TÜRKİYE CUMHURİYETİ RUSYA FEDERASYONU İLİŞKİLERİ – Prof.Dr. Haydar ÇAKMAK / Doç.Dr. Mehmet Seyfettin EROL

GLAİDONUN İLK DÜELLOSU — DARAĞACINDA BİR BAŞBAKAN
7 Ekim 2017
BABA YÜREĞİ
7 Ekim 2017

TÜRKİYE CUMHURİYETİ RUSYA FEDERASYONU İLİŞKİLERİ – Prof.Dr. Haydar ÇAKMAK / Doç.Dr. Mehmet Seyfettin EROL

Türk-Rus ilişkileri, Uluslararası
İlişkiler ve dünya tarihinde inişli çıkışlı sürece şahitlik eden örneklerden
birini oluşturur. İki ülke arasında 250 yıl boyunca 11 büyük savaş yaşanmıştır.
Osmanlı-Çarlık ve Soğuk Savaş dönemlerinde yaşanan olumsuz gelişmeler iki
ülkenin de iyi niyetiyle 1990’lı yılları olumsuz etkilemesine izin
vermemişlerdir.
 
Samsun’da başlayıp, İzmir’de
sona eren ve Lozan’ın yolunu açan Kurtuluş Savaşı yılları, Türk-Rus
ilişkilerinde birinci milat olarak görülmektedir. Kurtuluş yılları döneminde
iki ülke arasındaki yakın ilişki ve dostluk İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden
yıllarda farklı bloklarda yer almaları sebebi ile eski hızını kaybetmiştir.
1990 yılında Sovyetlerin dağılmasında sonra Rusya Federasyonu ile ilişkiler
yeniden canlanmış 2000’li yıllarda özellikle 11 Eylülden sonra stratejik
ortaklık arayışlarına girilmiştir.
 
Türk-Rus ilişkileri,
Rusya’nın tarih sahnesine çıkması ile başlayarak yaklaşık bin yıla yaklaşmış.
Tarih boyunca yaklaşık elli yılı bulan on iki savaş yaşanmış. Beş yüz seneden
fazla ilişkiler barış içinde devam etmiş. Her iki devlette tarihsel bağlamda
birbirlerinden etkilenmişlerdir. Türk İslam Devleti’nin bulunduğu topraklarda
Rus Devleti’nin, Ortodoks Bizans topraklarında ise Osmanlı Devleti
yükselmiştir.
 
Sovyetler Birliği ile
Türkiye arasında imzalanan Moskova-Kars antlaşması
1921
yılında yürürlüğe girmiş ve ülkeler arasında siyasal yakınlaşmayı
sağlamış, 1925 yılında ülkeler arasında dostluk ve tarafsızlık antlaşması hayat
bulmuştur. Atatürk’ün vefatından sonra Sovyet-Türk ilişkilerinin bozulması ve
Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşında tarafsızlığını ilan etmesi iki ülke arasında
soğuk savaşın başlamasına yol açmıştır. Bu hadiselerin neden ve sonuçları
konusunda Sovyetler Birliğinin ve Türkiye’nin tarihçileri farklı tezlere sahip
olup çeşitli makaleler yazmışlardır.
 
Osmanlı-Rusya
ilişkileri:
 
Bazı
Yanlış Algılamalar ve Onların Üstesinden Gelmenin Yolları

Svetlana OREŞKOVA
Türk-Rus ilişkilerinin
tarihi 600 yılı aşmakta olup, elli yılı bulan savaşlar yaşanmıştır. Yaklaşık
beş yüz senden fazla iki devlet barış içinde yaşamış, ancak hem Osmanlı hem
Ruslar birbirleri ile çok mücadele etmişlerdir. Bunun için iki ülke
birbirlerini ebedi düşman olarak görmektedirler. Her iki ülke de kendi
coğrafyalarında yayılmış ve güçlenmişlerdir. Ancak Türk-Rus düşmanlığı fikri ve
imajı bu güne kadar bilimsel tarihçilikle aşılamamıştır.
 
Açık gerçeği çarpıtmaya neden olan tarihsel dönemler ele
alındığında:
 
XV. yüzyılın ikinci
yarısında Osmanlı İmparatorluğu Doğu Karadeniz bölgesinde kuruldu ve Karadeniz Türk
gölü haline geldi. Bu bölgede yer alan İtalyan ticari sömürgesini Osmanlı
Devleti ortadan kaldırdı. Zaten Karadeniz seferlerinin asıl amacının bu
sömürgeleri ortadan kaldırmak olduğu bilinmekteydi. Osmanlılar kuzeye doğru
daha fazla ilerlemeyi planlamamışlardır. Akdeniz Orta Doğu ve Merkez Avrupa bölgeleri
Osmanlı İmparatorluğu’nun dikkatini daha çok çekiyordu. Güney Steplerin Rusya için
cazip gelmesine rağmen, Rus İmparatorluğu XVII. yüzyılın yarısına kadar Güney
Steplerde her hangi bir hak talebinde bulunmamışlardır.
1829 ve 1878 yıllarında Rus
orduları iki defa Osmanlı kapısına dayanmış, I. Nikolay ve II. Aleksandır
tarafından geri çağrılmışlardır. 1878 yılındaki durumu o zamanların meşhur halk
adamı değişik vatanseverler Ayasofya üzerine haç dikmeyi haykırıyorlardı ama Rus
yönetimi olgun biçimde yapmamıştır. Hiç bir akıllı Rus Türkiye’yi işgal ederek İstanbul’u
kendi toprağına dahil etmeyi düşünmüyor bu Rusya’nın güçlenmesi değil
zayıflaması anlamına geldiğini bilirlerdi. Rusya’nın genişleme mantığı Osmanlı
İmparatorluğu ile düşmanlığa gerek olmadığını göstermektedir.
 
Türk
ve Rus Devlet İnşa Süreçlerinde Bizans ve Altın Ordu Devletlerinin Çok Boyutlu
Etkileri ve Tarihsel Miras/Halef-Selef Faktörü

İlyas KAMALOV
 
XV. yüzyılın ortasında
Avrasya Coğrafyası’nın haritasında büyük değişiklikler gerçekleştiği, Bizans
ile Altın Ordu’nın yıkılışları bölgedeki dengeleri alt üst etmiştir. Rus Çarı
III. İvan, 1472’de son Bizans İmparatoru’nun yeğeni Sofya ile evlenerek Rus
Devleti’ni III. Roma ilan etmiştir. 1477’de Altın Ordu Hanı Ahmed, Fatih Sultan
Mehmed’e mektup yazarak Osmanlı himayesindeki bir Han gibi hitap ettiği, ancak
Osmanlı Sultanları çeşitli sebeplerden dolayı Altın Ordu ve mirasçı hanlıklara
karşı ilgisiz davranmışlardır. Ruslar ise III. Roma iddiasında bulunsalar da
Altın Ordu Devleti’nin mirasını toplamakla meşgul olmuşlardır. Altın Ordu’nın
Rusya üzerindeki etkileri siyasi ve dini alanlarda olmakla beraber devlet
teşkilatı ve Sosyo-ekonomik alanda da etkisini göstermiştir. Altın Orda
yıkıldıktan sonra Bizans İmparatorları sonra ise hanlar için kullandıkları
“Çar” ünvanını kullanmış hanların bütün yetkilerini kullanmaya başlamışlardır. Türk
İslam Devleti olan Altın Orda’nın hakim olduğu topraklarda Rus Devleti, Bizans
İmparatorluğu’nun topraklarında ise Osmanlı Devleti güçlenmiştir.
 
İmzalanan
Kars Antlaşmasının Tarihsel Arka Planı
(Mart-Ekim 1921)

Natalie ULÇENKO
 
Kars antlaşması Ermeni, Azeri,
Gürcü Sovyet Cumhuriyetleri ve Türkiye arasında, 16 Mart 1921 yılında Moskova
antlaşmasını uygulamak için imzalanan bir belge olarak görülmektedir. Moskova
antlaşması 16 Mart 1921 tarihinde Rusya ve Türkiye arasında imzalandı.
İlişkilerin kalıcı olmasını isteyen Rus yönetimi Kars, Ardahan ve Artvin’in
Türkiye’ye verilmesini kabul etti. Antlaşmayı Rusya Merkez yönetim kurulu 20 Mart
1921’de, TBMM ise 22 Temmuz 1921 yılında onayladı. Antlaşmanın önemi
Sovyet-Türk ilişkilerin temelini oluşturan bir belge olarak görülüyor. Ayrıca
Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirmek için önemi belirtiyor. Türkiye
Rusya’yı siyasi müttefik gibi seçerek Batılı ülkelerin askeri baskısına karşı
koyabilmek için para ve silah talep ettiği görülmektedir. Moskova antlaşmasından
sonra Rus hükümeti Türkiye’ye silah ve toplam 10 milyon ruble ve 5 milyon
tutarında altın vermeyi kabul etmiş fakat Belli bir süre devam ettikten sonra
yardımlar kesilmiştir. Mart 1921’de Rusya İngiltere ile ticaret antlaşması
imzalamış bu durum Rus yardımının sona ermesi, Türkiye tarafından o zaman için
ortak düşman olan İngiltere lehine Rusya’nın bir jesti olarak algılanmasına neden
olmuş, İki ülke arasında karşılıklı güvensizlik sebebi olmuştur.
 
Rusya
ve Türkiye: Soğuk Savaşı Kim Başlattı?
                                                                                             Aleksandr
KOLESNİKOV
 
Atatürk’ün vefatından sonra
Sovyet-Türk ilişkilerinin bozulması ve Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda
tarafsızlığını ilan etmesi sonucu iki ülke arasında soğuk savaşın başlamasına
yol açmıştır. Türk yazarları rafından, 1939 yılındaki tarafsızlık ilanı ve 1941’de
Almanya ile imzalanan saldırmazlık antlaşması Türkiye’nin dönemin uluslararası
hukuk çerçevesinden çıkmadığı düşünülmektedir. Türkiye 30’lu yılların sonundan
1944 yılına kadar Almanya’nın bir numaralı ortağı olmasına ve Almanya için
stratejik öneme sahip olmuştur. Fakat Türk hükümeti kendi topraklarını Alman
silahlı kuvvetlerinin transit olarak kullanımını kabul etmemiştir. Stalin’in
uygulamalarından kaçan Ahıska Türkleri’nin Türk topraklarında barınma iznin
verilmesine rağmen 1944 yılında İsmet İNÖNÜ’nün ilişkilerin daha kötüleşmemesi
için Sovyet Yöneticilerin ısrarlı talebine boyun eğerek mültecileri teslim
etmiş mülteciler sınırı geçer geçmez vurulmuşlardır. Bu dönemlerde Türk ordusu
Alman usulü ile silahlandırılmakta idi. 1940 yılında Türkiye ile SSCB
arasındaki ticaret hacmi daha da azalmıştı. Türk dış politikası savaşa taraf
olmamak için her şeyi yaptı. İngiliz diplomasisi Türkiye’ye tarafsızlığını ilan
etmesi konusunda ısrar etmekteydi. Bu tarafsızlık ilanı ikinci dünya savaşı
yıllarında Londra’yı memnun ediyordu. İngilizlerin 1939-1945 yılları arasında
Ankara’nın aldığı kararlar üzerinde oldukça etkili olmuştur. İkinci Dünya
Savaşı’dan sonra jeopolitik gerçeklik ortaya çıkmış, dünya düzenini sağlayan
eski güçler Büyük Britanya ve Fransa yerine SSCB ve ABD geçmiştir. Bu iki güç
arasında da Orta Doğu bölgesine etki uğruna mücadele ortaya çıkmıştır. 1947’den
sonra ABD Türkiye’nin koruyucusu–Hamisi rolünü almıştır. Türkiye’ye askeri
yardım antlaşması ABD’nin Türkiye ve Orta Doğuya nüfus etmesinin başlangıcı
olmuştur. SSCB ve Türkiye arasındaki soğuk savaş Atatürk’ün vefatından sonra
başlamış 50’ler ve 60’larda aktif bir biçimde devam etmiştir.
 
Çok
Kutuplu Dünyada Türkiye-Rusya İlişkileri
                                                                                                           Nedejda ARBATOVA
 
Geçmiş
iki kutupluluk uluslararası ilişkilerin bugün ki mevcut durumu iki zıt eğilim
küresel sorunlar üzerinde çok taraflı işbirliği eğilimi ve Doğu ve Batı
arasındaki iki kutupluluktan farklı olan yeni bir iki kutupluluk eğilimi
arasında sürekli değişen dengenin güçlü etkisi altında kalmaktadır. G-8 ve G-20
formları, Davos’ta Dünya Ekonomik Forumu İlk eğilim örneğidir. BM Güvenlik
Konsey’inde Suriye kararının Rus-Çin vetosu ikinci eğilimidir. Çin, Rusya ve
Türkiye anahtar Avrasya güçlerinin bugünkü çok kutuplu dünyadaki yeri
sorunudur. Çin etkileyici ekonomik gelişmelere rağmen modern dünya standartlarına
uymamaktadır. Politik Çin hala Komünist Parti tarafından yönetilen otoriter bir
devlettir. Enerji kaynaklarının eksikliği Çin’in ekonomik emelleri için büyük
bir tehdit oluşturmaktadır. Çinin önde gelen şirketleri dünyanın her yerinden
enerji ürünleri ithalatı için antlaşma düzenlemektedir. Çin yatırımları Avrupa’nın
BDT ülkelerine de gidiyor Ukrayna, Beyaz Rusya ve Balkanlar. Çin bir anlamda
Rusya ve Türkiye’ye rakip oluyor. Rusya coğrafi bakımdan değil İç gelişimi için
tercih ettiği model açısından Asya ve Avrupa arasında kalmaya devam etmektedir.
Türkiye hiç şüphesiz, uluslar arası ilişkilerin hem küresel hem de bölgesel
düzeyde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye, Çin ve Rusya’dan farklı
olarak NATO üyesi, AB üyeliği için aday ve İslam dünyasının en modern
ülkesidir.  Bölgesel düzeyde Türk Rus
ilişkileri ekonomik iş birliği açısından Rusya ve Türkiye önemli ticari
ortaklardır. 2011 yılında iki ülke arasında ürün devrimi hacmi 27 milyar
dolardır. Türkiye ham petrolün yaklaşık yarısını, doğal gazın yüzde 65’ini
Rusya’dan almaktadır. Rusya’nın hedefi Orta Asya ve Hazar Denizi bölgesindeki
boru hattını inşaatını önleyerek Türkiye’nin Rus doğal gazına bağımlılığını
artırmaktır buna karşılık Ankara kendi enerji kaynaklarını şekillendirmeye
çalışıyor, Hazar Denizi’nden Avrupa’ya Hidrokarbon teslimatı için Türkiye’yi önemli
hale getirmeye çalışıyor.
 
Şanghay
İşbirliği Örgütünün Türkiye ve Rusya İlişkilerine Etkileri
                                                                                                                     İnessa İVANOVA
 
Rusya Türkiye ilişkilerini
yönlendiren bir diğer konuda Orta Asya’daki işbirliğidir. 2001 yılında kurulan
ve altı üyesi olan (Kazakistan-Kırgızistan-Çin-Rusya-Tacikistan-Özbekistan)
Şanghay İş Birliği örgütü önemli bir rol oynar. Bu organizasyonun bölgede barış
ve istikrarın sağlanmasında rolü büyüktür. Türkiye için Avrasya’nın jeostratejik
önemini artıracak faktörlerden biride enerjidir. 2005 yılında açılan
Bakü-Ceyhan-Tiflis boru hattı Türkiye için sadece enerji açısından değil, aynı
zamanda katılan ülkelerin siyasi işbirliği içinde önemlidir. Temmuz 2009’da İstanbul
ŞİÖ Genel Sekreteri B.Nurgaliyev, katıldığı Asya Kongresine ev sahipliği yaptı.
Yaptığı konuşmada Türkiye’ye verilen önem ve Türkiye’nin giderek artan bölgesel
önemi hakkında bilgiler verdiği, Türkiye’nin bu organizasyon ile daha yakın bir
ilişki kurmasının, çeşitli alanlarda iş birliğinin geliştirmesi açısından çok
önemli olacağından bahsetmiştir. 2011 yılında Türkiye ŞİÖ ile bir diyalog
ortağı statüsü almak için başvuruda bulundu. Bu Türkiye’nin Orta Asya
Cumhuriyetleri ile ilişkileri derinleştirmesi, Rusya ve Çin ile ilişkilerin
geliştirilmesi için iyi bir fırsattır. Türkiye terörle mücadelede deneyimli bir
ülkedir, ŞİÖ’nün bu önemli alanda faaliyetlerine katkıda bulunabilir.
 
Küresel
Güç Mücadelesinde Avrasya Jeopolitiği, ABD-Çin Gerçeği Çerçevende
Ankara-Moskova İşbirliği Olanakları ve Geleceği

Haydar ÇAKMAK
 
Avrasya terimi uluslar arası
ilişkiler literatürüne soğuk savaş sonrası 1990’lı yıllarda girmiştir. Avrasya
sözcüğü kelime olarak Avrupa ve Asya kıtalarını ortak ifade eden bir tabirdir.
Avrasya coğrafyası birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bir çok ırkın ve
milletin yaşadığı, çok sayıda kültür ve dinlerin yaşandığı, dünya kara
parçasının % 37’ni dünya nüfusunun %75’ni, enerji kaynaklarının %75’ni ve
dünyanın gayrisafi üretiminin %60’nı karşılamaktadır. Çok sayıda güçlü ülke bu
bölgede bulunmaktadır. Dünyaca ünlü Amerikalı stratejist Brezinski bölgenin
önemin vurgulamak için “Avrasya’ya hükmeden dünyaya hükmeder”  demektedir. Çin her konuda dünyanın ilgisini
çekmektedir. Çin hafife alınmaması gereken bir ülke olduğu gibi geçmişte dünya
medeniyetine önemli katkılar yapmış, ciddi keşiflerde bulunmuş, zenginliği ve
gücü tatmış bir ülkedir. Çin İkinci Dünya Savaşından sonra ekonomik ve
teknolojik gelişmelere önem vermiş, 1980’den sonra kontrollü olarak yabancı
şirketlere ülkelerinde yatırım yapma izni vermişler ve binlerce sanayi
şirketini özelleştirmişlerdir.  2007-2012
yılları arasında Batılı ülkelerde kalkınma hızı ortalama %1 iken Çin’de bu
rakam %9 olmuştur. Çin şu anda 13 trilyon dolarlık ulusal rezervi ile dünyada
birinci sıradadır.
 
1989 yılında Doğu Bloku’nun
sembollerinden olan Berlin Duvarı yıkılınca Ekim 1917’de Bolşevik İhtilalı ile
başlayan düşmanlık sembolü ile birlikte yıkıldığı inancı doğunca, Sovyetler
Birliği’ne bağlı Doğu Avrupalı, Balkanlı, Orta Asyalı ve Kafkaslı ülkeler
bağımsızlıklarını ilan ederek özgür dünyada yerlerini aldılar. Soğuk Savaşın
yarattığı gerginlik ortadan kalktı. Ülkeler, Politikacılar barışçıl bir rejim
izleyerek savunma sanayindeki üretimi azaltıp asker sayılarını düşürdüler. Bu
durum sadece on yıl devam etti, Birleşmiş
Milletler’in beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa
2000’li
yıllardan itibaren silahlanmaya başlamışlar bu davranış ta diğer ülkelerin
silahlanmasını zorunlu kılmıştır. ABD dünya savunma ve güvenlik harcamalarının
%43’nü tek başına yapmaktadır. Yıllık savunma bütçesi 2011 yılında 768 milyar
dolardır.  Rusya Federasyonu ABD’den
sonra dünyanın ikinci büyük askeri gücüne sahiptir. Dünyanın üçüncü gücü Çin,
dünyanın dördüncü ve beşinci güçlerine sahip olan İngiltere ve             Fransa Avrupa’nın ve AB’nin en büyük
askeri gücüdür. Avrupa Birliği ülkelerinin yıllık silah ve mühimmat satışı 70
milyar dolardır. Çin ve ABD önümüzdeki yıllarda uluslar arası ilişkilerde sık
sık karşı karşıya geleceklerdir.  Türklerin Ruslar ile ilişkisi 1525 yılında
Rusların Tataristan’ın başkenti Kazan’ı ele geçirmesi ile başlamış.
Çarlık
Rusya’nın güçlenmesi ile sıcak denizlere inme politikası ile Osmanlı
Devleti’nin zayıflamasını fırsat bilerek yeni toprak arayışı İçine girmiştir.
Türkiye Rus tehlikesine karşı Batı ile müttefik olmuş, 1952 yılında NATO üyesi
olmuştur.
 
Avrasya’da
Türkiye ve Rusya: Dış Politika’da Temel Anlaşmazlıklar

Aleksandr SOTNİCHENKO
 
Yeni yüzyılda Rusya ve
Türkiye ülke olarak yönetici değişimleri yaşadı iki ülkenin dış politikası bu
değişimlerden etkilenmiştir. Türk-Rus ilişkileri son yıllarda ciddi değişimler
yaşadı, ticari ciro 10 kart arttı. Fakat bölgesel problemlere benzer bakışlar
ortaya çıktı. 2011-2012 yıllarında Arap ülkelerindeki hadiseler Rus-Türk
ilişkilerinde ciddi fikir ayrılıkları meydana getirdi. 2000 yılında Rusya’da
Vladimir Putin çağı başlaması ile köklü değişiklikler meydana geldi. Ülkenin
toprak bütünlüğü sağlanarak dış politikada stratejik yönde değişikliğe
uğramıştır. Bu da Rusya’nın dünyadaki küresel ve bölgesel rolünü olumlu bir
şekilde etkilemiştir.  Türkiye’de ise
2002 yılında (AKP) iktidara gelmiş ciddi değişiklikler yaşanmıştır. Kısa sürede
ülkenin ekonomik ve sosyal sorunlarının üstesinden gelinmiş, GSYİH’de
istikrarlı büyümeler sağlanmıştır. Dış politika alanında komşularla sıfır
problem stratejisi izlenmiş, Türkiye’nin dünyanın değişik yerlerdeki etkisini
artırmak için çeşitli politikalar hayata geçirilmiştir. Rusya, Türkiye ve Batı
arasındaki karşılıklı politik, sosyo kültürel ve ekonomik ilişkilerde Avrupa ve
Kuzey Amerika ülkeleri, Avrupa Birliği, NATO ve diğer uluslar arası örgütler
ile paralellik göstermektedir. Rusya gibi Türkiye’de Batı kurumlarına katılım
çabası içindedir. Örneğin Türkiye yaklaşık 50 yıldır AB üyeliğine girme çabası
içindedir. Almanya ve Fransa nüfusunun %70’i Türkiye’nin Avrupa Birliğine
girmesine karşı çıkmaktadırlar. Rusya’da Avrupa, ABD ve Kanada halkının gözünde
olumlu bir imaja sahip değildir. XX. Yüzyılın sonlarında Türkiye ve Rusya Batı
yönündeki mücadelede rakip görünmekteydi ve bu bizim ülkelere yeni iddiaları da
dayatmaktaydı. Yeni yüzyılda hem Ankara hem Moskova Batı önündeki entegrasyonda
hiçbir politik taviz vermeden reformlar hayata geçirmeyi planlamıştır.
 
Orta Doğu bölgesi 2011 yılında seri devrimler
sonucu dünya politikasının önemli ülkeleri dikkatlerini bu bölgeye
yoğunlaştırmışlardır. Hem Rusya hem Türkiye dış politikalarını günün
taleplerine göre bu bölgeye uyarlamıştır. Her iki ülkenin de Arap Dünyası ile
derin ilişkileri mevcuttur. Rusya SSCB geleneklerinin Orta Doğu’daki varisi
olması son yıllarda Moskova’nın bölgeye yönelik aktivitesini hızlı bir şekilde
artırmıştır. Orta Doğu ülkeleri Rusya için önemli ticaret ortaklarıdır. Rus
şirketleri bölgedeki doğal kaynakların çıkarılmasını üstlenmekte, alt yapı
projeleri geliştirmekte, silah satımı ve teknoloji sağlamaktadır. Suriye Rus
silah ve teknolojisinin önemli alıcısıdır. Ayrıca bu ülkede Rus silahlı
kuvvetlerinin askeri üssü bulunmaktadır. Türkiye 2002 yılında hükümet
değişikliği ile Orta Doğu bölgesine özel dikkat ayırarak komşular ile sıfır
sorun politikası izledi. Bu sayede eski rakipleri ile Suriye, İran ve Irak
hükümeti ile barıştı güvenli ilişkiler kurdu. Fakat 2011 yılında Ankara dış
politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı. Türk hükümeti Arap
Devrimlerini desteklemekte, yeni iktidarlar ile hızlı bir şekilde ilişki
kurmaktadır.
 
Rusya
ve Türkiye: İdeoloji ve İşbirliği

Viktor Nadein
RAEVSKİ
 
İdeololojik temeller ve
onları yansıtan doktrinler Rusya ve Türkiye’de döneme, hükümet sistemine ve
kamu önceliklerine göre değişmektedir. Tüm bunlar, ortak bilincin oluşum
süreçlerine bağlıdır. Fakat bu süreçler, ülkenin gelişimini belirleyen iç
sosyal-ekonomik faktörlere dayanmaktadır. Rusya tarih boyunca kamu kurumlarının,
ulusal birliğin, devlet kurma ideolojisinin oluşumundan geçti. Ancak ülkenin
tüm gelişimini belirleyen faktör Rus vaftizi, Hristiyanlığın kabulü onun Ortodoks
yönü oldu ve bu temel yüzyıllar boyunca ideolojik öncelikleri belirlemiştir.
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun
ideoloji alanında da karmaşıklık vardı. 19. Yüzyıl ortalarında Tanzimat
devrinde Osmanlıcılık akımı gelişmiş, 19. Yüzyılın sonlarına doğru ise
Türkçülük akımı güçlenmiştir. Özelikle İmparatorluğun Batı güçlerinin
emirlerine boyun eğdiği dönemde aydınlar milliliği, Türkçülüğü daha çok
savunmaya başlamışlardır. Buda aşırı Türk milliyetçiliğini doğurmuştur. 20.
Yüzyılın başlarında önemli sayıda politikacı Turancılık fikrini savunmuşlardır.
İki imparatorluğunda ideolojik temelleri hiçbir şekilde birleşmemekle beraber
çoğu zaman düşmanca ideolojik doktrinler üzerine kurulmaktaydı, bu durum
Bolşeviklerin Şubat devrimi sonrasında ve Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf
orduları tarafından işgal edilmesinden sonra değişmiştir. Yabancı işgaline
karşı Türk halkına en coşkulu destek Moskova’dan gelmiştir. Ayrıca itilaf
devletleri Osmanlı ile ortak düşman kabul edilmektedir. Rus-Türk ilişkilerinin
ideolojik benzerlikleri bulunmaktadır. Bu öncelikle antiemperyalizm’dir. İki
ülkenin Kültürel devrim Programlarında da, eğitimin büyük önemi vardı. Öncelikle
bu SSCB’de cehaletin ortadan kaldırılması ve Türkiye’de insanların eğitimi ile
alakalı büyük çaba harcamalarıdır. Son yıllarda her iki ülkede ekonomik alanda
yakınlaştı. Vatandaşların birbirlerini algılama şekli değişti. Örneğin Türkiye
binlerce Rus’un tatil yeri haline geldi artık Türkiye ideolojik ve askeri
düşman olarak algılanmamaktadır. Türkiye açısından Sovyet topraklarında olan
ekonomik projeler cazip hale gelmeye başlamıştır.
 
Post
Sovyet Alanında Türkiye-Rusya İlişkileri: Sıfır Toplamlı Bir Oyun mu Yoksa
Güvene Dayalı İşbirliği mi?

Mehmet Seyfettin EROL
 

 

Rus-Türk
ilişkilerinin başlangıcı yaklaşık bin yıl öncesine kadar dayanmaktadır. Bu iki
halk tarih boyunca yan yana yaşamış ve tarih boyunca sık sık birbirleri ile
savaşmışlardır. Buda her iki halk üzerinde etki bırakmış, birbirlerinin
algılayış şeklini tarihsel ölçüde etkilemişlerdir. İki ülke arasında yapılan
savaşlar halklar arasında birbirlerine karşı derin güvensizlik duygusu yaratmış
ve ikili ilişkiler inişli-çıkışlı bir seyir izlemiştir. Türk-Rus
ilişkilerindeki bu inişli-çıkışlı sürecin altında yatan başlıca nedenler
vardır. Bu nedenler arasında, her iki devletin imparatorluk geçmişi ve bu
süreçte ulaştıkları doğal sınırlar ve zaman içinde birbirlerine üstünlük
sağlama çabası, ortak tarihsel miras paylaşım ve liderlik sorunu, Batı
faktörünün bulunması, ortak tehdit algılamaları ve cephe ülkesi olmaları, ortak
bir ideolojinin geliştirilememesi, karşılıklı güven sorununun olması, yer
almaktadır. Ancak her iki devlet arasında dostça ilişkilerin yaşandığı
dönemlerde olmuştur. Bu dönemler özellikle M. Kemal Atatürk dönemi ile V.Lenin
dönemidir. İki devletin yakınlaşmasında dönemin uluslararası konjonktürü büyük
rol oynamıştır. Bu yakınlaşma güven veya dostluktan kaynaklanmamış, aksine
dönemin o zamanki şartları ve ülke çıkarları yakınlaşmayı zorunlu hale
getirmiştir. 16 Mart 1921 yılında Moskova’da Türk hükümeti ile Sovyet hükümeti
arasında dostluk, barış ve iş birliği antlaşması imzalanmıştır. Rusya
Türkiye’nin Batı’ya kaymasını engellemeye çalışırken, Türkiye ise Misak-ı
Milli’yi oluştururken Batı’yı dengede tutmak için güçlü bir komşuya ihtiyaç
duymaktaydı. 1990 yılında SSCB’nin yıkılmasından sonra iki devlet arasındaki
ilişkiler tekrar canlanmış, 2000 yılından sonra iki devlet yöneticileri
birbirlerini ziyaret etmeye başlamıştır. Aralık 2004’de Türk Devletini ziyaret
eden ilk lider Putin olmuş, ziyaretler gittikçe artış göstermiştir. İki devlet
arasında sıklıkla yapılan ziyaretler şunu göstermektedir ki, her iki ülke
aralarındaki sorunları istişare ederek, diplomatik yollarla çözmeye gayret
göstermektedirler.
 
 
 
TÜRKİYE CUMHURİYETİ RUSYA
FEDERASYONU İLİŞKİLERİ
Prof.Dr.
Haydar ÇAKMAK
Doç.Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Barış Yayınları
2013
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: