YÜKSELEN KREMLİN — Vladimir Putin’in Rusya’sı ve Devrimin Sonu – 2 –

HRANT’IN KATİL(LER)İ…
7 Ekim 2017
YÜKSELEN KREMLİN — Vladimir Putin’in Rusya’sı ve Devrimin Sonu -1-
7 Ekim 2017

YÜKSELEN KREMLİN — Vladimir Putin’in Rusya’sı ve Devrimin Sonu – 2 –

Bölüm 11: Uzlaşamayan Müttefikler
2003 yılında Rusya, ABD’nin Irak’a
girmesine kar
şı çıktı. Afganistan gibi ortak bir düşmana saldırmasına destek olabilirdi ama
sıradaki, yıllardır en yakın ticari ili
şkide olduğu
Irak olunca i
şler değişmişti. Amerika Irak’a savaş açmaya kararlı görünüyordu ve
bu hem bölgeyi istikrarsızlı
ğa
sürükleyecek hem de Washington’un dünya üzerindeki egemenli
ğini arttıracaktı. Bu da Rusya’nın petrol
endüstrisindeki ekonomik çıkarlarını tehlikeye atacaktı. Irak’ın
stratejik açıdan Moskova için önemi Putin’i Bush’la geli
şen yeni dostluğu yerine yıllardır süren Rusya–Irak ticari ilişkisini tercih etmesine neden olacaktı.
Sovyet döneminde kurulan ili
şkilerle
geli
şen silah ticareti bir yana, hem Rusya hem
de Irak, 90’lardan sonra yeniden yapılanma sürecinde ekonomik olarak daha da
yakınla
şştı.
Birleşmiş Milletler
kontrolündeki gıdaya   kar
şı   petrol   programında   Rusya   dünyada   Irak’ın   en   büyük   ticari  partnerine dönüşştü. 1996’dan beri, Moskova Bağdat’ın izin verilen petrol ihracatının
%40’ını alarak Saddam Hüseyin yönetimine daha çok gıda, ilaç ve
petrol endüstrisi malzemeleri satıyordu. Çünkü neredeyse tüm Rus 
şirketleri bir şekilde Irak petrol piyasasından payına düşeni alıyordu. Her iki tarafta da devlet
adamlarının sahip oldu
ğşirketler veya devlet kontrolünde
olan 
şirketler başta olmak üzere birçok firma dünyanın en zengin
ikinci petrol rezervlerine sahip Irak’ta projeler üstleniyordu. Sonuçta el de
ğiştiren
paranın ço
ğunluğu Saddam Hüseyin’in cebine giriyordu.
Sadece ba
şta olduğu son dönemde yasal olmayan gelirinin 11 milyar dolar
oldu
ğu öğrenildi. Ayrıca 2000’de yapılan araştırmalar Irak bakanlarının yabancı şirketleri sözleşme değerinin
%10’unu gizli hesaplara yatırmaya zorladı
ğını gösteriyordu. Bu arada Rusya’da Saddam’ın kişisel elçisi kabul edilen meclis başkanı Zhirinovsky neredeyse tüm bağlantıları sağlıyordu. Denetimcilere göre Putin’in partisi dahil
olmak üzere birçok ki
şi
ve kurulu
şa Saddam tarafından Irak ham
petrolü satı
şına
izin veren gizli belgeler gönderilmi
şti.
Amerika’nın Irak’la husumeti ba
şlatmasından çok
az önce Ruslar Kerkük’te 45 petrol kuyusu açmak üzereydiler. Putin bu
denli bereketli bir müttefiki, Bush’la henüz yeni ba
şlamış arkadaşğı uğruna
feda etmek istemiyordu.
Moskova Anlaşması üzerine uzlaştıktan sonra, Rusya Orta Asya’yı Amerika’ya
teslim etmi
ş ancak karşılığında
bekledi
ği ekonomik yardımı almamıştı. Katıldığımız toplantılardan birinde Kremlin personel
müdürü Voloshin, “Bu ne biçim ittifak? Bu ne biçim
müttefiklik” diye isyan ediyordu. Küba, Vietnam gibi Sovyet dönemi
askeri üslerini kapatmı
ş en önemlisi
de ABD’ye Afganistan için istihbarat deste
ği vermişti.
Ama Bush Putin’e ekonomisini düzeltebilmesi için gerekli finansal
yardımı yapmamı
ştı.
Rusya’nın DTÖ üyeli
ği,
yabancı yatırımların ülkeye getirilmesi hayalleri, Bush’un Irak
aleyhine uluslararası  koalisyon olu
şturma arifesine denk düşen 2002 sonbaharında suya düşştü.
Rus halkına sorarsanız Amerika’nın tek yaptı
ğı Rusya’ya lezzetsiz tavuk
butları göndermekti. Hatta Putin, Bush’a Amerika’da özellikle
Rusya’ya ihraç etmek üzere kurulmu
ş farklı tavuk çiftlikleri olduğunu duyduğunu söylüyordu. Bush, o sırada bunu Putin’le ilişkilerini bozmak için istihbarat ajanlarının
yanlı
ş bilgilendirmesi olarak algılamıştı. Putin ise Soğuk Savaş dönemindekine
benzer 
şekilde düşünmeye devam etti ve Irak’a ulaşmanın yollarını aramaya başladı. 2002’de Amerika’nın şeytan ekseni olarak gördüğü Irak, İran ve Kuzey Kore’yle nükleer işbirliğini ilerletme yönünde yapılan çalışmalar ABD yönetimini tedirgin etti. Bush
Putin’in dinine ba
ğlı bir
Hıristiyan, kendisiyle birlikte terörizmle sava
şan bir dost olduğunu düşüne
dursun Putin’in öncelikleri farklıydı. Dolayısıyla en hassas dönemde Irak’la
büyük kapsamlı bir projede anla
şmaktan
geri durmadı.
Irak Savaşı başlamadan önce
Rus toplumunda ve medyada genel olarak anti- Amerikan bir hava esiyordu. Putin
dünya sorunlarının direk olarak Rusya’yı ilgilendirmedikçe ekonomik kalkınma
çabasının önüne geçmemesi gerekti
ğini
şünüyordu. Çeçen Savaşı Putin’e en azından Rus ordusunun
sınırlarını ö
ğretmişti ve bölgenin kontrolünü sağlamak için farklı taktikler
uyguluyordu. Gürcistan ve Beyaz Rusya yönetimlerinden ho
şnut olmadığı zamanlarda doğalgazı kesmek gibi çarelere başvuruyordu. Jeopolitik anlamda Rusya’nın
bölgedeki duru
şunu koruyabilmek için ekonomik sorunlara
odaklanması gerekti
ğinin
farkındaydı. Putin Irak’a Saddam’ı ziyaret etmesi için eski KGB
ajanı olan 
ş işleri bakanlığı yapmış başbakan Primakov’u özel elçi olarak gönderdi.
Primakov Saddam’ı hükümetten çekilmesi ve rejimi demokratikle
ştirmesi için ikna etmeye çalıştı, fakat bu  çaba
sonuçsuz  kaldı. Bu arada Ruslar, Amerika’nın ne olursa olsun,
Irak’ta kitle imha silahı bulunmadı
ğına
dair rapor çıksa bile Irak’a saldıraca
ğının farkına varmıştı. Bunu anlayınca durumdan en az zararla kurtulma
yolunu seçtiler. Putin Irak sava
şına
kar
şı çıksa da Saddam Hüseyin’i kurtarmak
u
ğruna ABD saldırıya geçtikten sonra önüne
çıkmaya filan hiç niyetli de
ğildi.
Yine de sava
şı engellemek için elinden geleni
yapmı
ş olmak istiyordu. Rus heyeti
Amerika’ya  Irak’a girmelerinin hata olaca
ğını söyledi. Öte yandan savaşa karşı duran Fransa’da Chirac ve Almanya’da Schröder’e yakınlaştı. Avrupa’daki müttefiklerinden gelen Amerika’nın
aleyhine olan bu birlik Bush’u hazırlıksız yakaladı ve Amerika dı
ş dünyayla ilişkilerinin yeniden  dramatik şekilde değişeceğini gösteriyordu. Avrupa muhalefeti
gittikçe artıyordu. Putin’e göre ise hava ho
ştu. Çünkü hem Amerika’yı uyarmış hem de Fransa ve Almanya sesini
fazlaca yükseltti
ğinden
sanki bu Avrupalı muhalefetin içine sürüklenmi
ş izlenimi veriyordu. Bu duruma çok kızan
Amerikalılar aynı zamanlarda Rusya’nın uydular arasındaki bilgi a
ğını çökerten GPS sinyal
bozucuları Irak’a sattı
ğını öğrenince Rice hemen devreye girdi ve
Ivanov’la pek ho
ş geçmeyen
bir konu
şma yaptı. Ruslar ya teknolojilerinin sınır
şına çıkmasına göz yumuyordu ya da
yalan söylüyorlardı. Ayrıca Amerikalılar fark etmemi
ş olsa bile Moskova aracılığıyla Bağda’ta yapılan silah satışı muhtemelen Kuveyt’te konuşlanan ve Irak’a saldırıya geçmeyi bekleyen
Amerikan birliklerine kar
şı kullanılacaktı.
Putin adımlarını dikkatlice atıyordu.
Saddam Hüseyin’e tekrar elçi göndererek Rusya’nın ABD’yi bu sava
ştan vazgeçirmek için elinden geleni yaptığını ve Kremlin’in
saldırıyı hiçbir 
şekilde
onaylamayaca
ğını iletmesini istedi. Saddam
bunun üzerine “istedikleri 
şahsım değil
petrolle dolu olan ülkemin toprakları. Irak halkı kanının son damlasına
kadar çoluk çocuk her 
şeyiyle
sava
şacak ve ben de buradan ayrılmayacağım, bu ülke biterse ben de
biterim” diyerek kar
şılık
verdi. Az zaman sonra 24 Martta Ba
ğdat’ın
ABD tarafından bombalandı
ğı ilk
gün Putin hemen Bush’u aradı. “Bu sizin için çok zor olacak. Senin için
üzülüyorum. Çünkü insanlar büyük acılar çekecek” dedi. Bush ise “Hayır, çok iyi
bir planımız var. Yine de dü
şündüğün için teşekkür ederim” diye yanıt verdi. Böylece Putin
Amerikan ba
şkanına politikada ayrı fikirlere sahip
olsalar bile kötü gününde yanında olaca
ğı sinyalini vermişti. Savaşın
patlamasıyla Irak’tan Suriye’ye geçmeye çalı
şan Rus gazeteci ve diplomatları  taşıyan konvoya Amerikan askerleri ateş açtı ve Rusya’nın Bağdat büyükelçisi yaralandı. Amerikalılar
olayın yanlı
ş istihbarat olduğunu ve Rus konvoyu olduğunu bilmediklerini söyleseler de Rusların
Saddam’ı ülkeden kaçırmaya çalı
ştıklarından da şüphelenmiş olabilirlerdi.
Putin bunun üzerine bile yorum yapmadı ve yıpranan güven ili
şkisini tamir etmek üzere yapılması
gerekenleri konu
şmak
adına Condolezza Rice’la bulu
ştu.
Rice Putin’e Amerika’nın Avrupalı
muhaliflerine sava
ş sonrasında
uygulayaca
ğı stratejiyi açıkladı. Amerika
Fransa’yı muhalefetinden dolayı cezalandıracak,
Almanya’yı görmezden gelecek Rusya’yı ise affedecekti. Bu Putin’e gayet
uygundu. Hemen ili
şkileri
tazelemek için bir imkan yarattı. Büyük imparator Deli Petro’nun Rusya’nın
Batıya açılan penceresi olarak kurdu
ğşehir St.Petersburg’un 300. Yılı şerefine bir davet düzenlemeye karar
verdi. 
İlk taşı 1720’de Petro tarafından konulan ancak
hiç bir zaman bitirilemeyen Konstantinovsky sarayını yeniden yükselen
Rusya’ya bir katkı olarak yaptıracaktı. Federal bütçeden 1.3 milyar
dolar 
şehrin dış görünüşü için,
300 milyon dolar da düzinelerce dünya liderini a
ğırlayacak saray için harcandı. St.Petersburg’da yaşayan 5 milyon kişi bu inşaat
yardımından pek az yararlanabildi, onların yerine ihalelere yolsuzluk karı
ştıran birilerinin cepleri doldu.
Yabancı ülkelerin temsilcileri havaalanına inmeye ba
şlamadan şehirdeki tüm evsizler toplandı, yol boyunca devam
eden çirkin yapıla
şma
ve sıradan Rusların ya
şadığı içi geçmiş köyleri görmemeleri için otoyol etrafına bir
set çekildi. Her 
şeye
ra
ğmen Bush’un şehre varmasından birkaç gün önce meclise
Moskova Anla
şmasının imza sürecini onaylatan Putin’in
keyfi yerindeydi. Rice’ın formülüne uygun olarak Bush, Putin’i
affetmek üzere kutlamada yerini almı
ştı. Amerika ve Rusya’nın pozisyonlarının İran’ın nükleer silahlanması gibi
konularda birbirine göründü
ğünden
daha yakın oldu
ğunu
söyleyen Putin’in sırtını sıvazlayan Bush, onu Teksas’taki çiftli
ğe davet etti. Bozuşma sonlanmış görünüyordu
birkaç ay sonra 2003 Eylül ayında, Bush adeta Çeçenistan’da
sivillerin öldürülmesini, Rusya’da siyasi muhalefetin yok edilmesini, ba
ğımsız medyanın köreltilmesini görmezden
gelerek Rus devlet ba
şkanı ile ilgili şunları söylüyordu: “Başkan Putin’in Rusya için benimsediği vizyona
saygı duyuyorum. Sınırlarıyla ve kom
şularıyla
barı
ş içinde yaşayan, demokrasi, özgürlük ve hukukun üstünlüğünün serpilip geliştiği
bir ülke.”
——————– 
Bölüm 12: Hukuk Diktatörlüğü
Putin başa geldiğinden
beri adalet, sanıkların %99.6’sını suçlu bulan yargıçların elindeydi.
Komünist rejimin devrilmesinden sonra yapılan hukuk reformlarının önüne
birçok engel çıkmı
ştı ve
kalıpla
şş sistemin yeniden yapılandırılması oldukça
uzun zaman alıyordu. Batı modeli adalet sisteminin can damarı olan jüri hakkı
1993 yılında yasaya eklenmi
ş,
ancak uygulanması yılan hikayesine dönmü
ş ve on yılı aşkın süredir hala oturmamıştı. Adalet sistemini yeniden düzenlemek adına jüri
fikrini ortaya atan ilk Gorbaçov olmu
ştu
ancak resmi bir adım atılamamı
ştı.
Sergey Pashin 1991’de başarılı bir genç savcıydı. Aile
büyüklerinden birini adalet sisteminin çarpıklı
ğına kurban vermiş Pashin, masum birinin yok yere hüküm giymesinin
yarattı
ğı acıyı gayet iyi biliyordu.
Hatta bu yüzden savcı olmayı seçmi
şti.
On yılı a
şkın süredir Yetlsin’e sunduğu reform dosyası da dahil
olmak üzere hukuk sistemini de
ğiştirmek üzere uğraşıyordu. Pashin genç reformculara katılarak
Rusya’da devletin birey üstündeki tarihsel baskısını sürekli kılan
sistemi de
ğiştirmek üzere
bir dizi reform hazırladı ve  bunu parlamentoya sunarak kabul
ettirdi, ardından Yeltsin’e onaylattı. O zamanki emniyet müdürünün de
yardımıyla reformların hayata geçmesine çalı
şıldı. Tarihte davaların jüri ile görülmesini, 1864
yılında serfleri özgür bırakan ve daha serbest bir toplumun
temellerini atan Çar II. Aleksandr ba
şlattı.
Sonraları yönetim aleyhine isyan ve suikast gibi davalara askeri
mahkemenin bakmasına, di
ğerlerineyse
sivil mahkemelerin bakmasına karar verildi ve Lenin zamanına kadar böyle devam
etti. Bol
şevik Devriminden beri jüri ile dava
görülmeyen ülkede Pashin’in çabaları bürokratik sistemin
duvarına çarptı. Alınan reform kararlarının ço
ğu savcılığın itirazları gibi nedenlerle rafa kalkmış ve hakimlerin kararlarını eleştirdiği için patronların canını sıkan Pashin işten kovulmuştu. Ayrıca polis kuvvetlerinde de rüşvet almış başını yürümüştü. Rusya’da biri polisin eline düştü mü adaletin olayla pek
alakası kalmıyordu. Sözde kanıtlarla insanlar hakkında soru
şturma başlatılabiliyor, ifade almak için çeşitli işkencelere başvurulabiliyordu.
Polis gücü içindeki rü
şvet
ve adalet sistemindeki yozla
şma
suçluyu serbest bırakıp masumu içeri tıkmaya yetiyordu. Asliye hukuk
mahkemelerinde sıradan halk dertlerine çare bulamazken kodamanlar
istedikleri hakimi satın alıp lehlerine kararlar çıkartıyordu.
Rusya’nın 1995 senesinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamasıyla süreç yavaş da olsa mecburen değişime
u
ğradı. İnsan Hakları Mahkemelerine Rusya’dan yapılan başvuruların sayısı tüm ülkeleri geride
bıraktı. Halkın ne kendi polisine, ne de adalet  sistemine güveni
kalmı
ştı. Reformcuların farkında olduğu üzere Rusya’da gerçek demokrasinin
kurulabilmesi için hukuk üstünlü
ğünün
getirilmesi gerekiyordu. Bunun için de aslında sistemdeki eski Sovyet
zihniyetinin yani devletin her zaman haklı oldu
ğu fikrinin ortadan kalkması gerekiyordu. Bir
hukuk adamı olan Putin, göreve geldi
ğinde bağımsız
adli yargı yaratmak adına ant içmi
şti. Hukuk reformu modernleşme iddiasını ve
Batı tarzı  yönetimin çizgisini ispatlayacaktı. Ancak kendisini
yakından takip eden gazeteciler olarak en ba
şından beri Putin’in adalet anlayışının farklı olduğunu kavramıştık. Seçimlerden önce bir demeçte şöyle diyordu: “Demokrasi resmi
görevleri hukuk sistemini geli
ştirmek
olanların diktatörlü
ğü değil bizzat kanunun diktatörlüğüdür”.
Aynı zamanda araştırmalar da Rus halkının adalete güvensizliğini ortaya koyuyordu. Mesela trafik
polisleri günde be
ş kez çevirme
yapıp, emirler mucibince kesmeleri gerekti
ği kadar ceza kesiyor, mesainin kalanını çevirme başına ortalama 2,5 dolar rüşvet alarak tamamlıyorlardı.
Putin başa geldiğinde
yargıçlar hakkındaki 
şikayetler
kat kat artmı
ştı. Bunun üzerine yeni başkan, çok tuttuğu gözü pek genç avukat Dmitri
Kozak’ı vekillerinden biri olarak göreve getirdi. Kendisini liberal bir
vatansever olarak tanımlayan Kozak, yargı düzeninin otoritelerin aklına eseni
yapması olmadı
ğını kavramış biri gibi görünüyordu. Ancak
Kremlin’in çıkarına uygun olarak mahkemelerin i
şleyişini
manipule edece
ğini hemen kanıtladı. 2000 yılında yeni bir
ceza yasa tasarısı hazırlanması için bir komisyon kuran Kozak,
savcılı
ğın şüphelileri tutuklama ve izinsiz arama
yapmasını engelleyecek tasarıyı meclise sundu. Bundan rahatsız olan
Kremlin’deki siloviki Putin’i öyle çabuk vazgeçirdi ki tasarı
hemen geri çekildi. 
İstenen
de
ğişiklikler
arasında 1998’de perestroyka döneminde yasaklanmı
ş olan istihbarat servisinin meçhul tüyoların peşine düşmesine izin veren yeni bir düzenleme de vardı. Benzer düzenleme Sovyetler
zamanında Rusların birbirini ispiyonlamasını özendiriyordu ve bu nedenle
binlerce insan suçsuz yere hüküm giymi
şti.
Kozak yasa tasarısında istenilen de
ğişiklikleri hemen yaptı. Buna göre, savcılık
mahkeme izni olmaksızın arama yapamayacak ve sanıkları 48 saati a
şkın nezarette alıkoyamayacaktı. Sonunda,
jürili dava 
şekli
tüm yurda yayılacak ve Moskova dahil her yer de sanıkların isterlerse jüri ile
mahkemeye çıkma hakları olacaktı. Yargıçlar bir delil veya tanık
reddettiklerinde yazılı açıklama yapmak zorunda olacaktı. Yargıçlar adli
takibat dokunulmazlıklarını kaybedecek ama ayda 207 dolar olan maa
şları 1034 dolara çıkartılacaktı.
Temelinde amaçlanan yargıçların en azından prensipte, savcılık ve savunma
arasında bir tarafsız denetmen görevini üstlenmelerini sa
ğlamaktı. Daha demokratik bir hukuk
devletine geçi
ş hiç kolay değildi. Bu kemikleşmiş yapı,
sanıkların aksi ispat edilene kadar suçsuz kabul edilmesine veya savcılı
ğın delil sunma zorunluluğuna pek alışkın değildi.
Ba
ğımsız bir yargı için mahkemelerde
öncelikle, devletin avukatı gibi de
ğil
ba
ğımsız bir hakem gibi hareket edip karar
alacak hakimlere ihtiyaç vardı. Ama reformların ço
ğu kağıtta kalıyordu çünkü yozlaşmayla mücadele verilmesi gerekiyordu.
Putin’in istediği hukuk sistemi hukuk üstünlüğüne değil devletin üstünlüğüne dayanıyordu. 2002 yılında Rus yüksek mahkemesi
adli ceza mahkemelerinin jüri ile görülen davalarda alınan kararların %32’sini
temyiz etti. Halktaki genel dü
şünce
devlet birini mahkum etmeye kararlıysa bunu mutlaka gerçekle
ştireceği yönündeydi. Hukuk sistemi de hala Sovyet zihniyetini
ta
şıyordu. Örneğin, Putin zamanında artış gösteren casusluk davalarından birinde bir uzay
mühendisi Çin’e kar
şı casusluk
etmekten yargılanıp jüri tarafında suçsuz bulundu ancak karar yüksek mahkeme
tarafından reddedildi ve davanın yeniden görülmesine karar verildi. Tiyatro
baskınında yakınlarını kaybedenler Rus mahkemelerinde açtıkları davaları delil
yetersizli
ği nedeniyle kaybettiler ve mahkemelerin bağımsız değil devlet kontrolünde olduğuna inananlar yılmayarak İnsan Hakları Mahkemesine başvurdular. Moskova’da jüri kararıyla bir
sanık cinayetten hüküm giymekten kurtuldu. Zorla imzalatılan itiraf
savunmasını ve yetersiz delilleri göz önüne alan jüri talihsiz gencin
sistemin kurbanı oldu
ğuna
inanmı
ş ve suçsuz olduğuna karar vermişti. Jüri ile görülen davalar artmaya başladı çünkü halk için
bir ümit do
ğmuştu. En azından artık insanlar biraz olsun
kendilerini adalet sisteminin parçası olarak hissedebiliyordu.
 
——————
Bölüm 13: S.S.C.B.’ye Dönüş 
Putin’in başkanlığa
geli
şiyle devlet kademelerinde görevli
bürokratlar da sa
ğlam
adımlarla de
ğişti.
Putin, Yeltsin döneminden kalma liberal bürokratları devlet düzenine sadık
KGB’den meslekta
şlarıyla
yava
ş yavaş değiştirdi. Siloviki denilen ve devlete
yakınlıkları ile bilinen gizli servis ajanlarına önemli görevler verdi. Onları
üst düzey kamu yönetimi kadrolarına atadı. 
İktidarın aşiret
yapısı sayesinde her atanan, kendi kadrosuna kendi adamlarını yerle
ştirmiş oldu. Mesela Putin’in dostu KGB ajanı Sergei
Ivanov önce Güvenlik Konseyi’nin ba
şına
sonra Dı
şişleri
Bakanlı
ğı’na atandı ve her iki pozisyonda da
alt kademelerine yine KGB geçmi
şi
olan uygun gördü
ğü kişileri atayarak kadrosunu oluşturdu. Putin’in danışmanlarının çoğu yine KGB’den seçilmeydi.
Putin federal sistemin Yeltsin zamanında
yerel yönetimlere çok tolerans gösterdi
ğini düşünerek
toplumda yeniden düzeni sa
ğlamak üzere
yasa de
ğişikliği yapmış ve kamu yönetimi sistemini değiştirerek
89 bölgenin yedi süper bölge altında toplandı
ğı ve süper valiler tarafından yönetildiği bir yapı kurmuştu. Putin tarafından atanan yeni
bürokratların ço
ğu
ordu veya KGB kıdemlilerindendi. Putin Yeltsin döneminde yozla
şan, rüşvet yiyen bürokratların yerine devlete ve kendisine
sadık bir ekip olu
şturmayı amaçlamıştı. Ülke tehlikedeyken başkalarına güvenilemezdi. Putin’in gelişiyle birlikte üst düzey devlet
memurlu
ğu statüsüne sahip olanların %25’ini siloviki oluşturdu. Yeltsin döneminde bu görevlerdeki
ordu veya KGB mensuplarının oranı %11; Gorbaçov döneminde ise sadece %3
idi. Toplamda Putin emrindeki devlet çalı
şanlarının sayısı 1500’dü ve bunun %70’i KGB
veya ordu ba
ğlantılı kişilerdi ya da Putin’in hemşerileriydi.
St.Petersburg süper valisi Çerkesov
“devletin yüce kontrolü”ne gönülden ba
ğlı olanlardandı ve
bunun sa
ğlanması için Sovyet dönemi KGB
taktiklerini kullanmaktan kaçınmıyordu. Gorbaçov tarafından politik zulmün
yasaklandı
ğı dönemde bile hala
sakıncalı sanatçıların pe
şine
şen bir gizli servis ajanıydı. Sonradan
kapatılan ve KGB’nin uzantısı olan FSB’de görevliyken de Rusya’da nükleer
kirlili
ği protesto eden çevreci Nikitin
hakkında casusluk davası ba
şlatmıştı. Putin’in peşinden Moskova’ya çıkan Çerkesov,
ajanların özel e- postalara eri
şimini
sa
ğlayan bir sistem oluşturmaya girişti. St.Petersburg’a süper vali olarak atandığında ise zaman kaybetmeden siyasi oyunda
yerini aldı. Kendisi, Putin dönemi ajan geçmi
şi olan bürokratların eksiksiz bir modeliydi. Tanışğımız diğer üst
kadrolardaki eski KGB mensupları dahil hiçbiri KGB geçmi
şlerinden pişmanlık duymuyor tam tersine, ne kadar kirli olursa
olsun yapılması gerekeni yaptıkları için gurur duyuyorlardı.
KGB, Sovyetler Birliği’nin resmi olarak sona ermesiyle
yürürlükten kaldırılmı
ştı.  Yabancı istihbarat,
elektronik gözetleme, sınır koruma gibi fonksiyonları, yerini alan Rus Güvenlik
Bakanlı
ğına bağlı farklı bürolar üstlendi. Bütçe
daraltıldı ve birçok insanın i
şine
son verildi. Yetsin’i KGB’nin kamuoyundaki olumsuz etkisini yok etmek için
kurumu kapatmaya te
şvik
eden danı
şmanlar, hesap sorulması gereken davaları
ara
ştıracak bir komisyon bile kurmadan
olayı ba
şarıyla kapattığına inanıyorlardı. Ancak KGB kadrosunun daha önce
görülmemi
ş şekilde sosyal hayata ve iş dünyasına akın ettiğini gözden kaçırmışlardı. Ayrıca güvenlikten sorumlu bakanlık da hala bir
nevi kurumun devamı gibi çalı
şıyordu.
KGB hiçbir zaman yok olmamı
ştı ve
kontrolü hiç kaybetmemi
şti.
Dört yılda altı kez adı de
ğişmiş ve sonunda Federal Güvenlik Servisi yani FSB’ye
dönü
şştü. Diğer
bakanlıklar gibi do
ğrudan
ba
şkana karşı sorumluydu. Ayrıca KGB fonksiyonlarını yeniden
üstlenmi
şti. 1996 yılında siyaset sahnesi, Rus
halkının Sovyet stili hukuk ve düzenin dönü
şünü onaylayacağı  bir kıvama gelmişti. Siyasi iklim, güçlü bir güvenlik ve
istihbarat servisini gerektiriyordu. Zayıf ve istikrarsız bir ekonomi, bula
şıcı hastalık gibi yayılan suç ve
içi
şlerinde politik mücadelelerle kuşatılmış Rusya’da halk, eski sistemin sert ama
istikrarlı düzenini özler hale gelmi
şti.
Silovikinin yükselişi Putin’in başkanlığının
merkezini olu
şturuyordu ve Rus elitini Putin’in imajı üzerinden yeniden yaratmaya çalışan planlanmış bir projeydi. Her mecrada yayılıyorlardı ve
Sovyet döneminden kalma KGB yöntemlerini de beraberlerinde ta
şıyorlardı. Silovik zihniyeti devlete
hizmet etmeyi, disiplini, görevi tam anlamıyla yerine getirmeyi zorunlu
kılıyordu. Rus milletinin bütünlü
ğünü korumaktan
sorumlu olduklarına inanıyorlardı. Aynı dili konu
şuyorlardı ve olayların arkasındaki gerçek
nedenlerin farkındaydılar. Ba
şarılarının
sırrı bir
 
Mason locası gibi yaptıkları işbirliği ile birbirlerine “kardeşlik” ‘le bağlı olmalarıydı. Rus toplumunda profesyonellik
anlayı
şı ve bayağı eksik
olan “verimlilik” kavramını yerle
ştirmek niyetindeydiler. Sovyetlerin neden çöktüğünü bildiklerini iddia
ediyorlardı ve tabi bunu düzeltebileceklerini de…
Kilit görevlere getirilen KGB üyelerinin
etkisi fazlasıyla hissedilmeye ba
şlandı.  Yönetime
ele
ştiri hiçbir şekilde kabul edilmiyordu. Putin’in NTV’ye yaptığını kadrosundaki valiler de, yerel
medya organlarına yapıyordu. Sovyetler’e tam anlamıyla dönü
şülmüş sayılmazdı tabi ama o zamanlara eğilim her anlamda hissediliyordu. Saygınlığını yitirmiş ve demoralize olmuş kurumun yeniden canlanmasıyla bir anlamda halkın
içinde yer etmi
ş olan
Sovyetler zamanındaki korku yeniden hortlamı
ş oldu. Otoriteyi tehdit ettiği  düşünülenlere karşı sebepsiz tutuklamalar, kurulan komplolar ve
açılan davaların yanında kayıp vakalarına da rastlanıyordu. Sovyet döneminde
dünyaya kapalı olan Rusya’da uyu
şturucu
sorunu kapitalizm ve sınırların açılmasıyla birlikte ayyuka çıktı. Hiçbir
deneyimi olmayan gençler do
ğrudan
eroin kullanmaya ba
şlayarak
hayatlarını rezil ettiler. 2003 yılında Rus uyu
şturucu piyasası yıllık 8 milyar dolarlık hacme
ula
ştı. Uyuşturucu tacirlerini yakalamaktan aciz olan polis
kuvvetleri ve gizli servis daha kolay bir hedef seçti. Saçma sapan
uygulamalarla kitapçıları bastı, uyu
şturucuyla
ilgili kitapları toplattı; anestetik bulundurmaktan veteriner, di
şçi ve doktorları tutukladı.
Alternatif dü
şünceler üzerine baskı uygulama
yöntemini gelenek edinmi
ş kurum
tarafından bir dizi sansür yürürlü
ğe kondu.
Bu arada Putin Kızıl Meydan’da konser
veren Paul Mc Cartney’den gençli
ğinde
dinledi
ği Beatles’ın KGB tarafından sansürlenmiş olan “Back in the
U.S.S.R./S.S.C.B.’ye Dönü
ş” şarkısını söylemesini istiyordu.
S.S.C.B. baskılı ti
şörtleriyle
kulüplerde dans eden gençlerinkinden çok farklı biçimde, Putin’in
Sovyet nostaljisinde hiçbir 
şekilde
alaycılı
ğa yer yoktu. Sovyet imparatorluğunun çöküşünü devasa boyutta ulusal bir trajedi olarak
niteleyen Putin’in, gençli
ğinde
bir üyesi olmak için can attı
ğı KGB’nin
yasakladı
ğı şarkının hayranı olmasındaki tezat Kremlin’e de
yansıyordu. Yeltsin’den devraldı
ğı bürokratlardan
personel müdürü Voloshin, Ba
şbakan
Kasyanov ve politika danı
şmanı Surkov
gibi isimler ka
ğıt üzerinde
en önemli görevlerdeydiler. Onlar, Putin’in kamuoyundaki “kendini Rusya’nın
kapitalist gelece
ğine
adamı
ş, ekonomiyi modernleştirici önder” imajını cilalamakla
me
şguldüler. Ancak Kremlin’in içindeki
kadroda KGB ajanları yerini alıyordu ve gölge gibi i
şlerini yürütüyorlardı. Bunların başında gelen Viktor Ivanov personelden
sorumluydu ve Igor Sechin ba
ş sekreterdi
ki bu Putin’in masasına gelen tüm dokümanların onun ellinden geçti
ğini gösteriyordu. Her ikisinin de devlet
kontrolündeki petrol 
şirketi
Rosneft ve do
ğal gaz şirketi Gazprom ile bağlantıları bulunuyordu. Putin ve takımının devlet
yönetiminde kadrola
şması Kremlin
içinde mevcut aileye paralel bir ba
şka güç odağı meydana getirmiş oldu. Kremlin içişlerindeki karışıklık politika danışmanlarından Pavlovsky’nin Voloshin’e silovikinin
bir darbe hazırlı
ğı içerisinde
olabilecekleri uyarısında bulundu. Ekonomik
reformları engellemeye çalı
şıyor,
oligarklara saldırıyor, yeni siyasi partileri gizlice destekliyorlar ve kendi
içlerinde ayrı bir siyasi kurum gibi davranıyorlardı. En önemlisi de Putin
ve arkada
şları sadece kendilerinin anladığı bir dili konuşuyorlardı.
————–
Bölüm 14: Alacakaranlık Kuşağı
Putin, yönetimin iş dünyası üzerinde baskınlığını sağlamak amacıyla Gusinsky ve Berezovsky gibi kendisine
zıt giden oligarklara dersini vermeyi alı
şkanlık edinmişti.
Putin oligark sınıfına gözda
ğı vererek
politikadan uzak tutmak için elinden geleni yaptı ancak genç
oligarklar ürüyordu.  Berezovsky’nin orta
ğı  Roman  Abroamoviç  ve  Yukos
Petrolün  sahibi Mikhail Khodorkovsky bunlardandı. Giri
şimci bir entelektüel olan Khodorkovsky, 15
milyar dolarlık servete sahipti. Eskiden sıkı bir komünist gençlik lideri
olmasına ra
ğmen kapitalizmin getirdiği fırsatları değerlendirmeyi becermiş ve girişimciliği
sayesinde kısa zamanda milyarder olmu
ştu.
Daha 1992 senesinde Yeltsin’in enerji bakanının gayri resmi danı
şmanı olarak konuşlanmış ve sektörü, bağlantıları öğrenmişti. Bonolar, bilgisayar
parçaları derken devletin özelle
ştirmelerine aracılık edecek bir banka kurmuş ve sonrasında özelleştirme ihalelerine girerek
titanyum-magnezyum tesisi, tekstil, cam fabrikaları, gıda i
şleme tesisleri, gübre fabrikası sahibi
olmu
ştu. Yeltsin döneminde devlet yeni oluşan oligark sınıfından
borç alıp ödeyemedi
ğinde
devlet mallarını devrederek borcunu kapatma yolunu seçmi
şti ve Khodorkoovsky doğru zamanda doğru yerdeydi. Borca karşılık hisse sistemi sayesinde, o zaman ülkenin en
büyük petrol 
şirketi
olan Yukos Petrolün kontrolünün %78’ini 309 milyon dolar kar
şılığında almış oldu.
Zekice bir yönetimle verimlili
ği
arttırarak üretim masraflarını üçte iki indirdi. 1998 yılında Sibneft
petrolün sahibi Boris Berezovsky ile ortaklık anla
şması yaptı ve devlet kontrolünde kalan tek
petrol 
şirketi olan Rosnefti de almak için
kolları sıvadı ama bu sırada ruble devalüasyonu nedeniyle
ekonomi çöktü ve 
şirketlerin
birle
şmesi gerçekleşemedi. Hükümet borçlarında sorun çıktı. Bu sırada
Khodorkovsky kendini korumak için bin bir hileye ba
şvurduğundan
şman da edindi. İngiliz, Japon ve Alman bankalarına 236
milyon dolar borçlandı ve vadesinde ödemedi. Garanti olarak gösterdi
ği Yukos hisselerini ele geçirmek isteyen
bankaları kandırdı. Sonunda, adaletin para ile satın alındı
ğı Rus mahkemelerine güvenmeyen
bankalar Khodorkovsky’nin pe
şini
bıraktı. Böylece Khodorkovsky elindeki paranın yarısıyla Yukos’un yüzde 23,7
hissesini aldı. Khodorkovsky devletin her zaman ekonomide belirleyici oldu
ğuna inandığını dile getiriyordu. Putin de buna inanıyordu
ama Khodorkovsky’nin tersine, 90’larda yapılan özelle
ştirmelerin hiç de hayırlı olmadığını düşünüyordu ve yandaşlarıyla birlikte devletin, özellikle petrol
sektörünü elinden çıkarmı
ş olmasına
hayıflanıyordu. Enerji güçleri Suudi Arabistan ve Venezüella
petrol  endüstrisini devlet kontrolünde tutarken Rusya petrol
piyasasının sadece %4’ünü kontrol edebiliyordu. Petrol fiyatlarının yeniden
artmasıyla oligarklar büyüdü ve yeni teknolojileri sistemlerine dahil ettiler.
Rusya kısa zamanda günde 9 milyon varil petrol üreterek Suudi Arabistan’a yeti
şti. Hatta öyle ki petrol askeri gücün
yerini aldı ve Rusya’yı uluslararası haritada tekrar önemli
bir oyuncu konumuna yerle
ştirdi.
2003 yılında Khodorkovsky ve Abramoviç
sonunda güçlerini birle
ştirme
fırsatı buldu ve Yukos ve Sibneft birle
şerek Batılı rakipleriyle yarışabilecek hale geldi ve Rusyanın en büyük petrol şirketi oldu. Bu birleşme, dünyanın en büyük
dördüncü petrol üreticisini olu
şturmuştu.
Abramoviç cebine indirdi
ği
235 milyon dolarla, bir futbol kulübüne sahip olma hayalinin pe
şine düştü. Aday, İngiliz Chelsea takımıydı. Khodorkovsky ise
Batılı bir petrol devine satı
ş mümkün
olabilir mi diye ExxonMobil ve ChevronTexaco gibi 
şirketlerle görüşmelere başladı.
Khodorkovsky ya
şı ilerledikçe
sosyal sorumluluk projelerine ilgi göstermeye ba
şladı. Söylediğine
göre i
şadamlarının toplumsal hayatta daha fazla
rol almaları gerekiyordu.  2001’de George Soros Açık Toplum
Enstitüsü’nü model alan Açık Rusya yardım derne
ğini kurdu. Yapılan anketler Rus halkının %70’inin
oligarklardan hazzetmedi
ğini
ortaya koyuyordu. Khodorkovsky bunu de
ğiştirmeyi de hedefliyordu. Ama asıl planına
2002 Nisan ayında giri
şti.
Meclisteki vekillerin belli çevrelerin çıkarlarına uygun 
şekilde hareket etmek üzere işadamları tarafından satın
alınması Rusya’da çok alı
şıldık
bir durumdu. Khodorkovsky de serbest piyasa ekonomisi taraftarı iki
partiyi de desteklemenin yanında Putin’in partisinde de bazı koltuklara
kendi adamlarını yerle
ştirmeye çalıştı. Khodorkovsky’nin istediği illa ki kişisel ticari çıkarları değil ulusal politika meselelerine dair
mecliste kendi görü
şleri
do
ğrultusunda bir ittifak yaratabilmekti.
Meclisin üçte birini satın alarak anayasal ço
ğunluğu
engelleyecekti. Bunu açıkça dile getiren Khodorkovsky yakınlarına, asıl
amacının ba
şbakanı esas yönetici yapacak bir anayasa hazırlatıp devlet
ba
şkanını göstermelik bir konumuna
getirmek oldu
ğunu söylüyordu. Ama tabii ki Putin buna
izin vermeyecekti.
Khodorkovsky, 2003 yılındaki işadamları ile Putin’in olağan toplantısında, ülkede rüşvet ve yozlaşmanın yayıldığından
yakındı, ardından da hükümeti Rosneft ihalesine haset karı
ştırmakla suçladı. Putin’in otoritesine
alenen diklenmesi Rusya’nın en güçlü adamı ve en zengin
adamını kar
şı karşıya getirmişti. Putin oligarkların kesinlikle
politikadan  uzak durmasını istiyordu. Kremlin içinde de fikir
ayrılı
ğı baş gösterdi. Voloshin, Kasyanov gibi Yeltsin
döneminden kalan bürokratlar oligarkları korudu. Oysa Putin ve KGB
fraksiyonu devlet ba
şkanının
iktidarı siyaset ve i
ş dünyasının
elit kesimlerinin ötesine ta
şıması gerektiğine inanıyordu. Sonuçta hala dersini
anlamamı
ş olan Khodorkovsky için bir tezgah
kuruldu. Khodorkovsky ve ekibi hakkında soru
şturma başlatıldı.
Vazgeçmeye niyeti olamayan Khodorkovsky Rusya’nın yeniden otoriter bir rejime
dönü
şmesini hiç istemiyordu. Bu nedenle
bir gazete satın alarak liberal bir ses yaratmak istedi. Putin bundan pek ho
şlanmadı. Ardından Çin’le yapacağı petrol boru hattı anlaşmalarına devlet kontrolündeki Transneft’in
engel olması Khodorkovsky’i çileden çıkardı. Tam Kremlin’den Kasyanov’un
onayıyla Amerikan ChevronTexaco ile anla
şmak üzereyken Khodorkovsky’nin önce iş arkadaşları sonra kendisi özelleştirme ihalelerinde yolsuzluk gerekçesiyle
tutuklandı. Putine meydan okuyan Khodorkovsky hapse atıldı. Daha önce
Khodorkovsky’e ba
şına
bir 
şey gelmeyeceğine dair  söz vermiş olan Voloshin haberi alır almaz Putin’in yanına
gidip istifasını verdi. Kremlin’deki güçlerini kaybettikleri ve artık
kontrolün silovikide oldu
ğu
belliydi. Khodorkovsky’nin tutuklanmasının ardından piyasa karı
ştı. Savcılık Rusya’nın en güçlü şirketi haline gelen Yukos
petrolü yeniden kamula
ştırdı.
Amerika’da bu haber büyük tepki yarattı. Condolezza Rice olayı yakından
takip etti ama sonuçta Putin’den alabildi
ği tek yanıt savcılığın işine
karı
şamayacağıydı. Amerikan muhafazakarları bu olay nedeniyle
Rusya’nın G-8 üyeli
ğinden çıkarılmasını istedi. Ama
Batı’nın Khodorskovsky’i kurtarmak adına yapabilece
ği bir  şey  yoktu. Aynı şekilde Rusya’daki oligarkların da sıra
bize gelecek korkusuyla durum kar
şısında
eli kolu ba
ğlıydı. Başlarının çaresine
bakmaları gerekiyordu çünkü alacakaranlık ku
şağı çoktan
ba
şlamıştı. Artık Kremlin’i durdurabilecek kimse yoktu.
————- 
Bölüm 15: Ajitasyon
Rusya 2003 milletvekili seçimlerini
beklerken, Kremlin medya üzerindeki gücünü Komünist Partiyi yok etmek üzere
kullanmak istiyordu. 90’larda her 
şeyin altüst olmasından komünist parti sorumlu
tutuluyordu. Üstelik Kremlin eliyle olu
şturulan Birleşik
Rusya Partisi  için mecliste üçte ikilik itiraz edilemez bir ço
ğunluk sağlanması amaçlanıyordu. Rusların seçim
kampanyaları için kullandı
ğı terimle
ifade edecek olursak ajitasyon döneminde, Putin’in  politika danı
şmanı Surkov, Kremlin’in kontrolünde
olan üç büyük ulusal kanalı muhalif partileri karalamak üzere
seferber etmi
şti. Televizyon toplum üstünde kontrol
amacıyla propaganda aracı olarak kullanılıyordu. Bir önceki seçimde
Kremlin’in Putin’i desteklemek için kurdu
ğu Birlik partisi 2001 yılında, 1999 meclis
seçimlerinde rakibi olan Primakov ve Luzkhov’un partisiyle birle
şip Birleşik Rusya adını aldı. Partinin daha önce olduğu gibi yine ideolojiye ihtiyacı yoktu.
Ortada yasamaya ili
şkin
bir program da yoktu; tek söylem Rusya’nın büyüklü
ğü üzerineydi. Başarı için yapılacak tek şey partinin Putin’in imajıyla birleştirilmesiydi. Zaten 2003 seçim arifesine
kadar Birle
şik Rusya partisi sadece Putin’i yücelterek
kendini gösterdi. Kremlin’in yeni amacı sürekli iktidarda olacak bir parti kurmaktı. Demokrasi yönetiliyordu ve bu uzun soluklu bir proje
olacaktı. Putin yanda
şları toplumda
ba
şkana verilen desteği politik bir kuruma çevirme niyetindeydi.
Hedeflenen iktidar partisi, tıpkı Japonya’yı 1945’ten beri yöneten
Liberal Demokratlar veya Meksika’da 71 yıldır iktidarda olan Kurumsal Devrim
Partisi gibi yıllarca hüküm sürecekti. Kremlin kendisine a
şırı güvenliydi, dolayısıyla partinin
sloganı  da çok basitti: Herkese her 
şey – Başkanla birlikte! Kampanya oyların
%40’ını hedefliyordu. Putin, Sovyet sonrası dönemde ortaya çıkan
devlet ba
şkanının kendisini teknik olarak siyasi
partilerden uzak tutması kuralını çi
ğnedi ve Birleşik
Rusya Partisini destekledi
ğini
ima etti. Seçim kampanyası kapsamında hazırlanan reklamlarda vatanda
şlar Birleşik Rusya partisine oy vereceklerini söylerken “Başkan Putin’in partisine” diye de
vurgulayarak kameraya gülümsüyorlardı. Parti üyesi adayların açık
oturumlara, tartı
şma
programlarına çıkmaları toplumun çok hassas
olması gerekçesiyle yasaklanmı
ştı.
Anketlere göre parti Putin’e yakınlığı nedeniyle destekleniyordu. Nüfusun çoğunluğu için Putin’in yaptıklarını görmek yeterliydi.
Ekonomi büyüyor, düzen kuruluyordu; di
ğer
dünya ülkelerinin saygısı artıyordu. GSMH iki katına çıkmı
ştı ve bunlar Putin sayesinde olmuştu. İşte bu nedenle Birleşik Partinin somut bir politik duruş almasına gerek
yoktu çünkü bu oy kaybettirirdi. Genel olarak halkın
ihtiyacı olanı vermek gerekiyordu. Halk artık ideolojilerden sıkılmı
ştı. Sovyet zamanında komünistleri zorunlu
olarak tecrübe etmi
şti,
sonra demokratlardan da a
ğzının
payını almı
ştı. Şimdi istikrar sağlayan Putin’in partisine oy verme zamanıydı. Tabi bu
arada Kremlin, muhalefeti ezip geçmek için elinden geleni yapıyordu. Hatta yeni
olu
şumlara destek oluyordu. Komünist Partiye
gidecek oyları çekecek yeni bir alternatif yaratma amacıyla küçük partiler
arasında koalisyon olu
şturulmasını sağlama çabasındaydı. Kremlin’de
Yeltsin’den geriye kalan Voloshin’in ba
şını çektiği fraksiyon, komünistlerden ayrılan Glazyev ve
popülist nasyonalist Rogozin arasında bir koalisyonu destekliyordu. Putin bu
konuyu bizzat Glazyev’le görü
şştü. Aslında sadık bir Putin
taraftarı olan Rogozin’le birle
şmelerini
isterken Glazyev’i kontrol edebilmeyi amaçlıyordu. Rogozin de kar
şılığında Komünist oyların azalmasına yarayarak sadece
Birle
şik Partinin işine gelecek bir sonuç değil kendisine de faydalı olacak şekilde meclise girmeyi sağlayan %5 oy oranını elde etmeyi
umuyordu. Putin’in onayıyla kurulan bu yeni parti finansal olarak Kremlin
ailesine yakınlı
ğı ile
bilinen alüminyum milyarderi Oleg Derispaska tarafından
destekleniyordu.  Olu
şum
Glazyev sosyalizm a
ğırlıklı bir
duru
ş istemesine rağmen Rogozin’in bastırmasıyla milliyetçi
tarafın a
ğır bastığı bir hal aldı ve adı Anavatan Partisi
olarak belirlendi. Seçim listesindeki milletvekilleri adayları milliyetçi,
ırkçı, 
şovenist siyasi şahsiyetlerin bir karmasıydı. Dağılmış Sovyetler Birliğini yeniden birleştirme vizyonu üzerinden kampanyalarına başladılar. Doğal kaynaklar üzerinde devlet kontrolü sağlanmasını, tarım arazilerinin satışının yasaklanmasını, Ortodoks Hıristiyanlığın devlet dini olarak belirlenmesini ve
oligark sınıfının ortadan kaldırılmasını istiyorlardı. Oy isterken dinsel
ve etnik milliyetçilik, Sovyet stili sosyal koruma, Rus sömürgecili
ği gibi öğeleri vurgulamaya kararlıydılar.
Diğer taraftan Kremlin’deki siloviki ise
KGB kıdemlilerinden olu
şan
Halk Partisine destek veriyordu. Ayrıca Kremlin tarafından kutsanmı
ş bir iki parti daha vardı. Putin’in
St.Petersburg’dan arkada
şının
partisi ve komünist partiden ayrılan meclis sözcüsünün partisi. Kremlin
içindeki kutupla
şma
Surkov’un Putin’i Halk Partisini devre dı
şı bırakmasını öğütlemesiyle çözüldü. Surkov bir yandan
da Çeçen ba
şkanı seçimlerinde
Kremlin’in adayının seçilmesi için çaba harcıyor ve di
ğer adayları çekilmeye zorluyordu.
Putin’e göre bütün bunlar gayet normal seçim taktikleriydi ve hiçbir yasadı
şı tarafı yoktu. Siyasi
istismarın sonu yoktu. Birle
şik
Parti muhalif adayların seçime katılmasını engellemek için birçok
dava  açmı
ştı.  Valiler
bir dönem daha görevde kalma kar
şılığında bölgelerinden Birleşik Parti lehine %40 oy çıkarmaya söz
veriyorlardı. Moskova belediye ba
şkanı da üçüncü dönemine
oynarken Birle
şik Partinin liste başındaydı. Bu sıralarda Khodorkovsky’nin
tutuklanması Glazyev ve Rogozin Anavatan Partisinin bir atılım yapabilece
ğini şünerek kamuoyuna oligarkların şmanları olduğunu ilan etti. Kendi partilerinin
alüminyum zengini Oleg Deripaska’nın parasıyla döndü
ğünü unutmuş gibi saldırıya geçtiler ve daha önce
yapılan tüm özelle
ştirmelerin
yeniden incelenmesini talep ettiler. Kendi aralarında bölünen demokratlar ise
hapse atılan Khodorkovsky’nin deste
ğini
kaybettiklerinden %5 barajını a
şmaları da
imkansız görünüyordu. Ancak bu tutuklamadan en çok zarar alanlardan biri
de Komünist Parti oldu çünkü adayları arasında Yukos Petrolün
yönetim müdürü ve Khodrokovsky’nin yardımcısı bulunuyordu. Kremlin
dostu Rus medyası, hemen Brezovsky’inin de adını karı
ştırarak Komünist Partiyi Rusya’ya karşı komplo kurmak iddiasıyla kamuoyunda
gözden dü
şürdü. Bu durum Anavatan Partisine oy
kazandıracaktı. Tutunmaya çalı
şan
küçük i
şletmeciler, Rusya’nın asabi alt orta
sınıfı Putin yanlısı olsalar bile kurum kar
şıtı olduklarından orta yolu sunan
Anavatanı seçeceklerdi. Sa
ğ Birlik
Partisinin hala muhalefet yapmaya kararlı liderlerinden Khakamada, faili
meçhul bir cinayete kurban giden reformcu Starovoita’nın mezarı ba
şında toplanan kalabalığa yaklaşan tehlikeyi haber veriyordu. Ama Khakamada’nın Sağ Güçler Partisi anketlerde sürekli oy
kaybediyordu. Di
ğer
sa
ğ parti Yabloko’nun durumu da
farklı de
ğildi. Kremlin bu duruma da müdahale etme
gere
ği duydu yoksa demokratlar parlamentoda
temsil edilemeyeceklerdi. Putin Yabloko’nun Çeçen Sava
şı’nı desteklediğini unutmamıştı ve
televizyon kanallarından birinde ufak bir jestle deste
ğini göstermekten çekinmedi. 1999 seçiminde Sağ Güçler Partisi %8.6 oy almıştı ve Yabloko % 5.9’u ancak bulabilmişti. Parti liderleri hala birleşmemekte ısrarlıydılar ve birbirlerini
kötülemekten ba
şka
bir 
şey üretmiyorlardı.
Kremlin Anavatan Partisinin Komünistlerin
oylarını bölmekten öteye giderek kendi ba
şına bağımsız
bir siyasi güce dönü
şebileceğinden çekinmeye başladı ve Voloshin’in de bu arada
istifa etmi
ş olması, partiye verilen desteğin çekilmesini kolaylaştırdı. Seçime çok az  kala
partinin yayın hakkı kaldırıldı. Adeta bir maskaralı
ğa dönüşen seçim süreci Rusya’da demokrasinin nasıl manipüle
edildi
ğini gösteriyordu. Özgür olsa bile
adil olmayan seçimde Birle
şik
Rusya partisi oyların %37’sini alarak meclise girdi. Sonuçlara göre Komünistler
%13 oy aldı. Daha üç ay öncesine kadar var olmayan bir parti
olarak Anavatan Partisi ise kolaylıkla
%5’i a
ştı ve %9 oy aldı. Adıyla
hiç uymayan di
ğer
a
şırı milliyetçi parti Liberal Demokratlar  ise %12 ile tarihlerinin rekorunu
kırdı. Demokrat sa
ğ partiler
ise %4’lerle yolda kaldı. Yabloko’dan 4, Sa
ğ Güçler’den sadece 3 milletvekili seçildi. Birleşik Partinin zaferi göründüğünden büyüktü çünkü meclise
giren ba
ğımsızların katılımıyla Duma’daki çoğunluğu %68 olacaktı. Surkov’un hedefine ulaşılmıştı, meclisin üçte ikisi kontrol altındaydı.
Putin’in halihazırda sorgulanamayan hükmü hiçbir 
şekilde tartışılamazdı. Artık Kremlin her istediğini yapabilirdi. Rusya’da siyaset bitmiş sayılırdı. Tek partiye yoğunlaşan bu sistem devlet organlarındaki kadrolaşmayla birlikte tüm araçlara sahipti ve
istedi
ği yönde kullanabilecek güce sahipti 
——————
Bölüm 16: Putin’in Rusya’sında Seçimler
2004 yılında Sovyet sonrası Rusya’da
üçüncü kez yapılacak ba
şkanlık
seçimi zamanı geldi
ğinde
ise Putin bir kampanya yapma gere
ği
bile duymadı. Birkaç televizyon programı dı
şında seçim kampanyası yapmayan Putin bunun
yerine, Sibirya’daki otoyol açılı
şına
katılmayı ye
ğledi.
Kendisine çok güveniyordu. Batıya kar
şı seçim yarışında meşru
görünmek adına demokratlardan bir aday çıkmasını sa
ğlanmaya çalışılıyordu. Putin’in karşısında, Rogozin’le yollarını ayıran komünist
iktisatçı Glazyev, Rusya’nın Sovyetle
ştirildiğini
şünen Rusya’nın en popüler kadın siyasetçisi
Khamakada, Berezovsky’den destek gören Ivan Rybkin ve Kremlin tarafından
muhalefet için seçilmi
ş Kharitonov
vardı. Hiçbiri yeterince güçlü de
ğildi. Tüm seçim sürecinin bir düzmece olduğu kanısı yaygın olduğundan rakiplerin de
göstermelik olduğu yönünde iddialar vardı. Mesela Khakamada’nın başkan adaylığı kendi partisinde bile kabul görmüyordu. Putin
tarafından satın alındı
ğı söylentilerine
cevap vermek amacıyla Khakamada Khodorkovsky’nin ortaklarından yardım istedi.
Bu arada seçim kampanyası sırasında ortadan kaybolan Rybkin, Londra’ya kaçtı ve
KGB benzeri ajanlar tarafından kaçırıldı
ğını anlattı. Putin ise seçim sürecinde sessiz
kalmayı ye
ğledi.
Onun  Ruslara sundu
ğu
vaat, 90’ların karga
şasına
son verecek daha otoriter bir yönetimdi. Bu, güvende olmak için fırsatlardan
vazgeçmek anlamına gelebilirdi. Fakat önemli olan sosyal düzenin
kurulmasıydı. Daha önceki seçimde yaptı
ğı gibi demokrasiden
bahsetmiyor,  ekonomik ve siyasi refomlar vaat etmiyordu. Putin’in
söylemi istikrar üzerineydi. Dört yıldır Rusya’yı yönetiyordu ve 
şimdi kendisinin Yeltsin karşıtı olduğunu belirtiyordu. Ülkenin içinde bulunduğu sorunların kaynağının 70 yıllık Sovyet yönetiminde değil; çalkantılı 90’ların liberal
denemelerinde oldu
ğunu vurguluyordu.
Putin artık endişe ve belirsizlik zamanının bittiğini müjdeliyordu. Tabi ki halk arasında
Putin’in Rusya
ya
istikrar getirdi
ğini
söyleyenlere rastladı
ğımız
gibi mevcut duruma dura
ğanlık
diyenler de vardı. Yine de bu 
şekilde
şünmeleri devlet başkanı olarak yeniden Putin’e oy vermelerini
engellemiyordu. En azından artık Putin’i biliyorlardı. Örne
ğin, geçimini zor sağlayan çocuklu
genç bir çift, fırsatlarla güvence arasında seçim yapmak zorunda
olduklarından yakınıyordu. Önceleri tekstil endüstrisinin geli
şmiş olduğu
bir sanayi kenti olan ancak 
şimdi
i
şsizliğin had safhada olduğu Ivanovo standartlarına göre ayda 450 dolar iyi bir
gelir sayılırdı. Aslen hukuk e
ğitimi
almı
ş olan ama devlet vergi dairesinde
memur olarak çalı
şan
Misha, maa
şı %11 artsa bile enflasyon %12 arttığından, hep yerinde sayacağından yakınıyordu. Misha, kapitalizmin
fırsatlarından yararlanmayı çok iyi becermi
ş olan ablası ve uyanık kocası gibi iyi
bir i
ş bitirici değildi. Ablası Lena, Putin’in hukuk diktatörlüğünün sadece lafta olduğunu ve doğru bağlantıları kurup
do
ğru şekilde rüşvet
yedirdi
ğin sürece Rusya’da  her şeyin mümkün olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla ablası turizm
yatırımı yaparken Misha ancak geçiniyordu. Dürüstlü
ğünden ödün vermeyen Misha, kamu ve özel
sektör arasındaki vergi davalarındaki serbest avukatların nasıl kurt oldu
ğunu gördükçe özel sektörde iş  aramaya bile çekiniyordu.
Ama daha iyi bir hayat isteyen karısının zoruyla ve ablasının
tanıdıkları sayesinde bir tekstil firmasına ba
ğlı olarak avukatlığa başlamak üzereydi.
Misha’nın babası ise Putin’in vaat etti
ği gibi iş dünyasını düzenleyip
yozla
şş hukuk sistemini düzeltmesini ve verdiği sözleri tutarak Rusyayı daha yaşamaya değer
bir yer haline getirmesini bekliyordu. Böylece o
ğlu Misha gibilere fırsat doğardı. Misha’ya sorarsanız Putin onlara iş imkanı sağlıyordu, karşılığında
da oylarını alıyordu. Yeni Rusya’da ya
şayan bu aile fertlerinin hayat
tarzları birbirlerinden oldukça farklıydı ama öyle ya da böyle
hepsi Putin’i destekliyorlardı. Halk arasında 
şikayetlere rağmen
Putin’e olan destek açıkça fark ediliyordu. Ço
ğu kişiye
göre zaten en kötü 
şeyleri
ya
şamışlardı ve daha kötü ne olabilirdi?
Diktatörlük  olsa bile fark etmezdi ne de olsa Stalin’inki gibi
olmasına artık imkan yoktu. Apolitikle
ştirilmiş halkın çoğu aynı anda iki işte çalışarak ancak geçinebiliyordu. Büyük bir kesime göre,
her 
şey istikrarlı şekilde kötüydü ama yine de halka
sunulanlar arasında kötünün iyisi olarak gördükleri Putin’den ba
şkasını düşünemiyorlardı. Zaten adaylar bir bir eleniyordu ve
önlerinde Putin’den ba
şka
seçenek kalmıyordu. Rusya
da seçim kurallarına göre oy pusulasında “hepsine karşıyım” seçeneği de bulunuyordu. Ancak bu şekilde oy vermenin protesto dışında pek bir  işe yaramayacağını düşünenlerin
sayısı hiç az de
ğildi.
Kremlin’in uyguladığı yönlendirilen demokrasi
mekanizması tıkır tıkır i
şliyordu. Ülkenin ücra
şelerinde seçmenlerin sandık başına gitmelerini teşvik etmek için ödüller vaat ediliyor hatta uzak
yerle
şimlerde seçmen başına 18 dolar gibi fiyat biçiliyordu. Kremlin
durumu 
şansa bırakmıyordu. Putin’in zaferinin göze
batacak kadar büyük olmaması için %72 gibi etkileyici ama
açgözlü olmayan bir oranda karar kılındı. Bu kez de oyların çok fazla
olmasından endi
şe
ediliyordu ve buna göre ince ayarlar yapılması gerekiyordu. Milletvekilleri
üstündeki Kremlin baskısı artmı
ştı.
Demokrat partiler kendi aralarında birbirini yerken ba
şkana kimse laf uzatmıyordu. Sağ partiler arasındaki fikir ayrılığı Putin’e yarıyordu. Kremlin Putin’in
ikinci kez seçilece
ğinden
emindi. Glazyev’in fazlasıyla ba
ğımsız
tavırları Kremlin’i ve özellikle Putin’i kızdırdı. Aktif siyasi
liderlerin hepsinin devlet ba
şkanlık
idaresine hesap vermeleri gerekiyordu ama Glazyev kafasının dikine gidiyordu.
Bunun üzerine Glazyev’i harcamak için Berzovsky’den destek aldı
ğı ortaya çıkarıldı. Glazyev
Kremlin’in sözünden çıkmı
ştı ve
oyunu kuralına göre oynamayanlara yer yoktu. Glazyev yanda
şı olan işadamları Khodorkovsky’nin kaderiyle tehdit
edildi, bürokratlara terfiler teklif edildi, madalya, para ne lazımsa Kremlin
hepsini sa
ğlayacaktı, bunun için tek koşul Glazyev’i desteklememeleriydi. Adalet
Bakanlı
ğı, 3 gün gibi görülmemiş bir hızla Rogozin’in açtığı davada, Glazyev’in Anavatan Partisi
ismini kullanamayaca
ğı kararını aldı.
Di
ğer yandan “kazanamasak bile
direnmeyi  ö
ğrenmeliyiz” diyen
Khakamada’yı yıpratmak için babasının Japon kökenli olması bile
kullanıldı, ayrıca devlet kar
şıtı olduğu için tehditler aldı. Sonuçta çeşitli yollarla rakipler yıpratıldı.
Rakipler de ellerinde kalan son silahı kullanarak seçimden çekileceklerini
açıkladılar.
Rakiplerin çekilmesi Kremlin’i telaşlandırdı. Bu durumun halkın seçime olan
ilgisini azaltaca
ğını,
dolayısıyla %50 barajının sa
ğlanamayarak
yeniden seçime gidilebilece
ğinden
kaygılanmaya ba
şladılar.
Sonuç böyle olursa aradaki dönemde Putin yerine ba
şbakan Kasyanov’un vekilen devlet başkanı olarak görev
yapması gerekirdi. Kremlin’deki KGB emektarları bunu kabul edemezdi
ve zaten Voloshin’in istifasından sonra Yeltsin döneminden tek numune olarak
kalan Kasyanov bariz 
şekilde
şlanıyordu. Ayrıca Putin arada böyle bir
süreç meydana gelirse Kasyanov’un televizyonu kullanarak
aleyhine çalı
şacağından çekiniyordu. Putin televizyonun
gücünü gayet iyi biliyordu. Öte yandan ba
şkan ve başbakan,
tiyarto baskını ve Khodorkovsky olaylarında zıt dü
ştükleri için hasımları, Putin’i Kasyanov’a karşı dolduruyorlardı. Ayrıca anketlere
bakılırsa halk Kasyanov’dan pek hazzetmiyordu.  Çünkü Rus
toplumunda Çarlık Rusya’sından kalma bir alı
şkanlıkla baştakini
de
ğil yardımcılarını suçlama eğilimi vardı. Putin Kasyanov’u çağırarak işine son verdiğini
açıkladı. Kasyanov’un kovulması kararı öyle hızlı alınmı
ştı ki, Putin’in yeni personel
müdürü Medvedev bile ba
şbakan
kovulunca tüm kabinenin de görevden alınması gerekti
ğini öğrenmeye
fırsat bulamamı
ştı.
Putin Kasyanov’un bu kuraldan bahsetmesi üzerine, Kasyanov ve beraberinde
tüm kabinenin görevine son verildi. Böylece sonucu açıkça tahmin edilen seçim,
iyiden iyiye dramatikle
ştirilmiş oldu.
Putin’in seçtiği KGB geçmişine
sahip, 53 ya
şındaki deneyimli bürokrat Fradkov, yeni başbakan olarak göreve başladı. Zamanında Rusya’nın Avrupa Birliği heyetinde yer almıştı. Putin Fradkov’u “yolsuzlukla savaşmayı bilen güçlü ve iyi bir
yönetici” olarak tanıtıyordu. Kremlin’in içindeki ihtilaf açısından
bakılacak olursa, Fradkov’un aldı
ğı konum
her iki kanada da belirgin bir yakınlık göstermiyordu ancak daha önce
görev aldı
ğı Güvenlik Konseyinde  emir
aldı
ğı patron, sonra Savunma
Bakanı olan KGB emektarı ve Putin’in yakın danı
şmanı Sergey Ivanov’dan başkası değildi.
Resmi seçim sonuçları açıklandığında Putin %71 oranında oy alarak açık
arayla kazanmı
ştı. Göstermelik aday Kharitonov %14’le onu
takip ederken di
ğerleri
%4’lerde  kalmı
ştı. Şaşırtıcı olan
Putin’
İn Çeçenistan ve komşu bölge İnguşetya’da
seçmenlerin % 90’ından oy almasıydı. Genelde Putin’in seçilmesinin Rus
seçmenlerin tercihlerini yansıttı
ğına
dair 
şüphe yoktu. Fakat bazı seçim
bölgelerinde sahtekarlık yapıldı
ğı ortaya çıkmıştı. Yine de kayıplara karışan bir milyon oy sonucu değiştirmezdi.
Putin  Kremlindeki  kutlamada demokratik kazanımların sa
ğlamlaştırılacağını söylüyordu.
Putin’in ikinci döneminin yeni bir reform dalgası olaca
ğı kanısında olanlar çoğunluktaysa da kendisi bu konuda yorum
yapmıyordu. 
Şahşahalı törende kürsüye çıkarak
kararlarının popüler olmasına gerek olmadı
ğını ülkenin ihtiyacı olanı yaptıklarını söylüyor    ve “Ülkedeki dönüşüm devam edecek”
 
diyordu. Rusya’nın daha iyi bir yer olacağına ve bütünlüğünün korunacağına
dair sözler veriyordu.
—————
Bölüm 17: Kremlin Tezgahı
Moskova’dan uzakta Volga nehrinin kenarında
kuruldu
ğu için tarihinde önemli bir ticaret
merkezi olan Nizhny Novgorod 
şehrinde
tanı
şğımız Aleksandr Markus, nükleer fizik
uzmanı olarak çalı
şmayı bırakıp
ticarete atılmı
ştı.
Markus elde etti
ği
kazançla ancak ticari proleterya olarak adlandırılan sınıfa dahil olabilirdi.
Ama oligark Khodorkovsky’nin ba
şına
gelenlerden herkes gibi o da etkilenmi
şti.
Devlet otoritesinin özel te
şebbüse
kar
şı müdahalesinin nereye kadar süreceğini tüm dünya ve Rusya’daki irili ufaklı işletme sahipleri merakla izliyordu. Kuşağının çoğunda görüldüğü gibi Markus’un herhangi bir sisteme olan inancı çoktan çökmüştü. 80’lerde serbest piyasaya kucak açmış ve 90’larda mafya tehdidi altındaki
Rus i
ş hayatının cilvelerini öğrenmişti. Sonunda çalışğı banka
o dönemde birço
ğunun
yaptı
ğı gibi sahte iflas gösterince
iç çama
şırı işine girmiş ve
tedarik ettikleri mallar numunelerinden kalitesiz olan Batılı 
şirketlerden usanıp Polonya malı çamaşır ve Türk malı çorap satmaya başlamıştı. Şimdi
European Tricotage adlı firmanın sahibi olan Markus, uzun yıllardır ilk defa
Putin döneminde ekonomik güvence hissediyordu. Ba
şkanın şahsından
pek ho
şlanmasa bile oyunu Putin’e vermişti. Artık 90’ların korku dolu günleri
geride kalmı
ştı. Markus’a göre Rusya’da eskiden
mülkünün olmasının bir anlamı yoktu çünkü her an kaybedilebilirdi, oysa 
şimdi bazen otoritelerin bile uymak zorunda
kaldı
ğı kesin kurallar vardı. Markus
oldukça iyimserdi, yıllardır mücadele etmekten plan yapamamı
ştı ancak şimdi önünü görüp hareket
edebilecek durumdaydı ve beklentileri yüksekti. Ayda 20 bin dolar yapan ma
ğazası Number One’ı takiben
Moskova’da büyük bir ma
ğaza
açmak istiyordu. Yakınlarda Türkiye’yi ziyaret ederek mal tedarikçisi ayarlamı
ştı. Sürekli değişen
piyasaya ayak uydurmak için i
şini
büyütmek zorunda oldu
ğunun
farkındaydı. Bir Türk süpermarket zinciri Nizhny Novgorod’da ilk ma
ğazasını açmıştı. Ancak Markus rekabet peşinde koşarken
Khodorkovsky gibi ba
şkalarının üstüne
basarak ilerleyen bir kapitalist olmak istemiyordu. Zaten küçük i
şletmeci olarak devletle ilişkisini çoktan kesmiştikendi dünyasında yaşıyordu.
Diğer tarafta dünyası yıkılan tutuklu büyük işadamı Khodorkovsky’nin ilk
davası görülmeye ba
şlandı.
Bu arada kapatılan dosyalar yeniden gündeme geldi. 90’lardaki özelle
ştirme furyasında birçok hata yapılmış ve ihalelere yolsuzluk karışştı. Ancak otoriteye boyun eğip sadakatini gösterdiği sürece kimseden hesap sorulmamıştı. Fakat şimdi Putin, Khodorkovsky’nin kendisine yaptığı saygısızlığı kabul edemiyordu ve acısını çıkarmaya
niyetliydi. 1994’te özelle
ştirilen
devlet gübre 
şirketi
Apatit’in ihalesinde binbir türlü yolsuzluk yapılmı
ştı. İhaleye katılanların hepsi gizlice Khodorkovsky’nin
bankası Menatep tarafından kontrol ediliyordu. 1994 yılında gübre
fabrikasının hisselerini 283 milyon dolara alaca
ğını taahhüt eden Khodorkovsky’nin şirketi, sonunda devlete sadece 225 bin
dolar ödedi. Geri kalanını 
şirkete
yatırım olarak 2 yılda tamamlama sözünü verdi ama buna da uymadı. 1998
yılında Moskova mahkemesi ihaleyi geçersiz ilan etti ama mevcut hisseler ba
şka firmalara satılmış olduğundan devlet herhangi bir hak talep edemedi. Rusya
Federal Mülk Fonu Khodorkovsky ile 15.5 milyon dolarlık para cezasında anla
ştı. Ancak
Khodorkovsky  hakkındaki soru
şturmaların ardı arkası kesilmiyordu. 1995
yılındaki ba
şka bir özelleştirmede sahtekarlık ve ayrıca vergi kaçakçılığı yaptığına dair suçlamalar bulunuyordu.
Aslında  90’larda neredeyse her i
şadamı vergi kaçırmıştı ama Putin’e diklenmesi yüzünden kabak
Khodorkovsky’nin ba
şına
patlamı
ştı. Daha fenası destek verdiği demokrat partiler meclis dışına itilmişti, reformcular geri çekilmekteydi ve Putin’in
mutlak rejimi hızla yükseliyordu. E
ğer Khodorkovsky kendisini Putin’e karşı duran, toplum sorunlarıyla ilgili
zengin bir demokrasi sava
şçısı olarak
görüyorduysa bunda ba
şarısız
oldu
ğu açıktı. Khodorkovsky için artık tarihe
geçmek önemliydi. Hapishaneden yazıp avukatlarına vererek gazetelerde
yayınlattı
ğı mektupta liberalleri genlerinde
bulunan iktidara yaltakçılık nedeniyle kınadı
ğını ve bunların Sovyetler Birliğini yıkan devrimi ayaklar altına
aldıklarını yazıyordu. Kendi kapitülasyonlarıyla avunarak %10’luk bir
kesimin çıkarlarını koruyup %90’luk sosyal gerçe
ği görmezden geldiklerini belirtiyordu. Bu
yüzden de liberallerin seçimleri kaybettiklerini vurguluyordu. Akranı
oligarklar da Khodorkovsky’nin sert dilinden nasibini alıyordu. Kendisini de
katarak “
İş dünyasındakiler olarak artık halkla
payla
şım içinde olmalıyız” diye sözlerine
ekliyordu.
Medyanın tüm ilgisi Khodorkovsky davasına
odaklandı. Hapse dü
şen
zengin i
şadamının, cinayet ve benzeri şiddet zanlılarına verilen jüri
hakkı yoktu. Rusya’da hala savcılı
ğın suçlu gördüğü insanların %99.2’si hüküm giyiyordu ve
Khodorkovsky’nin kurtulmasına pek imkan verilmiyordu. Yasal
süreç kuralları vah
şice çiğnendiği halde, her nasıl oluyorsa Rusya’da mahkemeler adil
yargı yanılsamasını ta
şıyabiliyordu.
Saatlerce süren davalarda çapraz inceleme veya co
şkulu mahkeme söz sanatının yerinde yeller esiyordu ve
esas olan ka
ğıt işiydi. Savcılık tarafından mahkemeye binlerce belge
sunulması prosedürün adil i
şlediğine dair göz boyamak için yapılan bir
uygulamaydı. Bir yandan Kremlin aktörlerinden Sechin ve Ivanov,
Khodorkovsky’nin petrol holdingine de göz koymu
ştu. Yukos Petrole milyarlarca dolarlık
borç çıkartıldı ve banka hesaplarına el kondu. Böylece 
şirket yöneticileri borcu ödemek
isteseler bile paraya dokunamayacaklardı. Bu hengame sonunda
uluslararası petrol piyasasına yansıdı ve fiyatlar rekor
düzeye çıktı. Çünkü Yukos günde 1.7 milyon varille tek ba
şına tüm Libya’nın ürettiğinden fazla petrol çıkarıyordu.
Borsanın nabzını tutan hükümet 2000 ve 2001 yıllarında Yukos’tan 3.4
milyar dolar talep etti ve Khodorkovsky’nin gözbebe
ği petrol tesisi Yuganskneftegaz’ı satışa çıkaracağını açıkladı. Değeri 41.6 milyar dolar olan şirketin borsa değeri 1.7 milyara düştü ve ancak o zaman  uluslar
arası i
ş dünyası durumu fark etmeye başladı. Görünen oydu ki; Khodorkovsky’nin başına gelenlerin nedeni sadece
kontrolden çıkan bir kodamanın devre dı
şı bırakılması değil, Putin cemiyeti üyelerinin yararına büyük çaplı bir
hırsızlı
ğa meşru bir zemin hazırlanmasıydı.
Putin, danışmanı Igor Sechin’i Khodorkovsky’nin
almayı planladı
ğı devlete
ait petrol 
şirketi
Rosneftin yönetim kurulu ba
şkanlığına getirdi. Kremlinde Rosneftin
Yuganskneftegaz’ı bünyesine alması yönünde lobi yapılıyordu. Kremlin 
şirketleri bir gecede birleştirip tepki çekmek yerine meşru bir yol izlemeyi yeğledi. Daha önce de kullandığı kartı oynayarak doğal gaz şirketi Gazprom’u öne sürerek karmaşık bir hisse değişimiyle
Rosneft’i devralmasını sa
ğladı.
Yuganskneftegaz’ın yuvası hazırlanmı
ştı. Açık arttırmada önce paravan bir şirkete satıldı, ardından bu şirket Gazprom’a devredildi. Böylece arzu
edilen sözde me
şru
birle
şme sağlanmış oldu.
Bu sayede Putin uzun zamandır hayalini kurdu
ğu enerji holdingini  oluşturacak ve dünyanın en büyük doğal gaz rezervlerini ve koca bir petrol
havuzunu kontrol edebilecekti. Putin, Igor Sechin planıyla hem Khodorkovsky’i
siyasi bir rakip olarak silmi
ş,  hem
de Kremlin’in Rusya’nın patlama gösteren özelle
ştirilmiş petrol
sektörü üzerindeki kontrolünü sa
ğlamıştı.
Devlet Sovyetler Birli
ği’nin çöküşünden beri ilk defa, ekonomiden bu kadar
geri kalıyordu. Petrol sektörü üzerinde kontrolü arttırmak için Putin
ba
şka yollar da bulmuştu. Petrol fiyatları varil başına 50 doları bulduğunda yeni bir vergilendirme usulü geliştirildi. 25 doların üstündeki her
varil ba
şına edinilen petrol gelirinin
%90’ı devlet kasasına akıyordu. Petrol fiyatları yüksek seyretti
ği sürece Rus hükümetinin cebine günde 200
milyon dolar fazladan giriyor demekti. Aynı zamanda Rus devleti 1993’te yaptı
ğı teklifi fesh ederek Pasifik
kıyısında planlanan Sakhalin-3 projesinin haklarını ExxonMobil’den geri
aldı. Böylece lisansı vermek için 1 milyar dolardan fazlasına ihale
edebilirdi. Özel kalan 
şirketler
de devlete ba
ğlılıklarını bu şekilde göstermeleri gerektiğinin farkındaydılar. Devlet
kapitalizmi  artıyor,
aynı esnada  oligarkların  sadakati de
artıyordu.  Artık zenginler
insan  hakları gruplarını,  sivil toplum kurulu
şlarını veya medya örgütlerini desteklemiyor
onun yerine Putin’in ho
şuna
gidecek i
şler yapıyorlardı. Mesela Rusya’nın en
zengin 3. adamı, petrol ve alüminyum patronu Viktor Vekselberg, Kremlin
Sarayında sergilenmeleri için Malcolm Forbes’un Fabergé yumurtaları
koleksiyonunu 90 milyon doları a
şkın
bir fiyata satın almı
ştı.
Putin aynı zamanda kendine yakın duran yeni bir oligark sınıfı da yaratıyordu. Petrol sektöründe
tecrübesi olmayan Sechin, Rosnefti yönetiyordu. Khodorkovsky soru
şturmasını yürüten savcının kızıyla
evlenmi
şti. Tüm taşlar yerine oturuyordu. Yukos skandalı bir anlamda
Putin yanda
şlarının  ihya edilmesi için
sahneye konmu
ştu. Aslında durum 90’larda dağıtılan devlet mallarının geri alınıp keyfe
göre yeniden payla
ştırılmasından
ibaretti. Putin’in ekonomik danı
şmanı Andrei
Illarionov bile Yukos’un kamula
ştırılması ardından
verdi
ği demeçte Rusya’nın en iyi petrol şirketinin devlet tekelindeki bir şirket tarafından alınmasının yılın
tezgahı oldu
ğunu
ve artık oyunun hiçbir kuralı olmadı
ğının belli olduğunu söylüyordu.
Kremlin’in kurduğu bu tezgah toplumdan geri tepmeden işleyebilmişti. Toplumun kapitalizmle ilgili çelişkili duyguları Putin’in yaptıklarına
devam edebilmesini sa
ğlıyordu.
10 yıla mahkum edilen Khodrokovsky’nin imajını haydut bir kapitalistten
demokratik bir kahramana dönü
ştürmeye çalışmasının kamuoyu üzerinde etkisi
olmamı
ştı. Kendisini güce aç bir otoritenin
kurbanı gibi göstermesi de fayda etmemi
şti. Ruslar oligarklardansa Putin’e itaat etmeyi yeğleyecekti.
——————
Bölüm 18: Eğitim ve Yeni Kuşak
2003 Eylülünde yeni Rusya’da gençlere
okulda neler ö
ğretildiğini görmek için Moskova’nın eteklerinde bir liseyi
ziyaret ettik. Ne bekledi
ğimizi
bilmiyorduk ama burada Rusya’nın gelece
ğine dair ipuçları bulabileceğimizi düşünmüştük.
Banliyöde 
şehirleşme nedeniyle plansız bir yapılaşma ve yeni yapılan toplu konutlar
bulunuyordu ve genelde i
şçi
aileleri ya
şıyordu. Her tarafı dökülen okul
binasında lise son sınıfı gözlemleyecektik ve özellikle tarih
derslerine katılmayı seçmi
ştik.
Açık görü
şlü, ufku geniş bir tarih öğretmeni olan Irina Viktorovna, mesleğe başladığından
beri komünist parti yönetiminin uyguladı
ğı diktatörlüğü, insan hayatının o zaman ne kadar kıymetsiz olduğunu, merkezi planlamayla yürütülen
ekonominin saçmalı
ğı gibi
Sovyet tarihi hakkındaki gerçekleri ö
ğretmeye çabalıyordu.
80’lerde Brezhnev zamanında ö
ğretmenlik
yaparken, kendisinden tek bir ulusal müfredata ba
ğlı kalarak Sovyet zaferlerini ve Komünist parti
kongre tarihini anlatması bekleniyordu. Disiplin çok sertti ve
Stalin’den bahsetmek yasaktı. O zamanlar ö
ğretmenlerin öğrencilere ne düşündüklerini sorması da yasaktı. İrina o zamanlarda öğrencileri özgür düşünmeye teşvik ettiği
gerekçesiyle hapse atılmı
ştı. Şimdi ise otorite baskısı değil öğrencileriyle mücadele ediyordu. Derslerde gerçekleri
anlatmanın yanında tartı
şmaya
da yer veriyordu. Ö
ğrencilerin çoğunluğu Sovyet
tarzı ailelerin çocuklarıydı ve bunlar genellikle kapitalist
düzene geçi
şte fırsatlar yakalayabilmiş aileler değillerdi. Tartışma konusu Bolşevik
ihtilaliydi. Ö
ğrencilerden biri ısrarla Lenin’in
her 
şeye rağmen haklı olduğunu ve Stalin’in Faşizm ve Komünizm ideolojilerinin dahice olduğunu iddia ediyordu. 2003 eylülünde lise
son sınıfa ba
şlayanlar Sovyetler Birliği yıkılırken emekliyordu. Kendilerine
anlatılanlar dı
şında
dönemle ilgili bir fikirleri yoktu ama Rusya’ya Komünist geçmi
şinin günümüzdeki demokrasiden daha uygun
oldu
ğunu söylüyorlardı. 1990’larda bu kuşağın
Sovyet e
ğitimi almayacakları için geçmişten kopabileceği ve demokrasiyi kucaklayabileceği umudu yaygındı. Rus toplumunda gelmiş geçmiş herhangi bir kuşaktan çok daha özgür olan bu aynı kuşak şimdi özgür olmayı isteyip istemediklerine
karar veremiyordu. Putin’in Rusya’sında gençler otoriter veya totaliter rejimin
Rusya’ya daha uygun oldu
ğunu
söylüyorlardı. Ö
ğretmenleri
ise ifade özgürlü
ğünden
ve temsil hakkından bahsediyor; bir grup veya bir 
şahsın keyfine göre bir milletin idare edilemeyeceğini savunuyordu. Öğrencilerin kafaları karışık olsa da çoğuna göre Rusya demokrasiye henüz hazır değildi ve ulusu idare edecek bir güce
ihtiyaç vardı. Bir önceki jenerasyonun bu ku
şakla ilgili iyimserliği ve demokrasiyle bütünleşecekleri tahminleri boşa çıkmış gibi
görünüyordu. Yapılan ara
ştırmaya
göre gençlerin yarısından fazlası Stalin olsa ona oy vereceklerini
söylüyordu. Aralarında Stalin’in i
şkenceleri
ve katliamları, gerekti
ği
için yaptı
ğını söyleyecek kadar ileri gidenler
vardı. Tarih kitaplarının ço
ğunun
tarihsel gerçekli
ği çarpıtan
bir anlatımı vardı. Tarih derslerinde lise ö
ğretmenlerin yararlanabileceği birçok kaynak kitap vardı. İrina öğretmenin seçtiği Sovyet tarihine tarafsız bakabilmeyi başaran bir çalışmaydı. Ancak kitabın yeni versiyonunda Moskovada bir lisede tarih öğretmeni olan yazar Dolutsky, kitabın
sonunda güncel birkaç alıntı yapmı
ştı. Çek
yazar Milan Kundera’nın 1968’de ülkesinin Rusya tarafından i
şgal edildiğini anlatan bir anısını, bir Brezhnev ve Politbüro ile
ilgili fıkralar ve Putin’le ilgili bir ele
ştiriyi alıntılamıştı. Öğretim
yılının ba
şlamasıyla kitap Eğitim Bakanlığı tarafından
sansürlendi. Sadece Putinle ilgili bölüm de
ğil tüm Sovyet tarihi ile ilgili birçok konunun ele
alını
şı Kremlin’in hoşuna gitmemişti. Rus milletini ve değerlerini küçümsediği gerekçesiyle kitap yasaklandı. Tarih kitaplarına
müdahale fikri yeni de
ğildi.
Tarihi yapmakla me
şgul
Komünistler çarlık tarih metinlerini müfredattan  çıkarmı
ş ancak yerine yeni bir şey koymamıştı. Tarih derslerinin öneminin farkına ilk varan
Stalin oldu. Politbüro hemen çalı
şmalara
ba
şlayıp derslerde ne anlatılıp ne
anlatılamayaca
ğına dair  mutlak bir resmi
söylem geli
ştirdiler. 1998’de Gorbaçov’un glasnost politikası
dahilinde tarih ders kitaplarında ö
ğretilenler
yalan oldu
ğu için mecburi tarih sınavı da
kaldırıldı. Yeltsin zamanında ise tarih devletin önceli
ği olmaktan çıkmıştı. Bazı yerlerde hala Sovyet söylemini taşıyan kitaplar okutulmuştu. 90’lara gelindiğinde ise öğretmenler tarafından birçok farklı yaklaşım benimsenmişti. Putin döneminde bunlara daha vatansever tarih
kitapları eklendi. Ço
ğu
kitap Sovyetler Birli
ği’nin çöküşünü bir trajedi olarak göstererek
Putin’i tekrar ediyordu. Kremlin ve E
ğitim
Bakanlı
ğı Rus tarihinin zaferle dolu olan
kısımlarını alıp karanlık sayfaları unutturma e
ğilimindeydi.
şük öğretmen
maa
şıyla geçinmeye çalışan İrina Viktorovna için önemli olan öğrencilerin politik hayatta yerlerini
bulmaları, böylece toplumsal hayatta neler oldu
ğunu anlamalarıydı. Öğrencilerine kolektif geçmişlerinin mayınlarını keşfettirmeye çalışarak geçen sene sonuna gelindiğinde öğrencilerde
de
ğişiklikler
oldu
ğunu söylüyordu. En azından ezbercilikten
kurtulmu
şlardı. İrina derste, ormandaki ağaç benzetmesini yaparak toplum içinde birey
olarak bir arada özgürce ya
şamanın
ancak demokrasiyle mümkün olabilece
ğini
anlatıyordu. O günleri deneyim edinmi
ş biri
olarak Sovyet modeli bir ailenin nasıl zorluklar içinde ya
şamaya çalışğından
bahsediyordu. Ö
ğrencilere
kitle olarak ya
şamayı mı yoksa
bireylerin çıkarlarına saygı gösterilen bir toplumda ya
şamayı mı istersiniz diye sorduğunda, sessiz çoğunluk el kaldırdı. Stalin hayranı bir kız
ise inadını sürdürmekle birlikte fikrini rahatça söyleme özgürlü
ğünün tadını çıkarıyordu ve bunun
Stalin olsaydı mümkün olmayaca
ğının
farkına varmı
ştı. Ateşli tartışmalara
girenlerden bazıları artık yumu
şamıştı ama hala  Rusya’nın
henüz demokrasiye hazır olmadı
ğını tekrar
edenler vardı: Ülkenin kendisini yönetecek bir ele ihtiyacı yok
muydu? 
İçinde bulundukları kaos demokrasinin
sonucu de
ğil miydi? Rusya’daki demokrasi miydi
ve öyleyse neden adil de
ğildi?
90’ların çalkantılı günleri, ya
şadıkları günle alakalı olan tek tarihi dönemdi ve
ondan öncesi olan Sovyetleri hep daha iyi bir ya
şantı olarak hayal ediyorlardı. Rusya’nın
demokratik olması için birkaç ku
şak daha gerekiyordu ama bu kuşak en azından kendi fikirlerini savunabiliyordu.
——————– 
SONSÖZ Beslan’dan Sonra 
2004 Sonbaharında Beslan katliamından
sonra etnik nefret bilenmi
şti.
Acılı aileler Çeçenler’den hesap sorma pe
şindeydi, diğer
tarafta ise Çeçen lider 
Şamil
Basayev okul baskınındaki rolü hakkında internette böbürleniyordu. Putin
terörist saldırıları bahane ederek valilerin seçilmeyece
ğini ve kendisi tarafından atanacağını açıklıyordu. Halbuki bu uzun
zamandır planlanan bir yasaydı ve 2005 yılba
şında yürürlüğe
girdi. Kremlin’in destekledi
ği
aday, petrol zengini Nenets özerk bölgesinde seçimden üçüncü çıkmasından sonra
Putin’in Rusya’sı artık böyle ba
ş edilemez
sonuçların riskini alamazdı. 
İktidarını pekiştirerek geçen  beş yılın sonunda Putin adeta cep
parlamentosunu yaratmı
ştı.
Meclisi partisi Birle
şik
Rusya yönetiyordu ve Batı yanda
şı demokratlar
da yoktu. Beslan olayı üzerine meclis bir açıklama yapmaktan
bile çekindi ve sonunda olayı incelemek için sadık
Kremlin üyelerinden olu
şan
bir komisyon kuruldu. Putin artık medyayı parma
ğında oynatıyordu. Hiçbir şeye ses çıkarmayan halk, emeklilerin bedava ulaşım haklarının sona erdirilmesiyle protesto
için sokaklara döküldü. Putin ba
şa
geldi
ğinden beri ilk kez böyle bir hareket
oluyordu. Aydınlar otoriter rejime ayaklanmayan halkın böyle bir reforma kar
şı ayaklanmasını ironik olarak değerlendiriyordu. Putin, rüşvetçi polis kuvveti, elverişsiz banka sistemi, elektrik ve gaz
tekelleri, sa
ğlık sistemi gibi alanlarda söz verdiği reformları ertelemek zorunda kaldı.
Yargı sistemine yönelik reform ise ba
şarısızlıkla sonuçlanmıştı ve adaletin çökmüşğü felakete
dönü
şş ve tehditkar bir hal almıştı. İnsanlar adaleti Rus mahkemelerinde aramaktan vazgeçmişti çünkü gerçek orda
bulunmuyordu. Halk yargı sistemine inanmadı
ğından ekonomik ve politik gelişmeyi de beklemek imkansızlaşıyordu. Kremlin içinde yeni fraksiyonlar oluşuyordu. Yeni Politbüro olarak adlandırılan
KGB generallerinden olu
şan siloviki içinde
Çerkesov ve etrafındaki çekistler yüce devlet kontrolü
yaratılması taraftarıydı. Savunma Bakanı Sergei Ivanov ise Yukos’un yönetimine
geçen Igor Sechin’le birlikte Rus halkına yeni bir vatanseverlik doktrini sunmayı
hedefledi
ğini açıklayarak yeni bir televizyon
kanalı kurdu. Halihazırda devlet kontrolündeki tüm kanallar vatanseverlik
dalgasına çoktan kapılmı
ştı.
Pe
ş peşe yayınlanan dizilerde Rusya’yı Çeçen
gerillalardan, oligarklardan, Batılı casuslardan kurtaran ajanlar
kahramanla
ştırılıyordu.
Bu arada Putin’in kovduğu eski başbakan, Batı yanlısı reformcularla işbirliği yapmış ve önde gelen Kremlin eleştirmenlerinden biri olmuştu. 2005’de Kasyanov’un Rusya’nın yanlış yöne gittiğine dair kamuoyu açıklamasından sonra Kremlin politika
danı
şmanı Pavlovsky,
Kasyanov’un Amerikan de
ğerlerini
Rus toplumuna empoze etmeye çalı
şğını ve
A.B.D. kuklası oldu
ğunu
söyleyerek yanıt verdi. Beslan’dan birkaç gün sonra düzenlenen basın toplantısında
“yönlendirilen demokrasi” seçimlerinin sorumlusu Surkov, demokrasinin
Rusların almaya hazır olmadı
ğı bir
Batı lüksü oldu
ğundan
bahsediyordu. Putin’in, iktidarı Kremlin’de toplama kampanyasını
onaylamayanların “sahte liberaller ve gerçek Naziler” oldu
ğunu ve Batılı
mihraklar tarafından desteklendiklerini anlatıyordu. Ona göre demokratlar
Putin’in Rusya’sından nefret ettiklerini iddia etmelerine ra
ğmen gerçekte Rusya’dan nefret ediyorlardı.
Bu arada Putin de dı
ş mihrakların
Rus sınırları etrafında dizginleri ele almaya çalı
şğını sezinliyordu.
Skandallarla ünlü Ukrayna devlet ba
şkanı Leonid
Kuchma’nın ardından ba
şbakan Yanukoviç’in seçilmesi için komşu ülkeye yardım elini uzattı.
Rusya’da denedikleri “yönlendirilen demokrasi” modelini uygulamak üzere Putin Projesini hazırlayan ekip
Ukrayna’ya gönderildi. Amerikan sponsorlu
ğundaki örgütlerce eğitilen binlerce genç aktivist, eski başbakan Viktor Yuşenko’nun önderliğinde Ruslara karşı koydu. Ekonomik reformcu Yuşenko seçim kampanyasının ortasında
gizemli 
şekilde zehirlenmiş ve şans   eseri kurtulmuştu. Seçim günü yapılan sahtekarlıklar
o kadar barizdi ki Yanukoviç’in kazandı
ğının açıklanması üzerine on binlerce
Ukraynalı sokaklara döküldü. Putin seçimin dürüst ve açık oldu
ğunu iddia etse de kanıtlar aksini
ispatlıyordu. Fakat Ukrayna
da demokrasi ne yönetilebilirdi ne de
yönlendirilebilirdi. Sokak protestosundan Turuncu devrim do
ğmuştu ve Yuşenko
Aralık ayında devlet ba
şkanı seçildi.
Putin, Batının Rus sınırlarında “sürekli bir devrim
sistemi” yaratmaya çalı
şğını dile getiriyordu.
Rus siyasetinin geleceği ne olacaktı? Putin 2008’de Kremlinden inecek miydi? Yoksa bir yolunu bulup
ba
şkanlığa devam mı edecekti? Artık anayasayı değiştirecek çoğunluğa sahipti. Ya da başbakanın daha güçlü olacağı yeni bir sistem kabul ettirebilirdi. Putin, Boris
Yeltsin’den totaliter rejime dönmemek kaydıyla emanet aldı
ğı yeni oluşan hassas demokrasiyi yüzüstü bırakmıştı. Politik analiz uzmanlarına göre Putin,
külfetleri olmaksızın “taklit demokrasi” sunuyordu.
Süslü televizyon grafikleri üstüne Kremlin’in dikte etti
ği metinler okunuyor; seçimde birçok aday
oluyor ama sonuç hep ba
şından
biliniyordu; yargı sisteminde yargıçlar ve jüri vardı ama adalet
yoktu; mecliste muhalif partiler vardı ama hepsi Putin’in
sözünü dinliyordu. Ancak Putincili
ğin içinde Sovyet sembollerini canlandırmak ve
vatansever naraları atmanın ötesinde bir 
şey vardı: İstikrar. Başından
beri Putin’in a
ğzından
şürmediği istikrar, Çeçen terörü dalgasıyla sarsılmıştı. Ünlü Rusya tarihçisi Richard
Pipes’a göre Putin’in politikaları Rus toplumunun Batı tarzı demokrasiyi
reddetmesinin yansımalarıydı. Ba
şkanın
popüler olmasının nedeni Rusya’nın geleneksel yönetim modeli olan otoriter
devleti geri getirmesiydi. Bu modelde vatanda
şlar politikayla ilgili sorumluluklardan muaf tutuluyor
ve yapay bir birlik olu
şturmak
için hayali dı
ş mihraklar söylemi kullanılıyordu.
Zaten Putin ve yardımcıları da Rusya’nın demokrasiye hazır olmadı
ğını ve demokrasinin tarihsel olarak
Rusya’ya uygun olmadı
ğını açıkça
dile getiriyorlardı. Putin Bush’a bile 
Şili’de buluştuklarında
Rusya’nın tarihine uygun bir yönetim biçimine ihtiyacı oldu
ğundan bahsetmişti. Eski komünist şimdiki St.Petersburg valisi Matviyenko’nun söylediği gibi Rus zihniyeti bir
barona, Çar’a, bir ba
şkana
kısaca mutlaka bir patrona ihtiyaç duyuyordu.
Tüm dünyanın demokrasi trendlerini izleyen
ve A.B.D. tarafından finanse edilen Freedom House grubu
1989’dan beri ilk defa Rusya’yı özgür olmayan ülkeler listesine almı
ştı. Washington Bush’un Putin hakkında
yanlı
ş hüküm verdiğine dair demeçler veriyor ve Bush’u dolduruyordu. Bush
ise Putin’in çevresindeki KGB üyelerini sorumlu tutuyordu. Bush 2005 yılının ba
şlarında dünyada despotlukla hesaplaşacaklarını söylerken Rusya’nın
demokrasiden geri dönmesinin, izleyece
ği
yolu belirleyecek erken bir deneme oldu
ğunu söylüyordu. Slovakya’da bir araya geldiklerinde
Putin, Sovyet diktatörlü
ğünü yeniden
getirece
ği yolunda bir tutkusu olduğunu yalanlıyordu. En çok kullandığı tema olan Rusya’nın
Sovyetlerin çökü
şüyle
ortaya çıkan demokrasiden korunması gerekti
ğini ekliyordu. Bush’un yanında verdiği demeçte “Demokrasi anarşi değildir. Kendi insanlarını soymak değildir” diye sözlerine devam ediyordu. Putin hala Sovyet tarzı bir
diktatör olmaktan uzaktı çünkü siyasi sistem herkesi kontrol etmek için
zayıftı. Putin Projesi, kontrol mekanizmalarını merkezde, yani Kremlin’de
toplamada ba
şarılı olmuştu ama ülkenin birçok yerinde sosyal protestolar
ba
ş göstermişti. Putin yönetiminde yaşamak çoğu
insan için belki daha istikrarlıydı ama kesinlikle daha az özgürlük
demekti. Putin’in onaylanma oranı Kursk denizaltısı
faciasından beri ilk defa bu denli dü
şştü. Turuncu Devrimini, Kırgızistan’daki
Lale Devrimi takip edince prestiji hasar gördü. Demokratik sokak devrimlerinden
korkan Kremlin hemen bir gençlik kolu örgütledi. Bu grup yurtiçinde çıkabilecek
siyasi ayaklanmaları engelleyecekti. Putin’in itibarını sarsan olaylardan en
kötüsü Çeçenistan’da çözülemeyen krizin bir de Beslan’daki çocuklara sıçramı
ş olmasıydı ve kim bilir daha ne
kadar yayılacaktı. Çeçenistan’ın ötesindeki cumhuriyetlerde
bombalamalar, suikastlar ya
şanıyordu; Çeçenistan’da
gerillalar yeni bir 
şiddet
dalgası ba
şlatmıştı. Diğer taraftan Rus ordusu evlere girip intihar
bombacısı olabilir gerekçesiyle çocuklarını kaybeden anneleri
topluyordu. Putincili
ğin  göstermelik
bir istikrar oldu
ğu     ortaya çıkmıştı. 2005 Mart ayında Kremlin ve Çeçen kuvvetleri
arasındaki pazarlıkları sürdürebilecek nadir insanlardan olan Aslan
Maskhadov’un Rus askerlerince öldürülmesinin ardından daha fazla çatı
şmanın olacağı belliydi.
Birkaç yıl önce geldiğimiz Rusya’dan ayrılma zamanı geldiğinde, Putin’in karşısında muhalif olarak şer dilli Khamakada yeni bir demokratik muhalefet
hareketi ba
şlatmak  üzereydi; Orduda reform
yapmak isteyen, tiyatro baskınından sonra Putin’in üstüne giden Sa
ğ Güçler Partisi liderlerinden Boris
Nemtsov sonunda meclisten atılmı
ş ve
Ukrayna’da Yu
şenko’yla çalışmaya başlamıştı. Putinle yemeğe çıkıp bize onun insanları nasıl etkilediğini anladığını anlatan gazeteci arkadaşımız Yelena Tregubova, Putin hakkında
yayınladı
ğı kitaptan sonra evinin önünde
patlayan bombanın ardından ülkeyi terk etti. NTV artık Çeçenistan
yerine mahkeme ve tutuklama haberleri yayınlıyordu. Rusya bir polis devletine
dönü
şüyordu. Rus halkının çoğu için siyaset bazı klanların
arasındaki yozla
şş bir kavgadan daha fazla bir şey ifade etmiyordu. İktidara sahip olmak isteyenlerin ise tek
amacı gücü ellerinde tutup devlet mallarını tekrar payla
şmaktı. Rusya çelişkilerle doluydu. Cep telefonsuz gezmeyen
lise son ö
ğrencileri
bir taraftan ekonomi okumak istiyor bir yandan da Sovyetlerin çökü
şünden yakınıyorlardı…
Kitabın yeni baskısını hazırladığımız sırada Novaya Gazetesinden muhabiri arkadaşımız Anna Politkovskaya’nın ölüm haberiyle
sarsıldık. Evinin önünde biri ba
şına
biri vücuduna isabet eden iki kur
şunla öldürülmüştü. Olay mahalinde bırakılan silah
cinayetin profesyonel bir i
ş olduğunu belli ediyordu. Çeçen savaşı ve Rus ordusunun sivillere yaptığı işkenceler hakkında yazılarıyla ve Kremlin’in Çeçen
politikasına kar
şı eleştirileriyle tanınan Politkovskaya’nın son
yazdı
ğı makale sanki başına gelecekleri bildiğini  düşündürtüyordu. “Ben bir paryayım, toplumdan dışlanmış biriyim” diyordu. “İflah olmaz bir düşmanım, yeniden eğitilmesi mümkün olmayan” diye devam eden mektubu
bir süre önce Putin’in Personel  Müdür Yardımcısı Vladislav
Surkov, Politkovskaya’ya bazı dü
şmanlarla
konu
şup anlaşılabileceğini
bazılarınınsa iflah olmaz biçimde dü
şman
olduklarını ve siyasi arenadan temizlenmeleri gerekti
ğini söylemişti. Politkovskaya kendisinin ve onun gibilerin silinmesi
gerekenler oldu
ğunu
biliyordu. Kremlin’in manipule etti
ği
2003 seçimleriyle Çeçenistan’a ba
şkan
olan Ahmet Kadirov 2004 Mayıs ayında düzenlenen bir suikastte
hayatını kaybetmi
şti.
Kremlin tarafından yerine o
ğlu
Ramzan Kadirov yerle
ştirildi.
Etrafında silahlı binlerce  adamıyla birlikte Kadirov, Çeçenistanda
sivillere gaddarlık ediyordu. Politkovskaya, Ramzan Kadirov’un kendisini hedef aldı
ğını söylüyordu. Son görüşmemizde tehdit mektuplarını bize de
göstermi
şti. Ve o zamandan bu yana tehditlerin dozu
artmı
ştı. Son araştırması Kadirov’u sorumlu tuttuğu bir işkence olayıydı ve
yazısını bitiremeden öldürülmü
ştü. Putin başa
geldi
ğinden beri Rusya’da faili meçhul bir
cinayete kurban giden 13. gazeteciydi. Kremlin Yükseliyor’u yayınladı
ğımızdan beri Politkovskaya dışında birçok insanın Kremlin’e bağlantılı şekilde zarar gördüğüne tanık olduk. Kremlin danışmanlarından Marina Litvinoviç, demokrat Khamakada’nın
strateji uzmanı olarak çalı
şmaya
ba
şlayınca saldırıya uğradı. Ardından muhalefet liderine dönüşen ünlü satranç oyuncusu
Kasparov’la birlikte çalı
şmaya  başladığında ise yine saldırıya uğradı. Kasparov’un kurduğu Birleşik
Sivil Cephe ofisi polis tarafından basılarak “a
şırı aktivist eylem” incelemesi yapıldı.
Ukrayna’da Turuncu Devrimi tetikleyen yazılarıyla tanınan Heorhiy Gongadze de
bir cinayete kurban gitmi
şti.
Rus halkı anla
şmalı cinayetlere
alı
şkındı. Politkovskaya haberi yayıldığında Kremlin sessiz kaldı. Birkaç gün
sonra açıklama yapan Putin, katili bulacakları sözünü verdi. Ardından
Rus adaletinden kaçan bazı insanların yeni bir Rus kar
şıtı dalga yaratmak için birini kurban
ettiklerini ve Putin’i karalamayı hedeflediklerini açıkladı. Bu cinayetin
Politkovskaya’nın yazılarının Rusya ve Çeçenistan’a verdi
ği zarardan daha kötü etkilediğini söylerken umursamaz görünüyordu.
Putin’e göre bir gazetecinin i
şi
devlete zarar vermeyi amaçlıyordu. Çeçenistan’da sivillerin öldürülmesi,
tecavüz, i
şkence ve sakatlama
olayları hakkındaki yazıları dü
şmanları    şkırtıcı
 
bir propaganda olarak nitelendiriyordu.
Novaya Gazete editörleri Anna Politkovskaya’nın katili bulununcaya kadar i
şi takip edeceklerdi ancak çok az
insan adaletin yerini bulaca
ğına
inanıyordu. Bu arada etnik saldırılar, tacizler günden güne artıyordu. Bundan
sadece  Çeçenler de
ğil
Rusya’da ya
şayan Gürcüler de nasibini alıyordu.
2006 sonbaharında, eski KGB ajanı
Alexander Litvinenko’nun zehirlenerek öldürülmesi haberi ile tüm dünya
çalkalandı. 1994’te Berezovsky’e kar
şı düzenlenen
bir suikast giri
şimini
incelemek üzere FSB tarafından görevlendirilen Litvienko’nun, Berezovsky
ile sıkı dost oldu
ğuna
ve adeta bu güçlü oligarkın gizli servis içindeki gözü ve kula
ğı görevi gördüğüne inanılıyordu. 1998 yılına gelindiğinde Litvienko, Berezovsky’e FSB gizli
servisinin içinde bazı güçlerin Berezovsky’i öldürmek istedi
ğini çıtlattı. Sonunda Berezovsky gibi
Londra’ya kaçan Litvienko, FSB’nin 1999 yılında apartman bombalamalarını
düzenleyip suçu Çeçenlerin üzerine yıktı
ğını açıkladığı bir kitap yazdı. Kasım 2006’da Anna
Politkovskaya cinayetini ara
ştırdığı sırada Londra’da bir otelde eski
KGB ajanlarıyla sonra da bir su
şi
restoranında 
İtalyan
bir güvenlik danı
şmanı
ile bulu
ştuktan bir süre sonra kendini
kötü hissetmeye ba
şlayan
Litvienko hastaneye kaldırıldı ve dünyanın gözleri önünde eridi
gitti. Litvinenko sadece Rusya’da bir tesiste üretilen polonium-210
adlı radyoaktif maddeyle zehirlenmi
şti. Otel, restoran ve Londra – Moskova arasında uçuş yapan uçaklarda maddenin
kalıntılarına rastlandı. Dünyanın gözleri Rusya’ya çevrildi.
Litvinenko ölmeden önce suçlunun Putin oldu
ğuna işaret
etmi
şti. Kremlin bu iddiayla alay edercesine
suçlamayı reddetti ve Berezovsky ve Khodorkovsky’nin i
ş ortağı olan Leonid Nevzlin’in olaydan sorumlu
olabilece
ğini ortaya attı. Putin’in Litvinenko gibi
alakasız birine ki
şisel
bir dü
şmanlığı olabileceğini kavramak zordu. Ancak Rusya’da, anlaşılması güç şekilde iç içe geçmiş camialar, gizli gerekçeler ve
birbiriyle çeki
şen
klanlar vardı. Her taraftan komplo teorileri ya
ğarken neyin doğru olduğunu
belirlemek güçtü ancak kesin olan tek 
şey, Kremlin düşmanı olan birinin hayatına zarar geleceğiydi.
Ekonominin ve piyasanın giderek gelişmesiyle Rusya para içinde yüzmeye başladı. Putin Kremlin’e çıktığından beri yılda 200 milyar dolarlık
büyüme kaydeden ekonomi 2006’da 920 milyar dolara ula
ştı. Nakit akışı sayesinde
hükümet tüm dı
ş borçlarını ödemenin yanında
kara gün için de büyük miktarda bir parayı kenara ayırabildi. Putin ülkede
nüfus artı
şı sağlamak için 2007’den itibaren ikinci çocuğunu doğuran annelere 9200 dolar verileceğini açıkladı. Ancak bu nüfus
sorununu çözemezdi çünkü ölüm oranı do
ğum oranının kat kat üstündeydi. Putin
Rusya’yı kıskacına alan AIDS’in bir tehdit oldu
ğunu kabul etmiyordu. Yine de çok az bir miktar
olmasına ra
ğmen 4.5 milyon dolar ayırmaya
razı oldu.
Enerjiye  büyük  önem  veren  Putin  Rusya’da  petrol  sektöründeki  devlet  kontrolünü
%30’a çıkarmak için, Gazprom’un Siberneft’i almasını sa
ğladı. Roman Abramoviç ve ortakları 90’larda
devletten 100 milyon dolara aldı
ğı petrol şirketini devlete 13 milyar dolara geri
satmı
ş oldu. 2006 yılında ise hükümet,
dünyanın en büyük dokunulmamı
ş rezervine
sahip olan Barents denizindeki Shtockman gaz sahasına yabancı yatırımların
girmesini yasakladı. 
Şimdiye
kadar görü
şğü Chevron, Conocopolis gibi tüm
Batılı enerji devlerini yüzüstü bıraktı. Kremlin sahip oldu
ğu enerjiyi önemli bir dış politika silahı olarak kullanma
taktiklerini geli
ştirdi.
Turuncu Devrim’den sonra uzun süredir sübvansiyonla desteklenen do
ğalgaz satışını piyasa fiyatlarına çekmeyi isteyen
Kremlin, Ukrayna’yla anla
şamayınca çareyi
enerji hattını kapatmakta buldu. Bu sadece Rusya’nın kom
şu ülkelerini değil, doğalgazının % 25’ini Rusya’dan alan Batı Avrupa’ yı da
alarma geçirdi. Moskova’nın boru hattını istedi
ği an kapatıp açabileceğinin farkına varıldı. Beyaz Rusya’da da aynı gaz
kesme takti
ği uygulayan Rusya, güney komşusu Gürcistan’daki demokratik Gül
Devriminden sonra ba
şa
gelen Amerikan yanlısı hükümete kar
şı ekonomik
gücünü kullanarak ambargo uyguladı. Gürcistan’da dört Rus casusunun
tutuklanması üzerine Rus otoriteleri Moskova’da ya
şayan yüzlerce Gürcüyü apar topar sınır dışı etti.
Tüm bunlar Amerika ve Rusya ilişkisini de olumsuz etkiledi. 2006,
Rusya’nın G-8’e katılmasıyla, Bush ve di
ğer Batı’lı liderler için yeni ve zor bir dönemdi.
Aslında ba
şı çeken endüstriyel demokrasi ülkelerini
bir araya toplayan grupta Rusya’nın ne i
şi olduğu
di
ğer yedi ülke arasında ayrıca tartışma konusu oldu. Beyaz Saray Bush’u zirveyi
boykot etmesi için kı
şkırtıyordu.
Amerikalı önemli senatörlerden bazıları Rusya’nın
G-8’den çıkarılması  gerekti
ğini öne sürüyordu. Bush bu tip uygulamaların
Rusya’yı Batıdan  uzakla
ştırmaktan başka
bir 
şeye yaramayacağını düşündüğünden böylesine bir tutumu benimsemedi.
Irak sava
şı gittikçe kötüye giderken, Iran
uluslararası nükleer programlara kar
şı hareket ederken ve Kuzey Kore kendi nükleer stoğunu hızla geliştirirken Bush bir de Rusya’yla ilişkileri koparmanın yersiz olacağına inanıyordu. Yine de G-8’e giderken
Rusya’nın izledi
ği
yolla ilgili adamakıllı sert bir mesaj vermekten geri durmadı. Ba
şkan yardımcısı Cheney’i Litvanya’ya
gönderdi. Cheney verdi
ği
demeçte, Rus hükümetinin siyasetten tutun dinden medyaya tüm sivil toplum
alanlarında insan haklarını kısıtlamı
ş olmasından
dem vurdu. Rusya’nın gaz kesme ve ambargo taktikleriyle sindirmesinin me
şru olmadığını sözlerine ekledi. Putin, kendisinden alt
kademedeki A.B.D. yetkilisinin açıklamalarına öfkelenmesine ra
ğmen Cheney’in ertesi gün Kazakistan’da
yaptı
ğı konuşmadan sonra
durumu önemsemedi. Çünkü Amerika’nın jeopolitik ikiyüzlülü
ğünün tavana vurduğu, Cheney’in en az Rusya’daki kadar politik baskıyla
yönetilen Kazakistan’ı övmesiyle açıkça belli oluyordu. Bir zamanlar
Sovyet Politbüroda görev yapmı
ş olan
Kazakistan cumhurba
şkanı Nursultan
Nazarbayev,  ba
ğımsızlık
kazanılmasından önce de ülkeyi yönetiyordu. %90 oy oranıyla ba
şa geldiğinde seçimlerde sahtekarlık yapıldığı açıktı. Oysa Cheney, Nazarbayev’in
sansür ve insan hakları sabıkasını da görmezden gelerek Kazakistan’da ne büyük
i
şler becerildiğinden bahsediyordu. Putin bunları duyduktan sonra
kendine yöneltilen ele
ştirileri
hiç umursamadı. Temmuzda St.Petersburg’da yapılan G-8 zirvesine katılan
Bush, Putin’le daha fazla kar
şılıklı meydan
okuma taraftarı de
ğildi,
onun yerine sivil nükleer operasyonla ilgili anla
şma yapmak istiyordu. Bush, gazetecilere açıklamalar
yaparken dünyanın Irak gibi bölgelerinde kurumsal de
ğişikliğe önayak olmak istediklerini, din ve
basın özgürlü
ğünü desteklediklerini söyledikten
sonra “Umarım Rusya’da aynısını uygular” dedi.
Bunun üzerine lafa atlayan Putin “dürüst olmak gerekirse Irak’taki
gibi bir demokrasiyi kesinlikle istemiyoruz” diyerek Bush’u kö
şeye sıkıştırdı. Putin zirve boyunca Bush’u Irak hakkında iğnelemesine rağmen kendisi Çeçenistan hakkında diğer Batılı liderlerden
baskı almadan sıyrıldı. Putin Irak’taki gibi bir demokrasi istemezken
Rusya’da kendi tarzındaki demokrasiyi geli
ştirmeye devam etti. Kremlin politika, medya ve iş dünyası üzerindeki
baskısını sıkıla
ştırdı.
Kremlin tarafından ho
ş görülmeyen
televizyon, radyo kanalları, gazeteler kapatıldı veya el de
ğiştirdi.
Kremlin’e yakın mecralar tarafından yönetilmeye ba
şlayınca tonu yumuşayan yazılı ve görsel medya, politika
haberlerinden sıyrılıp adeta Putin yanlısı birer propaganda aracına dönü
ştü.
Beslan’daki okul baskınını takip eden 2
yıl içinde Rusya, Çeçenistan’a boyun e
ğdirme
sava
şında artan bir başarı gösterdi. Çeçen isyancılar eskisi gibi
büyük saldırılar düzenlemiyordu ve çatı
şmalar azalmıştı.
Bombalarla mahvolan Grozny yava
ş yavaş yeniden hayat bulmaya başlamıştı. Aslan Maskhadov’un öldürülmesinin ardından teröristlerin
beyin adamı 
Şamil
Basayev’in de bir patlamada hayatını kaybetmesi, Çeçenistan’daki
gerilla hareketinin sona ermesinde etkili olabilirdi ama ülkedeki terörü, bu
kez de Kremlin tarafından desteklenen yönetim ve lideri Ramzan Kadirov devam
ettiriyordu.
İnsan hakları örgütleri ve sivil
toplum kurulu
şları Kremlin’in dikkatinden
kaçmadı ve etkinliklerini denetlemek üzere katı kurallar
getirildi. Tüm bunlar Rus bürokratların Bizans tarzında birbiriyle çeli
şen düzenlemeler getirmekte ne denli
yetenekli olduklarını kanıtladı. Yeni yasadaki kurallar birbirine öylesine ba
ğdaşmıyordu ki kanuna itaat edenleri bile alt edebilecek
türdendi. Kısıtlama getirilmeyen dernekler ise yabancı kaynaklı olsa
bile devletin tehdit olarak  görmedi
ği Amerikan Ticaret Odası gibi
kurumlardı.  Uzun  süren     u
ğraşılardan
 
sonra yeniden düzenlenen kayıt
zorunluluklarını yerine getiren örgütler tekrar çalı
şmaya başlayabilmişti ancak Kremlin’in gayet açık mesajına
göre artık tüm adımları izlenecekti. Otoriteler Çeçen sava
şındaki insan hakları ihlaline ve sivillere
uygulanan zulümlere dikkat çekerek öne çıkan Rus-Çeçen Dostluk derne
ğini, toplumu “ırkçı nefrete teşvik” ettiği gerekçesiyle kapattı. Khodorkovsky’nin Açık Rusya
Vakfı ve hatta Beslan’dan kurtulan yetim çocukların bakıldı
ğı okulu aynı şekilde kapatıldı.
Bazılarına göre Putin ikinci döneminin
sonuna yakla
şğı bu günlerde dünya liderlerinin ayağına geldiği zirve toplantıları gibi şaşalı vesileler
şında yorgun veya işiyle daha az ilgili görünüyordu. Bazıları ise
Putin’in ba
şkanlık sonrası Gazprom’un liderliği gibi bol kazançlı bir emeklilik
hayatına zemin hazırladı
ğı görüşündeydi. 2007 geldiğinde Putin’in önceliği Aralıkta yapılacak meclis seçimleri olmuştu. Sovyetlerin dağılmasından beri siyasi partilerin
mantar  gibi türeyip çok geçmeden çürütüldü
ğü Rusya’da, Rus meclisi Duma’daki baskın
güç Birle
şik Rusya kalıcı bir parti olma
yolunda ilerliyordu. 2008’de ise devlet ba
şkanlığı seçimleri
yapılacaktı. Putin’in aday olarak Savunma Bakanı Sergei Ivanov’u veya
Kremlin personel müdürlü
ğünden
ba
şbakan yardımcılığına atanan Dmitri Medvedev’i göstereceği söylentileri dolaşıyordu. Bazılarına göre ise Putin bir
sürpriz yapabilir ve Putin’in arkada
şı olan
demiryolları müdürü Vladimir Yakunin’i seçebilirdi. Bir ba
şka teori ise Litvienko cinayetinin Kremlin
içindeki çekist kanat tarafından Putin’i ba
şkan koltuğunda
tutmak için i
şlendiğini savunuyordu. Kremlindekiler için bu durumda değişime
açık ve tehlikede olan sadece siyasi iktidar de
ğil geniş ekonomik
kaynaklardı. Putin’in altındaki çe
şitli
klanlar bu kaynaklardan beslenmekteydi. Putin’in kendili
ğinden koltuğu bırakacağı düşüncesi Rusların çoğunu şaşırtıyordu. Çünkü şimdiye kadar Boris Yeltsin dışında, ki o da sağlık sorunları nedeniyle daha fazla devam
edemezdi- hiçbir lider kendi rızasıyla Kremlin’den inmemi
şti. Daha kurnaz senaryolar ise Putin’in başkanlığı bittikten sonra yetkileri arttırılmış bir mecliste başbakan olacağı veya Rusya ve Beyaz Rusya arasında
güçlendirilmi
ş bir birliğin başkanı olacağını öne sürüyordu. Tabi Komünist
liderlerin çok uzun süre yaptı
ğı gibi,
Birle
şik Rusya partisinin başına geçerek bunu iktidar zemini olarak
kullanabilirdi. Putin tam olarak açık etmemesine ra
ğmen, kendisine 2008’den sonra ne olacağına dair yöneltilen sorulara Rusya’da gelişimi garanti altına almaya ve ülkenin
gelece
ğini bir şekilde etkilemeye devam edeceğine yönelik sinyaller veriyordu… 

 

—————————-
Tugberk
Tugberk
Azıcık okur yazar, çok dinleyen az konuşan, içindeki çocuğu öldürmeyen, ama polyannalarla pek anlaşamayan sıradan yurdum insanı ... Yaşamak adına insanca adamca, kavgadan gürültüden uzak tüm çeşitliliklerimizle bir olabilmek ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: