıkıyor zaten. Çünkü mafya
olmasa kayıtlı ekonominin neredeyse iki katını bulan kayıt dı
şı sektörde adaleti kim dağıtacak, vergiyi kim
sallayacak ve adaletsiz gelir da
ğılımını kim düzeltecek? Gibi sorular
geliyor insanın aklına.
Batı dünyasında en ünlü devlet-mafya arasında işbirliğinin
İkinci
D
ünya Savaşı yıllarına gerçekleştiği
bilinir. Amerikalı ünlü mafya babası Al Capone’u vergi kaçakçılı
ğından tutuklayan ABD yönetimi hapisteki İtalyan
as
ıllı mafya babası Luciano ile pazarlığa
oturur.
Çünkü II. Dünya savaşı ile ilgili müttefiklerin İtalya
çıkarması için mafyadan yardım istenir. Luciano paraşütle İtalyaya atılır. İtalyanın işgali
s
ırasında ABD tarafından mafyanın
silahlı deste
ğine, sabotörlerine ve rehberliğine
ba
şvurulur.
Yine ABD ordusunun Vietnam Sava
şı sırasında da bazı örtülü
operasyonları finanse etmek amacıyla uyu
şturucu
ticaretine g
öz
yumdu
ğu
hatta bu ticaretten pay aldı
ğı da bilinir.
Türkiye’de Silahlı Kuvvetler bünyesinde bulunan Özel Hap
Dairesi 1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu. 3 Aralık 1990
tarihinde medyaya verilen brifinge göre son derece sınırlı sayıda operasyonda
kullanıldı
ğı şeklinde
söylendi. Bu operasyonların Kıbrıs Barı
ş Harekâtı,
1980 yılında kaçırılan Diyarbakır uça
ğına baskın ve Güneydoğuda bazı nokta hedeflere karşı düzenlenen operasyonlar gibi.
1990 yıllar sadece siyasi kutupları ayıran duvarın
çökmesine de
ğil, NATO bünyesinde tek merkezden kontrol edilen gizli
bir örgütün hemen tüm üye ülkede de
şifre
edilmesine sahne oldu. Buna en somut örnek ise
İtalyada Gladio olarak anılan ve asker kadar milis de
kullanan
örgütün görevi Komünist Partiyi iktidardan uzak tutacak
politika izlemekti.
Maalesef 1980 yılı öncesi Türk ordusu da bu duruma benzer
kaygıyı ta
şıyordu.
Çoğu
askere g
öre Türkiye elden gidiyor,
komünist düzen tüm ülkeye hakim oluyordu. Üniversiteler, i
şçi sendikaları, öğretmen
dernekleri sosyalistlerin kontrol
üne
giriyor, b
üyük kentler mahalle, sokak
düzeyinde parselleniyor ve halk sosyalizm hegemonyasına giriyordu.
Aslında sol tehlikeyi durdurmak için Türk Devlet
tarafından 1960’lı yıllarda denenen formül hala gündemdeydi. Yani MHP ve MSP
militanları. Yalnız bu kez lojistik deste
ğin
boyutu farklı oldu. Çünkü sokaklar, okullar ve kentler her gün ölü-yaralı
sayısı artan silahlı çatı
şmaların sonucuna göre el değiştiriyordu.
Ülkücülerin ağır silahla donatılması zorunlu hale gelmişti.
Bu yüzden Abdullah Çatlı gibi isimler bu ihtiyacın ürünü
olarak devreye girdiler. Devletin gizli güçleri; MHP ve silah kaçakçısı olan mafya
çeteleri arasında irtibatı kurdu. Abdullah Çatlı, Mehmet Ali A
ğca,
Oral Çelik gibi namlı ülkücüler MHP ile yer altı dünyası nezdinde mutemet
sayıldılar.
Abdullah Çatlı ve ekibi meşhur Bahçelievler
katliamından hemen sonra
İstanbula gelerek işin
ba
şına geçtiler. Çatlı’nın bulduğu
ordu mal
ı patlayıcıların bir bölümü 16 Mart 1978 tarihli İstanbul
Üniversitesi katliamında kullanıldı.
Katliamlarda kullanılan silahları Abdullah Çatlı’ya satan
yüzba
şı deşifre
olarak hapse atıldı. Reis lakaplı ülkücü Abdullah Çatlı ise Bulgaristan’ın
Varna kentinde yerle
şik MHP yanlısı Türk bir silah kaçakçısıyla alışverişe başladı. Ülkücü camia; soygun, haraç, zorunlu bağış
gibi eylemlerde topladıkları paranın kendilerine silah, bomba ve mühimmat olarak
geri dönmesinden dolayı son derece memnundu.
Abdullah Çatlı, mafya ile yakınlaştıkça 12 Eylül sonrasın da oluşturulan
sıkıyönetim mahkemesi kayıtlarına geçecek bir ili
şkiye
tan
ık oldu. Yani Devletin kolluk
güçleri istihbarat topladıkları mafyaya toleranslı davranıyor, ufak tefek
eylemlerine göz yumuyordu. Ancak bu alı
şveriş
kimi hallerde y
ıllar
sonra ilk M
İT raporuna da yansıdığı gibi tamamen çıkar ilişkisine
d
önüyordu.
Kısacası derin devlet ve MHP mafyadan yararlanıyoruz
sanıyor oysa çok önemli bir maddi güce ula
şmasına izin verilen yer altı ekonomisi ülkenin gerçek ve tek patronu olmaya
soyundu
ğunun
fark
ına varmıyordu.
12 Eylül 1980 darbesinin sonrasında geçen sürede ise, Kontrgerilla-MHP-Mafya
ittifakının en cılız üyesi olan yer altı dünyası çok palazlandı. Çünkü di
ğer müttefiklerden farklı olarak hala bir amacı ve işlevi
vard
ı. Para kazanmak ve mevcut
gücünü devam ettirmek.
Gerçekte MHP’li çete artıkları yurtdışına kaçtıkları andan itibaren yakın
tarihin en büyük istihbarat sava
şının içine düştükleri bilinmektedir. Papa
II. Jean Paul suikastinde Mehmet Ali A
ğcaya silahı sağlayan
Abdullah
Çatlı, CIA ve KGB arasındaki satranç oyununda piyon gibi kullanıldı.
CIA Abdullah Çatlı’ya suikast suçunu KGB’ ye yıkması için
bastırdı. Sovyetler Birli
ği ise aksi yönde girişimlerde
bulundu.
İşte Çatlı’nın tam bu sırada 1982 yılında gerçek adıyla ABDye gitmesi ise kimsenin
dikkatinden kaçmadı.
Türkiye 1980’li yılların başında Abdullah Çatlı ve ekibini sadece yakından
izlemekle yetindi. Yurtdı
şındaki
T
ürk diplomatlarına yönelik Ermeni terör örgütü
ASALA tarafından yapılan saldırılar yo
ğunlaşınca Abdullah Çatlı ve Oral Çelik çalınan ilk değil
son kapı oldu. 1984 yılında uyu
şturucu ticaretine
bula
ştığı kesinlik kazanan ve ASALA
ter
ör örgütüne karşı başarısız olduğu
bilinen Abdullah Çatlı Fransız polisi tarafından muhtemelen Türkiye tarafından
yapılan bir ihbar sonucu Fransa’da tutuklandı. Abdullah Çatlı 1990 yılına kadar
gündemden silinirken Türkiye’de ekonomi dı
şa açıldı. Bunun en önemli etkeni ise
yapılan ihracatlar sonucu elde edilen vergi iadesi oldu. Mafya ise hayali
ihracat yoluyla polise ve siyasete sızmayı becerdi. Mehmet Eymür tarafından 1987
yılında kaleme alınan ilk M
İT raporunun yankıları bile bu ilişkiyi
bozmaya yetemedi.
1990 yılı Mart ayında İsviçrede rahat bir şekilde
hapisten kaçan Abdullah Çatlı ve ailesi Türkiye’ye döndüklerinde resmi
makamlardan uzak durdular. Eski ülkücü arkada
şları ile birlikte ticareti
deneyen Abdullah
Çatlı, bu ilişkiler
sayesinde Azerbaycan
a
kadar uzand
ı. Çünkü
1991 yılında Sovyetler Birli
ğinin dağılması ile birlikte Azerbaycan bağımsızlığını ilan etmiş ve özellikle Ülkücü camiaya yakın Türk iş
adamlar
ı bu ülkeye yatırıma başlamıştı. Çatlı belki diğer ülkücü mafya üyeleri gibi ufak suç dünyası sınırları içinde yaşayacak
ve
ölecekti ama Turgut Özal’ın vefatı Türkiyede oyunun kurallarını değiştirdi.
1993 yılında Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Tansu Çillerin Başbakan
olmas
ıyla Güneydoğuda
aniden alevlenen terör olayları yüzünden pani
ğe
kap
ınıldı. Çiçeği
burnunda Ba
şbakan Tansu Çiller çareyi kendisine bağlı ve Emniyet bünyesinde çalışacak
özel büro kurmakta buldu.
Tansu Çiller’in teröre karşı savaşacak
alternatif örgütü dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet A
ğar’ın altında ve Tarık Ümit’in
koordinasyonunda kuruldu. Tarık Ümit bu ekibe Ya
şar Öz, Abdullah Çatlı ve Nurettin Güven gibi
isimleri aldı. Dönemin Emniyet Özel Harekât Dairesi Ba
şkanı İbrahim
Şahin
ile baz
ı özel tim polisleri de bu
ekibe yard
ımcı oldular. Bu arada 1987
tarihli M
İT raporunun yazarı ünlü istihbaratçı Mehmet
Eymür ise yeniden Te
şkilata dönmüş
oldu.
Bu özel ekibin amacı ise; PKK ve Dev-Sol gibi terör
örgütleri hakkında istihbarat toplayarak, Kürt Mafyası ve PKK arasında kurulan
mali ba
ğları koparmaktı. Bu amaçla
özellikle PKK terör örgütüne mali yardımda bulundukları tespit edilen uyu
şturucu
ka
çakçıları yakın takibe alındı. Bazıları ünlü uyuşturucu
ka
çakçısı Behçet Cantürk gibi Sapanca
yakınlarında ensesine tek kur
şun sıkılmış
halde bulundu.
Kurulan bu özel ekipte koordinatör Tarık Ümit’in aniden
ortadan kaybolması ve Abdullah Çatlı’nın kontrolden çıkması çözülme yarattı.
İbrahim
Şahinin başka göreve tayini planlandı ve
özel timci polisler ise Ankara dı
şına yollandı. Genel Müdür Mehmet Ağar
ve
çok sayıda emniyet kökenli
bürokrat 1995 seçimlerinde DYP’den meclise girerek milletvekili oldular.
Abdullah Çatlı 1996 yılında iki önemli olaya karıştı. Bunlardan birisi Gaziantep’li
i
şadamı Mehmet Ali Yaprak’ın fidye için kaçırılması ve diğeri
ise kumarhaneler kralı Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmesi olayıdır. Ekip arasında
ba
ş gösteren anlaşmazlık Topal cinayeti sanığı özel harekatçı polislerin İstanbul
Emniyetine bildirilmesi ile sonu
çlandı. MİTin ikinci raporu ise bu karanlık
ili
şkileri
ayd
ınlattı ve Susurluk kazasının
haritasını çıkardı.
Susurlukta kaza sonucu ortaya çıkan çete 12 Eylül 1980 öncesi
şablona
oturtulup incelendi
ğinde ise yapısı daha iyi ortaya
çıkıyordu. Susurluk çetesinin kompozisyonu 12 Eylül 1980 öncesi Kontrgerilla-MHP-Mafya
ittifakından en çok mafya kanadına yakındı ve o dünyanın yöntem ve kadrolarını
kullanıyordu.
Susurlukta kamyonun Mercedes’e çarpması tamamen tesadüf
bir olaydı. Peki ya çarpmasaydı? Yani o kaza ya
şanmasaydı bu durum ne kadar daha sürecekti?
MİT Kontr-Terör Daire Başkanı Mehmet Eymüre göre 1995 yılındaki Tarık Ümitin kaçırılışı ile ilgili Abdullah Çatlı’nın işi
iyice az
ıttığını, o sıralarda Çatlı’ya söz geçirecek herhangi bir makamın olmadığını, Mehmet Eymür’ü bile görevden aldıracağını söyleyecek kadar kontrolden
çıktı
ğını dile getirmişti.
Burada yanıt aranması gereken soru ise bu kaza yaşanmasaydı? Türkiye ateş çemberinden geçerken siyasi sorumluların neler yaptığı? Olmalıdır. Emniyet bünyesindeki özel ekibin kuruluş
amac
ı ise; Tansu Çillerin Başbakan
olur olmaz M
İTe
yani istihbarata hakim olmakt
ı. O
d
önemdeki MİT Müşteşarı Sönmez Köksal’ı görevden alamayan Tansu Çiller Emniyet bünyesinde tamamen kendi
denetiminde bir istihbarat birimi olu
şturmaya
çalıştı.
Sonuç olarak Susurluk Çetesinin ortaya koyduğu
ger
çek açık ve nettir. Türkiye acemi ve basiretsiz
siyaset
çiler tarafından yönetilirken, devletin
herhangi bir birimde
özel çıkar peşinde
ko
şan çetelerin kurulmaları zor değildir.
Susurluk çetesinden çıkarılacak dersler ise; çetelerin
insan, silah, belge ve mali kaynakların kesilmesi zorunlulu
ğudur.
Kazanın yaşanması ile birlikte TBMMde Susurluk Komisyonu kuruldu.
Bu kurula Abdullah Çatlı’nın e
şi Meral Çatlı, Oral Çelik vb. birçok kişini
bilgisine ba
şvuruldu. Bunlardan en önemlisi ise Abdullah Çatlı’nın eşi
Mera
Çatlı’nın; eşini
T
ürkiyeye döndükleri 1990 tarihinden
itibaren
öldüğü 1996 tarihine kadar Türkiyede Mehmet Özbay sahte kimliği
ile
çok rahat bir şekilde
dola
şabilmesidir. 
TBMM’ de kurulan Susurluk komisyonunu 4 Nisan 1997
tarihinde tamamladı
ğı
raporunda
çetelere
kar
şı bir dizi önlem önerdi. Bu önlemlerden ise
kitabın 218-219-220 sayfalarında
şu şekilde
bahsedilmektedir.
Adli Polis Kurulmalı: Adli Polis teşkilatı kurulmalıdır. TCK’nin kapsamına günümüz
suç tiplerini kar
şılayacak
maddeler konulmal
ıdır.
Devlet Sırrına Sınır: Devlette sır kavramının
sınırlarının belirlenmesi ve bu sırların parlamentonun bilgisine açılması,
hukuk devletine i
şlerlik kazandırmak açısından gerekli görülmektedir.
Silah Alımına Kontrol: Silah alımları kontrol altına
alınmalıdır. Herkese silah ruhsatı verilmemelidir. Her silahın balistik
kayıtları bulunmalıdır. Ruhsatsız silah bulundurmanın cezası caydırıcı hale
getirilmelidir.
Herkese Mal Beyanı: Herkese mal beyanı verilmelidir. Kamu
görevlilerinin mal beyanı açık olmalıdır. Parasal ili
şkilerin
s
öz konusu olabileceği
yerlerde g
örev
yapan kamu g
örevlilerinin
mal varl
ıklarındaki değişiklikler
mutlaka en az iki y
ılda
bir denetim elemanlar
ınca
kontrol edilmesi gerekmektedir.
Yeni Meclis Komisyonları: Devlet yapısının yeniden
düzenlenmesi, mafya, uyu
şturucu kaçakçılığı, mason locaları ve kumarhaneler hakkında halkın güvenliğinin
sa
ğlanabilmesi
i
çin Meclis Araştırma Komisyonları kurulmalıdır. Meclis Araştırma Komisyonlarının görev
süreleri arttırılmalı ve yetkileri geni
şletilmelidir.
İtirafçılara
Yeni Kimlik: Kanundaki haklardan istifade eden itirafçılara yeni kimlikler
verilerek OHAL bölgesinden uzakla
şmaları sağlanmalıdır. Bu bağlamda
itiraf
çılık yasası yeniden ele alınmalıdır.
OHAL Kalkmalı:
OHAL alternatif çözümler yaratılarak kaldırılmalıdır. Polis, jandarma ve
istihbarat birimleri yeniden yapılandırılmalı ve aralarında koordinasyonu sa
ğlayacak
bir yap
ıya kavuşturulmalıdır.
Teröre Meclis Araştırması: Terörle mücadele
yönteminin yanlı
şlığı konusunda ciddi bir meclis
ara
ştırması yapılmalıdır. Terör rantı da ortadan kaldırılmalıdır.
Seçim Yasası Değişikliği:
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Yasası de
ğiştirilmek
suretiyle se
çilecek
milletvekillerinin belli,
çok
az bir kontenjan d
ışında mutlak surette halkın itimat ve güvenine mazhar olmuş
neticede hesap verece
ği yerin seçmen olduğu
bilincine sahip ki
şilerin parlamentoya taşınmasını sağlayıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
Partilere Mali Denetim: Parti içi demokrasi gerçekleştirilmeli,
siyasi partilerin mali kaynaklar
ı
saydamla
ştırılmalı ve bu konuda etkin denetim
getirilmelidir.
Kamu Görevlisine Kolay Tatbikat: Kamu görevlilerin işledikleri
su
ç iddialarından dolayı doğrudan
takibat yap
ılabilmesi
imkânı sa
ğlanmalı.
Daha Sıkı Denetim: Denetim elemanlarının yetkileri ve imkânları
iyile
ştirilmeli,
i
çinde bulunduğu birimin
en üst kademesiyle ilgilendirilmeli, müdahaleden korunmalı ve güvence
getirilmelidir.
Organize Suç Yasası: Yasadışı suç örgütlerinin oluşmasının engellenmesi için Adalet Bakanlığınca hazırlanan Organize Suç ve Suç Örgütleri hakkında kanun tasarısı zaman geçirilmeden yasalaştırılmalıdır.
Kanıt Yasası: Polis suç kanıtları toplama ve değerlendirme
yasas
ı çıkartılmalı, Bankalar Yasası değiştirilerek
b
üyük miktarda para akımları kontrol altına alınmalıdır.
Koruculuk Kalkmalı: Koruculuğun
kald
ırılması veya sınırlandırılması sağlanıncaya kadar sıkı kontrol altına alınmalıdır.
Dokunulmazlığa Sınır: Yasama dokunulmazlığı, Meclisteki görüşme
ve Meclis i
şlemleriyle sınırlandırılmalı, şeklindedir.

 

Sonuç olarak kitabın yazarı Enis BERBEROĞLUna göre; 3 Kasım 1996 yılında Susurlukta meydana
gelen kaza ile ilgili birçok
şeyin yazılıp çizildiğini
aktar
ıyor. Ortaya çıkan bu durumun
kimilerine g
öre ürkütücü kimilerine göre ise normal bir durumdan
ibaretti. Kazayla birlikte ortaya çıkan belgeler bazen inandırıcı bulundu,
bazen de
şüpheyle
kar
şılandı. Yazar kaza ile ortaya
çıkan bilgileri toparlayarak önemli ayrıntılara ula
şş ve kitaba
ismini veren “20 yıllık Domino”nun ta
şlarını da anlamlı bir şekilde
dizmeye çalı
şmıştır.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: