ULUSLAR ARASI POLİSLİK VE İÇ GÜVENLİK

TÜRKİYE ‘DE DEVLET, TOPLUM VE POLİS
7 Ekim 2017
KİTAPLARI NASIL OKUMALI
7 Ekim 2017

ULUSLAR ARASI POLİSLİK VE İÇ GÜVENLİK

Dünyamızda,
artık her şey birbiri ile ilişkili hale gelmiş, suç ve suçlularla mücadele de
sınırları aşan bir yapıya bürünmüştür. Bu olgu, bizi önemli bir tespite
götürmektedir: Bir ülkedeki polislik ve iç güvenlik aktörleri, klasik yöntem
yanında suç ve suçlularla mücadelede diğer uluslararası aktörlerle bir
işbirliği anlayışı ve bilinci ile hareket etmelidirler.

 

Dünya
sağlık örgütünün değerlendirmesine göre ömür törpüsü sınıfında yer alan
polislik en eski mesleklerden birisidir. Bunun yanı sıra dünyanın ilk
profesyonel polis teşkilatı 1829 yılında İngiltere’de dönemin İngiliz İçişleri
Bakanı Sir Robert Peel tarafından
kurulmuştur.
Başarılı
bir polis teşkilatı bütünlük, adalet, duyarlılık ve sorumluluk değerleri
çerçevesinde hareket etmeli ve bu doğrultuda demokratik değerleri korumayı,
toplum ile çalışma hayatının kalitesini geliştirmeyi ve mesleki uzmanlığı
artırmayı hedeflemelidir. Güvenilirlik, dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık,
ketumluk, mesleki beceri ve özen polislik mesleğinin dünyada kabul görmüş etik
kurallarıdır.
Meslek
türlerini yapılarına ve işlevlerine göre; serbest meslekler, sermaye meslekleri,
refah devleti meslekleri, politik ve yönetim meslekleri ve akademik meslekler
şeklinde beş bölüme ayırmak mümkündür. Polislik ise bürokrasi içerisinde yer
alan yöneticilerin oluşturduğu Politik ve yönetim meslekleri arasındadır.
Belli
işlevleri ve olayları güç kullanmadan barışçı bir şekilde çözmeyi başarabilmek
çağdaş polisliğin bir gereğidir. Polisin temel misyonu korumak ve hizmet
etmektir. Diğer taraftan suçun önlenmesi ve aydınlatılması, barışın ve düzenin
sürdürülmesi. Can ve mal güvenliğinin sağlanması, kanunların uygulanması, suçluların
yakalanması gibi birçok evrensel görevi bulunan polise yardımcı olmak
vatandaşlık görevidir.
Sonuç
olarak polislik; güvene dayalı, herkesin ihtiyaç duyduğu ancak çoğu kişinin
yapmayı istemediği bir meslek olarak nitelendirilebilir
Polislik
uygulaması ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Demokratik açıdan polis
sistemleri dağınık, merkeziyetçi ve bütünleşmiş olmak üzere üçe ayrılır.
Merkeziyetçi
polis modeli, polis teşkilatlarının ulusal hükümetlerin doğrudan idaresi ve
kontrolü altında olduğu ülkelerde görülmektedir. Ülke genelindeki iç güvenlik
politikaları ile güvenlik personelinin görevlendirilmesi merkezden
yapılmaktadır. Bu sistemin demokratik ilkelerle uyum içerisinde olmasının zor
olduğu düşünülür. Ancak, bu modelin benimsendiği ülkelere bakıldığında,
demokrasi için herhangi bir sorun oluşturmadan bu sistemi uygulayan birçok
demokratik ülke olduğu görülmektedir. Bu ülkelerin başında da Fransa ve Türkiye
gelmektedir.
Dağınık
polis modelinin uygulandığı Amerika’da kişi hak ve özgürlüklerinin korunması
karşılığında fazla sayıda suça tolerans gösterilirken, merkeziyetçi polis
modelini benimseyen uluslarda ise, toplumsal değerler, toplumsal hak ve
özgürlükler bireylerin hak ve özgürlüklerinin önünde gelmektedir. Bu sistem
içerisinde, toplumun güvenliğini ve huzurunu sağlamak için, yasalar
çerçevesinde bireylerin hak ve özgürlüklerine belirli sınırlama ve
müdahalelerin yapılması olağan bir uygulama olarak kabul edilmektedir.
Bütünleşmiş
polis sistemleri, yerel ve merkezi yönetimlerin kontrolü paylaşabileceği bir
yapı sunmaktadır. Merkeziyetçi polis teşkilatlarının neden olabileceği keyfi ve
sübjektif kişi hak ve özgürlükleri ihlalleri ile dağınık polis modelinden
kaynaklanan etkisizlik ve verimsizlik sorunları giderilmek istenmiştir. Kontrol
ve sorumluluk mekanizması yerel seviyede sağlanırken, ülke genelinde uyulması
zorunlu, ulusal tek tip standartlar geliştirilmektedir. Bu modelde,
merkeziyetçi yapıdaki polis teşkilatı sayısından daha fazla, dağınık polis sistemindeki
polis kurumundan ise daha az bağımsız polis teşkilatı bulunmaktadır. Örneğin;
İskoçya ve Kuzey İrlanda ile birlikte, Birleşik Krallıkta toplam 54 Polis
Müdürlüğü bulunmaktadır.
Birleşmiş
Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (BMÇHS), çocuk haklarının korunumu ve
gelişiminde önceliği olan bir uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında
çocuk polisliğinin kurulması sonrasında yapılanma ve anlayış sürekli
geliştirilmelidir.
İlk
olarak bahse konu sözleşme ışığında çocuklara yönelik politikalarda ve hizmetlerde
milli bir sıtrateji oluşturulmalıdır. Bu doğrultuda coçuklerın ihtiyaçları
belirlenerek yüksek kalite standartlarına ulaşılması ve yapılan çalışmalar aile
temelli olmalıdır.
İkinci
olarak sağlanacak olan gelişmeler doğrultusunda adalet sisteminde yer alan
kurumlar gözden geçirilerek geniş kapsamlı yeni bir çocuk yasası
oluşturulmalıdır. Özellikle çocukların şiddete, istismara, tacize ve kötü muameleye maruz kalmamaları
sağlanmalıdır.
Üçüncü
olarak ise Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ışığında bir okul öncesi
çocuk proğramı oluşturulmalı, çocuk gelişimi ve eğitimi temel prensipler
çerçevesinde zihinsel, fiziksel ve sosyal açıdan üst seviyeye taşınmalıdır.
ABD’de
bulunan Dünya Ticaret Merkezine yapılan 11 Eylül saldırılarından itibaren politika
tüm dünyada, güvenliğin önceliği aldığı bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Stratejik
konum itibariyle Türkeye, ABD ve AB açısından önemini korumaktadır. Bunun yanı
sıra söz konusu tarin itibariyle ne Türkiye’nin ABD ve AB’yi, ne de bu
ülkelerin ise Türkiye’yi dışlama lüksünün kalmadığı bir döneme girilmiştir. ABD
için güvenli ve demokrotik bir Türkiye ön planda iken AB açısından arzulanan
ise Türkiye’nin demokratik bir ülke olamsıdır.
Türkiye
açısından önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirilen Helsinki zirvesi
sonrasında Türkiye’nin Avrupa Birliğine üye olup olamayacağı değil, ne zaman ve
ne şekilde üye olacağı sorusu sorulmaya başlamıştır. Bu doğrultuda Türkiye’nin
ABD ve Avrupa Birliği ile arasındaki ilişkisini bu yeni gelişmeler ışığında
yeniden değerlendirerek belirlemesi gerekir. Artık AB açısından Türkiye
güvensizlik üreten ülke değil, AB güvenliği için olumlu katkılar sağlayacak bir
ülke konumundadır.
İlk
kez Fransız devrimi esnasında kullanılan Terörizm (tedhişçilik) günümüzde tüm
dünyayı tehdit eden bir konuma gelmiştir. Siyasi bir silah olarak kabul edilen
Terörizmi önleyebilmenin yolu etkili terör karşıtı stratejilere dayanmaktadır.
Hükümetler terörizme karşı yürüttükleri mücadelelerde bazen sert adımlar atmaya
zorlanabilirler ancak askeri güç kullanmak her tür teröre karşı bir çözüm
olamaz.
Terörizm
konusunda üç temel aktör vardır; devlet, teröristler ve kamuoyu. Devletler iç
ve uluslararası hukukun içinde hareket etmelidirler aksi takdirde kendileri terörist
olarak adlandırılabilirler. Terör karşıtı stratejilerin temel amacı liberal
demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, devletin anayasal otoritesini korumak ve
devam ettirmek olmalıdır. Devlet iç ve uluslararası hukuk ve ahlaka uygun
hareket etmek zorundayken, teröristlerin böyle bir kaygısı yoktur, hareket
serbestisi vardır. Hem devlet hem de teröristler halka mesaj vermeye
çalıştıklarından dolayı kamuoyu en önemli aktördür. Terör karşıtı stratejileri
hayata geçirirken devletler hukukun içinde kalmalı ve kamuoyu desteğini
kaybetmemelidirler.
Teröristlerin
nasıl hareket edeceklerini, nereye ne şikilde saldıracaklarını bilmek zordur.
Bu nedenle, terörle mücadelede düzenli ordu yerine istihbarat ve terör karşıtı birimler
kullanılmalıdır. Bunun yanı sıra medyadan da faydalanmak terörle mücadele
konusunda önemli katkı sağlar.
Devletlerin
terörle mücadelede karşılaştığı problemleri caydırıcılık, istihbarat ve erken
uyarı, savunma ve misilleme olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür.
Terörizm konusunda en faydalı kaynak insan istihbaratıdır. Ancak terör
örgütleri içerisine ajan yerleştirmek ve yaşatabilmek zordur.
Terörle
mücadelede etkin bir sonuç alınabilmesi içen teröre yol açan sorunların tespit
edilerek ortadan kaldırılması ve bu konuda uluslararası işbirliği
gerekmektedir. Aksi takdirde varlığını sürdürecektir.
Türkiye,
ilk sistematik terör örgütleriyle 1960’lı yıllarda tanışmıştır. 1980’li
yıllarda etnik terör, 1990’lı yıllarda ise radikal Hizbullah terör örgütü ile
mücadele eden Türkiye’nin terörle mücadele alanında önemli oranda deneyim
kazanmıştır. Özellikle bu alanda faaliyet gösteren özel polis birimleri terör
örgütlerinin yapısını çıkarma ve koordineli çalışma konusunda önemli mesafe
katetmiştir. Ancak kazanılan bu deneyim güvenlik sorunlarını çözmekte tek
başına yeterli olmamaktadır. Çünkü bu güvenlik sorunları büyük oranda yurt dışı
kaynaklıdır. Konumu itibariyle jeo-stratejik öneme sahip Türkiye en önemli
hedef ülkelerden biridir. 1960’lı yıllarda birçok terör örgütünün SSCB’nin desteği
ile Türkiye’de faaliyet gösterdiği bilinmektedir.
Diğer
taraftan 11 Eylül terör saldırıları akabinde yaşanan bütün gelişmeler
Türkiye’nin etrafında gerçekleşmiştir. Bu doğrultuda Türkiye’nin iç güvenlik
konusunda atacağı adımlar, küresel boyutta gerçekleşen olaylardan ve ABD
uygulamalarından soyutlanamaz.
İnterpol,
Cumhuriyet tarihinde ülkemizin üye olduğu ilk uluslararası teşkilattır.
08.01.1930 tarihinde, Atatürk’ün imzasını taşıyan 8761 sayılı kararname ile üye
olmuştur. Dünyanın giderek globalleşmesine bağlı olarak işlenen suçların da
uluslararası boyut kazanması, suç ve suçlularla mücadelede yine uluslararası
işbirliğini gerekli kılmıştır.
Bu
doğrultuda; Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi, Ceza Yargılarının
Uluslararası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi, Ceza Koğuşturmalarının
Aktarılması Avrupa Sözleşmesi, Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa
Sözleşmesi, Tedhişçiliğin Önlenmesine Dair Avrupa Sözleşmesi ve Hükümlülerin
Nakline Dair Avrupa Sözleşmesi yürürlüğe girmiştir. Ayrıca ABD, Bosna-Hersek,
Çin, Fas, Libya, KKTC, Kazakistan, Irak, Özbekistan, Tunus, Ürdün, Suriye,
Tacikistan, Mısır, Pakistan ve İran ülkeleri ile aramızda suçlu iadesine
ilişkin iki taraflı sözleşmeler bulunmaktadır.
Bunun
yanı sıra suç ve suçlularla mücadele AB üyesi ülkelerin kullandığı 3 ayrı veri
tabanı mevcuttur. Bunlar; vize ve oturma izni verilip verimeyeceğine karar
verilme aşamasında gümrük görevlileri tarafından kullanılan Schengen Bilgi Sistemi, ulusal gümrük
kanunları ihlallerinin önlenmesi ve soruşturulmasına yardımcı olmak amacıyla
geliştirilen Gümrükler Bilgi Sistemi
ve iki ya da daha fazla devleti etkileyen organize bir suç yapısına karşı ortak
hareket etmeye yönelik olarak kullanılan Europol
Bilgisayar Sistemi
’dir
AB
üyesi devletlerin hepsi, uluslararası organize ya da organize olmayan suçların
kendi iç güvenliklerine çok önemli bir tehdit olduğunu kabul etmektedirler. Üye
devletlerdeki bu baskın anlayıştan dolayı, bu suçların her türü ile mücadele
etmek için devletlerarasında yapılacak işbirliğinin ortak çıkar olarak
değerlendirilerek AB düzeyinde çaba gösterilmesi yönünde yaklaşımlar giderek
yaygınlık kazanmaktadır. Günümüzde gelinen aşamada, Amsterdam Antlaşması’nın
Başlık Vl’ da yer alan suçlarla ilgili polis ve yargısal işbirliğini düzenleyen
hükümler güçlendirilerek AB kurumlarının etkinliği artırılmaya çalışılmıştır.
Bu nedenle, suçlarla mücadelede henüz hükümetlerarası işbirliği uygulaması
geçerlidir.
Ülkelerin
güvenliğini siyasi, sosyal vb, bireylerin ise bireysel güvenliğini tehdit eden
bir diğer etken de göçtür. Sınır içi ve sınırlar arası insan hareketlerine
neden olan faktörler, başlıca ekonomik yetersizlikler, işsizlik, kuraklık ve
diğer çevresel koşulların yetersizliği, sivil çatışmalar, insan hakları
ihlalleri, şiddet hareketleri olarak görülmektedir.
Ülkeler,
sınırları içinde ve arasındaki insan hareketlerinin yarattığı olumsuzlukları
aşmak için işbirliğine gitmektedirler ki bu da insan hareketlerinin olumlu
yanlarından biridir. Ülkeler güvenliklerini korumak için bilgi alış verişi,
ortak hareket etme, ortak politikalar üretme ve planlar yapma gibi yollara
başvurmaktadırlar. BM, IOM, UNHCR, Dünya Bankası, AB, AGİT gibi kuruluşlar bu
işbirliğini sağlayanlardan sadece başlıcalarıdır. Türkiye de bilindiği gibi bu
kuruluşların hemen hepsiyle işbirliği içinde bulunarak güvenliğini tehdit eden
insan hareketlerinin etkisini azaltmaya ve yok etmeye çalışmaktadır.
Suç,
ceza kanununun ihlali yönündeki, savunma veya mazeret olmaksızın yapılan ve
devlet tarafından ağır veya hafif suç olarak cezalandırılan kasıtlı bir
harekettir. Suçun tanımı genel olarak “yasalara karşı gelen eylemler”
olarak tanımlanabilir. Toplumumuzda yoksulluk, işsizlik ve toplumdaki
değerlerin zayıflaması suça neden olan, ailelerin ise suçu önlemeye yardımcı
olan etkenler olarak görülmektedir. Diğer taraftan topluma egemen olan örf ve
adetler kişiyi suça itebilmektedir. Örneğin namus için cinayet işlenebileceği
çoğu vatandaşımız için kabul edilen bir durumdur.
Ülkemizde
aile içi şiddet müdahale edilmemesi gereken mahrem bir durum olarak kabul
edilmektedir. Bu durum aile içinde çözülmesi gereken bir sorun olarak görülür.
Kocanın, kendisini, ailede gücün ve iktidarın sahibi olarak görmesi karısını ve
çocukları ise kendisine bağımlı varlıklar hatta bir anlamda üzerlerinde her
türlü tasarrufta bulunabileceği mülkü olarak değerlendirmesi şiddetin varlığını
bir ölçüde açıklayabilir. Bununla ilintili olarak namus ve benzeri kavramların
büyük ölçüde bu anlayış üzerinde şekillenmesi söz konusu olur. Koca, erkek
egemen toplumun genelindeki anlayışa paralel olarak, belli davranış normları
oluşturup bir namus çerçevesi çizer, kadının ve çocukların bu çerçevenin dışına
çıkmalarını hoş görmez. Bu temelde şiddeti de meşrulaştırır. Kadınlar ise
çoğunlukla bu güç ilişkisini kabul eder ve sosyalleşme sürecinde çocuklarına
aktararak bir anlamda şiddetin yeniden üretilmesine yardımcı olurlar. 
Ancak
Polis birçok konuda olduğu gibi aile içi şiddet konularında da başvurulabilecek
yardım servisidir. Polis, çocuklara ve kadınlara yönelik uygulanan şiddetin
önlenmesinde önemli bir role sahiptir ve adaletin teminini güvence altına mağdurların
temel haklarının korunmasına aracılık eder. Bu açıdan karakollar adalete açılan
ilk kapıdır.
Dünya
genelinde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
yanı sıra ülkemizde,  4320 Sayılı Ailenin
Korunması Kanun ile kadına yönelik şiddet konusunda yasal düzenlemeler getirilmiştir.
Ayrıca yine ülkemizde faaliyet gösteren Ankara Üniversitesi Kadın sorunları ve
Uygulama Merkezi, Gazi Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama
Merkezi, ODTÜ Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırma Ana Bilim Dalı, Hacettepe
Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi, İstanbul
Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi, Marmara Üniversitesi
Kadın İş Gücü İstihdamı Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çukurova Üniversitesi
Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezi, Ankara Barosu Kadın Hukuku Komisyonu, Anıttepe
Soroptimist Kulübü, Ankara İş Kadınları Derneği ve Ankara Soroptimist Kulübü
gibi bir çok bilimsel ve sivil toplum kuruluşları kadına yönelik şiddet
konusunda çalışmalar yürütmektedir.  
Örgütlü
suçlar günümüz dünyasında karşımıza çıkan en önemli sorunlardan bir tanesi
olmaktadır NATO ve OECD gibi önemli uluslararası kuruluşların amaçlarından biri
de bu suçlara karşı mücadele etmektir. Bu kapsama giren suçlar Beyaz
Yakalı-Ekonomik suçlar ve Örgütlü Suçlar olarak iki gruba ayrılabilir. Vergi
kaçırma, rüşvet verme, terfilerde kayırmacılık yapmak, doktor-eczacı-cerrah
arasında anlaşmalı müşteri ticareti, evraklarda tahribat yapma, kredi
yolsuzluğu, hayali şirket kurma, tüketiciyi koruma yasasına uymama gibi suçları
Beyaz Yakalı-Ekonomik, uyuşturucu madde kaçakçılığı, insan ticareti, tarihi
eser kaçakçılığı, kıymetli maden (altın, elmas) kaçakçılığı, kara para aklama
vb suçları da örgütlü suçlar kapsamında değerlendirmek mümkündür
Çağdaş
ve gelişmiş ülkeler, sadece güvenlik birimleri ile değil daha çok sivil
toplumları ile ayakta durmaktadırlar. Diğer bir anlatım ile bir ülkenin
güvenlik güçlerinden daha çok sivil toplumuna güvenmesi ve onunla barışık
olması onun gelişmişliğinin göstergesi olabilmektedir. Vergilerini ödeyen ve
ödemiş oldukları vergilerden oluşan kaynakların nasıl kullanıldığını denetleyen
bir ‘sivil toplum’, devletine kayıtsız şartsız bir şekilde güvenen ve onu hiç
sorgulamayan itaatkar bir topluma göre, daha sağlıklı ve uzun ömürlü olacaktır.
Kısacası, bir toplumu ayakta tutan, vergilerini ödeyen vatandaşlar ve bunların
nasıl değerlendirildiğini yine siyasi mekanizma ile denetleyen sivil toplumdur.

 

Çağdaş
devletin varlığını sürdürebilmesi için en azından onu koruyan güvenlik
birimleri kadar, belki de daha fazla, böyle bir sivil topluma ihtiyacı vardır.
Ancak, toplumun büyük bir kesiminin devletin kendilerine güvenmeyip gözetlendiği
ve izlenildiği duygusu içinde olması sağlıklı bir toplum yapısı ortaya
koymayacaktır.
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: