CHİNA *İNC
7 Ekim 2017
CEM ERSEVER VE JİTEM GERÇEĞİ
7 Ekim 2017

TERS CEPHE

100 CHARACTERS

BİRİNCİ
KISIM /
RASİM
OZAN KÜTAHYALI
    

100 CHARACTERS

Ak Partinin İktidara gelişiyle Türkiye’de
düzelme ve iyileşmeler oldu ama; bunlarla yetinmemeli, yaptığı işlerin
kapsamını genişleterek en üst seviyeye getirmek için çalışmalarına ara vermeden
devam ettiği sürece bu iyileşmelerin devamı da gelecektir. Ak Parti öncesinde
ülkenin hem siyasi yönden hem de ekonomik olarak ülkenin refah düzeyi yönünden
durumunun iyi olmadığı herkesçe biliniyor. Ak parti sonrası ise bütün bu
yönlerden düzelmelerle birlikte askerin dokunulamaz bir zırhla kaplı gibi
insanların gözünde büyüttüğü kadar olmadığını, eskiden askerler hakkında
bırakın yorum yapmayı bahsetmek bile suç sayılırken günümüzde ise onların
yargılanması şuana kadar yapılmamış ve azımsanmayacak büyük bir ilktir. Onunla
beraber eskiden işkence ve idamların insanlara gözdağı niteliğinde meydanlarda
ki idam sehpalarının, bir sağdan bir soldan zihniyetinin derin yaraları
hatırlandıkça insanın tüylerini ürperten insanlık dışı rejimin değiştirilmesi
Türk milleti açısından büyük bir milattır.

Daha önceden sistemin ezdiği dindar
kesimin bu gün ise bu gün ise ak parti ile birlikte dindarların egemenliği hakim
oldu. Bu değişimle beraber Adnan MENDERES ve Turgut ÖZAL’I istemeyerek de olsa
sindiren anlayış ak partiye daha ilk günden itibaren her koldan saldırdı. Bunun
örnekleri 2002 de askerlerin başbakan Abdullah GÜLÜ azarlamaya kalkmaları,
2003’te darbe toplantısı yapmaları sadece bizim bildiklerimiz. 
 
Amaçları Ak
Partiyi devirerek yönetimi ele geçirmek bunları yaparken de doğrudan değil de
dolaylı olarak yani ülkeyi kaos ortamına sürükleyerek, terör olaylarını artırarak
yapmaktır. Sebebi ise halka Ak partinin ülkeyi uçuruma sürüklediği imajını
vererek zaruri bir durumun doğduğunu yönetime el koymak zorunda kaldıkların
için yapacaklarını benimsetmekti. Tarihte de bunun birçok örneği var. Fakat
bunlar o şartlar oluşup yönetime el koyduklarında ülkeyi nasıl yöneteceklerini
kimi nereye atayacaklarını bilmeyerek çok komik durumlara düştüler. Buna rağmen
bu zihniyet ak parti gibi halkın büyük bir çoğunluğunun desteğini alarak
seçilmiş olan Ak Partiyi nasıl deviririz hesapları yaptılar. 
 
Tarihte 28
Şubat’ta halk istemediği halde kötü emellerini gerçekleştiren anlayış daha
sonra halkı tamamen yıldırarak 12 Eylül sürecinde denize düşen yılana sarılır
misali halk artık asker gelsin dedi. 
 
Yine 27 Mayıs döneminde Adnan MENDERES’İN
Sovyetlerle ittifak arayışına mecbur bırakılması askere ilaç gibi geldi. Çünkü
MENDERES ‘in ABD ve İngiltere’yle iyi ilişkileri devam etseydi askerin yapacağı
darbe başarılı olmayacaktı. Bundan dolayı hükümetlerin yanlış manevralardan
kaçınmaları, kendilerinin uzun soluklu iktidarda kalmalarına ve halkın
kendilerine olan güvenini tazelemelerine imkan verecektir. Günümüze kadar bunu
yapan tek parti ak partidir. Ak partinin istikrarlı bir şekilde ilerleyişi
yaptığı icraatlarla ilgilidir. Bugün işsizlik gibi önemli bir sorunun büyük
oranda azalması sadece ak parti döneminde gerçekleşmiştir. Tabi ki bu yeterli
değildir. Zaten ak parti bunun yeterli olmadığını bilerek işsizliği tamamen
ortadan kaldırma gayreti içindedir. Ak parti iktidarının ilk yıllarında Türkiye’nin
dış ekonomideki yeri yok denecek kadar azdı. Şimdi ise tam tersi oldu. 
 
Bunda
devlet bankalarının özelleştirilmesinin payı büyüktür. Keşke bu özelleştirmeler
daha önce olsaydı. Şimdi hem ekonominin rahatlaması açısından hem de
yandaşlarına yediriyorlar gibi saçma sapan tartışmaları biter. Böylece
bazılarının Fetullah’çılar devleti ele geçirdi diyerek halkı yanlış
yönlendirmeleri kendilerinden biter. Çünkü tartışacakları başka konu kalmıyor.
Bugüne kadar hep devletin parasını yediler, yedirdiler gibi zırvalıkların çoğu
kurumun özelleşmesiyle birlikte tamamen kaybolacağı kesindir. 
 
Türkiye’de halkın
büyük çoğunluğunun dindar olması ve bu dindar kesimin eski rejimler zamanında
hep ezilen taraf olması, yaşam tarzlarına yapılan müdahaleler, eşleri kapalı diye
ordudan atılanlar gibi daha nice örnekleri olan bu bozuk zihniyetin derin
izlerini daha üzerinden atamamışken Ak parti iktidarını elbette büyük bir zafer
olarak gördüler. Bugün Ak parti ve Fetullah Gülen grubu ileriki dönemlerde Türkiye’nin
iyi yerlere gelebilmesi için biri siyasi diğeri sosyal ve manevi yönden büyük
çaba sarf etmişlerdir. Ak parti bütün uğraşlarında da daima ılımlı bir siyaset
izleyerek dünya ülkelerine örnek teşkil etmiştir.
Fetullah Gülen tüm insanlığa ders
verecek şekilde “Ben İsrail de ölen her çocuk için de üzülürüm.” demesi
İslam’ın dünya görüşünü özetler.
Türkiye’nin dış siyasette de başarılı
olması askerin istediği şekilde sözde batıyı karşısına alarak değil de batıyla
iyi ilişkiler sergilemeye gayret etmişlerdir. Eğer’ki hükümet tam tersini yapıp
Avrupa Birliği ve Yahudi lobisiyle  ters
düşseydi bu hem ulusalcı geçinenlerin hem de askerin  işine gelecekti. İçerde halkı “bunlar batıyla
işbirliği yapıyor,  ülke dışarıdan
yönetiliyor” diyerek halkı örgütlemeleri dışarı da ise Amerika ve İsraille iyi ilişkilerini
sürdürüp iktidarla ters düşmeleri için elinden her şeyi yapıyorlar.
Başbakan’ın Yahudilerin ulusal
güvenlik enstitüsünden ödül alması hem Yahudi düşmanlığı diye gelebilecek
eleştirilere set çekmiş hem de bizdeki darbecilere fırsat vermemiş oldu.
Türkiye bir taraftan Avrupa birliği standartları için gayret gösterirken diğer
yandan komşu ülkeler ve dünyanın değişik yerlerinde meydana gelen sorunlara
kayıtsız kalmamıştır. Bunda Davutoğlu’nun çok büyük katkısı vardır. Bugün dünya
dışişleri bakanlarının içinde hemen hemen herkesle diplomatik alanda konuşabilen
Davutoğlu için dış basın “Herkesle Konuşabilen Adam” gibi övgü dolu manşetler
atmıştır.
Türkiye bütün dünya ile bağlarını
koparmadan Ortadoğu olsun, Afrika ülkeleri olsun bir çok ülkeye Batıyla
bağlantı görevi üslenmektedir.  Mesela
doğu Timor ve Endonezya’da sırf Endonezya Müslüman diye   Doğu Timora yapılanlara sessiz kalmayarak Orta
doğuda  çok etkin bir konuma sahiptir.
Bütün bunları demokrasi çerçevesinde yapmıştır.

İnsan haklarını hiçe sayan,
demokrasiden nasibini almamış kaddafi gibi Chavez gibi saltanatçılar, kendisini
milletin egemenliği üzerinde sayan diktatör rejimlerinin hep karşısında
olmuştur. Ak Parti hükümeti bir taraftan bunlarla uğraşırken diğer taraftan
altmışlı yılların utanç verici senaryolarının yeni versiyonlarını uygulamaya
çalışan zihniyetle uğraşmaktadır.

Zamanın içişleri bakanı “Biz iti ite
vurdurtarak  ülke yönetiyoruz.” diyen
anlayış günümüzde de Ak Parti ve Gülen Cemaatini bitirmek için elinden geleni
yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Bu zihniyeti savunan zihniyet sadece
ülkemizle sınırlı değildir. Rusya gibi Amerika gibi büyük ülkelerin istihbarat
birimleri bazı ülkelerde ki sınıf farlılığı gibi insanların arasına nifak
sokacak durumları fırsat bilerek o ülkelerde karışıklık çıkarmak için toplumda siz
ezilmiş kesimsiniz bakın siz dışlanıyorsunuz siz bunları hak etmiyorsunuz
sisteme başkaldırın diyerek örgütlemişler ve gerekli silah, para bir çok konuda
yardım etmişlerdir.
Bunu Mossad bizzat kendisi  “Biz  Amerikadaki zenci kesimin beyaz kesime  karşı koyabilsin diye yaptığımız silah gibi
yardımlarla iki Moskova daha kurabilirdik.” demiştir.

Aynı kirli eller Türkiye üzerinde de
faaliyetlerini faili meçhul suikastler gibi toplumun etnik yapısı gibi
faktörleri kendi emelleri doğrultusunda kullanma gayreti içinde  olmuşlardır. Bunun en iyi örneği Ergenekon
terör örgütüdür.

Ergenekon terör örgütü askeri kadronun
üst düzey yöneticilerinin kontrolünde; sivil toplum örgütleri, siyasi partiler,
medya gibi hemen her alanda kullanmakta olduğu değişik yapıları  içinde barındıran bir örgüttür.

Bu bataklığın içinde bulunan kadro
zamanında kullandığı kişileri işi bitince bile onlara birşey diyemez duruma
gelmesi birlikte işledikleri suçların  ve
kirli geçmişlerinin ortaklığının olmasıdır. Bunların derin yapısının içinde
bulunan ve yazar diye geçinen şahıslar Ak Partiyi karalamak ve milleti Ak
Partiden soğutmak için çeşitli kitaplar yazdılar. 
 
Gülen hareketinin kültürler
arasındaki olumlu diyaloglarından rahatsız olan zihniyet Haydar BAŞ’ın
öncülüğündeki grubu kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak bunlar
Hıristiyanlığı  yayıyor diye operasyonlar
yaparak,   özellikle Nurcuların evlerine
onlardan biriymiş gibi girerek  evlerin
içine İnciller,  silahlar gibi birçok
şeyi   gizleyerek daha sonra
operasyonlarla bu evlerin aslında başka şeylere hizmet ettiği görüntüsü vermeye
çalıştılar. Sadece bunlarda değil Danıştay cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Zirve
Yayınevi katliamı, Kiliseler ve Yahudilere karşı saldırılar yaptılar.
İstediklerini alamayınca farklı alanlardan saldırmaya başladılar. Bunu içeriyi
dışarıya, dışarıyı içeriye düşman göstererek devam ettirmek istediler.

Türkiyede geçmiş dönem hükümetlerinin
yapamadığı, zayıf kaldığı konuları Ak Parti yapmış ve yapmaya da devam
etmelidir.  Özellikle TSK’nın milli
savunmaya bağlanması, askerlerin yargılanabilmesi, ordunun denetime açık olması
gibi kararları alıp uygulayabilmeli, Başbakan
emrettiğinde Genelkurmay hizaya gelmelidir. Bu güçlü  bir Türkiye için gereklidir. Ama
Türkiye’de  ne zaman bir şeylerin
değişmesi için bir atılmaya başlansa mutlaka bir kaos ortamı oluşturulur. Buna
örnek 2007’deki  Cumhurbaşkanlığı  seçimi
zamanında yapılanlar  gösterilebilir.
Sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi için değil Ak Partiyi yok etmek  için en büyük kozları olan PKK’yı kullanırlar

Şuan
PKK’yı destekleyen  yüzde beşlik
kesim varolduğu dikkate alınırsa bunların sahip olduğu siyasi görüşü
değerlendirmeden  Kürt meselesini
çözemezsiniz. Ama Ergenekon bu süreci sabote etmek için PKK’nın barış sürecinde
bile askerlerimizi şehit etmeleri affedilemez bir gerçektir. Ergenekon  terör
örgütünün menfaatleri uğruna yaptıkları bunlarla sınırlı değildir. 
 
Dindar kesimi laik kesimle karşı karşıya getirmek  için dinle uzaktan yakından bile hiç
alakası  olmayan  bir pavyonda bulup getirdikleri Fadime
ŞAHİN’i  o zaman aczimendi tarikatı
lideri olan Müslüm   GÜNDÜZ’e  operasyon yapmak için kullanarak ve
sonrasında birilerinin ben yaptırdım diye üstlenmesi gibi olayların asıl sebebi
cumhuriyete karşı yapılmış  diye gösterip
toplumu darbe ortamına hazırlamaktır. Kimilerine din elden gidiyor  kimilerine de laiklik elden gidiyor dedirtip
milleti birbirine karşı örgütleyen Ergenekon’u ne özel yetkili savcılar ne de
emniyet bitiremez. Çünkü Emniyette de Yargıda da zaten Ergenekonun bağlantıları
var. Ergenekon terör örgütünü sadece siyaset bitirebilir.

Zamanında yine devlet destekli olarak
Dersimde Kürt ve Alevi kesimin
katledilmesinde kürt kesimin ileride kendisinden bir hak talebinde
bulunabilir ihtimaliyle yapmıştır.  Kürt
kesime yapılan ile ellerinden alınan hakları ve kürt kimliğinin tanınması bu
güne kadar sadece ak parti zamanında dile getirilmiştir. 

Kürt kesimin PKK’ya mecbur bırakılması
yine Ergenekon sayesinde  olmuştur.
Askere doğu ve güneydoğu da Kürtlere eziyet çektirerek devleti kendilerine
düşman gösterip PKK’nın halkı rahatça kandırabilmelerine  ortam hazırlamıştır.Çünkü asker halkı ezdikçe
PKK’da halka bakın sizi eziyorlar diyerek yanlarına rahatça çeksin.

İşlerine nasıl geldiyse öyle devam
eden Ergenekoncular Ahmet KAYA’yı PKK’ya yardım etmek için konser veriyor,
hürriyet gazetesinde Ahmet KAYA’nın terörist başının posterinin önünde çekilmiş
fotoğrafını yayımlayarak, manşeti de ‘’Ayıp ettin gözüm’’ diye attırdılar. Buna
rağmen bazı Kürt sanatçı ve aydınların PKK tarafından tehdit edildiklerinde
niye hiç tepki vermediklerini de onlara hiç yakıştıramadım.

Toplumun kanayan bir diğer yarası da
balyoz davasıdır. Balyoz davasının ünlü aktörü Çetin DOĞAN ‘’toplumsal
olaylarda artık acıma falan yok’’ demesi sadece kendisinsin fikri değil, diğer
komuta kademesinin de ortak görüşleriydi. Bunların alçakça görüşlerinin yanında
Tayyib Erdoğanı devirmek için darbe planları vardı. Kendileri yetmiyormuş gibi
birde yabancı damatları Dani Rodrik ile kızı Pınar Rodrik’in kendilerini bir
şey sanarak yaptıkları açıklamalar insana pes dedirtecek niteliktedir. 
 
Bu
zihniyet  Kürtlerin, Alevileri,  Dindarları, Gayrimüslimleri ve   Ermenileri
kendi içlerinde milliyetçi çeteler halinde birbirlerine karşı
örgütleyerek toplumda  karışıklık çıkması
için her türlü kozu kullandılar. 
 
Amaçları uğruna hiçbir suçu günahı olmayan
masum vatandaşları katleden Ergenekon terör örgütü arkasında medyayı ve
Kemalist geçinen aydınları olarak yaptıklarını haklı hale getirebilmek için
acımasızca eleştiriler yapmışlardır, ta ki Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişine
kadar. Bunlar AKP’yi dönemin Refah Partisi gibi dişine göre görüyorlardı ama
bekledikleri gibi çıkmadı yanıldıklarını anladıkların da ise sağa sola
çırpınmaya başladılar, fakat vakit çoktan geçmişti bile. 2008’e  kadar medya ikiye bölünmüş haldeydi. Bir
kısım AKP’ye yaranmak için taraflı davrandı, bir kısmı da askere bakın sizin
yanınızdayız mesajı verdiler. Bunların başını da özellikle doğan medya
çekiyordu.
        
Oda tv soruşturması ile başlayan
süreçte Soner Yalçın’a Hanefi Avcı’nın kitabıyla ilgili referandum öncesinde
mutlaka yetiştirilmeli, kitap ne durumda, Nedim’e söyleyin hızlansın  gibi notların
bulunduğu sorulduğun da Nedim Şener Soner Yalçın’a iftira davası açması
kendi aralarında bile düştükleri durumu özetliyor.

İslamcı görüntüsü vermeye çalışan
Kemal Kılıçdaroğlu kutlu doğum haftası ve çeşitli etkinliklere katılarak sadece
kendini kandırabildi. Daha önce TSK ile birlikte dindar cumhurbaşkanı
seçilmesin, şeriat gelmesin dediğini kendisi unuttu ama halk unutmadı ve
gerekli  cevabı verdi. Bunun yanı sıra Kemalist  geçinen Yılmaz Özdil dindar kesimi
aşağılayarak başörtülü kadınlara bidon kafalı demesi ve küçüklüğümde beğenerek
izlediğim Müjdat Gezen’in AKP’ye oy verenlerin aptal olduğu iması ile ‘’Yarın
asker tepenize binerse o zaman görürüm sizi’’ diyerek düştükleri rezil durum
ile kendilerini tamamen mizah malzemesi yaptılar. 
 
Sadece bu da değil Ferhan
Şensoy’unda  Gezen gibi darbe yanlısı
tavırları ve ‘’Çankaya da başı bağlı karısı bacısı, kızı gibi kimseyi görmek
istemiyorum’’  diyerek kendisini içinden
çıkılmaz bir hale soktu. Yine mizahı güçlü olan Levent Kırca’da bu darbe
yanlısı zihniyetle birlikte  hareket
etti. Bunlar böyle yaptıkça AKP’nin oyları artıyor, kendi kazdıkları kuyuya
kendileri düşüyor ve bindikleri dalı ketsilerinin de farkında değiller.
 
İKİNCİ
KISIM / 
ÜMİT
ZİLELİ
AKP’nin iktidara gelişi sadece kendi
isteğiyle olmadı, Amerika destekli getirildi. Tayyib   daha  1996’larda  belediye
başkanıyken    2000’e doğru diye bir dergide Amerikalı bir
muhafazakar tarafından  ‘’Geleceğin
Başbakanı’’ diye yazılmıştı. Sonraları Tayyib belediye başkanlığından alındı,
hakkında birçok suçlama ile davalar açıldı, okuduğu bir şiir yüzünden
yargılanarak hapse  mahkum oldu. Bütün
bunlar devam ederken Genelkurmay’ın yaptığı araştırmalar Refah Partisinin
yükselişe geçip yeni anayasa yapacağı tahminleri ile partinin kapatılarak önüne
geçilmesi için çalışılıyordu. Bu sıkıntılar geçtikten sonra ekonomi iyiye
gitmeye başladı. AK Parti bunu çok iyi kullanarak  sıcak para politikalarını mükemmel bir
şekilde değerlendirdi. Ben AKP’nin bir senaryo sonucu geldiğini düşünüyorum.
Fazilet Partisinin bölünmesi yeni talebelerin yeni bir partiyle iş başına
gelmesi tamamen bir projenin ürünü olduğu apaçık ortada.

O dönem Genç Partinin kurulup  seçime sokulması da bu oyunun  büyük bir parçasıdır. MHP’nin  barajın
altında kalması, DYP’nin de baraja takılması yine Genç Parti sayesinde
oldu. Bu resmen AK Partinin başa gelebilmesi için düzenlenmiş bir sahnedir.

AKP iktidarının milleti kandırmak için
ihracatların yükseldiği, sağlık konusunda büyük ve köklü reformlar yapıldığı,
ilaç fiyatlarının düştüğü gibi yalanların döndüğü apaçık ortada. Özellikle
eczacıları bitirdiler bunlar.  Devletin
neredeyse bütün kurumlarını özelleştirdiler, devlet hastanelerinin durumu zaten
ortada, bir film çektirebilmek için iki, üç ay sonraya bile sıra gelmiyor.

2004 yılında deveülasyon oldu Başbakan
niye öyle söylüyorsunuz deyip kızmıştı. 2008’de yine kriz olacağı ve Türkiye’yi
de etkileyeceğini Güngör Uras söylemiş Başbakan da teğet geçecek demişti. Hiç
teğet falan geçmedi ama bizim saf köylümüze yutturdular bunu.

Türkiye’nin nüfusunun genç olması bir
avantaj olmasına rağmen AKP bunu dezavantaj haline getirmeyi başardı. Bir
ülkenin genç nüfusunun işsiz olması çok büyük bir kayıptır. AKP buna rağmen
halkla çok iyi ilişkiler kurdu bu büzden kutluyorum onları. Fakat sekiz senede
devletin bütün varlıklarını satıp, günümüze kadar  geçen sürede bile yapılamayan borcu iki
katına çıkarıp, yaptığınız duble yollarla ancak halkı kandırabilirsiniz.

Toki’nin yaptırdığı evlere gelince çok
lüks konutlar yaptılar acaba bunların ne kadarı dar gelirli vatandaşlarımıza
gitti. Umarım bunun ardından da kirli bir oyun çıkmaz. Toki  başkanlık seçimlerinde aday olan Erdoğan
Bayraktar’ın katılması da bir şüphe uyandırıyor bende.

AKP’nin çalışmadan birinci parti
görünmesi gerçekten tebrik edilecek yönüdür.
Çünkü kendi zararına olabilecek işlerde
bile akıllı davranarak karlı çıkmayı bildi. Bunda muhalefetin zayıf olmasının
da büyük etkisi var. AKP zaten medyanın büyük çoğunluğunu etkisi altına almış
durumda, istediğini yaptırıp istediğine söyletiyor.

Kendi görüşünü savunan Samanyolu tv ,
kanal 7 , ülke tv gibi vs kanallara canım sıkılmıyor benim, asıl tarafsız
görünen  NTV, CNN Türk, Habertürk vb.
yayın organlarına kızıyorum. Ayrıca sabah’ın ve atv’nin de el değiştirmesi
cabası.
Bunları da bazı bankalardan aldıkları
kredilerle aldılar. Bu krediyi başka kimseye veremeyip bu şekilde bunlara
vererek büyük işlemiş günü geldiği zaman bunun hesabı sorulacaktır.

Öyle bir ortam yaratıldı ki açıkça ‘’
Bi taraf olan bertaraf olur’’  diyerek
halkı açıkça tehdit etti başbakan.

Ben Ergenekon  oluşumuna da açıkçası inanmıyorum. Bunlar
diğerleri planlanmış bir operasyonun bir parçasıdır. Amerika’da düğmeye basıldı
Türkiye’de operasyon başladı. Ben tutuklananların çoğunun masum olduğuna
inanıyorum. Balyoz darbe planı kapsamında çoğu kişi mahkemece tutuksuz
yargılanmak üzere serbest bırakıldı, ardından bir sonraki mahkemede ise
tutuklandılar. Bunu kamuoyuna kim duyurdu tabi ki Taraf. Meğer Başbakanla
istihbarat birimleri ve malum medya ve F tipi
al gülüm ver gülüm hesabı ortaklaşa çalışıyorlardı. Fakat bu elde
ettikleri belgelerin gerçek olmadığı ortaya çıktı. Günümüz teknolojisinin bu
kadar gelişmiş F tipi elemanlarının bunları istedikleri doğrultuda
değerlendireceği çok basittir.

AKP iktidarı ne zaman bir çıkmaza
girse mutlaka bir operasyon yapılıp kendi düştükleri durum örtbas edildi.
Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’e de böyle bir operasyon yapıldı. İlhan
Cihaner’in suçu da İsmailağa cemaatine yönelik başlattığı soruşturmaydı. Bu
kapsamda Cihaner’in evinde ve makamında yapılan aramalar Türkiye’de ilk defa
olan bir şeydi ve kesinlikle hukuk dışı bir davranıştır. Bu yaptıklarını
ileride toplumun vicdanına nasıl izah edecekler.

Balyoz darbe planı kapsamında hedef
gazeteciler arasında benim adımın geçmesini çok komik buluyorum; fakat olaya
birde öbür taraftan bakacak olursak
onların istediği   gazetecilerden
olmadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Kendilerinin yazıp çizdiği  sözde balyoz darbe planı karaktersiz  yanaşmaların
birilerine servis ettikleri büyük bir oyundur. Daha Harp Akademisi 2.
Sınıf öğrencisi olan bir  subayın  bu kapsamda  tutuklanması
akıl alır gibi değil. Daha bunun gibi nice birçok örnek var. 

Bir
diğer konu olan Kürt sorunu  önce
dil   talebiyle başlayıp  sonrasında kendi içinde  büyüyen,
özerklik, yerel yönetimler vs. gibi sorunlar çıkmazı  BDP Başkanı Selahattin Demirtaş’ın  ağzıyla bizzat Öcalan söylüyor aslında. Zaten
en büyük aktör Öcalan’ın ta kendisidir. AKP ile BDP’nin görüşmeleri de   aynı senaryonun başka bir bölümüdür.

Hanefi Avcı’nın tutuklanmasının  ana sebebine gelince F tipi olan  Emniyet gibi Yargı gibi hemen her kuruma
yerleşmiş olan tüm kadroyu açıklama gayretidir.

Wikielaks belgelerinin   yayınlanması
herkesi kendi işine yarayan yorum ve tercümeleriyle özellikle yanaşma
tayfasının  bu belgeleri tüm yönleriyle
değil de kendi işlerine gelecek şekilde kamuoyuna vermeleri çok büyük
ahlaksızlıktır.  Bütün bunların bu konuma
gelmesi   bir ismi cismi olmayan kimliği
açıklanmayan meçhul ihbarcı  sayesinde
olmuştur.

Hepsi bir tarafa referandum sonrası
bazı gazeteciler işlerinden olurken  bazı
yanaşmalar ise hoca efendilerinin elini öpmek için  taa Amerikalara  gitmeye hazırlanıyorlardı. Bu işlerinden olan
gazetecileri sanmayın ki patronları tarafından kovuldular, asıl bu gazetelerin
sahipleri tam tersine gitmelerine seslerini bile çıkaramadılar. Alın size
demokrasi bunun neresi ileri demokrasi soruyorum size!

Eskiden beri gelen  zorba, karanlık düzene hiç kimse cesaret
edipte karşı çıkamadı, çok bir  kitle
hariç;  ama bu kez  öyle olmayacak, artık korkunun ecele faydası
yok.  İleride demokrasi galip gelecek,
tarihinde nice  başarılar yatan
milletimiz silkinecektir. Buna en içten duygularımla inanıyorum.  Tarih mutlaka tekerrür edecektir.

 

Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: