vizyonlar

VİZYONLAR — Michio Kaku

BÖLÜM 1

MADDE, YAŞAM VE ZEKA

Üç yüz yõl önce Isaac Newton şöyle yazmõştõ: “Ben kumsalda çakõl taşlarõyla oynarken gerçeğin engin okyanusu önümde uzanõyordu.”

 

Newton okyanusu incelerken doğa yasalarõ gizem, hayret ve batõl inançlarõn delinmez örtüsüne sarõlõydõ. Bildiğimiz anlamda bilim mevcut değildi. İnsanlar okuma-yazma bilmeden en ağõr ve sağlõksõz koşullarda yaşõyor, çoğu 30’unu görmeden ölüyordu.

 

Ancak Newton ve diğer bilim adamlarõnõn adõmlarõ muhteşem bir olaylar zincirinin tetiğini çekti. Toplum köklü bir transformasyona uğradõ. Newton’un mekanikteki buluşlarõ güçlü makinelere ve daha sonra buhar makinesinin icadõna yol açtõ. Böylece tarõm toplumunun yerini sanayi toplumuna bõrakmasõyla yeryüzünün şekli değişti. Fabrikalar birbirini izledi. Ticaret canlandõ. Demiryollarõ kõtalarõ birbirine açtõ.

 

yüzyõla gelindiğinde yoğun bir bilimsel buluşlar dönemi başlamõştõ. Bilim ve tõpta kaydedilen gelişmeler insanlarõn yoksulluk ve cehalet batağõndan kurtulmasõna, yaşantõlarõnõ zenginleştirmesine, bilgiyle donanmasõna ve gözlerinin açõlmasõna yardõm ederek Avrupa’daki feodal hanedanlarõn, krallõklarõn ve imparatorluklarõn yõkõlma sürecini başlattõ.

 

yüzyõlõn sonuna gelindiğinde bilim atomun sõrrõnõ çözmüş, yaşam molekülünü görmüş ve bilgisayarõ yaratmõştõ. Quantum devrimi, DNA devrimi ve bilgisayar devrimi sayesinde gerçekleştirilen bu üç temel buluşla maddenin, hayatõn ve matematiğin esaslarõ nihayet çözümlenmişti.

 

Bilimin bu epik dönemi sona ermek üzere; yeni bir dönem başlangõç aşamasõnda. Bizler yeni bir devrimin eşiğindeyiz. Son 10 yõlda bütün insanlõk tarihinde üretilenden daha fazla fen bilgisi üretildi. Bilgisayarlarõn gücü 18 ayda bir iki katõna çõkõyor. İnternet her yõl ikiye katlanõyor. Bu hõzlõ değişimler yalnõzca niceliksel de değil. Tüm sektörler ve yaşam biçimleri değişiyor. Bunlar yeni bir dönemin doğum sancõlarõdõr.

 

Bugün biz yine deniz kõyõsõndaki çocuklar gibiyiz. Ancak önümüzdeki okyanus Newton’un önündeki okyanus değil. Bu yeni okyanus sonsuz bilimsel imkanlar ve uygulamalarla bize ilk kez doğanõn güçlerini kendi arzularõmõza göre yönlendirip şekillendirme potansiyeli veriyor. Şu anda doğanõn pasif gözlemcileri olmaktan çõkõp doğanõn aktif koreograflarõ olmaya geçiş aşamasõndayõz.

 

Gelecekle ilgili daha önce yapõlan tahminlerden farklõ olarak artõk quantum teorisinin, bilgisayarõn ve moleküler biyolojinin ardõndaki yasalar anlaşõlmõş olduğundan, bilim adamlarõnõn daha doğru tahmin yapma olasõlõğõ çok yüksektir.

 

Madde – Yaşam – Zeka: Bu öğeler, modern bilimin temel taşlarõdõr. Quantum devrimi sayesinde atomun çekirdeği parçalanmõş, bunun sonucunda biyomoleküler devrimle hücre çekirdeğinin şifresi çözülmüş, bilgisayar devrimiyle de bilgisayarlar üretilmiştir.

 

Tarih öncesinden bu yana insanlar maddenin esasõnõ çözümlemeye uğraştõlar. Evrenin ateş, su toprak ve havadan oluştuğuna inandõlar. Filozof Demokritus bu dört elemanõn daha küçük birimlere bölünebileceğini ileri sürdü ve bu birimlere atom adõnõ verdi. Fakat sonsuz derecede çeşitli maddeyi atomlarõn nasõl yarattõğõ yüzyõllarca açõklanamamõştõ.

 

1925’te Quantum teorisinin doğuşuyla bu bilinmezlik ortadan kalktõ.

 

Schrödinger, Heisenberg ve diğerleri tarafõndan oluşturulan Quantum teorisi maddenin esrarõnõ birkaç postulata indirgedi:

 

Enerji kesiksiz (sürekli) değildir; quanta adõ verilen ayrõ demetler halindedir. (Örneğin foton bir quantum, yani õşõk paketidir.)

 

Atomaltõ zerrecikler hem partikül hem de dalga özelliklerine sahiptir ve bunlar, bazõ olaylarõn gerçekleşme olasõlõğõnõ belirleyen ünlü Schrödinger denklemine uygun şekilde davranõrlar. Bu denklemle biz çok çeşitli nesneleri laboratuarda yaratmadan önce matematiksel olarak özelliklerini tahmin edebiliyoruz. Quantum teorisinin zirvesi, minik atomaltõ quark’lardan uzaydaki süpernova’lara kadar herşeyin niteliğini tahmin etmemizi sağlayan “Standart Model”dir.

 

Quantum teorisinde elektrik, elektronlarõn hareketi olarak anlaşõlõr; tõpkõ su damlacõklarõnõn õrmağõ oluşturduğu gibi. Fakat bu akõmda, pozitif yüklü elektron gibi davranan “delikler” veya “boşluklar” vardõr. Elektronlardan ve boşluklardan oluşan bu akõm, transistörlerin küçücük elektrik sinyallerini büyütmesini sağlar. Bu da modern elektroniğin temelini teşkil eder.

 

Elektroniğin gelişmesi tüm hayatõmõzõ değiştirdi. II. Dünya Savaşõ öncesinde büyük odalarõ kaplayan hantal, devasa bilgisayarlar 1948’de transistörün icadõyla yerlerini modern bilgisayarlara bõraktõlar. On yõl sonra keşfedilen lazer ise internet ve enformasyon otoyollarõnõ mümkün kõldõ. Şimdi araştõrmalar yapay zeka üzerine yoğunlaştõ.

 

Yaşamõn ne olduğu da tarih boyunca insanoğlunun kafasõnõ kurcalamõştõr. Geçmişte biyologlar “vitalizm” teorisinin etkisi altõndaydõlar. Buna göre canlõ varlõklara can veren gizemli bir “yaşam gücü” veya maddesi vardõ. Schrödinger 1944’te yazdõğõ “Yaşam Nedir?” adlõ kitapta yaşamõn hücre içindeki moleküllere yazõlõ “genetik şifre” ile açõklanabileceğini savunuyordu.

 

Schrödinger’in kitabõndan etkilenen James Watson ve Francis Crich, x-õşõnõ kristalografisiyle DNA molekülünden yayõlan x-õşõnlarõnõn meydana getirdiği şekilleri inceleyerek DNA’nõn çift sarmal biçimindeki atomik yapõsõnõ keşfetmeyi başardõlar. Quantum teorisi bize atomlar arasõndaki bağlarõn açõsõnõ ve kuvvetini de verdiğinden HIV gibi karmaşõk bir virüsün genetik şifresindeki bütün münferit moleküllerin pozisyonunu saptayabiliyoruz. Komple insan genom’unun şifresi 2005 yõlõna kadar çözülecek; böylece yazõlacak “insan el kitabõ”yla yaşam dansõnõ seyretmek yerine yaşamõ neredeyse isteğimize göre manipüle edebileceğimiz hemen hemen tanrõsal güce kavuşacağõz.

 

John Horgan “Bilimin Sonu” adlõ kitabõnda büyük bilimsel buluşlar döneminin sona erdiğini, bundan sonra kaydedilecek gelişmelerin ancak minimal boyutta olacağõnõ savunmaktadõr. Modern bilimin tabiatõn temel yasalarõnõ ve disiplinlerini çözümlemiş, keşfetmiş olduğu doğrudur. Ancak şimdi bu keşifler üzerine yeni gelişmeler inşa etmek mümkün olacak. Üstelik eskiden quantum, bilgisayar ve biyomoleküler alanlarõnda bilim adamlarõ ayrõ ayrõ uzmanlaşõrken şimdi aralarõnda bir sinerji oluşturarak her üç bilimde kaydedilen gelişmelerden yeni buluşlar yaratma yolundalar.

 

Uluslarõn zenginliği ve yaşam standardõ da bilim ve teknolojideki hõzlanmadan etkilenecek. Lester Thurow’nun dediği gibi, eskiden geniş hammade kaynaklarõna ve sermaye birikimine sahip ülkeler zengin olurken şimdi bilgi ve beceri (knowledge and skills) mukayeseli üstünlüğün tek kaynağõdõr. Uluslarõn varlõk ve refahõnõn motoru olacak teknolojiler de şunlardõr:

 

Mikroelektronik

 

Biyoteknoloji

 

Yeni malzeme (hammade) bilimi

 

İ letişim

 

Sivil havacõlõk

 

Takõm tezgahlarõ  ve robotlar

 

Bilgisayar yazõlõm ve donanõmõ

 

Bu teknolojilerin hepsi quantum, bilgisayar ve biyomoleküler devrimiyle çok yakõndan ilgilidir. Önümüzdeki yüzyõlda uluslar bu üç devrim üzerindeki hakimiyetlerine göre yükselecekler veya düşecekler, kazanacaklar veya kaybedeceklerdir. Bu devrimlerde başarõ gösteremeyenler, kendilerini 21. yüzyõlõn global piyasasõnda marjinalleşmiş bulacaklardõr.

 

BÖLÜM 2

 

GÖRÜNMEZ BİLGİSAYAR

 

1950’den bugüne bilgisayarlarõn gücündeki artõş bir milyar misli mertebesindedir. Bu artõş, transistör sayesinde gerçekleşmiştir. Başlangõçta elle üretilen transistörler, şimdi civa lambasõndan elde edilen 0.436 – 0.365 mikron dalga boyundaki õşõkla silikon gofretlerin üzerine oyuklar açõlarak (fotolitografi) çok küçük boyutlarda ve otomatik olarak üretilmektedir. Egzimer lazerle dalga boyu 0.193 mikrona düşürülerek hem boyutlarõ daha küçültülecek hem de fiyatõ daha ucuzlayacaktõr. Böylece mikroçiplerin fiyatõnõn 2000’de 50 cent’e 2010’da 2 cent’e düşmesi beklenmektedir.

 

Fiyatõ böylesine düşüp gücü katlanarak artacak olan mikroçipler her yanõmõzõ o kadar saracak ki bizler farkõnda bile olmayacağõz. Duvarlar, mobilyalar, ev ve ofis cihazlarõ, evimiz, arabamõz hatta takõlarõmõzda bile mikroçip bulunacak. Müsvedde kağõdõn yerini mikroçip alacak. Bilgisayarlarõn fiyatõnõn da aynõ oranda azalmasõyla kişi başõ 100’e yakõn bilgisayar düşecek ve bütün bilgisayarlar birbirine bağlõ çalõşacak. 1980’lerde mikroçipler PC devrimini başlatmõş, 1990’larda mikro-işlemcilerin gücünün, trilyonlarca bitlik datanõn õşõk hõzõyla cam elyaftan iletilmesini sağlayan lazerle birleşmesiyle internette patlama meydana gelmiştir. 21. yüzyõlda ise ucuz sensörlerin mikro işlemcilere ve lazerlere bağlanmasõ devrim yaratacaktõr.

 

Hantal mainframe’lerle birinci, PC’lerle ikinci aşamasõnõ yaşayan bilgisayar üçüncü aşamanõn eşiğindedir. Bugün ne kadar güçlü olursa olsun bir bilgisayar sizin varlõğõnõzõ hissedemez. Örneğin bilgisayarõn başõndayken size yõldõrõm çarpsa, bilgisayar ne olduğunu algõlamadan sizin komut vermenizi bekler. Üçüncü aşamada görünmez bilgisayarlar mimiklerimizi, sesimizi, vücut õsõmõzõ, ve elektrik alanõnõ, hareketlerimizi algõlayacak, birbirleriyle ve internetle iletişim kuracaklar. Büyük bir fõrtõnanõn yaklaşmakta olduğu tahmini yapõldõğõnda eviniz internetten hava tahminini alacak ve evin sõcaklõğõnõ yükseltmek, aile bireylerini uyarmak, son durumu bildirmek gibi fõrtõna için gerekli hazõrlõklarõ yapacak. Tuvalet gibi insanõn temasta olduğu ev gereçleri nabõz alacak, idrardan şeker tahlili yapacak, kalbin elektrosunu ölçecek, kanser başlangõcõ olan dokulardan salgõlanan proteinleri ölçecek ve bu bilgileri sessiz sedasõzca doktora ilecek. Vücuda bağlõ bilgisayarlar için gerekli enerji, insanõn kendi yaptõğõ hareketlerden vücudunun ürettiği 80 watt’lõk elektriğin, ayakkabõlarõn altõna yerleştirilen bir aküde depolanmasõyla elde edilecek.

 

Bugün Amerika’da tedavülde olan 4 trilyon dolarõn yalnõzca onda biri nakit halde insanlarõn cebinde veya bankalarõn, işyerlerinin kasalarõnda durmaktadõr. Oysa parayõ sayma, bir yerden bir yere taşõma, depolama ve koruma işleri nakitle yapõlan tüm işlemlerin %4’ü kadar ek maliyet getirmektedir. Elde veya kasadaki nakit faiz getirmez, değeri artmaz. Gelecekte bu onda bir bile elektronik bit’ler haline geçecek. Akõllõ kartlar, ATM kartlarõnõn, telefon kartlarõnõn, tren-otobüs biletlerinin, kredi kartlarõnõn, bütün alõşverişlerdeki nakitin yerini alacak. Aynõ zamanda sağlõk durumu, sigorta, pasaportla ilgili bilgileri ve tüm ailenin fotoğraf albümünü içerecek ve internete bağlõ olacak.

 

Bugün Amerika’da her yõl ortalama 40.000 kişi trafik kazalarõnda hayatõnõ  kaybediyor.

 

Bunlarõn yarõsõndan çoğu alkollü araç kullanmaktan ve dikkatsizlikten ileri geliyor.

 

Akõllõ arabalar elektronik sensörlerle havadaki alkol buharõnõ algõlayõp marş basmasõnõ önleyecek. Araba çalõnmõşsa, polisi uyarõp arabanõn tam yerini bildirecek. Sürücünün gözleri belli bir süre kapanõr veya hatalõ manevralar yapmaya başlarsa, gösterge panelindeki bilgisayar sürücüyü uyaracak. Arabadaki sensörler uydulardan gelen sinyallerle hem kaybolduğunuzda tam yerinizi hem de çevrede trafik sõkõşõklõğõ olan yerleri bildirecek.

 

Otoyollar da “akõllõ” hale getirilecek, yol kenarlarõna yerleştirilen manyetik alanlarla arabalarõn seyri bilgisayarlarla denetlenecek. Bunun güvenli yolculuk yanõnda, hava kirliliğini ve yakõt tüketimini azaltma, trafik sõkõşõklõğõnõ önleme gibi yararlarõ da olacak. Şimdiye kadar deneysel veya teorik olarak gelişen bilime üçüncü bir tür daha eklenecek: siber-bilim. Sanal gerçeklik ortamõnda bilgisayar simülasyonlarõna dayanan bu yöntem bilimde yeni alanlar açacak.

 

Çip yapõmõnda 0,1 mikrondan daha kõsa dalga boylu õşõnlarõn kullanõlamamasõna “nokta bir” (point one) engeli diyoruz. Bunu ses duvarõna benzetebiliriz. “Nokta bir” engelinin altõnda, çiplerin x õşõnlarõyla veya elektronlarla oyulmalarõ gerekir ki bunlarõn kontrolü çok zordur. 2020 yõlõna kadar bu engelin aşõlmasõ, böylece Silikon Devri’nin sona ermesi ve yeni kuşak bilgisayarlar üretilmesi bekleniyor.

 

BÖLÜM 3

 

AKILLI GEZEGEN

 

Bugünün elektronik harikalarõ olan video konferans, sanal gerçeklik, uydu iletişimi ve İnternet ilk olarak Pentagon uzmanlarõ tarafõndan yalnõz askeri amaçlar için geliştirildi ve soğuk harbin gizlilik kurallarõ dolayõsõyla uzun süre yaygõnlaşamadõ. Ancak soğuk harbin sona ermesiyle önce APARNET olarak üniversitelere, daha sonra da CERN matematikçisi Tim Bernes-Lee’nin 1991’de World Wide Web’i yaratmasõyla tüm dünyaya yayõlarak bugün 40 milyon aboneye ulaştõ. 2005’e gelindiğinde bugünkü telefon abonesi sayõsõna, yani 600 milyona ulaşmasõ bekleniyor.

 

İnternetteki bilgi miktarõ da hõzla artõyor. 1996’da 70 milyon sayfaya ulaşõlabilirken, 2020’de insanlõk tarihinin 5000 yõllõk bütün yazõlõ bilgilerine ulaşõlabilecek. Tõpkõ Gutenberg’in matbaayõ icat ettiği 1450’de 30.000 olan Avrupa’daki kitap sayõsõnõn 1500’de 9 milyona ulaşmasõ ve Rönesansõ başlatmasõ gibi.

 

Dükkanlarõn kapanmasõ gibi internetin kapanma saati olmadõğõndan ve insanlar oturduklarõ yerden dünyanõn her köşesine internetle ulaşabildiğinden, internet üzerinden yapõlan ticaret de õşõk hõzõyla artacak.

 

Bilgisayarda sesin tanõnmasõ şu anda teknik olarak mümkün. Ancak söylenenleri bilgisayarõn anlamasõ yapay zekanõn geliştirilmesini gerektirir ki bu da tüm bilgisayar teknolojisinin aşmasõ gereken en zor engeldir. Yapay zeka geliştirme aşamasõnda size gelen bilgileri sizin tercihleriniz doğrultusunda süzgeçten geçiren filtreler, Kasparov’u satrançta yenen, hastalõklarõ ve makinelerdeki arõzalarõ teşhis eden programlar, insanõn “sağ duyusunu” oluşturan veriler geliştiriliyor.Yapay zekada en başta gelen problem “sağduyuya” sahip sistemler geliştirmektir. Aysbergin su altõndaki görünmeyen kõsmõ gibi sağduyu da beynimizin dibine o kadar derin yerleşmiştir ki günlük yaşantõmõzda nasõl kullandõğõmõzõn farkõnda bile olmayõz.

 

Beyinde aritmetik birkaç basit sinir devresiyle gerçekleştirilir. Fakat insanõn vahşi hayvanlardan korunmak, yiyecek bulmak gibi neslini sürdürmek için yapmak zorunda olduğu şeyler hesap becerisi değil de sağduyu gerektirdiğinden evrim sürecinde birincisi kadük kalmõş, ikincisi olağanüstü gelişmiştir. Bilgisayarlar ise tam aksine soyut matematik mantõğõnda fevkalade başarõlõ olmalarõna rağmen fizik veya biyolojideki en basit mantõğõ bile kavramaktan acizdirler. Örneğin;

 

Ali ile Ayşe ikizler. Ali 20 yaşõndaysa Ayşe kaç yaşõndadõr? sorusuna cevap veremezler.

 

Veya şöyle hatalar yaparlar;

 

İnsan

Robot

İnsan

Robot

: Bütün leylekler uçabiliyor. Çarli de bir leylek.

: Öyleyse Çarli uçabiliyor.

: Ama Çarli ölü.

: Öyleyse Çarli ölü ve uçabiliyor.

 

 

Ölülerin uçamayacağõ gibi ön verilerin milyonlarcasõ yaşamõmõzõ yönlendirdiğinden bunlarõn bitlere bölünüp yapay zekaya işlenmesi kolay görünmüyor. Ancak araştõrmalar sürüyor.

 

2020’ye kadar sanayide gitgide daha sofistike hale getirilen ön-programlõ, uzaktan kumandalõ robotlarõn kullanõmõ artarken, 2020’den sonra öğrenebilen, hareket edebilen, insanlarla iletişim kurabilen gerçek robotlar göreceğiz. 2050’nin ötesinde bilinci ve mantõğõ olan robotlar dünyasõ başlayacak. Bunun için şimdiden insan beyin hücrelerinin kristalize yapõsõnõ örnek alan “neural net” (sinir ağõ) üzerinde çalõşõlõyor.

 

Peki bu bilimsel devrimler yaşantõmõzõ nasõl etkileyecek? Bilim adamlarõ 2020 yõlõndaki günlük yaşantõmõzõ nispeten doğru tahmin edebiliyorlar zira aşağõdaki senaryoda anlatõlan buluşlarõn ve teknolojilerin çoğunun laboratuarlarda prototipleri mevcut. Şimdi, 2020 yõlõnda son teknolojiyle uğraşan bir yönetici olsaydõnõz bir haftalõk yaşantõnõz nasõl olurdu, bir bakalõm:

 

1 Haziran 2020 Saat 06:30

 

Sabah zil sesiyle uyanõrsõnõz. Duvar boyunca sessizce asõlõ duran deniz resmi birden canlanõr, yerini Molly adõnõ verdiğiniz sõcak, dost bir yüze bõrakõr. Molly neşeli bir sesle “günaydõn, kalkma zamanõ geldi” der.

 

Mutfağa doğru yürürken mutfak aletleri varlõğõnõzõ hisseder. Kahve makinesi suyu õsõtmaya başlar. Ekmek istediğiniz ayarda kõzarõr. Sevdiğiniz müzik evi doldurur.

 

Bu arada Molly interneti taramõş, ilginizi çeken haberlerin printini almõştõr. Mutfaktan ayrõlõrken buzdolabõnõz içindekileri kontrol eder ve “süt bitti. Yoğurt da ekşidi” diye seslenir.

 

Evden çõkmadan önce elektrikli süpürge robotuna halõyõ temizleme komutunu verirsiniz. Birden canlanõr ve halõnõn altõndaki kablolu yollar üzerinden hareket ederek işine başlar.

 

Elektrikli-benzinli melez arabanõzla işe giderken, Molly uydudan aldõğõ bilgileri iletir: “Otoyolda inşaat dolayõsõyla tõkanõklõk var. Sen en iyisi şu yoldan git”. Arabanõn ön camõnda hayalet gibi bir harita belirir.

 

Akõllõ yoldaki trafik õşõklarõ arabanõn geliş durumuna göre yeşil õşõklarõ ayarlar. Turnikelerde hiç durmadan geçersiniz zira lazerler arabanõn PIN kodunu okumuş ve tutarõ hesabõnõza geçmiştir. Molly’nin radarõ etrafõnõzdaki araçlarõ kollar ve aniden bağõrõr “Dikkat et, arkanda araba var”. Kör noktadaki bu arabadan kõl payõ kaçarsõnõz.

 

Molly bir kez daha hayatõnõzõ kurtarmõştõr (içinizden, bir dahaki sefere toplum taşõm araçlarõna binmeyi geçirirsiniz).

 

İşyerinize geldiğinizde akõllõ kartõnõzõ duvardaki bilgisayara sokarsõnõz. Bir lazer õşõnõ gözbebeklerinizden sizi tanõr. Ofiste video mailinize göz gezdirirsiniz. Saat 10:00’da iki meslektaşõnõzla duvardaki ekran üzerinden video-toplantõ yaparsõnõz.

 

Saat 16:00

 

Molly doktor randevusunun saati geldiğini bildirir. Duvar ekranõndan sanal doktorunuz görünür.

 

“İdrarõnõzda eser miktarda protein tespit ettik. Kalõn bağõrsağõnõzda mikroskobik bir kanser kolonisi büyüyor” der.

 

“Ciddi bir şey mi?” diye endişeyle sorarsõnõz.

 

“Hayõr. Birkaç yüz tane kadar kanser hücresi var. Onlarõ da birkaç akõllõ molekülle yok edeceğiz”.

 

“Meraktan soruyorum. Protein testi ve akõllõ  moleküller olmasaydõ  ne olurdu?”

 

“On yõl içinde tümör büyüyüp birkaç milyar kanser hücresine ulaşõrdõ. O zaman da sağ kalma şansõnõz %5 dolayõnda olurdu. Biz bu arada MRI’la damarlarõnõzõn içine baktõk. Damarlarõnõzõn tõkanma hõzõ böyle devam ederse 8 yõl içinde kalp krizi geçirme olasõlõğõnõz %80. Size videomail ile egzersiz, gevşeme, meditasyon ve yoga programõ gönderiyorum”.

 

Demek ki Molly egzersiz programõnõzõ  da yürütmeye başlayacaktõr.

 

Akşam

 

Gece bir kokteyle katõlõrsõnõz. Konuklar arasõnda dolaşõrken gözlüğünüzdeki video kamera yüzleri tarar. Molly bu yüzleri hafõzasõndaki bilgisayar profilleri ile karşõlaştõrõr ve gözlüğünüze takõlõ bir minyatür vericiden bu kişilerin kim olduğunu kulağõnõza fõsõldar.

 

Davetin sonuna doğru içkiyi fazla kaçõrdõğõnõzõ anlayan Molly sizi uyarõr. “Biraz daha içersen arabadaki nefes analizörü sana kontağõ açtõrmayacak”.

 

Çarşamba gece yarõsõ

 

Son anda alõşveriş yapmaya karar verirsiniz. “Molly, ekrana sanal alõşveriş merkezini getir. “Bir kazak almak istiyorum”. Duvar ekranõnda kentin bir alõşveriş merkezi görünür. Oturduğunuz yerden elinizi sallayarak görüntüyü değiştirirsiniz. Tõpkõ kendiniz dolaşõyormuş gibi. İstediğiniz kazağõ raftan seçersiniz. Modelini beğenirsiniz fakat bedeni uymamõştõr. “Molly, bunun 3 bedende kõrmõzõsõnõ istiyorum. Siparişi ver ve hesabõ akõllõ kartõma yazdõr”.

 

 

Daha sonra şehirde bir daire, Avrupa’da bir yazlõk arayõşõna girersiniz. Belirlediğiniz fiyat dolayõndaki daireler ve evler ekranda görünür. Parmağõnõzla içlerinde dolaşõrsõnõz.

 

Perşembe gecesi

 

Hafta sonu çõkacağõnõz kimse yoktur. Molly’ye çevrenizde zevklerinize ve hobilerinize uygun, bekar kişilerin isimlerinizi taramasõnõ söylersiniz. Ekranda bazõ yüzler belirir. Her resmin altõnda kõsa bir tanõmõ vardõr.

 

“Molly, hangisini seçeyim dersin?”

 

“3 ve 5 numaralar uygun görünüyor. Zevkleriniz %85 birbirine uyuşuyor. Gerçi 4 ve 6 daha güzel. 10 numarayõ da unutma, iyi bir aileden”.

 

Molly’nin seçtikleri hanõm hanõmcõk, tutucu görünüşlü kişilerdir. Molly tõpkõ annenize benzemeye başlamõştõr.

 

Cumartesi gecesi

 

Listeden seçtiklerinizden biri sizinle çõkmayõ kabul etmiştir. Birlikte romantik bir restorana gidersiniz. Tam yemeğe başlarken Molly yemeğinizin besin değerini inceler. “Bunda çok fazla kolestrol var. Sakõn yeme”. Acaba Molly’yi kapatsam mõ diye düşünürsünüz.

 

Buluştuğunuz kişiyle daha sonra ikiniz eve gidip eski bir film seyretmeye karar verirsiniz. “Molly, Casablanca’yõ seyretmek istiyoruz. Fakat bu sefer Ingrid Bergman ve Humphrey Bogart’õn yüzlerinin yerine bizimkileri koy”.

 

Molly filmi internetten download eder ve filmdeki yüzleri değiştirir. Kendinizi bir anda ekranda savaş dönemi Fas’õnda bulursunuz. Filmin son sahnesinde kendinizi havaalanõnda birbirinizin gözleri içine bakarken görünce dudaklarõnõzda buruk bir gülümseme belirir.

 

BÖLÜM 4

 

SİLİKONDAN SONRA

 

0,1 mikron’dan ince õşõn olmamasõ dolayõsõyla silikonlarõn bu yöntemle daha ince oyulamayacağõnõ, bunun da “nokta bir” engeli olarak adlandõrõldõğõnõ, x-õşõnõ veya elektronla oymanõn güçlülüğünü daha önce belirtmiştik. Bu da bize silikon çiplerin ömrünün normalde 2005 yõlõnda sona ereceğini, ancak x õşõnõ ve elektronlarõn denetim teknolojisine ulaşõlõrsa 2020’ye kadar devam edebileceğini gösteriyor. 2020’den sonra mikro çiplerdeki transistörün yerini mercek, ayna ve lazer õşõnlarõndan oluşan optik bilgisayarlar alacak. Holografik hafõza ile de çok daha fazla bilgi saklanabilecek.

 

Üzerinde durulan bir başka araştõrma ise DNA moleküllerinin bilgisayarda kullanõlmasõ. DNA moleküllerinin bilgi saklama kapasitesi çok yüksek olduğundan 30 gramlõk DNA molekülleri insan beyninin 100 trilyon katõ hafõzaya sahip olacak ve dünyanõn en hõzlõ bilgisayarõndan 100.000 kat daha hõzlõ işlem yapacaktõr.

 

Bir başka olasõlõk, tek bir elektronun atom büyüklüğünde bir noktaya hapsedilmesiyle elde edilecek quantum transistörleriyle Quantum bilgisayarõ yaratõlmasõdõr.

 

Beyin sinir hücreleri olan nöronlarõn silikon çipler üzerinde yaşamasõ ve üremesi sağlandõ. Nöronlarla kaplõ mikroçipin gözün içine yerleştirilmesiyle “biyolojik göz” yaratõlabilecek. Böylece beyne giden görme sinirleri sağlam olup da, retina bozukluğu dolayõsõyla kör olanlarõn görmeleri sağlanabilecek. Göze mikroskop ve teleskop özelliği kazandõrõlabilecek. Çeşitli organlara çip takõlarak felçli kõsõmlarõn bile harekete geçirilmesi mümkün görünüyor.

 

Bütün araştõrmalara rağmen şu anda beyin hakkõnda bildiklerimizi, gelişmiş bir sanayi ülkesinin otoyol haritasõna benzetebiliriz. Bu haritaya bakõp o ülkenin sanatõ, edebiyatõ, politikasõ, ticareti hakkõnda bilgi sahibi olmak ne kadar mümkünse, elimizdeki bilgilerle beynin tüm fonksiyonlarõ hakkõnda bilgi sahibi olmak da o kadar mümkün. Ancak 21. yüzyõlõn sonuna doğru nöronlarõn ve aralarõndaki bağlarõn tek tek incelenip beynin çalõşmasõnõn çözümlenmesi, hatta beyin hücrelerinin silikon ve çelikten yapõlmõş bir bedene aktarõlõp biyonik adamlar (cyborg) yaratõlmasõ da ihtimal dõşõ değil.

 

SAKINCALAR

 

Orwell’in 1984’ünde totaliter bir hükümetin hayatõmõzõn her alanõnõ gözetleyip kontrol ettiği bir dünya anlatõlõr. Bugünkü elektronik cihazlar romandaki “ağabey”den çok daha güçlü olmasõna rağmen temel demokratik özgürlüklerimiz hala mevcut. Aksine, bilgisayar ve internet sayesinde ifade ve bilgiye ulaşma özgürlüğümüz azalacağõna arttõ.

 

Bilgi tek bir tuşa basarak dünya üzerinde 1 milyon kişiye dağõtõlabiliyorsa, baskõcõ hükümetler zor durumda demektir.

 

Ancak yine de gerçek tehlikeler yok değil. Bunlardan bazõlarõ  şöyle:

 

Özel bilgilere ulaşarak mahremiyete tecavüz ve telekulak (izinsiz dinleme). Bunu önlemek için çözülemeyecek şifreler üzerinde duruluyor. Bir tanesi de quantum kriptografisi.

 

İşsizlik: 19. yüzyõlda demiryolunun etkisi gibi, 21. yüzyõlda da bilgi otoyollarõ bazõ sektörleri, kentleri ve ülkeleri geliştirirken bazõlarõnõ da çökertecek. Üç alanda insan istihdamõna lüzum kalmayacak.

 

Rutin işler (otomobil gibi kitlesel üretim yapan fabrikalarda montaj işleri robot devriminin birincil hedefidir)

 

Envanter tutma.

 

Aracõlõk (sigorta satõcõlarõ, yatõrõm bankacõlarõ, seyahat acenteleri vs) Buna karşõlõk gelişmesi beklenen sektörler şunlar:

Eğlence: İnsanlarõn boş zamanlarõnõn artmasõyla, yaratõcõ sanatlara ve yeni eğlence türlerine talep de çok artacaktõr.

 

Yazõlõm: Birkaç yõl öncesine kadar mevcut bile olmayan video oyunlarõnõn bugün tüm sinema sektöründen daha büyük olduğu dikkate alõnõrsa, bilgisayar tasarõmcõlõğõ, web sayfasõ düzenleme vb. yazõlõm sektörünün ne denli gelişeceği tahmin edilebilir.

 

Bilim ve Teknoloji: Bütün bu kitapta sözünü ettiğimiz gelişmelerin gerçekleştirilebilmesi için tabii ki bilim adamlarõna ve mühendislere büyük ihtiyaç olacak.

 

Hizmet Sektörü: Bilgisayarlar ne kadar gelişirse gelişsin, şoför, kapõcõ, polis, müzik öğretmeni, tur rehberi, hamal, aşçõ vs.nin yerini alamazlar.

 

Beceriye Dayalõ İşler: İnşaat, onarõm, sağlõk elemanlarõnõn yaptõğõ işler de bilgisayar tarafõndan yapõlamaz.

 

Enformasyon Hizmetleri: Bilgisayar, uydu, mikro işlemcilerin yapõmõ, bakõmõ ve onarõmõ büyük iş alanõ demektir.

 

Tõp

 

Daralan sektörler, kitlelere hitap etmekten kaçõnõp kişiye özel, kaliteli ve akõlcõ hizmet verirlerse onlarõn da yeni ortamda gelişmemeleri için bir neden kalmaz.

 

Yeni dönemde bilgi ön planda olacağõ için yeni sektörlerde çalõşanlarõn çok daha bilgili, sofistike eğitimli olmasõ gerekecek. Bazõ futurologlar toplumda şöyle katmanlar olacağõnõ öngörüyorlar: En üstte Beyin Lordlarõ (Bill Gates gibi tekno-milyarderleri), altõnda üst hizmet çalõşanlarõ (cyber yuppie’leri), onun altõnda el işçileri (cyber serfleri), en altta da kayõp insanlar, yani bilgisayar devriminin tamamen dõşõnda kalanlar.

 

Bu açmazdan kurtulmanõn, bir başka deyişle toplum katmanlarõ arasõndaki uçurumu önlemenin başlõca yolu eğitim ve bilime ağõrlõk vermektir. Lester Thurow da bilgi ve becerinin 21. yüzyõl kapitalizminde sürdürülebilir stratejik avantajõn tek kaynağõ olacağõnõ söylemektedir.

 

Robotlar önümüzdeki yüzyõlda giderek daha zeki ve daha insan benzeri oldukça, bunun tehlikelerini de hesaba katmak gerekir. Para ve hisse senedi, ticaret, bankacõlõk, elektrik, ulaşõm, su, atõk giderme gibi işler ve işlemler tamamen bilgisayarlarõn ve robotlarõn eline bõrakõlõrsa bu robotlarõn çalõştõrõlmasõndan belki yalnõzca belli sayõda mühendis sorumlu olacak. Onlar da bütün bilgilere sahip olacaklar. Sistemin herhangi bir yerindeki arõza tüm uygarlõğõ felce uğratabilir. Zira bilgi ne kadar merkezi olursa, sekteye uğratmasõ o kadar kolay olur.

 

Ordunun elindeki nükleer silahlarõn kontrolünün yapay zekalõ bir bilgisayara verilmesi felakete yol açabilir. Yapay zekalõ bir bilgisayar veya Robot’un ufacõk bir programlama veya feedback hatasõ yüzünden “delirmesi” ve kontrolden çõkõp her şeyi berbat etmesi pekala mümkündür. Burada bilim adamlarõnõn görevi sistemi “delirmeden” önce kapatacak sofistike mekanizmalar geliştirmektir.

 

Ayrõca robotlar kendilerine verilen emirleri yerine getirirken, farkõnda olmadan insanlõğõn geleceğini de tehdit edebilirler.

 

Bir robotun beyninin işleyişini anlamak için ona çok benzeyen bürokrasinin işleyişini ele alalõm. Bürokrasi yayõlma eğilimindedir, hem de bazen kendisinin ilk başta varlõğõnõ mümkün kõlan ekonomik tabanõ yõkma noktasõna getirecek kadar. Örneğin bazõ ekonomistler, Sovyetler Birliği’nin ani çöküşünü kõsmen Sovyet bürokrasisinin silahlanma yarõşõndaki rolüne bağlamaktadõrlar. Sovyet yöneticileri bürokrasiye bir emir vermişti: silahlanma yarõşõnda Batõ’ya yetiş. Bu tek misyonla görevlendirilen bürokrasi görevini sadakatle yerine getirdi, hem de ne pahasõna: nükleer silahlara yapõlan harcamalar yüzünden ekonomiyi kurutmak ve tüm sistemi çökertmek pahasõna.

 

Bürokrasi bir anlamda kapitalist kanadõn “batõrõncaya kadar harcat” stratejisine yenik düşmüştü. Ekonomik tabanõ sağlam olmayan Rusya, Pentagon’un muazzam harcamasõyla yarõşa zorlanmõştõ. Sorun bürokrasinin görevini yerine getirememesi değildi; sorun görevini fazlasõyla başarmasõ ve sonunda bu başarõnõn ağõrlõğõ altõnda ezilip yok olmasõydõ.

 

Benzer şekilde, Yapay Zeka kontrolündeki bir global ekonomi de bürokrasi gibi yayõlma eğilimine girebilir. Bunu denetim altõna alacak merci de bilgisayarlar değil insanlardõr. Elektronik harikalar on-line sisteme konmadan önce gerekli önlemler alõnmalõ, istenmeyen sonuçlara yol açmamasõ için sõkõ kontrol altõnda tutulmalõdõr.

 

 

BÖLÜM 5

 

BİYOMOLEKÜLER DEVRİM

 

KİŞİSEL DNA KODLARI

 

Washington yakõnlarõndaki National Institutes of Health (NIH) tõp kompleksi, 21. yüzyõlda hayatõmõzõ kökten değiştirecek araştõrmalarõn merkezidir. Merkezin amacõ, 23 çift kromozomda saklõ 100.000 insan geninin 2005 yõlõna kadar haritasõnõ çõkarmaktõr. 1996 sonunda %16’ya tekabül eden 16.354 genin haritasõ tamamlanmõş olup, 2003’te %99’a ulaşõlmasõ bekleniyor. Programlanandan önce ve bütçenin altõnda gidilmesinin en büyük nedeni, bilgisayar, biyomoleküler ve quantum devrimlerinin sonuçlarõn tümünden yararlanõlmasõdõr. Proje tamamlandõğõnda, Mendeleev’in modern kimyanõn doğmasõna yol açan periyodik cetveli keşfinden daha önemli bir buluş olacak insanlõk için.

 

Gen haritalarõ pek çok kalõtõmsal hastalõğõn önceden teşhis edilmesini ve yeni tedavi yöntemlerini mümkün kõlacaktõr. Ancak beyin hücrelerinde olduğu gibi, genlerde de haritanõn çõkarõlmasõ herşey demek değildir. Genlerin çalõşmasõnõn ve birbiriyle etkileşiminin bilinmesi gerekir. Bunun için bize epeyce on yõl gerekecek. Belki 2050’ye kadar bu çözülürse o zaman kalp, Alzheimer, akõl, romatizma ve bağõşõklõk sistemi hastalõklarõnõn çevrenin etkisiyle tetiklerinin nasõl çekildiğini öğrenebiliriz. Yaşlanma sürecini kontrol eden gen bulunabilirse belki bu süreç tersine çevrilebilir. 2050’den sonra belki hayatõn kendini bile manipüle edebiliriz.

 

Gen teknolojisinin gelişmesi, polisiye vakalarda parmak izi gibi kullanõlmasõnõ başlatmõştõr. Bir insanõn başõndan dökülen bir kepek hücresini inceleyerek o kişinin kan grubu, saç ve göz rengi, genetik hastalõklarõ, yaklaşõk boyu ve kilosu gibi özelliklerini saptamak mümkündür. Ancak yüz ve el gibi organlar karmaşõk bir gen etkileşimi sonucu meydana geldiğinden 2020’ye kadar belirlenemeyebilir.

 

Gen haritalarõnõn çõkarõlmasõ (DNA sequencing) 1977’ye dayanõyor, ancak 1980’de bir biyoloğun bir yõlda yaptõğõ işi bugün tek bir makine bir günde yapabiliyor.

 

Dünyadaki bütün canlõlarla ilgili en büyük gen harita deposu, 1982’de matematikçi Stanislaw Ulam tarafõndan Los Alamos’ta kurulan GenBank’tõr. Tüm dünyadan bilimadamlarõ çõkardõklarõ gen haritalarõnõ e-mail ile Los Alamos’taki bilgisayara göndermektedirler.

 

Geçmişte biyologlar yaşayan canlõlarõn içini (in vivo) inceleyerek hayat hakkõnda bilgi sahibi oluyorlardõ. Yaşadõğõmõz yüzyõlda cam içinde (in vitro) hayatõ incelemeyi öğrendiler. Gelecekte yaşamõ bilgisayarlarla (in silico) inceleyecekler. İlk örneği yapõlan DNA çipi dünyanõn en hõzlõ bilgisayarõndan 500 kat daha hõzlõ. 2020’ye kadar bütün genlerin haritasõ (sequence) çõkarõlõnca elimizde “Yaşam Ansiklopedisi” olacak. O aşamada gen haritasõnõn “ne anlama” geldiğinden gen’in “ne yaptõğõna” geçilecek.

 

 

BÖLÜM 6

 

KANSERİ YENMEK

 

GEN TAMİRATI

 

Tõpta şamanlar ve büyücüler döneminden sonra antibiyotik ve aşõ dönemi başlamõştõ. Şimdi moleküler tõp devri (m) ine geldik. Hastalõk kaynaklarõ protein protein, molekül molekül, hatta atom atom açõğa kavuşuyor. Düşman hatlarõnõn haritasõnõ inceleyen general gibi bilim adamlarõ bir mikrobun tüm şifresini okuyup, zõrhõndaki moleküler zayõf noktalarõ teşhis edebiliyorlar.

 

Kanserde iki tip gen rol oynar. Onkojenler ve tümör bastõrõcõlarõ. Bunlarõ bir arabanõn gaz ve fren pedalõna benzetebiliriz. Gaz pedalõ takõlõ kalõrsa veya fren patlarsa araba kontrolden çõkar. Hücre de ya aşõrõ bölünürse veya bölünmeyi durdurma yeteneğini yitirirse, büyümesi kontrolden çõkar.

 

Şimdiye kadar bilinen en yaygõn onkojen, P-21 genidir. Tümör bastõrõcõsõ P-53 geninin mutasyonlu hali de pek çok kanser türünün ortak özelliğidir. İşlerini normal yürüten P-53 hücrenin bekçisidir. Anormal hücrelerin intihar etmesini sağlayarak çoğalmalarõnõ önler. P-53 mutasyona uğradõğõnda hatalõ hücreler sõnõrsõz çoğalarak tümör oluşturur.

 

Kişilerin mutasyonlu P-53 taşõyõp taşõmadõklarõnõ öğrenmek için kan testi geliştirilme aşamasõndadõr. Gen terapisiyle bozuk P-53 hedef alõnõp yerine sağlam gen konmaya çalõşõlacak. Ayrõca bazõ maddelerin neden karsinojen (kanser yapõcõ) olduğu da anlaşõlacak. Ancak kanserin 200 farklõ türü (vücuttaki her doku için ayrõ) bulunduğundan, 2020’ye kadar kanserin kesin çaresi bulunamayacak. 2020’den sonra önleme, teşhis ve tedavi yöntemlerinde büyük aşama kaydedilecek.

 

Diğer genetik hastalõklar üzerinde de yoğun araştõrmalar yapõlõyor. Fakat bu hiç bitmeyecek bir savaştõr. Zira bir taraftan çare bulunurken, diğer taraftan genlerdeki mutasyon dolayõsõyla durmadan yeni genetik hastalõklar türüyor.

 

HIV (Aids) virüsü üzerinde araştõrmalar hõzla devam ediyor, ancak köşe henüz dönülmüş değil. Bunda da şimdiye kadar uygulanan uzun, zahmetli ve çoğu zaman tehlikeli “deneme-yanõlma” yöntemi yerini DNA araştõrmalarõna, bilgisayar modellerine ve sanal gerçekliğe bõrakacak.

 

Antibiyotiklerin keşfi tõptaki en büyük adõmlardan biridir fakat aşõrõ ve bilinçsiz kullanõm yüzünden zaman içinde bağõşõklõk kazanmõş mikroplar türedi. Bir yazarõn deyişiyle “insanlar daha iyi fare kapanõ yaptõkça, doğa daha da iyi fare üretiyor”. Moleküler biyoloji ile bakterinin DNA’sõnõ hedef alõp onu parçalayacak maddeler mümkün olabilir. Bilgisayar ve robotlar yardõmõyla maddelerin analizi ve yararlõlõk testleri kat be kat hõzlanacağõndan yeni ilaçlarõn üretimi de hõzlanacaktõr.

 

Başta stres olmak üzere bazõ duygularõn ve yaşam tarzlarõnõn kişinin sağlõğõnda önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Ancak bu etkinin neden ve nasõl yaratõldõğõnõ bulmak, 21. yüzyõl tõbbõnõn başlõca hedeflerinden biri olacaktõr. Bugün kullanõlan tomografi, MR ve röntgen cihazlarõnõn görüntülerinin netleştirilmesi teşhis olanağõnõ arttõracaktõr.

 

BÖLÜM 7

 

ÖLÜMSÜZLÜK

 

“Eserlerimle ölümsüzlüğe kavuşmak istemiyorum. Bedenimle ölümsüz olmak istiyorum” diyor Woddy Allen. Hücre yapõsõna bakõldõğõnda hücrenin teorik olarak ölümsüz olmasõ gerekir. Nitekim bazõ organizmalar hiç ölmez. Bazõ tek hücreli yaratõklar, hatta bazõ hayvanlar yaşlanma yasalarõna karşõ koyarlar: ölçülebilir bir yaşam süreleri yoktur. Sonsuza kadar yaşamak hücre biyolojisinin bilinen bir yasasõnõ ihlal etmiyorsa öyleyse niye hep genç kalmõyoruz?

 

Yapõlan araştõrmalar, varlõğõ henüz kanõtlanmõş olmasa da canlõlarõn çoğunda bir “yaşlõlõk geni” mevcut olduğuna işaret ediyor. Evrim açõsõndan yaşlanmanõn bir amacõ olduğu söylenebilir. Doğurganlõk dönemini geride bõrakmõş bir canlõnõn doğaya bir faydasõ yoktur. Belki de Doğa, canlõlarõn yaşlanõp ölmesini ve böylece değerli kaynaklarõn gelecek kuşaklara kalmasõnõ planlamõştõr.

 

Yaşlanma hakkõndaki yaygõn teorilerden biri, solunumla aldõğõmõz oksijenin hücrelerde yanarken serbest radikaller oluşturmasõ ve elektrik yükü taşõyan bu radikallerin hücre proteinlerini ve nükleik asitlerini parçalayarak hücrenin hassas dengeli mekanizmasõnõ bozmasõdõr. E, C, A vitaminlerinin ve bazõ kimyasallarõn oksidasyonu yavaşlattõğõ savunulmaktadõr.

 

Yaşlandõkça bazõ hormonlarõn salgõlanmasõ azaldõğõndan estrojen, testosteron, büyüme hormonu (HGH) ve DHEA hormonlarõnõn dõşardan takviyesi üzerine araştõrmalar geniş çapta sürdürülmektedir. Hormon düzeylerinde azalma yaşlanmanõn sebebi mi, sonucu mu olduğu henüz kesinlik kazanmamõştõr.

 

Genler üzerindeki araştõrmalar, bazõ kurtçuklarda ve meyve sineklerinde belli genleri manipüle ederek uzun yaşatmanõn mümkün olduğunu göstermiştir. Ancak kişisel DNA haritalarõ çõkarõlõp insandaki varsa yaşlanma geni ortaya çõkarõlmadan insan ömrünü gen terapisiyle uzatmak olasõ görünmüyor.

 

Laboratuarda ve diğer araştõrmalarda kanõtlanan bir husus, yalnõzca açlõktan ölmeyecek kadar beslenmenin ömrü belirgin şekilde uzattõğõdõr. Artõk halk arasõndaki “hõzlõ yaşa, genç öl” sözünün yerine “yavaş yaşa, uzun yaşa” mõ diyeceğiz acaba? Fakat metabolizmayõ yavaşlattõğõ için ömrü uzatan düşük kalori diyetinin aynõ zamanda deneklerde üreme, çiftleşme ve hayatõ yaşamaya değer kõlan diğer eylemlere ilgiyi de öldürdüğü gözlenmiştir. Bunu tersine çevirmek yine yaşlanma genini bulmaya ve gen terapisine bağlõ olacaktõr.

 

Yaşlanma geni gerçekten var olsa ve değiştirebilsek bile bu gen bizim genç kalmamõzõ sağlayacak mõ? Bedenen ve kafaca çökmüş bir vücutta sonsuza kadar yaşamanõn ne anlamõ var?

 

Buna hazõrlõk olarak bilim adamlarõ hücrelerden yapay organ üretmeye çalõşõyorlar. Şimdiye kadar yapay deri üzerinde başarõyla uygulanan bu yöntemle karaciğer, böbrek, kemik hatta el gibi karmaşõk organlarõn yapay olarak üretilmesi üzerinde çalõşõlõyor.

 

Ömrü uzatmak tabii ki insanoğlunun ezelden beri hayalinde olan bir şey. Fakat bunun ötesinde bir hedef var: hayatõn kendisini kontrol etmek, yani dünyada şimdiye kadar hiç var olmamõş canlõlar yaratmak. Bu alanda bilim adamlarõ yeni canlõ türleri yaratma yeteneğine hõzla yaklaşõyorlar.

 

BÖLÜM 8

 

TANRIYA ÖZENMEK

 

Bitkilerin ve hayvanlarõn gen havuzuyla oynayõp yeni türler yaratõlmasõ yeni bir şey değildir. İnsanlar 10 bin yõldõr bu işle uğraşõyorlar. Bugün çevremizdeki kedi-köpekler, soframõzõ dolduran bitkiler doğal evrimle oluşandan çok farklõ hale getirilmiştir. Hastalõklara ve parazitlere dirençli bitkiler, ensülin ve insan büyüme hormonu üreten bakteriler yetiştiriliyor.

 

1997’de Iskoçya’da kopyalanan koyun Dolly, büyük ümit õşõğõ oldu. Genetik kopyalama (klonlama) ile, hasar görmüş beyin, omurilik, kalp hücreleri yenilenebilecek, organ nakli için bazõ organlar üretilebilecek veya nesli tükenmek üzere olan türler çoğaltõlabilecek.

 

Klonlamanõn etiği üzerinde çok tartõşma yapõlõyor. Oysa insanlarõn gen yapõsõnõn değiştirilmesi yanõnda hiç kalõr. Zira klonlama yalnõzca bir bireyin kopyasõnõn çõkarõlmasõdõr; genetik mühendisliğinin ise insan gen yapõsõnõ ve dolayõsõyla insan neslini tümden değiştirebilecek güce sahip olmasõ söz konusudur.

 

Bilim adamlarõ 2020 yõlõna kadar insan vücudundaki 100.000 genin haritasõnõ (genom’unu) çõkarsa da genlerin nasõl iş gördüğünü veya birbiriyle etkileşimini öğrenmek kolay olmayacak. Bir avuç genden fazlasõnõ manipüle etmek ve bilim-kurgu da anlatõlan genetik değişimleri başarmak 21. yüzyõlda bile mümkün olmayacak. Ancak bu bir avuç genin izole edilmesiyle insanlarõn kilosu, saçõ ve yüzündeki genetik anormallikler tedavi edilebilecek. O zamana kadar, güzelliğin başlõca ön koşulu, Candice Bergen’in dediği gibi “ana-babanõzõ doğru seçin” olarak kalacak.

 

 

BÖLÜM 9

 

QUANTUM GELECEĞİ

 

Nobel ödüllü Fizikçi Richard Feynman moleküler boyutlarda makineler yapõlmasõnõn fizik kurallarõna aykõrõ olmadõğõnõ, “nanoteknoloji” adõ verilen bu yöntemle elde edilecek moleküler makinelerin mikroplarõ ve tümör hücrelerini tek tek öldürmek, kan damarlarõndaki tõkanõklõklarõ temizlemek, hasar görmüş hücreleri onarõp yaşlanma sürecini geri çevirmek gibi minik boyut gerektiren pek çok işi yapabileceklerini savunmaktadõr.

 

Gerçek moleküler makinelere ulaşmak zaman alacak olsa bile, mikroelektromekanik sistem (MEMS) denen, silikonlara oyulmuş ufacõk sensör ve motorlardan oluşan cihazlar piyasaya çõktõ. Kõl büyüklüğündeki hareket algõlayõcõlarõ, otomobillerde hava yastõğõnõn içinde kullanõlmaya başlandõ. Toyota alt kuruluşu Denso, 0.7 mm boyutunda bir motorla, minik bir arabayõ saniyede 5 cm. hõzla yürütmeyi başardõ. MEMS’ler tõpta çeşitli kullanõm alanlarõ bulmak yanõnda sanayide de pek çok işe yarayabilir:

Çelik ve diğer inşaat malzemelerinin içine konacak milyonlarca ucuz, basõnca duyarlõ MEMS stresi ölçüp bir deprem durumunda binlerce hayat kurtarabilir.

 

Uçak kanatlarõnõn yüzeyine konacak MEMS, sürtünmeyi azaltõp verimi arttõrabilir.

 

Savaş alanlarõna toz halinde serpilecek, kõzõlötesi detektörlerle donatõlmõş MEMS’ler düşmanõn yerini bulmayõ sağlayabilir.

 

2020’den sonra MEMS’lerin yerini gerçek moleküler makineler alabilir. Bunlara elektrik iletecek kablolar da karbon nanotüpleri denen ve bir silindir şeklinde dizilmiş karbon moleküllerinden oluşan, çeliğin 100 katõ daha sağlam fakat çeliğin ağõrlõğõnõn 1/60’õ kadar ağõrlõkta olağanüstü bir malzeme kullanõlabilir.

 

Hayatõmõzõn her alanõnda kullandõğõmõz elektriğin iletim sõrasõnda direnç dolayõsõyla õsõ yaymasõ beraberinde pek çok sorun getirmektedir. 1911’den bu yana yapõlan çalõşmalar direncin sõfõr olduğu bir süper iletken üretilmesinin önceleri mutlak 0°’da (-263°C), şimdi ise -23°C’de mümkün olduğunu göstermiştir. Oda sõcaklõğõnda bir süper iletken üretilmesi o kadar önemlidir ki bazõ fizikçiler buna “ikinci sanayi devrimi başlatacak” demektedir.

 

Dünyada kullanõlan enerjinin %40’õnõ sağlayan petrol yataklarõnõn git gide tükenmesi dolayõsõyla petrol fiyatlarõnõn 2020’lerde hõzla yükselmeye başlamasõ ve 2040’larda yakõt olarak kullanõlamayacak kadar pahalõ olmasõ beklenmektedir. Bunun için önlem alõnmazsa dünya çapõnda bir ekonomik kriz olabilir. Aynõ zamanda enerjiye talep de artacak ve 2040’ta dünya enerji tüketimi 30 trilyon watt’a çõkacaktõr.

 

Ucuz, tükenmez ve sõnõrsõz. Fosil yakõtõ kaynaklarõnõn yerini alacak yeni bir enerji kaynağõnõn bu özelliklere sahip olmasõ gerekir. Bu amaçla füzyon (hidrojen atomlarõnõn birleşerek helium’a dönüşmesi sõrasõnda ortaya çõkan enerji), fisyon (uranyum ve plutonyum atomlarõnõn parçalanmasõyla açõğa çõkan enerji) ve güneş enerjilerinin üzerinde yoğun araştõrmalar yapõlõyor. Önümüzdeki yüzyõlda rüzgar, kojenerasyon, jeotermal gibi alternatif enerji kaynaklarõyla birlikte güneş enerjisinin git gide daha fazla kullanõlmasõ beklenmektedir.

 

Bazõ teknik sorunlarõn giderilmesiyle otomobillerde hidrojenle oksijeni birleştirip su üreten “yakõt hücreleri” kullanõlabilir. Bunlarõn hem verimi yüksektir, hem çevreyi kirletmez.

 

BÖLÜM 10

 

YILDIZLARA ULAŞMAK

 

“Dolarlarõ yok etmek için insanoğlunun şimdiye kadar geliştirdiği en etkin alet” olarak adlandõrõlan hantal, pahalõ ve işgörmez uzay mekiğinin yerini alacak bir araç arayõşõnda olan NASA, onda bir maliyetli ve tekrar tekrar kullanõlabilen “Venture Star”õ yarattõ. Bunun yanõnda, New York’tan Tokyo’ya bir saatte ulaşabilmesi dolayõsõyla “Şark Ekspresi” adõ verilen, normal bir jet gibi inip kalkacak fakat havada roket gibi sesin 2-3 katõ hõzla süzülecek bir aracõ devreye sokmak üzere. Fõrlatma maliyetlerini düşürecek bu hipersonik araçlarla uzaya ticari yolcu bile göndermek mümkün olabilecek.

 

Bu yeni kuşak araçlar, malzeme teknolojisinde kaydedilen devrimlerle mümkün olmuştur. Uzay mekiğinin õsõ kalkanõnõ oluşturan seramik plakalarõn yerini dayanõklõ, esnek, hafif reçineler almõştõr. Çelikten çok daha sağlam fakat beşte bir ağõrlõğõndaki bu kompozitlerin otomobil ve trenlerde de kullanõlmasõ önerilmektedir.

 

2020’den sonra uzayda gezegenler arasõ uzun yolculuklar yapacak, aydaki robot üssüne servis yapacak, asteroid kuşağõnõn ve kuyrukluyõldõzlarõn içine girecek, hatta Mars’taki insanlõ üsse hizmet edecek farklõ tipte füzelere ihtiyaç duyulacak. Bunlarõ becerecek ucuz ve güvenilir ulaşõm araçlarõ çeşitli roketlerin bir bileşimini kullanacak. Kimyasal roketlerle yerkürenin çekiminden kurtulduktan sonra iyon motorlarõyla çok yüksek hõzlara ulaşõp en uzak gezegenlere ve ötesine gidecekler. Yeni kuşak hassas cihazlarla, başka yõldõzlarõn şimdiye kadar keşfedilemeyen yerküremiz kadar küçük gezegenleri keşfedilebilecek. Bu gezegenlerde evrenin en değerli maddesi olan sõvõ su bulunabilir. “Evrensel çözücü” olarak ta adlandõrõlan su, karbonlu molekülleri çözüp yaşamõ meydana getiren proteinleri ve nükleik asitleri oluşturabilecek tek maddedir.

 

Bilim kurgularda sõkça işlenen uzay kolonilerinin gerçekleşmesi yakõn zamanda mümkün görülmemektedir. Ancak eninde sonunda tükenecek olan yeryüzü doğal kaynaklarõnõn bir kõsmõnõ temin etmek üzere yakõn gezegenlere ve asteroidlere yolculuk yapõlabilir. Bunlardan bir sonuç alõnamazsa iş, yakõn yõldõzlarõn gezegenlerine gitmeye kalõr ki problemler de o noktada başlar.

 

Einstein’a göre hiçbir şey õşõktan hõzlõ gidemez. Oysa güneş sistemimizin en uzak gezegeni bir õşõk günü mesafede olduğu halde, en yakõn yõldõz Alpha Centauri 4 õşõk yõlõ, her gece gökyüzünde gördüğümüz birçok yõldõz da yüzlerce õşõk yõlõ uzaklõktadõr. Bu da, õşõk hõzõyla yol alõnsa bile yakõn yõldõzlara ulaşmanõn asõrlar alacağõ anlamõna gelir.

 

Ancak bu gerçekler bilim adamlarõnõ durdurmuyor. Zira güneş sisteminin en fazla 5 milyar yõl daha ömrü var. O vakte gelinceye kadar da kozmik çarpõşmalar, yeni buzul devirleri ve süpernova patlamalarõ gibi bir dizi felaket bizi bekliyor. O yüzden, Carl Sagan’õn dediği gibi, “insan yaşamõ tek bir gezegene hapsedilemeyecek kadar değerlidir.” Veya Tsiokovski’nin dediği gibi “Yerküre insanlõğõn beşiğidir fakat insan sonsuza kadar beşikte yaşayamaz”. Tõpkõ hayvan türlerinin dağõlõp farklõ bölgelere göç ederek yaşama şanslarõnõ arttõrdõklarõ gibi insanoğlu da eninde sonunda başka dünyalara ulaşmak zorundadõr. 200 milyar yõldõzõn bulunduğu kendi galaksimiz Samanyolu’nda bile 10.000 adet kadar, yaşamaya imkan verecek gezegen olduğu hesaplanmõştõr. Samanyolu’ndan başka trilyonlarca galaksi vardõr. Ancak bunlarda yaşayan olup olmadõğõnõ veya bunlara bizim gidip gidemeyeceğimizi zaman gösterecektir. Üç asõr önce Newton’un ne hissettiğini bir düşünün. Aya ulaşmak için hangi hõzla sõçramak gerektiğini hesaplayabilmişti. Yer çekiminden kurtulma hõzõ olan bu hõz 40.000 km/saattir. Oysa 1600’lerde Newton’un elinde hangi taşõtlar vardõ? Atlar ve arabalar. Bugün başka yõldõzlarõn gezegenlerine ulaşmak için bizim elimizde ne var? Roketler ve uzay mekikleri: yani atlar ve arabalar. Ses hızına çok yakın, yakıt olarak uzaydaki enerjiyi kullanan uzay taşõtlarõ yapõlabilirse, insanoğlunun büyük rüyalarõndan biri olan yõldõzlararasõ yolculuk da gerçekleşebilir.

 

BÖLÜM 11

 

GEZEGEN UYGARLIĞINA DOĞRU

 

Geçmişte, barut, makine, buhar kuvveti, elektrik ve atom bombasõ gibi bilimsel devrimler uygarlõğõ kökten değiştirdi. Bilimsel buluşlar tam hõzõyla devam ediyor: biyomoleküler devrim bize bütün canlõlarõn genetik yapõsõnõ verecek ve belki de yaşamõn koreografõ olmamõzõ sağlayacak. Bilgisayar devrimi neredeyse bedava ve sõnõrsõz hesaplama gücü verecek ve sonunda belki yapay zekaya ulaşmamõzõ sağlayacak. Quantum devrimi de yeni malzemeler, ham maddeler, yeni enerji kaynaklarõ ve belki de yeni madde biçimleri yaratma beceresi verecek.

 

Bu hõzlõ gelişmeye bakarak, önümüzdeki birkaç yüzyõl sonra uygarlõğõmõz nasõl bir şey olacak?

 

Tabii ki kimsenin elinde uygarlõğõmõzõn geleceğini görecek bir kristal küre yok. Ancak astrofizikçiler fizik kanunlarõna dayanarak bizimkinden asõrlar, hatta milenyumlar ötesinde hangi tip uygarlõklar olabileceğini inceliyorlar.

 

Rus Astronom Nikolai Kardeshev uzayda, enerji kaynaklarõnõ esas alan üç tür uygarlõk olduğunu ileri sürmüştür. Tip I, Tip II, Tip III.

 

Bizimki gibi Tip 0 uygarlõklar enerjiyi fosil yakõtlardan sağlar. Çevre kirliliğinden veya nükleer savaşlardan dolayõ yok olup gitmezse eninde sonunda yaşadõğõ gezegenin enerji kaynaklarõnõ tüketir. Bu iki tehlikeden sõyrõlmayõ becerebilmişse yaşamõn sõrrõnõ çözecek, yapay zekayõ elde edecek düzeye gelir. Bu aşamada Tip

 

uygarlõğa geçer ve diğer gezegenlere yolculuk yaparak onlardan enerji temin eder, iletişim kurar. Gezegen vatandaşlõğõ başlamõş, kültürel ve ulusal sõnõrlar yõkõlmõştõr.

 

Tip II’de gezegenlerdeki enerji kaynaklarõ tükenmiş, doğrudan güneşten enerji kullanmaya başlamõştõr. Hava koşullarõnõ manipüle etme, çevre kirliliğini yok etme başarõsõ göstermiştir.

 

Tip III’de yapay canlõ yaratõlmõş, uzayõn derinliklerine araştõrmalar için gönderilmiştir. Uygun gezegenlerde koloniler kurulmuş hatta Planck enerjisi bile denetim altõna alõnmõştõr. Gerçek bir galaktik uygarlõğa ulaşõlmõştõr.

 

Biz şu anda Tip 0 uygarlõktayõz. Irk, din, milliyetçilik ayrõmlarõyla derinden bölünmüş, durmadan didişen, kõskanç uluslar halinde yaşõyoruz. Okyanuslardaki madenleri çõkarmak, havayõ, iklimi manipüle etmek bir yana, beslenme ve enerji gereksinimlerimizi bile karşõlamaktan aciziz.

 

Günümüz dünyasõ birbirine taban tabana zõt iki eğilim yaşõyor: Hem etnik, dinsel veya ulusal köken dolayõsõyla git gide parçalanõyor, hem de ekonomik, ticari, sõnai kültürel gibi pek çok açõdan sõnõrlarõn hükmü kalmõyor.

 

Hangi eğilimin galip geleceğini görmek için 100 yõl sonrasõna bakalõm. Ekonomik büyüme ve sõnaileşme devam ettikçe artan gelir eşit paylaşõlmasa bile dünyada bugünkü anlamda yoksul kalmayacaktõr. İnsanlar zenginleştikçe ve içinde yaşadõklarõ sistemden elde ettikleri çõkarlarõ arttõkça milliyetçiliğin ve bölücülüğün ateşlediği hõrslar ve nefretler yavaş yavaş yumuşayacaktõr; zira insanlar karõnlarõ tok ve hayatlarõndan memnunlarsa, provokatörlerin ayrõlõkçõlõk ve bölücülük meşalesini ateşlemesi zordur. Şakacõ birinin dediği gibi “şişman milliyetçi diye bir yaratõk yoktur.”

 

Elbette her zaman olduğu gibi kendi etkinliklerini ve kudretlerini kõskançlõkla, korumaya çalõşan, dünyada Tip I uygarlõğa ulaşmamõzõ sağlayacak global eğilimlere karşõ koyan egemen elitler olacaktõr. Ancak bilimsel devrimlerin getirdiği muazzam sosyal ve ekonomik güçler sayesinde bunlarõn etkinliği git gide azalacaktõr.

 

Öte yandan, çevre kirliliği gibi dünyamõzõ tehdit eden bir başka unsur nüfus patlamasõdõr. Her yõl mevcut nüfusa 90 milyon kişi daha katõlõyor. Bu artõş besin kaynaklarõna, eko sisteme ve biyolojik çeşitliliğe (canlõ türlerinin sayõsõ) büyük yük getiriyor. Mesele şu: nüfus böyle artarken dünya, üzerinde yaşayanlarõ besleyebilmeyi sürdürebilecek mi?

 

Birleşmiş Milletler’in araştõrmalarõna göre şu anda 6 milyar olan dünya nüfusu 22. yüzyõlda 12 milyar dolayõnda sabitleşecektir. Artõşõn durmasõnõn sebebi, sõnaileşmiş bütün ülkelerin nüfusunun artõk sabitleşmiş, hatta bazõlarõnõn eksiye geçmiş olmasõdõr. Bütün ülkeler sõnaileşme aşamasõndayken tõpta ve hijyendeki gelişmeler sayesinde ölüm oranõ düşeceğinden önce hõzlõ nüfus artõşõ yaşar. Sõnaileşmesini tamamladõğõnda artõş durur. Dünyada bu duruma gelmiş 30 ülke (toplam 820 milyon nüfus) vardõr. Biyolog Kates’in dediği gibi, “En iyi doğum kontrol aracõ, kalkõnmadõr”.

 

Kültür de insanlõk için hem bir armağan, hem bir lanet olmuştur. İnsanõn var oluşundan bu yana geçen milyonlarca yõllõk sürenin %99’u boyunca insanlar yaklaşõk 50 kişilik küçük, ilkel kabileler halinde yaşadõlar (araştõrmalar, bir kabiledeki kişi sayõsõ

 

50’yi aştõğõnda kabilenin yeni üyeleri besleyemediğini ve bölündüğünü göstermektedir). Bu kabileleri bir arada tutan şey kültürdü: ayinler, adetler, dil. Kahramanlõk öyküleri ve destanlar kuşaktan kuşağa aktarõldõ. Bu bize, bugünkü insanlõğõn binlerce dil, din ve adetlerden oluşan zengin mozaiğini yarattõ.

 

Fakat kültür aynõ zamanda bir lanetti. Bu destanlarõn çoğu “biz”e karşõ “onlar” kavramõnõ yaratarak göçebe kültürler arasõnda şiddetli rekabet ve kabile savaşlarõna yol açtõ.

 

100.000 yõl kadar önce modern homosapien’ler Afrika’da ortaya çõktõktan hemen sonra Büyük Diaspora başladõ: küçük göçebe kabileler Afrika’nõn dõşõna yayõldõ. Önce Avrupa ve Ortadoğu’ya, 50.000 yõl kadar önce de Asya ve Kõta Amerika’ya.

 

Fakat bu Büyük Diaspora’nõn yarattõğõ genetik izolasyon yüzünden insanlõk sert çevre koşullarõnõn etkisiyle bugün gördüğümüz õrklara ayrõlmaya başladõ. Böylece bu kabileler kültür yanõnda õrk olarak da ayrõlmõş oldu.

 

100.000 yõldõr ilk defa bilimsel devrimler sayesinde Büyük Diaspora’yõ sürdüren güçler erimeye başladõ. Büyük Diaspora’yõ meydana getiren tarihi merkezkaç kuvvetler buharlaşõyor. Gezegen çapõnda uygarlõğõn izlerini birkaç cephede görüyoruz: global ekonominin yükselişi, uluslarõn çöküşü, uluslararasõ orta tabakanõn oluşmasõ, ortak global dilin yayõlmasõ ve gezegen kültürünün doğmasõ.

 

Gezegen uygarlõğõnõn önündeki en büyük engel, kõskanç uluslarõn elindeki siyasi güçtür. İçinde yaşadõğõmõz ve önümüzdeki yüzyõlõn büyük bir kõsmõnda uluslarõn egemenliği devam edecektir. Fakat unuttuğumuz nokta şu ki uluslar tarih sahnesinde sanayi devrimi ve kapitalizmin doğuşunu izleyen nispeten yeni bir olgudur.

 

Sanayi devriminden önce yönetim feodal prenslikler halindeydi. Alvin Toffler’in deyişiyle, “En güçlü imparatorlar bile aslõnda yerel olarak yönetilen, küçük küçük toplumlarõn oluşturduğu bir yamalõ bohçayõ yönetiyor görünüyorlardõ”. Almanya, İtalya bile ancak 19. yüzyõlda ulus-devlet haline geldiler.

 

Aynõ şekilde, Üçüncü Dünya uluslarõnõn ortaya çõkmasõ da çok yenidir. Bugün Orta Doğu ve Afrika’da bu kadar gerginlik ve kargaşa çõkmasõnõn önde gelen nedeni, Büyük Güçler, özellikle İngiltere ve Fransa tarafõndan şekillendirilmiş olmalarõdõr. Büyük güçler dünyanõn çeşitli bölgelerini “böl ve yönet” stratejisine göre kesip biçerler, böylece Londra veya Paris’te oturduklarõ yerden buralara hükmederlerdi. Ne yazõk ki,

 

zaman etnik gruplar arasõndaki sürtüşmeyi arttõrmak için özellikle çizilmiş olan bu sõnõrlar şimdi muazzam siyasi istikrarsõzlõk kaynağõ teşkil ediyorlar.

 

Fakat bütün ekonomik ve siyasi gözlemciler ulus devletin sonunun yaklaşmakta olduğunu belirtiyorlar. “Ulus-devletler siyasi organizmalar olup, ekonomik kan damarlarõnda sürekli kolesterol birikiyor. Zamanla damar sertliği başlayacak ve organizma canlõlõğõnõ yitirecek” diyorlar.

 

Bizi istikrara ve gezegen uygarlõğõna doğru itekleyen bir başka güç de uluslararasõ orta tabakanõn doğuşudur.

 

Tarih boyunca küçücük elit zümreler büyük halk kitlelerine hükmetmişlerdir, hem de çoğunluk zulümle. Eğitim, bilgi, varlõk ve askeri güç elitlerin elindeydi. Bunlar ellerindeki bu kudreti korumak için gezegen uygarlõğõna karşõ ne mümkünse yapacaklar, fakat gittikçe güçlenen uluslararasõ orta sõnõf karşõsõnda fazla direnemeyeceklerdir.

 

Üçüncü Dünya ülkeleri Avrupa’dan 300 yõl sonra var güçleriyle sõnaileşme çabasõna girdiler. Nasõl Avrupa’nõn sõnaileşmesi monarşileri ve imparatorluklarõ yõktõysa Üçüncü Dünya ülkelerinin sõnaileşmesi de sosyal değişimin motoru olacak bir yeni orta tabaka yaratmaktadõr.

 

Bütün diğer tabakalar gibi bencil olan orta tabakanõn istikrarõ korumada, uluslararasõ ticaretin ve bilgi akõşõnõn serbest olmasõnda çõkarõ vardõr. Fakslarla, internetle, çanak antenlerle ve cep telefonlarõyla silahlanmõş orta tabaka büyük siyasi güç kazanmaktadõr.

 

Bugün Dünya üzerinde, Büyük Diaspora’nõn yarattõğõ bölünmeyi yansõtan yaklaşõk 6000 dil konuşuluyor. Ancak önümüzdeki yüzyõlda %90’õnõn yok olarak 250-600’ünün yaşayacağõ tahmin ediliyor. İngilizce şimdiden bilim ve ticaretin başlõca dili olmuştur. En az 30 milyon bilgisayar kullanõcõsõ da internet üzerinden ingilizce iletişim kuruyor. Bill Gates “Bilgi otoyolu sõnõrlarõ yõkacak ve dünya kültürü yaratacak ya da en azõndan kültürel etkinliklerin ve değerlerin paylaşõlmasõnõ sağlayacaktõr” diyor. CNN gibi haber kanallarõ çanak antenler vasõtasõyla dünyanõn en ücra köşelerine, hatta İran gibi katõ teokrasilere bile ulaşabiliyor.

 

Gezegen kültürünün yayõlmasõndan herkes hoşlanmayabilir ama gerçek budur ve Tip I uygarlõğõna doğru ilerlememizi sağlayacaktõr.

 

 

BÖLÜM 12

 

UZAYIN VE ZAMANIN EFENDİLERİ

 

Bilimin geleceği hakkõndaki tahminlerimiz, evreni anlamamõza yardõm edecek “uzay-zaman” ilişkisini bilmeden doğru olamaz. Bu ikili hakkõnda öğreneceklerimiz, kafamõzõ çok kurcalayan sorulara da cevap verebilir: uzay delinebilir mi? Zaman geriye döndürülebilir mi? Evren nasõl doğdu, nasõl ölecek? İnsanlõğõn nihai sonu ne olacak? Bunu çözmek için durmadan araştõrmalar yapõlmakta, teoriler ve modeller üretilmektedir.

 

Modern bilimin en büyük başarõlarõndan biri, doğanõn dört temel kuvvetini keşfetmektir: 1) Güneş sistemini ve galaksiyi bir arada tutan yerçekimi kuvveti; 2) õşõk, radar, radyo, TV, mikrodalga v.s.yi içeren elektromanyetik kuvvet; 3) elementlerin radyoaktif parçalanmalarõna yol açan zayõf nükleer kuvvet ve 4) güneşin, yõldõzlarõn evrende õşõmalarõnõ sağlayan güçlü nükleer kuvvet.

 

Bu dört kuvvetten her birini tanõmlayan denklemler alt alta tek bir sayfaya sõğar.

 

Hayrettir ki, temel düzeyde tüm fizik bilgisi bu tek sayfadan türetilebilir.

 

Fakat 2000 yõllõk bilimi taçlandõracak başarõ, bu dört kuvveti tek bir satõrda özetleyecek bir “herşey teorisi” denklemi olacaktõr. Einstein yaşamõnõn son 30 yõlõnõ bu teoriyi aramakla geçirmiş fakat sonuç alamamõştõr.

 

Herşey Teorisi fizikteki bütün kopuk uçlarõ bağlayacak; evren değiştirmek veya zamanda yolculuk mümkün mü, kara deliklerde ne oluyor, Big Bang nerden çõktõ gibi fiziğin en zor sorularõnõn çözümlenmesine yardõmcõ olacaktõr. Steven Hawking’in deyisiyle bu teori bize “Tanrõ’nõn zihnini okuma” imkanõ verecektir.

 

Gelecek üzerinde yorum yapmak, nihai gelecek, yani evrenin sonu üzerinde düşünmeden tam olamaz. Fizik yasalarõna dayanarak 100 milyar kadar yõl sonra olabilecekleri iki olasõlõğa indirgeyebiliriz: evrenin ölümü ateşten mi olacak, buzdan mõ?

 

Adõna evren dediğimiz sabunköpüğü, 15 milyar yõldõr genleşmekte. Bilim adamlarõ bu genleşmenin ne kadar süreceğinden emin değil. Evrenin yoğunluğu belli bir kritik noktanõn üzerine çõkarsa, kozmik genleşmeyi tersine döndürecek bir çekim yaratabilir. Bu büzüşme evrendeki õsõnõn yükselmesine yol açar. Milyarlarca yõl sonra okyanuslar kaynar, gezegenler erir, yõldõzlar ve galaksiler dev bir atom halinde sõkõşõrlar. Bu senaryoda evren ateşten ölür.

 

Öte yandan, yeterli madde olmazsa evren durmadan genleşir ve Termodinamik yasalarõna göre git gide soğur. Bu senaryoda sõcaklõk mutlak sõfõra yaklaşõnca evren sonunda ölü yõldõzlar ve kara deliklerden ibaret kalõr. Trilyonlarca yõl sonra kara delikler bile buharlaşõp evren elektronlar ve nötrinolardan oluşan bir gaz haline gelir ve buzdan ölür.

 

Her iki şekilde de evren ve onunla birlikte tüm canlõlar ölecektir. Böyle bir son varoluş saçmalõğõ (existential absurdity) gibi görünüyor: insanlar bataklõktan çõkõp yõldõzlara ulaşmak için milyonlarca yõl uğraşsõnlar, sonra da evrenle birlikte bir çõrpõda ölsünler.

 

Fakat bu iç karartõcõ resmin de bir gediği var: uzaydaki uygarlõğõn Tip IV’e ulaşarak başka bir evrene geçebilecek beceriyi yakalamasõ. Böyle olursa, Herşey Teorisi evrendeki yaşamõn kurtuluşu olur.

SONUÇ

Isaac Newton sahilde yürüyüp deniz kabuğu toplarken, önünde uzanan keşfedilmemiş gerçekler okyanusunun böylesine harikalar içerdiğinin farkõnda değildi. Yaşamõn, atomun ve beynin sõrlarõnõn bir gün bilim tarafõndan çözülebileceğini düşünemiyordu bile.

 

okyanusun sõrlarõnõn çoğu bugün sõr olmaktan çõktõ. Bilimsel imkanlarõn ve uygulamalarõn okyanusu açõldõ önümüzde. Belki de yaşadõğõmõz süre içinde çeşitli bilimsel harikalara tanõk olacağõz. Zira artõk doğanõn dansõnõn pasif seyircileri değiliz; aktif koreograflar olma sürecindeyiz. Quantum, DNA ve bilgisayarõn temel yasalarõ keşfedildi, şimdi çok daha uzaklara, yõldõzlara götürecek yolculuğun eşiğindeyiz. Zaman-Uzay ilişkisini de bir kez keşfettik mi, zamanõn ve uzayõn efendileri olmamamõz için bir sebep kalmaz. Önümüzdeki tek engel doğal afet, savaş veya çevre kirliliği yüzünden yok olup gitmektir. Bunu aşabilirsek bizi gerçek gezegen toplumu haline getirecek Tip I uygarlõğõna ulaşabiliriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir